.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

16 Nisan 2017 Pazar

REFERANDUM SONUCU: EVET

Untitled-3_16
EVET: %  51,4
HAYIR: % 48,6 

Referandum sonucu evet çıktı çıkmasına ama beklenti bu değildi. Belki böyle olmasında da bir hayır var. Zira yüksek bir yüzde çıksaydı rehavete kapılma söz konusu idi. Şimdi dikkat ve temkinle beraber çok çalışmak gerekiyor.

Referandum sonuçları uzmanlarca analiz edilecektir. Akparti'nin kalelerinde neden hayır çıktığı araştırılmalıdır. Akparti, MHP ve BBP bu referandumda evet lehinde çalıştığı halde ya MHP'den oy gelmedi. Ya da Akparti içinde hayır oyu atan çok önemli bir kitle var. 

Büyük şehirlerin eğilimi analiz edilmeli. Hayır cephesinin tek adam algısı etkili oldu. Evet meselesinin, anayasa değişikliği önerisinin iyi anlatılamadığı kanısında değilim. Milletin iradesi böyle tecelli etmiştir.

Şu anda her yerde zafer kutlamaları yapılmakta ama benim içimde buruk bir his var.

69 yorum:

  1. -referandumdan çıkan bazı sonuçları
    refarandum erdoğan ve karşıtları olarak şekillendi
    -akp dende fire verildi akp nin içinde tonla kripto eleman var danışman seviyesindeki bu kişiler eyalet söylemi ile kafaları bulandırıp oyları düşürdüler
    -mhp den beklenen oy gelmedi ancak mhp bu refaranduma ktkı verdi köprüler büsbütün atılmamalı bahceliye destek olunmalı yoksa bahcelinin partinin başında kalamama ihtimali yüksek
    -doğuda evet oylarında ciddi bir artış oldu
    -devlet in önemli kurumlarına hemen atamalar yapılacak paralel in etkisi azalacak
    -karşı taraf mühürsüz zarf olayını bahane edip sonuçlara şaibeli göstermek istiyor ..vatandaş olarak ben oyumu kullanmış imzamı atmışım zarf mühürsüzse bu seçim kurulunun ihmalidir...şu düşünce oluşturulmaya çalışılıyor oy kullanmayanların yerine bu mühürsüz zarfla oy kullanıldı iyide kardeşim her sandıkta partilerden müşahitler var ...demek geçmişte çöpten oy topluyorlardı şimdiki provakasyon da böyle mühürsüz zarflar hepsi evet müşahitler hep akpli seçmen imzaları sahte bu sahte oyları suriyeliler kullandı deyip kaos çıkaracaklar
    -bütün olumsuzluklara rağmen sonuç olumlu oldu bunada şükür

    YanıtlaSil
  2. 1* Aylardır konuşulan referandum yapıldı. Sonuç. 51.4 müsbet oyla 18 maddelik Anayasa değişikliği onaylandı. Kim tarafından? Milli İrade. El-hükmü alalekser gereğince 48.6’da kalan muhalif yani karşı oyların hükmü hiç olmuştur.

    Bu sonuç şunu gösteriyor: Türkiye’de artık Cumhurbaşkanlığı (bir nevi başkanlık) sistemine geçiyor. Rejim değil hükmetme-icra-yürütme sistemi değişti. Bu büyük bir inkılaptır. Çünkü parlamenter sistemde hükümet ile Meclis iç içe idi. Meclis’in istişare danışma organı olmaktan çıkaran o eski sistemde Meclis, çoğunluğu elinde tutun partinin veya koalisyonun güdüm ve kontrolü altında idi. Halbuki erkler ayrılığı prensibi yani yasama-icra-yargı birbirinden bağımsız olmalı idi. Ancak şimdiki siste böyle değildi. Öyle olduğu için başımız sıkıntı ve krizlerden kurtulmuyordu. Üstüne üstlük sivil-silahlı bürokrasi egemendi.

    Referandumun sonucunun analizleri yapılacak, politik değerlendirmeler olacak. Referandumda “Evet” oyları ile “Hayır “oylarının birbirine neden yakın olduğu değerlendirilecek. Ama referandum öncesi yapılan hesaplamada, yüzde 50 AKP + Yüzde 11.5 MHP ve yüzde 2’lik BBP oylarının birleşmesi ile yüzde 55-60 civarında “Evet” oyu bekleniyordu. Veya tahmin ediliyordu. Ama “Evet” oyları yüzde 51.4 çıktı. Bu meselenin bir yüzü. Bir diğer mesele ise bu gece anlaşıldı. 2015 tarihinde yapılan anketlerde başkanlık sistemine evet diyenlerin oyu 25, geçen yıl ise yüzde 35 civarında olmuş. Yani anket neticelerine göre referandumda “Evet” oyları yüzde 100 ve 75 oranında artarak yüzde 51.4 olarak gerçekleşti. Bu da ayrı bir değerlendirme konusu. Yani olaya bir de böyle bakılmalı. Yani vesayet rejiminin sürdüğü bir zamanda halkın büyük çoğunluğu başkanlık sistemine karşı idi. Ama referandumda 5-6 ayda kaydedilen değişim sonucu yüzde 51.4 çıktı. Buna başarı gözüyle hatta zafer olarak bakılmalı.

    Bu referandumun takdire şayan iki siması vardır. Konuyu ilk defe açan ve bunun vazife gibi gören Başbakan Binali Yıldırım ile bu teklif MHP’ye yapıldığında cesaretle sahiplenip hayata geçirilmesinde büyük katkısı olan MHP Lideri Devlet Bahçeli. İlkinin derdi icrada yani hükmetmede hız iken, diğerinin bakış açısı ise Türkiye’nin maruz kaldığı tahrikler sonucu yaşadığı bölünme tehlikesi idi. Yeni sistemle bölücü partilerin iktidar ortağı olup ortalığı kirletmelerine izin vermeyeceği hesabıyla destek verdi.

    Referandum öncesi muhalefetin değil de, Neocon uşağı ve Siyonist maşası Fetoşkeştayn çetesinin muhalefete koz olarak ortaya attığı “eyalet” fitne iddiası epey kafa karıştırdı. Bunun “Hayır” cephesine yüzde 3’lük bir oy kaymasına sebep olduğu anlaşılıyor. Bu tam bir avanak aldatması idi. Epey prim yaptı. Çünkü anayasa değişikliği bir çok vesayeti yerle bir ediyordu. Oyunu kurgulayanların bu son hamlesi eyalet iddiası oldu.

    Bu işin siyasi tarafı. Ya bunun ahir zaman fitne-fesad işleri bakımından değerlendirilmesi. Bu ülkede siyasi partisi iki defe cunta darbesi yiyen bir eski başbakan 1974 yılında o zaman Marksist olan İsmail Cem İpekçi’ye verdiği bir röportajda 12 Mart muhtırasını değerlendirirken şunu söylemişti: “Kimse güçlü Türkiye istemez”. Bu söz cumhuriyet tarihinde bir başbakanın ağzından ilk kez söyleniyordu.

    YanıtlaSil
  3. 2*Bir İngiliz Başbakanı 1920’lerde genç Türkiye için şunu söylemişti. Dünyaya hükmeden o zamanın süper devletinin Başbakanı olan Churchill: “Türkiye 250 kilo kalmalı. 300 kiloya çıkarsa çevresine sarkar. 200 kiloya düşerse bize muhtaç hale gelir. Onun için hep 250 kilo kalmalı” Yani ne büyümeli ne küçülmeli. Bu uzun yıllar cumhuriyet politikalarının ana hattı olmuştu. İçine kapanan, güçlendikçe iç kavgalarla veya darbelerle veya ekonomik krizlerle gücünü ziyan eden bir Türkiye. 4 darbe ve 4 büyük ekonomik kriz bunun delili. İşte o Başbakan bnu nihayet cumhuriyetin kuruluşundan 51 yıl sonra anlamış ve o ünlü sözü söylemişti: “Kimse güçlü Türkiye istemez”. Peki bu güçsüz Türkiye nasıl yapılacaktı. Vesayet denetimi ve yönlendirmeleriyle. Yabancı istihbaratlar hep bunu gözetmişlerdir. Menderes iktidar olduktan sonra ABD’ye yaptığı gezide 300 milyon dolar kredi ister. Ne yapılacağı sorulduğunda “Kalkınma için harcayacağız” der. ABD’li Başkan’da aldığı cevap ise: “Biz size böyle bir görev biçmedik” Yani siz bizim bekçimiz olarak Sovyetlere karşı olacaksınız. Kalkınma gelişme büyümenizi istemedik. Anglo-Sakson bakış açısı.

    İşte meşruti Kemalist sistem bunu sağlıyordu. Batılı emrediyor biz de hep yerimizde sayıyorduk. Bunu bozan önce Menderes oldu. Sonra Demirel. Sonra Özal. Sonra Refahyol. Ve dördü de alaşağı edildi. Yani Türkiye’yi her ekonomik kalkınmada take-off noktasına geldiğinde cezalandırıldı.

    Peki ne oldu da Türkiye bu ecnebi vesayet istilasına karşı çıkacak gücü buldu? Bunun cevabı manevidir. İkincisi kader-i İlahi’nin Türklere biçtiği misyonu ihyadır. Yani Hz. Mehdi ile güçlendirilmesidir. Bu 90 yılın sonunda 2002 veya 2007’de gözlemlendi. Yani yönetimin halkın denetimine açılmasıdır. Çünkü ihya edilen din ile ihya olan Türkler bir asırlık duraksamadan sonara vazife başına dönecekti. Buna dair Kur’an’ın ve ehadisin ve ehl-i keşfin ihbarları vardır. Son yazdığım yorumda Hicri takvimin 197 gününde yapılacak referandumda bir tevafuktan söz etmiştim. Kur’an’ın 197. ayeti: Fatiha + Bakara Suresi’nin 190. Ayeti ne idi? “Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah yolunda savaşın, fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez”

    Evet Kur’an haddinizi aşmayın. Allah yolunda savaşanlar gibi adil olun ve haddinizi aşmadan savaşın, yani mücadele edin. Öyle olduğu anlaşılıyor. Nasıl mı? Neticelere bakalım: 51.4 ve 48.8.

    51. Sure Zariyat. Mekki bir suredir. Geçmişteki kavimlerin başlarına gelenleri hatırlatarak pek çok hikmete binaen yaratılan ve bulutlardan çiçek tohumlarına kadar pek çok şeyi taşıyarak dağıtan rüzgara yemin eder Allah. O Sure’nin 4. Ayeti bu işte kullanılan meleklere yemin vardır: “İşleri taksim eden meleklere”. Yani bütün bunları yapan görevli meleklerin görev taksimini hatırlatıyor Cenab-ı Alalh. Şimdi rüzgar esti, tohumlar ziraat alanlarına dağıtıldı. Şimdi yağmur yüklü bulutlar rüzgarın tesiriyle taşınacak ve tohumları sulayıp filiz verecek. Ne zaman? 2021’e kadar. Yani 4 yılda.


    YanıtlaSil
  4. 3*Peki 48. Sure’nin adı ne idi. Fetih. Bu Sure bilindiği gibi mana ve işari olarak Mekke’nin Fethine bakar. Nüzul sebebi de budur. Ancak Kur’an’ın her bir suresinin v e ayetinin her asra bakan bir manası vardır. Ve her asırdaki gibi ahir zamandaki fütuhata işaret eder. Bunu da ebcedi olarak 1331 tarihinde Çanakkale ile başlatır. O fethine sonucunda 1381 Hicri tarihinde 1331’de başlayan fetih ile İslam alemine manevi saldırıların duracağına işaret eder. Ayrıca 28. Ayette Hak dinin cihan hakimiyetine işaret eder. Bunun için mü’minlerden daha doğrusu Mehdi ve şahs-ı manevisinden 3 ayetle sabredilmesini ister. O ayet “Sabret, şüphesiz Allah’ın vaadi haktır” buyurur. (Rum 60-Mu’minin 55 ve 77) Şimdi konumuza dönersek, yani 48.6’nın altısına. O da şu: “Allah hakkında kötü zan besleyen münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkek ve müşrik kadınları da azaplandırır. Kötülük kendi başlarına gelsin! Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve onlar için Cehennemi hazırlamıştır. Gidilecek ne kötü bir yerdir orası.”
    Ebu Hureyre’den nakledilen bir Hadiste Mehdiyet’in hakimiyetinin başlaması ile bütün ceplerde ona saldırılar olacağı belirtilir. Türkiye ve Arap Baharı sonrası İslam dünyası,1991’de başlayan saldırıların devamı olarak Siyonist odaklı küresel güçlerle yerli maşalarının hainane tecavüzlerini yaşıyor. Bu sebeple önümüzde oldukça tehlikeli, çok zorlu ve meşakketli bir yol vardır. Sabrederek ama vazifelerimiz ihmal etmeden çalışmak ve desteğimizi sürdürmek zorundayız. Çalışmayana istiklal yoktur. Şimdi hüküm milletin eline geçti. İdarecisini bizzat seçecek. Vekalet yok. Meclis yasama olarak vazife görecek. Yargı ise bağımsız ve tarafsız olarak işlev görecek.

    Darbecilik, bürokratik vesayet artık prim yapamayacak. Hür ve müstakil bir millet ve devlet olmamız istenmeyecektir. Eski vesayetin borusu ötmeyeceğinden entrika ve suikastlere yeltenecektir.

    Bediüzzaman’ın mazide yapılan bizimle ilgili bir keşiften bahseder. “Hem Türk unsurunda ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak çıkacak. O vakit milletin kuvveti, bir şık bir şıkkın kuvvetini kırdığı için, hiçe inecek. İki dağ birbirine karşı bir mizanın iki gözünde bulunsa, bir batman kuvvet, o iki kuvvetle oynayabilir, yukarı kaldırır, aşağı indirir.” İşte bu tehlike yerli ve yabancı güç odaklarının tertipleyeceği hinliklere karşı müteyakkız olunmalı. Çünkü müjdeler var. Ama onların yerine gelebilmesi bizim şartları oluşturmamıza bakar. Bunu gerçekleştirince gezi fitnesinden beri bütün dış tahrikler neticesiz nasıl kaldı? Öyle ki 7 Şubat-Gezi-Yargı darbesi-15 Temmuz saldırıları naszıl def edildi.

    Ahir zamanda şahıs değil şahs-ı manevi, yani hükümdarın gücü değil milletin gücü önem kazanır. Ve o milletin gücü dayanışma içinde olursa önce fecr-i sadık sonra hakimiyet gelir. Nusret-i İlahi ancak ve ancak mücadele iradesi ve cehd ortaya konursa söz konusu. Referandumun neticesi böyle değerlendirilmelidir.

    Bir de şu var: Terör ve anarşi tehlikesinin güvenlik güçlerince bertaraf edilince Kürt kardeşlerimiz yüzde 20-30 civarında müsbet oy göstererek din-vatan kardeşliği ile dayanışma örneği verdi. Buna karşılık münafık bazı ırkçılar, milliyetçiliğe ihanet edercesine eyalet safsatasıyla yapay tehlike uydurarak oy devşirmeye kalkıştı. Ama malum ayetin hükmünün tokadını yediler. Beter olsunlar. Osmanlı’nın batışında ortaya çıkan o menfi ırkçılık daha sonra deccaliyete destek vererek alem-i İslam’ın izmihlaline sebep oldu. Artık bu oyunu yemeyiz.

    Her neyse milli irade bir kez daha müstakim rotadada kaldı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akdoğan kardeşim yaptığın tespitlere aynen katılıyorum
      Evet sandıktan zafer elde ettik lakin temkinli olmakta yarar var

      Sil
    2. Mustafa kardeşim gibi benim de içimde buruk bir sevinç var
      Ama dediği gibi belki de böyle daha hayırlıdır zafer sarhoşluğuna kapılmamamiz dikkatli olmak acisindan

      Sil
  5. _______Öncelikle Referandum sonucu başta bütün islam alemine sonrada ülkemize hayırlı olsun, maddi manevi berekete hayırlı hizmetlere sebeb olsun amin...
    İlk önce kendimize Neden Evet oyları istenilen kadar çıkmadı Hayır oyları öngörülenden fazla çıktı, sorusuna....
    EL CEVAP __1.si...Çünkü beklentilerimizi çok yüksek tuttuk, kendi içimizde bile değişik manipilasyonlar yapıldı. Yalanın mahiyeti işimize gelsede çirkin olduğu, En büyük Hilenin HİLESİZLİK olduğu yeniden anlaşıldı
    __2.si... Siyasetcilerin, Evet oyu için risk oluşturduğundan, daha 2015 e kadar başkanlık sisteminin millet desdeği %25 lerde idi.. bir şekilde bunu millete söyleyip rehavetin önlenmesi lazımdı ama yapılamadı...
    __3.sü... (( ve en önemlisi )) Bu Referandumun bir rejim değişikliği değil Yönetim değişikliği olduğu, Farkındalık oluşturararak anlatılması idi Örneğin... Ben hep bir Tren yolculuğuna benzettim. İstikamet ve raylar değişmiyordu Rayların üstünde eğri giden Vagonlar düzeltiliyordu Evet diyerek. (böylece hayırcıların korkuları kararsızların şüpheleri basitleştirilirdi) Zaten hakikatte böyleydi...
    ________Her neyse önemli olan %50 + 1 idi %51.4 le EVET cıktı vatana millete hayırlı olsun Böyle olmasınında büyük hikmetleri vardır.. Mesela Bahçelinin parti adına pek bir katkısı olmamaması, geçen yüzyılda İslamiyeti yerle bir eden Irkcılığın yeniden yeşermesinin önüne geçildi. Allahın (cc)izni ile 67 yıldır Yol aldığımız ve bu yolda bazen yavaş gitmemize bazen kaza yapmamıza sebep olan Vagonları sıfrladık.Tabiri caizse kara trenden hzılı trene geçtik İnşallah..
    ________Yukarıda Abdurrahman beyin bir Ayetten alıntı yapmış, bulutlar ve rüzgarlardan söz etti, Pazar günü oy vermek için Kuladan İzmir otobüsle yolculuk yaparken 2 saat boyunca cam kenerında Gökyuzunde ki küçük küçük bulutların 5 dk bir hayvan suretlerini alması ve en büyük bulutun Hızlı dönen Mevlevi suretinde görünmesi, Muhteşem gerçek bir Görsel efekti nutkum tutularak seyrettim... Şimdilik çözemedim ama mutlaka bir anlamı vardı, Rabbim hayırlara vesile kılsın amin...

    YanıtlaSil
  6. Öncelikle herkese saygılarımı iletiyorum.
    Bu referandumda neden evet verdiniz? Evet verme sebeplerinizi söylerseniz ben de bir fikir sahibi olacağım. Ben bu referandumda hayır verilmesinden yanaydım. İsterseniz burada saygı çerçevesi içinde maddeleri tartışabiliriz. Belki de kim haklı kim haksız öğrenmiş oluruz. Tabi Mustafa bey yorumlarımı yayınlarsanız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tayyip bey hak ve hakikatı temsil ettiği için evet verdik
      biliyoruzki insanlar oy verdiklerinin iki rekatındanda iki kadehindende hissedardır
      refah partisinin bize biat etmedi diye hayır ına üzüldük halbuki evet deseler milletvekilliği barajı kalkacak istanbul konya v.b yerlerden 2-3 vekillik kazanabileceklerdi

      Sil
    2. 1*Hilafet müessesi ile başlayan dini gelenek seçimli başkanlık öngörür. Seçen millet aynı zamanda dünyevi işlerde karar merciidir. Yani seçilen seçenin taleplerine kulak verip yerine getirecek. Dini hususlarda emir ve yasaklar ve müeyyideler Kur’an’da belli. Bunlar kabul edilir ve uyulur veya değil.

      Hz. Hasan’dan sonra bu müessese devreye seçim yerine saltanatın girmesiyle zedelendi. Ancak o saltanatçı halifeler Kur’an’a ve 4 esasından biri olan adalete önem vererip bu esasa riayet ederek hükmetmeye dikkat verdiğinden ciddi bir sıkıntı yaşanmadı.

      1773’te finansla azim güçlenen Yahudi ileri gelenlerinden Rothshild ailesinin daveti ile yapılan gizli Siyonist zirvesinde dünyaya egemen olmak için zamanın geldiği ve bunun gerçekleştirilmesi kararı verilir. Ve o toplantıda bütün alanlarda hakimiyeti için yönlendirici ve yönetici olunması için anlaşmaya varılır. İlk başarı Fransız ihtilali, arkasından Osmanlı Sarayı’na sızma ve de İngiltere, Hollanda ve Almanya’da egemen olmaya başlarlar. Bunun becerilmesinde esas amil, bürokrasi-sermaye-siyaseti yönlendiren gizli masonik komiteler oldu.

      Bizde bu komitelerin ilk icraatı Sened-i İttifak, ikincisi Yeniçeri Ocağı’nı söndürme, üçüncüsü ise Tanzimat Fermanı oldu. İşte o tarihten bu yana değil Türkiye’nin, bütün İslam dünyasına bela olan sivil-askeri vesayetlerdir. Çünkü dünyevileşmenin etkisiyle bürokraside, sultan ve hükümdarın yerine hükmetme illet ve hastalığı baş gösterir. Baş muharrik ise ihtilalci ve darbeci siyonizmin yönlendirdiği masonik komiteler-localar.

      Ve bir gün geldi, Osmanlı Siyonist-Mason zümresine mağlup oldu. Rum Suresi buna işaret eder. Önce sultan indirdiler, 1913’te ise iktidarı ele geçirdiler. Bab-ı Ali baskını ile. Buna da meşrutiyet dediler. Türkiye o tarihten buyana sivil-askeri vesayet tarafından yönetilir. Onları da yönetenler ise batı maskeli masonik komiteler ve Siyonistlerdir. Milli irade falan sadece şeklidir.

      Sil
    3. 2* Dört darbeden ve gizli 4 darbeden bahsetmeyeceğim. Kaht-ı ricalden kurtulamayan Türkiye’nin başına yönetici olarak gelen Tansu Çiller’in bir sözü vardı. O kaoslu günlerde arada kaybolup gitti. O söz “Bu ülkede önemli kararları politikacılar yani seçilmişler değil, başkaları (silahlı-sivil bürokrasi) karar verir. Politikacıya kala kala kanalizasyon ve yol yapmak kalmıştır” idi. Ona tepki olarak şu ünlü sözü de söyledi: “Benim için bir bakkalın oyu ile generalin oyu birdir”, “Deccal olsanız ne yazar”. Yani millet değil gizli odakların etki veya yönlendirmesinde veya dayatmasında bürokrasi ülkeyi yönetir. Bunu da cumhuriyet ve demokrasi diye yutturdular. Öyle ki bir bakanın bir projeyi gerçekleştirebilmesi ancak bürokrasinin keyfine kalmış bir husustu. Bir ara yazarım Çiller'in Başbakanlığı dönemindeki fitnenin baş müsebbibi bizzat İsrail’in müesses nizamıdır. Hayati çıkarı için Amerikalı odakları etkileyerek 28 Şubat hadisesinin düzenlemiştir. Katliam olacaktı, onu önleyen de birkaç namuslu paşa olmuştur. İzmir toplantısı sonrası.


      Sözün kısası dini-milli gelenekte yöneticiyi odaklar-vesayetler değil, halk belirler. Çünkü millet Hadis’in mucizevi işaretiyle “Batıl üzerine ittifak etmez”. Siz milletvekili seçiyorsunuz, o hükümeti oluşturuyor sonra ülkeyi yönetmeye kalktığında, önüne asker-memur-anayasa mahkemesi-danıştay-sayıştay-ünivernsite engelleri çıkıyor. Ve milli irade tecelli etmiyor. Etmeyince huzur ve refah gelmiyor.

      Son anayasa değişikliğinin bir tek önemli hususu vardır, meşruti cumhuriyete son veriyor, milli iradeye dayalı cumhuriyet sistemini kuruyor. Bu iki asırlık bir zaferdir. Zaferlerin zaferi.

      Bu Anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanı hükümeti maddesini çıkarın, muhalefetin gerisine bir itirazı olmazdı. Çünkü o muhalefetin içinde bir parti var ki, bugüne kadar cuntasal vesayetle iktidar olabildi, meşruti cumhuriyet kurdu. (sözde cumhuriyet) İlk hür seçimde darbeyi yiyince bu kez entrika ile milli iradenin seçtiği partileri ya cuntasal darbelerle devirerek iktidar olmayı seçti. Veya içinde ihtilaf çıkarıp ayarttığı siyasileri partileştirip onlarla koalisyon kurarak hükümet olabiliyordu. Anayasal değişiklik bunun önünü kesiyor

      Sil
    4. 3* Bakın 1999 seçimlerine 450 üyeli mecliste 49 sandalyesi olan partiye azınlık hükümeti kurdurup gidildi. Kimin yüzünden. Bürokrasinin. O partinin oyu, topu topu yüzde 12 civarında idi. Siz o zaman vesayetin hükümeti hüküm sürdürürken neredeydiniz?

      Kur’an’ın, yani sizin belki inanmadığınız İlahi İrade, dünyevi-siyasi için bir tek kuralı vardır. Dünyevi işlerde yönetilene yani millete danışınız, diyerek siyasi-dünyevi işlerde onların hükümran olmasını ister. Bu anayasa değişikliği bunu öngörür. Demokrasi de bunu öngörür. Demokrasi beşeri aklın ulaştığı son idare-hükmetme şeklidir.

      Türkiye’nin oyladığı anayasal değişikliğinin benzeri İtalya’da gündeme geldiğinde Almanya büyük destek verdi. Bürokrasiyi aşmak için getirilen anayasa değişikliğinin geçmesi için çok çalıştı. Ama aynı standarttaki değişiklik Türkiye’de olunca karşı çıktı. Niçin?

      Biz hür ve müstakil bir ülke değiliz. Fethin sembolünü ABD’li Bizans Vakfı’nın 10 milyon dolarlık rüşvetiyle puthaneye çeviren bir sisteme sahibiz. Avrupalı üfürür bizi oynarız. Buna şimdi son veriliyor. Avrupa-Amerika, ki bu iki kıta’a büyük ölçüde küresel sermayenin, o sermaye de siyonizmin elindedir. Ve Kur'an'ın ihbar ettiği gibi her ihtilal ve karışıklığa dolap hilesiyle parmağını sokar. Bir tek emelleri vardır. Türkiye dahil 9 İslam ülkesini 22 eyalete bölüp Kudüs merkezli İsrail’e şu veya bu vesayetle veya menfaatle bağlamaktır.

      Anayasa değişikliği bunu önlüyor. Bu değişiklik uygulamaya geçince bölge devletleri bir konuda karar verecek. Bir ur gibi bağırlarında duran 6 köşeli yıldızı ya yıkacak ya da vesayeti altına alacak. Bunun yolu 16 Nisan’da açıldı. Batı’nın karşı çıkmasının sebebi onlara hakim olan ve vesayeti altında alan küresel sermayenin etkisinde olmalarından ibaret. Bakın Neoliberal yani Troçkistler Rusya’dan intikam almak istiyor. ABD’yi karıştırdıkları Ukrayna’ya saldırtıp Ortadoğu’ya müdahalesini frenlemek istiyorlar. Ortadoğu’da kaos onlara ve İsrail’e yarıyor. İsrail’in onlara ödülü, enerji kaynaklarını yağmalama rüşveti.

      Sil
    5. 4* Geçen yüzyılın başında siyasi ve sosyal kökü-tabanı olmayan mazisini ve bütün değerlerini inkar eden bir millet oluşturulmaya kalkışıldı. Niçin? O sorunun cevabını her şeyi taklid ederek medeni olup terakki edeceğini sanan bürokrasinin gerici ve akıl dışı tutumundan.

      Bu Anayasa değişikliğinin ana amacı başkanlıktır. Gerisi teferruat. Onlar da olsa da olur olmasa da. Vesayeti yani askeri-sivil bürokrasi ile dış sermayeye mahkum baronların etkisinin kırılması önemli. Hükümeti kimin kuracağı önemli, milli iradenin temsilcisi mi, yoksa vesayet odaklarının yönlendirdiği zatlar mı? Millet "Karar benim" dedi.

      Türkiye hür ve müstakil olmaya yolunda büyük bir adım attı. Osmanlı Türk-İslam Devleti’nin yıkanların torunları panik içinde. Bir de içimizdeki uşakları. Hiçbir maddenin önemi yoktur. Asıl olan milletin dediğinin olmasıdır. Paşalar-maşalar-sahte kainat imamları-münafık sermaye artık karar vermeyecek. Verdirmeyeceğiz.

      Güya bir Anadolu çocuğu olan ve dinin her kuralını, meslek ve meşrebini istismar ederek, hatta ve hatta Risale-i Nur’u bile tahrif ederek güç devşirmek isteyen biri zırdeliye inan bir yığın insan 5 yıldır batının rejisörlüğünde darbe üstüne darbeye kalkışıyor. Kemalist cuntacıların yerini dini kisveli çeteler aldı. Onları kim kullanıyorsa daha öncekileri de onlar kullanıyordu. Yani batılı-medeni olacak dedik bağrımıza bastığım batı bizi bizden çıkanlarla sırtımızdan hançerliyor. Kopyacı-takliktçi ve intihalci aydın müsveddeleri bunu yutar ama biz yutmayız? Dini kisveye bürünmüş bir şarlatan bazen Mesih, bazen Mehdi, bazen Kainat imamlığı kimliği altında istidraçla kurduğu şebeke güç zehirlenmesine uğrayınca ne yapmaya kalkıştı. Ona kim yardımcı oldu. Bu bölgede çıkarı olan neocon-siyonist ve en son neoliberal odaklar. Bir nevi hibrit savaşı ile ülkeyi ele geçirilmek istendi. Niçin? Neyi istiyorlar. MHP’de ayaklananların bile onun güdümünde olduğu ortaya çıktı. Yani harici düşman kime karşı. Millileşmeye, yerelleşmeye çalışanlara karşı.

      Sil
    6. 5*Böyle bir halde hangi maddesi tartışılacak. Her darbe bizi 10 yıl geriye götürdü. 40-50 yıldır yerinde sayan bir ülke olur mu? 7 defa gelip 6 defa giden ve Türkiye’nin yönetiminin içini dışını bilen bir başbakan çıkıyor gidiyor ki, “Yönetemedik” deyip başkanlık istiyor. Çünkü memurin hazretleri nefes aldırmıyor.Onları kim kışkırtıyorsa bugün de onlar sizin gibileri kullanıp terakki etmemizi engelleme amacında. Bizi Oyunlarına figüran yapmak istiyor.

      Evet oyu verenler, neye evet oyu verdikleri biliyor. Amma ve lakin değişikliğin eyalet sistemini getireceğini iddiasını son dakikada tedavüle sokan neocon-Siyonist uşağı fetoşkeştayn çetesinin fitne ağzıyla konuşanların okumadıkları anlaşılıyor. Hatta ve hatta başbakanlığın kalktığını bilmeden ana muhalefet liderinin Cumhurbaşkanı ayrı partiden, başbakan ayrı partiden olacağı yorumunu yapması maddeleri okumadığı anlaşılıyor. Sen git onlarla tartış.

      Tevbe Suresi’nin 90 ayetinde cihad yapmayan ( fitneci harici düşmanla işbirliği yaparak cihad vazifesini terk eden) gruba işari bildirimi var. 1435 yılında bela ve dağılmaya uğrayacakları (azap görecekleri) cümlesinin ebcedi hesabıyla ezelde takdir edilmiş. Ahir zamanın ahvalini ve esasını bilmeyen bu avanaklar çetesi birinin gidip birinin gelmesi ile ülkenin kurtulacağını sanmaları onların cehaletinin en büyük sebebidir.

      Dini ölçülere göre 5 olağanüstü hal vardır. Bunlardan biri istidrac. Buna Pansilvanya’da mukim şarkiyatta Hasan Sabbah garbiyatta ise Fetoşkeytan bunun örnek hallerini gösteriyor. O yaptıklarıyla doğru yolda olduğunu sanarak kibir ve güç zehirlenmesine kapıldı. Ve istidracın tabii sonucu olarak gazab-ı İlahiye’yi üzerine çekti. Önce 7 Şubat’ta, gezide, 17—25 Aralık’ta, 30 Mart mahalli seçimlerinde, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, 15 Temmuz’da ve en son 1 Kasım ve 16 Nisan’da bunun acı zecri tokatlarını yedi. Allah beter etsin. Ona uyanları da. Sen git siyasi literatür cahili insanlarla tartış.

      Ad Soyad bilmem ne olmuş, sen şeyin davasının olmadığını bilmiyor musun? 48.6'yık oy yok hükmündedir. Yeni sistem devreye girecek.

      Sil
    7. Öncelikle yorumlarınız için akdoğan ve abdurrahim bey sizlere teşekkür ediyorum. Ama bir şey demekte fayda var. Abdurrahim bey neden sert konuşuyorsunuz, farklı sesler niye hoşunuza gitmiyor? Ben burada saygılı bir şekilde tartışmak istiyorum fakat siz sanki beni fikirlerimden dolayı küçümsüyorsunuz gibi geldi. İnşallah ben alınganlık yapmışımdır.
      İki tarafın da çok farklı pencerelerden baktığı açık ve bu yüzden kendi düşüncelerim size çok ters gelecektir. Aslında akdoğan beyin bahsettiği milli görüşçülerin neden hayır verdiğine bakarsanız benim de neden hayır verdiğimi anlarsınız.Siz cumhurbaşkanını İslam'ın savunucusu ve yücelticisi olarak görürken ben ise İslam'ın baş düşmanı(fikir olarak değil fakat eylemler bu yönde), Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye ayağı olarak görüyorum. Bu arada ufak bir parantez de açayım, ben parti de tutmuyorum kafanızda herhangi bir önyargı oluşsun istemiyorum, ki zaten muhalefet partilerinin genel başkanlarının da aynı düzenin birer ayağı olduğunu, kritik durumlarda iktidar ile muhalefetin danışıklı dövüş yaptığını da düşünüyorum. Bu saydığım politikacıların neden Yeni Dünya Düzeni'nin bir parçası olduğunu size sıralayabilirim fakat benim tartışmak istediğim "teklif edilen maddeler"dir. Aslında ben sizden bunun cevabını istemiştim. Bakılacak olursa ikinizin de sadece Erdoğan'dan dolayı bu referanduma evet dediğiniz anlaşılıyor. Konuştuğum insanlardan anlıyorum, bir kesim Erdoğan'ı sevdiğinden dolayı evet verdi, bir kesim de Erdoğan'dan nefret ettiği için hayır verdi. Ben bu iki durumu da savunmam. Teklif edilen maddelere tarafsız bir şekilde bakılmalı, maddeler teker teker değerlendirilmeli ve ona göre karar verilmelidir. Unutmadan şunu da belirteyim, ben "başkanlık sistemine" de karşı değilim. Çünkü başkanlık sistemi kesin bir kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanır ve bu da demokrasiyi güçlendirir. Fakat başkanlık var başkanlık var. Hangi başkanlık sistemi doğrudur buna karar vermek gerekir. Mesela bu önümüze sunulan ve yakın zamanda da kabul edilen bu başkanlık sistemi gerçekten başkanlık sistemi midir? Başkanlık sistemi ile parlamenter sistemi ayıran temel husus kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Bu yüzden şu anki sistemle önümüze sunulan maddeleri karşılaştırırken bu noktaya dikkat etmemiz gereklidir. Bize sunulan bu sistem kesinlikle kuvvetler ayrılığı değildir, hatta kuvvetler birliğidir. Kuvvetler ayrılığından söz edilemeyen bir başkanlık sistemine başkanlık sistemi denemez.
      Benim asıl merak ettiğim sizin sadece Erdoğan sevgisinden ve ona güvenden dolayı mı evet verdiğiniz, yoksa maddeleri okuyup bunların gerçekten ülkenin faydasına olacağına karar verdiğinizden dolayı mı evet verdiğinizdir. Eğer sadece Erdoğan'a olan güven ve sevgi ise tartışacak bir şey kalmamıştır.

      Eğer maddeleri okuduysanız, bundan sonra maddeleri değerlendirerek tartışabiliriz. İyi günler.

      Sil
    8. 1* Maksadım ifsadınızı engellemektir. Zira siz sosyal medyayı kullanarak Türk milletinin yanılgılara düşürerek harici düşmanla yerli çetelerinin fitnekar amaline alet etmek istemektesiniz.

      Sizin gerçek kimliğinizi ilk cümlenizden anladım. İkincisi Türkiye Cumhuriyeti Müslüman bir Cumhuriyet değildir. Tek Parti ve onun ideolojisi olan geçmişini ve tarihini ve manevi değerlerini inkar eden bir devlettir. Öyle olunca sizin iddia ettiğiniz gibi (cumhurbaşkanını İslam'ın savunucusu ve yücelticisi olarak görürken) hükmünüz doğru değildir. Böyle bir misyon yasaktır. Ancak ve ancak Atatürk İlke ve İnkılapları’nın proletaryası olursunuz yada sehpayı çıkarılırsınız. Öyle değil mi?

      Recep Tayyip Erdoğan zatından dolayı değil Sened-i İttifak ile başlayan Tanzimat ve 31 Mart ile devam edip Lozan’da örülen cebri-keyfi-küfri-askeri zihniyetin mağduru Türk milletinin muhabbetini-itimadını-ümidini kazanan 3. Liderden biri (diğer ikisi yüzde 50’den fazla oy olan Menderes ve Demirel) olduğu için savunurum. Yani mana-yı ismi ile değil mana-yı harfi ile. Üstüne üstlük Erdoğan Mehdiyet’in azam-ı hayır niteliğini kazanan biri. Yani 19. Yüzyılın başında kurulan tuzağa düşürülen bir milletin, ki bu millet İslam’ın hem kılıcı hem bayraktarı olarak makus talihini kıracak simalardan biridir.

      Cemiyetlerin yapısını siyasiler değil manevi büyükleri, alimleri ve zamanın mücedditlerinin efkarı hazırlar. Ve bunun neticesi millet bir ferd-i vahid olarak hareket eder. Bu bizde bir asırdır aksıyordu. Şimdi yeniden toparlanıyor. Bu topraklar Türk’ün yurdu değildir. Bu topraklar kader-i İlahi ile Türk’e misyon yurdu olarak verilmiş ve kıyamete kadar bu misyonu sürdürmesi istenmiştir. Bu misyon batılı stratejistlerin çok iyi bildiği dünya hakimiyetinin başladığı yerdir. Yani Anadolu kime ait ise Ortadoğu’ya ve dolayısiyle dünyaya hükmeder. İşte bu sırra binaen DP-AP-ANRAP-DYP ve en son Ak Parti bu misyonun temsilcisidir.

      Yeni dünya düzeni hem Peygamber-i Zişan’ın hem al-i beyt büyüklerinin hem velayet-i kübra sahiplerinin haberini verdiği Yahudi hakimiyetidir. Bu 1515’te başlayan ve bizde ilk yoklaması 1400’lerin başında Anadolu Yahudileri’nin maşası Şeyh Bedreddin ile başlar. O tarihte başlayan ve Deccal’in hurucunda başlayacak Yahudi küresel hakimiyetinin adıdır. Buna Türkiye’de çok gruplar ve cuntalar alet olduğu gibi Şeyh Bedreddin gibi dini kisveli Fetoşkeştayn alet olmakta ve olmuştur. Rusların fetoşkeştaynı teşhis ederek ülkelerinden kovarken bu milletin bunu yutması çok hazindir. İşte Erdoğan bugün dost-düşman bütün sözcülerin dile getirdiği gibi bu fitneyi teşhis ederek tek başına mücadele eden ve inlerine giren zattı. Bu direniş aynı zamanda küresel deccaliyete meydana okuma olduğu gibi Mehdiyet’in ittihad-ı İslam projesine denk düşmektedir. Çünkü Anadolu Birliği bunun ilk temel taşıdır. Bu birliğin sağlayan tek siyasi kuruluş ise AK Prati’dir. Gerçek meydanda. Yoksa görme özürlü müsün.
      Mesele böyle anlaşılmalı.

      Sil
    9. 2* Anayasal değişikliği geçersek. Cumhuriyeti kuranların demokrasi diye bir derdiği yoktu. O devir karanlık bir devirdir, yani tarihi yazılamamıştır. Ama 14 Mayıs millet darbesinden sonra DP gibi bir partinin başa geçmesini önlemek için 27 Mayıs fitne hareketi sonrası sağda faaliyet bütün sağ ve merkez sağ partilerin kurucusu derin devlet dolayısiyle batılı vesayettir. Erdoğan ve Ak Parti milletin uyanması sonucu güçlendiği için kıçlarını bu kadar yırtmalarına rağmen Türkiye’yi Bediüzzaman’ın nur-u Kur’anla işaret ettiği fecr-i sadıka ışık hızıyla götürüyor.

      Ancak küresel düzenin maşaları başta fetoşkeştayn, bürokrasi oligarkları ve sermaye baronları olmak üzere hepsi rahatsız. Ak Parti’nin mücadelesine millet ve devlet bekası için MHP lideri Devlet Bahçeli 2002-2007-2008 ve 2016’da umulmadık çıkışlar yaparak desteğini açıklayarak küresel deccaliyetin ve şer odaklarının maşası olmadığını ispatlamıştır. Ona baş kaldıran fetoşkeşytaynın biri dişi üçü erkek grubu ise bu yüzden sınıfta kalmıştır.

      Bu topraklardaki mevcudiyetimizin sebebi misyonumuz. Bu misyonu ya yaparız, ya da Sevr’de olduğu gibi parçalanıp dağıtılıp zamanın İngiliz Başbakan’ın dediği gibi geldiğimiz yere gideriz. Bunun böyle olmayacağı kader-i İlahi’nin programını okuyanlar bilir. Mehdi niçin Horasanlıların içinde bulunduğu bunun izahıdır.
      Evet ne küresel deccaliyet, ne İslam deccali ne de onunu avanesi ve ne de deccaliyetin son maşası fetoşkeytayn başarılı olamayacaktır. Çünkü:
      “Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek gür seda, İslam’ın sedası olacaktır”

      Sovyet sonrası, Bill Clinotn dahil bir çok batılı politikacı ve stratejist yeni dünyanın kurulmasında baş rolü Türkiye’nin oynayacağını söylemeleri buna muhalif şer odaklarının Türkiye ve liderine alçakça tecavüzlerinin izahıdır. Ellerinde bir tek kart kaldı. O kartı oynuyorlar. O kart bizim askeriyenin gözünü de açtı. Artık siyonist devletin ve küresel sürekasının sonu geldi. O başlarına inecek kılıcı havaya kaldıran el ise Recep Tayyip Erdoğan oldu. Bu millet sizin gibi laga luga değil ki kaç seçimdir ona destek veriyor. Dünya tarihi tankların önüne kendini atan kaç kahramanın destanını yazabilmiş? Bu va’d-i ilahinin bayraktarı ve kılçdarı milletimize bir iltifasıdır ki, arkasının geleceği anlaşılıyor.

      Medya ile finans ile mekteplerle Siyonist-neocon-neoliberal küfr-ü mutlaka dayanarak kendini kainat imamı ilan eden münafık-ı ekber fetoşkeştayn ve kıtmir şakirtlerinin başarı şansı yoktur.

      Bu millet ne darbeler ve entrikalar gördü. Ama Hz. Mehdi’nin yardımıyla Süfyan’ın rejim-i bidatkaranesini ıslah ederek kaderinin kazasına icra etmektedir. Referandumda oylanan budur. Milletin iradesini bürokrasi ve baronlar değil artıkbizzat millet belirleyecek. Çünkü bu millet Halifetulah’tır. Bürokrasinin ve baronların ve münafıkların kölesi değil.

      Hükümetini ve liderini millet seçecek ve her 5 yılda bir denetleyecek. Bunun adı hem demokrasi olduğu gibi hem de tarihte ilk uygulayıcısı olan Hilafet-i İslamiye’nin prensibidir.

      Sil
    10. 3* Sen git modası geçmiş ve milletin reddettiği fikirlerini fetoşkeştayn ve neocon sosyal medyasında pazarla. Türk milleti mü’mindir. Ve mü’min Allah’ın narazı ile nazar ettiğinden ankmetlerde 2015’te yüzde 25, 7 ay önce ise yüzde 35 olan yeni sistem taraftarı yüzde 100 ve 70’lik artışla yüzde 51.4 olarak tecelli etmiş ve “el hükmü alel ekser” kaidesince yürürlüğe girmiştir. Ha 2019’da ne olur. Lozan sonrası bizde etkili olan harici vesayet İngiliz idi. NATO sonrası bu ikiye bölündü. Başbakanlık ve askeriye Amerikalılar kalırken üniversite-yargı ve C. Başkanlığı İngiliz’e kaldı. Bu artık geçerli değildir. 31 Mart ile 1913 Bab-ı Ali baskını ve 1926’daki diktatoryal baskının 90. Yıllarında Rum Suresi’nin işaretiyle millet rüştünü ispat etti. Fazla dangur dungur etme, millet bunu sana da gösterirse kaçacak delik ararsın. İ.g. yüzlüsü seni? Sizin gibiler Türk kadının gösterdiği direnç kadar direnç göstermemesi neticesi yeni düzeni senin gibi erkeler değil başörtüsüne uzanan eli kıran kadınlar kuruyor.

      Demokrasilerde kuvvetler yani yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden bağımsız olması esastır. Bizde ise meşruti bir cumhuriyet ve tek parti ideolojisinin üç erke egemenliği söz konusu. Baş bürokrat olarak Cumhurbaşkanı (ki çoğu askerdi ve militarizm adına denetlerdi) sınırsız yetki ile her şeye bulaşır ama mesul olmazdı. Hükümeti kuran partiler Meclis’e hakim, istediği yasa teklifini yapar Meclis’e tasdik ettirirdi. Bu mu erkler ayrılığı yoksa Kemalist vesayet adına denetlemek mi? Yargı ise vesayetin ideolojisinin hukuki savunucusu.

      Referandum sonrası Meclis yasama, Başkanlık icra ve yargı bağımsız olarak işlev görecek. Bu modern demokrasinin gereğidir.

      Eski yönetim tarzında 1950’den başlayarak her tashihi sonrası darbe geldi. Millet iradesinin yerine vesayetçi cuntacı askerlerin anayasasının yürürlükte olmasını söylemek bile insanı alçaltıyor. Ve zat-ı alinizi(!) kalkmış onunla bununla tartışma açarak eski ve kokmuş düzeni Süfyan adına ve deccaliyet adına ve küresel zihniyet adına ve şer odakları adına savunmak istiyorsunuz. Geçti vesayetin pazarı.

      Şimdi moda mağlupların provokasyonu. Bu tahrik olacak. Neye mi? Millettin zecri tokatına. Allah Allah Celil ü cebbar. Unutma Mehdi’nin bir ünvanı da Cabir’dir. Güm diye oturtur, tak diye devirir. Kendini kolla


      Sil
    11. Abdurrahim bey bu içi boş fakat bir o kadar da kendinizden emin yazdığınız yorumlarınız beni benden alıyor. Kibirli biri olduğunuz belli oluyor yazılarınızdan. Lütfen yazılarınızı yazarken kibri bir kenara bırakıp yazınız. Ayrıca kendinizi ve tarafınızı Mehdiyet tarafında görüp bizi de Deccaliyet tarafında göstermeniz de cok gereksiz ve saçma bir şeydir. Kibre kapılmayın, eğer kapılırsanız onuunuzu göremeyecek hale gelir, gerçeklerin idrakına varamazsınız. Bu yorumlarım tabi sizin için hiçbir anlam ve ibret teşkil etmeyecektir, biliyorum. Fakat şunu biliyorum ki, Mehdi bir gün zuhur ettiğinde kendinizi belki de çok farklı bir tarafta bulabilirsiniz.
      Genel olarak cevabınıza bakacak olursak Eveti sadece Erdoğan sevgisinden verdiğiniz anlaşılıyor. Herhalde maddeleri bile okumaya gerek görmemişsinizdir bu kibir olduktan sonra. Desteklediğiniz kişilerin kime hizmet ettiğini artık kavrayın. Türkiye çok partili sistemin varlığından beri Amerika'nın güdümündedir. Tam bir mandadır. Siyasetteki tüm aktörlerin Amerika'ya siyonistlere biat etmişligi vardır. Desteklediğiniz kişinin siyonist başı Theodor Herzl'in mezarının başında saygı duruşunda bulunmasını nasıl aciklayabilirsiniz? Bu soruyu aslında size sormuyorum. Siz yine inandığınız doğrularla yaşamaya devam edeceksiniz. Ben bu blogu takip eden, yorumlarimizi okuyan insanların bir fikir edinmesi ve gerçekleri görmesi için yazıyorum. Mehdiyet yolunda ilerleyen bir kişi nasıl olur da siyonizmin kurucusunun cesedinin onunda saygı duruşunda bulunabilir. Hiç kusura bakmayın bunun izahı yoktur. Desteklediğiniz Parti'nin kuruluşuna bakın, nasıl kurulduğuna kimlerin yardımıyla kurulduğuna bakın dikkatle. Yine desteklediğiniz Parti'nin logosuna, logosundaki gizli manalara bakın, tabi masonlar bu tür gizli sembolleri sokuşturmaktan kaçınmaz.

      Sil
    12. Devamı...

      Bunlar fark etmek isteyene idrak etmek isteyene ibret almak isteyene var. Hadi olmadı Rabia işaretine bakın. Masum bir simgeye nasıl da gizli bir anlam konulmuş, rabia işaretini kimlerin tasarladığını o zaman anlarsınız. Başkanlık sistemi gündeme gelmeden önce desteklediğiniz kişi rotchildlerle basına kapalı bir toplantı yaptı. Zamanlama çok manidar. Yine desteklediğiniz kişi siyonizme hizmet eden Barzani ile neden arası iyi? Yoksa siz de mı Barzani'yi destekliyorsunuz? Bir de Demokrat Partiyi de işin içine kattiniz ya helal olsun. Dpnin herhalde camileri nasıl yiktiginın farkında değilsiniz. Lütfen artık gözünüzü açın, iş işten geçtiniği zaman pişmanlık fayda vermeyecektir. Bu yazdıklarımı unutmayın, Mustafa bey siz de unutmayın lütfen, fikirlerimden dolayı bana sıcak bakmıyorsunuz belki fakat kimin kimden ders alacağı belli olmuyor. Benim de bu blogdan ibretler aldığım, kendime dersler çıkardığım zamanlar oldu, belki benim de size bir faydam olacaktır. Yakın zamanda zaten er ya da geç herkes gerçeği öğrenecektir. Desteklediğiniz insanların kimin tarafında olduğu da çıkacaktır. Ben burada nokta koyuyorum. Bu referandum sonucuyla yetkiler tek kişinin elinde toplanmıştır. Hatta bu yetki eyalet sistemine sıcak bakan birinin eline verildi. Kimlerin eliyle verildiği açık. Mesuliyet onlarındır. Eyalet sistemini savunduğunu malum kişinin 2013deki açıklamalarına bakarak anlayabilirsiniz. Her şey o kadar ince planlanmıştır ki adeta açıkça plan 2013 yılında belirtilmiş 2023e kadar Turkiyenin izleyeceği yol deşifre edilmiştir. Önce baskanlik sistemi getirilecek, 2023 ya da daha erken bir zamanda eyalet sistemi getirilecek ( bu nasıl getirilecek derseniz Cumhurbaşkanının KHK ile kanun koyabilme yetkisi kazandığı maddeye bakabilirsniz) eyalet sisteminin getirilmesiyle doğuda Kürdistan eyaleti kurulacak, sıkı ilişkilerinin olduğu Barzani'nin Rudaw kanalındaki hava durumunda belirtilen gayri-resmi Kürdistan haritası resmiyet kazanacaktır. Rota budur. Desteklediğiniz kişi zaten BOP eşbaşkanı değil midir? BOP projesiyle Diyarbakır bir yıldız olabilir dememiş miydi? Hepsi kendi açıklamalarıdır bakabilirsiniz. Fakat yine desteklediginjz kişinin sözüyle bitirmek istiyorum. "Atı alan Üsküdar'a geçti." Evet gerçekten de halk kendi eliyle başkana bu yetkiyi verdi. Bundan sonrası kolaylıkla gelecektir. Gelişmeleri izleyip hep beraber şahit olacağız.
      Siyonistler bizi bizden iyi tanıyor Abdurrahim bey, en önemli nokta budur. Hangi milletin neye zaafı olduğunu çok iyi biliyorlar. Bizim zaafimiz dindir. Onlar da bunu kullanıyorlar. Dini söylemleri bol olan bir karakter bulundu mu iş kolaydır efendim. Boşuna islerini Siyasal İslam, ılımlı İslamla yıllarca halletmediler Ortadoğu'da

      Sil
  7. bir oy az görülmemeli m.kemal bir oy farkla seçilip kürsüden halifeye dua etmişti tutanaklardan
    KÂTİBİ MUVAKKAT MUHİDDİN BAHA B. (Bursa)—Mecmuu âra (120) ekseriyeti mutlaka için lâzım olan rey (61) dir.

    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Reisievvel (110) rey ile (Alkışlar), Celâleddin Arif Beyefendi (Erzurum) Reisisani (109) rey (Alkışlar), Çelebi Abdülhalim Efendi Hazretleri Birinci Reisivekili rey (91) (Alkışlar), diğer âzayi kiram ihrazı ekseriyet edememişlerdir. İsmail Fâzıl Paşa Hazretleri İkinci Reisvekâleti için (44), rey almışlardır. Hacıbektaş Şeyhi Kırşehir Mebusu Cemaleddin Efendi Hazretleri (31) rey almışlardır. Bunun için yeniden intihap yapılacaktır. (Yarına kalsın, sadaları)

    SESLER—Yeni Reisimizin makamına çıkmasını isteriz



    (Reis Mustafa Kemal Paşa Hazretleri sürekli ve mütaadit alkışlar arasında makamını teşrif buyurdular.)

    REİS—MUSTAFA KEMAL Pş. (Ankara)— Muhterem efendiler! Milletin mukadderatı umumiyesine fiilen ve tamamen vaziyed edecek makamı hilâfet ve saltanatın duçar olduğu esaretten tahlis ve memleketin tamamiyet ve selâmeti uğrunda her fedakârlığı büyük bir azim ile iktihama karar vermiş olan Meclisi Âlinizin Riyasetine intihabedebilmek suretiyle hakkımda ibzal buyurulan itimat ve teveccühün müteşekkiri ve minnettarıyım (Sesler: Estağfirullah). Hayatımın bütün safahatında olduğu gibi son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsi duygularımı milletin selâmetine ve saadeti namına feda etmekten zevkiyabolmıyayım (Yaşa, sadaları ve alkışlar). Gerek hayatı askeriye ve gerek hayatı siyasiyemin bütün edvar ve safahatini işgal eden mücadelâtımda daima düsturu hareketim iradei millîyeye istinadederek milletin ve vatanın muhtacolduğu gayelere yürümek olmuştur. Bugün Heyeti Muhteremenizin ârayi umumiyesinde tecelli etmiş olan itimadı millîyi liyakatimin çok fevkınde görmekle beraber şahsım için bir gaye olarak değil, müştereken giriştiğimiz mücahedei mukaddesenin mâtuf olduğu gayeleri istihsal için milletin bahşettiği bir istinadgâh olarak telâkki ediyorum. Bu ittihadı millînin bana tahmil ettiği mesuliyet, biliyorum ve hepiniz de bilirsiniz ki, pek ağırdır. İçinde yaşadığımız nadirülemsal dakikaların vahametine rağmen bu ağır mesuliyeti millîyenin altında ancak Heyeti Muhteremenizin muavenet ve müzaheretinin daima ve daima hak yolundaki mücahedata rağmen avin ve inayeti sübhaniyeden ümitvar olarak çalışacağım. İnşaallah Padişahı Âlempenah Efendimiz hazretlerinin sıhhat ve âfiyetle ve her türlü kuyudatı ecnebiyeden âzade olarak tahtı hümayunlarında daim kalmasını eltafı ilâhiyeden tazarru eylerim (Şiddetli alkışlar).

    YanıtlaSil
  8. Boş durmayacaklardir
    Ama ne yapsalar boş Osmanlı yeniden vücut bulacaktır inşaAllah
    Reis Mehdi as ve halife hz.ne gecis dönemi öncesindeki liderimizdir
    Vesselam.

    YanıtlaSil
  9. ben 51 e 49 da şöyle bir hikmet görüyorum
    türkiye yi sıcak savaşa sokup yıkmaktansa demokratik yolla devirmeye çalışmaya devam derler

    YanıtlaSil
  10. Anayasaya evet oyu vermemizin bir çok sebebi var.
    Turkiyenin dahili ve harici, siyasi ve askeri vesayetleri kırması, gerçekten bağımsız bir ulke olması, Türkiyenin orta gelişmişlik tuzağından kurtulması, icranın etkin ve hızlı hareket edebilmesi, erkler ayrılığının tam işlemesi için evet dedim. İktidar koalisyon kaldırmıyor. Iktidar güçlü ve tek elde olmalı. Parlamenter rejim 20. Yüzyılda kısmen işe yarayabilirdi. 21. YY da hızlı karar alıp hızlı icraat şarttır.

    YanıtlaSil
  11. İç ve dış şer odaklarının son ümidi referandumdan hayır sonucu çıkarabilmekti. Simdi bu son umitleri de söndüğü için devletin ve milletin daha dikkatli ve teyakkuzda bulunması gerekiyor.
    Fatih Nurullah Efendinin zuhuratına dikkat...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İngilizin bize biçtiği donu yırttık attık. Altından örfe uygun halis Türk donu çıktı, hayırlı olsun...

      Mustafa Bey, bu bahsettiğiniz zat geçen sene bu zamanlar "Tayyip Bey misyonu, vizyonu tamamlanmıştır. Biz hükümeti Davutoğluna verdik. Yok anayasaymış, başkanlıkmış falza oynamasınlar..." diye istihzai şekilde gülüşüyle açıklamıştı.

      https://www.youtube.com/watch?v=Jrm5zoGUM6Y&t=151s

      Sonra aradan zaman geçti 15 Temmuz'dan sonra hemen bir açıklama yaptı, manevi alemde güya Erdoğan'ı sultan ilan etmiş ve kemere kokular sürerek Erdoğan'a takmış! Duruyorsa youtube'da videolar vardı,isteyen bakabilir.

      Herkesi kendimiz gibi düşündüğümüz için, ehl-i tarik'e hürmetimiz için, bu zat herhalde yalan söylemez diye inanmıştım.

      Bu gibilerin bu vatana hayrı yok, olsa zaten bu şekilde siyasetin içine girmez ve yalan söylemez!

      Madem bunlar ehl-i keşif idi o zaman 15 temmuzu da haber verselerdi ya! vatana millete faydaları olurdu.

      Sil
    2. Bunu da yeni gördüm. Adeta, Hillary gelecek dertler bitecek modunda! Buyrun izleyin.

      https://www.youtube.com/watch?v=FhdgApuAJYk

      Ben bu zatı tanımam, amacım burayı okuyanları ikaz etmek. Yok falanca zuhuratında şunu gördü bunu gördü deyip verilen tarihlere inanmasınlar, aldanmasınlar...

      Sil
    3. Her bir şahıs ve grup kendi görüşünü abarttığı bir hakikat... Ehl-i velayetin (eğer ehil ise) hiss-i kabl-el-vuku veya rüyetleri elbette kesinlik ifade etmez. Perdeler arkasında bir şeyler görür ve feraseti ile tabir eder.
      Bu tabir isabet eder mi zaman gösterecektir. Ben ne toptan kabul ederim, ne de toptan reddederim. Hüsn-i zan ederim.
      Bir çok zat bir şeyler söylemiş ama zuhur etmemiştir. Bazen ertelenir hemen çıkmaz.
      Ftih Nurullah efendinin çıkmayan beyanları olduğu gibi, iki kere ezan rüyasında ikinci seçim olacak demesi de isabet ettiği durumlara örnektir.

      Sil
    4. Bu zat şeyh imiş. Vazifesi teveccüh-ü İlahi iken dünyevi meşgalelere merak sarması, hizmetinin manevi değil dünyevi ağırlıklı olduğu intibaını veriyor. Zaten Hilafet sonrası bu merak hastalık derecesinde. Oysa ki Hz. Peygamber ahir zaman hizmetinin siyasi değil dini hizmeti olduğuna işaret eder. Ayrıca siyasetten anladığını kimse iddia edemez.

      Hillary Clinton küreselcilerin (siyonizmin) neoliberal kanadının etkisinde kaldı. Böyle olunca neoconların da tam desteğini sağladı. Yani ABD’nin sol ve sağ kanadlarının desteğine sahip oldu. Ona karşı tıpkı Türkiye’de olduğu gibi milliciler, yerelciler direndi ve bir nevi ABD’nin 3 Kasım’ında kaybetti. Trump’u aklamam ama onun küreselcilere karşı mücadelesi takdire şayan.Şeyh efendi manevi gözü tam açık olsa olsa idi bunu anlardı.

      Türkiye’nin ve alem-i İslam’ın kurtuluşu içte ve dışta ittihad-ı İslam’dır. Bunun için önce dahilde ittifak ve birliği sağlamak gerek. Bu aşağı yukarı tatminkar olmasa da dahilde iyi derecede sağlanmıştır. Bunda Mehdiyet’in büyük rolü vardır. Mehdiyet derken ehl-i tariki de (meczup olmayan) dahil ediyorum. Mehdiyet ve ehl-i tarik ittifakı Türkiye’yi düzlüğe çıkarıyor.

      Bu sonra alem-i İslam’a yansıyacak. Ki yansıyor. Bizi ve referandum büyük bir ilgi ile takip ediliyorlar. Ve hayırlı neticelerde sevinçle karşılıyorlar.

      Biz İlahi misyona sahip bir milletiz. Siyah bayraklılar ahir zamanda hakimiyeti Mehdiye teslim eder. Ve onun hizmetinin cihana yayılmasında sırrı- imtihan dahilinde azim vazifeleri olur. Onun için “Rum mağlup, ama yakında galip gelecek” sırrına nail olacağı, ihbar-ı Kur’an’dır.

      Sık sık yazarım. Ebu Hureyre’den (r.a) Mehdiyetin hakimiyetinin ilk yıllarında büyük baskıya maruz kalacağı rivayetini. Onun için yüzdük yüstük şeye geldi sıra. Kuyruğa takılanı temizlemeye.

      O bahsettiğiniz zatın çok pot kırdığı sitelerde duruyor. Hillary Clinton kocası Bill Clinton’ın Türkiye’ye sağladığı faydanın onda birini yapabilseydi, dünyanın hali çoktan değişmişti. Kılavuzu deccal olanların burnu mağlubiyetten kurtulmaz.

      (Parantez içinde belirteyim Bill Clinton dünyanın istikbalini Türkiye’nin tayin edeceğini siyaseten anlayan ender Amerikalı politikacılarındandır. Ne yazık ki onun dönemi ana deccalin zirve zamanına rast geldi. Ve onların komplolarına maruz kalıp tam hizmet edemedi. Az daha Kennedy'nin akıbetine uğruyordu)

      Sil
    5. Hadi devrin şartlarına göre söylediklerini evirip çevirmesini mazur görelim. Peki Hillary gelecek ortadoğuyu bize teslim edecek lafını nereye koyacağız?

      1-) Siyonist deccalın bir şubesi hillary adeta kurtarıcı, bize dost olarak gösteriliyor. Ayrıca 15 temmuz belasını başımıza salan Nato dan çıkmamamız gerektiği söyleniyor.

      2-) Hillary seçilmedi. Zuhurat yine yalan oldu

      Benim demek istediğim toptan reddetmek değil. Deliliyle beraber milletin takdirine sunuyorum. Herkes izlesin ona göre kararını versin vesselam...

      Sil
    6. adam her hafta saatlerce konusma yapiyor. yillardir yuzlerce zuhurat dedigi her neyse onlardan anlatmis ve birtanesi tutmus. olasilik oranini hesaplasaniz bende 100 taneden 3-5 tane tuttururum sanirim. bu tur neidugu belirsiz insanlara cok deger verildigi kanisindayim. cok seviyorsalar bu isleri sariklarini cubbelerini cikarip siyasete girsinler. sen kim oluyorsunda erdogani gorevden aliyor yok yerine davutoglunu atiyorsun. adamin sucu yok,onu adam yerine koyanlarda kabahat...

      Sil
  12. Sayın Abdurrahim Çokgungor yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz, teşekkür ederiz, çok önemli noktalara temas ediyorsunuz.
    Şu aralar algı operasyonları, yurt içi ve yurt dışı saldırılar arttı, bunlar doğal çünkü Türkiye için, millet için büyük bir inkılap arefesindeyiz ve Türkiyenin güçlenmesini istemeyen çok..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Ben de sizinle aynı kanaatteyim, ancak 1773 zirvesi Yahudi dünya hakimiyeti için Deccal’in hurucuna karar verilir. Bir asırlık zemin hazırlanmasından sonra hakimiyet operasyonu başlar. 20. Yüzyıl tam bir deccaliyet asrıdır. 1300-1400 Hicri karşılığı olan yıllar. Hz. Peygamber “Deccal Yahudi’dir” buyurur. Yani onun iki semavi dinde yapacağı tahribat ile cihanı fitne ve fesad vereceğini belirtmek ister.

      Deccaliyet 4. Merhaledir. Mesihi ve İslam Deccalleri bertaraf edildi ama, baş deccal dimdik ayakta ve Hadis’in bildirdiği gibi “Her taşın altından” çıkıyor. İşte hızlı olayların ve entrikaların sebebi budur. Bu ne zaman sona erecek? Art arda gelecek inkılaplar ile.

      Daima Bediüzzaman’ın “fecr-i sadık” müjdesini destekleyen hususlara işaret ederim. Yani mazide olan hinlikleri anlatmam bunların bilindiği ve artık milletin kül yutmayacağının nişanesi dinin ihyası olacağı hususudur. Bu ülkede 50 yıl önce bir başbakan bir gazeteye bayram yazısı diye vesayetin bütün kara cübbelileri bildiriler yayınlayıp bilmem ne elden gidiyor diye ortalığı velveleye verdiği günlerden bugüne gelinmesi fütuhatın seyrini açıklar.

      Ve şu var: 1909 ve 1913’ün hesabının 90 yıl sonra görüleceği Kur’an’ın tebşire binaen belirttim. Öyle olduğu için 1909’un planlandığı yıl olan 1907’den tam bir Miladi asır sonra bu işin bittiği ve 1909’un yüzyıllık devriyesinde “one minute” ile Rum’u (Türkü) mağlup edenlerin reisinin yüzüne haykırılmasını rövanşının alındığının resmidir.

      Bir husus daha, Herkes kendi bilgi ve hikmet-i ibham sırrı çerçevesinde Mehdi bekler. Mehdi-Deccal muasırdır. Araştırmalarım Mehdi döneminin bir Hadis’in ebcedi işareti ile 1902-1952-2002 olarak 3 aşamada olduğu ve 2002’de Mehdi’nin şahs-ı manevisinin hedefe varma finaline ulaşacağını gösterir. O tarihten sonra en kısa dönem olan 20 yıl içinde hakimiyet-i İslamiye’nin zirveye ulaşacağını, bir ayetin 1969-2019’a ebcedi işaretine binaen yazıyorum. O aşamadan sonra İsevi ve İslami iki deccalin anası, baş deccalin ülkesi ile ortadan kaldırılacağı, ittihad-ı İslam’ın sağlanacağı, ardından bütün dünyada başta ABD ve Almanya’da olmak üzere genel barışa paralel fıtr-ı din olan İslam’ın hakim olacağı müjdesini nazara veririm. Bunun için zulme ve gadra ve baskıya uğrayan nice kahramanlar, cemaatler büyük sıkıntılar çekerek buna zemin hazırladı da kimse farkında değil.

      Ağır bir hastalık bakiyesi bazı arızalar gibi geçirdiğimiz süfyani-deccali yani keyfi-cebri-küfri-askeri asırda Türk unsuru içinde ortaya çıkan kabil-i iltiyam yeni tamiri mümkün olmayan inşikakın yani bölünmenin daima göz önünde tutulması gerektiği hususuna dikkat çekerim. Nitekim son referandum bunu ispatladı. Ortadan bölünme. Gerçi bu fütuhatı engellemeyecek ama daha sağlıklı olmasını zorlaştıracak. Unutulmasın 3. Cihan Harbi’nin içindeyiz.

      Şu hususu unutmayınız, zamanımızda her 7 yılda bir, mazideki 100 yıl kadar olay cirosu meydana gelir. Son 7 yılda neler yaşadık değil mi?


      Allah’ın nezdinde dünyevi-siyasi olayların bir önemi yoktur. Hz. Peygamber, Uhud ve Hendek’te sıkıntılı 2 savaşı yaşadı. Ama ondan geriye, şehadet kahramanlıkları ile imana-İslam’a sadakatin şahika örnekleri kaldı. O savaşlardan birinde yaralılara bakılıyor. Bir bakıcı elinde kase can çekişen bir sahabeye ulaşır su içirmek ister. O almaz arkadaşına gönderir. O arkadaş ise diğer sahabeye yollar. Ama o üçüncü sahabe şehit olur. Bakıcı aceleyle dönerek ikinciye içirmek ister, ama onun şehit olduğunu, ilkine gittiğinde onun da teslim ettiğini görür. Zafer feragat ve meşakkatin neticesidir.

      Sil
    2. 2*Hendek’te (ki bu kuşatma harbinden sonra Mekke’nin fethi müyesser olur) bir hanımın kahramanlığı hep gözden kaçırılır. Safiye Hala’nın hanımların olduğu bölümden içeri giren müşrik askerlerini kılıçla kovalayarak bir mağlubiyet ihtimalini önler. Mekke’nin fethine giden o cihadın aynısını biz yaşadık.

      28 Şubat Müslüman Türk kadınına uygulanan zulmün yine kadın unsuru tarafından zafere çevrildiği unutulmaktadır. 2002 destanının arkasında kadın unsuru vardır. Lambayı başörtüsü yaktı.

      Günümüzü gelirsek Mekke’ye yani imanın zaferine ve Medine’ye yani medeni İslam’a varmanın kilometre taşları Ayasofya ve Mescid-i Aksa’dır. Kudüs iki mübarek mabede yani Ayasofya ve Kabe’ye eşit uzaklıktadır. Ayasofya’dan Kabe’ye uçakla 3 saatte gidilir. Uçak daha Ayasofya’dan kalkmadı, ama yolcu almaya başladı. Demek ki Mehdi’nin kumandanı Cehcah işbaşında. Zaman en güzel müfessirdir.

      Mazinin karanlığı anlaşılmadan kucaklaşacağımız fecrin nurunu ve kıymetini anlayamayız. Onun için vahid-i kıyasi olarak mazideki elim hainane planları anlatıyorum ki, hangi maksuda önce kavuşacağımızı anlamak içindir. Biz şuna inanırız. Bu söz varis-i Nebevi’nin ağzından söyletilmiş bir va’d-i İlahidir, gerisi palavra:

      “Şu istikbal inkılâbâtı içinde en gür sedâ İslam'ın sedâsı olacaktır.”

      Bu sözü ne zaman söylendi? Yüzyıl sonrası hangi tarih. 1 Kasım, 15 Temmuz ve 16 Nisan o tarihin son kilometre değil, metre taşlarıdır. Allahü alem.

      İslam’ın intişarı ve hakimiyeti mütedahil zafer buketinin sonucudur. Mekke devri, Medine Devri bu Kur’an’ın nüzulü için yapılan cihaddır. Ancak Kur’an’ın anlaşılması 4 Halife’nin sonuncusunun ilmi ile olmuştur. Yani Hz. Peygamberin hükmi ömrü hepsini kapsar 93 yıl.

      Rum Suresi’nde ba’de sinin (birkaç yıl) Rum'un zafere ulaşacağı belirtilirken tafsirlerde bu 3-9 yıldır. Bu zamana bakan işari ihbarı ise 90 senedir. Çünkü 3 (30 Rum Suresi’nin sıra numarası) + 60 ayet sayısı = 90. Ve + 2-5 o ihbar ayetlerininin sıra numarası = 92 ve 95 yıl sonra. Yani 1999 (1909 +90) ve 2003 (1913 + 90) ve 2 ve 5’in artıları ile 2007 ile 2009’a işaret eder. Tabi bunlar işari ihbarlardır. Hafi olur. Yani gizli olur, herkesin ne anlama geldiğini bilmesi ilmi çerçevesindedir. Bunlar bir kısmı. Bir de bunların sonrasına ait olanları var ki onlar ayrı bir konunun izahına aittir.

      Özet olarak ahir zaman fitne ve fesadların art arda dalga dalga geldiği bir zamandır. 7 yılda asırlık olaylar olurken, sabah evinden mü’min çıkan akşam kafir olarak dönebiliyor. Bir hoca çıkıyor münafkılaşınca Türkiye küresel deccaliyetin bütün şubelerine maşa oluyor. Bilmem anlatabildi mi? Anlaşılamdaı ise, futbol maçı gibi topun bir o kalede bir bu kalede olması bunu göstermiyor mu?

      Sil
  13. Fatih Nurullah efendiye olan tavrım ehl-i tasavvuf ve tarikate olan husn-i zannımdan kaynaklanıyor. Bu zatın bir kaç videosuna baktım. Özellikle Niyazi-i Mısri ninn 4.kat arşa kazık çaktım. Gayrı Osmanlı dayanmaz yıkılır tarzındaki sozlerine dayanarak şimdiki idareciler hakkındaki tavrı hosuma gitmedi. Özellikle ehl-i tarikatin gayrsi maneviyat iken herşey bizfen sorulir tavrı da not edildi. Millet sufyaniyetin zulmunden kurtulmaya çalışırken, bizi bu zulumdrn kurtarmaya calisan siyasiler hakkındaki tavırlarıni onaylamiyoruz. Erdogani begenmeyenlerin hangi safta yer tuttuklarını gorduk. Bence Erdogana safini belli et demek kabul edilemez. Bizim de bir reyimiz var. Onu da Erdogani muhafaza için beyan ediyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eger kızacaksak Akparti icindeki kesesini doldurmaya çalışan naehillere kızıyoruz. Ancak bu iktidarın itici gücü olan muhafazakar sermayeyi destekliyorum. Yaş ve kuruyu birbirinden ayırmalıyız.

      Sil
    2. Mustafa kardeş

      Siyasi Parti adı üstü siyasi bir kuruluştur. Siyaset yapar. Yani dünyevi işleri yerine getirir. Siyasi Parti lideri imam değildir, evliya da değildir, koltuğu da minber değildir.

      İkincisi, Türkiye Kemalist-Atatürkçü-batıcı ilkelerle yönetilir. Aksi halde sehpaya çıkarılır veya kapatılırlar.

      Üçüncüsü, halkın teveccühünü kazanmış DP-AP-Anavatan-DYP-Ak Parti kitle partileridir. Tekke ve cami partileri değildir. Öyle olunca bir hususta milletin ittifakla başa geçirdikleri, milletin bütünün hal ve keyfiyetini temsil ederler.

      Dördüncüsü Millet ne ise çoğunluğun oyunu alarak seçilen parti onu temsil eder. Milletin manevi-dini yönü ağır bastığı için o partiler, laikçi ve din düşmanı zihniyete rağmen dine hürmetkar olarak din vicdan hürriyetini korumaya çalışmışlardır. Unutulmasın Türkiye’yi dar-ül harpten çıkaran lider bir kitle partisi lideri idi.

      Beşincisi Türkiye vesayetle yönetilir. O vesayetin bir ayağı yabancı bir ayağı yerli yabancılardır. Unutulmasın rejimin ruhunu Lozan temsil eder.

      Altıncısı, dini ve ahlaki hususlarda terakkiyat ise dini alimlere aittir. Ama ehl-i dinin kendine şeyh-hoca lakabı verilmiş zatları dini-manevi hizmetler yerine siyasi işlere, yani siyasete yön vermeye kalkışmaya bayılıyorlar ve bunun galat-ı meşhur olarak hizmet sanıyorlar. Bu da doğru değildir. Taban ehl-i iman ve İslam olmadıkça onların ki akıntıya kürek çekmektir. Bir şeyh bilirim adı şu sıralar çok geçiyor. “İktidar Alevilerle konuşuyor ama bizimle konuşmuyor” diye kendini pazarlamaya çalıştı. O muhakeme-i akliye noksanı hoca bilmiyor ki iktidar onu temsileninanç hürriyetini tesise çalışıyor. Bugün Türkiye’de beklenen neticenin alınmamasının sebebi kitle partilerini bölen ve dinsizlik cereyanı karşısında zaafa uğratan ideolojik ve dinci siyasilerdir. Hocaları da biliniyor.

      Yedincisi Ak Parti daha önceki kitle partilerin hazırladığı zeminin neticesi çok hayırlı işler yapıyor. Öyle ki, öncekiler ehven-i şer iken bunlar hayr-ı mutlak ünvanına layık görülmüşlerdir.

      Sekizincisi, Türkiye’ye karşı İslam Alemi’nde daima hayırhah düşüncelere sahip olunmuştur. Ama hiçbir zaman bu kadar güçlü ve neticeye gidici olmamıştır. Niçin?

      Dokuzuncusu, evliya geçinenler teveccüh-ü İlahiye’ye talip olmak durumundadır. Ehl-i takva siyasete soyunur ve teveccüh-ü nasa yönelirse bu şirk-i hafi olur. Yani gizli şirk olur, ki bunun örneği Hıristiyan din adamlarıdır. Bunun neticesinden güçlü ene sahibi olmuşlardır. Bizim ehl-i tasavvuf ve ehl-i hakikat bu hataya düşmemiş ve tarih boyunca sadece irşad makamında kalıp dünyevi pisliklere nur-u Kur’anla bulaşmamıştır. Fecr-i sadıkı geciktirenlerin çoğu ne yazık ki evliya ve alim geçinenler olmuştur. Yazık.

      Hz. Pegyamberin iki emaneti vardır. Kur’an ve Al-i Beyt’tir. Kader Al-i Beyte dünyevi ve siyasi makamları ve ünvanları kanları pahasına izin vermemiştir.

      Türkiye harici azmış köpeklerin saldırısı karşısında ittihadı sağlamakla mükellef. Bu da ufak tefek kusurları görmemekle başlar. Çünkü hakim rejimde siyasetçi bir günah işlerse bu cebri olacağından mes’ul değildir. Herkes kendi şartlarından sorumlu. İdealden değil.

      Herkes aklını başına toplamak durumunda. Aksi halde meydana gelecek acı tablo maşhşerde hesabı sorulur.

      Sil
    3. Şunu tavzihen şunu belirteyim, ehven-i şer kabul edilebilecek siyasi partilerin millet hayrına 50 yılda yaptıkları hizmetin birikimi Ak Parti’de onlara nisbeten “hayr-ı mutlak” oldu, derken onların hasenatının cem’i ve neticesi olarak “azam-ı hayır” anlamında hayr-ı mutlak kabul edilebilir. Hüküm çoğunlukta olacağından içlerinde menfi bazı kimselerin bulunması kitle partisi olmaları hasebiyle bir hükmü yoktur. Abdest alıp namaza durdunuz, batnınızdaki necaset ibadetinize mani değildir. Öyle olunca hayırlı hizmet sahih ve “azam-ı hayrı” olur.

      Sil
  14. Fatih nurullah efendi kirklardan isa as ı temsil eder isa as Allah'ın kelimesidir fatih nurullah efendi hz. Sözcudur davutogluna görevi efendimiz verdi yanlış düşünüyorsunuz
    Hem velilerin bazı kesif ve zuhuratlari hatalıdır bediuzzamanin bazı keşifleri de hatalıdır bunlar normal şeyler ayrıca davutoglunu reis değil derinler aldi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okan aksu
      1*Bilirsiniz şeyhi daima müridi uçurur. Ayrıca Hz. İsa (as) Resul’dür. Hangi Resul’ün sözcüsü var ki Hz. İsa’nın (as) da olsun. Olsa olsa yardımcıları havariler yani ashabı olur. Sözcülük iddiası uydurmadır.

      Hz. Mesih’in ahir zamandaki nüzulü ise, nebi olarak değil, velayet-i kübra ünvanı ile olacaktır. Hikmeti ise, her nebi ve resul nübüvvetten önce veli olur, sonra nübüvvet makamına yükselirler. Halbuki Hz. İsa (as) direk Resul olarak geldi. İkinci gelişi ise veli olarak nüzul edecek ve velayet-i mutlaka onunla hitam bulacaktır. Ve onun tabiiyeti şuna veya buna değil, Hz. Mehdi’yedir. Rivayetler böyle.

      Hz. Mesih Hıristiyan alemine nüzul edeceği için oradaki tevhid hizmeti, Mehdi’nin hizmetine paralel olacaktır. Mehdi’den küçük farkı, ikindideki nüzulünde siyasi güç sahibi olmasıdır. Ve bunu Mehdi’nin ittihad-ı İslam’ı tesisinde hariçten kullanacaktır. Yani Mesih’in şahs-ı manevisi, Mehdi’nin şahs-ı manevisine destek olacaktır. İlk örneği 1950’lerde görülmüş, ancak şartları henüz oluşmadığı için Meşiet-i İlahi tarafından tehir edilmiştir. Çünkü baş deccalin Lut’ta öldürülmesi yani malum devletin ortadan kaldırılması söz konuş. Amma ve lakin , o dönemde o devlet büyük desteği sahip olmasının yanı sıra alem-i İslam istiklalini yeni yeni kazanırken,Süyfan’ın rejiminin hakimiyetinin kırılmasına rağmen devam ettiğinden gerçekleşmedi. Ayrıca, Mehdi-Mesih’in ittifakı o sırada büyük deccal cihan çapındaki tehlikesi ile meşgul olduğundan tehire uğramıştır.

      Velayet-i Kübra sahibi Mehdi’nin vazifesi, dinin alem-i İslam’dan ihyası ve tevhidin cihan hakimiyetidir. Bu vazife de Mehdi’nin zuhuru sırasında ehl-i tarik yasaklı ve büyük tahribata uğramış olacağından, dinin ihyası sonrası ehl-i tarikin bir kısmında meslek-meşrep tecdidinin tam ikmal olmaması bazı mahzurları doğuracaktır. Dünyevileşme gibi. .

      Papalar Fatiha’yı kitaplarına alırken ve “Kainatın tek yaratıcısı” ifadeleri kullanırken, acaba şeyhinizin bir katkısı olmuş mu? 1962 Vatikan Konsülü’nün İslam’ı kurtuluş yolu kabul ederken bu kararın sözcüsü o şeyh miydi? 1984 Avrupalı kardinallerin tek yaratan fikrine inanma ve Müslümanlar gibi ona Allah deme kararında da mı sözcü idi? Biz ayakta mı uyuduk ki bunların farkına varamadık?. Yoksa bu dediklerimden gafil olan mı var? Unutma zuhur ve nüzul kademe kademedir. Zamana mütealliktir. Yani sözcüsü falan olmaz. Belki nüzuldan sonra havarileri gibi gizli yardımcıları olacak. Ama şeyhiniz o ülkede yaşamıyor. Yoksa telepati ile mi haberleşiyor. Mehdi’nin hizmeti 3 aşamada olduğu gibi Mesih’in sabah ve ikindide nüzulü henüz ehl-i hakikat dışında kimsenin kafası basmıyor ve anlayamıyor.

      Şimdi Mesih’i yalnız ve yalnız ekarribi muhtemelen 12 kadar yakını ile Kur’an nuruna sahip velayet-i kübra makamındaki zatlar onu tanıyacaktır. Yoksa öyle davullu zurnalı veya politik ve diplomatik toplantılar sonrası sözcülü bir hizmeti aleni olmayacaktır. Fıtri dini İslam’ın teslisin yerine geçmesi söz konusu. Bu ise ehl-i tasavvufun işi değil.

      Sil
    2. 2* Ona buna makam yakıştırırken gülünç duruma düşmemek lazım. Kaldı ki, hilafetin batması, ehl-i tarikin tesirinin zayıflaması yüzündendir. Ve bunu Sultan Abdülhamid’in Nakşi-Şazeli şeyhi 31 Mart Vak’ası sonrası Selanik çetesinin payıtahta girişini engelleyemediğini itiraf ederken “Sultanım içlerinde deccal vardı, mani olamadım” demiştir. Kaldı ki, Sultan Abdülhamid Veli bir Sultan’dı. Ama ahir zamanı fitnesi karşısında mağlup oldu. Evet “Rum mağlup oldu”. Kime? Mason ve Siyonist askerine. Hakikatleri bilmek nur-u Kur’an ve iman ile hikmet-i ibham ve sırr-ı imtihan çerçevesinde olur. İşin ilginç yanı 31 Mart’ta hem Mehdi hem İslam deccali henüz 30’lu yaşlarda olduğunu da ehl-i tarikin çok ama çok önemli zatları dışında kimse bilmiyordu. Ve her ikisi de İstanbul’da idi.

      Hakiki evliya yanılmaz. Keramet kendilerinden değil İlahe canipten geliyor. Yani keramet mucize gibidir, fiil-i İlahidir. Onun hediyesi, ihsanı ve ikramıdır. Sonra velilerin müşahadatı aynı olmakla birlikte rivayetleri ihtilaflı olmuştur. Bu hakikat hakiki veliler için geçerlidir. Müridinden veya kendinden menkul evliya için değil. Evliyanın ihtilafının sebebi ise hem istidat, hem farklı esmalara mazhariyet ,hem makam farkı, hem de keşif veya kerametlerin değerlendirilmesi farkından ileri gelir. Kimi olayın kahramanını, kimi olayı, kimi hicri takvime göre kimi miladi takvime göre değerlendirmesi neticesi ihtilaflı görünür. Ayrıca gaybın gizliliğine riayet olduğundan sembollerle ifade edilir. Mesela Arabi’nin telgrafı keşfederken kullandığı tabir “iki demiri birbirine vurmak” olmuştur.

      Şeyhliği veya evliyalığı kendinden menkul olanlar ise tahmin veya ihtimaliyatı söyler, bu da keramet veya zuhurat sanılır. Bir husus daha var. Bazı velicilkler seyr-i süluk da Hızır’a, Mesih’e veya Mehdi’ye ait makamlara uğrar. Onlar sanır ki o makamı ermişler. Benzetme olarak belirtirsek, alayda nöbetçi amiri olarak kalan teğmen, kumandan albayın odasına girince kendini albay sanması gibi bir hal olur. Bazı evliyamız da böyle. Hele velayet-i suğra. Onlar bazen büyük makamlara yakın makamlara uğradıklarından böyle hallere düşerler. Yani kendileri bir sinek iken, tavus kuşu olduklarını sanırlar. Fetoşkeştaln gibi, bazen Mesih, basen Mehdi olur ve kibir ve enaniyete kapılınca sükut eder, veya sapıtır günahkar yollara saparlar. Bu da tasavvufun vartalarıdır.

      Bediüzzaman şahsını hep aradan çıkarır, ikincisi velilik iddiasında bile bulunmaz. Yani bir hizmet erbabı ücret için hizmet etmez. Ayrıca o ehl-i tasavvuf değil ehl-i hakikattir. Keramet ve benzeri işleri olmaz. Kur’an hakikatlerini ilim ve delille ispat eder. Cephede telif ettiği ve yarıda kalan tefsirini Arap alimleri okuduğunda söyledikleri şudur: “Biz böyle bir tefsir görmedik.” Onun keşif ve keramet göstermek gibi bir meslek ve meşrebi yoktur. Risale-i Nur ile gelen bazı keşifler vardır. Onlar da daha çok tevafukat-ı Kur’aniye veya geçmiş evliyanın ihbaratıdır. Yani Kur’an’ın bir nevi mucizeliğinin delili olan tevafukatı göstermesi maksad-ı İlahi ve irade-i İlahi’yi nazara vermek içindir. Yani Kuran’da derc edilen hafi işaretleri tevafuk prensibi gereğince Kur’an’ın mucizeliğini göstermek açısından ifade edilmiştir. Kur’an’da kuru ve yaş varsa, onu ispatlamak alimlerin işidir.


      Böyle olunca zat-ı devletlerinizn ve zat-ı alileriniz derinliği meçhul ilminizle buyurduğunuz (bediuzzamanin bazı keşifleri de hatalıdır) hükmünü ispat etmeniz gerekir. Şu Bediüzzaman’ın hatalarını bir gösteriniz veya ispatlayınız Aksi halde adi bir müfteri olursunuz. Her şeyin bir sınırı vardır. Ama cehaletle iftira ve terbiyesizliğin olduğu gibi.

      Biz ilim asrındayız,Ahir zaman ilim ve fenlerin ve belagatın yoğun hükmettiği bir zaman. Böyle olunca İsrailiyat nevinden, tabirat nevinden, zuhurat nevinden ispatı mümkün olmayan hususlarla konuşmamak lazım. Beşerin vazifesi talim-i esmadır. O da ilim ve fenle olur. Atmasyon-palavrasyonla değil.


      Sil

  15. Bazen Talut kıssasını misal veriyorum. Bugün Fetö taifesinden bazılarının Talut kıssasını nasıl hakikati tersyüz ederek kendi pis propagandalarına alet ettiklerini gördüm. Endişe ettim. Zira biz Talut kıssasını Kurani bağlamda misal gösteriyoruz. Halbuki sırtını Amalika kavmine dayayan ve onların yardımı ile Talut'u devirmeye çalışan bu taife bu kıssayı Tevrat bağlamında istismar ediyor.

    YanıtlaSil
  16. Abdurrahim sufyan zamanına takılıp kalma o dönem geceli 1 asır oldu şimdi ahirin ahirindeyiz sufyani zamanindayiz sufyan ve sufyani farkli kisiler ayrica halife hz. Ve mehdi as da hayatta

    YanıtlaSil
  17. okan aksu
    1* O sizin indi görüşünüze göredir. İlmi hiçbir deliliniz yok olmadığı gibi büyük zatlara hata yapmış diyerek hakaret ediyorsunuz. Terbiyenizi takının. Hz. Mehdi’nin tevellüdü bütün büyük evliyanın keşfiyatı ve ihbarıyla 19. Yüzyılın sonu, bu bir, ikincisi zuhuru ise Hz. Ali’nin Besmele’nin harflerinin bitimine yaptığı atıf ihbarıyla 20. Yüzyılın başı üçüncüsü ise Hz. Peygamber’in açık ve net ihbarıyla son Halife’nin Şam’da toprağa verildiği yıl ise kesin zuhur tarihidir.

    Sizin değil Arapça, doğru dürüst Türkçeyi bile bilmez iken, önce ırki ve sonra İslam’dan itibaren milli tarihinizi ve de cumhuriyet sonrasını Yahudilerden öğrenirken, nasıl olur da dini kavramlardan Süfyan, Süyfani, Mehdi Deccal kavramlarının manasını bilesiniz. Hem de iddia edesiniz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. 3 günlük bebeğe izafiyet teorisini çözdürmek kadar akla aykırı bir husus.

    13. Sıradaki müceddit her kim ise Mehdi odur. Mehdi’nin zuhuru Hicri birinci yıl + 13. Yüzyıldır. Önce büyük deccal, 7 yıl sonra küçük deccal yani İslam deccali huruç eder. Akabinde Mehdi zuhur eder. Hatta Mehdi ile Süfyan arasında yaşanacak tartışma sonrası Süfyan’ın gerçek kimliğinin teşihs edileceği bilinir. Öyle ki o tartışma sonrası rivayetlere göre Mehdi’ye baskı uygulanacağı ve o zulüm ve baskı ölümüne kadar devam edeceği belirtilir. Mesih ise kademeli nüzulü sebebiyle ilk nüzulü Mehdi’nin 20. Yılındadır. Bunu öğrenebilmek için Türk kütüphanelerinde bulunmayan Arapça telif edilmiş eserlerle mümkündür.

    Mesih’in dini vazifeli olarak ikinci nüzul tarihi ise 1961’dir. Bu tarih aynı zamanda İslam Alemi’nin üzerindeki manevi baskıların sona erdiği tarihtir. Ve de her iki deccalin yol açtığı dinsizlik cereyanı sebebiyle Ye’cüc ve Me’cüc’ün ilk taifelerinin Türkiye’de ortaya çıkacağı yine ebcedi olarak yıllarca önceden istihraç edilmiştir. Burada şu hakikat var, küçük deccalin şeair-i İslamiye ve şeriat-ı Ahmediye’de yaptığı tahribat sonucu büyük deccale yani dinsizlik cereyanına zemin hazırlayacak. Ve bu hal kalplerdeki iman sedddinin yıkılmasına yol açacağından Türk gençlerini anarşi ve terörü karışacağı yani terörist ve anarşist olacağı yıllarca önceden belirtilmiştir. Ki Bediüzzaman ahir zamanda dinsizlik ile anarşi ve teörürün dış kaynaklı olacağını da 80 yıl önce yazmış ve aynen çıkmıştır. Bugün ahmaklar hariç herkes bilir ki Türk sokaklarını kana bulayan terör ve anarşinin yabancı, üstelik sözde müttefik ve dostumuz olan ülkelerce provoke edildi, ediliyor ve edilecektir.

    Ve sizin bir asır önce dediğiniz Süfyan meselesi ise küçük deccal, büyük deccalden daha uzun ömürlü ve daha çok ama çok tahribat yapar. Ve ümmet korumasız ve bayraksız kalır. Kalınca da sömürülür. Bunun süresi ise tam tamına hicri yüzyıldır. Yani 14. Yüzyılın ortasından 15. Yüzyılın ortasına kadar hakimiyeti süren insanlığın en büyük fitne-fesadıdır. Bugün Türk insanının dini bilgisi ve dini anlama kabiliyeti bir Acem ve Arap insanının yüzde biri kadar bile değildir. Buna kim sebep oldu? Ve bu hal böyle iken üstüne üstlük Hz. Peygamber’in sıkı tembihi varken bazı şeyh ve hocalar meseleye siyasi gözle bakıp siyasi ahkam keserek dinsizlik ve terörün azalmasında rolleri olmamıştır. Üstüne üstlük bu zatlar derin devletin algı operasyonlarına kapılarak onların güdümüne girmişlerdir. Bugün derin istihbaratın sbızmadığı dini grup ve cemaat olmadığı gibi bunların önemli kısmını iç politikayı manivale etmekte kullanılmışlardır. Hesabını mahşerde soracağız. Ben onlardan davacı olacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Melhamei kubra yani armageddon olmadan mehdi cikmaz
      Siyah sancaklar turkler icinden cikmadan mehdi cikmaz
      Halife cikmadan mehdi cikmaz
      Biat olmadan mehdi cikmaz
      Teknoloji ex olup teknoloji ustu donem gelmeden mehdi cikmaz
      Mehdi as hayatta su anda 39 yas civarinda halife hz. De yasiyor .bu iki zat medinede bulusunca yukarda bahsettiklerim olmaya baslar.

      Sil
    2. Deccalizm diye birsey yoktur
      Deccal bir yahudidir ve genc birisidir su anda o da yasiyor ve israil vatandasi

      Sil
    3. Mehdi as goreve baslayinca 7 yildan uzun yasamiycak bazi rivayetlerde en fazla dokuz

      Sil
    4. Yüksek ve engin ilim sahibi okan aksu

      Derin ilmine ve gaybi haberlere vukufiyetin fevkalade. Siz bu ilmi nereden aldınız? Hayretler içinde bıraktınız. Böyle her şeyi veciz bir şekilde hiçbir cumhuriyet çocuğu söylememiştir. Sizin bu ilminizi takdir ederken bir merakımı da giderin lüften.

      Deccalin boyu bir veya yedi minare boyunda imiş. Hz. Mehdi çıkınca Topkapı’daki Hz. Davud’un kılıcını eline alıp savaşa başlayınca bu deccali nasıl öldürecek? Yani boynunu nasıl vuracak?. Merdiven dayayıp mı boynunu vuracak, yüksek zıplayıp mı vuracak. Onu anlayamadım. Sonra Hz. Mehdi Hz. Ali’nin (ra) torunu, niçin dedesinin Zülfikar'ı ile değil de Hz. Davud’un (as) kılıcı ile öldürecek. Bu işte bir bit yeniği olmasın.

      Mehdi 7 yıl kalacak dediniz. Acaba bu dünya yılı ile mi, Mars yılı ile mi Jüpiter yılı ile mi? Bilirsiniz. Yüksek ilminizden bir şey kaçmıyor. Jüpiter’in yılı bize göre 33 yıl. O zaman Mehdi 231 yıl mı hükmedecek?. Onu da anlayamadım. Acaba bu Deccal Yahudi mi, Siyonist mi onu da anlayamadım? Çünkü sade dindar Yahudi’nin siyonizmle bir ilgisi yok. Siyasalcı Yahudiler Siyonist olur. Böyle olunca Yahudi düşmanlığı doğru mu? Sonracığıma Hz. Mehdi Deccalin boynunu vurunca onun tahtına mı oturacak.

      Bir başka mesele. Mehdi Halifetullah. Ama siz diyorsunuz ki, Halife de olacak. Yani iki halifemiz birden mi olacak. Onu da anlayamadım. Bütün bunlar çok güzel yalnız kafama takılan bir şey var. Bu Mehdi savaşacak çarpışacak, ama küfür her yeri kaplamışken, Müslümanlar da amelsiz olacağına göre, onlar nasıl imana getirilip, amel-i salih sahibi yapılacak. Hz. Davud’un (as) kılıcı ile mi yoksa Hz. Ali’nin (ra)kılıcı ile mi? Kılıcı gösterip kafiri korkutarak Müslüman yapmak münafıklığa yol açmaz mı?. Sonra cüz-i ihtiyarı var, onsuz iman sahih olur mu? Çünkü Kur’an’ın hükmü, “dinde zorlama yoktur” diyor. Yani insanları zorla iman sahibi yapmayın diyor. O zaman Mehdi’nin kılıcı bilgisayarlı cinsinden mı olacak. Yani onları okutup öğretecek mi?

      Bir de şu teknolojinin ex olması meselesi var. Teknoloji ilme dayanır. İlim ise Allah’ın isim ve sıfatlarının aynası.Teknolojinin ex olması cehaletin diz boyu olduğu bir zamanda mı bu Mehdi çıkacak. Benim gibi bir cahilin kafasını karıştırdınız.

      Kafamı karıştırdınız, biraz bilgi verir misiniz? Bir şey daha var o kan derken sizin kanınız neden her insanın ki gibi kırmızı değil de aksu olmuş. Acaba bu aksu akvurlardan ibaret olmasın. Alyuvarlarınıza ne oldu acaba? Al bayrağa mı verildi yoksa kızıl bayrağa mı onu da anlayamadım. cehaletimden.

      Sil
    5. mehdinin 7-veya 9 yıl kalacağına dair bazı rivayetler var ancak dünya hakimi olacağına dair de rivayetler var
      demek dünya hakimi olarak 7 veya 9 yıl kalacakki
      yıkılmaya yönelmiş bir idareyi alması onu tekrar lider yapması 20-30 yıl sürecekdir

      Sil
    6. Evet mehdi as ve halife hz. Farkli kisiler asil savaslari halifemiz yapacak ve yavuz selim han gibi sert olacak
      Ayrica halife hz. Osmanliyi tekrar kuracak ve istanbulda merasimle mehdi as hilafeti ve emanetleri teslim alacak.
      Deccali isa as filistin taraflarinda gokten inince oldurecek mehdi as degil ve mehdi as dunya senesiyle 7 yil kalacak
      Armageddon harbine turkiye sebep olacak ve birkac ay tertip hukumeti olacak rus yanlisi
      Asil armageddon abd ve batiyla olacak once rus sonra batiyla yani
      Teknoloji buyuk savas sirasinda sam taraflarinda kadem denilen yerde mehdi as tekbiri sayesinde duracak ve uzay kesfi cagi baslayacak
      Ve halife hz. Cok genc birisi olacak.

      Sil
    7. Abdurrahim efendi şimdi şu yukaridaki yazi size yakışıyor mu?
      Hadi insanların ilmiyle,kelamiyla dalga gecmenize alıştık diyelim; isimleriyle dalga gecmenize ne diyelim. Son paragraf sizi oldukça hafif ve bayağı göstermiş. Oysa ki sz tumturakli cumlelerle caka satmayi daha çok seviyorsunuz.
      Beyninize ne oldu acaba?
      Yoksa alyuvarlariniza mi donustu, kuculdu mu acaba?
      (Eminim mustafa abi bu yorumu yayinlamazsiniz.
      abdurrahim efendinin insanlara hakaretini yayinlarsiniz ama ona cevabimizi yayinlamazsiniz. Bu yanlı tutumunuz zaten blogtan iyice soguttu... arada sırada bakıyorum yine abdurrahim efendinin birilerine hakareti, alayi, küçük gormesi.... yani değişiklik yok... aynı terane)

      Sil
    8. Sarı otomobili ve yeşili özlemiştik.
      Yok canım ben öyle mi yapmışım. Siz halifenin iki tane olacağını biliyor muydunuz? Hayır. Bak arkadaşımız derin ilmi ile bunu keşf etmiş ve söylemiş. Demek ki, ilmi var. Ben bugüne kadar belki 100 bin sayfa okudum ama iki halife olacağını duymamıştım. Büyük büyük bir keşif. Bunu takdir temek lazım. Dalga denizde olur ama manevi dalgalar da vardır. Manevi dalganın ilmi dalgası olur mu olmaz mı?

      Sonra ben kimseyle dalga geçmedim. Her şey maiden yani sudan yaratılmış. Öyle değil mi? Kan da sudur. Yoksa sizin kanınız yeşil mi?

      Gaybi hadiseler ve işaretleri hatta alametleri için fikir beyanında bulunmak külli bir melekut ilmini gerektirir. Rahip Buheyra henüz 7 yaşındaki Hz. Peygamber’in risaletini keşf ederken, risalet vazifesinin gelmesinden sonra kimsenin tasdik etmemesi ve inkara sapması bunun delilidir. Yani olacak gayb ile olmuş gaybı bilmek ciddi bir ilmi birikim ister. Aksi halde tahrifata ve hurafeye yol açar. Sizin hangisini istersiniz, hurafe mi, hakikat mi?

      Küçük Deccal Hilafetin battığı yerden çıkar. Hilafet battı mı, batmadı mı? Battı. O zaman Deccaller çıkar. 7 yıl ara ile önce büyük deccal sonra küçük deccal. Öyle olunca Deccal varsa Mehdi de vardır. Size soruyorum insanlığın en büyük fitnesi deccalizmden Kur’an niçin muhkem olarak haber vermiyor. Ama olmuş ve olacak her şey Kur’an’da var. 1917’de Kudüs düştü. O yıl Karl Marx’ın şakirtleri Kızıl İhtilali yaptı. 7 yıl sonra İstanbul fethedileceği sırada haber gelirmiş “Deccal çıktı” diye. Ve fetih yarıda kalırmış. Öyle değil mi? Yani? Hakikat ancak akıl ve kalbin birlikte çalışması sonrası tecelli eder. İkisini bir çalıştıralım. Ve…

      Beni çok fena yargıladınız. Galile, “dünya dönüyor” dediği için engizisyon mahkemesinde yargılanmış. Arkadaşlarının ısrarı üzerine bu ilmi keşfinden yaşamak için vaz geçmiş. Ama yine de o meşhur sözü söylemiş. “Ama dünya yine de dönüyor” Evet dünya Rahman isimin bütün ihtişamiyle tecelli ettiği dünya. Üstüne üstlük iki ayaklı hayvanata Rahim isminin tecellisi ile ala-yı illiyine çıkma fırsatı verilmiş. Yani Besmele’nin iki büyük isminin tecelli ettiği kadir-i mutlakın yarattığı dünya dönüyor değil mi? Ne zaman kadar? Mehdi gelmemiş olsaydı 1345 sonrası kıyametin kopması lazımdı. Ama kopmadı niçin?. “Bize sana seb”a mesani verdik” deniyor. Seba mesani işari olarak iki çift 700’e işaret eder. Yani 1400 yıla. Abbasi ve Osmanlı’nın iki devrine. Kıyamet kopmayınca uzar. Kaç gün?. Bir gün. Kimin yüzü hürmetine değil de kimin hizmetine? Mehdi’nin. Mehdi herkes gaflette iken yani uykuda ve kıyameti hak ederken gelir ve hizmetini kimseyi uyandırmadan yapıp gidermiş. Kaç kişi ile 313 kişi ile. Peki bu insanlık ne zaman uyanır. Bir asır sonra. Niçin 1 asır?

      Bak 15 Temmuz günü deccal maşaları darbeye kalkışıyor. Ama muvaffak olamıyorlar. Ne zaman anlaşılıyor? Bunu sanık yüzbaşı Muammer Gözübüyük itiraf ediyor: “Selalar okununca ümidimiz kırıldı” Peki bu selalar ne zamandan beri hür ve sünnet üzere okunmaya başladı? Niçin yasaktı da niçin serbest oldu?. Hem de keyfi-cebri-küfri deccalizm hüküm sürerken. Artık sabah oluyor. Yeşil’in karaltısı da olmaz. Çünkü nur geldi. Nur gelince her şey aydınlanır. Evet İslam güneşi doğuyor. Vakt-i fecre geldik. Mesih’in Mehdiye tabi olacağı fecre? Fecir girer ama ezan biraz geç okunur? Medeni alemde sünnet böyle çalışır.

      Her neyse Galile ne demişti? Yoksa aydınlanmadı mı? Dünya durmuyor ki. Bir yüzü karanlığa bir yüzü aydınlığa bakıyor. Ben dalga geçmedim. Bir dalgaya, ilmi dalgayla cevap verdim. Ne demişler müsademe-i efkar. Ve hakikat tecelli eder. Etmedi mi?


      Sil
    9. Akdoğan'a doğan AK olsun. Yani Yed beyzalar gelsin.
      Arapça'da az rakamla çokluk ifade etmek usuldendir. Şimdi Arapça pek bilinmediği ve Arapçanın beliğ ve fasih kurallarını unutulduğu için, yani bir TC çocuğu olarak bizler ilmi algılaması huninin tersi olduğundan o 7 yılın veya 9 yılın, 70-90 yıllık Mehdiyetin hükümranlığına işaret ettiğini pek bilinmez.

      Örnek mi istersiniz. Hz. Peygamber buyurmuş ki "Ümmetimin ömrü 1.5 gündür". Yani 1500 yıl, Fatiha Suresi'nde Malik yavmiddin'deki bir gün ise 50 bin senedir. Kur'an bazı yerde bir günü 100 yıl, bazen 1000 yıl bazen de 50 bin olarak zikreder. Onun için kafamız Süfyan fitnesiyle işgale uğradığından böyle şeyleri anlamak geç oluyor.

      Mehdi'nin hizmetini kendisi değil, cemaati yani şahs-ı manevisi yapar. Tıpkı Hz. Peygamber gibi. O dinin nüzulu için cihad etti, Hz. Ali (ra) anlaşılması için, toplam 92 yıl (9 yıl). Sonra Emevilerden başlayarak Abbasiler zamanında fütuhat yayılınca İslam Çin'den Atlantiğe kadar yayıldı. Ama va’d-i İlahi olan hak dinin her yere ulaşması ise Mehdi-Mesih zamanına kalır. Ahir zamanda ilim ve fen ve belagat yaygın olacağı için bir, ikincisi dünya bir köye dönüşüp medeni hayat olacağından Hak dinin beşere ulaşması siyaset ve askeriye dışında Kur’an’ın metodu olan ilimle ispat tarzında manevi cihad ile olacak. Yani silahla ve siyasetle değil. Zaten mazide medeni hayat olmadığından cihad silahlı olarak yaban ellere İslam’a kapı açmaktan (feth) ibaretti. Ve sonra ehl-i iman ve din, ki o dönem değişik tarzlarda ehli- tebliğ vardı İslam’ı yaydı. Ahir zamanda ise, Allah fikrini inkar yani dinsizlik yaygın olacağından ve medenilere galebe silah ile değil ilmi deliller ve ispatla olacağından hem cihad, hem de fütuhatı manevi olacak. Savaşlar ise ahir zamanda Deccaliyeti doğuran siyonis-masonik zihniyetin dünyaya hakimiyet için kullanacağı vahşiyane deccalane araçtır.

      Mehdi gelip de ne yapacak şimdi? Biz “Tanrı uludur” dan kurtulduk “Allah ü ekber” çağına girdik de gafletten neyin olup bittiğini fark edemedik veya algılayamadık. Ahir zamanın Mehdi’nin şahıs hakimiyeti değil onun ve Mesih’in manevi cihadı ile din ikmal olarak Tevhid hükmedecek. Ve Tevhid dünyaya yayılarak hemen hemen her insanın inancını tashih edecek. Yani Cenab-ı Allah’ın vahdaniyeti ve ehadiyeti kabul görecek. Şahsa yani Mehdiye hakimiyet verirseniz bu hatadır. Saltanat dünya için, ehl-i din için müceddid ve evliya için değil. Din tamamlanacak din. Din çoğunlukla iki ehl-i kitapta ihya olacak. Hırıstiyanlık ise dinin fıtrisine yani manen İslamiyete inkılap edecek. Ahir hizmeti budur.

      Osmanlı’da siyasete ve askeriye Türk hakim idi. Ama sanata ve ticarete Rumlarla Ermeniler, ilmi ve dine Araplar hakim idi. Osmanlı’nın siyaseti çöküp idare dağılınca,alem-i İslam korumasız kalıp emperyalist işgaline uğradı. Dinin manevi rabıtaları irkçılıkla ve mezhep ayrılığı ile çözüldü. Harici tehlike olan önce dinsizlik arkasından terör ve anarşi gelince buna karşı çıkacak olan tek güç dindir. Dini temelden ihyadır. Ve tepeden tabana değil, merkezden çevreye değil, tabandan tavana, çevreden merkeze fütuhat olacak. Ve alem-i İslam ilim ve fen fakiri Türk’ün bir asır Kur’an ve iman eğitiminden sonra Mehdiyet ile donanınca zenginlikle alem-i İslam’a dönecek. Bu önce içeride sonra alem-i İslam çapında ittihadı getirecek. Ve Beidüzzaman’ın tabiriyle cemahir-i müttefika yani AB ve ABD gibi müstakil ve bağımsız ülkelerin bloku ortaya çıkacak. Bundan Mesih’in ihtiafları hal etmede bir yardımı olacak.

      7 ve 9 yılın şu hikmet ve manası var. Mehdi’nin çevreden merkeze fütuhatı 90 yılda tamamlayacak. Ve Mesih’in de katkısı ile 70 yıllık bir iman ve dindarane ve güçlü manevi bir dönem yaşanacak. Ondan sonra beşer gene sapıtıp 1525’te artık dönüşü olmayan bir yola girince kıyametin vakti gelir. 20-42-52 yıl içinde kademeli kıyamet kopar. Önce hayat söner, sonra coğrafi yıkım olur ve güneş sisteminin gezegenleri birleşerek 149 milyon km. yarı çapında mahşer yeri kurulur. Allahü alem

      Sil
    10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    11. LOKMAN-18 : "İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez."

      Sil
    12. İbnu Mes’ud (R.A.)dan rivayete göre Resulullah (S.A.V.) Efendimiz “Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir.”1 buyurmuştur.

      Sil
    13. Abdurrahim Efendi iki halife diye bir sey yok. Bir Mehdi, bir de halife var. Dört yıldır bu blogda anlatılıyor, yorumlanıyor.
      Binlerce sayfa okuyan size
      şunu sorarım şimdi:
      Okuduğunuzu anlıyor musunuz?
      Sahsen benim bu konuda şüphelerim var.
      (Sari arabama gelince, biz yesermek icin sarardik önce,
      biraz öldük, dirildik sonra.
      Çıktık erik dalına, onda yedik
      üzümü....)


      Sil
    14. Gayb mutlak anlamda Allah’a aittir. Resuller, büyük evliyalar ise ancak kendilerine gösterileni kadarını söyler. O da muhkem değil müteşabihtir. Müteşbaih meseleler tevil ve tefsire muhtaçtır. Bunlar da ancak vukuundan sonra yapılabilir. Unutulmasın mazinin anlayışı ile meçhul istikbal hakkında haber veriliyor. O zaman istikbalin kavramları ile değil mazinin kavramları kullanılır. Yani anlayış farkı olur. Bu hususa dikkat edilmediği sürece hata yapılır. Hata yapanı ikaz etmek dinen bir vazifedir. Şarlatanlığa meydan verilmemesi lazım. Aklı başında olmayan veya ilmi olmayan veya cehalet bataklığında ısrar edeni kendi tarzında konuşmak gerekebilir.

      Mehdi’nin zuhur zamanı, küfr-ü mutlakın en şedid hükmettiği bir zamandır. Eskiler bu zamanı “uyku” yani gaflet zamanı olarak niteler. Öyle olunca şeriat-ı Ahmediyle’yi tahrip eden şeriat-ı Muhamlemdiyle’yi yasaklayan bir zihniyetin zamanında zuhur edecek zat, elbetteki Kur’an ve iman hakikatlerini dile getirecek. Elinde silah olmayacak, siyasi makamı olmayacak, tek vazifesi dini temelden başlayarak tecdid etmek. Yani hurafelerden ve bid’alardan koruyarak anlatmaktır. Öyle olunca savaş, harp dar gibi hususlar onun literatüründe olmaz. Bunu ehl-i gaflete anlatmak lazım.

      Unutulmasın bütün cebbarlara karşı vazifedar enbiya ve mürselin ve evliya güçsüz iken onlara galebeleri maddi değil manevi olmuştur. Kaldı ki zamanımız medeni bir zaman. Medeniye galebe çalmak ise Deccaller gibi kan dökerek değil delil ve burhanla Kur’an hakikatlerini açıklamaktır. Gözünü dünyevi hırs bürümüş insanların gözündeki eli silahlı, kan dökücü bir Mehdi tasavvur etmek Al-i Beyt’e hakarettir. Ben Al-i Beyt’e hakaret edenlerden değilim. Mehdi-Mehdiyet, Deccal-Deccaliyet, Mesih-Mesihiyet kavramlarını iyi bilmek lazım. Bunların hepsi tüzel kişiliktir yani şahs-ı manevidir. Siz onlara zemin hazırlamadıkça onlar gelmez. Yani hükmetmez. Bu hüküm de saltanat ve siyaset tarzında değil, gönül ve kalblere ve de akla hükmetmektir. Yani manevi bağlarla Kur'an'a ve Allah’a bağlanmaktır. Dinde cebir yani ikrah yoktur. Bu tarz münafıklığa yol açar ki, münafıklık en büyük küfri kavramdır. Dinimizi doğru bilelim. Tamam mı aslanım.


      Bir de bilelim hilafet battığı gün Halifetullah vazife alır. Yani hilafetin siyasi değil dini veçhesi Mhedi ve cemaatine intikal eder. Çünkü rahmet-i İlahi bunu gerektirir. Acaba o cemaat-i nurani kim ola? Bunu anlamak için rasih ilmi geçtik, nur-u iman yeterlidir. Sonra Mehdi sayıları milyonları bulan Al-i Muhammed ve Al-i İbrahim ile hareket eder. Nasıl olur bu? Latif ism-i azamı gereği. Aşama aşama, fasıl fasıl. Şimdi hangisindeyiz?

      Sil
    15. Yeşil Karaltıya hediyemdir
      1*Halife ve Hilafet konuları kulak dolgunluğu ile değerlendirilemez. Bu iki kelimenin sözlük anlamlarını geçelim. Dini açıdan bu iki kelime bir çok manaya geliyor. Hz. Peygamber’e (as) vekil zat ve “İlahi yani şer’i hükümlerin tatbik ve icrası için Peygamber (as) vekil zat. Reşid halifeler gibi” imam anlamına da gelir. Ayrıca Allah’ın insanlara verdiği hilafet de var. Bu vekalet bütün yaratıkların üstünde insana verilen makam tasarrufu ile cemiyeti idare iktidarı anlamındaki hilafet.. Kur’an’da Halifelik hakkında 7 ayet vardır. Bu ayetlerde insana verilen arzdaki halifelik, Nuh ve Ad kavimlerine verilen hilafet, Davud (as) verilen hilafet ve asilere karşı mü’minlerin yeryüzünden halife kılınması gibi..

      İslam’da hilafet kavramı Hz. Ebubekir ile başlar ve Hz. Peygamber’in vefatından sonra idareye geçmesi sebebiyle bu ünvan verilir. Ve sonra gelen diğer üç halife ile birlikte 4 büyük halifeye verilen Hulafa-i Raşidin ünvanı ile hakiki hilafetin sona erer. Çünkü Hz. Peygamberin hayıflanarak belirttiği gibi bu makam kendisinden 30 yıl sonra saltana inkılap edince önemli bir manasını kaybeder. Bu ondan sonra gelen halifeler suri ve ısırıcı halifeler olarak adlandırılır. Nitekim Hz. Peygamber’in şu hadisi çok önemlidir: “Benden sonra hilafet -veya nübüvvet hilafeti- otuz yıldır.” Yine hadisten öğreniyoruz ki bu 4 halifeden sonra gelecek olan halifeler, “Isırıcı bir saltanatın halifeleridir” Daha sonra ise ahir zamanda ceberut bir saltanat olur. Bu saltanatın başına geçenlere cebabire ünvanı verilmesi çok ilginçtir. Ki içlerinde Süfyan ve onun cinsiden yani meslek ve meşrebinden Süfyaniler İslam dünyasında başa geçer. Bediüzzaman onlar için askeriye-i keyfiye-i küfriye olarak niteler. Sonra çok ilginç Hadis’te nübüvvet hilafeti (ki bu Reyid Hilafet gibi) olur ki bu da Hz. Mehdi’nin Hilafetidir. Hz. Peygamber bunu “nübüvvet sisteminde bir hilafet” olarak nitelemesi çok ilginçtir. Bu hakikate binaen ona Halifetullah denmiştir. Çünkü O cebabireden sonra imamet tarzında bir hilafet ünvanına sahip olacağı yani Hulafe-i Raşidin gibi bir ünvan alarak raşird bir halife olacağı anlaşılıyor.

      Halife Mehdi son halife ve imam olarak yani son büyük müceddit ve velayet-i kübra sahibi olacaktır. Onun başlatacağı şahs-ı manevi hilafeti temsil edecektir. Yani insan olarak başka bir halife falan olmayacaktır. Burada dikkat edilecek husus 4 büyük halifenin sahip olduğu reşid halifeliğin Hz. Ali ile değil Hz Hasan ile son bulduğu yönündeki genel kanaattır. Hz. Hasan’ın yarıda kalan Nübüvvet halifeliği ancak 12 asır sonra gelecek Mehdi ile devam edecek. Bu zat Halife-i Müsülimn olarak anılan Osmanlı halifelerinin sonuncusundan sonra vazife alacaktır. Hilafetin ilgası dünyevi ve siyasi bir karardır. İlahi iradeyi bağlamaz. Bağlamadığından bu unvan Hz. Hasan’ın hilafeti gibi manevi olarak Mehdi ile devam eder. MHedi ve onun temsil eden şahs-ı manevi Hs. Hasan’ın tarzında özellikle iman konusunda fetva sahibi yani yetki sahibi olarak imanın ve Kur’an’ın son hakikatini tebliğ eder.

      Bu tebliğ öyle bir tebliğdir ki, Hz. Mesih’in Mehdi’nin imametine uyması sonucu bütün cihana yayılır. Bu Hilafet bir nevi Hz. Davud’un hilafeti gibi akıldan akılan, kalbden kalbe, gönülden gönüle yayılarak Tevhid bayrağın cihanın burcuna dikilir. Bunun içindir ki, ne Emevi, ne Abbasi ne Memluk ne de Osmanlı halifelerinin hilafeti Mehdi’nin hilafeti kadar fazilet ve rüçhaniyete sahip değildir..

      Sil
    16. 2* Mehdi’nin dini tamamlaması ile velayet-i kübra kapısı, Hz. Mesih ile de mutlak velayetin kapısı kapanır. Velayet-i suğra devam eder. Ve insanlık özellikle İslam alemi bu Mehdi’nin başlattığı şahs-ı manevinin çalışması sonucu önce Türkiye’de sonra alem-i İslam’da ittihad-ı İslam gerçekleşir. Bu eski hal tarzında değil bir cumhuriyetler veya ülkeler bloku yeklinde olacaktır. Mehdi’nin cemiyet-i nuraniyesi hilafet makamını temsil edeceği için hilafetin diğer ayağı olan saltanat yani yönetim ise birlik şeklinde tecelli eder.

      Maziden gelen rivayetler tam anlaşılamadığı yani o zamanın idrakine göre olduğu için eski hal tarzında bir hilafet bekleniyor. Oysa nübüvvet hilafeti Hz. Hasan’ın (ra) içtihadı ile açtığı yol ve tarz üzere olacaktır. Herkes aklını Horasan ve siyah bayraklılar ile takıntılı. Aslında siyah bayrak Abbasilerin simgesidir. Turani yani Horasanlıların siyah bayrakları ile ifade edilen mana işaridir. Çünkü Hz. Peygamber’in döneminde Horasan’da mevcud olan devletin bayrağının rengi siyahtır. Bayrak devleti simgeler. Bazı hadislerde 5 bayrak denmiş. Yani 5 devleti ifade ediyor. Bu işari ifade mütedahil yani iç içe manası olan bir ifadedir. Onu açıklamadan önce şu iyi anlaşılmalı. İslam’da hakim olan o siyah bayrak son devletin 900 yıllık hakimiyeti getirip Mehdiye teslim edeceği kast edilmektedir. Yani Türler hem hakimiyeti Mehdiye teslim edecekler hem de ona zemin hazırlayacaklar. Bu hazırlık hem manevi olduğu gibi küfri bir zemine de işaret eder. Çünkü Türklerin içinde çıkacak deccal hem şeair-i Ahmediye’yi tahrip edecek hem de Şeirat-ı Muhammediye’yi yasaklayacak. Ve dinsizliğe yani büyük deccale zemin hazırlayacak. İşte Mehdi bunu inayet-i Rabbani ile ıslah edecek biridir. Hem küçük Deccal’in alem-i İslam’da açtığı yarayı hem de büyük deccalin küresel çaptaki dinsizlik cerayanına son verecek biridir. Dinsizlik maneviyatın düşmanı yani dinin yani Kur’an’ın. O zaman o Mehdi öyle bir hakikat ile hem islam hem Hıristiyan cemiyetlerini eğitecek ki, bu cereyan mağlup edilecek. Ve gönüllere tevhid hakim olacak.

      Şimdi dünyevi gözlükle bakıp siyasi ve nefsani görüşleri doğrultusunda herkes eli kılıçlı yani silahlı bir Mehdi bekliyor. Gelecek “Hey ben Mehdiyim” diyecek silahını gösterecek ve hem bizi hem batıdaki hem doğudaki milletleri İslam’a sokacak gibi gayri hakikatli bir Mehdi bekliyorlar. Hilafet genel anlamda Allah adına hükmetmektir. Allah adına hükmeden önce Allah’ın dini yayar. O da Bediüzzaman’ın Kur’an’dan istihraç değil Kur’an’ın tevafuku ile belirttiği üzere 1928’den itibaren manevi bir cihaddır. Kur’an tarzında imanı tecdit ve kuvvetlendirmektir. Çünkü Allah’a ulaşmanın birinci yolu imandır. Sora O iman ile Allah’ı ve işlerini talim-i esma üzere ilimle bilmektir. Buna marifetullah denir. Ehl-i tasavvuf bunu zikir ve manevi süluk ile elde ederken Hz. Mehdi zamanında daha kısa yoldan ilimle yani esmanın ilim ve fendeki hakikatlerini göstererek kısa zamanda sağlayacaktır. Ki bu aşamadan sonra muhabbetullah gelir. Bu velayet-i suğra üzere değil velayet-i kübra tarzındadır.

      Beidüzzaman’ın 1911’lerde söylediği bir söz vardır. “Eski hali muhal, ya yeni hal ya izmihlal”. Mehdi ikinci şıkkı yani dini yenileyerek açık ifade ile, bid’a ve harafelerden uzak tutarak her alanda merkezden çevreye değil çevreden merkeze, ihtilalciler gibi tavandan tabana değil tavandan tabana hizmet edecektir. Öyle olunca 90 yıl içinde iman-hayat-şeriat fasılları ile Nübüvvet hilafeti ile bu din ihya olur. Herkes Mehdi bekliyor. Yıl ve yaş veriliyor. Bana göre değil hakikate göre ve ihbar-ı Peygamberiye göre bu mümkün değil. Çünkü Mehdi 1338 Hicri’de ıslah edilir. 6 yıl sonra da hizmete başlar ki o tarih Hilafetin ilga edildiği ve son Halefe olan Vahiddedin’in Şam’da toprağa verildiği tarihtir. Bu Hadis ile sabittir. Hz. Peygamber (as) son iki halife olarak Abdülhamid ve Vahiddedin’i kabul ettiği anlaşılıyor. Abdülmecid ve Sultan Reşad’ı atlaması çok manidar. Çünkü biri İttihatçı yanlısı diğeri ise hükümsüz olması sebebiyledir

      Sil
    17. 3*Şu unutulmasın. Hilafet iki makamı bünyesinde barındırıyordu. Biri saltanat biri Meşihat. Meşihat imamet ve dini temsil ederdi. O makam hilafetin ilgasından sonra Mehdi’ye geçer. Saltanat ise bir asır sonra itithad-ı İslam ile tesis edilecek siyasi birliktir. Ki bunun emareleri başladı. İki teşebbüs emperyalistlerin maşalarını kullanarak önlediler. Ama şimdi fena yakalanacaklar.Mesele böyle anlaşılmalı.

      Onun için ahir zamanda bir tek halife vardır. O da Hz. Peygamber’in torunu bir insana gelir herkesin gaflette olduğu bir zamanda programı olan Kur’an hakikatlerini açıkları ve 314 kişilik cemaati ile hizmet eder. Sonra bu dar kadro genişler. Diğer ehl-i iman ve Kur’an’ı içi ala ala ta Mekke’den Çin seddine ve Medine’den atlantiğe kadar İslam birliği sağlanır. Büyük Ortadoğu Projesinin bu hakikati saptırma projesi olduğu anlaşılmalıdır. Çünkü hem münafık Yahudi Kohenleri hem neocon-siyonist uşağı bizim fetoş gibilerinin el koymak istediği bir proje. Bu proje ile siyonizm adına alem-i İslam'ın entrikayla hüküm altına almak isteniyordu. Bu projeyi bozan ise Cehcah oluyor. Biz artık Mehdi değil, onun 3. Fasıl adamlarından biri olan sesini dünyanın her yerine hak ve adalet noktasında duyuracak ve Ayasofya’yı ibarete açacak zat. O bir nevi Mehdi’nin kumandanı gibidir. Şahs-ı manevi adına.

      Evet artık halife falan beklenemiyor. Hilafet Mehdi’nin şahsı manevisinde ta 1926’dan beri sürüyor. Eğer bu size garip geliyorsa fasa fiso sitelerin rivayetlerini bir kenarı bırakıp Hadi ve ehl-i beytin rivayetlerine bakın. Hz. Ali, Rumeli’nin kullandığı Rumi takvimi kast ederek haber vermiş: Besmele’nin 19. Harfi biter, yani 19 yüzyıl biter Mehdi zuhur eder. Bu tarih aynı zamanda 14. Yüzyılda 13. Müceddid ve son müceddid olan Mehdi’nin zuhur zamanıdır. Tekrar edeyim, Deccaller huruç darbe ve siyasi ihtilalle başa geçer, yani başa geçişleri ani olur. Hakim ve Rahim ism-i azamına mütecelli Mehdi ise zuhur ile gelir. Zuhur Latif ismi gereği zamanla olur.

      Evet, biz Kara bayraklı Horasanlarız. 5 bayraklıyız. Karahanlılar-Harzemşahlılar-Büyük Sulçuklular-Küçük Selçuklular-Osmanlılar. 5 bayrak 5 devlet. Sonra cebabire ile birlikte Decaller zuhur eder. Ve bütün Turani kavimler her iki deccalin buyruğu altına girer. Girince de hakimiyet artık Mehdiye geçer. Yani imamete onda olur. Ve 5 bayrak yani 5 Horasanlı bayraklı, yani Kazakistan-Türkmenistan-Özbekistan- Kırgızistan-Azerbaycan Mesih7in yarndımıyla ortaya çıkınca Mehdi’nin hakimiyeti başlar. Bu tarih 1411’dir. Bediüzzaman’ın 1371-1381 veya 1401-1411 ile 1411-1422 işaretine bakar. O tarihten sonra İslam arasında ittihad arayışları dar çerçeveden başlayarak genişleyen bir cereyan olarak ortaya çıkar. Öyle olamasaydı 10 seçim zaferi nasıl olacaktı. Mehdiyet manevi-dini bir cihaddır. Hz. Mehdi varis-i nübüvvet ve al-i beyt temsilcisi. Niçin Emevi-Abbasi-Memluk-Osmanlı tarzı ısırıcı hilafetin başına geçsin. O Al-i Beyt’in reislerinden Hz. Hasan’ın yarıda kalan tarzını geliştirecektir. Değil mi yani?

      Anlamayana son sözüm. “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.” Gözüne dünyevi mil çekilmiş amalara şifalar dileğiyle.

      Sil
  18. 2*Şimdi ahir zamanın en önemli hususu hizmetin şahsa endeksli olmamasıdır. Kaldı ki, mazideki raviler meçhulleri olan zamanımızı kendi telakkilerini göre haber vermişlerdir. Mesela Mehdi gelecek, Topkapı Sarayı’ndaki Davud’un kılıcı alacak cihad edecek. Ve hükmedecek. Bu bilginin ve ilmin az olduğu zamanın insanına yapılan izahtır. Bizi bağlamaz. Sonra bu rivayeti tevil edecek sizin ve de çok insanın ilmi var mı? Yazılsa bin sahife eder. Kestirmeden gidersek söyleyeceğim şudur. Deccalizm ve süfyanizm bir şahısla başlar ama onların ölümünden sonra ilki 70 yıl diğeri ise 100 yıl daha devam eder. Yani dinsizlik hükmünü sürdürür. Yani şer cereyanı şahsa endeksli olmadığı için şahs-ı manevi olan Deccaliyet ve Süfyanizmle devam eder. Böle olunca buna karşılık Mehdiyet yani Mehdi’nin şahs-ı manevisi ortaya çıkar ve kıyametin kopmasına kadar bu şahs-ı manevi, yani hükmi şahsiyet, yani fikir cereyanı devam der. Mehdi yaşasaydı bugün Hicri takvime göre tam tamına 146 yaşında olacaktı. Mehdi’nin vazife almasından sonra 38 yıl kadar yaşar. Bunun 23 yılı Mehdilik vazifesinin fiili olduğu süredir. O herkes uykuda iken, kimseyi uyandırmadan yani herkes gafil iken kimseye kendini göstermeden hizmetini yapıp gider. O Hz. Peygambere ayna olması sebebiyle hizmetinin tamamlanması için 90 ve 93 yıl geçer. Bu süre zarfında hizmet şahs-ı manevisine ait olur.

    Şimdi Süfyan ve Deccal denince ne akla geleceğini ifsadlarına bakarak belirtirsek şudur: Dinsizlik, dini lakaydlık, amelsizlik, frenk tipi yaşam yani moda, asrilik, Avrupalılaşmak, sosyete anlaşılır. Bunlar imanı tahrip ederek nefisleri firavunlaştıran, üstüne üstlük dini noktadan cehalete zemin hazırlayan veTürk-İslam geleneklerini öldüren din dışı hayat kuran cereyandır. Alkol ve uyuşturucu kullanımı, evlilik dışı münasebetler, ki şimdi bu ortaokul yaşına indi, faiz, helal-haram demeden yemek içmek ve ticaret yapmak, tesettüre riayetsizlik ve en önemlisi namazı ve diğer faraizi terktir. Bu 15 yıllık hüküm süren Süfyan’ın bize bıraktığı Süfyani mirastır.


    Süfyani’deki (i) harfinin nisbet takısı olması dolayısiyle Süfyani hayat, Süyfyan’ın getirdiği hayat ve inanç sistemini ifade eder. Bunun dışındaki siyasi rejim olarak da onun keyfi-cebri-küfri-askeri oluşu yine Süfyaniliği ifade eder. Bundan dolayıdır ki Mehdi’nin vazifesi dinin esasatını ihyadır. Ondan sonra bitme noktasına gelen dini hayat ve gelenekler ve şeair (Ezan-Kur’an eğitimi-tesettür) hayatımıza geri döner. Ve İslami hayatın ihyası başlar. Ondan sonra sosyal hayat ve siyasi hususlar gelir ki son ana kadar yani ittihad-ı İslam’ın tesisine kadar Süfyancılık azala azala devam eder.

    Ahir zaman hizmetini Mehdi değil cemaati yani şahs-ı manevisi yapar. Onun için Mehdiyi boşuna beklemeyin. Cennetin 7. büyük seyyidi Mehdi velayet-i kübra sahibi olduğundan ehl-i tarikin önderleri gibi keramet gibi olağanüstü haller gösterip kitlelerin dikkatini çekmez. Talim-i esma gereğince ilim ve fenle Kur’an’ın hakikatlerini açıklar. Ondan kalan son halka Cehcah’tır. Ayasofya’yı kim açarsa o Cehcah olacağı anlaşılır ki, onun en önemli vazifesi ise ittihad-ı İslam’dır.

    YanıtlaSil
  19. 3* Bazı hususlar var idrakı zor ayrıca zamanı olmadığı ve kanuni mevzuat el vermediği için yazılamıyor. Öyle olunca hak ve hakikatin ağzı kapalı olduğundan şeyh taslakları, fetoşketayn gibi, tam dini ilmi olmadığı için cemaatlerini siyasi hipnozla yönetir. Yani siyasete bulaşan bulaşana. Çünkü İslam güneşi yarasaların kanatları tarafından perdelenmiştir. Mesele bu kadar basit.

    Süfyan-Deccal insanlık tarihinin en büyük dini azgınıdır, fitnesidir. Ondan daha büyüğü yoktur. Ne Nemrut, ne de Firavun eline su dökemez. Onun için kavramları iyi öğrenmek lazım. Küfr-ü mutlak elini kollunu sallaya sallaya gelmiş aldatarak hükmetmiş. Nasıl oldu bu?

    Din aklı olan içindir. Cahilin aklı olmaz. Olmayınca da atar tutar. Hz. Peygamber iki parmağını birleştirerek “Kıyametle ben birbirimize çok yakınız” demiş. Bir başka zaman ise “ümmetimin ömrü 1.5 gündür” buyurmuş. Seb’a Mesani hesabından anlaşılan ise İslam’ın 1400 yıl galibane hükmedeceği, 1926 yılına kadar, ancak kıyamete yakın 70-80 yıllık İsevilik meşrebinde Yahudileşmiş yani dünyevileşmiş beşeri maneviyat açısından parlak bir dönem yatacağı belirtilmiştir. Bu süre 1343’ten başlayıp 161 yıl sürecek Mehdiyet çağında yaşanacaktır. Başlangıç tarihi ise 1439 veya 1441 olacağı takribi hesaplanmıştır.

    Mehdiyetin 3. faslına gelince Hz. Mesih veya cemaati devreye girerek ittihad-ı İslam’ın sağlanması bakımından destek vereceği ihbar-ı gaybilerden anlaşılıyor. Bunun da başlama tarihi Alem-i İslam’ın İngilizle 1840 yılında anlaşarak Ortadoğu’da toprak elde edip göç eden Siyonizmin nüfuzunun kırılması ile başlayacaktır. Ve bu olay onların en güçlü olduğu bir anda cereyan edecektir ki onun nasıl olacağını nur-u iman sahipleri ile Yahudi Kohenlerin çok iyi biliyor. Bediüzzaman bunun için ipucu verirken dinsiz K… meselesinin ittihad-ı İslam’a vesile olacağını belirtir ki o tarih de çok yakındır.

    Daha önce belirttiğim gibi evliyalar bir hakikati müşahedatları aynı olmasına rağmen ihtilaf ederler. Edince de olmuşun, hala olacağını sanmaları konunun ilimlerini aşmasından ileri gelir. Böyle olunca Hz. Peygamber, Hz. Ali (ra) ve Gavs-ı A’zamın işaretleri önem kazanır. Hz. Ali (ra) ile Gavs-ı Azam (ki bu zatın ölümünden sonra tasarrufu vardır) Hz. Mehdiye ilim ve cihad noktasında fiili müdahalede bulunacakları, anlaşılıyor.

    Şimdi feraizi yerine getirmeyen, ilmi olmayanın kulaktan dolma bilgilerle iddiaya girilmemesi lazım. Mehdi-Süfyan-Deccal-Mesih ancak nur-u imanla tanınır. Böyle olunca avamın geleceklerini sanması normeldir ve bu onlar için kurltuluş ümidi olabileceği için ehl-i hakikat konunu üzerine gitmez. Vakti olanın 5. Şua’yı okumasını tavsiye ederim. Orada Dikilitaş geçer. O taştan Süfyan'ın ölüm haberinin yayılacağı yüzlerce sene önce haber verilmiş. Onun hikmeti şudur ki: İstanbul Radyosu kurulunca ilk anten orada kurulur. 1925-26 civarında. Ve 20 yıl kalır. Demek ki İslam Deccali bu iki tarih arasında ölmüş, oluyor. Bediüzzaman Kevser Suresi’nin tefsirinde onun adını da verir. Yahudi asıllıdır. Yani baba tarafının Yahudi olduğu sonradan ortaya çıktı. Azab-ı şedit olsun. Amin


    YanıtlaSil
  20. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur okuyucusu için ilk tavsiyesi, gazete okur gibi Risale-i Nur okumamaktır. Aksi halde, hataya değil, hatalı anlamaya yol açar.

      Kur’an, Firavun der. Zamanı Firavununun 600 yıldır. Yani tüzel kişilik yani şahs-ı manevi olarak Firavun devri ifade edilmek istenmiştir. Mesela ilk tüzel kişilik ve şahs-ı manevi Hz. Adem’in zatından zikredilmiş ve beşer, yani Adem’in ibadet için yaratıldığını, Adem’in Allah’ın halifesi olduğu belirtilirken bu şahs-ı manevi olarak kast edilir. Evet ilk insan Hz. Adem ama onun neslinden gelen Beni Adem yani Adem oğulları, onun şahs-ı manevisini teşkil eder. Şu husus önemli Türkçemiz katledildiğinden cumhuriyet nesli yabancı dil bilmeyenlerin çoğunun kahır ekseriyeti anlama özürlüsüdür.
      Şimdi Risale’den birkaç örnek. Okuma özürlüsü değil iseniz anlarsınız.
      “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair1müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”( Mektubat, 29.)
      “Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz şahsiyetlere bina edilmez.”(Sikke-i Tasdiki)
      “Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahısların dehası, ne kadar harika da olsalar, cemaatin şahs-ı mânevîsinden gelen dehasına karşı mağlûp düşebilir.”(Emirdağ Lahikası)
      “Zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur...”(29 Mektup)
      “Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahısların dehası, ne kadar harika da olsalar, cemaatin şahs-ı mânevîsinden gelen dehasına karşı mağlûp düşebilir.”(Emirdağ)
      “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.”(Kastamonu)

      “Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var...” (29 Mektup)“Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek...”(29 Mektup)“Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde vecemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir.”( Kastamonu Lahikası)

      “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz…”( Emirdağ Lahikası)“Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”(Kastamonu Lahikası)


      Umarım sizi ve sizin gibilerinizi aldatmamışım. Çünkü gerçekk bu Mehdi’nin zamanı bir hesaba göre 161 yıl , bir hesaba göre 181 yıldır. O zaman o değil şahs-ı manevisi hükmeder. Mhedi bir roman veya kovboy filmi kahramanı değildir. Bir Kur’an hakikatini Ehedayet-Vahdaniylet sırrını açıklayacak bir zattır. İhbarlara göre Mehdi’nin tevellüdü Hicri 1293 veya şemsi Rumi değil 1255.

      Sil
  21. Sahsi tartismalarin kimseye faydasi yok
    Soyledigim sozler velilerin sozleri benim degil
    Az degil azicik kaldi azicik
    Yakinda ummete sanci veren bu irinli yara patlayacak
    Bekledigimiz halife 29 yasinda olsa gerek azicik sonra cikacak.
    Vesselam

    YanıtlaSil
  22. Ve mehdi as hicri 1399
    Halife hz.1409 dogumlu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. senin halifen kim bilmem ama bizim gönlümüzde halife Erdoğandır. Halihazırda fiilen alemi islamın manevi halifesidir. İnşallah yakında şartlar uygun olunca da maddi halife olarak da ilan edilecek. 2001 krizinden sonra gelmesi Kahtani olduğunu, yani yokluk-kıtlıktan sonra gelen olduğunu; van minuttan başlayarak dünyaya meydan okuması da Cehcah olduğunu gösterdi. İnşallah Ayasofyayı da açarsa siyasi Mehdi-Halife olduğunu anlayana gösterecek.

      Sil
    2. Bozkurt Turan14 Mayıs 2017 20:55
      İmam ını Tanımayan Cahiliye devrinde ölmüş gibidir ...
      Hz. Mehdi As. (Hatemul Evliya) arkadaş ne guzel yazmış halife imam dır oyle kafaya göre olmuyor gonlumdekine göre aklımdakine göre bana göre sana göre reisi severiz ama halife yerine koymak uygun olmaz ALLAH cc. seçtiğini sen atmış gibi olursun eğer halifeyi istiyorsan arayacaksın hadislerde o bazen açık bazen gizli der şu an gizlidir yer yeryuzunde iki kişi kalsa biri diğerine halifedir der hadisler diğerinin beni halifesiz bıraktın dememesi içindir oda halife imam bir saat çekilse yeryuzunden dağlar denizler birbirinze girer der istiyorsan arayacaksın ekmek su gibi isteyeceksin dua edeceksin

      Sil