.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

9 Mart 2017 Perşembe

İSRAİL'DE EZAN YASAĞI

İslami heyetlerden İsrail’in ezan yasağına uymama çağrısı

Kudüs’teki İslami Vakıf ve Heyetler, Kudüslülere ve İsrail’in diğer kentlerinde yaşayan Müslümanlara, ezan yasağına uymayarak, evlerinin damlarından, cadde ve sokaklardan ezan okumaları çağrısı yaptı.

İslami heyetlerden İsrail’in ezan yasağına uymama çağrısı

58 yorum:

  1. Son Hollanda olayindan sonra yavas yavas iyice gerilmeye basladi Avrupa ile iliskiler ki buyuk ihtimalle kopacakta ve natodan ayrilma olayi belki bu surec sonunda yasanabilir. Bu arada kilicdaroglunun iliskiler askiya alin demesine bakmayin iki yuzluluk yapiyor takiye kokuyor maksat daha da iliskiler gerilsin diye yapiyor ben iliskilerin gerilip gerilmemesinde degilim onemli olan 16 nisana kazasiz bir sekilde varmamizdir. Israile gelince lanetlenmis bir kavim yapacak yapacagini taki muhletini doldurana kadar sonra o israilogullarina şimalden bir kavim inecek nasil bir kavim bu. KAVIMLER kiran bir Kavim.

    YanıtlaSil
  2. Devlet akli calisiyor suanda iliskileri askiya almak hic bir ise yaramaz umurlarina da gelmez fakat incirligi kapatmak degil hollandayi tum avrupayi cildirtir. Turkiyede bunu yapacak ama 16 nisandan once veya sonra hem yaptirim yapmis olacak hemde tum avrupayi suriye soz hakki vermemis ve suriye ve ortadogu hic soz hakki vermemis olacak. Reisi cumhurumuz bosuna demedi onlarin ucaklari bundan sonra nasil inecek gorecegiz bakalim diye.

    YanıtlaSil
  3. http://www.yeniakit.com.tr/haber/son-dakika-rejim-ordusu-duyurdu-israil-jetlerini-vurduk-290426.html

    İSRAİLİN BÖLGEDE BİÇİLEN ROLÜNE DAHİL OLUŞU İLK ADIM...

    YanıtlaSil
  4. Bu blog hatasiyle sevabiyle bir misyonu ifade etmektedir. Bu varlık gayesi sebebiyle 4 yıllık süre içinde sayısız tehdit ve hakaretlere sabretmeyi tercih ettik. Müslümanların saadet ve selametini mujdelemeye gayret ettik. Görülen o ki az kimse müstesna dostların çoğundan artık bizar olmuş haldeyim.
    Bu islam memleketi içerde ve dışarda sayısız düşmanla savaşırken birçok kimse kendi grup fanatizmine kapılmış, ummeti degil kendi grubunu düşünür haldedir.
    Bakınız Suriyede ABD açıkça camileri bombalıyor. Bakınız neredeyse tüm dünya müslümanlara karşı birleşmiş durumdadır. Buna karşı biz ne haldeyiz?
    Siyasi yada cemaati taassup içindeyiz.
    Maalesef Türk milleti kendi vatanında esaret altına alındığında bilmiyorum hala kör dövüşü sürdürecek miyiz?
    Neyse ki inşaallah bu dönem kısa sürer de bu badire atlatılır.
    Cemaat vesiledir ümmet gayedir.

    YanıtlaSil
  5. İmam-ı Azama sormuşlar. Neden Kufe'de oturuyorsun da Mekke yada Medine'de oturmuyorsun?
    Demiş ki Mekke Medinede oturup Kufe'yi düşünmek yerine, Kufe'de oturup Mekke Medineyi düşünmeyi tercih ederim.
    Kissadan hisse: 30 yılım Nur cemaati içinde geçti. 10 yildan fazladır hariçteyim. Hariçte olmanın zarar ve tokatlarını hergün çektim ve çekiyorum. Ancak birşey var ki şuna müsterihim, benim halime bakıp da bu mu Nur talebesi denilmesindense hariçte kalıp benim yüzünden cemaate zarar gelmemesini tercih ediyorum.

    YanıtlaSil
  6. Kırklar divanı Erbakan hocaya vazife tevdi etmiş ancak kendisi bu vazifeyi yüklenmeye tahammül edememiş diye bilgi verilmistir. Allah yaptığı hizmetleri ahsen-i kabul eylesin. Ama ne kendisinin ne oğlunun mehdilikle alakası yoktur.
    Bediuzzaman da kensinin mehdiye zemin hazır ettiğini beyan etmistir. Onun beyanı uzerine başka laf tanımam.
    Fakirin görüşü budur. Gaybı da bilmem

    YanıtlaSil
  7. Mustafa Kardeş, ahir zaman hizmeti doğrudan doğruya melek-i İlham ile talim-i esma hikmetine binaen irade-i Rabbaniye bakar. Artık 40'lar veya başka Meclislerin bir hükmü olmaz. Bu cihan hakimiyeti meselesidir. Yani göklerin ve yerin Rabbi'nin, yeri yani dünyayı bütün semavata yani göklere denk getrime hikmetinin bir gereğidir. Hz. Adem (asm) yüklenen tailm-i esmanın beşer nezdinde cihan şumullü bir hale gelmesi hadisesidir. Artık cemaatlerin değil, ilim talebelerinin seyrangaha çıkma zamanıdır. O da Risale-i Nur’un ehl-i iman ve İslam’a manevi desteği ve talebelerinin külli hizmetinin ehl-i tarikin müstakim (meczup değil) şakirtlerinin katkısıyla ittihad çerçevesinde olacak. Artık cemaatler ittihat etmeleri kaydıyla talim-i esma, yani ilim ve fenlerin zirve yaptığı bir zamanda akıl ve kalbin imtizacıyla hakikati tecelli ettirerek melekleri ve diğer mevcudatı insanın Halifetullah olma rüçhaniyetini bir kez daha tasdik edecekleri. O da (Seni noksanlardan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, he rişi hikmetle yaparsın) 2/32.

    Hakim ismi bu dünyada tam tecellisini gösterdiğinden Mehdi'nin ismi azamı da Hakim olur. Çünkü Hz. Ademl (asm) ile başlayan ve Muhammedi Arabi (asam) ile devam eden talim-i esma Hz. Mehdi ile tamam olur. Bu husus ehl-i dünyave meşreplilerin ve politik cambazların değil Nebilerin ve velayet-i kübra sahiplerinin mesleğidir. El-i takva için bir nevi şirk-i hafi olan siyasi mesleğin teveccüh-ü nası ile talim-i esma ve Kur’an’ın elmas hakikatleri nasıl anlaşılabilir? Muhali isteyen kendine fenalık eder.

    Ana yazım aşağıdadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. risalei nur mesleğinin daha geniş ve üstün bir meslek olması tasavvuf mesleğininin evliya yetiştirmesine engel değil. Evliyalık makamı ve dolayısıyla, kutup, gavs, 3ler, 7ler, 11ler, 40lar vb. makamlarındaki evliyalar kıyamete kadar görev yaparlar. Biri vefat edince yerlerine başkası seçilir. Dolayısıyla "ricalul gayb" hala aktifdir ve Cenabı hakkın kendilerine tevdi ettiği vazifeleri yaparlar. Bediüzzaman da risalei nur dünyaya gönderildiği zaman ona çok eller uzandı. (Tevazu ederek) içlerinde benden daha layık olanlar vardı ama bana nasip oldu der.Diğer mübarekler kendi mesleklerine göre çalışmaya devam ediyorlar. Zaten herkesin fıtratı, kapasitesi, algısı risalei nuru alacak derecede değildir. Ama pekala tasavvuf mesleğinde seyru suluk ederek meratip katederler, evliya hatta kutup olabilirler

      Sil
    2. Dikkat ederseniz ehl-i tarik ile Risale-i Nur talebelerini bir arada yani aynı safta saydım. Konumuz iki meslek ve meşrep arasındaki farklılık değildir. Ahir zaman hizmetinin cihanşümul ve ümmet şümul ve Diyar-ı Rum şümul hizmetidir. Ve ehl-i tarik ile Nur talebeleri aynı saftadır. Öyle olunca iki mesleğin arasındaki meslek yani tarz farklılığının bir önemi yoktur. Çünkü 25. Söz’ün başında açıklanıdığı gibi hepsi Kur'an'a dayanır ve hücccetini Kur’andan alır. Kur’ani mesleklerin herhangi biri hakkında ileri geri konuşmak edebe aykırıdır.

      Yazdıklarına katılıyorum. Ama inkar-ı Uluhiyet fikri ile bir nevi kıyamete müstahak hale gelen beşere, rahmet-i İlahi ve va’d-i İlahi hakikatiyle bir hizmetin takviye olarak vaziyet alarak tanınan müddetin uzatılmasıdır. Risale-i Nur da takviye olarak ihsan edildi.

      Evliyalık terk-i dünya ile teveccüh-ü İlahiyi esas alır. Çünkü siyasette esas olan teveccüh-ü nasta ehl-i takva için şirk-i hafi (gizli şirk) tehlikesi vardır, Öyle olunca 40'lar gibi meclisler dünyevi hayatı değil İslami ve imani hizmeti müteveccih olur. Öyle olunca tekrar belirtiyorum dünyevi makamata teveccüh göstermesi söz konusu değildir. Sizin saydığınız makamların hepsi uhrevi makamat olup o alemin sultanlıklarıdır. Tekrar belirteyim, evliye yetişmesi için önce iman mertebesine sahip olmak lazımdır.

      Süleyman Tunahan hazretleri de büyük bir veli idi ama zamanını Kur’an okuma eğitimi ve öğrenimine teksif etmişti. Niçin? Parayla öğrenci bulup Kur’an öğretti. Polis takibine uğrayınca şehirler arasında talebeleriyle trenle seyahat ederek eğitim verdi. O zat evliye yapacağım yetiştireceğim diye değil Müslüman insan yetiştireceğim diye didindi durdu. Demek ki, her zamanın hizmeti başkadır. Falanı başa geçirmek için zaman harcamadı. Mevcutlardan ihtiyarı dışında bid’a ve küfrün cirit attığı bir zamanda ehven-i şer-i ihtiyar edinip Hak mesleğine hizmete önem verdi. Bizim için, isitikbalimiz için. Çünkü öğrencileri yetişiyordu. Ehl-i tarik geliyordu ve Nur talebeleri yetişiyordu..

      Bakın ehli- tarik ile Nur talebeleri arasında tefrika sokulmamalı, çünkü hizmet aksar. İstersen köfte ekmek yersiniz istersen yine undan yapılan kıymalı makarna. İkisi de Buğdayın cinsindendir. Değil mi? Kısacası bir mesleği alçaltıp diğerini yüceltmek Kur’an hizmeti değildir. Her birinin bir başka esma-yı İlahiye mazhariyeti ve hakikati unutulmamalı. Mümkün olsa da 1909-1949 arasında yaşanan yalnız ülkemizde değil bütün cihandaki dinsizlik kasırgalarını bir bilseniz. O zaman gerçeği daha iyi anlardınız. Öyle bid’aların ve küfrün kol gezdiği bir zamanda şahsa endeksli yüceltme değil, dini ihya hareketinin önceliği olduğu bilinirdi. Ayrıca küfür ve bid’anın yoğun olduğu zamanda değil Hilafet-i İslam’ı ihya için din adına meydana çıkma söz konusu o.l.a.m.a.z. Tıpkı Mekke ve Medine hakikati gibi. Mekki Sureler başka Medeni Sureler başka konuları izah ve vahyeder. Bu farkı iyi bilmek lazım.

      Sonra 40’lar Meclisi’nin Erbakan’a bilmem ne izni verdiği küllyiyen yalan. Çünkü o zatın siyasi çıkar için bazı derin güçlere taviz veren nutuklarını okursanız tüyleriniz diken diken olur. Bu sitede yazdım bunları. Bid’a zamanında önce inkar-ı uluhiyet fikrini izale hizmeti verilir. Bid'aların camilere girdiği bir zamanda, ki bu bid'aları duaların kabulüne set çekerdi, önce şear-i İslam'ı ihya esas alınması lazım. Bid'aların ortasında 40'lar Meclsi'nin adayı olsa ne olur olmasa ne olur. Ki onlar böyle bir garabete izin vermezdi. Her şeyi doğru bilir ve uygulardı.

      Sil
  8. 1*Risale-i Nur’u anlamanın, maksadının, hedefinin, vazifesinin, hizmetinin ve muradının ne olduğu konusundan tek merci yine Risale-i Nur’un kendisidir. İlhamat-ı İlahiye’ye mazhar olan, Kur’an’dan tereşşüh eden ve onun manevi bir mucizesi olan bu eserde mevzular Kur’an’ın tarzını takip ederek farklı risalede farklı olarak izah edilmiştir. Hatta ve hatta Kur’an’ın gaybi hadisat ve istikbal ile ilgili ihbarları, ayrıca kasd ve irade-i İlahiye ile tertiplenen ve Kur’an’daki icaz (az sözle çok mana ifade etme) ve i’caz (aciz bırakma-güzel söz söyleme-mucize gösterme) tevafuklarını beyan ederek nazara verir.

    Kur’an’ın mucizevi tevafukları ki bunların arasında gayba ait sayılar da olmak üzere, çeşitlidir. Ancak Kur’an-ı Hakim’in i‘caz çeşitlerinin perdelenmesi, gizli kalmasının sebep ve hikmetleri vardır. Çünkü din ve iman ve teklif bir tecrübe-i İlahiye ve bir imtihanı Rabbani olması sebebiyle, ali ruhları sefil ruhlardan, ulvi fıtratları süfli fıtratlardan, yüksek istidatları bozuk istidatlardan ayırmak ve terbiye etmek maksadı güdülür. Bu yüzden gizli ve perdeli kalmışlardır. Aksi halde herkes görse ve bilse o zaman iman müsabakası ve manevi mücahedenin bir anlamı kalmazdı. Terakki olmazdı. Onun için Kur’an akla kapı açar “Haydi bul” der. İşte Risale-i Nur zamanımıza ait olanların kapısını açarak imtihanın kazanılmasına vesile oluyor. Bunu Bediüzzaman da ikrar ediyor.


    Bediüzzaman elektriğin kıymettar metaının ne şarktan ne de garbdan celbedilmiş bir mal olmadığını, belki cevv-i havada rahmet hazinesinden semavat tarafından inmesi örneğini göstererek şöyle der: “Manevi bir elektrik olan Risale-i Nur da ne şarkın malumatından, ulumundan ve ne de garbın felsefe ve fünundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavi olan Kur’an’ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşisinden iktibas edilmiştir” (Şualar) .

    O zaman Risale-i Nur’un bu zamanda en önemli fitne olan dinsizliğe karşı iman ve dini ihya, şeair-i İslam’ı ihya, şeriat-ı Muhammediye (asm) ve Hilafet-i Muhammediye’yi (asm) ihya ve saltanatı için ne gibi bir hizmeti var? Bediüzzaman bunları iman-hayat-şeriat olarak sınıflandırarak izah eder. Yani Mehdi ve şahs-ı manevisinin (dar düşünceliler bu kavrama çok bozuluyor) önce iman ve din tecdid edilecek, sonra hayata geçirilecek ve bunun neticesinde geniş dairede siyaset-i İslamiye yeniden hükmedecek. Tabii ittihad İslam ile bu mümkün olurken ayrıca üzerine Hilafet-i Muhammedi (asm) inşa edilecek. Bu üç fasılda Risale-i Nur ehl-i iman ve İslam’a takviye hükmündedir. Çünkü eski tarz yıkılmış ve muhal olmuştur. Yeni bir fitne olan Deccalizme ve ahir zaman fitnelerine karşı Risale-i Nur yeni halin banisi olacak Mehdiyet’in bir nevi program ve kılavuzudur. Ve Risale-i Nur’dan takviye almak gereği vardır. Unutulmasın Sultan Abdülhamid’in şeyhi Halvetiye kutbunun o sözü bu gerçeğin fevkalade ifadesi idi: “Sultanım içlerinde Deccal vardı mani olamadım”. Bu taklidi tarz yani eski tarzın noktalanması, gelenekçi hayat tarzının ve de milliyetçi-mukeddesatçı anlayışın sona ermesidir. Bu gerçek sebebiyle İslam’ın temeli değil meyvası olan velayet-i suğranın irfan Meclisleri hükümsüz ve tesirsiz kalıyordu. Böyle olmasaydı Hilafet-i İslamiye çökmez, alem-i İslam düşman işgaline uğrayıp Deccaller hükmetmezdi. Bu hal Hıristiyan Alemi için de geçerlidir. Kur’an’ın ayetiyle belirtilen İslam’a en yakın din olan Hıristiyanlığın temelleri de fen ve felsefeden gelen dinsizlik tufanıyla yıkılıp giderken, bizdeki ileri karakollarının yaptığı tahribat sonucu bu muzır cereyana zemin hazırlandı.

    YanıtlaSil
  9. 2* Artık alem-i İslam’ın işgale uğraması ve Hilafetin hükümsüz kalarak sona ermesi neticesi, din ile ilgili tek kutub kalıyor, o da Halifetullah Mehdi’nin ahir zamanı hükmü altına almak için ilham-ı İlahi ile icra edeceği son tecdididir. Ve ona takviye olarak gelen Hz. Mesih ile tevhidi cihana yayarak hakim kılmasıdır. Bu da siyasi ve askeri değil, manevi bir cihad ile olur. Bu cihadın başlama tarihi Bakara Suresi’nin “Doğruluk sapıklıktan, iman küfürden ayrılmıştır” 256. Ayetinin işaretiyle 1928’dir.

    Bu hakikatler muvacehesinde dini tahribat sonucu ehl-i iman ve İslam, Hz. Musa (as) zamanında Mısır’da ümmetinin evlere kapanması gibi dini hayatları evlerine kapanıp kaldı. İşte o zaman Mehdi hizmet alır. O zaman için hem Hz. Peygamber hem Hz. Ali (ra) hem de mazinin asfiyası, mücedditleri ve Muhyiddin-i Arabi gibi harika zatlar hangi tarihe işaret ettiler. Hepsinden önemlisi Kur’an’ın ihbarı ve tevafuku hangi zamanı gösterir. Onun tecdit hizmeti sonucu bütün dini cemaatler ne zaman bir çeşit yeniden dirilmeye uğrar. Yani yeniden dirilir. Ve bu dirilme neyi gerektirir ve bunun gereğinin yapılması sonucu ne olur?

    İşte bu noktada Risale-i Nur’u ve talebelerini iyi tanımak lazım. Bazen derya içre olunur ama deryanın bilinmemesi söz konusu oluyor ya, işte onun gibi bir hal olur. O da şudur. Nur cemaati diye bir cemaat yoktur. Bu amiyane ve taklidi yakıştırmadır. Üstelik küçültücü bir yakıştırmadır. Çünkü cemaat yok, iman ilmini öğrenen ve öğreten Nur talebeleri vardır. Çünkü Risale-i Nur bir ekol ve mekteptir. Ondan ders alınır. Ve bu mektebin sınıfları vardır. Talebe vardır, has talebe vardır, kardeş vardır, dost vardır. Mütedahil yani içiçe çok daireler vardır. En dıştaki ve geniş daire dostlardır. En içteki ise Kur’an’ın deyimiyle “taife” denen has talebelerdir. Onların daimi ve değişmeyen tek vazifesi vardır. Her nerede veya zamanda veya ülkede olurlarsa olsunlar imana hizmettir. Çünkü ahir zaman kişinin çok çabuk dinden çıkıp küfre sapma rizki bulunan bir dönem olduğu için iman kurtarmak yegane vazife olur. Bir kişinin imanını kurtarmak 10 kişiyi evliya yapmaktan daha önemlidir. Risale-i Nur’un anlaşılması nisbetinde etkisi ve tesiri olur. Böyle olunca diğer dini ve cemaatlerin de, istifadesine açıktır. Yani Nur Talebelerinin yanında birinci derecede ehl-i tarik de aynı mertebede olarak ondan ders alır. İstifade eder. Ehl-i tarik meşrebini muhafaza ederek tasavvufun birinci gayesi olan imanda inkişaf ve terakki için istifade eder. Sonra diğer gruplar ve dini cemaatler gelir. Böyle olunca esasta ittifak ederek ittihad-ı İslam’ın tesisi hususunda büyük bir hizmet de icra edilir. Çünkü İslam’ın zafer davasında “hubb-u nefisten gelen zihniyet-i inhisar” anlayışına izin ve zemin vermiyor. Bu şundan önemlidir.

    Şimdi her şeyden önce din tahripçilerine karşı ancak Kur’an çerçevesinde tesis edilecek bir ittihad-ı İslam’a dayanılarak belalara def edilir. Hem kendimizi korur, hem vatanımıza istila tehlikesini def eder, hem de harici bir tehlike olan anarşiden bu milleti kurtulur. Bir başka husus ahir zamanın geniş çapta ve sosyal alandaki fitnelerinin ıslah edilerek yok edilmesi ancak hilafetin hakimiyetiyle olacağı bilinen bir gerçektir. Ama bunun olabilmesi için iman hizmetinin yanı sıra günlük hayatta ittihad-ı İslam’a kuvvet vermek de şart ve farz olur. Çünkü bid’atların olmadığı, tavizin verilmediği geniş daire hizmetlerinin yerine getirilmesinin tek şartı bid’alara son verip şeair-i İslam’ı ihya etmekle mümkün olur ki bunun da motoru ittihad-ı İslam’dır.

    YanıtlaSil
  10. 3* Çünkü Deccal ve süfyan fitnesinin zalimane baskısı sonucu ehl-i iman grupları dağıtılmış ve keyfi, cebri, küfri hükmünü icra etmiştir. İslam dünyasının güçlenmesini istemeyen mesela bu zamanda küresel güçler münafıkane ve çeşitli bahanelerle istihbarat örgütleri veya vesayeti altındaki kuruluşlarla takip eder. İşte o zaman onların tahrik edeceği tarafgirlik hassasiyeti, ihtilaf, mesleki taassuplarla fetoş gibileri ittihad-ı İslam’a zarar vermesini önlemek farz vazifesi ortaya çıkıyor. Bu uygulandığı takdirde Mehdiyet’in 3. Faslı olan Hilafet-i İslamiye’nin tesisi ile gerçek istiklali kazanmak ve meseleleri hal etmek kuvveti elde edilir. Ayrıca bid’aların kol gezdiği durumlarda geniş dairede İslami hizmet mümkün olamaz. İşte din adına kalkışan siyasilerin hallerini son 70 yılda gördük. Oy bölerek Süfyancı partinin iktidarına zemin hazırlandı.

    Bediüzzaman, Mehdi’nin kimliği açıklamıyor. Ama üstü kapalı onun programı olarak Risale-i Nur’a ve şahs-ı maneviyeye işaret ediyor. “Zat” diyor. “Zatlar” diyor, “şahs-ı manevi” diyor. Ve her fasıl için bazı şeylere sırr-ı teklif çerçevesinde işaret ediyor. Yani hizmetin içeriğine göre vazifedarlara işaret ediyor. Akla kapı açıp istibdat-ı mutlak ve küfr-ü mutlak zamanında görev alacak o zatın kimliğini zarar görmemesi için perdeliyor. Ama Kur’an’ın sözünü ettiği yani işaret ettiği taife-i mücahidin kendini belli ediyor. Bu taife Hz. Peygamberin “Ümmetimden bir zümre Allahü Tealnın emri üzerine kıyamete kadar hizmet edecektir. Ona muhalif olanlar ona zarar vermeyecektir." bni Mace’denin bir eserinde yer alan bir Hadis’te “Kıyamet ancak ümmetimden bir taife, insanlara galip olduğu halde kopacaktır. Bu taife ne kendilerine yardımcı olmayanlara, ne de yardımcı olanlara bakmayacaklardır (yani sadece Allah’a dayanırlar.)”

    İşte bu taife ahir zamanda hem hayat faslında hem de geniş dairede yani siyasi ve sosyal hizmetlerde önemli işler yapar. Risale-i Nurun tabiriyle “Evet bu zaman hem iman ve din, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u amme ve siyaset-i İslamiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister” (Kastamonu Lahikası) Bazılarının buna dayanarak uydurduğu 3 Mehdi yorumlarına yol açmış ama bunun ne anlama geldiğini aşağıda izah edeceğim.

    Şimdi mesele ahir zamanın hangi safhasındayız. Mazi evliyasının ihbarları hem nakıs hem de sübjektiftir. Ancak o zamanın bir devrine bakarak ihbarda bulunmuştur. Ve bunların tamamına yakını üçüncü fasla, yani kendi zamanlarına denk düşebilecek hakimiyete bakıp haber vermişlerdir. Asfiya müstesna. Yani veraset-i Nebi sahipleri kutuplar. Nedense kimse Asfiyanın, müceddidlerin haber verdiği esaslara bakmıyor. Teferruatı nazara alınca da meseleyi tam izah edemiyorlar ve de yanılıp yanıltıyorlar. Özellikle şimdi Arab Alemi de Şam yoğunluklu düşünüp hareket ederek bizdeki hatanın bir başkasına düşüyorlar. Şam denen yer Suriye’nin başşehri değildir. Onun gerçek ismi Şam değil Dımeşk’tir. Ve halen resmi yazışmalarda öyledir. Şam bir manada bir çok Nebiye yurt olan Kudüs, bir manada Kudüs ile Dımeşk’in arasındaki bölgeye verilen addır. Bir başka tarif ise Batı Irak-Suriye-Güneydoğu Anadolu-Lübnan-Ürdün-Filistin’i kapsayan geniş alanın adı bilad-ı Şam’dır. Batılılar buna Levanten, der. Bu bölge Mehdi’nin zuhuru alanı değildir. Geniş daire hizmetinde tesiri olacağı bölgedir. Ama ittihad-ı İslam öncesi bazı hadisatın cereyan edeceği anlaşılıyor. En dar bölge ise Mehdi-Mesih daha doğrusu bu iki zatın cemaatlerinin işbirliği ile o bölgeyi yurt edinen ana Deccal siyonizmin mağlup edileceği yerdir. Bu bir asırlık Mehdi ve 50 yıllık Mesih hizmetinin neticesi olacaktır. Ve üçüncü fasılda cereyan edecektir.

    YanıtlaSil
  11. 4* Esas mesele ise Süfyan’ın huruç ettiği Rumeli’nde hakimiyeti kaybeden İslam milletinin ayağı kaldırılmasıdır. Çünkü Rum Suresi’nin işaret ettiği gibi Rum mağlup olmuştur. Ve 90 yıl sonra yeniden galip geleceği işaretinin verildiği topraklardır. Bu da aşağı yukarı bir asırdır. 1907-2007. Burada çok ama çok önemli bir husus var. Deccal darbesiyle duhana maruz kalan kalb ve beyinleri perdelenen Rum ehlinin, iman hizmeti ile şifa bulunmasının önemidir. Adeta küfr-ü mutlakın tahrip ettiği din ve imanın ihyası söz konusudur. Kur’an’ın, hadislerin, dinin, şeriatın kavram ve ıstılahlarına ve ilmine sahip olmadan ve yaygın hale gelmeden yani donanım sahibi olmadan da bir netice alınamaz. Bir değil birkaç neslin yetişmesine bakar.1950-60 arasında piyasadaki dini eserlerin çeşidi bir-iki raflık idi. Kur’an okuma yüzde 1 bile değildi. Ortada ne hadis, ne Kur’an tefsiri vardı. Şimdi işarat-ı gaybiye nedir, tevafukat-ı harfiye nedir, münasebat-ı belagat ve letaif-i kelamiye nedir, tevafukat nedir, ihbarat-ı gaybiye nedir, reşahat-ı fesahat nedir, işarat-ı Kur’aniye nedir bilmeyen ve anlamayan kalkmış ahir zaman hakkında ahkam kesiyorsa oturup bir düşünmek lazım. Aynı husus Arab aleminde de öyledir. Gerçi onlar Arapçaya vukufiyet noktasından bizden ilerdeler ama, tevil noktasında taklidi iman sebebiyle zorlandıkları Ömer Karadağ’ın sildiği nakilden de anlaşılıyor.

    İslam dünyasında şu anda Osmanlı dönemindeki Müslüman sayısından tam tamına 60 misli fazla Müslüman var. 50’den fazla ülke. Ve her ülke binbir meseleyle ve krizli boğuşurken Suriye’deki 30 bin batılı istihbaratın sahneye sürdüğü teröristin yol açtığı durumdan kurtulmak için öne sürdükleri reçeteler müteşabih rivayetlerin dış anlamı ile sınırlı. Meselenin esasına kavramış değiller.

    Durum bu iken ana meseleye tekrar gelelim. Bediüzzaman rivayetlere uyarak önce zat diyor, sonra konuyu derinleştirince zatlar diyor. Sonra hepsini bırakıp şahs-ı manevi diyorsa bununla bazı başka hallere işaret etmek istediği anlamı çıkıyor. O da iman-hayat-şeriat. Çünkü Mehdi bir tanedir. Ve Hz. Peygamber’in hizmet noktasında hem ayinesi, hem varisi, hem de Al-i Beyt mümessili. Bu zat ancak ve ancak nur-u imanla bilinebilecek. Çünkü küfrün ve nifakın zirve yaptığı bir zamanda velayet-i suğra erbabı gibi çıkıp bir iki kerametle genel bir kabule kendini tanıtsaydı tam bir istek ve kabul ile hidayet yerine şahsa endeksli bir kişiye güven üzerinden taklidi bir bağlılık kuru kalabalıklar ona uyacaktı. Bu hal ile tarik-i hakkı seçmesi söz konusu olacaktı ki, bu hakikat noktasında makbul olamazdı. Çünkü tahkik değil taklidi bir seçim olacaktı. Zaten Allah’ın nazarında kesret-i etbanın yanı sayısal çoğunluğun kuru kalabalığın bir önemi yoktur. Keyfiyet yani kalite önemlidir. Bu sebepten Mehdi Hz. Peygamber gibi hizmetini ortaya koyar. Ona program da denebilir. Fütuhatı da kendisi yapmaz. Sonra Hz. Ali gibi biri yani Kahtani’nin zamanında bu hizmet şahs-ı maneviyeye inkılab eder ve anlaşılır hale getirilir. Bu süre tam tamına 90 ile 105 senedir. Ondan sonra ittihad-ı İslam sağlanır ve hakimiyet başlar. Burada gözden kaçırılan bir husus var.


    Rivayetler ise ravilerin zamanlarının anlayışına göre ahir zaman hizmeti bir şahsa yüklenir. Çünkü onların idrak ve anlayışı böyledir. İstikbalin meçhulünü kendi anlayışlarına göre ifade ediyorlar. Hatta manevi fütuhat ve muzafferiyetler bile kılıçlı-kalkanlı zaferler olarak telakki ediliyordu. Bunda en önemli sebep muhatapları olan hazirunun anlayışına hitap etme mecburiyeti. Hatta ve hatta Bediüzzaman onların bu anlayışına uyarak o hizmet için geçici olarak “zat” der.

    YanıtlaSil
  12. 5* Başka bir yerde zatlar diye söz ederek Risale-i Nur’un belirttiği üç fasıl için birer müceddide işaret eder: “Evet bu zaman hem iman ve din, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u İslamiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister” (Kastamonu L.) Zaten ahir zaman hizmetinin 3 önemli şahsiyeti vardır. Ayrıca 161 belki iki yüzyıllık hizmetinin her devresi için hükmedeceği belirtilen Ebka, Eshab, Arec sıfatları aslında Mensur, Haris ve Mehdi’ye kast ediyor. Bu tarife bir de şöyle bakalım. Mehdi ilk fasılda, hayat faslında Kahtani ve üçüncü fasılda ise “Harpte nara atan kahraman” manasındaki Cehcah sıfatıyla belirtilen zat vardır. Bu zatı bazı ehl-i keşif ile avam ve sıradan kimselerin Mehdi sandığı veya sanacağı kimsedir. Çünkü 3. Fasılda ittihad-ı İslam üzerine bina edilen Hilafet-i Muhammediye(asm) hizmeti olacaktır. Ayrıca Cehcah’ın Kahtani olduğu rivayeti de vardır. İstanbul’un ikinci kez fethini gerçekleştirecek ve Ayasofya’yı ibadete açacak sanılan zat da olabilir. Ayrıca ikinci fgetih silahla ve askerle değil Tekbir ve tehlillerle olacağını rivayet edilmesi, şahs-ı manevinin yani topluca ağırlık konularak Süfyan’ın eline geçen İstanbul ve Ayasofya fethedilecek. Rivayetlerin müteşahib olması, perdeli olması gayb-ı Allah bilir hakikatine aykırı ifade edilmemesi sebebiyle Rasih ilme yani onları açıklayacak Asfiya denen veraset-i nübüvvete sahip zatların teviline ihtiyaç var. Risale-i Nur bu meseleyi belki 70 ayrı yerde izah ederek tevil etmiş. Ve o “zat”ın bir şahs-ı manevi olarak bir manada Mehdi’nin, yani herkesin beklediği kimsenin hakimiyeti dönemi olarak tevil etmiş.

    Şimdi binbir sitede nakledilen rivayetleri okuyanlar, ki bunların çoğu, evliyanın, alimlerin ağzından çıkan sözlere bakıyor ve bir de Risale-i Nur’a bakıyorlar ve birbiri ile telif edemiyorlar. Akıllara karışıyor. Burada bir başka tehlike konuyu istismar eden dünyevi cereyanların mensupları da bu meseleye el atınca bu kez konu münakaşa vesilesi yapılarak şöyle bir tuzak kuruluyor. Herkes kendine uyan rivayete yapışıp ahkam kesiyor. Ve konu esasından saptırılıyor. Dünyevi ve ideolojik bir aşamaya sokulmak isteniyor. Mehdi Halifetullah yani Hz. Adem (asm) tevdi edilen talim-i esmanın ahir zamandaki Kur’an-sünnet muvacehesindeki en büyük üstadı olacaktır. İlim ve fenlerin geliştiği bir zamanda ilimlerin ve fenlerin mütecelli olduğu esma-yı İlahi talim edilecek. Zaten beşerin dünyaya geliş sebebi de bütün kainatta Allah’ın halife olmasının sebebi de talim-i esma ile bütün mevcudata üstünlük kurmalarıdır. Halifetullah ünvanına layık olmalarıdır. Ama dünyeviperestler bunu alıp savaşlar-silahlar-askerler-politikacılar mesleği haline getirmiyorları mı inanıp melekleri üzüp şeytanları kahkahalara boğuyorlar. Çünkü talim-i esma nimetinden mahrumlar. Zavallılar.

    Bazı münafıklar, İslam Deccali olan Süfyanı kahramanları bildikleri için bunu milli gururlarına yediremiyorlar. Şam diyor, Bağdat diyor, Mekke-Medine diyor ve meseleyi saptırıp sulandırıyor. Böyle yapılarak Süfyan’ın ününün ve rejiminin hakimiyeti sürdürülüyor. Buna mümasil bazı dini cemaatler de müteşabih rivayetlerin dış manalarına bakıp konuyu saptırıyor. Mesela bunlardan biri (Mehdi-Mesih-Kaniat imamı maskeleri ile) binbir surat Gülen ve yalakaları da işin içine girerek hem Risale-i Nur’u istismar hem de tahrif ederek konuyu mecrasından saptırıyor. Bir başka bir güruh ise Deccali ve Süfyanı göstermeden direk Mehdi velvelesiyle ortalığı karıştırıyor. Bütün bunlar kafa karışıklığına yol açıyor. Sebebi de tek kelimeyle ya hubb-u nefisten gelen tarafgirlik veya cehalettir. Çünkü ahir zaman dinin bir manada yeryüzünden silindiği bir zamandır. Kur’an’ı ve şer’i ve dini terimleri anlamadan bilmeden ahkam kesiliyor. Bana bunun böyle olmadığını söyleyebilir misiniz?

    YanıtlaSil
  13. 6* Ahir zaman fitne zamanı. Öyle bir zaman ki, Hz. Adem’den kıyamete kadar misli emsali görülmemiş fitnelerin cirit attığı bir devirdir. Hele İslam Deccali’nin aldatarak iş görmesi ile başa geçmesi ve dini dahil adeta zihinlerden kalblerden bile silecek olması meseleyi tüyler ürpertici bir hale getiriyor.
    Bırakın Mehdi’yi. Deccal kim, Süfyan kim? Kimse bana Suriye’nin Esad’ı veya Bağdat’ın Saddamı’nı söylemesin. Veya Mısır’ın Nasır’ını. Onlar Süfyani yani Süfyan’ın meslek ve meşrebini taklid ederler. Kaldı ki onlar birer zalim, içlerinden dinsiz azdır. Oradaki rejimler hangi rejimin kopyası. Kimden ilham alınarak kuruldu. Bu sorunun cevabını bulunca mesele anlaşılır. Şimdi hatırlatayım 1917’den 1989 hatta 1991’e kadar Türk ırkının, kavmini, milletinin tamamı istisnasız Çin seddinden Atlantiğe, Rus Tataristan’ından Musul’a kadar tamamı Deccaliyet’in hükmü altına girmişken ve dini hayat söndürülmüş iken, ne oldu da bunlar sona erdi? Bakın Deccallerin birinci derece mağduru ve mazlumu iki ırkıtr. Türk ve Slav. Bunlar nasıl oldu da yenide dini hayata kavuştu.

    Neymiş efendim Bediüzzaman demiş ki o zat gelecek ve hepsini yapacak. Yok öyle bir şey. Şimdi Risale-i Nur ne demiş, ona geçmeden önce şu hakikati bir öğrenelim. Deccal ve Mehdi Hicri 1200’ün sonunda dünyaya gelirler. Bu tarihler 1290-1300 arasıdır. Hem Mehdi hem Süfyan bu tarihlerde dünyaya gelirler yani doğarlar. Bunu ben söylemiyorum.


    Bundan sonrasını kafa karışıklığına ve akla ağırlık verip anlayış kıtlığına yol açmaması için ikinci kısma bırakıyorum. Yani yazıya devam edeceğim. Ve “Gaybı ancak Allah bilir” hakikatine aktabın, asfiyanın, mücedditlerin ve ehl-i ilmin nasıl sadakatle bağlı kalarak perdeli olarak Mehdi’nin veladeti, zuhuru, hakimiyeti ve taifesinin kıyametin kopacağı saate kadar galibane yani ilim ve hakikat noktasında ehl-i küfre galibane hizmetlerinin süreceğini izah edeyim. Özellikle harika bir zat olan Arabi’nin uyguladığı şaşırtma usul takdire şayan. Şunu unutmadan söyleyeyim. Hz. Peygamber sadece bir hadisinden kendisine ayna olacak Mehdi’nin adını 3 kere art arda bir nevi sıfat olarak seslendirmiş. Ama bu basiret ve feraset gözünden gizlendiği için zuhuruna kadar anlaşılamamış. Bir başka husus Mehdi Hz. Peygamber’in aynası. Ayrıca ismi onun ismine mutabık yani denk. Şu hakikatle Hz. Peygamber’in isminin ebcedi değeri 92. Mehdi’nin de öyle. Ama ünvanı 184. Önce bunu anlayamadım sonra jeton düştü. 92 Hz. Pegyamber’in ismi + 92 (aynadaki sayı) = 184.

    Böyle hallerde 40’lar Meclisi’nin bir hükmü olamaz. Onlar İslam’ın ana rüknü değil meyvasıdır. Ağaç kökünden kurutulunca değil kesilince bir hükümleri kalmaz. Değil mi Mustafa kardeş. 40’lar Meclisi salla gitsin hakikatlere yol olmaz. Yeni bir fetihle yeni bir ekin tohumları yeşerir, filiz verir, gövdesi kalın ağaçlar haline dönüşür ve meyvasını verir. Bunun adı Mehdiyet’tir. Ve o ziraatı yapan irade-yi İlahi meyvalar toplanmaya başlayınca ortaya çıkan manzara pek hoşuna gider. O zaman kafirler öfke içinde olurlar. Fetih Suresi'nin son ayetinin tasviri böyle. Fetih böyle olur.

    Tıpki 14 mayıs, Tıpki 10 Ektim 1965, tıpki 1975, tıpki 1983, tıpki 1991 ve 1976 ve 2002 ve en sona 15 Temmuz. 15 temmuz ekinin ürün vermeye başladığı ilk tarih değil ama çok manidar bir tarihtir. Devam edeceğiz,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kırklar meclisi hakkındaki hükmünüz kayda alınmış olsa gerek. Ben kırklardan olsaydım bir cevap terettüp ederdi. Benim islam şüheda evliya ve uleması hakkında kategorizasyona gitmek haddim değil.

      Sil
    2. “Bu ümmet içerisinde her devrde
      İbrêhîm (‘as) meşrebi üzerine 40,
      Mûsê (‘as) meşrebi üzerine 7,
      ‘Îsê (‘as) meşrebi üzerine 3 ve
      hz Muhammed Mustafa (s‘av) meşrebi üzerine 1 kişi bulunur.
      Bunlar, mertebelerine göre insênların efendîsidir.” (hş)
      (Süleymân Ateş, 1969 baskılı, Sülemî ve Tasavvufî Tefsîri ismli kitêbı, sahîh diyerek senedini göstererek koymuş.)

      Sil
    3. Üstad demiş ki
      Risale-i Nur ferdiyet makamının mazharı olduğundan kutb-u azamın hükmünün dışındadır.
      Vazifeler ve makamlar farklıdır. Hepsi de cok önemli ve değerlidir.

      Sil
    4. 7*Hz Muhammed (asa) ve ilim beldesinin kapısı ve deccallerden sadece Süfyan’ın üzerinden ihbaratta bulunan Hz. Ali’rin (ra) dediklerine bir bakalım. Hz. Peygamber, son halifenin Şam’da toprağa verildiği yıl Mehdi’nin zuhur edeceğini bildirir. Hz. Ali (ra) ise Besmele’nin harflerinin bitiminde Mehdi’nin beklenmesine işaret eder. Besmele 19 harf olduğundan işaret 20. Yüzyılı gösterir. Arabi, Kutb-u Şarani, Şeyh Aliy-ul Havas da Besmelenin riyazet ve cifir ile yaptıkları hesaplamada şemsi1255 tarihini keşfen verirler. 1255 Hicri takvimin güneş yılı ile hesaplanmasına göredir. Şeyh Bestami kameri Hicri takvim 1293-94 yılını Mehdi’nin dünyaya geliş tarihi olarak keşfen söyler. Bundan tam bir asır önce 12. Mücedidd Bağdadi’nin doğum tarihi olması ilginçtir. Ayrıca Suudi bazı alimler Osmanlı’nın Mehdi’ye kadar hüküm süreceğini haber vermesi ile 20 yüzyılın Deccaller ve Mehdi’nin huruç ve zuhur asrı olduğunu gösterir. Bu sürecin ortasında ise Hz. Mesih nüzul eder.

      Muhyiddin-i Arabi cifir ve ebcedle Hz. Mehdi’nin doğumu , eğitimi ve hakimiyeti için 3 ayrı tarih verir. Perdeli ve akla açık kapı bırakarak. Mehdi'nin doğumu için şemsi takvim 1255. Arabi , Anka-u Mağrib adlı eserinin iki nüshasından İbni Haldun’un geçen nüshada, cim (3), fe (80), kha (600) harflerinin bitiminde Mehdi’nin zuhur edeceğini belirtir. Ancak H683 tarihinde Mehdi zuhur etmeyince İbni Haldun bu gaybi haberi eleştirir. Oysa Arabi’nin o haber için ilginç bir yol izlemiytir, sırr-/ı teklifi zedelememek için. Ve ne demek istediği anlaşılamamıştır. Arabi Vefatımdan o kadar yıl sonra Mehdi zuhur eder” demek istedi. Arabi Hicri 638 tarihinde vefat etmiş. İbn-i Haldun’un eline geçen nüshada verdiği ebced değeri 683. Arabi burada Mehdi’nin eğitimini tamamladığı yani ilmi mücadeleye başladığı tarihe işaret eder. Bunu da şöyle ifade eder: “Vefatından sonra (683 yıl) bitince Mehdi zuhur eder.” Bu tarih ise Hicri 683+638 = 1321. Miladi 1904 eder.
      Arabi. Mehdi’nin zuhurundan ayrı olarak hakimiyet için aynı eserinin başka nüshasında başka bir tarih verir. O eserin başka bir nüshasında verdiği üç harften fe yerine dad vardır. Kha (600), dad (800), cim (3). Bu da 1403 eder. Bu Mehdi’nin üçüncü aşamasının (hakimiyetinin) ilk ihtilaflı zuhur tarihidir. Böylece ortaya 1255=1294 Mehdi’nin doğum tarihi. 1904 ilmen hükmetmeye başladığı tarih. 1403 de Arabi’ye göre Mehdi’nin ilminin parıldamaya başladığı tarihten bir asır sonra hakimiyetinin ilk zuhuru başlıyor.

      Bu tarih Bediüzzaman’ın 1371’den 30 yıl sonra olarak belirttiği ilk tarih olan 1401 tarihine uyum gösteriyor. Ama Bediüzzaman 40 yılı da veriyor. Bu da 1411 eder. Aslında 1371 değil Fetih Suresi’nin verdiği tarih olan 1381’den 30-40 yıl sonra olan 1411 veya 1421’e işaret vardır. Çünkü bir Hadisi’in ebcedi işareti ile Miladi 1902-1952-2002 tarihleri Mehdiyet zuhuru ve 3 faslı olan iman-hayat-şeriat fasıllarının başlangıcına işaret eder. Çünkü ilk tarih Mehdi’nin tahsili bitirip ilmi hayatının başladığı tarihe bakıyor. 1952 Rum Suresi’nin de işaret ettiği 1909-1913 tarihinden 40 yıl sonra olan hayat faslının başlangıcıdır. Bu fasıldan 50 yıl sonra ise Mehdiyet’in üçüncü faslının zuhuru oluyor.

      Şimdi bazı kimselerin Mehdi 1399 yılında doğar 40 yıl sonra vazife alır iddiasının nereden geldiği böylece anlaşılmış olur. Buradaki hata Mehdi’nin hakimiyetinin zuhur tarihi doğumu sanılmış. Oysa 1394 yılına işaret edilen tarihte ülkemiz anarşi, kızıl tehlike ve demokrasinin sarsıntılar geçirdiği bir tarihtir. Devlet ve millet dağılma emareleri gösteriyordu. İşte o tarihte buna karşı çıkacak zatların Mehdi’nin şakirtlerinin olduğu 1. Şua’da belirtilmiş. Yani o tarih Mehdi’nin doğum değil 1293’teki Rus Harbinden bir asır sonra yaşanacak karanlık günlere işaret ediyor.

      Sil
    5. 8*1293’te 12. Müceddid Mevlana Halidi Bağdadi’nin talebeleri o mağlubiyetin zulumatını dağıtarak alem-i İslam’a moral verirken, bir asır sonra benzeri durumda Mehdi’nin şakirtleri siyasi ve sosyal sahada aynı vazifeyi yapacakları belirtiliyor. Bundan sonradır ki, Mehdi’nin hakimiyetinin zuhuru başlıyor. Zuhur bilindiği gibi tedrici gelişmeye manasındadır. 1341’deki Mehdi’nin vazifeye başladığı tarihten bir asır sonra hakimiyeti gözle görülür hale gelir. Bu da zat denilen şahs-ı manevi yani ehl-i İslam’ın ittihat etmesinin sonucudur. Ki çok sırlı manaları bünyesinde toplar.

      Burada şöyle bir husus var. Fetih Suresi’nin ilk ayeti doğrudan doğruya Mekke’nin fethine bakar. Yani Biat-ül Rıdvan’a işaret eder. O tarihte Hudeybiye Anlaşması imzalanır. Kureyş o zaman Müslümanlara maddi açıdan üstündü. Ama o anlaşma fethin ilk adımı oldu. Ancak bu Fetih Suresi’nin ilk ayetinin istikbale bakan iki ebcedi tarihi daha vardır. H1331 (1915) ve H1381 (1962) Fetih Suresi’nin Mehdi zamanına taalluk eden iki yönü vardır. H1331 Miladi 1915 Müslümanlar kendilerinden kat kat güçlü olan yabancı kuvvetlere karşı Çanakkale’de büyük bir zafer kazanır. Ve hilafet merkezinin istilasını önler. Bu ayet çaresizlik ve imkansızlık içindeki İslam’ın zaferine işaret ederken o zaferin bir neticesi olarak 50 yıl sonra İslam’ın bir galebesini daha haber veriyor. Çanakkale’de başlayan zaferin 1381’de İslam’a yönelen manevi hücumların sona ereceğini gösterir. Bu tarih mesih cemaati ile münasebettar olma ihtimali çok yüksek. O tarihte 1945’ten sonra istiklalini kazanmaya başlayan İslam ülkelerinin büyük çoğunluğu istiklaline kavuşurken, Türkiye’de 27 Mayıs eşkıyasının yol açtığı manevi taarruzun beli kırılıyordu.

      Onun için 1381 tarihi 1371’de başlayabileceği belirtilen Fecr-i Sadık’ın 30-40 yıl sonraya 1991-2002’ye kalacağı manası çıkar. Nitekim 2002’de hakimiyetin ilk zuhuru neticesinde 2007’de ilk defa bu topraklarda hür meçimle bir Cumhurbaşkanı milletin hür iradesi ile seçilebildi. Ki Hilafet sonrası geçecek 9 C.Başkanı’ndan sonra hakimiyetin milletin eline geçmeye başlayacağını yüzlerce yıl önce Hz. Ali ilginç bir tarzda sevinçle havada 9 rakamını yazar ve ellerini çırpıp Mevlevi gibi etrafında dönerek ifad ediyordu. Böylece 31 mart suikastinin başladığı 1907’de başlayan karanlık çağın sonu geliyordu. Nitekim 3 yıl sonra referandumla değişen Anayasa ile 1960 ve 1980 vesayetine büyük bir darbe indiriliyordu. Şimdi 16 Nisan ve onu takip edecek 2019’daki seçimden sonra hakiki fecr-i sadıkı Allah izin verirse göreceğiz. Onu da kısmet olursa o zaman yorumlarız. Bu tarihler Kur’an’ın tevafuk mucizesidir. Yani İlahi iradenin kasıt ve iradesinin tecellisi sonucu Kur’an’a derç edilen tevafuk rakamlarının anlaşılması ile onun icaz ve i’cazının tezahürüdür. Manevi işaretinin varlığıdır.

      Aslında 1403 tarihine 1371’ten 30 yıl sonrasına bir işaret daha var. Yani O tarihten sonra ehl-i iman ve İslam’ın ülke mukadderatına el koymaya başlayacağının işaretidir. Hem cuntanın partisi hem de halkçıların varisi Özal karşısında kaybetti. Arabi’nin bulduğu 1403 tarihine dikkat çeken Seyyid Muhammed Resul El Berezenci’nin El İşaa adlı eserinde bir ayette geçen “Be’deten” kelimesinin cifir ve ebced hesabı ile 1407 tarihini bularak Mehdi’nin zuhur vaktinin geldiğini belirtir. Ayrıca bu tarihin kesin olmadığını ve Mehdi’nin bu tarihte önce de zuhur etmiş olabileceğini kaydeder ki, bu da Mehdiyet’in fasıllarından üçüncüsüne işaret vardır. Çünkü zuhur üç aşamada. 1902-1952-2002. Bütün keşiflerde10-20 yıl arası tarihte sapma olması yorum farkından doğuyor. Ancak gerçek şu ki, Mehdi 13. Yüzyılda doğar. Ve 13. Müceddittir, (ki bu 13 rakamı çok mübarek bir rakamdır) ve vazife alır. O da 14. Yüzyıl olan 1300’lü yılların ortasıdır. Yani 1341-44 arasına tekabül eder.

      Sil
    6. 9* Bir çok rivayete göre, İstanbul’un ikinci kez feth edileceği anda Deccal’in huruç ettiği haberi gelir gelmez dikkatler fethe değil Deccale yönelir. Ve fetih İngiliz işgali bitmesine rağmen istiklal noktasında bir sıkıntı olduğunu ima ve işaret ediyor. Şöyle: İslam Alemi’nin işgale uğraması ve hakimiyetin sona ermesi sebebiyle 1. Melheme ahir zaman hizmeti noktasından önem kazanır. 1. Cihan Harbi 1914’te başlar 7 yıl sonra İstanbul’un işgalden kurtulacağı sırada Deccal (büyük-küçük) çıkar. Deccal huruç edince Mehdi zuhur eder. Aradaki fark Deccaller hükmeder, Mehdi ise hizmete yeni başlar, yani cihada yeni başlar.

      Bu deccal meselesini biraz açalım. Şimdi Rivayetlerde Deccalin bir adadan, Süfyan’ın ise bir yarım adadan huruç edeceği belirtilir. Bu rivayetin tevili Allahü alem şöyle: Ahir zamanda şimal rüzgarı olarak belirtilen fen ve felsefeden doğan dinsizlik cereyanının doğum yeri İngiltere’dir. Karl Marx orada doğar. Onun, az bilinen daha doğrusu 1773’te faaliyete geçen Siyonist komitenin hazırladığı ünlü Komünist Parti Manifestosu orada yayınlanır. Sonra Alman Yahudileri devreye girer ve bu manifestoyu geliştirerek Rusya’nın başına bela eder. 1917 tarihinde Ekim Devrimi olur. Bu Büyük Deccal’in şimal fitnesi olarak nitelenen hatt-ı hareketinin ilk zaferidir.

      Yine 1860 İngiliz-Siyonist Anlaşması gereğince Osmanlı için kakar verilir. Çünkü İslam Birliği’ni temsil eden Hilafetin tasfiyesi gerçekleşmeden ne İngiliz, ne de Siyonistler istediğini elde edebilir. İslam Birliği oldukça enerji kaynakları ele geçirilemez ve Filistin’de İsrail Devleti kurulamaz. O zaman 1860 sonrası İngiltere-Fransa üzerinden Mason Locaları, Sabatayist mihraklar Selanik’i merkez seçer. Selanik aynı zamanda Balkan Yahudilerinin Kudüs’ü mesabesindedir. Bu merkezden fitne-fücur ve entrika-darbeler tezgahlanır. Ve neticede içlerinde genç bir subay iken İslam Deccali’nin de yer aldığı mason-siyonist askeri İstanbul’a gelir ve Sultan Abdülhamid’i tahttan indirir. İbrahim Suresi’nin ilk ayeti, İslam’ın hakimiyetinin bitişi olarak Abdülhamid’in tahttan indirilmesini gösterir. 4 yıl sonra da İttihatçıların ve onların akıl hocası Ziya Gökalp’in düzenlediği hükümet darbesi ile Osmanlı iktidarına büyük darbe vurulur. Mason-Siyonist-Sabatayist İttihatçılar ise Süfyan öncesi icraat yapar. İslam hakimiyetinin sona ermesine yol açarlar.

      1918 sonrası işgal başladığında bizzat İngiliz Casusu Lawrance, İstanbul Harbiye’de bir Osmanlı Paşa’sı ile Türkiye konuşulur. O paşa Lawrence’a ilginç sözler eder. Sonra ise Sultan Vahdeddin’in ülkeden ayrılması ile Hilafet son bulur. O tarih ise Süfyan da huruç eder. Bu hakikate nazara almadan Mehdi meselesi hakkında konuşmak boş laftır. 1902-1922 elim olaylar ve faciaların yaşadığı o dönemi bihakkın kim biliyor? Ve Osmanlı Lozan’da biter. Bu ilk Melhemenin yol açtığı feci akıbettir. Rivayetler bu Melhemeyi nazara verir. Ancak 3. Melheme ile karıştıran çok olur. Öyle olunca konu arap saçına döner.

      Sil
    7. 10* Melhemenin ilkinin neticesi İslam dünyasının mağlubuyitei ve işgali ile sonuçlanır. Ve ondan sonra her iki deccal huruç eder. Hıristiyanlar’ın Deccali ile İslam’ın deccalinin başa geçme tarihleri hemen hemen aynıdır. Melhemelerin ikincisi olan 2. Cihan Harbi ise şimal fitnesinin hazırlayıp Lenin-Troçki-Stalin’in hakimiyet kurduğu tarihten 20 yıl sonra bütün dünya bu kızıl tehlike ile yüzyüze gelir. Ve böylece Siyonist Yahudi, iki deccal ile hem Hıristiyanlıktan hem de İslam’dan intikam alınır. 3 yıl sonra da 1897’de Basel’de kurulan Siyonist devlet toprağına kavuşur. Hz. Peygamber “Her taşın ardından Yahudi bulunur” veciz ifadesi 200 yıldır dünyadaki bütün güç merkezlerine çöreklenerek Yahudi’nin adeta tek başına cihan hakimiyeti kuracağının işaretidir. Ki 2. Cihan Harbi sonrası tek cihan devleti, tek kakar merkezi, tek finans hakimiyetinin temeli atılır. İşte Deccalizmin zirve yaptığı tarih o zamandır. Bizde ise Hadis’in tabiriyle küçük olarak nitelenen, ama büyük deccalden daha tehlikeli ve büyük tahribat yapacak 3 küçük deccal yani Süfyan ve iki muavini bir nevi büyük deccalin ileri karakol olarak zemin hazırlar. Artık şeriatın ve şeair-i İslamiye’nin yerini inkar-ı uluhiyet fikiri hızla İslam ülkesinde yayılmaya başlar. Ve İslam dünyasında kızıl tehlike 1945 sonrası bütün İslam dünyasının hakim sınıfını etkisi altına alır.

      3. Melheme’ye gelirsek o Melheme diğer ikisine nazaran şiddeti ve savaşları çok daha düşük yoğunlukta. 90 yıl süren çalışmadan sonra Mehdiyet-Mesihiyet vaziyet alır ve karşı atağa geçer. Bu Melhemeler devrinin sonudur. Ve Lut Gölü’nde biter. Yani her iki deccalin hurucunu sağlayarak dinsizliği teşvik eden ana deccal bitirilir. Bunun ne manaya geldiği açıktır. Yahudi kohenlerinin 4-5 bin yıl önce Tevrat’tan yaptıkları istihraçla haber verdikleri hezimetin o elim akibetine uğrarlar. Ve Kur’an’ın tabiriyle yeniden zillet ve meskenete sürülürler. Bugün yaşadığımız bütün olaylar o neticeyi doğuracaktır. Deccalizm en güçlü olduğu bir anda, yani dünya milletilerini kullanarak Ortadoğu’yu ateşe verdiği bir anda yıkılır. Bediüzzaman onu bitirecek gücün kim olduğunu 1935’teki Eskişehir muhakemesi sırasında üstü kapalı işari olarak Kur’an tevafukatına dayanarak belirtir. 1935. En geç 90 yıl içinde.

      Şu anda bölgemizde 1991 yılından beri devam eden 3. Melheme’dir. Ne garip tevafuk 10’ar yıl arayla 3 büyük askeri harekat. Üçüncü melhemenin içinde büyük üç melhemenin bir nevi mini kopyası gibi bir savaş sürüyor. Ve ilginç olan aşağıda okuyacağınız Bediüzzaman’ın belirttiği fasılların üçüncüsünün sonunda biter. Yani İlk fasılda birinci Cihan Harbi, ikinci fasıl 2. Cihan Harbi sonrası ve 3. Fasıl 3. Melheme’nin son muharebesinde savaşlar biter silahlara veda edilirken, anarşi ve terör kaynağı kuruduğu için son bulur. Yani bir nevi ihya ile 3. Melhemenin sonunda ittihad-ı İslam gerçekleşir. Doğrusunu Allah bilir.

      İşte bu 3 Melhemenin zamanında Beidüzzaman Mehdi ve Mehdiyeti özetle şöyle izah eder:



      Sil
    8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    9. 11* Risale-i Nur gözüyle bakalım:
      “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”
      “Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek...”
      Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var...”
      “Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir.”
      “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.”
      “Birinci vazifesi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...”
      “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır...”
      “Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”

      Bütün bunları yapmak Mehdi’nin vazifes ama, nasıl ki Hz. Peygamber’in kendisi değil sahabeleri fütuhatı gerçekleştirdi (105 senenin sonunda İslam dini Çin Seddinden Atlantiğe ulaştı) onun gibi de Mehdi’nin zuhurundan 105 yıl sonra cihanın büyük bir kısmında tevhidin yayılmış olacağı anlaşılıyor. Tabi Hz. Mesih cemaatinin paralel çalışmasını da unutmamak lazım. Ve ittihad-ı İslam’ın en büyük destekçisi batıda hizmet gören Mesih cemaati olacaktır.

      Bütün ihbarlarda siyasi vazife çok çok 3. Fasıldan sonra söz konusu olabilir. Ondan önce ise bütün hizmet tecdid-i iman ve şear-i İslamiye üzeridir. Ve her alanda ve cemaatte küçük çapta dini mücedditler vazife alır. Büyük müceddit Mehdi iken, her cemaatin ve tarikatın daha küçük çaptaki mücedditleri cemaatlerini ayağı kaldırır. Ve ittihad-ı İslam o zaman söz konusu olabilir. Olunca da siyasi zafer gelir. Şimdi avamın ve her şeyi tahta oturmak olduğunu sananların gözü ve tatmin aracı bu tahttır. Ki bu tahtın-saltanatın dinde hükmü hiçtir.

      Sil
    10. 12* Mehdi Halifetullah’tır. Tıpkı ilk Halifetullah olan Hz. Adem gibi. Hatta beşerin tamamı buna aday. Allah’ın adına yeryüzünde hükmedecek her insanın asli vazifesi bu. Ama bir insan olarak Mehdi bunu en üst düzeyde Kur’an ve sünnet üzere gerçekleştirecek. Bir makine profesörü veya tarikat şeyhi veya siyasi parti liderinin bu tarakta bezi olamaz. Bu apayrı bir vazifedir. Siyaset ile din arasındaki çizgi ve birliktelik şudur: Siyaset dünyevi hizmete bakar. Hilafet zamanında bu vazifeyi saltanat kanadının işi idi. Dini meseleler ise Meşihat dairesi vasıtasıyla icra edilirdi. Şimdi ise iman ve hayat fasıllarının uyandıracağı ehl-i iman çoğalır ve ittihad edince hem Türkiye hem de alem-i İslam istiklalini kazanır. Bunun da sembolik alametleri Ayasofya ve Kudüs’tür. Bunların Mekke’deki Kabe’yi yönelmesi Hilafet-i İslamiye’nin kuruluşuna yol açar. Bence 1928’in 90.yılında Rumi hesapla 2018 sonrası yeni bir dünya düzenine geçilmeye başlanacak.

      Avamın, yani dinde sathi insanların aklı fikri siyasi makamlarda. Ama ehl-i din için bu takva ve teveccüh-ü ilahi noktasında değersizdir. Siyaset dünyevi hayata, asayişe, huzura, refaha hizmet eder. Siyasi makamlar irşad makamları değildir. Siyaset o makamların dünyevi koruyucusudur. İslam tarihinde siyasi vazifesi olan bir müceddit, varis-i Nebi, kutup velayet kübra sahibi gösteremezsiniz.,

      Nasıl ki ahir zamanda iman-hayat-şeriat fasılları varsa ahir zamanda da dinin tecdid vazifesinde imanıbillah-marifetullah-muhabebetullah esaslıdır. Gaye ve maksat, Vahdaniyetin ışığında iman, Allah’ın işlerindeki hikmet ve talim-i esma ile Rabb-ül Alemini sonsuz muhabbettir. Bu Mehdiyet’in velayet-i suğra denen diğer meşreplerin fevkindedir. Yani veraset-i Nübüvvetten gelen gayet kısa fakat yüksek olan velayet-i kübrayı öngörür. İlim, mantık, kalb ve maneviyat ortaklaşa çalışır ve gelişerek elde edilebilir. Bir manada sahabe mesleğidir.

      Acaba hangi siyasi veya sosyal veya sivil toplum önedir bunu sağlayabilir. Onun için ahir zaman Mehdi’sinin silahla, dünyevi araçlarla hizmet etmeyecektir. Onun bu taraklarda bezi yoktur. Bu anlaşıldığı zaman. Koca bir put gibi karşımızda duran deccallerin yüzyıllıki hüviyeti açığa çıkar ve yaşanan meseleler hal olur. İnşallah bir yolunu bulursam ahir zamanda her şeyin ilim ve fenne döküldüğü bir zamanda dünyaya bi’setimizin sebebi olan talim-i esma meselesini yazacağım. Cenab-ı Allah Bediüzzamn’ı klasik tarz tefsirden bir nevi esaretle durdurmuş. İşaratü’l İcaz adlı o esere 33. Ayette, yani talim-i esma ayetinin sonunda kalmış. Hikmeti şöyle: Gönülle alayın komutanı olarak Ruslara karşı çarpışırken yaralanır ve esir düşer. 1915’te Osmanlı’nın diğer esir subay ve askerleri ile Volga’nın kenarındaki Kosturma’ya götürülür. Ancak 2.5 yıl sonra tek başına firar eder. Yolda bir keçi görür. Onu takip eder. Sahibinden yol tarifi sorma düşüncesiyle peşine düşer. Keçi onu bir mağaraya götürür. Mağaraya girince bir pir-i fani ile karşılaşır. Ona bir bardak süt ikram eder ve yolu tarif ettikten sonra ona verdiği 3 öğüt istikbal hizmetinin bir nevi anahtarı olmuştur. 1. Her yerde seslice Ezan-ı Muhammedi okumak 2- Cemaatle namaz kılmak 3- Kur’an dersi vermek ve almak. Bu yeaşlı zatın Hızır Aleyhisselam olduğu da söylenir.

      Sil
    11. 13*İstanbul’a dönünce Yuşa Tepesi’ndeki uzlet günlerinin sonunda ve sonraki olaylar üzerine talim-i esma yani iman esası üzerin Kur’an tefsiri ve iman hizmetine başlar. Burada çok sır ve esaslar var. Unutulmasın hem İslam Deccali, ki Sabataycı olduğu anlaşılıyor ve Büyük Deccal Yahudi asıllıdır. Ve ne hikmetse Osmanlı sonrası İslam dünyasının bütün liderlerinin hiç biri o ülkenin ırkından olmamıştır. Bu da bir başka sır.

      İmam-ı Rabbânî (K.S) Hazretleri Resûlullah (S.A.V)'in vefatı ile birlikte bu ümmetin evveli başlar, yani ilk beş yüz yıllık dilim. Hicri 0–500 (Miladi: 623–1123) yılları arasıdır. Ortası yani ikinci beş yüz yıllık dilim Hicri 500–1000 (miladi: 1123–1623) yılları arasıdır. Âhiri, yani son dilim ise hicri 1000–1500 (miladi: 1623–2123) yılları arasıdır.

      Bu, İmam-ı Rabbânî (K.S) Hazretleri'nin tespitidir. Biz ise 1438’deyiz. Fecri sadık için 1441-41 kabul edilirse o tarihten başlamak üzere 70 yıllık bir fütuhat ve yükseliş devri vardır. Yani Tevhid7in bütün cihana yayılması söz konusudur. Bu da Mehdi ile tecdid edilen dinin cemaatleri tarafından Hz. Mesih’in cemaatinin hizmeti ile olacaktır. Bunun da olabilmesi için Siyonistlerin ağır bir yenilgiye uğratılmasına bakar. Yani dünya hakimiyeti için toplanan 1773’teki Yahudi ileri gelenlerinin zirvesinden sonra Deccal’in hurucunu planlayan ve çalışmalara başlayan deccalizmin ilk başarısı 1789 ihtilali ikinci başarısı 1804-06’daki Sened-i İttifak ve ondan 20 yıl sonra Yeniçeri Ocağı’nın fitne ile ortadan kaldırılması gelir. O tarihte tam bir asır sonra ise deccaller çıkar. Olayı böyle görmek lazım.

      Şimdi mazide istikbal için söylenen mutlaka sırr-ı teklife mutabık ve akla açık kapı bırakılarak müteşabih ihbarlardır.. Müteşabihi bilmek için rasih ilme ihtiyaç vardır. Bediüzzaman bu konuda şöyle diyerek bunu anlatır:

      "Gaybî istikbal-i dünyevide ve dünya işlerinde, başa gelen hadisatı bildirmemekte; Cenab-ı Erhamürrahimînin çok büyük bir rahmeti saklandığını;ve gaybı gizlemekte çok ehemmiyetli bir hikmeti bulunduğu cihetle, gaybî şeyleri haber vermekten yasak edip, yalnız müphem ve mücmel bir surette, ya ilham veya ihtar ile bir emareyi vesile ederek, keşfiyatta ve rüya-i sadıkada, bir kısım gaybî hakikatları ihsas eder. O hakikatlerin hususi suretleri vukuundan sonra bilinir”

      Tabi bilmeyen olabilir. Geldi-geliyor, çıktı –çıkıyor, Topkapı’da Davud’un kılıcı alacak orduların başına geçecek, asacak, kesecek yollu bütün rivayet tevillerinin menşei kifayetsiz muhterislerin ve deccal yamaklarının istismarının ürünüdür. Sanki Mehdi müceddit değil insan kasabı yakıştırması bulunanlara yuh olsun.

      Mehdi 1239-4 doğumludur. Buna göre vazife alma yaşına 1334-4 yılında gelir. Fiili hizmete başlama tarihi ise 10 yıl sonradır. Hz. Peygambere ayna olması sırrıyla hizmeti 23 yıldır. Yeni hal üzere İslam’ın ayağa kalkması ise 1381’den başlayarak 1441’e kadar geçen 60 yıldır. Bu bir kurun eder. Sonra Mesih veya cemaatinin ikindide tabir edilen zamanda Mehdiyete ikinci katılımı ile ittihad-ı İslam yani müttefik İslam cumhuriyetleri birliği kurulur. Ve Hilafet-i İslamiye şura üzere ihya edilir.

      Hz. Ali sırlar dolu Celcelutiye duasında 2017 için Kadir ve Aziz, 2018 için Celal nuruyla Kuddüs ismiyye aydınlık ister, 2019 için Nur ismiyle Nur tecellisi ister ki, tecellisi seri olsun. Ne demek acaba????

      Sil
  14. Siyonist deccalının temsilcisi Rockefeller gebermiş! Darısı diğer insan görünümlü şeytanlara!

    Ehl-i iman'a baharın tatlı sıcak güneşi değmeye başlayacak bu sene inşallah.

    YanıtlaSil
  15. Aslinda tum parcalari bir araya getirince her sey daha net beliriyor İstanbul silah zoruyla zabdedilince musluman idarecilerin basta olacagi ayrica ulkuculerin muslumanlarin yaninda yer alacagi bugun baktigimizda ulkuculer cok degil parti noktasindada hukumeti kuran partiyle bir cok noktada zittilar bugun ise tam tersi hukumeti kuran yani devletin basindakilerin yanindalar. Ayrica avrupayla ipler secim saglikli yapilirsa sonrasinda kesinlikle kopacak cunku c.baskanimiz idam gelecek diyor ki reisi cumhurumuz ne dediyse yapti kaldiki ayasofyanin da ani bir kararla acilmasi durumunda natoda kalma gibi bir durum olmuyacak akabinde rusya askeri kuvvetleri daha dun nevroz sebebiyle afrinde kutlamalar yapiyordur munbicte hakeza hemen bayraklarini astilar buna karsilik devletimiz ne dedi munbicte kim cikarsa ciksin orayi vuracagiz dendi ayrica rusyanin biz natodan ciktiktan sonra illaki bir mudahalesi olacak ote yandan dogu bloku saten kivilcim ariyor k.kore ve g.kore arasindaki gerginlik ortada batida cikacak atesin kivilcimi orayida yakacak elbetki ve biz muhakkak ki geregini yapacagiz yine Allahin izniyle yapacagiz bu arada israilogullarina verilen ikinci sansida iyi kullanamayacaktir ve sonu isra suresinin ilk alti ayetinde nazar ettigi gibi Hz. nuh un (yafes) in cocuklarinin elinden olacaktir..

    YanıtlaSil
  16. Üstad Bediuzzaman Said Nursi Rahmetullahi aleyh 23 Mart 1960 tarihinde vefat etti. Vefatının 57. yılında rahmet ve dua ile anıyoruz.
    Bu vesile ile bütün şüheda evliya ve ulemaya da rahmet ve dua ediyoruz.

    YanıtlaSil
  17. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazınızda ehl-i sünnet itikat ve edebine uygun olmayan yerlere dikkat edelim. Biz evliya sohbetlerinin islam terbiyesinde çok onemli bir metod olduğunu düşünürüz.
      Haniflik mevzuu ise bazı protestan islamciların aksine haniflik=islamdır.
      Blogda bu manada düzgünce yazılmış yazılara her zaman yer var.




      Sil
    2. “Ateş ocağı, Guta karyesinde idi”

      (M.Â. Köksal, büyük Peyğâmberler Têrîhi, c. 1, s. 183)

      Şâm’ın Ğûta (Gota) şehri

       ÇÖZÜM

      Şâm : (sol) (Şâm-ı kübrâ´) Orta Doğu TR
      Ğûta karyesi : Guti ülkesi (İbrêhîm’in ateşe atıldığı Guti ülkesi coğrafyası)

      TR Hatay ´Antêkyâ (II. Mehdî resûl II. Erbakan’ın ateşe atılacağı ülke coğrafya)

      Şâm döngüsel manada ve TR demek, Ğûta da döngüsel manada ve Hatay Antakya demek ve döngüsel İbrahim peygamber olan II. Mehdî II. Erbakan'ın milyonluk ABD-NATO çıkartmasıyla Nemrûd presedent ABD başkanı Trump tarafından ateşe atılması anlamında temmuz 2019daki Amik savaşından haber verir.

      Sil
    3. kurana uymuyor diye masum insanları müslümanları kanını ırzını malını helal görmeye hazır bir haldesiniz ALLAH(C.C) cümlemize hakkı doğruyu göstersin amin
      içlerinde Abdullah b. Habbab b. Erett ile doğumu yaklaşmış bir derecede hamile bulunan hanımı veya cariyesi olan, bir topluluğa rastladılar. Abdullah b. Habbab’ın[68] boynunda bir Kur’ân asılı idi.

      Hâricîler, Abdullah’a kim olduğunu sorduktan sonra, ona kendisini güvende hissetmesini ve sorularını doğru olarak cevaplamasını istediler. İlk olarak, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer hakkındaki görüşlerini sordular. Abdullah, onları hayırla andı. Hz. Osman’ı sorduklarında ise, onun başlangıçta da sonrasında da haklı olduğunu ifade etti. Hz. Ali ile ilgili sorularına ise, “O, Allah’ı sizden çok iyi bilir ve sizden daha dindardır, görüşü de sizden daha isabetlidir.” cevabını verdi. Hâricîler, İbn Habbab’ın verdiği bu cevaplardan memnun olmadılar ve kızarak şöyle dediler: “Sen havaya uyuyor ve kişileri işleri ile değil, adları ile tanıyorsun. Allah’a yemin ederiz ki, seni görülmedik bir şekilde öldüreceğiz.”

      Bundan sonra, Abdullah’ı hamile olan eşi ile birlikte alıp, kollarını arkasına bağladılar ve yolda bir hurmalığa vardılar. Abdullah, bunlara; “Ben müslümanım, öldürülmemi gerektirecek bir harekette bulunmadım. Ayrıca size ilk rastladığımda bana emniyette olduğumu söylediniz” dedi. Ancak onlar, “Senin boynunda asılı olan Kitab, bize senin öldürülmeni emrediyor” diyerek, İslamiyet’e büyük hizmetler etmiş, birçok gazalarda bulunmuş bu önemli zatı yere yatırıp koyun keser gibi kestiler; karısının da hiçbir suçu yokken, feryat ve yalvarmalarına bakmadan karnını yararak şehid ettiler. Ayrıca bu kafilede bulunan diğer dört kadını da kestiler

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    5. Ahmed İslam!!!!!

      1*İlmine, bilgine, irfanına hayran kaldım. Ne ilim, ne irfan, ne bilgi. Breh breh. İnsan sizin gibileri görünce cehaletinden utanası geliyor. İlminiz derya gibi. Yani size hayran olmamak elde değil. Yoksa değil mi?

      Çünkü bilginiz bol ama, kaynaklarınız biraz bana bataklık deryası gibi geldi. Acaba bu melheme hangi melheme olsa gerek. Çünkü Hadislere göre Melhemeler 3 tanedir. Sizinki hangisi ola ki? Belirtseydiniz ilmimiz ve bilgimiz artacaktı.

      Bizim gibi cahilerin bildiği Birinci Melhemede 3 büyük Osmanlı ordusu, bir o kadar kolordu ve tümen seviyesinde Osmanlı birliği Yemen-Gazze-Filistin- Suriye-Irak cephelerinde kısaca Şam böldelerinde ya mağlup oldu, ya şehit oldu, ya da geri çekildi. 3 yıl süren o cephedeki savaşlarda nelerin yaşandığını kim biliyor? Çekilen sıkıntılar ve zahmetler. Ve sonra İslam’ın payıtahtı işgale uğradı. O zamanki feci neticeler şimdikinin yanında asamisi okunabilir mi? Kaç yüzbin Türk-Arap Osmanlı ordularından kırıldı, esir düştü, şehit oldu. Yüksek bilginiz dahilinde mi?

      Şimdiki hadise nedir ki Guta’da toplanacak 4-5 bin kişi bilmem kaçıncı melhemeyi bitirecek. Bunu nereden çıkardınız? Onların hayrı olsa idi 700 bin Müslüman’ın kanı dökülmez 7 milyon Suriyeli ülkesini terk etmezdi. Değil mi?

      Sizin bahsettiğiniz rivayetlerin hepsi müteşabih. Kime nereye ait olduğunu bilmek sizinki gibi bardak deryalıların tekelinde olmasa gerek. Çünkü o rivayetlerin hepsi müteşabihtir. Müteşibih nedir bilir misiniz? Manaları açık olmayan ve manaları mecazla ifade edilen, yani esas manası benzetme ve temsil söylenen manalardır. Bunları anlamak için Kur’an’ın tabiriyle Rasih ilim adamı ister. Bakıyorum siz Rasih ilme sahip olmuşsunuz. Ama bir fark var. Naklettiğiniz rivayetleri en çok evliyalarına nakletmesine kızıp bunu anlatanları bid’acı ve hurafeci ilan ediyorsunuz.

      Neden acaba. Bu bardak çapındaki derya-yı ilminizden mi yoksa kulak dolgunluğundan mı?

      Her gördüğün sakallıya hoca sanmak üzeresiniz. Melhemelerin 3 tane olduğunu bilir misiniz. Bunlardan ilkinde Küçük Deccal huruç eder, ikincisi en kanlı olanı ki büyük deccal dünyanın başına musallat olur. Bu melheme bütün melhemelerin içinde en kanlı olanıdır. Üçüncüsü ise düşük yoğunluklu savaşlardan oluşan ve Lut gölünde Mehdi-Mesih kuvvetlerinin (yani Mesih’in nüzulü ettiği ülkenin askerleri ile Mehdi’nin zuhur ettiği ülkenin askerlerinin ortaklaşa) son vereceği bir melhemedir. Acaba sizin ki hangisi ola. Cehaletimizden anlayamadık.

      Sil
    6. 2* Bir de aralarda İsrail’in 1948’den beri sürekli topraklarını genişletmesi vardır. O da 3. Melhemede zokayı yiyince cihan çapında sulh, silahların terki, anarşi ve terörün bitmesi vardır. Acaba yüksek bilginizde mevcut olduğunu göre 1981’den beri bölgemizde Irak-Iran Savaşı-Körfez Savaşı ki buna 40 dünya devleti katıldı- Irak işgali buna da 20’ye yakın dünya devleti iştirak etti- Afganistan işgal edildi. Ve tam tamına 14 milyon Müslüman katledildi. Bunları görmediniz de Ta 1951 yılında beri Yemen’de alçalıp yükselen savaşları yeni mi gördünüz. O yemen savaşının fasılalarla 70 yıldır sürmesinin sebebini bilir misiniz?

      Acaba bunların bitmesi kime bakar. Bilir misiniz? Hangi ülkenin insanlarının adam olmasının beklendiğini bilir misiniz? Hepsinden önemlisi Irak-İran Savaşı başlar başlamaz ertesi yıl ne hazırlandı. Yinon Planı, 9 Müslüman ülkesi Türkiye dahil 22 parçaya bölünecek. Ve tıkır tıkır bu plan işliyor. Simdi tam tamına 33 yıldır bir haydut çetesini mağlup edemedik. Neden acaba? Yüksek ilminiz buna ne teşhis koyarlar.

      Malum biz bid’a ve hurafelerle uğraşıyoruz. Sizin ki gibi yüksek perdeden atmıyoruz. Evliyanın işi dünyevi değildir ama bazen bir maslahat gereği taraf-ı İlahiden gelen rahmetle keramet gösterirler, ki bu da onların değil İlahi fiilin sonucudur. Onu eleştirmek ne olur. Bid’a mı, hurafe mi, yoksa küfür mü?

      Sonra siz nasıl diyeyim, rivayetin rivayetini naklediyorsanız ehl-i keşif olan evliya da öyle yapıyor. Bir farkla. Zamanını gösteriyor. Sizin gibi her gördüğü elifi mertek saymadan. Yani şöyle: Gaybı ancak Allah bilir hakikatine hürmeten işari olarak bir hususu belirtiyorlar. Bilirsiniz işaretler hafi yani gizli olur. Onu ancak nur-u iman sahipleri manasını keşfeder.

      Onun için 1. Melhemede Guta civarında üstlenen Osmanlı mücahidlerinin ne yaptığı konusunda yüksek dağarcığınızda bir şeyler var mı?

      Neyse fazla uzatmayayım. Bizim önümüzde tek bir şey var. O da alem-i İslam’ı bir noktada ittifaka zorlayacak şimdiki çatışmaların müsebbibi olan kavmi bitirilmesi hadisesidir. O da mümkün olduğu üzere örtülü ve hafi bırakılmıştır. Ama Beni İsrail Kohenleri 4 bin yıl önce bunun nasıl olacağını yani onları yok edecek gücün nereden ve nasıl geleceğini bilmişler. Ve bunu bildikleri için de son melhemenin bitiş tarihini gizlemişler. Bize gelince bu husus Mehdi-Mesih hakikatine bakar ki, onu bilenler nasıl olacağını yer ve mekan ve zaman gizlemesiyle ifade ediyorlar. Ancak o tarih çok yakın. Çoook. Amma ve lakin şurada şunu söyleyeyim Fetoşkeştayn cemaatinin yaptığı iki önemli askeri tahribat var. Onu da işte o gizli Yahudi rivayeti gereğince onları yaptırılarak tehlike savuşturulmak istendi. Ama ona Mehdiyet’in desteklediği Erdoğan mani oldu. Onun gayretine millet de katılınca o son ümitleri bitti.

      Neyse her şeyi açık açık yazmak bazen düşmana yardımcı olur. Öyle olduğu için rivayetçiler bunun mekan ve zaman kaydırması yaparak gizliyorlar. Ama kaderin intikam ve tecziye saati tıkır tıkır işliyor. Niçin hava ve deniz ve jandarmada tahribat yapılmak istendiğini bilmek melheme avcıları için mümkün değil. Resulullah ve ashabından gelen “kıyamet yakındır” ihbarı, 1438 sene geçmesine rağmen gelmediği gibi, gelip geçen melhemelerin hangisi olduğunu bilmemek aynı sebeptendir?

      Sil
    7. Ahmet Islam kardeş..
      Blogda mümkün olduğunca islam evliyasından nakiller yapıyoruz. Siz ise bizi evliya-uş-şeytana tabi olmakla, veli sözlerini uydurukla itham ediyorsunuz.
      Siz hangi Haniflikten bahsediyorsunuz bilmem ama bir ara Haniflik islam protestanlığı propagandası yaygındı. Bu faaliyetlerin hepsi yabancı istihbaratların Feto dahil islamı yikmak ve bozmak icin yürüttüğü faaliyetlerdi.
      Bizim yolumuz ehl-i sünnet yoludur.

      Sil
    8. (Bedr) (melhametü’r-Rûm) (II. Süfyân deccâl) (Feto) (2018)

      (Uhud) (melhametü’t-Türk) (topal Fr AB7 (Moğôl)) (2018)

      (el-Hudeybiye) (melhametü’d-Deccâl) (9 ay barış ant Abd-Nato) (2019)

      (el-´Ahzâb) (melhametü Ye´cûce ve Me´cûc) (III. dünyâ savaşı NATO) (2019)

      (Huneyn) (melhametü’l-Melâhim) (V. dünyâ sa AB(D)-Rûs) (2030)

      http://library.islamweb.net/hadith/display_hbook.php?indexstartno=0&hflag=&pid=133507&bk_no=285&startno=1311

      Sil
    9. (Bedr) (melhametü’r-Rûm) (II. Süfyânü’d-deccâl) (Feto) (13 nisan - 6 ekim 2018)

      (Uhud) (melhametü’t-Türk) (topal Fr AB7 (Moğôl)) (25 mayıs 2018 - 2019)

      (el-Hudeybiye) (melhametü’d-Deccâl) (9 ay barış ant Abd-Nato) (eylül 2018 - haziran 2019)

      (el-´Ahzâb) (melhametü Ye´cûce ve Me´cûc) (III. dünyâ savaşı NATO) (temmuz 2019)

      (Huneyn) (melhametü’l-Melâhim) (300 000 AB7 (Habeş)) (ağustos 2019)

      (Havâricü mârıka fâcire) (III. Süfyânü’d-deccâl) (irtidêd!) (2025-2030)

      http://library.islamweb.net/hadith/display_hbook.php?indexstartno=0&hflag=&pid=133507&bk_no=285&startno=1311

      Sil
  18. Bu vatanın iç ve dış düşmanları hepsi ümidini 16 nisanın sonucuna bağlamışlar. Düşman hayır çıkacağını umuyor. Diğer taraftan bizim tarafın bir kısmı nasıl olsa evet çıkar diye bir rehavet var.
    Sağlam durmak lazım. Şimdiye kadar gezi olaylarından beri yapılan mücadeleleri Allahın lütfuyla kazandık diye gaflete kapılmayalım. Savaş sürüyor. Bu savaş maddi ve manevi bütün cephelerde sürüyor.
    Bizler dua askeriyiz. Vatan millet din ve devlet için elimizden gelen fiili ve kavli duamızı tam yapalım. Eger Allah nusret ve zafer ihsan ederse şükredelim. Allah saklasın ters olursa o vakit sabır lazım.
    Cihadın şartı ve ihlası odur ki, bizler kendi vazifemizi yapalım. Allahın vazifesi olan neticeyi Allaha havale edelim.

    YanıtlaSil
  19. Sevgili kardeşlerim. Referandum'dan düşman cephesi hayır çıkmasını umuyor. Fakat bütün hazırlıklarını evet çıkacak diye yapıyor. Küfür tek milletmiş anladık! Ne mutlu bizleri tek safta birleştirenlere! Yarın elbet bizim olacaktır! Sizleri Allah için çok seviyorum! Ve şehit olabilmemiz için sizlerden dua istiyorum!

    YanıtlaSil
  20. Mustafa bey Referandumun bir tuzak olma ihtimalini hic düşündünüz mü. Sizide medyanin seline kapilip gidenlerden görmek beni üzdü acikcasi. Bir düsünün lütfen evet ciksa ne olur su anki fiili durum "2 yil" sonrada kabul edilen anayasa ile aynen devam eder. Peki hayir ciksa ne olur su anki fiili sistem 2 yil sonra kuvvetle ihtimal tekrar Cbaskani secilerek yine ayni sekilde devam eder. Peki etrafimiz ates cemberi olmusken ekonomi issizlik alarm calarken hükümeti ile muhalefeti ile ülkenin enerjisini neden referandumda kullaniyoruz? Referandumun vatanimiza getirdigi kavga suclamalar ülkenin yarisinin hain ilan edilmesi neredeyse tüm dünya ile kavgali olusumuz mantikli bir aciklama getirmiyor.
    Bu referandumun tuzak olma ihtimalini gösteriyor zannimca.
    Evet cephesi daha güclü ülke icin diyor ama bakiyorsunuz 2007 den bu güne kadar tek elden yönetilmis bir ülke var ve sorunlar ortada
    Hayir cephesine bakiyorsunuz muhalefet etmenin anlamini bile bilmeden hükümete düsman olan bana dosttur mantigi ile hareket ederek sanki birilerinin ekmegine yag sürüyor.
    Her iki tarafta kürdistana karsi cikiyor ama uygulamada evetciler kürt bayragi asiyor seyh said ile evet algisi yapiyor hayircilar ise pkk leslerinin cenazesine gidiyor terorist yazarlari koruyor.
    Fetö ülkemizin kılcal damarlarina sizmis ama bir türlu siyasi arenada bypass yapilamiyor.
    Bana kalirsa referandumdan ister evet ister hayir ciksin cok büyük sıkıntılar bizi bekliyor.
    Gözlerimizdeki perdelerin inmesi dilegi ile hayirli cumalar diliyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Referandumda ya evet, ya hayır, yada oy vermeme seçenekleri vardır. Bir konuda oy kullanan onun sonuçlarını da kabul edecektir.
      Evet çıksa da hayır çıksa da ülke düşmanları elbette yakamızı bırakmayacaktır. Düşman hayır çıkmazsa bizi tehdit ediyor.
      Biz vatan ve milletin selameti için evet diyoruz.
      Seçime katılmamak da bir nevi hayır demektir.
      Biz fiili duamızı evet yönünde yapıyoruz.
      Takdir sizin...
      Görevimiz duadır sonuç Allaha aittir.

      Sil
    2. kişi oy verdiği şahsın iki rekat namazındanda iki kadeh içkisindende hissedardır
      bir hadise var biz bunda samimiyetine güvendiğimiz insanların yanında ve safında yer almak zorundayız
      geçen seçimde gördükki şahıs bir saz çalmakla meclisi kilitledi memleket 3 aylık kriz yaşadı
      aynısının istikbalde yaşanmamaı için koalisyon döneminin olmamasıiçin buna evet demeliyiz
      milletvekillerinin sultası azalacak
      chp hadep tandaslı hükümetler kurulamayacak

      Sil
    3. Son Kale’ye
      1*Referandum, millet hakimiyeti yolunun bir döşeme taşıdır.Veya azınlıklar hakimiyetine, son verme operasyonudur.Yani hariçten batılı hükümranlığının, dahilde ise sivil-askeri bürokrasi ile sermaye baronlarının vesayetinin sona ermesi, sermaye baronlarının bürokrasiyi kullanarak devlete müdahalesinin bitmesi, sahte aydınların ülkeyi yönlendirmesine son verme operasyonudur.

      Cumhuriyet kurulalı kaç yıl oldu? 94 yıl. Acaba bu 94 yılda milletin hangi önemli kararda bir reyi ve görüşü oldu. Cumhuriyet kuruldu tek parti diktatoryası yaşandı. Ülke yabancı vesayeti ile Selanik Hanedanlığının oyuncağa oldu. 14 mayıs 1950’de milletin sesi yükselir gibi olunca iç ve dış vesayet postallı darbeyi indirdi. 10 yıl sonra bir daha indirdi, 10 yıl sonra bir daha indirdi ve son olarak 1997’de 28 Şubat’ta bir daha darbe indirildi. Kime? Millete ve temsilcilerine. Sehpalar kuruldu. Meclisin onuru ile oynandı, Cumhurbaşkanları zehirlendi, Zincirbozan Hapishaneleri kuruldu. Böyle bir zamanda milletin derdine kim derman olabildi. Niçin olunamadı?

      Bir örnek vereyim yıl 1952. Başvekil Menderes neredeyse Meclis’in tamamının çoğunluğuna sahip İstanbul İmam Hatip okulun açmak için kıçı kırık bir memurun direnmesi yüzünden ta ayağına kadar gidip Başbakan olarak imzalı emri vermek zorunda kaldı. Yıl 1970. Zamanın Başbakanı “Bürokrasiye emrimi geçiremiyorum” diyordu. Çünkü karanlık odaklar emir verdi. “Darbe yapacağız direnin.” Özal zamanında bürokrasi ve baronlar reformların yapılmaması için elinde geleni yaptı. 28 Şubat’da bugün CHP’li bir üye olan Refah Partili bir eski Milletvekili dedi ki: “28 Şubat bir büyük işadamının faizle para verme teklifinin reddi üzerine başladı”.

      Bütün bunlar milli iradenin, hatta ve hatta Allah’ın emri olan "millete danışınız" red edildiği bir Türkiye’de bir işlemi yaptırmak için 50 bürokratik engeli aşmak zorundasınız. Hiç olmadı Meclis’in çıkardığı yasaları veto eden bürokrasiden gelen Cumhurbaşkanı’nın muhalefeti ile karşılaşıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda kişi başına milli gelir 40-100 dolardı. Bu rakam 1950’de 166 dolara, 1960’ta 360 dolar, 1965’te 270 dolar, 1970-539 dolar, 1975-1184 dolar, 1980-1540 dolar, 1985-1330, 1990- 2682 dolar, 1995- 2760 dolar 2000-1965 dolar, 2006-5.477 dolar, 2210’da 12 bin dolar. Kim yaptı?

      12 bin dolara gelince ve Türkiye’nin ipleri ele geçirceği anlaşılınca dış finans müdahaleleri daha doğrusu küresel sermayenin müdahaleleri darbe-kaos fitneleri geldi. Küresel sermaye Yahudi ağırlıklıdır ve İsrail’in hakimiyetinin en büyük destekçisidir. Ortadoğu’da yaşanan bütün olayların sebebi onların adına vekaleten batılı ülkelerin entrikası vardır. Çünkü gemleri onların elinde.

      Ak Parti iktidar olduğundan milli ordunun savunma ihtiyacının ancak yüzde 9’u tekrar ediyorum yüzde dokuzu milli üretimle sağlanırken iken, bu rakam şimdi yüzde 60 ve iki yıl sonra yüzde 80 olacak. Bu arada 4 milyon aileye çeşitli sosyal yardımlar yapılıyor. Türkiye’nin yol ve ulaşım imkanları 4-5 kat arttı. Milli gelir tablosunu incelerseniz tek başına iktidarların olduğu zamanlarda 1950’den sonra kalkınma hızlanmış, askeri darbeler sonrası ya gerilemiş ya da eksi olmuştur. Niçin? Çıkan krizlerde yerli ve yabancı azınlık sermaye zıkkımlanıyordu. Türkiye 1990’lardan bu yana ödediği faiz 750 milyar civarında. Ayrıca bir o kadar para da iç edildi. Ak Parti’nin milletin teveccühünü kazandığı için Türkiye yeniden ilk 20’lerin içine girmiş ve dışa bağımlılığı büyük ölçüde azaldı.

      Sil
    4. 2*Dışa bağımlılık şöyle idi: Avrupa özellikle İngiltere emreder buradaki bürokrasi-burjuva yapardı. Sonra buna ABD dahil oldu. Londra ve Washington emreder Ankara yapardı. İtiraz edene hemen askeri sopa indirilirdi. Hangi askeri darbe milletin onayı ve tasdiki ile oldu? Hiçbiri. Millet her darbeye lanet yağdırdı. Bir de darbelerin gerekçesi vardı: İrtica geliyordu. İrtica dedikleri İslam. İslami hayat kimin korkusu. Özellikle 1948’den sonra.

      Türkiye bağımsız yani müstakil ve hür değildir. Lozan vesayeti altındadır. Sonra buna Washington vesayeti de katıldı. 1980’dan sonra ise Türkiye Yahudi ağırlıklı küresel sermayenin alanına girdi. Buna karşı şimdi sivil-askeri bürokraside, sermayede, üniversitede, sivil toplum kuruluşlarında yabancı parmaklı vesayetler sona erdiriliyor. Niçin ve nasıl oluyor? Niçin savunma konseptinde batıya karşı tutum ve politika değişikliği oldu. Niçin askeri kanattan intikam alınmak istendi. Irak operasyonunda yeterli destek vermediği için bir Yahudi Prof. Henri Barkey 2006’da “Yakında askerden hesap soracağız” dedi. Ve ne yapıldı. Askere iktidara saldırma tahriki yapıp, 40 yıllık beslemeleri cemaate ise “yakala” deyip Ak Parti’yi şaşırtmak istediler. Ama Dolmabahçe-2007 zirvesi neyi değiştirdi? 9 yıl sonra Henri Barkey 15 Temmuz darbesi yapılırken nerede karargah kurdu? Büyükada’da. Ama Fetoşkeştayn'ın kuklaları milletin tekmesini kıçlarından yiyince Barkey nasıl kaçıp gitti?

      MHP Lideri durduk yerde ani bir hamle ile Cumhurbaşkanlığı sistemini teklif etti. Niçin? Acaba o adam aklını peynir ekmekle mi yedi? Niçin bunu masaya sürdü. Ve çıktı dedi ki: “Milli bekamızın devamı için teklif ettik”. Acaba onun ne demek istediğini anlayacak düşünce genişliğine sahip misiniz? Milli bekamız nasıl tehlikede olur? Milli güvenliğimizi ne tehlikeye düşürdü? Acaba hangi milletin tarihinde hendek olayında bu kadar başarılı bir askeri müdahale yaşandı. Niçin? Ne oldu da ABD Merkez Komutanlığı’nın emriyle tezgahlanan hendek isyanı dümdüz edildi. Ya terör yuvalarına nasıl bombalar yağdı?

      Bırakın bunları Türkiye’ye yapılan bütün baskıların tek sebebi vardır. Din uyanmamalı, çünkü din uyanırsa çevreye sıçrar ve tam tamına 2 bin yıllık İsrail hülyası gerçekleşmez. İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı Weizmann dedi ki: “Biz 20 yüzyılda iki devlet kurduk. Önce TC’yi sonra İsrail'i”. Bu ne demek, algılama kapasiteniz var mı? Unutmayın İslam deccali de Yahudi’dir. 1806 ve 1826’da başlayan bu sürecin sona ermesinin tek ve yegane yolu Türkiye’de vesayetlerin, çok başlılığının son erdirilmesi, ve milletin doğrudan onayına başvurulmasıdır. Kur’an da bunu emreder. “Dünyevi işlerinizde halka danış” denir. Yani Allah’ın emirleri dışında yani ubudiyet dışındaki dünyevi işleri düzenleme vazifesi millete aittir.

      Unutulmasın Osmanlı’yı dış düşmandan önce en büyük kötülüğü sivil-askeri bürokrasinin yönetme becerisi olmamasına rağmen iktidara talip olması yaptı. Ve Osmanlı’yı dış düşman değil sivil-askeri bürokrasinin aptalca ve kısır görüşleri yıktı. O zaman en büyük derdimiz için “kaht-ı rical” yani adam kıtlığı gösterilirdi? Ve cumhuriyet (kaht-ı rical) zamanında sivil-askeri bürokrasi kurdu. Ama ayağa kaldıramadılar. Yıkım birlikleri inşaatçı olamazdı.

      Sil
    5. 3*Türkiye 1923 yılından sonra bölündü. Daha doğurusu Türk milleti ikiye bölündü. Bu bölünme için mazide İslam büyükleri “kabil-i iltiyam olmamak üzere bir bölünme olacağı” keşfi ile ihbarda bulunmuş. Mazide bu böyle ifade edilmiş. O zaman milletin gücü sıfıra inermiş. Yani pata durumu söz konusu olur. Ve dışardan küçük bir müdahale 4 darbede olduğu gibi bir taraf diğer tarafı mağlup eder. Yeni sistem bunu da önlüyor. Referandumda milletin ekseriyetinin teveccühüne mazhar olunursa “Ümmetim batıl üzerine ittifak etmez” hakikati sebebiyle Türkiye atağa başlayacak. Hz. Peygamber’in hayattan ayrıldığı gün yalancı peygamberler türedi. Daha sonra isyanlar oldu. Yani ihtilaf daima vardır. Ama bu milletin ekseriyetinin oyunun önü açılırsa kimsenin bir diyeceği olamaz. Çünkü hüküm çoğunluktadır.

      Ve esas film ondan sonra başlayacak. Bu referanduma kimin muhalefet ettiği biliniyor? CHP’nin muhalefetinin sebebi bir daha iktidar olamayacağı gerçeğidir. Çünkü eski sistemde yani 1950’den sonra daima milletin ekseriyetini temsil eden büyük partinin oylarını bölüp çalıp küçük partiler kurdurup onlarla koalisyon yapma imkanı olabiliyordu. Şimdi bunun önü kesildi. CHP o zaman ne yapacak? Milletin boyandığı renge boyanacak. O da Kemalizmi ve Atatürkçülüğü terk ile olur. Çünkü millet bunları red etti. Dikkatinizi çekerim Kemalizm faşist İtalya’dan kopya, Atatürkçülük ise Kemalizmin 1950’de iflasından sonra 1953’te ortaya atılan ve İngiliz menşeli bir ideolojidir. Unutulmasın İngiliz Osmanlı’nın üç katilinden biri idi.

      Hür yaşamak isteyen. Müstakil bir devlet isteyen, din hürriyetini alabildiğine yaşamak isteyen ve Çin’den Atlantik’e kadar olan bölgede yaşayan milletlerle bir olmak isteyen referandumda “evet” der. Bu ekonomik üretimin büyümesi ve siyasi etkinliğin artması demektir. Hayır diyen ise batının mukallidi yani taklitçisi, yani batının maymunu olup, onlarla işbirliği değil onlardan yapma emri almak isteyenlerin oyudur.

      Dini açıdan şunu belirteyim. 1800’lerin başından beri iki semavi dinin inancına dinsiz felsefe ile hayasızca saldıran ve iki deccali çıkaran kavmin İslam’ın bağrından çıkarılıp atılmasının ilk temel taşı bu referandumdaki (Evet) oyudur. Aksi halde önümüzdeki günlerde görüleceği üzere 1948 sonrası kurgulanan ve Kennedy’nin katlinden sora uygulamaya konan bir Yahudi politikası var. Bölgedeki bütün etnik ayrılıkları körükleyen ve 1990’da NATO’nun İskoçya toplantısında batının politikası yapılan bir plan var. Kapadokya’dan Nil’e kadar olan topraklarda 22 küçük devletçik kurup Kudüs’e bağlayıp hükmetmek. Onun için 1970’lerden başlayarak Yemen-Lübnan-Türkiye-Irak-Suriye-Libya iç karışıklıklarla federatif yapılanmaya zorlanıyor. Çünkü böyle federatif yönetimde çıkıp batıya kafa tutmak mümkün olamayacaktır.

      Anadolu Türk’ün kadim yurdu değildir. Ona sonradan Kader-i İlahi ile yurt yapılmasının sebebini bilmeyenler, ahmaklar başımızda dönen felaketin ne olduğunu bilmiyor. Bu ülkede eğitim çağındaki çocukları aşağılık batılı ideolojilerle sokaklara kimler saldı. Kimler destekledi. Bilir misiniz? Hangi batılı vesayetin güdümündeki kuruluşlar. İşte şimdi bu sona erecek.

      Osmanlı’da binbir millet vardı. Seyahat hürriyeti vardı. Her millet ve din hür olarak yaşar, gelenek göreneklerini ve dini inancını uygulardı. Nasıl oluyordu? Biz ulus cumhuriyeti kurduk 50 tane isyan oldu. Neden acaba? Saksılar bir çalıştırılırsa sebebi bulunur. Ben tiyö vereyim. Kim Hz. Peygambere (Arab oğlanı) ve Kur’an’ı (Arap oğlanın vaveylaları” kim dedi. Oradan başlayacaksınız.

      Sil
  21. İsrailin, dini hislerle Yahudi milletinin o topraklara yerleşimesi galebesi ve Müslümanlarında iman zaafı ve çeşitli ihtilaflar... bi nevi tokatın geç yemesine vesile oluyor..Fakat her şey inceldiği yerden, zulüm ise kalınlaştığı yerden kopar. İsrail haddini aşıp zulümde çok kalınlaşıyor buda büyük bir tokata müstehak ediyor. Şimon perez di sanırım Yıllar önce Muhabir Peygamber Efendimizin hadisini (Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek ‘Ya Müslim! Ey Allah (cc) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır diyecek Sadece ‘gargat’ ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır) hatırlatması üzerine Güzel bir cepav vermiş Küffar,“Hadisde sözü edilen Müslümanları bi görelim ondan sonra konuşuruz” demiş..Hakikaten doğru söylemiş... Biz Dünya müslümanları arabı,türkü,kürdü,hindisi,gürcüsü kafamıza mıhla çakar gibi anlamalıyız ki İslam aleminin çaresizliği, iman zaafından.... iman zaafındandır. Bu konu hakkında En başta söylediğim fikirde Bediüzzamandan alınma tam olarak şöyle diyor bediüzzaman "Yahudi milleti hubb-u hayat ve dünyaperestlikte ifrat ettikleri için, her asırda zillet ve meskenet tokadını yemeye müstehak olmuşlar. Fakat bu Filistin meselesinde; hubb-u hayat ve dünyaperestlik hissi değil, belki enbiya-yı Beni İsrailiyenin mezaristanı olan Filistin, o eski peygamberlerin kendi milliyetlerinden bulunması cihetiyle, bir cihette bir ehemmiyetli hiss-i milli ve dini olmasından, çabuk tokat yemiyorlar. Yoksa, koca Arabistan'da az bir zümre hiç dayanamayacaktı, çabuk meskenete girecekti." Galiba Üçyüzyıllık uykudan son asır uykunun en ağır evresi (REM) idi uyanmaya başlıyoruz emareleri görülmeye başlandı..Doğrulmamızda uzun sürmeyecek gibi.. Hayat filminin son harika vurgusu gibi... tabi buda insana verilen iradei cüziyeye bakıyor, yinede İnayeti İlahiye sırtımızdan itekliyor gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yahudinin sopası müslümanları uyandırıyor
      daha 20 yıl öncesi araplarda hakim görüş baas idi
      baas yani diriliş yani islamdan önceki değerlerine dönüş
      saddam kelimeyi şahadet getirip asıldı önceden baascıydı çocuklarının isimleri islamdan önceki isimlerdi
      şu anda ortadoğuda esen kahır rüzgarlarının içinde lutuf esintileri var
      yahudinin abd nin rus un v.b nin sopasıyla islam alemi ittifaka mecbur olacağız

      Sil
    2. Evet müslümanlar sopalarla uyanıyor...Allah (cc) En sevdiği Unsura en büyük cezayı verip (Süfaynizmin bu ülkenin başına bela olması gibi) Dikkat diyor, Geçmişin; bu kadar İslamiyet lehine şan ve şerefle dolu, Arap ve Kürt unsurları Kendi milletin-le imtizaç ettirip Benliğinizi İslam potasında erittiniz 1000yıl İslamın bayraktarlığını yapmış bir milletsin en başta sen dikkat et ey Türk milleti, Sana ne oluyor?? 1923 den 2000 lere kadar menfi milliyeti baş ucu kitabı yaptın... Tabi Şimdi bu millet uyanıyor. Şu anda İslamiyetin önünü kesecek en büyük proje Batının Dindar Kürt milletine, önce Dindarlığından sıyırıp sonra “Zehirli bal” gibi bağımsız bir devlet kurdurmak istiyorlar... 100 yıl önce Doğuda ermenistanla Müslüman Türk milletinin önünü kestiler.. İşin garip tarafı o zaman ki İdareciler yeri göyü türk türk diye inletirken Türki devletlerle sınır bağımızın koparılmasına ses çıkarılamaması ((( bu da gerçekte türklük diye bir dertlerinin olmadığını ispatıdır))) Şimdi ise Güneyde yeni bir tanpon bölgesi oluşturup Türkiyeyi bir 100 yıl daha oyalamak.. Fakat bıçak kemiğe dayandı Millet olarak artık Bediüzzamanın dediği gibi Eski hal muhal ya yeni hal ya İzmihlal durumunda, Dişimizi ve yumruğumuzu sıkmış bekliyoruz ve doğudaki Kürt kardeşlerimizde oyunun ve durumun farkında gibi.....
      Allahın inayetiğle Bu kalın zinciri bğazımızdan kırıp atacağız ama nasıl olacak? Ya Abdulhamit siyaseti ile Batılı devletlerin bize şu anda uyguladığı strateji “Düşmanı düşmanla oyalamak- vurmak”...... Ya da Dişe diş – Kana kan, Bu ise Güç ve denge bakımından Küffarın 5-6 kat teknolojik üstünlüğü karşısında mümkün görünmüyor gibi... Ya da “Lâ ya’lemu’l-gaybe illa’llah”

      Sil
  22. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  23. Mehdi a.s ruyamda gördüm kendisi genç görünen sakalli olmasina ragmen temiz pürüzsüz bir yuzu vardi.nurdan simasi tam anlasilamiyordu.sakarya seyfin bahsettigi halife hz de ruyamda gordum.sakarya seyf uzun zamandir yazmiyor okuyorsa selam olsun.selamlarimla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Can kardesim bende ayni sen gibi merak ediyorum sakarya seyf ozellikle su son olaylarla ilgili bir yazi yazsa cok iyi olur uzun suredir sessiz yoksa medineki serumlari alma ve mehdi ile bulusma olaylarinin arefesindemiyiz
      Siz ne dersiniz..

      Sil
    2. Yazmıyorsa bir bildiği vardır elbet Okan kardeşim.Bu metal akşenerin yeni partisi kırmızı bayraklı mı olacak acaba.devlet bahçeli başbakan abdullah gül cb olacak diyordu.Bende diyorum ki acaba devlet bahçeli değilde meral akşener mi başbakan olacak son durumda.doğruyu Alim olan Allah bilir.Selamlar.

      Sil
  24. Rüyalarımız farklı olsada aynı şahsi bende gordum siyah sakallı yüzü pürüzsüz sarıya yakin beyaz tenliydiydi

    YanıtlaSil
  25. Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyordum, samimi bir arkadaşım. Malum önümüzde büyük bir öneme sahip Referandum var ve konu yine döndü dolaştı Siyasete geldi. Arkadaşım, Erdoğanı eleştirmeden duramasada ilk seçim hariç tüm oyunu hatta ailesinden 5 oyla beraber Erdoğana vermiş birisi.. Fakat şu Referandum da Hayır oyunu kullanacağını bir kaç defa tekrarlıyınca, hem şaşırdım hemde konunun siyasetten uzak Evet in Ülke geleceği için ne kadar önemli olduğunu anlatmak istedim Çünkü arkadaşım vicdanlı ve samimi birisi idi yanlış yapmasını istemedim.. Arkadaşımın Hükümeti ve Erdoğanı yermesinde en önemli eleştirme konusu; Hz Ömer in Adaletinden ve Hz Osmanın Ahlakından sürekli bahsedip kıyaslıyor, onların ahlak ve adaleti nerede şu hükümetin Erdoğanın ahlak ve adaleti nerede bazı belediyelerdeki yolsuzlukları örnek veriyor İstanbul BŞBeldiyese başkanının akrabasıyla Futbolcu emreyle yolsuzluğundan bahsediyor (ilk defa duydum) Türkiyede adaletin olmadığını söyledi.... Arkadaşıma dedim, Bak güzel kardeşim senin bu söylediklerinin bazılarına katılıyorum doğru olması muhtemeldir.. Fakat hz Ömer ve Hz Osman Hz Ali bunlar İslamın şiarı ve Adalet ve Ahlak kavramlarını kendi zamanlarında öyle bir fiiliyaata dökmüşler ki 1400 yıldır Timsal hükmüne geçmiş. Çünkü Bizzat Peyganber efendimizi (sav) görüp ondan ders almışlar. Tabiri caizse Turfandada ki gibi İslamın adalet ve ahlak kokusunu tam hissetmişler rengini perdesiz görmüşler Tadını -zaman kayıpsız- emmiş doyamamışlar.... Şimdi Onlarda ki Yüksek Ahlak-ı seciye ve Adaleti Mahz ı tam ve mükemmel adaleti sen nasıl şu Fitneler zamanı olan Ahirzaman da Şu idareci ve Hükümetten nasıl beklersin... Diyorsun ki bu Hükümet Ya yüksek ahlak-ı secieyde olacaklar yada bunlar ahlaksızdırlar, Ya Hz Ömerin Adaletini uygulasınlar yada bunlar hırsızlar , Bunlara oy vermem....Bu Şeytanın bir hilesidir, Şeytanda Vasati olup İsalmın lehine olan şeyleri kabul etmeyip Ya bana müsbet kabul ettiyiniz-i, Minare başında gösterin makamı orasıdır, Yada onun yeri Kuyu dibidir diyerek Hile ile Koca bir alanı kendi lehine zaptediyor.. Halbu ki evet kabul ediyorum Hz Ömer kim bu zamanda Erdoğan kim... belki tırnağı etmez. Faakattt, biz minare başındaki timsalle kıyaslamıyoruz ki tam tersi Kuyu dibindeki kokuşmuş ve bozulmuş larla şu andaki Hükümeti kıyaslıyoruz ((yani son 200 yılı özellikle son 80 yılı)) İslamın lehine bir anlayış var Bak,kılık kıyafette serbestlik geldi Kimse artık dini anlayışından dolayı hor görülmüyor, Milli bir Savunma Sanayimiz gelişiyor,Yol,Baraj,Havaalanı,Tersane,Sağlık sektörü,Eğitim vs... Bunların hepsi Allah aşkına 3le 5 çarpılarak büyüyor. Bu büyümeyle 15- 20 yıl da Dünyanın ilk 5 Ülkesinden birisi olcağız... Sevgili arkadaşım dedim senin bu kıyasın yanlış kıyastır Hatta Kıyas verdiğimiz misalde Memleket yararına her olumlu gelişme tamtersi Kuyu dibinden yukaru taa minare başına kadar Memleketin hayrına çalışanlar Hükümetin doğrularıdır ve Kuyu dibi ise Hükümet zararlı icraatler yapıyor memleketi aleyhine işler çeviriyor diyenlerin ispat edemez-se olduğu makamdıri..Çünki Hükümetin icraatının çoğu olumlu ise o Hükümet övülmeye layıktır. Çok şükür arkadaşım bu konuda karşı birşey söylemedi İnşallah oyunuda Evet olarak kullanır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insanlar yöneticinin hz.ömer hz ali (r.a) gibi olmalarını istiyor
      ancak onların yönettikleri insanlar sahabelerdi onu kaçırıyorlar..sen sahabe gibi değilsinki ne ömer(r.a) bekliyorsun
      idare edenler idare edilenlere yakındır
      halbuki şu anda idare edenler idare edilenlerin fevkindedir

      Sil