.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Aralık 2016 Cumartesi

TÜRK ASKERİ VATAN SAVUNMASINDA





2 TANKTAKİ ASKERLERİMİZ YÜZLERCE TERÖRİSTİ ÖLDÜRDÜ

Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında 30 Aralık akşamı El Bab'da DEAŞ'lı teröristler Türk mevzilerine saldırdı. Saldırıyı püskürten iki Mehmetçik sayesinde onlarca terörist etkisiz hale getirildi. Sosyal medyada hızla yayılan detayları Genelkurmay kaynakları hurriyet.com.tr'ye doğruladı.

'2 askerimiz yüzlerce teröristi öldürdü'
"Bugün saat 18:00 civarı el bab'da yaşananları müsadenizle sizlerle paylaşmak istiyorum. bugün saat 18:00 gibi ışid militanları özel görev kuvvetinin olduğu yere tüm gücüyle saldırmış. öyle sızma falan değil. bmp'lerle zırhlı araçlarla, bombalı araç ve yaya canlı bombalarla. resmen katliam yapmaya gelmişler. yaya canlı bombaları, bombalı araçları ve zırhlı araçları sayamadık bile dedi tabur komutanı. ilk başta bizimkiler şaşkınlık yaşayıp pozisyon almaya çalışmışlar. sonra iki M60 tankı mevzisinden fırlamış atış yapmaya başlamış. çıkar çıkmaz tow isabeti almış. atışa devam etmişler. birer birer tüm araçları ve hedefleri kimi görürlerse, vurulmuş olmalarına rağmen vurmaya başlamışlar.

Ardından ikinci tow ile vurulmuşlar. tabur komutanı tankı tahliye et emri vermiş. teğmen biz bırakırsak arkada kimse sağ kalmaz demiş. tanktan çıkmamışlar. atış kontrol sistemlerle atışa devam etmişler. tabur komutanı çıkın diye emir vermesine rağmen tankta kalıp atışa devam etmişler. üçüncü tow ile vurulduktan sonra bile atışa devam etmişler. son isabetten sonra tankta atış imkanı kalmadığından mürettebatın tamamını yaralı olarak tahliye etmişler. bu arada diğer tank yanaşıp atışa devam etmiş. onu da vurmuşlar. bu sefer astsubay çavuş tank komutanı ben de çıkmıyorum demiş yaralı olarak atışa devam etmişler. nihayetinde ikinci kez onu da vurmuşlar. şükür şehit yok. iki tank toplam 5 kez vurulmuş.


Tabur komutanı, manzarayı görmeliydiniz dedi. 'onlarca bombalı araç, zırhlı araçlar canlı bombalar iki tank ile bu kahramanlar sayesinde tamamen imha edildi. bir tane bile sağ kalan olmadı. yüzden fazla terörist önümüzdeki düzlükte cansız yatıyor. şehitlerimizin kanı yerde kalmadı' dedi. konuştuğum herkesin morali çok yüksek. bir tane genç asteğmen bir tane gencecik astsubay bugün destan yazmışlar."

29 Aralık 2016 Perşembe

ÇİN DOĞU TÜRKİSTAN'DA 3500 CAMİYİ YIKTI

Dogu Turkistan'da 3500 Cami Yıkıldı

Dogu Turkistan’da 3500 Cami Yıkıldı

Çin hükümeti, Doğu türkistan’da kamu güvenliğine aykırı olduğunu gerekçe göstererek son üç ayda 3 bin 500 camiyi yıktı.

Dünya Bülteni’nde yer alan habere göre; Çin işgali altındaki Uygur Özerk Bölgesi’nde son üç ayda 3 bin 500 cami kamu güvenliğine aykırı olduğu iddiasıyla yıkıldı. Bölgedeki demografik değişimi amaçlayan Çin hükümeti, camilerin harabe olduğunu öne sürerek yıkımlarını sürdürüyor.
Radio Free Europe’nin haberine göre, bölgedeki Müslümanlara siyasi ve sosyal açıdan büyük baskı uygulayan Çin yönetimi, camilerin ortadan kalmasına yönelik adımlarını gün geçtikçe sertleştiriyor. RFE muhabirlerinin Sincar’daki Tokkuzak emniyet yetkililerinden aldığı bilgilere göre, camilerin çoğunluğu ‘ibadet için sağlam olmadığı’ gerekçe gösterilerek yıkılıyor.
Çin, Uygur Özerk Bölgesi’nde 23 milyon Müslüman’ın yaşadığını iddia etse de, akademik kaynaklar bu rakamın 50 milyondan fazla olduğunu belirtiyor.
HER CAMİYE 1 MEMUR AJAN OLARAK YERLEŞTİRİLDİ
Çin yönetimi “İstikrarı korumak” amacıyla bölgedeki camilere 350 memur tayin ettiğini açıklamıştı. Komünist Parti’ye bağlı televizyon kanalının duyurulan haberde camileri izleme kararının ardından raporlar hazırlanacağı da belirtilmişti.
Doğu Türkistan halkı gizli takibin ve faaliyetlerin yakından izlendiğini, yapılan her toplantı ve faaliyette Çinli yetkililerin de katıldığını belirtiyor.
BURKA VE ORUÇ YASAĞI
Müslüman nüfusun yoğun olduğu Doğu Türkistan Uygur Özerk Bölgesi’nde dini faaliyetler konusunda yaptığı baskıyla gündeme gelen Çin’in, bölgede kamu çalışanlarına oruç yasağının yanı sıra bölgesel bazda burka ve sakal gibi kılık kıyafette kısıtlamaları bulunuyor. ( Dünya Bülteni ) 

20 Aralık 2016 Salı

ŞEMSÜ'L MAARİF İSİMLİ KİTAPTAN HABERLER

Bundan yaklaşık 40 yıl önce koyumuzde bir hoca vardı. Geleceğe dair bilgiler veriyordu. Bunları Şemsul Maarif isimli kitaptan okuduğunu söylüyordu. Söylediği şeyleri pek ilginç ve fantastik bulurduk çünkü o zamanda söyledikleri aklımıza hayalimize sigmiyordu.

O devirde bolgemizde ne tv ne telefon ne elektrik vardı hatta su bile yoktu. Su almak için tâ devlet şantiyelerine giderdik veya kuyulardan vb. yöntemlerden temin ederdik.  Her yer kurakti insanlar zar zor geciniyordu. Böyle bir vaziyette bize cennet vaadi gibi gelecek seyler söylüyordu.

İsterseniz lafı uzatmadan onun söylediği ve gerçekleştiğini  düşündüğüm olaylardan bazılarını aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım

*Bir vakit gelecek dedi insanı hava ile konuşurken göreceksiniz

*bu bölgede beyaz çiçekli yeşil bir ot çıkacak ve insanlar onunla rızıklanacak

*Buraya kısa fistanlı insanlar gelecek

*gün gelecek Viranşehir'e gölge içinde gideceksiniz (Ceylanpınar-Viranşehir yolunun gölgeleneceğini söylüyor ki o dönemde yol çakıllı ve bakımsızdı.)

*Irakta iri yapılı esmer bir lider çıkacak onun vaktinde Irak çok parlak bir devir yaşayacak ve o kişi 40 veziri ile beraber idam edilecek.

*Gün gelecek yollardaki sulardan geçemeyeceksiniz (o bunu söylediği zamanda  içecek su bulamiyorduk haliyle onun bu sözleri bize çok komik gelmişti.)

*Yerden hazineler çıkacak insanlar o hazinelerle rızıklanacak

*Doğu tarafından bir ateş çıkacak o ates dolaşacak ve en son sizi güneyden bulacak işte bu sizin için tehlikenin başlangıcı olucak demişti.

*Bu ülke iki buhranlı dönem yaşayacak. Bu iki dönemde insanlar çok ciddi sıkıntılar ve yokluklar yaşayacak


Şimdi bu maddeleri tek tek ele aldığımda
Yaptığım tahminler

1.sinin telefon olduğudur

2.sinin ise beyaz altın olarakta bilinen pamuk olduğudur ki bölge  insanları  bu ürünle bayağı kazanç elde etti.

3.sünün ilçemize yerleştirilen afganlar olduğudur cünkü onlarda tarif ettiği gibi giyiniyorlar

4.sünün anlattığım 50 kmlik yolun baştan sona ağaçlandırılması böylelikle gölgelenlendirilmesi olabilir  gerçi o bunu söylediğinde hiçbirimizin aklına ağaçlar dikilerek bunun olabileceği gelmemişti bir çoğumuz heralde yolu baştan sona örtecek bir yapı olacağı kanısındaydı fakat böyle bir şeyin olmasının cok düşük bir ihtimal olduğunu düşünürsek bu söylediği de bize enterasan gelmisti

5.sinin de saddam hüseyin olma ihtimali var diye düşünüyorum fakat  onun 40 adamı idam edildimi edilmedimi bunda net bir bilgim yok

6.sinin bolgemizde su pompaları sayesinde tarım alanlarının ve tarım sulamasinin %100 artması ve buna mukabil yolların gerçekten de sulamadan ötürü gecilemeyecek durumda olmasidir.  nerden nereye dedirtecek bir durumdur bu bizim için çünkü dediğim gibi içecek su bile bulmakta zorlanırken bu gün bölgemizde  yüzbinlerce dönüm arazi sulaniyor

7.sinin ise su pompaları olduğunu düşünüyorum çünkü bunlar yapılmaya baslandigindan beri bölge halkına ciddi kazanç sağladı burda yaşayanların ekonomik seviyesini eskiye nazaran yüzde yüz artirdi şayet bu hazineler dediği altın  bile olsa tukenirdi fakat su her türlü madenden daha değerli bir şeydir heleki buranin bir tarım bölgesi olduğunu hesaba katarsak

8.sinde ben ateş kavramının savaşı nitelediği kanısındayım bu savaş belkide irakta saddamin devrilmesiyle başlayıp tüm orta doguyu kasıp kavuran ve en son suriyede son bulan savaştır

9.sunun ecevit ve demirel dönemleri olduğunu düşünüyorum bu benzetmeyi kurmamin 2 temel sebebi var birincisi gerçektende bu dönemlerde bir istikrarsızlık olması ve soyledigi dönem isimlerinin ecevit ve demirel kelimelerine çok benzemesi


Şimdi de isterseniz hocanın söylediği fakat henüz gerçekleşmediğini düşündüğüm bir olayi soyliyeyim

*kutful zuhur da(kutful zuhurun kitapta  suriyede rasulayn ve türkiye tarafında ceylanpınar olarak bilinen kentin ismi oldugunu söylemişti ) 3 ordu karsilasacak bunların arasinda  çok çetin bir savaş çıkacak oyleki bu savasta dokulen kan oluk oluk akacak ve avucun üçte biri kadar bir nesne o kanda yuzecek en kanlı çatışmanın da c.pınar viranşehir yolunun doğusunda olacağını söylemişti ayrıca bu savasta bir ordunun istanbula dogru kacacagini bir ordunun tamamen helak olacagini ve birinin de mutlak zaferi elde edecegini, bu savasta en çok kayıp verecek topluluğun da kürtler olacağını soylemisti. Bu savaşta dikkat çektiği bir diğer ayrıntı da  savaşa katılacak islam devletlerinden birinin kafirlerin tarafında olacağı ve kafir devletlerden birinin de ıslam devletlerinin tarafında olacagiydi

Bu savaşın başlama zamanını sorduğumuzda bize
Doğudan gelen ateş sizi güneyde karsiladiginda, afganlarin (bahsettiği kısa fistanli insanlarin) kuzeylerindeki tepeye evler inşa edilmeye başlandığında bu büyük savaşın artık yaklaştığını bilin demisti hal böyleyken sizin için en doğrusu firatin, birecik'in  batısına  gitmektir ne kadar çok batı tarafına giderseniz bu kaostan o denli uzaklaşmış olacaksınız.

Kaynak: https://gayba-dair-bilgiler.blogspot.com.tr/

17 Aralık 2016 Cumartesi

HESAPLAŞMA


Kazım Kürşat Yücel

Batıyla er veyâ geç nihâî olarak hesablaşacağız. Anlaşarak bir yere varamayacağımız anlaşılmış bulunuyor. Önce cedîd, sonra atîk, ba’dehû köhne defterleri açacağız. Yüz yıllık, üç yüz yıllık, bin yıllık dökümle karşılarına çıkacağız. Türk ve islâm dünyasına ödetdikleri bedeli bu sefîllerden birer birer tahsîl edeceğiz. Acele etmeden, adım adım. Osmanlı İstanbul’u kuruluşundan yüz elli sene sonra fethetdi. İlk teşebbüsler şu veyâ bu sebebden akîm kaldı. Yanı başındaki Belgrad koca İstanbul fâtihine onca üstün özelliğine rağmen nasîb olmadı. Dokuz çeyrek asır sabretdik. Yüzlerce yıl sürecek hâkimiyyet devrimizi bu büyük çilenin meyvesi olarak görmek lâzım. Öyle bir meyve ki tadı hâlâ damaklarda…
 
Güzel işaretler var. Şer güçler dünyanın her yerinde birbirine düşmüş durumda. Aslında birbirine düşseler de cümleten ittifak yapsalar da netîce değişmeyecek. Hepsi ölüm çukurunun içinde kaybolacak. Afrika’da Fransız İngiliz rekâbeti had safhada. Daha doğrusu bu coğrafya Amerika ve İngiltere arasında paylaşılmış durumda. Başka bir ifâde ile Fransa tasfiye edilmek isteniyor. Tabîî ki o da elindeki imkânlarla buna karşı koyuyor. Ma’lûm kara kıt’ada çok sayıda üssü ve binlerce askeri var. Menfaatleri tehlikeye girdiğinde doğrudan müdâhale ediyor…
 
Le Monde’un geçen haftaki ifşââtı söz konusu sıkıntının Fransa açısından dayanılmaz boyutlara vardığını gösteriyor. Gazete Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden'in kaçırdığı belgeleri yayınlayarak Amerika ve İngiltere’nin bütün dünyadaki dinleme ve izleme çalışmalarını açık etmişdi. Bu belgelerde, NSA ve İngiliz hükümetine bağlı  İletişim ve Dijital İstihbarat Kurumunun (GCHQ) bazı faâliyyetlerini ortaklaşa veyâ benzer metodlar uygulayarak gerçekleşdirdiği ileri sürülüyordu. Buna göre 2009-2010'da yaklaşık 20 Afrika ülkesinde üst düzey yetkilileri dinlemişlerdi. Paris'deki Beynelmilel ve Stratejik İlişkiler Enstitüsünden (IRIS) öğretim görevlisi ve Kamerunlu Araştırmacı Samuel Nguembock, özür dilense bile taraflar arasında yıkılan güvenin yeniden sağlanmasının kolay olmayacağını belirtiyor. "ABD ve İngiltere'ye güvenini yitiren Afrika ülkeleri Çin ve Rusya gibi diğer önemli güçlere yönelebilir” diyor. Hattâ İsrail’den bahsediyor. Yasa dışı dinlemelerin yapıldığı Afrika ülkeleri arasında çok sayıda Frankofon (Fransızca konuşan) ülkenin bulunduğu ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin de bunlardan biri olduğu, İngiliz istihbaratçıların bu ülke Devlet Başkanı Joseph Kabila ve danışmanlarının ses kayıtlarını dakika dakika dinlediği iddiâları târihî düşmanlığın belki daha da derinleşerek devâm etdiğini ortaya koyuyor.
 
Osmanlı fâidesiz ilimden Allahü te’âlâya sığınmışdı. Hâl böyleyken Pîrî Reis’in harîtasını nasıl îzâh edeceğiz? Merâkını yenmek için mi bunca zahmete katlandı. Onu bir hırsız mevkiine düşüren ahmakları ciddîye almaya değmez. Yok hayır. Bu büyük emek boş bir merâkın mahsûlü olamaz. Anlaşılan ecdâd yeni kıt’aları deftere yazmış fakat harekete geçme imkânı bulamamışdı. Düşmanla işbirliği yapmakdan başka bir ma’rifeti olmayan İran o mübârek pâdişâhları oyalamasaydı belki de okyanus ötesindeki kızılelmalara yürüyecekdik! Dîn-i mübîn-i islâmın yeryüzüne yayılmasına ma’nî olan râfızîler ne kadar da nasîbsiz. Zâten bugün de aynı şeyi yapmıyorlar mı? Akıp giden zaman bu alçakları zerrece akıllandırmamış!
 
Olacak olan vakti sâati geldiğinde olur. Üstelik bu bir göz açıp kapamaya gerçekleşir. Gurûrla yatanlar zilletle uyanır. İ’tikâdımızı düzeltir, amelimize çeki düzen verirsek ve bunları ihlâsla süslersek mesâfeler ortadan kalkacakdır. Elli yıllık yol elli günde alınacakdır. O vakit nice kızılelmanın bizi beklediğini unutmayalım!
15.12.2016

15 Aralık 2016 Perşembe

HÜSEYNİ KIYAMDAN YEZİDİ KIYIMA İRAN


Bekir TANK / Timetürk

Bazı şahsiyetler isimlerinin ötesine geçerek sembolleşirler. İyilikte olduğu gibi, kötülükte de sembolleşen isimler az değildir. Her biri de kendi haleflerine örnek olur.
Kabil ile Habil, Musa ile Firavun, Nemrut ile İbrahim, Muhammed ile Ebu Cehil ve Hüseyin ile Yezid aynı zamanda birer semboldür. Kimisi iyinin ve iyiliğin ve kimisi de kötünün ve kötülüğün zirve halidir.
Şiirlerde, kitaplarda, hikâyelerde, filmlerde ve meydanlarda bu isimler olur ve söylem ve eylemler onların örnekliğinde gerçekleştirilir.
Muhabbet ile nefretin ve dostluk ile düşmanlığın şekillenmesinde de bu sembollerin doğrudan bir etkisi ve yol göstericiliği var.
Bizden büyük olanlar ile bizim yaştakiler İran İslam Devrimi'nin nasıl gerçekleştirildiğini ve hangi sembol şahsiyetlerin örnek alındığını bilirler.
İran halkı İmam Humeyni önderliğinde İslam Devrimi'ni gerçekleştirdiğinde lise öğrencisi idik. Çoğumuz Kur'an'ın unutulan ve unutturulan istikbar, müstekbir, müstazaf ve kıyam gibi birçok kavramı bu devrim sayesinde öğrendik. Hakeza Hz. Hüseyin'in kutsal kıyamı ile Yezid'in melun kıyımı da yeniden gündemimize giren karşıt duruşlardı.
O zamanlar İran İslam Cumhuriyeti kendisini dünya müstazaflarının sesi, savunucusu ve koruyucusu olarak tanımlıyordu. Dillendirdiği evrensel mesajlardan dolayı genelde dünya ezilenlerinin ve özelde de dünya Müslümanlarının umudu oluyordu.
İran elbette Şia idi. Fakat söylem ve eylemlerinde mezhebi değil, genelde İslam'ın evrensel dilini kullanıyordu. Yeryüzünü fesada boğanların gazaba gelerek Irak'ı İran'a saldırtmaları, ekonomik ambargolar uygulamaları ve diğer yaptırımlar da bundan dolayı idi.
Emperyalistlerin İran'a yönelik bu topyekûn saldırılarını görenler doğal olarak İran'ın kimi yanlış politikalarını ve kimi zulümlere sessiz kalmasını veya zalimlerin yanında yer almasını güç yetiremeyişine yorardık.
Örneğin, Hafız Esed'in Şubat 1982'de Hama'da gerçekleştirdiği katliama karşı sessiz kalmasını, daha doğru bir ifade ile bu katliamı tasvip etmesini güç yetiremeyişine bağlıyorduk. Çünkü dünya istikbarına karşı direniyorlardı ve buna Hüseyni kıyam diyorlardı.
Öte yandan bir de Lübnan'daki Hizbullah'ın işgalci İsrail'e karşı verdiği mücadele. Özellikle 2006 Lübnan Savaşı esnasında mağrur İsrail'i mağlup etmesi. Başta İslam Ümmeti olmak üzere bütün dünya mazlumlarının ve ezilenlerinin takdir ve dualarını kazanmıştı.
Ve Halep… Yani tuğla üstünde tuğla kalmamışçasına yakılıp yıkılan, yüz binlercesi tehcir edilen ve on binlercesi şehit edilen Halep! Kızlarına kadınlarına tecavüz edilen Halep! Enkazların altında ve yıkıntıların içinde ölümle burun buruna son nefeslerini verenlerin “bize yardım edecek kimse yok mu?” diye çığlık atarken, bu çığlıklarına kurşunlarla ve tecavüzlerle cevap verildiği Halep!
Bu vahşetleri sadece katil baba Hafız Esed'in katil oğlu Beşar Esed ve Rusya işlemiyor. Onlardan daha çok dün İran İslam Devrimi'ni gerçekleştirenlerin ve Lübnan'da İsrail'e geçit vermeyenlerin çocukları gerçekleştiriyor.
Başlarına sardıkları bantlara ve ellerinde taşıdıkları bayraklara bakanlar onları emperyalistlere, onların uşakları olan Saddam'lara ve kurulduğu günden beri Müslümanlara kan kusturan İsrail'e karşı savaştıklarını sanır. Oysa evlerini başlarına yıktıkları, göçürttükleri, öldürdükleri ve dahi tecavüz ettikleri insanlar zalim Esed'e teslim olmayan Halep'in mazlum ve müstazaf halkıdır.
Hz. Ali şöyle der: “Kimin söylediğine değil, ne söylediğine bakınız.” Yani bir sözü kimin söylediği veya bir fiili kimin işlediği önemli değil. Önemli olan, söylenen söz ve yapılan iştir. Kişiyi iyi veya kötü yapan onun adı, sanı, konumu ve gücü değil, söz ve eylemlerinin iyi veya kötü olmasıdır.
Hüseyin'i Hüseyin yapan onun Ali'nin oğlu olması değil, duruşudur. Hakeza Yezid'i Yezid yapan da onun Muaviye'nin oğlu olmasından çok, Hüseyin'e ve yoldaşlarına yaptıklarıdır.
Halep'teki vahşetlerin altında Esed, Rusya ve diğer güçlerden çok İran İslam Cumhuriyeti'nin, Lübnan Hizbullah'ının ve dahi Haşdi Şabi'nin imzalarının olması Hüseyni kıyamdan Yezidi kıyıma dönüşün utanç verici bir örneğidir.
İşte bizler de içimiz kan ağlayarak soruyoruz: Halep'te Hüseyin ve Zeynep kimdir ve Yezid kimdir?
Halep'te Habil kim ve Kabil kim? Halep'te Musa kim ve Firavun kim? Halep'te Muhammed kim ve Ebucehil kim? Masum kardeşinin kanını döken biri Habil olabilir mi? İnsanı kendisine kul eden biri Musa olabilir mi?
Çocuk, genç, yaşlı, kadın, suçlu ve suçsuz olup olmadığına bakmaksızın öldüren, tecavüz eden ve göç ettiren biri Hüseyin olabilir mi?
Duamız, dileğimiz, temennimiz ve çabalarımız İran'ın ve Hizbullah'ın kendi yaptıklarını gözden geçirmeleri ve bu yaptıklarıyla Hüseyin mi, yoksa Yezid mi olduklarını sorgulamalarıdır.
Adı Haşdi Şabi olsun, DAEŞ, FETÖ veya başka bir şey olsun, ister fiillerini Şiilik veya Sünnilik adına yaptığını söylesin veya ister Yahudilik, Hristiyanlık veya Müslümanlık adına yapsın, her kim zulmediyorsa, zalimdir. Ve her kim zulme rıza gösteriyorsa, o da zalimdir.
Kendilerine “Hüseyin” ve yaptıklarına “Hüseyni kıyam” diyenlerin birer Yezid kesilmeleri ve tıpkı Yezid'in Kerbela'da yaptığı gibi Halep'te kıyım yapmaları ne kadar zelilce ve utanç verici!  
Tarihimize baktığımızda, bu ve benzer vahşetlerin maalesef yeni olmadığını görürüz. Bu vahşetlerin tekrarlanmaması ve yapılmakta olan zulümlerin bir an önce bitmesi bizim inancımızı ne kadar yaşadığımızla orantılıdır.
İslam ümmeti olarak içine düştüğümüz zilletin nedenlerini sorgulamalı ve yeniden iman etmeliyiz. “Ey müminler, iman ediniz!” emri ilahisi de buna işaret etmiyor mu?
Kendi mezhebini, meşrebini veya partisini dinine önceleyenlerinin az olmadığı ümmetin Allah'ın bahşettiği izzete yeniden sahip olması da ancak yeniden iman etmesiyle mümkündür!
Böylece neyin hak ve neyin batıl, kimin Hüseyin ve kimin Yezid olduğunu da bilmekte ve tanımakta zorlanmayız!

http://www.timeturk.com/huseyni-kiyamdan-yezidi-kiyima-iran/yazar-406289

11 Aralık 2016 Pazar

TERÖRE BOYUN EĞMEYECEĞİZ.

terörü lanetliyoruz ile ilgili görsel sonucu

BİZ TÜRKİYE'YİZ... 
TERÖRE BOYUN EĞMEYECEĞİZ... 
ASLA TESLİM OLMAYACAĞIZ...
ÖLÜRSEM ŞEHİD, KALIRSAM GAZİYİM DÜŞÜNCESİNE SAHİP OLAN BU MİLLET KORKMAZ...
BİR ÖLÜRÜZ BİN DİRİLİRİZ...
YERLİ VE MİLLİ POLİTİKALAR DEVAM EDECEK...
MİLLİ DAVALARDA BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE OLACAĞIZ. 
BU DEVLET VE MİLLET GELECEĞE YÜRÜYECEK...
HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİN OLACAK...
TÜRKİYE NE MANDA, NE DE GİZLİ SÖMÜRGE OLMAYACAK.
ELİNİ ÇABUK TUT TÜRKİYE...

1 Aralık 2016 Perşembe

VELİ ZATLARDAN GAYBİYYAT

Bediüzzaman sohbetlerinden birisinde kendisini Urfa’ya davet ettiklerinde “ Şimdi gelsem, Türkiye  ile Suriye’yi birleştirmek zorunda kalacağım. Bu da şimdilik olmaz” demesinden iki ülkenin birleşeceğini, birleşmek zorunda kalacağını anlıyoruz. Gidişat bu durumun gerçekleşme yolunda olduğunu gösteriyor.

Birkaç veli zatın beyanında Türkiye ile İsrail’in sınır komşusu olacağı ifade edilmiş. Abdullah Gürbüz Baba’nın beyanında İsrail’in Suriye’ye saldırıp Şam’ı alacağı ve Hatay’a dayanacağı, oradan Türkiye’yi vuracağı belirtilmiştir.

Bediüzzaman Kahraman ordunun elindeki kılıncı ayağına vurdurmayacağını, düşmanına vuracağını, Kur’ana hizmetkar olacağı, ağlayan islam alemini güldüreceğini eserine bir dipnot olarak yazmıştır.  Ayağından kelimesine birçok mana verilebilir. Düşmanın kim ya da kimler olduğunu Suriye ve Irak’taki savaşlar nedeniyle anlamaktayız. Bediüzzaman’ın ifadesinden ordumuzun düşmanların hile ve entrikalarından kurtulacağı ve gerçek düşmana vuracağını anlıyoruz.

Bediüzzaman Tarihçesinde “Bir gün bu tayyereler islamiyete büyük bir hizmet edecekler” demiştir. Yukarıdaki beyanlarla uyum içindedir.

Beykozlu Osman Akfırat Efendi 3.Dünya savaşına girildiğinde başımızda Müslüman idarecilerin olacağını bildirmiştir.  Ancak 3 aylık bir fetret yada tertip döneminden bahsedilmektedir.

200 gün sürecek olan 3. Dünya savaşının başında Türkiye’nin saldırıya uğrayacağı birçok zat tarafından haber verilmiştir. Bu durum TC nin TR ye dönüşeceği zor dönemi haber vermektedir. Bir kardeşimizin rüyasında 20 Aralık Kurtuluş günüdür denmiştir. Bir kardeşimiz de bunu yeni devletin kurulma günü olarak ifade etmektedir.

Savaşın şiddetli bir zamanında Talut’un çadırı düşman tarafından çevrilecektir. Kendisi düşmanın eline geçmek istemeyecektir.

3 aylık tertip döneminde Cumhurbaşkanı ve Başbakan olacakların nitelikleri de haber verilmiştir. Bu dönemde Müslümanlar çok zor günler geçirecektir. Sonrabüyük bir infial meydana gelerek Türkler Hz. Ali’nin ifadesiyle taşıp kaynayacaktır. Rical-i gaybin tensibiyle çok büyük bir lider zuhur edecektir. Türkiye’yi yok etmek isteyen ne kadar düşman ve –izm varsa hepsi Amik Ovasında yok edilecektir.

Ruslar Avrupa’yı ezip geçecektir. Sonra Türkiye’nin bir kısmını da işgal etmiş olan Ruslar doğuda teslim alınacaktır. Aradan 9 ay geçtikten sonra Amerikalılar ya da Romalılar perişan edilecektir. Kafkasya’da Ermeni sayısı çok azalacaktır.

Bu olaylar meydana gelecek olan olayların sadece bir kısmıdır. İslamı yok etmek isteyenlerin kendisi yok olacaktır. İslam birliği ve İslam idaresi kurulacaktır.


Olayların nasıl cereyan edeceğini sadece Allah bilir. Bizler sadece veli zatların beyanlarını naklediyoruz. Haddimiz kıyamet hesabı yapmak değildir.