.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

26 Kasım 2016 Cumartesi

AVRUPA TÜRKİYE'Yİ ATACAK MI?


Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile üyelik müzakerelerini geçici bir süre dondurmayı tavsiye eden tasarıyı kabul etti. (Gazete haberi)

Beykozlu Osman  Akfırat Efendi’den naklen…

AP ile ilgili görsel sonucu“-Önce 3. dünya savaşı çıkacak; ve Avrupa'da tas üstüne tas kalmayacak!...
-Dedem Türkiye'de perişan olmaz mı o zaman?...
-Türkiye pek o savaşa girmiş sayılmaz... Çünkü o savaştan önce Avrupa Türkiye'yi dışlayacak ve atacak!... 
-Ama biz NATO'dayız?...
-NATO'dan da çekilir o zaman Türkiye herhalde!... Çok üzülecekler Avrupa bizi dışladı diye o zaman bazıları; ama bunun ne büyük rahmet olduğunu geride kalanlar anlayacak... 

O zaman Ruslar 6 ay süreyle İstanbul'u işgal edecekler!...
-Dedem biz bir şey yapamayacak miyiz?... Ruslar nasıl işgal eder Istanbul'u?..
-Muhyiddin-i Arabi'nin kitabında gördüm ben, Rusların 6 ay Istanbul'da kalacaklarını ve bu sürenin sonunda Istanbul'u terk edeceklerini... 
-Dedem Avrupa bizi niye dışlasın ki?...
-Müslüman olduğumuz için!... Elhamdulillah müslüman insanlar başımızda olacaklar!...
-Dedem Avrupa'nın bizi dışlaması 3. Dünya savaşının habercisi mi yani?...
-Evet ama ondan önce de bazı olaylar var...
-Ne onlar?...
-Türkiye'de idare öyle bozulacak ki, yeniden bir (ben kendi ta'birimi kullaniyorum burada) yapılanma olacak, zorlu bir ameliyattan sonra!...
Bu arada Yunanistan'la da bir savaş olacak... O savaşta Yunanistan haksız olup, çok şeylerini kaybedecek!...
-Peki dedem, dedim, ben... Amerika ne olacak?... Biz oradan da mı kopacağız?...

-Hayır, Avrupa bizi attığı zaman, o bize destek verecek!... Ruslar, Avrupa'da taş üstüne taş bırakmayacaklar!...
Suriye bize düşmanlık ederken, Yahudiler dostluk gösterecekler!. Suriye Hatay'i isterken Yahudiler Şam'a kadar gelecekler...Bu Mehdi çıkana kadar devam edecek!...
-Peki dedem, o harpler sonrasında insanlık ne halde olur?...

-Perişan... Ellerinde, dinlerinden başka bir şey kalmayacak!...
Mehdi'nin çıkışından sonradır ki Deccal çıkacak... Sonra Isa Aleyhisselam'ın nüzülü var... Ondan sonra da Çinli'lerin Türkiye'ye kadar ve Orta Doğuyu istilası... Yecüc Mecüc diye bahsedilen kavimler Çinli'ler ile Ruslar'dır!...
-Dedem, dedim... Bunlar ne zaman olur?... 

-Hepsinin başı Avrupa'nın Türkiye'yi aralarından atmasıdır!... Ondan sonra dökülen tesbih taneleri gibi olaylar birbirini takip eder!...”

Osman Akfırat Efendi’nin görüşüne göre bizler Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye aleyhindeki bu kararını nasıl değerlendirmeliyiz?

Osman Akfırat Efendi  “Avrupa Türkiye’yi dışlayacak ve atacak” diyor. Acaba bu husus gerçekleşmiş sayılır mı? AP’nin kararının şimdilik bu dozda olmadığını düşünebiliriz. Ama gidişatın daha sertleşeceğini anlıyoruz. Eninde sonunda Avrupa ile ipler kopacak.

Zaten 15 Temmuz darbe girişimi açıkça bir NATO darbesidir. Bu sebeple yine gaybi haberin ikinci kısmını teşkil eden Türkiye NATO’dan da çıkacak ibaresinin de zuhur edeceğini öngörebiliriz. Yani bu iki gaybi haberin artık maddi sebepleri oluşmuş ve görünür hale gelmiştir.

Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Allah perdeler arkasında gaybın bazı uçlarını veli zatların kalplerine gösterir. Burada tabir lazımdır. Gaybi haberin hakiki sureti ancak gerçekleşince anlaşılır.

Allah devlet ve milletimize zeval vermesin. 

15 Kasım 2016 Salı

"OLAĞANÜSTÜLÜKLER ÇAĞI" BAŞLADI. BU TEHDİT ABD VE AB'Yİ VURACAK..

İbrahim KARAGÜLLE
Yeni Şafak / 15.11.2016

Bir “olağanüstülükler çağı”na girdik. “Sıradışılık”ların öne geçeceği, ülkelerin ve küresel ölçekte gelişmelerin belirleyicisi olacağı bir döneme girdik.

21. yüzyıla, ikinci çeyreğine, bu dönemde yaşadıklarımıza, dünyanın içinde bulunduğu bunalım ve çözülme işaretlerine ne isim verilirse verilsin, bu dönemin, yakın geleceğin tek özelliği olacak; o da olağanüstülüktür. Bunun sonuçları, uzantıları, yansımaları sıradışılık şeklinde gelişecektir. Ülkeler, liderler, kitleler, politikalar, güçlerarası ilişkiler, küresel sisteme dair hemen bütün gelişmeler bu olağanüstülükler çerçevesinde gelişecektir.

Şok edici müdahaleler..

Bundan sonra kimse, çokuluslu ortaklıklardan, küresel üst yapılardan, çok katılımlı ittifak ilişkilerinden, bugüne kadarki ezberlerinden, siyasi teamüllerden, uluslararası sözleşmelerden, geleneksel güç ilişkilerinden beklenti içine girmesin. Merkez güçlerde, çevre ülkelerde radikal atılımlar, güç haritasını yerle bir edecek çıkışlar, şaşırtıcı hareketler göreceğiz.

Soğuk Savaş dönemini, ondan sonraki yirmi beş yılı adeta zihinlerimizden silecek, güç ve kaynak eksenli şok edici müdahaleler göreceğiz. Dünya genelinde güçler arası örtülü mücadelenin, hesaplaşmanın açık çatışmaya, hesaplaşmaya dönüştüğüne tanık olacağız.

Her ülke savunma kalkanını indirecek

Devletlerin merkez iktidar alanının alabildiğine güçleneceğini, çevre unsurların hızla zayıflayacağını, ülkelerin korumacı ve savunmacı bir çizgiye çekileceğini göreceğiz. Bu tehdit algılamalarına bağlı olarak demokratik değerlerin zayıflayacağını, özgürlük alanlarının maalesef daralacağını göreceğiz.

Başta merkez ülkeler olmak üzere, küresel iktidar alanını şekillendiren güçler; ABD, Avrupa'nın merkez ülkeleri, Asya'nın öne çıkan güçleri güvenliği öne çıkarıp ülkelerin savunma kalkanlarına yatırım yapacak, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana öne çıkan siyasi söylemleri anlamsızlaştırıp, eski hesaplarını öne çıkaracak. Birçok ülke içe kapanıp varolma arayışına odaklanacak.

Sert rüzgarlar bu sefer merkez ülkeleri vuracak

Çok sert bir rüzgar yaklaşıyor. Konforumuz bozulsa da, zihinlerimiz karışsa da, endişelerimiz artsa da, huzurumuz kaçsa da bu eğilimi görmek, dikkate almak, hazırlıklı olmak zorundayız. Bu sefer yaklaşan tehditler sanıldığı gibi çevre ülkeleri değil, doğrudan merkez güçleri hedef alıyor. Küresel ekonomiyi, kaynakları, güç ilişkilerini yönetenleri hedef alıyor. İçe kapanmanın, merkezileşmenin en radikal şekli belki de bu ülkelerde görülecek.

On yıldır ABD'nin, İngiltere'nin, Almanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinin olağanüstü hal yasalarını, sıkıyönetim yasalarını değiştirmelerinin, kriz dönemlerinde yaşanacak muhtemel sosyal patlamalar için hazırlık yapmalarının, bankaların kontrol altına alınmasına ve askerin iç güvenlikte kullanılmasına dair düzenlemelerinin sebebi bugünlerde anlaşılıyor.

Önceleri sadece ekonomik krize hazırlık çerçevesinde değerlendirdiğimiz bu düzenlemelerin daha kapsamlı, daha büyük krizlerle alakası olduğu şimdilerde daha bir belirgin hale geliyor.

ABD bunalımların kaynağı haline geldi

Düşünün, 21. yüzyılın başında ABD tek süper güçtü ve bütün dünya tereddütsüz arkasına sıralanmıştı. Yeni dünya düzeni ABD liderliğinde kurulacaktı. Oysa bugün ABD'nin böyle bir kredisinden kimse söz bile etmiyor. Dünyaya verecek kredisi, güvenilirliği kalmadı. Hiçbir ülke, müttefikleri bile, ABD'nin kendisine gelecek güvencesi vermediğini, bencilce kendi geleceğine yatırım yaptığını, savunageldiği her şeyi bir kenara itip dünyanın büyük bölümünde bunalımların kaynağı haline geldiğini gördü.

Avrupa Birliği değerler pazarlayan bir imparatorluk olarak biçimlendirildi. Dünyaya pazarladığı tek şey demokrasi ve özgürlüklerdi. Ekonomik bir güçtü ama siyasi bir gücü hiç olmadı. Kendini savunacak ortak orduyu bile kuramadı, ABD himayesine sığındı.

Baltıklardan Suriye sınırına uzanan bu yeni Roma İmparatorluğu, İkinci Dünya Savaşı'nda sonra inşa ettiği yer şeyi, bütün değerleri birkaç yılda silip attı. Artık AB ülkelerinden bu değerlere dair tek söz bile duyamazsınız.

Ayarları bozuldu, hiçbir ülkeye saygı duymadılar

Sınırlı bir ekonomik kriz hem ABD'nin hem de AB'nin ayarlarını bozdu. Krizin üstesinden gelemediler, gelmediler. Çünkü ekonomik krizin çözümü ekonomik iktidarın paylaşımını zorunlu kılıyordu. Krizin sebebi de bu paylaşımın yapılmamış olmasıydı.

İki güç de ekonomik iktidar alanının paylaşılmasının Atlantik İttifakı'nın tek merkezli küresel iktidarın parçalayacağını çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden paylaşma yerine çatışma ve tehditleri tercih ettiler. Bu da dünya genelinde güvensizliklere, küresel güç ilişkilerinde derin kırılmalara yol açtı.

Bugün uluslararası sistemi rehin alan sert iklimin tek sebebi budur. Bu ülkeler Latin Amerika'ya saygı duymadılar, Rusya'ya saygı duymadılar, Çin'e saygı duymadılar. Türkiye, Hindistan gibi ülkelere saygı duymadılar. Onlarla hiçbir şeyli paylaşmadılar. 19. ve 20. yüzyılda olduğu gibi yine onlara tepeden baktılar, onları kontrol altında tutmaya çalıştılar. Oysa dünya değişmiş, yeni güçler sahneye çıkmıştı.

Şimdi dünya intikam alıyor

ABD ve AB'ye rağmen bu güçler teknolojide, sermayede, savunmada, insan kaynağında inanılmaz bir yükseliş içindeydi. Atlantik ittifakı bu yükselişi kontrol altına alabileceğini, yönetebileceğini, yönlendirebileceğini, tehdit olmaktan, rakip olmaktan çıkarabileceğini sandı. Belki de son yüz yıldır yaşadıkları en büyük yanılgı buydu.

Dünya yükselirken onlar duraklama dönemine girmişti. Dünyanın ortak aklını alt edemeyeceklerini, eski dünyanın intikam alacağını okuyamamışlardı. Duraklama bir süre sonra gerilemeye dönüşecek, Atlantik kendi içinde bölünmeler yaşayacaktı. Nitekim bugün AB kendi içinde parçalanmaktadır. Avrupa ortak kimliği çok ağır yara almıştır, birlik sadece bir Alman imparatorluk projesine indirgenmiştir.

Türkiye'nin yükselişi Avrupa'yı korkuttu..

Birçokları, Türkiye'nin yaşadığı sıkıntıların sadece Türkiye'ye özgü olduğunu sanıyor. Yüz yıl sonra küllerinden dirilen, yeşeren, kendi ayakları üstüne durabilen, küresel iktidar alanında varolmak için büyük bir mücadele başlatan, siyasi liderliği ile, devlet aklı ile, kadrolarıyla, kitlesel desteği ile şaşırtıcı bir ivme yakalayan Türkiye'yi yeniden cephe ülkesi yapıp bir köşeye sıkıştırma düşüncesi artık başarılı olamayacaktı.

ABD de, AB de Türkiye'yi böyle algıladı, yeniden yükselişini hiçbir zaman hazmedemedi, bir kez daha rehin almak için Gezi'yi, 17-25 Aralık'ı ve son olarak 15 Temmuz saldırısını planlayıp uyguladı. 15 Temmuz Türkiye'ye yok etme düşüncesiydi ve tarihimizdeki en ağır saldırılardan biriydi. Aynı ABD ve AB, müttefikleri olan Türkiye'nin yükselişinden öylesine ürkmüşlerdi ki, terör örgütlerini kayıtsız şartsız destekledi ve Türkiye'ye saldırttı.

Terör örgütlerini yardıma çağırdılar

Bu durum ABD ve AB'nin, AB içinde Almanya'nın ekseninin nasıl kaydığına, gözlerinin nasıl döndüğüne, merkez güç olma reflekslerini nasıl kaybettiğine, PKK ve FETÖ gibi terör örgütlerine bu kadar açıklıkla sahip çıkarak terörden nasıl da medet umduklarına açık bir delildir. Bu durum aslında uluslararası sistemin çöktüğünün, bu sistemi ayakta tutanların çöktüğünün işaretiydi.

Terörle mücadeleyi küresel siyasi söyleme dönüştüren güçlerin aslında küresel terörün mimarları olduğunun açığa düşmesiydi. Böyle bir durumda Türkiye için AB'nin hiç bir değeri kalmamıştı. Türkiye-ABD derin ilişkileri de sorgulanmaya muhtaç hale gelmişti.

Bu gerçekler sanıldığı gibi Türkiye'ye zarar vermedi, onu güçlendirdi. Yeni “olağanüstülükler çağı”na hazırlıklı girmesini sağladı. Dünya bu sert iklime girerken Türkiye birçok cephedehazırlıklarını tamamlamış, bir çok alanda mücadelesini vermişti. Belki de en tecrübeli ülke, en az şok yaşayacak ülke haline geldi.

Almanya teröre açık destek verdi

ABD'nin FETÖ artıklarını korumaya aldığı, AB'nin bütün terör örgütü taraftarlarına ev sahipliği yaptığı, bu yönde çağrılarda bulunduğu bir dönemde iki güçle ilişkiler de daha rasyonel bir zemine oturmak zorundadır.

Almanya'da çıkarılan PKK gazetesi, teröre şehit verdiğimiz Derik Kaymakamı Muhammet Fatih Safitürk için “Makamı başına çöktü” diye başlık atabiliyor ve bu yayına Almanya izin veriyorsa, bu açık bir düşmanlıktır. Bu ayrıca, Almanya'nın açıktan terör ülkesi ilan edilmesi için, terör saldırılarından suçlanması için bir gerekçedir.

Böyle bir durumda biz, Türkiye içindeki terör saldırılarında Alman istihbaratının parmağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. PKK unsurlarını ülkesine çağıran Almanya'nın Türkiye'ye saldırdığınırahatlıkla söyleyebiliriz.

“Olağanüstülükler çağı” ABD ve AB'yi sarsacak

Yeniden “olağanüstülükler çağı”na dönelim.

ABD'de Donald Trump'ın seçilmesi bunun göstergesidir. Şaşırtıcı, sıradışı uygulamalara hazır olun. Avrupa'da aşırı sağın yükselmesine, seçim sonuçlarında öne çıkmasına, ırkçı dalgaların Avrupa'yı ele geçirmesine hazır olun. “İslam kendi içinde savaşacak” diyenler, Avrupa'nın kendi içinde çatışmasına hazır olsun.

Yaşadığımız coğrafyada ülke haritalarını yeniden çizip şehir devletleri kurmaya çalışanlar da, Atlantik'in iki yakasının dünyanın en korkutucu kriz bölgeleri olmasına hazır olsun.

Olağanüstülükler çağı bizim coğrafyada değil Atlantik'in iki yakasında başladı. Rusya, Çin hatta Türkiye'nin, ABD ile ilişkileri “onarma” umutlarını ifade eden açıklamalarına dikkat edelim. Bu “onarma”dan söz ediliyor. Sadece bu bile, Barack Obama döneminde ABD'nin bir çok ülke ile ilişkilerinde nasıl bir deprem yaşadığının göstergesidir.

Bir şeyler ters gitti, ABD'nin kendi müttefikleri üzerinde bile kredisi aşındı. Türkiye açısından bakıldığında Washington'ın terör örgütlerini NATO müttefiklerine tercih etmesi, derin bir çatlağa neden oldu. Özellikle PKK/PYD'yi Türkiye'ye karşı müttefik ilan eden açıklamalar, tarihi nitelikteydi ve çok büyük bir sapmaydı. Ancak ben, ilişkilerin düzelmesinden çok ayrışmanın daha da büyüyeceğini, bunu Trump'ın engelleyemeyeceğini düşünüyorum.

Çok devletli kıyamet..

Önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da düşük yoğunluklu çatışmalar devam ederken, Atlantik çevresinde çok cepheli, çok devletli kıyametin kopmasına da hazır olun. ABD-Avrupa ayrışması, AB içinde ayrışma, Avrupa-Rusya gerilimleri öne çıkabilir. Doğu Avrupa-Baltık bölgesi ile Pasifik bölgesi büyük bunalımlara sahne olabilir.

Biz krizlere hazırız. Ne olabileceğini öngörüyoruz, devlet-toplum olarak kenetlenmeye çalışıyoruz. Türkiye'nin yönü 15 Temmuz gecesi belirlenmiş, yolu çizilmiştir. Bu yönde hazırlık yapılmıştır, içerideki istihbarat aparatları temizlenmektedir. Bu yoldan dönüş olmayacaktır.

Moral bozucu olduğunun farkındayım. Ama İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uluslararası sistemin bu kadar dağıldığına, tehlikenin bu kadar büyüdüğüne hiç tanık olmadık.

10 Kasım 2016 Perşembe

DÜNYA TERS KÖŞE: TRUMP ABD BAŞKANI SEÇİLDİ.


Gecenin sürprizi

Yanlı anketlerin, dev şirketlerin, medyanın ve Hollywood'un baskısına rağmen ABD seçim sandığından Donald Trump çıktı. 228'e karşı 279 delegeye ulaşan Cumhuriyetçi Trump, Demokrat rakibi Clinton'ı açık ara mağlup etti. Balkon konuşmasında Trump, "Tüm uluslarla iyi geçineceğiz" dedi.

Görsel sonucuDünyanın önde gelen medya kuruluşları, Hollywood yıldızları, anket şirketleri, Obama, FETÖ, Küba, AB ülkeleri, silikon vadisi, finans lobisi Clinton'ın başkan olması için çalışırken, Trump'ın özellikle orta ve alt sınıfın desteğiyle ABD başkanı olarak seçilmesi dünyada şok etkisi yarattı. 


ABD'de yapılan başkanlık seçimine saatler kala açıklanan anketlerin ortalaması, yarışı Hillary Clinton'ın kazanacağını gösteriyordu. Ancak anket şirketlerinin yaptığı algı operasyonları tutmadı. Amerikan seçmeni kendi isteği doğrultusunda Trump'ı ABD'nin 45. başkanı olarak Beyaz Saray'a yolladı.

45. Başkan Donald Trump kim?

Cumhuriyetçi Trump, ABD''de 60 yıl aradan sonra siyasi kariyeri olmadan koltuğa oturan ilk başkan oldu. 70 yaşında başkanlık koltuğuna oturacak Trump, ABD tarihinin en yaşlı başkanı unvanını alacak.

Trump'ın başdanışmanı: Gülen maskeli terörist

ABD Başkanı seçilen Trump'ın güvenlik ve istihbarat başdanışmanı emekli korgeneral Flynn, kaleme aldığı siyasi analizde Türkiye ve FETÖ lideri Gülen ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Dünyanın bir kir krizden geçtiğini ve Türkiye'nin gerçek bir dost olduğunu kaydeden Flynn, Washington yönetiminin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'e sığınak olmaması gerektiğini vurguladı.

Trump karşıtları sokağa döküldü

ABD'nin bazı kentlerinde yürüyüş yapan gruplar, devlet başkanlığına seçilen Donald Trump'ı protesto etti. Başta New York ve California olmak üzere birçok eyalette, ABD başkanlığına seçilen Trump aleyhine gösteriler yapıldı.

Yeni bir dönem başlıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimleri Donald Trump’ın kazanmasıyla ABD’de yeni bir dönem başladığını söyledi. Erdoğan, “Temenni ederim ki, Amerika halkının tercihi dünyaya hak ve özgürlükler ile bölgemizdeki gelişmeler noktasında hayırlı adımların atılmasına vesile olur” dedi.
Gülen’i iade edin

Başbakan Binali Yıldırım’ın, ABD başkanlığına seçilen Donald Trump’a ilk mesajı FETÖ ile ilgili oldu. Trump’a “açıkça çağrı yaptığını” belirten Yıldırım, “İlişkilerimizi bozan bu terör örgütü elebaşını, kısa sürede iade ederseniz, eminim ki Türkiye-ABD dostluğu için yeni bir başlangıç, yeni bir sayfa açmış olursunuz” dedi.

ABD'li Müslümanlardan Trump açıklaması: Hiçbir yere gitmiyoruz

Amerika'nın en büyük Müslüman kuruluşu Amerikan-İslam Konseyi Direktörü Awad, Müslüman karşıtı açıklamalarıyla bilinen Trump'ın başkan seçilmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Amerikalı Müslümanlar burada olmaya devam edecek. Hiçbir yere gitmiyoruz, susturulup dışlanmayacağız" dedi.

Not: Haber başlıkları Yeni Şafak Gazetesinden derlenmiştir.


4 Kasım 2016 Cuma

IRAK'LI TÜRKMENLERİN ÇİLESİ


M.Necati Özfatura
Lozan öncesi ve sonrasında Iraklı Türkmenlerin çilesini hiçbir Türk topluluğu çekmemiştir. Gerek 1923-1950 CHP iktidarı gerekse AK Parti iktidarına kadar bütün iktidarlar Iraklı Türkmenlere yapılan zulümlere seyirci kalmıştır. Hadiselere tribünden dahi bakmamışlardır. Yahudi ağırlıklı küresel sermayenin Türkiye içinde ve dışındaki medyası sadece seyretmiş, toz zerresi kadar ilgi göstermemiştir.
Ciltlere sığmayan bir çileyi elbette ki bir makalede ifade son derece zordur. Özet olarak arz etmek gerekirse: Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı Devletinin yıkılışı ile değişen coğrafi ve siyasi dengeler sebebiyle Türkiye sınırları dışında kalan Türk unsurlar mağdur olmuşlar ve Türkiye bunlara ilgisiz kalmıştır.
Ama hiçbir Türk grubu Iraklı Türkmenler kadar çile çekmemiştir. Ve de sahipsiz kalmamıştır. Unutulan ve dışlanan Iraklı Türkmenler çileleriyle baş başa bırakılmıştır. 1995 yılında en az 3 milyona yakın Iraklı Türkmen’e yapılan siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal baskı Doğu Türkistan’da Çin’in Türklere yaptığı baskıyı omuz farkı ile geçer.
1500 yıllık vatanlarında yalnızlığa itilen Türkmenlerin maruz kaldığı ve 5 ya da 10 yılda periyodik uğradığı toplu katliamlar çifte standartlı (münafık) Batı’nın baskısı ile dünya kamuoyundan gizlenmiştir. Sözde insan hakları (aslında Türk düşmanı) uluslararası kuruluşlar ilgi göstermek şöyle dursun asla gündeme getirmediler.
Iraklı Türkmenlerin soykırımları hem Batı’nın hem de Batı’nın uşağı Arap idarecilerin başlıca hedefi olmuş ve iş birliği yapmışlardır. Batı, ABD, AB ve İran dün olduğu gibi bugünde Türkmenlerin soykırımına seyirci ve teşvikçidir. Çünkü soykırım görenler Türk'tür. Asırlardır Hıristiyan Batı ve İran Vatikan liderliğinde Türk ve Sünni katliamı yapmaktadır.
AK Parti iktidarına kadar dünyada Iraklı Türkmenler kadar (Doğu Türkistan hariç) zulüm gören bulmak mümkün değildir. Irak’ın eski Genelkurmay ve Savunma Bakanı General Handan Et Tikriti’nin hatıraları kitabının (Arapça basılı) 40. sayfasında Saddam’ın iktidarı için ABD CIA ajanları ve ABD Büyükelçisi Saddam’la gizli bir anlaşma yaptı. Saddam’ı iktidar yapmanın karşılığı bazı tavizler için yazılı belge imzaladılar. İşte Iraklı Türkmenlerin  soykırımı bu madde içinde idi...
Saddam nüfus sayımında Türkmenlere ya Arap ya da Kürt yazılmalarını aksi hâlde kurşuna dizileceklerini veya çöllere sürüleceklerini bildirdi. Böylece çok sayıda Türkmen’i Arap ya da Kürt kimliği içinde eritmek istemiştir.
"Yurtta sulh cihanda sulh" sloganı ile uyutulan Türkiye bu faciayı sadece seyretmiştir. Başta ABD, İngiltere olmak üzere Batı ve Doğu böyle istemiştir. İnsan hakları konusunda sahtekâr olan Batı, Kürt sempatizanı rolüne bürünürken, Kürtler kadar nüfusa sahip Türkmenlerin ismini dahi anmamıştır. Oysa Türkmenlerin Irak’a yerleşmesi M.S. 694 yılına dayanır...
Son Osmanlı Mebusan Meclisinin Şubat 1920’de neşrettiği “Misak-ı Millî”nin birinci maddesinde Musul ve Kerkük’ün Türk sınırları içinde yer aldığı görülmektedir.
04.11.2016
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/m-necati-ozfatura/593985.aspx

2 Kasım 2016 Çarşamba

IBRAHIM KARAGUL

Yeni Şafak yazarı Ibrahim Karagül'ün 2 Kasım 2016 tarihli yazısını okumanızı tavsiye ediyorum.
Çok önemli bir zaman dilimi içine girdik. Birlik beraberlik, vatana millete, dine devlete sahip çıkma ve bağlılık zamanıdır.
Allah vatana ve devlete zeval vermesin.