.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

21 Nisan 2016 Perşembe

IŞİD'İ TÜRKLER BİTİRECEK!

Mustafa ÖZCAN
IŞİD’in iki panzehiri var. Siyasi olarak Türkler manevi olarak da Risale-i Nur. Siyasi olarak IŞİD’in panzehiri Türklerin olduğu bazı hadisler tarafından da ortaya konulmaktadır. ‘IŞİD’’in Kökenleri’ adlı eserimde de ortaya koyduğum gibi kimi hadislerde dolaylı olarak IŞİD’in Suriye ve Irak’ta Cezire bölgesinde faaliyet göstereceği ifade edilmektedir (1).
Muhtelif hadisler IŞİD’in Kürt bölgesinde faaliyet göstereceğini lakin sonlarının siyasi ve askeri olarak Türklerin elinde olacağını haber vermektedir. IŞİD faaliyet alanlarıyla birlikte bu hadisleri doğrulamıştır. IŞİD’le alakalı hadislerin sıhhatinden şüphe edenler bile vakıa karşısında dudak ısırmakta ve vakıa üzerinden hadislerin sıhhatine itiraz edememektedir (2). Nuaym bin Hammad’ın Fiten adlı eserinde gerçekten de IŞİD’i tam tanımlayan ve tasvir eden ihbaratı gaybiyye nevinden hadislerle karşılaşmaktayız. Özellikle ikisi bu alanda rivayeten olmasa bile dirayeten IŞİD vakıasına parmak tam tamına basmaktadır. Bu iki hadisi tamamlayan üçüncü bir hadis de bu akımın Türkler eliyle def ve yok edileceği haber ve ifade edilmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği ABD’de bir dizi görüşme meyanında Obama idaresiyle görüşmesi sırasında Türkiye’nin Suriye’deki dostları ve ılımlı muhalefetin katkıları ve ayrıca gerekirse Türkiye’nin de karadan katkı vermesiyle IŞİD’in üstesinden gelmeyi ve mevzilerinden sökülmesini teklif ettiği anlaşılmaktadır. Buna karşın ABD’den hava desteğiyle kara harekatını kollamasını istediği lakin Obama yönetiminin  oralı olmadığı ve bu hususta ipe un serdiği ortaya çıkmıştır. Sudan bahaneler öne sürdüğü ve Rusya’nın Türk askerine saldırabileceğini tezini seslendirdiği ifade ediliyor. Halbuki, madem ki ortak düşman IŞİD ise onu ortadan kaldıranın kimliği çok mu önemli? Anlaşılan ABD bu görevle PYD ve ortaklarını taltif etmek istemektedir. Mesele Nüzhet Kandemir’in isabetle dediği gibi, ABD Türkiye’nin rolünü daraltmak istemektedir. Türkiye çapında bir bölge ülkesini bu suretle palazlandırmak, güçlendirmemekten kaçınmasıdır. ABD bölgeyi güçlendirmek değil zayıflatmak istemektedir. IŞİD’in sağladığı terör meşruiyeti üzerinden bölgeyi yeni Sykes-Picot paylaşım ortamına hazırlamak istemektedir.   
Batılılar ve öteki emperyalist ülkeler iki şeyle mücadele ediyorlar. İslami değerlerin hayata geçirilmesi ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ruhunun sağlanması. Bunları sekteye uğratacak her gelişmeye alkış tutuyor ötesinde imkan bahşediyor ve önünü açıyorlar. IŞİD üzerinden meşruiyet sağlıyorlar PYD üzerinden planlarını uygulamaya koyuyorlar. Sonuçta hem PYD hem de IŞİD bölünmelere vesile oluyor. IŞİD müdahalelere meşruiyet ve zemin temin ediyor, sağlıyor PYD ise müdahale aracı oluyor. Birbiriyle kıyasıya mücadele eden ve ideolojik nefret üzerine kurulu ilişkilerin yumağındaki PYD ve IŞİD kendilerine mi hizmet ediyor yoksa üst akla mı? Burada üst akıl ABD ve Rusya’dır. 12 Eylül öncesinde de sağ ve solun kavgası üst akla hizmet etmiş ve Örfi Çetinkaya gibilerinin ifadesiyle bilmeden ülkeyi darbe ortamına  çekmişlerdir. Sonuçta bilmeden üst aklın ihtiyaç duyduğu madalyonun öteki yüzleri rolünü oynamışlar ve pozisyonunu temsil etmişlerdir. ABD ve Rusya şimdi makro düzeyde bu oyunu oynuyor. Bedreddin Demirel’in ifade ettiği gibi 12 Eylül öncesinde ideolojik fraksiyonlar kendi aralarında kavga ederek darbe ortamının olgunlaşmasına hizmet etmişlerdir ve ardından müdahale gelmiştir.
Suriye üzerinden küresel ölçekte PYD ve IŞİD aynı hizmeti görüyor. Batılıların bölgeye müdahalesine zemin hazırlıyorlar. İşte bu noktada Türklerin veya Türkiye’nin bölgede IŞİD’e karşı saklı bir misyonu bulunuyor. Bu saklı misyonu bize hadisler haber vermektedir. IŞİD hadisleri gibi kimilerine göre sıhhati meşkuk olsa da vakıa bu hadisleri doğrulamaktadır. Hadislerin sıhhat derecesinden şüphe edenler bile hadis metinlerini vakıa ile karşılaştırdıklarında adeta ağızları açık kalıyor.
‘Türkler çıkıncaya, rollerini devralıncaya kadar IŞİD’e ilişmeyin’ mealinde hadis bulunuyor. Önceki hadislerde IŞİD’in faaliyet alanının Cezire bölgesi olduğu ifade edilmiş ve tarihi vakayı ve gelişmeler bunu doğrulamıştır. Nuaym (Naim) bin Hammad da Kitabu’l fiten adlı eserinde (kitap sayfaları arasında tefsirde Taberi gibi sahih ve sahih olmayan hadis rivayetlerini barındırmıştır) Beni Abbas bölümünde IŞİD’in sonuna işaret eden hadisi rivayet ediyor. Sonlarının Türkler tarafından getirileceği ifade ediliyor. Bu hadis açıktan IŞİD’in bitirilmesinde Türklerin rolüne işaret ediyor. Buna göre IŞİD’i Türkler bitirecek.
Velit Bin Müslim tarikiyle rivayet edilen hadiste aynen şöyle buyrulmaktadır: “Uzlete çekilmekle haklısınız. Türkler Ermeni kapısından girinceye kadar siyah sancak(lı)lar muhalifleri üzerine egemen kalacaktır…” Velid Bin Müslim, siyah sancaklıların kendi aralarında ihtilaf etmelerinin ardından işlerinin bozulacağına ve şevketlerinin kırılacağına ve bunun sonlarına dair ilk alamet olacağını ifade ediyor. Mesele o dönemde Eba Müslim Horasani meselesiyle bağlantılı olarak dile getirilse de günümüzün şartlarına uyduğu gayet açıktır. Eba Müslim Horasani dönemindeki siyah sancaklıların şevketinin Türkler tarafından kırılmaması aksine başarılı olmaları hadisin manasının günümüze intikal ve taayyün ettiğini gösterir. O dönemde Ermeni kapısı veya Ermenistan Cezire bölgesine açılmaktadır. Bugün Ermenistan ile Cezire arasında bağlantı kalmasa da kadim yerleşim düzeninde IŞİD’in şimdi kontrol ettiği bölgelerin kadim Ermenistan sınırına bitişik olduğu bir gerçektir. Nuaym Bin Hammad, Türklerle ilgili hadisi Fiten Kitabında 608’inci hadis olarak kaydetmektedir (3). 
Hadisteki i’caz!
Türklerle ilgili hadis-i şerifte açık bir i’caz var. Zira, hadis tamamen IŞİD sürecine intibak ediyor. Önceki dönemlerden hiçbirine intibak etmiyor? Nereden biliyoruz? Zira Eba Müslim Horasani’nin Emevilere karşı hurucu sırasında henüz Türkler Anadolu’ya yerleşmemişlerdi. Türkler Malazgirt'le birlikte Anadolu’yu yurt edinmeye başladılar. Hadis Osmanlılar dönemine de intibak etmiyor. Zira  Osmanlılar döneminde Cezire bölgesine siyah sancaklılar hakim olmamış, yerleşmemişti. Üstelik Cezire ve civar bölgeler Yavuz döneminden sonra Osmanlı devletinin kontrolü altına girmişti. Lakin Osmanlı döneminde kesinlikle bu bölgede IŞİD türü siyah bayraklılara rastlanmamıştır. Binaenaleyh hadis siyasi harita olarak günümüze işaret ediyor. Hadis, tarihi Ermenistan bölgesini Türklerin zapt edeceğini zımni olarak ortaya koyarken ayrıca alt bölgenin (El Cezire bölgesi) siyah bayraklılar olarak anılan IŞİD’in eline geçeceğini bildirmektedir. Hadisin ifade ettiği gerçek ancak günümüzün siyasi ve askeri şartlarına altına anlaşılabilmektedir. Zira günümüzdeki şartlara intibak etmektedir?
Peki, öyleyse Hazreti Peygamber (asm) bunu nereden bildi?  Elbette vahiy yoluyla. Bu da hadis-i şerife i’caz (olacakları önceden bilme-bildirme özelliği ve mucizesi) özelliği yüklemektedir. Başka türlü işin içinden çıkmak mümkün görünmüyor. Dolayasıyla Türkler hadisi, i’caz özelliği barındırmaktadır. Hadis bu özelliğiyle inanmayan insanlara meydan okuyor. Bu hadis Müslümanların İsrail ile savaşacaklarına dair rivayet edilen Müslim ve diğer imamların tahriç ettikleri hadise benziyor. Hatta sahabeler Peygamberimiz Ürdün’den haber verdiğinde, bahsettiğinde burasını coğrafi olarak bilmediklerini ancak hadisten sonra idrak edebildiklerini ifade ediyorlar.
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste Peygamberimiz (Asm) Yahudilerle yapacağımız savaşa şöyle işaret ediyor:  “Siz, Nehrin Doğusunda Yahudiler de Batısında olduğu halde savaşa tutuşmadıkça kıyamet kopmaz. Taş ve ağaç dile gelerek ey Allah’ın kulu (Abdullah), ey Müslüman arkamda bir Yahudi var, gel onu hakla, diye nida edecek. Garkad Ağacı müstesna. Zira o ağaç Yahudilerin ağacıdır (Yahudi asabiyeti güden) (http://fatwa.islamweb.net/ fatwa/ index.php?page=showfatwa&Option=FatwaId&Id=16494).” 
Bu hadis tamamen bugünkü siyasi harita ve tabloyu gösteriyor. Zira, 15 Mayıs 1948 tarihinde İsrail kurulmadan evvel böyle bir vakıa ve ihtimal bulunmuyordu. Sonra tarihin rahminden çıkarak vakıaya bürünmüştür. Müslümanlar Doğu Şeria, Yahudiler de Batı Şeria kısmında oldukları halde savaşacaksınız demektir.
Hani Mahmut adlı yorumcu da Türklerin Ermenistan Kapısından girerek Cezire’ye çöreklenen IŞİD unsurlarının sonunu getireceklerini ifade etmektedir (وخروج الرايات الثلاث بالشام ونزول الترك( وتهجم تركيا هجوم برى على سوريا والذى تعد له من الان من باب أرمينية ). وقت هجوم الترك هو وقت انتهاء داعش http://www.hanem.tn/viewtopic.php?t=96 ).
Tarihi Kılikya Ermeni Devleti Kilis ile sınır vaziyetinde olmuştur. Hadiste geçen Ermenistan Kapısı tamamıyla bugünkü mevcut Türkiye’nin sınırlarıyla IŞİD’in kontrolü altında bulunan El Cezire arasında yer almaktadır. (https://ar.wikipedia.org/wiki/%D8%A3%D8%B1%D9%85%D9%8A%D9%86%D9%8A%D8%A7#/media/File:Cilician_Armenia-en.svg ).
İmam Ali’den mevkuf olarak gelen diğer hadise göre siyah bayraklılar çıktığında ‘fe elzemu’l ard’ buyruğu veriliyor. Yani yerinizden ayrılmayın yani IŞİD ile sürtüşmeyin tavsiyesi var. Dolayısıyla onlarla sürtüşmek; sefihler arasında deveran eden bir savaştır. Fitnelere açık olaylara karışmaktır. Dolayasıyla IŞİD ile PYD hadis diliyle de madalyonun farklı yüzlerini temsil etmektedirler. IŞİD’e uyanlar da, onlar gibidir. Maalesef PYD tam da bunu yapmaktadır. Sonları da kendi aralarında ihtilafa düşmek suretiyle ya da Türkler tarafından ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşecektir. İlgili hadislerin bize anlattığı gerçek şudur: Türklerin dışında onlara müdahale, fitne kapısını açacaktır.
Obama idaresi IŞİD karşısında Türklerin önünü keserek aslında saklı misyonlarını sadece tecil etmiş, ertelemiş oluyor. Vakti merhunun’a talik ediyor. Demek ki vakti tam olarak gelmemiş, olgunlaşmamış. Türkiye’nin teklifi ve IŞİD’in Türkiye sınırında aktif olması da bu misyonun Türkiye’ye düştüğünü göstermektedir.
İkinci panzehir: Risale-i Nur!
IŞİD’in birinci panzehiri siyasi ve askeri alanda Türkiye olarak görünürken manevi alanda da Risale-i Nur öne çıkmaktadır. IŞİD anlayışının manevi reçetesidir. Bunu nereden anlıyoruz: IŞİD’in Risale-i Nurla çelişen temel iki yaklaşımı bulunmaktadır. Bunlardan birisi siyasi ve hukuki alanda maksimalist (bast-ı şeriat) olmasıdır. İslam hukukunu uygulama konusunda da tedricilikten uzak davranışlarıdır. Mesela IŞİD ileri gelenleri İslam ahkamını uygulamada başkalarının eksik veya atıl bıraktığı alan yüzde bir bile olsa kendilerinin bu alanı tamamlayacaklarını, dolduracaklarını ve şeriatı kamilen, noksansız tatbik edeceklerini söylemektedirler. Bunu yaparken de şartlara riayet etmeyip toptan ve ivedi davranmaktadırlar. Abdulkerim Suruş kendi zaviyelerinden bu meseleyi tafsil etmiş ve Kabz ve Best-i Teorik-i Şeriat kitabında ele almıştır.
Ömer Bin Abdulaziz oğluna, ‘toptan gelen toptan gider’ diye tedriciliğin hikmetini anlatmıştır. Elbette tedricilik ipe un sermek ve savsaklamak değildir. Şartlar olgunlaştığında uygulama alanına geçirmektir. Bu anlamda Risale-i Nur’un elmas kılıcı IŞİD taraftarları için de geçerlidir. Bediüzzaman onların söylemlerinin aksine şunları söylemektedir:  "Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler (4).
Hadislerde bu meseleye dair uyarılar vardır. Bunlardan birisi şudur: Dine galebe çalmak, çıkmak isteyen mağlup olur. İnsan dini değil din insanı kuşatır. İnsan dini emirler konusunda aşırı olabilir lakin dini emirleri kamilen yerine getirmesi zordur. Acizdir. Dolayısıyla yapamayacağı bir şeyin iddiasında veya peşindedir. Dine galebe çıkmak isteyen mağlup olur (5).
Yine başka bir hadiste aşırılığın imkansızlığına işaret edilmiştir: Durmaksızın yol tepen ne sırt bırakır ne de yol kat eder! Bu açıdan radikalizm tabir caizse din üzerinden kendini pazarlamaktır. Acaba IŞİD mensupları bu rehber hadisleri nasıl anlıyor ve algılıyorlar? Hadiste onlar hakkında acemi çaylak(hadesau’l esnan ve süfehau’l ahlam) tabiir kullanılması, denilmesi de idrak noktasında çap ve derinliklerinin olmadığını gösterir. Sığlıklarına işaret eder.
Bediüzzaman ve Mustafa Sadık er Rafii gibilerinin ifade ettiği gibi şeriattan evvel şeair gelir. IŞİD anlayışında ise tersi geçerlidir: Şeair’den evvel şeriat gelir! Halbuki, Allah ile yarış olmaz. Allah’ın işine karışılmadığı gibi Allah ile, şarii-i hakim ile yarış olmaz. Şii hatta kimi Sünni evanjelikler Allah’ın işine karışıyorlar, burunlarını sokuyorlar! Hatta ötesinde Allah’a mühendislik taslıyorlar. Şeriat ve hukuk dairesinde ise IŞİD anlayışı şari-i hakim ile yarışıyor!
Kim dinde aşırılık güderse dinin kapsamı karşısında acze düşer.  Allah’ın işine karışmamalı ve aczimizi fakrımızı bilmeliyiz!
Dipnotlar:
1-http://islammemo.cc/akhbar/arab/2015/02/18/231857.html12
2-http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-ozcan/isid-hadisleri-7310.html
3-http://alfetn.net/vb3/showthread.php?t=86972
4-Divan-ı Harb-i Örfi, Sayfa 28
5-http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?idfrom=74&idto=75&bk_no=52&ID=32 )
6- Feinne’l münbette la ardan kataa veya zahran abka /http://majles.alukah.net/t10988/

Kaynak: http://www.risalehaber.com/isidi-turkler-bitirecek-18073yy.htm

4 Nisan 2016 Pazartesi

2018

Mehmet Ali Bulut / Haber 7
İki ay aradan sonra huzurunuza çıkabilmek ne güzel.
Derin ve yoğun bir karanlığın ardından Rabbimin izniyle aydınlığa çıkmak yeniden bir zuhur gibi oldu çok şükür.
Göklerin ve yerlerin nuru O’dur. İşleri O görür çevirir, tedbirler O’na aittir. Nur’u Tur’a indiren O’dur. “Kitabı Mestur”da yazdı ve onu bir “kader” ile “mahbur” nebiye (dolayısıyla insana) indirdi. O, nuru var etmeseydi âlem karanlıktan ibaret kalırdı. Hamdolsun âlemlerin Rabbine ve binler binler salat ve selam olsun rahmetin müsebbibine!
Bu sürede dua eden binler binler dostlara minnet ve şükranlarımı sunarım. Allah bu ümmete ve bu güzel insanlara zeval vermesin. Hatırımızı soranlara ve ulaşamadıkları için soramayanlara selam olsun… Bildiklerimiz zaten dilimizde, duamızda, bilmediklerimi ise Rabbim kendi hazinesinden sevindirsin diye niyazdayım! Rabbim iki cihanda aziz kılsın…
......
İki aydır ahval-i âlemde pek bir değişiklik olmamış. En azından bizim penceremizden bakıldığında…
Bir şey müstesna! 
Türkiye’nin safı değişmiş. Nereden anladım. Çünkü tüm mütegallibe güçler ve şer ve terör odakları ona karşı birleşmiş.
Şu çatlamalar, patlamalar, terör örgütlerinin birleşmeleri, bazı ülkelerin vatandaşlarını Türkiye’den ayrılmaya çağırmaları, gösteriyor ki Türkiye doğru yönde ilerliyor. Yoksa Amerika şu kadar yıllık ‘stratejik ortağı’ (!) (peştamalcısı demek daha doğru olurdu) Türkiye’yi neden PYD için harcasın ki!  
Esasında Amerika hep öyleydi de Türk yetkililer görmüyordu. Belki de görüyorlardı. Görüyorlardı ama halka öyle gösteriyorlardı, şimdi zahir olmuş.
Keza eskiden Rusya ile Amerika iki düşman sanılırdı. Bilen bilirdi olmadıklarını amma öyle görünürlerdi, âlemi pay etmek için. Çünkü ikisi de şu artık ‘nesh’ edilme zamanı hayli yaklaşmış olan “habis medeniyet”in aynı kökünden tev’em etmiş (çıkıp ayrılmış) iki dalından ibaretti.  
Amerika, dünya şehrinde, Flamingo Yolu dizisindeki Şerif Titus (Taytıs) gibidir. Her türlü pisliğin altından o çıkar hep. Tabii Dallas dizisindeki Jr. tiplemesini de unutmamak lazım! İkisinin de pislik ve entrika kabiliyetleri insan havsalasını aşar. Rusya ise o tip adına iş gören ama zahirde ona karşıymış gibi görünen ahmak yardımcı rolünde. Önüne bir kavanoz bal koydun mu Rusya, Taytıs gibilerin tüm oyunlarına canla başla alet olur… Şener Şen ile İlyas Salman’ın birlikte oynadıkları, Şener Şen’in saf kayın biraderi İlyas Salmanı her seferinde kandırdığı bir film vardı (Adı Dolap Beygiri miydi ne). Türkiye’nin Amerika ile dostluğu işte İlyas salmanın o filmdeki tiplemesiyle birebir aynıydı.
 Türkiye dolap beygiri olmayı artık kendine yediremiyor. Türkiye’ye yönelik legal illegal tüm saldırılar bu yüzden. Onu eski statüsüne çekmek istiyorlar. Ne uzalan ne kısalan. Avrupa’nın yedeğinde bir ülke…
Zaten Firavunlar hep böyledir. Asırlarca hizmet edersin, “yoruldum” dediğinde seni bir kaşık suda boğmak isterler ama bilmezler ki Allah’ın adetidir “O da Firavunları boğar”!
Kendilerini yenilmez bilirler. Hatta bazen Allah'a bile meydan okurlar. Döneminin Amerika’sı olan Ad Kavmi de öyle yapmıştı: “Yeryüzünde kimsenin gücü bizimle baş etmeye yetmez!”
Cenab-ı Hak, Kur’an’da insanlığa “Allah’ın gücü onlara yeter” diye sesleniyor. Nitekim şimdi yerlerinde kumlar esiyor. 
Öyleyse ey bugünün “beni İsrail’i”; ey Allah’ın yolunda yürüdüğüne inanan siz ey Türk halkı, unutmayın Allah’ın eli sırtınızdadır. Korkmaya gerek yok. Yaratılmak istenen paniğe kapılmayın. Yeryüzünde ancak Allah’ın muradı olur. Unutmayın ki, zalimleri hak ile yeksan etmek Onun âdetidir. Zalimlere mühlet verir ama aman vermez.
Haa bugün yaşadıklarımızın imânî zaaflarımızdan olduğunu da unutmamakta yarar var.  Bununla birlikte mümin hiç zararda değildir. Başına gelen her musibet hatasına kefaret, mükâfatına mukaddime olur. İnancımızı ve ahlakımızı kaybederek insafsız zalimlerin insafına kendimizi mahkûm ederiz. Bugün yaşananlar da budur. İnanç zafiyeti.
Nitekim Cenab-ı Hak, bize birçok kere “inanıyorsanız üstünsünüz!” buyuruyor. Demek ki mesele burada! Biz üstün değilsek inanmıyoruz. İnansak üstün geleceğiz zaten! Bu ümmetin sınavı bu! İnancını kaybettiğinde rezil olmaktan kurtulamıyor!
Mamafih insan hak etmeden Allah ona bela ve musibet vermez. Umumi bela ve musibetler de ekseriyetin hatasına bakar. Topum ekseriyeti belayı hak edecek hale gelmedikçe bela inmez. Bu Afganistan için böyledir, Irak için böyledir, Suriye için böyledir, Filistin, Karabağ, Mienmar, Bosna… vs. hep böyledir. Hiçbir şey Allah’a rağmen olmaz. Ne Nebukadnezar Allah’ın izni olmadan girip Kudüs’ü yakıp yıktı, ne Amarika O’na rağmen gelip yurtlarımızı taru mar etti ne de Cengiz Han!
Hatırlayın Hayber Savaşı sırasında yaşanan hurmaları kesme stratejisini bile Canab-ı Hak kendisine atf eder. Ve der ki “(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah’ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.” (Haşr Suresi, 5)
Dolayısıyla yaşananlardan ümitsizliğe kapılmayın. Yaşadıklarımız 1900’ların başında yaşadıklarımızda bire bir aynı olduğu için bir takım insanlar bu kere de cumhuriyetin yıkılacağını sanıyorlar. Batılalar da öyle sanıyor Ama böyle değil… Çünkü o zaman ilahi hüküm mağlubiyetimizden yanaydı bu kere galibiyetimizden yanadır…
Osmanlının yıkılması, şu habis medeniyetin yıkılmasının da başlangıcı oldu. O gün kader bizi mazlumlar safına itti ki bugünün galibi olalım. O günün galiplerine ise derin bir mağlubiyet tattıracaktır Allah. Zahirdeki üstünlükleri sizi aldatmasın. Bu bir süreçtir. İnşallah tek tek birbirilerine düştüklerini göreceğiz. Gücümüz onlarla yetmez ama Allah’ın vadidir ki, yeryüzü müttakilere miras kalacaktır!
Osmanlı’nın yıkılması, zaten inkıraza başlamış bir saadeti bizden aldı. Ta ki müstakbelin ihtişamlı saadeti bizim payımıza düşsün. Şimdi o parlak istikbalin şafağındayız inşallah.
Rüyada Bir Hitabede  Bediuzzaman “Biz bu mağlûbiyetle (Birinci Cihan Savaşı) bir saadet-i âcile-I ( ) muvakkate kaybettik. Fakat bir saadeti âcile-i (  ) müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz’î ve mütehavvil ve mahdut olan hâli, geniş istikballe mübadele eden kazanır." diyor. O gün kaybettiğimiz saadete bedel bizim payımıza düşen müstakbel saadete doğru hızla gidiyoruz. Hem de idarecilerimizin acemiliklerine ve düşmanlarımızın kahir güçlerine rağmen… Onun beşaretinin görüleceği zaman 2018’dir. 
Bunun için Türkiye’nin safını belirlemesi gerekiyordu. Elinde olmaya olmaya belirledi. Türkiye’nin safını belirlemesi gerektiğini ilk defa 16 eylül 2013 te yazdığım “Rum Yenildi Amma..” başlıklı yazıda dile getirdim:
“Türkiye, Batı Ligi içinde kalarak Asya'da sözünü dinletemiyor. Esasında Batı müsaade etmiyor etmeyecek. Onlar bizi kendi kapılarında uşak kalmamızı yeğlerler. Kader de bizi zorluyor ki efendi olalım. Defalarca yazdım, medeniyete sahiplik etmek bir doğuya geçmiş bir batıya. Şimdi Doğu'nun sırası geliyor. Eğer Türkiye ciddi pozisyon almaz ve vaktinde davranmazsa, Asya Medeniyetinin ana kurucuları arasında yer alamayacak.” …..
İkinci temasım ise 9 Ekim 2015’te “İranı Bekleyen Firaz’dır…”( ) başlıklı yazı ile oldu. Bir göz atmakta yarar vardır. 
Bu iki ay içinde gördüm ki Türkiye safını değiştirmiş. Daha doğrusu şartlar onu ayıktırmış! Kader ona zorla yerini buldurtmuş.
Elhamdülillah. Artık Türkiye ne batının, ne doğunun kendisine yar olmadığını gördü. Ne Amerika ne Avrupa… 
Bu milletin yeniden ayağa kalkması söz konusu olunca tüm düşmanlıkların bertaraf edilerek bütün güçlerin ona karşı birleştiğine bir kere daha şahit oluyoruz. İşte bakın İran’la dost oldular. Amerika ile Rusya dost oldu, PYD bile Türkiye’den daha kıymettar hale geldi…
Artık biz mazlumlar safındayız. Bu da demektir ki o haber verilen istikbal yakında. Hele bizimkiler, şu Suriye ve Suriyeli mültecilerle alakalı yanlış stratejiler tatbik etmeseler çok daha hızlı netice alınacak. Suriye’de ne kadar Arap ve Türkmen varsa alıyoruz. Boşalan yerleri de PYD, YPG ve PKK’nın Suriye kolu dolduruyor. Rejim güçleri de buna hizmet ediyor. Birazcık mızıklanan her kesi Başbakan “alın getirin” diyor. Bunu anlamakta zorlanıyorum. Hele derin stratejilerden haberdar olanların bunu yapması… Maalesef ricat Süleyman şah Türbesinin geri çekilmesiyle başladı. O konuda da Amerika’nın derin oyununa düştük! Oralara Türkmenleri iskan ettiren Yavuz Sultan Selimin kemikleri sızlıyordur eminim..
Kimse bunlara tarih bilinci dersi vermiyor mu? Bu nasıl bir hariciye ve bu nasıl bir strateji? Onu yazacağım inşallah… 
Mehmet Ali Bulut - Haber7

3 Nisan 2016 Pazar