.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

27 Şubat 2016 Cumartesi

PYD ORTAK, İHVAN TERÖRİST. PEKİ SİZ KİMSİNİZ?

İbrahim Karagül

İbrahim Karagül / Yeni Şafak

Türkiye, çok yönlü kuşatma, alan daraltma, direnç düşürme hatta küçültme senaryolarıyla karşı karşıya. Geleneksel müttefikleri ve geleneksel düşmanlarının ortak taarruzu altında. İçeriden Kürt milliyetçiliği eksenli terör, dışarıdan çokuluslu koalisyonun tehditleri hatta saldırıları altında. İstiklal Savaşı'ndan bu yana ilk kez bu kadar büyük bir hesaplaşma ile yüz yüze gelen Türkiye iddialarının, coğrafyayı ayağa kaldırma çabalarının, yüz yıllıkvesayeti yok etme mücadelesinin kurbanı yapılmak istenmektedir.

Irak işgaliyle başlayan, Suriye ile devam eden parçalama projeleri artık ülkemizin sınırlarına dayanmış, hatta sınırlarımızın içlerine servis edilmiştir. Yıkım hesapları bir süre sonra Basra Körfeziülkelerine ve Suudi Arabistan'a yönelecektir. Çok yakın bir gelecekte belki Lübnan Suriye savaşının içine çekilecektir.

İntikam saldırısı, ve şehir savaşları

Biz coğrafyamızda ulusüstü yapılar inşa etmeye çalışırken, sınırları belirsizleştirip ortak tarih ve ortak kültürden yeni bir zenginlik üretmeye çalışırken, coğrafyaya kadermiş gibi dayatılan sömürge yöntemlerine son vermeye çalışırken varolan ülke sınırları tartışmalı hale getirilmektedir.

Bu bir intikam saldırısıdır. Öyleyse intikam saldırılarına “acımasız direniş"le karşılık bulacaksınız.

Biz ekonomik entegrasyondemokrasi ve özgürlüklerin yaygınlaşması, ortak savunma ve dayanışma arayışlarını zorlarken, coğrafya liflerine ayrılmakta, şehir savaşlarına hazırlanmakta, bütün ülkeler için parçalama planları yapılmakta, bütün kimliklersavaş gerekçesine dönüştürülmektedir.

Bir süre sonra iç savaşlar değil, ülkeler arası savaş değil, işgaller de değil, şehir savaşlarıyla yüzleşmek zorunda bırakılabiliriz. Öyle uğursuz, öyle alçakça planlar uygulanıyor ki, ülkelerimiz kadar, yüzlerce yıl birarada yaşayan insanlarımızınzihinleri ve kalpleri bölünüyor, yüzlerce yıllık ayrılıkların temelleri atılıyor.

Ya kazanacağız ya küçüleceğiz

Bu proje hiçbir ülkeye has değildir. Küresel ölçeklidir veAtlantik'ten Pasifik kıyılarına kadar, Müslüman toplumların yaşadığı o büyük haritanın tamamını hedef almaktadır. Hiçbirahlaki kriteri olmayan, hiçbir ittifak ilişkisinin etkileyemeyeceği birüst senaryo adım adım uygulanmaktadır.

Coğrafyamızın talihsizliği, krizin ülkelerle sınırlı olduğununsanılmasıdır. Her ülke özelliğine göre gerekçeler üretilirken,yalanlarla zihinlerimizin rehin alınmasıdır. Bizlere, o yalanların kendi gerçeklerimiz olduğunun dayatılması ve bizlerin bu dayatmalara zaman zaman yenilmemizdir.

Yüzyıllık kurtuluş savaşının son aşamasını yaşıyoruz. Birinci Dünya Savaşı daha bitmedi ve biz yirminci yüzyılı kaybetmeden, daha da güç kazanarak kapatmak istiyoruz. Mücadele bu yüzden çok keskindir, çok yıkıcıdır. Ya kazanacağız ya parçalanacağızYa büyüyerek varolacağız ya küçülerek. Hiçbir şekilde, bugünkü durumda kalmamıza izin vermeyecekler. Ya şehirlerimiz harabeye dönecek, Anadolu alev alev yanacak ya da bütün bu uğursuzrüzgarı tersine çevirip büyük hesaplaşmayı kazanacağız ve tarihin akışını değiştireceğiz.

Biz bu topraklara kaç imparatorluk gömdük

Bu öyle büyük bir kırılma ki, başardığımız takdirde sadece ülkemizin değil, coğrafyanın hatta dünya tarihinin seyrini değiştirecektir.

Anadolu, bin yıllık tarihin en büyük direnişlerinden birine daha sahne olacak. Bir kez daha Haçlı ordularını bu topraklardan uzak tutacağız. Asla umutsuz değiliz, bir kez daha dünya savaşı trajedisini yaşamayacağız. Bütün şehirlerimiz, köylerimiz, tek tek bütün vatansever insanlarımız birer kale olup bu coğrafyadan yeni bir yükseliş dönemi başlatacaktır.

Geçmişimizdeki buhran dönemlerine bakın. Her buhrandan büyük bir güç olarak çıkmayı bilen bir siyasi kültürün, ferasetin, zenginliğin ve dayanışmasının mirasçılarıyız. İmparatorlukların yok olduğu, orduların mahvolduğu bir coğrafyanın insanlarıyız. SadeceBağdat, sadece Şam kaç imparatorluk gömdü tarihe!

İnsanlık tarihi boyunca küresel ölçekte iktidar arayan bütün imparatorluklar bu coğrafyaya hükmetmeye çalıştı ve coğrafya bu imparatorlukların tamamını yok etti. Yine öyle olacak. Tarih ve medeniyet yine bu coğrafyanın, Anadolu insanının iradesine göre,direncine göre biçimlenecek ve biz bir kez daha bu çıkışın öncüsüolacağız. Hiçbir güç, hiçbir yerel unsur, Türkiye'nin acziyeti üzerine kurduğu hesabı tutturamayacaktır.

Müttefiklerimiz sattı, öz savunma başladı

Ama tek tek alacağımız notlar var. Bu kriz atlatıldıktan sonra Türkiye ittifak ilişkilerini, bölgesel ilişkilerini, tehdit değerlendirmelerini, siyasi ve ekonomik önceliklerini sıfırdan yeniden dizayn etmek zorundadır. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana içinde bulunduğumuz ittifak halkaları bize ihanetetmiş, Türkiye düşmanlarıyla ortaklık kurmuş, Türkiye'yi savunması gerekenler bize kurşun atar olmuşlardır.

Transatlantik ittifakı bunun merkezindedir. ABD bunun merkezindedir. Avrupalı geleneksel ortaklarımız bunun merkezindedir. Onlar, Türkiye ile stratejik ortaklığı coğrafyada biçimlendirdikleri terör gruplarına kurban etmiştir.

Hepsi, bir terör örgütüne Türkiye'yi satmıştır. Hepsi Kuzey Suriye Koridoru için Türkiye'yi satmıştır. Hepsi bir boru hattı projesine Türkiye'yi satmıştır. Onlarca yıldır Avrupa'yı koruyan, Atlantik merkezli tehdit algılamalarına göre pozisyon alan Türkiye, bütün tehditlere açık hale getirilmiş, bu tehditler bize karşı özellikle desteklenir olmuştur.

O bizim “dostlarımız" bugünlerde bizi köşeye sıkıştırmaya, Anadolu haritasını bile değiştirmeye dönük kirli planların ortakları olmuşlardır. Türkiye kamuoyu, bu yönde çok ağır bir hayal kırıklığıyaşamakta, ABD ve Avrupa'ya güveni ağır yara almaktadır. Toplumsalhafıza yeni tehditleri tanımlamış ve derin bir öz savunmarefleksiyle hareket eder olmuştur. Bu güvensizlik bunalımı çok uzun yıllar giderilemeyecektir.

PYD 'ortak' İhvan terörist öyle mi?

Bu yüzden, bize ait her şeyi düşman bilip, ona savaş açan bu yaklaşımıyargılayacağız, kendi içimizde mahkum edeceğiz ve geleceğimizi bu gerçeklere göre yeniden düşüneceğiz. PKK'nın Suriye kolu YPG'nin Türkiye'ye saldırılarını, ülke içindeki terör eylemlerini destekleyen, bu örgütü “ortak" ilan eden ve silahlandıranların Ortadoğu'nun tek demokratik yapısı Müslüman Kardeşleri terörist örgütler listesine alma yolunda çalışmalara başlaması bu yönde çarpıcı bir suçüstü halidir.

Mısır tarihinin ilk demokratik başarısını darbe ile yok eden, binlerce insanın özgürlük arayışına kurşunla karşılık veren zihniyetin hesabının ne olduğuna dair artık hiçbir kuşku kalmamıştır.

Yerel olan, onurlu olan, İslam'la bağlantılı olan ne varsahepsine savaş açanların bizleri toptan imha etmeye dönük zihinlerindeki kirli hedefler deşifre olmuştur.

Artık onların hiçbir güvenlik stratejisine, terör söylemine, demokrasi ve özgürlük nutuklarına inanmayacağız. İşte bunu bildiğimiz için, yirmi yıldır bu süreci izlediğimiz için “topyekün saldırı altındayız" ifadesini kullanıyoruz.

Ülke ülke, şehir şehir, sokak sokak, fert fert

Öyleyse kendimizi yeniden kuracağız. Ülkemizi teyakkuzda tutacağız.Siyasi aklımızı bugünkü haliyle muhafaza edeceğiz. Ürkmeyecek, yılgınlığa düşmeyeceğiz. Anadolu topraklarından bir karış bile koparılmasına izcin vermeyeceğiz. Gerileme dönemi çoktan bitmiştir. Bir daha hiçbir güç, bizi öyle bir trajediyle yüzleştiremeyecek.

Öyle süslü cümlelerle vakit geçirmeyeceğiz. Dolambaçlı yollar arasında kaybolmayacağız. Harita hiç bu kadar netleşmemişti. İster terör üzerinden gelsin, ister “ezberletilmiş söylemler"üzerinden gelsin, içerideki ihanetle de, dışarıdan gelen tehdit dalgalarıyla da yüzleşmeyi bileceğiz.

Ülke ülke, şehir şehir, sokak sokak, fert fert mücadele edip bu büyük istilayı boşa çıkaracağız. Onlar Türkiye'yi sadece Kuzey Suriye'den ve Güneydoğu'dan vurabileceklerini sanıyorlar.Oysa biz o kadar büyük bir haritayız ki, yeri geldiğinde her sokağın bir kaleye dönüşeceğini göreceklerdir.

Oyun ne kadar büyük olursa olsun, Anadolu'da bozulur! Bu hep böyle olmuştur!

http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/pyd-ortak-ihvan-terorist-peki-siz-kimsiniz-2027070

TAZİYE

inna lillahi ve inna ileyhi raciun hat ile ilgili görsel sonucu

NUR CAMİASININ DEĞERLİ ŞAHSİYETLERİNDEN MEHMET KIRKINCI HOCA EFENDİ İLE 

ÜSTAD BEDİÜZZAMANIN VARİS TALEBELERİNDEN SAİD ÖZDEMİR AĞABEYİMİZ VEFAT EDEREK HAKİKAT ALEMİNE GÖÇ EYLEDİLER.

CENAB-I ALLAH RAHMETLER İHSAN EYLESİN. AHİRETTE BİZLERİ BİR VE BERABER EYLESİN İNŞAALLAH... 

KARDEŞLERİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN.




17 Şubat 2016 Çarşamba

AÇIK KONUŞALIM, ARTIK SAVAŞTAYIZ / ibrahim Karagül

Suriye coğrafyanın düğüm noktasıydı. Düğümü çözmek kolay, tekrar düğümlemek imkansıza yakın bir şeydi. Düğüm çözüldü. İstikrarın yeniden tesisi uzun yıllar alacaktır. Türkiye dahil, bütün bölge ülkelerini yönetilmesi çok zor bir dönem bekliyor. Sadece bölge ülkeleri değil, dünyanın belli başlı merkez ülkelerinin hepsi şu an bu cephede pozisyon alıyor.

Dolayısıyla durum Suriye meselesi olmaktan çoktan çıkmış, Şam yönetimi ana aktör olma özelliğini kaybetmiştir. Şimdi durum, bölge meselesi olmanın da ötesine geçiyor ve küresel güç hesaplaşmasına doğru gidiyor.

İran-Rus cephesi ülkeyi fiilen işgal ederken Batı cephesibelirsizliklerle dolu, sadece mülteci meselesine indirgenmiş bir gerçeğe göre pozisyon alıyor görünüyor. Ancak onların ülkenin geleceğine ilişkin artık gizlenemeyen bir gündemleri daha var: Bunu başarırlarsa yıllarca devam edecek bir savaşı Türkiye'nin içlerine servis etmiş olacaklar.

S. Arabistan ve Basra Körfezi'ni vuracaklar
Suriye PKK'sı (PYD) üzerinden yürüttükleri harita çalışması, bu çalışmaya İran ve Rusya'yı da ortak etmeleri kaçınılmaz bir savaşın ön hazırlıklarına benziyor. Mesela Almanya'nın, bütün Avrupa adına, mülteci meselesine ilişkin hassasiyeti, güvenli bölge ya da yeşil bölge olarak bir sığınma alanı oluşturulmasına yönelik son destekleri oldukça pozitiftir.

Ancak aynı Almanya'nın ve bir çok Avrupa ülkesinin PKK/PYDpolitikaları artık doğrudan Türkiye'yi hedef almaktadır ve son derece tehlikeli bir geleceğe işaret etmektedir.

Bu noktadan sonra her ülke kendi jeopolitik hamlelerini yapacaktırİnsani trajedinin dışında, Türkiye dahil her ülke, kendi gelecek pozisyonlarına göre tavır alacaktır. Dolayısıyla ilginç ittifaklara, cephelere tanık olacağız. Suriye içi örgütler konjonktüre göre yer değiştireceği gibi biraraya gelemeyecek ülkeleri aynı cephede görebileceğiz.

S. ArabistanKatar gibi Arap ülkelerinin askeri seçeneğe yönelmeleri öyle çok da basite alınmamalı. Çünkü Suriye'den sonraki hamle Basra Körfezi'ne yapılacak, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan doğrudan tehdit altında kalacaktır. Riyad yönetimi ve Körfez'deki müttefikleri bunun bilincindedir. Tehlikeyi uzunca zamandır Tanklar Kabe'ye dayanmadan başlıklı yazılarla gündeme getirmeye çalıştım.

Türkiye cephesi zaten açıldı
Bölgenin bugünkü durumunu okumak yetmiyor, bir sonraki aşamaya dönük gerçekçi okumalar acil önem arzediyor. Öyle ezberlenmiş barış nutukları ve girişimleriyle bir yere varılması mümkün değildir.

Hepimiz biliyoruz ki, bölge için bir dizayn vardır, bu dizayn harita çizimleriyle devam etmektedir. Suriye meselesi bir yola girdiği andaBasra Körfezi patlayacak, bir çok ülke tehdit altında kalacak, S. Arabistan'ın parçalanması gündeme gelecektir. Bugün bunları yazsak da, o gün geldiğinde şaşırmış gibi yapmaya devam edeceğiz. Çünkü biz en az yirmi yıldır şaşırmış gibi yapıyoruzOysa yirmi yıldır hep aynı yol yürünüyor, her ülke tuhaf bir basiretsizlikle sıranın kendisine gelmesini bekliyor.

Suriye meselesi tamamlandıktan sonra ilk cephe Körfez ise ikinci cephe Türkiye'dir. Artık bunu söylemeye, bu konu üzerinde fikiryürütmeye bile gerek kalmamıştır. Çünkü daha şimdiden Suriye savaşı Türkiye'ye taşınmış ya da servis edilmiştir. Cephe açılmıştır. Bu cephe aslında Gezi isyanı ile açılmıştı, ardından 17 Aralık darbe girişimiyle devam ettirildi, sonrasında yeni terör dalgasıyla fiilen çatışma haline sokuldu.

Açık konuşalım artık savaştayız
Açık konuşalım, savaştayız. Suriye meselesi, Türkiye'yi çevrelemeprojesine dönüştü. İran'la dolaylı bir çatışma halindeyiz. Kuzeyimizde Rusya ile hasımız. Şimdi uzun güney sınırımız boyunca bir koridor oluşturuluyor ve bu koridor gelecekte Türkiye'ye karşı verilecek savaşın cephesi olarak biçimlendiriliyor. Suriye bir iç mesele haline gelmiştir. Bu iç meseleyi “iç işgal girişimi” olarakCizre ve Silopi'de gördük. Şimdi İdil ve Nusaybin'de benzer bir girişim söz konusu. PKK üzerinden savaş Türkiye içlerine ilerliyor. Yarın PYD üzerinden Suriye sınırı boyunca benzer girişimler olacak ve belki yirmi yıl bu çatışmalarla yüzleşeceğiz.

Türkiye tarihinin en önemli jeopolitik hamlesi, bir küresel koalisyon üzerinden sabote edildi. Bütün bunlar Türkiye'yidurdurmaya ayarlı bir çabadır. Çok büyümüş, çok güçlenmiş, siyasi aklı olgunlaşmış, tarihi ve coğrafyayı yeniden kavramış bir Türkiye, sadece bazı Batılı ülkeler için değil, coğrafyayı dizayn eden her güç tarafından bir tehdit olarak okunmuştur. İşte bugün yürüttükleri, terörle bile ortaklık kurmaktan çekinmedikleri stratejik hamleler, Türkiye'nin bu gücünü kırmaya, nüfuz alanını daraltmayadönüktür. Bu yüzden kuşatılmakta, çevrelenmektedir.

Savaşı Halep'te durdurmak
Öyleyse bizim için yeni bir durum söz konusudur. Bu yeni durumu iyi okuyacağız. Ona göre pozisyon alacağız. Acımasız direnişimizdevam edecek. Güç daralmasını engelleyeceğiz. Asla pes etmeyecek, savaşı sınırlarımıza kadar getirenlerle sınırlarımızın çok ötesinde hesaplaşmayı bileceğiz.

Biz o savaşı Halep'te karşılamazsak, Kobani'den gelen saldırıları Cizre'de karşılamayı tercih edersek, Kamışlı'da yapılan hazırlıkları Nusaybin'de durdurmayı denersek yarın savaş Türkiye'nin yüzlerce kilometre içlerine kadar taşınacaktır.

Bu yüzden Türkiye, artık etnik kimlikle alakası bile olmayan, doğrudan bir dış müdahale argümanı haline gelen PKK/PYD tehditlerini Suriye içlerine geri püskürtmeli, o sınırın cepheye dönüşmesini engellemeli, Suriye topraklarında çok geniş bir alanı tehditlerden arındıracak formüllere yönelmelidir. Ayrıca bu formülleri sadece müttefiklerinin katılımına ayarlamayı da bırakmalıdır. Çünkü iş, o konfordan çoktan çıkmıştır.

Dünya Ortadoğu merkezli tehlikeli bir cepheleşmeye sürükleniyor. Merkez güçler, en açık hamlelerini bizim coğrafyada yürütüyor. Hepimiz kendimizi bir bölgesel savaşın içinde bulabiliriz. Hatta bu bölge merkezli bir küresel hesaplaşmaya tanık olabiliriz. Ama merkez güçler arası hesaplaşma hem Baltık hem de Pasifik bölgesinde çatlamalara, ayrışmalara yol açıyor. Belki bizim coğrafyadan çok daha büyük kapışmalar başka coğrafyalarda patlayacaktır.

Suriye değil Türkiye meselesi
Her ne olursa olsun, bizler bugünkü gelişmelere bakarak, yirmi yıl geriye bakarak, belki 20. yüzyılın başlarında yaşananları iyi okuyarak yola devam etmek, öz savunma refleksimizi olgunlaştırmak zorundayız. Bunu bugün yapamazsak, birkaç yıl sonra çok acı gelişmelerle yüzleşeceğiz. Her geçen zaman bu işin faturasını ağırlaştırmaktadır.

Buradan hareketle Türkiye'nin Suriye meselesine bakışı, Suriye merkezli olmaktan acilen çıkmalı, Türkiye merkezli hale getirilmelidir. İşin esası da budur. Suriye krizinin iki ülkeyi vurması an meselesidir; S. Arabistan ve Türkiye. Bu yüzden bu iki ülkenin agresifliği anlaşılabilir bir durumdur. Göründüğü gibi ortada birmezhep bölünmesi, bir kimlik savaşı yoktur.

Bütün coğrafyaya dönük bir harita çalışması vardır. Rusya da ABD de bu işin içindedir. İran pragmatizmi, bugün için Tahran'ın lehine gibi görünse de, etnik zaafiyeti en fazla ülke olduğu için yarın kendileri için çok tehlikeli hale gelecektir.

Saflarınızı net belirleyin
Suriye meselesi içeride siyasi cephelere göre pozisyon alınacakbir mesele değildir. İç politika malzemesi yapılacak, bir tür iç hesaplaşma için kullanılacak kadar kolay bir mesele değildir. Hükümetle hesaplaşma malzemesi yapılacak ölçüde ucuzlatılabilecek bir mesele de değildir.

Aklımızı başımıza almazsak, ölümcül tehditleri bugünden okuyamazsak, kim olursak olalım, bu gerçeklere göre sağlam bir zeminde tavır alamazsak, en fazla bir yıl sonra çok daha keskin tanımlar yapmak zorunda kalacağız.

İşte o zaman, bugün “sorumsuzluk” örneği gösterenler, kendi dar sokaklarından meseleye bakanlar, içeride hesaplaşma adına Türkiye karşıtı pozisyon alanlar, çok büyük bir ihanetin adamları olarak ortada kalacaktır. Dahası, bu kişiler o zaman açıktan karşı cephede;düşman cephede yer almaya, Türkiye düşmanı ittifakların parçası olmaya doğru savrulacaklardır. Ya da birileri tarafından o cephelere sürükleneceklerdir. Bugün muhalefet gibi görünen pozisyon alışlar o günlerin karşı cephe inşasının ön hazırlıklarıdır.

Bu oyunu bozacağız
Tekrar edelim: Türkiye içinde terörle mücadele yapmıyoruz, açıktanbir dış müdahale ile savaşıyoruz.

Cizre, Silopi, Nusaybin'de terör adı altında karşılaştığımız saldırganlık bir işgal girişimidir ve Kandil'den, Kobani'den, Kamışlı'dan, Afrin'den beslenmektedir. Cizre'de operasyon yapıp sınırın diğer tarafını başka ülke olarak gördüğümüz sürece savaş Türkiye'nin çok daha içlerine kadar servis edilecektir.

Türkiye için artık Suriye meselesi yoktur, Halep'e kadar olan bölgede bir Türkiye meselesi vardır. Ve Suriye, çokuluslu çözümler kadar hatta ondan daha öncelikli olarak Türkiye'ninbütünlüğü meselesidir. Buna doğrudan müdahil olamazsak, ikinci aşamada hem S. Arabistan hem de Türkiye vurulacaktır.

Birileri savaşı evlerimize kadar taşımaya hazırlanırken sınırın diğer taraflarına müdahil olmaktan kaçınmak, bizi çok ağır bir pişmanlığa sürükleyebilir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, biz bu oyunu bozacak güçteyiz. Bozacağız da…

http://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimkaragul/acik-konusalim-artik-savastayiz-2026873