.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

15 Ocak 2016 Cuma

RUSYA'YI KİM DURDURACAK?

Hayrettin Karaman


Yeni Şafak

Ukrayna'yı gösterip Kırım'ı ilhak etti, baştan beri zalim ve katil Esed'e silah ve diğer stratejik maddeler vererek yardım ediyordu, bunu niçin yapıyorsun diyenlere “Suriye bir devlet, terörle mücadele ediyor, bizim de onunla silah satışı ile ilgili sözleşmemiz var, onu yerine getiriyoruz” diyor, yaptığını gizlemiyordu. Sonra yine Suriye'nin talebini öne sürerek topuyla tüfeğiyle Suriye'ye girdi ve doğrudan savaşıyor, İran'la işbirliği yaparak Irak'ta da etkili oluyor, istediğini elde ediyor. Rusya ve İran Esed'e karşı olan bütün silahlı mücadele gruplarını terörist olarak kabul ediyorlar. Bu sebeple yalnız Daiş'e (o da sözde) karşı değil, bütün Suriye muhaliflerine karşı savaşıyor ve acımasızca imha hareketi uyguluyorlar.

Suriye'de Esed, hak ve hürriyet isteyerek sokağa dökülen ve asla şiddete başvurmamış bulunan muhaliflerine karşı, Türkiye'nin ısrarlı tavsiyelerine rağmen bazı reformlar ve iyileştirmeler yapmak yerine silaha ve şiddete başvurunca muhalifler de kendilerini savunmak durumunda kaldılar. Muhalifler bu kararı alırken ABD, Rusya ve İran'ın tutum ve davranışlarının ne olacağı konusunda hesap hatasına düşmüş olabilirler; ama buna da sebep başta ABD olmak üzere bazı destekçilerin verdiği ümit olabilir. Her şeye rağmen Suriye muhalefeti Esed'i devirmek üzere idi ki, Rusya doğrudan savaşa girerek onun seyrini önemli ölçüde değiştirdi. Çarşamba günü haberlerinde muhaliflerin Lazkiye'yi de Esed lehine kaybetmeleri değişen seyrin önemli bir aşamasıdır.

ABD ya Irak'ta ağzı yandığı için veya dünyanın hiçbir yerinde ılımlı veya ılımsız bir İslam devletinin kurulmasını istemediği için –başta ümit verdiği halde- Suriye muhalefetini desteklemedi. Terörle mücadele için kurduğu dostlar grubu ve koalisyon da işe yaramadı veya zaten dostlar işbaşında görsün diye yapılmıştı. Üstelik Rusya ve İran meşru Suriye muhalefetine karşı imha hareketlerini sözde Dâişle mücadele perdesiyle örttükleri için koalisyonla işbirliği yapmış oldular.

Bir de terörle mücadele için İslam Ordusu kuruldu. Otuz dört ülkenin katıldığı, on ülkenin de destek sözü verdiği bu ordunun adı var kendi yok. Esed Rusya'nın can suyu mahiyetindeki desteği ile dirilirken meşru muhalifler gittikçe yalnızlaşıyorlar, asker ve silahla destek şöyle dursun kışta kıyamette hayatlarını idame için muhtaç oldukları şeyleri bile elde edemiyorlar.

Türkiye (iktidar) çırpınıyor, Esed'e karşı muhalefetin galip gelmesini istiyor, bunun için diplomasiyi sonuna kadar kullanmaya çalışıyor, ama bunlar yetmiyor, sıra asker ve silah yardımına gelince bunu da yapamıyor.

İşte bu “yapamıyor” ifadesi mazlumun yanında olanları ta derinden yakan ve yıkan bir hakikatin ifadesidir. Keşke Müslüman ülkelerin bir birliği, bir ordusu, bir parası, zalimlerin gücünü aşan bir gücü… olsaydı da yalnızca Müslümanların değil, dünyanın neresinde bir mağdur ve mazlum varsa -Kur'an'ın dediği gibi- onların imdadına koşsaydı!

Ecdadımız söylemiş: Domuzdan post gâvurdan dost olmaz; olmadığını görüyoruz. Küfür tek millettir, nihai kertede İslam'a karşı birleşiyorlar. Siyasal İslam, islamofobi, islâmî şiddet ve yanlıları hep bahane. 1,7 milyar Müslümanın içinde terörist gruplar devede kulak bile değil, İslam'ın adı ve kitabı “barıştır”, Peygamberimiz (s.a.) şiddet değil, rahmet peygamberidir ve yaptıklarıyla da bunu ispat etmiştir. Radikal, köktenci vb. bahanelere yaslananlar islâmî demokrasiyi uygulamak üzere meşru yoldan iktidara gelenleri de istemediler ve destek verdikleri askeri darbelerle yıktılar.

Şair ne demiş:

“Sana senden gelir bir işde ancak dâd lâzımsa/ Ümîdîn kes zaferden gayriden imdâd lâzımsa”

İslam'a karşı ve İslam ülkelerinde gözü olanlar, bu temennilerimizin gerçekleşmesinde mevcut iktidarın öncü olması ihtimalinden dolayı onu indirmek ve Türkiye'yi tökezletmek için her şeyi yapıyorlar. Ama buna karşı Müslümanların da her şeye rağmen imanlarının gereği olan vazifelerine sarılmaları farz oluyor.

http://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/rusyayi-kim-durduracak-2026199

10 Ocak 2016 Pazar

LÜBNAN'DAN MADAYA'YA BİR SİLAH OLARAK AÇLIK

Merve Şebnem Oruç


Aslen Filistinli bir arkadaşımın Esad rejimine karşı duyduğu öfke yüzbinlerce Suriyelininkine eşdeğerdi. Bir iki yıl önce bir gün dayanamayıp ona bunun nedenini sorduğumda hala kulaklarımda yankılanan şu cümleleri söylemişti:

“Lübnan İç Savaşı'nı hatırlıyor musun? Ailem ve ben savaşın ilk yıllarında Lübnan'da mülteciydik. Herkes Falanjistlerin gerçekleştirdiği Sabra ve Şatila katliamını biliyor ve konuşuyor, değil mi? Ve emri veren İsraillileri... Kimse Tel el Zaatar'ı bilmiyor, kimse Cisr el-Beşa'yı konuşmuyor. Biz, o zaman Tel el Zaatar mülteci kampında kalıyorduk. Sanıyor musun ki, açlık ve susuzluğu bir silah olarak kullanan ilk Esad, Beşar'ın kendisiydi. Kampımızı aylarca kuşatma altında tutan İsrail değil, Hafız Esad idi. Arkadaşlarımızı açlıktan öldüren, yiyecek yaprak toplamaya, nehirden içecek su almaya giden kadınlarımızı vuranlar onun milisleriydi. Kamp düştüğünde binlerce Filistinli ölmüştü. Evet, babamı İsrail öldürdü, ama annemi öldüren Hafız Esad'dı.”

Tel el Zaatar, Lübnan İç Savaşı sırasında 50 binden fazla Filistinli mültecinin kaldığı bir kamptı. 1970'teki Kara Eylül yenilgisinin ardından Ürdün'den çekilen ve Lübnan'a gelen Filistinlilerin yerleştiği kamplardan biriydi. 70'li-80'li yıllarda İsrail'in sıkça saldırı düzenlediği ve 'Fatahland'-'Fetih toprakları' adıyla anılan Güney Lübnan'da yer alıyordu. Lübnan İç Savaşı'nın ilk yarısında Suriye Falanjistleri destekliyordu. Cisr el Beşa, Katib, Debaye bölgelerinin yanı sıra Tel el Zaatar da 1976'da yoğun çatışmalara sahne oluyordu. Bazı kaynaklar, uzun süren iç savaşın en zorlu çatışmalarının burada yaşandığını söylemekte.

Tel el Zaatar'daki Filistinli Mülteci Kampı aynı yıl Hafız Esad'ın desteklediği Sedr Gardiyanları ve Kaplan Milisleri adlı Lübnanlı nasyonalist gruplar tarafından kuşatma altına alınmıştı. Kamp üç ay kadar kuşatmadan kurtulamadı. Suriye rejimi tarafından burada yapılan barbarlık ve işlenen vahşeti anlatan birkaç kitapta, mültecilerin makineli silahlarla nasıl tarandığı, keskin nişancılar tarafından nasıl avlandığı, satır ve palalarla nasıl kesildiği, işkence edildiği, kadınların nasıl tecavüze uğradığı dehşet verici bir şekilde anlatılır. Karantina Katliamı olarak da anılan bu katliam, kendini o gün 'arabulucu' olarak tanıtan, bugünse 'anti-emperyalist' ve 'Filistin'in sadık dostu' olarak lanse edilen Baas rejimi tarafından gerçekleştirilmişti. FKÖ'yü kontrol edebilmenin yolunu zulüm ve işkencede arayan Suriye rejimi, Tel el Zaatar'ı düşürmek için silah gönderirken, çok tanıdık bir şekilde, amacının kampı korumak olduğunu iddia ediyordu. Kamptakiler, Hafız Esad'ın elleriyle açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa ve elektriksizliğe terk edilmişti.

Hafız Esad'ın oğlu Beşar Esad'ın Şam'ın 8-10 km ilerisindeki Yermük'teki Filistinli Mülteci Kampı'nı kuşatma altına aldığı ve binlerce Filistinli'nin açlıkla mücadele ediyor olduğu günlerde duyduğum yukarıdaki o cümleler hafızamdan asla silinmedi. Kayıtlı 110 binden fazla mültecinin yaşadığı Yermük'te bugün nüfusun 20 binin altına düştüğü söyleniyor. Çeşitli öldürme taktiklerinin yanı sıra, açlığı sıkça kullanmayı ihmal etmeyen Esad rejimi ise, Yermük'te yaptığını bugün başka yerlerde yapmaya devam ediyor.

Suriye'nin çeşitli bölgelerinde savaşın başından beri, rejime boyun eğmeyenleri açlığa mahkum etmek suretiyle terbiye etmeyi amaçlayan rejim ve Hizbullah milislerinin kuşatma altında tuttuğu yerlerden biri de Madaya. Şam'ın 20 km kadar ötesinde bulunan bu kasaba, Temmuz ayından beri bu vaziyette ve içeride açlık sonucu ölenlerin sayısı giderek artıyor. Uluslararası medyaya yeni yeni yansıyan Madaya'dan gelen korkunç görüntüler, kendine 'insan' diyeni utandıracak kadar korkunç. 'İnsan düşmanına bile bunu yapamaz,' dersiniz, oysa Esad rejimi bunu kendi halkına yapıyor. Birleşmiş Milletler'in tek yaptığıysa, rejimle konuşup içeriye gıda, içecek ve ilaç girmesine izin vermelerini rica etmek. Zira biliyorsunuz, Rusya ve İran Suriye'de rejimin davetiyle çoluk çocuk demeden sivil öldürüp öldürdüklerini 'terörist' ilan ederken, Batı bu konuda 'tarafsız' olmaya karar vermiş durumda.

Dünyayı yönetenlerin nasıl vicdansız olduğunu biliyoruz, ancak dün rejimin, askerlerin, milislerin de ötesinde sıradan insanın da nasıl gaddarlaşabildiğini görme şansına eriştik. Facebook ve Twitter'da 'Madaya kuşatmasıyla dayanışma' etiketiyle başlayan sosyal medya kampanyasında, yemeğin silah olarak kullanıldığı ve insanların açlıkla yavaş yavaş öldürüldüğü Madaya'yla dalga geçen yüzlerce kişi, iskelet fotoğrafları, yemek resimleri ya da karikatürler paylaşarak alay ediyor ve aslında alenen, işlenen insanlığa karşı suça iştirak ediyordu. Bir kısmı, buna Türkiye'deki Esad destekçileri de dahil, 'böyle bir şey yok' diyerek kuşatmayı yalanlarken, bir kısmı da rejime teslim olmadıkları için açlık içinde ölenlerin bunu hak ettiklerini söyleyebiliyordu.

Mezhep fitnesinin kardeşi kardeşe düşürmek için çıkarıldığı sıkça dile getiriliyor, ki bu kesinlikle doğru. Ancak bölgedeki güç mücadelesiyle doğrudan hiçbir ilgisi olmayan sokaktaki insanın böylesi vicdansızlaşabilmesi de bizi üzerinde düşündürmesi gereken bir konu olmalı. Aklımızı kullanarak düşünüp Allah'ın varlığına inanıp iman etmemizi emreden bir dinin mensuplarının sınav günü verecekleri cevap 'Beni manipüle ettiler. Beni kandırdılar. Beni mezhep fitnesinin içine çektiler' mi olacak? Peki onlara hiç mi 'Akledemediniz mi?' denmeyecek? Hiç mi bu vicdansızlığın, bu gaddarlığın hesabı sorulmayacak?

http://www.yenisafak.com/yazarlar/mervesebnemoruc/lubnandan-madayaya-bir-silah-olarak-aclik-2025118

THE ECONOMİST DERGİSİNİN KAPAĞI

 The Economist dergisinin 2016 yılı kapağı:



http://www.haberegider.com/blog/wp-content/uploads/V%C4%B0DEO-%C3%96teki-G%C3%BCndemde-Gizli-%C3%96rg%C3%BCtlerin-Sembolleri-ve-The-Economist-Dergisinin-2016-Kapa%C4%9F%C4%B1-Yorumland%C4%B1-cover-2.jpg

The Economist Dergisinin 2015 yılı kapağı ile kıyaslayalım.

The Economist Dergisi'nin Gizli Mesajlar İçeren 2015'te Olacaklar Kapağı

Yorumcular sadece 2016 yılı kapağına takılmasınlar. Derginin 2015 kapağına bakıldığında aşağı yukarı aynı kişilerin mevcut olduğu görülmekte... Erdoğan yok diye üzülmeye gerek yok. Zira derginin sahibinin Rothschildler olduğu belirtilmiş. Erdoğan'ı istedikleri gibi eğip bükemedikleri için görmezden geliyorlar.  Geçen yılın yorumlarında nükleer savaş varsayımları falan vardı. Öyle bir şey olmadı. İnşallah olmaz.

6 Ocak 2016 Çarşamba

TANKLAR KABE'YE DAYANMADAN, MEKKE SAVAŞI BAŞLAMADAN...

“Müslümanlar kendi içinde savaşacak” sözü, “Savaş İslam'ın kalbine yerleşecek” sözü, “İslam iç savaşı” söylemi nasıl da adım adım gerçekleştiriliyor.

Coğrafyamıza yönelen paylaşım şehir şehir, bölge bölge, ülke ülke yayılırken, bu coğrafyanın ülkeleri, yönetimleri, kendi doğrularına, ülkelerinin çıkarlarına göre hareket ettiklerini sanarak aslında bu büyük paylaşımın önünü açtıklarının farkında bile değiller. Dışarıdan gelen istila dalgaları bölgenin zaafları üzerinden gerekçeler üretirken, bu coğrafyadaki ülkelerin ihtirasları, yayılma hayalleri kimlik savaşları üzerinden gerekçe üretiyor.

Geçmişe ve bugüne takılıp kalmak yerine, bir adım sonrasını, bir yıl sonrasını, on yıl sonrasını öngöremiyorsak, hepimiz bu çatışmaların, cepheleşmenin kurbanları olacağız.

Mekke Savaşı hazırlıkları var

İki yıl içinde Basra Körfezi karıştığında, hemen ardından Suudi Arabistan savaşla yüzleştiğinde, Türkiye hem Doğu'dan hem de Batı'dan gelen tazyiklerle sarsıldığında aynı şaşkınlığı yaşayacağız. Müslüman coğrafyanın en büyük zaafı siyasi öngörüsüzlüğü, basiretsizliğidir. Bazı ülkelerin en büyük ihaneti, coğrafyamıza yönelen yüzyıllık istila hesaplarının arkasına gizlenip, bu çirkinlikten pay kapma ahlaksızlığıdır.

Coğrafyanın başına ne gelmişse ülkelerin yönetimleri yüzünden gelmiştir. Bu uğursuz ayrışma, çözülme ve çatışma rüzgarlarını tersine çeviremediğimiz müddetçe her birkaç yıl içinde bir ülke daha parçalanacaktır. Suriye bu yüzden küresel bir savaştır. Aslarejim-muhalefet savaşı değildir. Sadece bölgesel bir savaş da değildir. Bölgesel olsaydı sadece bölge ülkelerinin müdahalesiyle sınırlı olurdu, Rusya bütün askeri gücü ile burada yer almazdı.

Suriye savaşı bittiği anda, o uğursuz dalgalar Basra Körfezi'ne yönelecek, Körfez ülkeleri çok ciddi bir İran tehdidiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Savaşın Körfez'e yerleşmesi ise İran-S. Arabistan savaşı demektir. Tahran'ın nihai hesaplaşmasının Riyad yönetimiyle olacağına, belki İran tanklarının Kabe kapılarına dayanacağına inanıyorum. İşte size İslam iç savaşı dedikleri büyük felaket!

Şii Hilali değil, Fars yayılma haritası..

Her ne kadar Batı müdahalesi, ABD işgalleri olsa da coğrafyadaki savaşların asıl sebebinin Arap-Fars savaşı olduğuna inanıyorum. 1991 Körfez Savaşı'ndan başlayın, 2003 Irak işgaline ve bugünkü Suriye savaşına kadar hepsi Arap-Fars savaşıdır. Irak'ın işgali, ülkenin İran'a teslim edilmesiyle sonuçlanmıştır. Suriye'de Rus-İran işgali başarılı olursa Akdeniz'e kadar bütün bölge Tahran'ın denetimine geçecektir.

Dikkat edin; Arap-Fars sınırı önceleri İran-Irak sınırıydı. Ardından Irak-Suriye sınırına geriledi. Suriye işgali başarılı olursa Arap dünyası Akdeniz'e kadar geriletilecektir. Bütün bunlar İran'ın yayılma alanını da genişletiyor olacaktır. Ardından Lübnan tam anlamıyla İran denetimine girecektir.

Kuveyt'ten Katar'a kadar çok ciddi bir İran baskısı hissedeceğiz. Bu, bir süre sonra bu ülkelerin istikrarsızlaşmasıyla sonuçlanacaktır. Tahran'ın kontrolündeki Bağdat, belki ikinci kez ama bu sefer İran adına Kuveyt'e yönelecektir.

1979 İran devrimi ömrünü tamamlamış, yerine Fars yayılmacılığı ikame edilmiştir. Bütün bu savaşlar, Tahran'ın nüfuz alanını genişleten gelişmeler hep Fars yayılmacılığının uzantısıdır.Şiiliği bir kimlik olarak bu yayılma haritasının siyasi söylemi olarak kullanan Tahran yönetiminin bütün hesapları jeopolitiktir. Pakistan'dan Lübnan'a, Yemen'e kadar yayılan İran etkisi, bir Şii yayılmasından çok bir Fars yayılmasıdır.

Tahran'ın Türkiye'nin güneyinde ne işi var?

İran'ın Rusya ve Çin ile geliştirdiği ortaklıklar, son olarak Moskova'yı Suriye'ye yerleştirip onu bütün Müslüman dünyanın karşısına dikip kendisi için bir kalkana dönüştürmesi, Suriye halkını Rusya'nın eliyle dövmesi akıllıca bir stratejidir.

Yine İran'ın PKK ve PYD'ye Rusya üzerinden destek verip kendini gizlemeye çalışması da oldukça zekice görünmektedir. Türkiye'yi Suriye'den uzak tutmak için iki strateji izlenmektedir: PYD üzerinden Kuzey Suriye Koridoru ve PKK üzerinden Türkiye içindeki şehir işgalleri. Bunların ikisinde de İran bir şekilde yer almaktadır. Kuzey Suriye'deki İran varlığı, Yemen'deki İran varlığına benziyor. Oradaki Zeydiler üzerinden Kızıldeniz'e açılmaya çalışan, S. Arabistan'ın güneyine yerleşmeye çalışan, bu yüzden de savaşa neden olan Tahran, Suriye üzerinden de Akdeniz'e ulaşmaya çalışmaktadır.

Tahran'ın S. Arabistan'ın hemen dibinde ne işi olabilir? Tahran Türkiye'nin güneyine, sınırın sıfır noktasına neden yerleşmeye çalışır?
 Kendini Rusya'nın arkasına gizleyip güneyden Türkiye'yi neden vurur? Yine Tahran, yörüngesine girmeyen Mesut Barzani'yi neden hedef alır? Neden Türkiye'ye yakın duran herkes İran'ın hedefi haline gelir? Karadeniz-Doğu Anadolu hattında PKK'yı ve diğer örgütleri kim harekete geçirir?

Mesele idamlar değil, büyük savaşa hazırlık

Mesele idam kararları değildir. S. Arabistan da İran da her yıl çok sayıda insanı idam etmektedir. Tahran Sünni kökenlileri idam ederken kimlik hesabı yapılmaz ama Riyad Şii din adamını idam edince neden kimlik meselesi olarak görülür? Riyad'ın idam ettiği 47 kişiden 45'i Sünni kökenlidir ve ona niye bir şey söylenmez? Çünkü İran, S. Arabistan'ın Doğu bölgesindeki, petrol zengini alanlardaki Şiileri harekete geçirip Riyad'ı istikrarsızlaştırmak istemektedir.

İran ve Rusya'nın Kuzey Suriye'ye yönelik saldırıları, Türkiye'ye felç etmeye dönüktür. Ankara'nın Arap/İslam dünyasıyla bütün bağlantıları kesmeye, daha sonra başlayacak Basra Körfezi savaşlarında Türkiye'yi hareketsiz bırakmaya dönüktür. Bu, Türkiye'yi boğmaya dönük bir çabadır. Hemen ardından PKK/PYD üzerinden hem güneyden hem doğudan çok daha kapsamlı saldırılar gelecektir. Arkasında yine aynı ülkeler olacaktır.

Yeni Pers imparatorluğu

Rusya, kendi heveslerini Tahran'ın Fars yayılma hırsıyla birleştirip Müslüman dünyanın ezici çoğunluğunu kaybetti. İran, son birkaç yılda Müslüman ülkelerdeki sempatisini neredeyse yok etti. Dahası, aşırı silahlanmanın, Batı ile ilişkileri yumuşatmanın verdiği rahatlıkla bir tür emperyal güç, tehdit haline geldi. Her ne kadar Şiileri bir nüfuz gücü gibi kullansa da bir süre sonra Tahran'ın asıl derdinin Şiiler olmadığı, yeni bir Pers imparatorluğu macerası olduğu anlaşılacaktır.

Ve bu durum, Azeriler gibi, İran'daki Kürtleri, Arapları, Türkmenleri de rahatsız edecektir. Bölgede her ülkenin içişlerine bir şekilde karışan İran'ın etnik zaaflarının birçok ülkeden daha kırılgan olduğu bilinmektedir.

İran bu bölgelerden çekilmeli

Açık söyleyeyim; İran-Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler çok daha kötüye gidecek. S. Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik tehdit arttıkça ÜrdünMısır ve Kuzey Afrika ülkeleri de İran karşıtı bir tavır alacaktır.

İran; Yemen'den çekilmezse, Suriye'den çekilmezse, Türkiye'nin güney sınırlarından çekilmezse, Basra Körfezi'ni tehdit etmekten vazgeçmezse, bu savaş önlenemez hale gelecektir.

Türkiye; Şii-Sünni savaşı adıyla servis edilen bu bölgesel savaşın kapılarını kapatacak güçte tek ülkedir. Kimlikler üzerinden başlatılacak bir savaşı önlemek için azami çaba göstermelidir. Ama Türkiye, Suriye ve güney ilçelerimizdeki “iç işgal”in arkasındaki güçlerin kimler olduğunu da asla unutmamalıdır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan..

Son bir yıldır, hep bu büyük kapışmanın alt yapısının hazırlandığına dair endişelerimi paylaştım. Adım adım bir felaketin geldiğini görüyoruz çünkü. Acil bir müdahale yapılamazsa, S. Arabistan ve Körfez ülkelerinin de Suriyeleşeceğini, bütün kutsalların ayaklar altına alınacağını, Türkiye'nin de bu büyük felaketten ağır yaralar alacağını düşünüyorum.

Evet, yüz yıl sonra bölgenin haritası yeniden çiziliyor. Bu haritaya müdahil olamazsak Anadolu'nun haritası da yeniden çizilecektir. Ve bu harita, bizim basiretsizliklerimiz üzerinden çiziliyor.

Bugün idamlar üzerinden izlediğimiz gerilim, Suriye üzerinden izlediğimiz sıcak savaş, yarın bütün bölgenin iki cepheye bölünmesiyle, İran-S. Arabistan savaşıyla devam edecektir. Tahran hem Körfez ülkelerini hem de S. Arabistan'a bir şekilde vuracaktır. İşte o zaman bütün ülkeler bu savaşın içinde olacaktır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan yapacağımız çok şey var. Yeter ki, işin vahametini kavrayalım…

MEHDİ ZUHUR EDECEK HZ. İSA NÜZUL EDECEK

Mehmed Şevket Eygi
05 Ocak 2016 Salı
Milli Gazete

ŞU iki konuda hiç şüphem ve tereddüdüm yoktur. Birincisi: Ahir zamanda Mehdi hazretleri zuhur edecektir… İkincisi: Ahir zamanda İsa Aleyhisselam nüzul edecektir (yeryüzüne inecektir).
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu konuda sahih hadîsleri bulunmaktadır. İsa aleyhisselam’ın nüzulü ile ilgili hadisler mânevi tevatür derecesindedir, bu konuda icma vardır. Bu icmaı inkâr edenler küfre kadar düşebilir.
Efendimiz “Muhbir-i Sadıktır”, söylediği, haber verdiği her şey doğrudur.
Çok büyük imamlar, allâmeler, ulema, fukaha, mürşitler, mücedditler, ehlullah Mehdi’nin zuhurunu, İsa aleyhisselamın nüzulünü tasdik etmişlerdir. Onları bırakıp da birtakım sapıkların, bid’atçilerin, inkârcıların hezeyanlarına kulak verecek değilim.
Mehdi’nin zuhuru, Hazreti İsa’nın nüzulü konusundaki ayrıntılarda sarahat yoktur. Kesin bir tarih verilmemiştir. Keşif sahiplerinin söylediklerinin bazısı tahakkuk etmemiştir. Zuhur ve nüzul edeceklerdir de, hangi tarihte bilinmemektedir. Tarihi ve teferruatı bilinmiyor diye inkâr etmek hiçbir akıllı Müslümana yakışmaz.
Mutezile fırkası mensupları kabul etmiyormuş… Onların inkârı ve tekzibi sadece bu iki konuya münhasır değildir. Onlar Allah’ın sıfatlarını inkâr ederler… Kelam-ı Kadîm olan Kur’an’ın mahlûk olduğu bozuk inancına sahiptirler… Kabir ahvalini inkâr ederler… Zamanımızdaki birtakım sinsi, taqiyyeci, kitman yapan mutezile ilahiyatçıları bu konuda bana rehber olamaz.
Mehdi ve İsa aleyhisselam konusunda, İslam dışı bir sekt olan Fazlurrahmancılara da kulak asmam.
Kemaî veya Kemalist ilahiyatçılar da dinlenilmez.
Sevgili Ehl-i Sünnet Müslümanı kardeşim:
Kesin olarak bil ki Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam inecektir. Bu ikisinde hiç şek ve şüphe etme. Mubir-i Sâdık haber vermiştir.
Yine bil ki âhir zamanda yaşıyoruz, küçük alametlerin hepsi, büyük alametlerin bir kısmı gerçekleşmiştir… Yeryüzü korkunç azgınlıklarla, fitne ve fesatlarla, nifak ve şikaklarla, fısk ve fücurlarla, isyan ve tuğyanlarla dolmuştur.
Deccallar, kezzaplar, Nemrutlar, Firavunlar, Süfyanlar insanlığı saptırmak için faaliyet gösteriyor. En son âhir zaman Deccalı da zuhur edecektir.
Ortadoğu’da büyük savaşlar olacaktır. Yer yerinden oynayacaktır. Maalesef işgal ve istila olacaktır. Beni Asfar Kostantiniye’yi ve Rum ülkesini alacaktır. Sonunda çekilecektir. Müslümanlar İstanbul’u ikinci defa feth edecektir. Bugünkü Rusya çok küçülecektir. Avrupa savaş yüzünden harabeye dönecektir.
İsa aleyhisselam nuzül edince Yahudiler ve Hristiyanlar Müslüman olacaktır.
Mehdi hazretlerinin altın çağında Avrupa‘da İslam ülkeleri ve halkları bulunacaktır.
Kesin konuşamam ama İsrail’in varlığı sanırım 2022’de son bulacaktır.
Üçüncü Dünya savaşında milyarlarca insanın ölmesinde korkulur.
Kimisi mütevatir sahih hadislerde bildirilen âhir zaman alametleri hızlı bir tempo ile peyderpey vuku bulacaktır.
Müşrikler, kâfirler, münafıklar, tağut ve deccal taraftarları bunları inkar ediyor.
Aziz kardeşim sen sakın inkârcılara inanma, kanma. Resulullah Efendimiz (Salat ve Selam olsun ona) ne haber vermişse doğrudur. O, hevasından konuşmaz. O’nun sahih hadisleri, vahy-i gayr-i metluvdur.
Ahir zamanda yaşıyoruz uyanık olalım, hazırlıklı olalım, tedbir alalım ve her hâlükârda inkarcılardan olmayalım.
Mehdi zuhur edecek diye yan gelip yatmamız, vazifelerimizi terk ve tatil etmemiz büyük bir hatâ olur. Resulullah bize şunu tavsiye ediyor: “Yarın Kıyamet’in kopacağını bilsen, bugün elindeki hurma fidanını toprağa dik.”
Bir imtihan dünyasında yaşıyoruz, ölünceye kadar vazifelerimizi canla başla yapmalıyız.
Bazı kurnaz cahiller ve saflar, yan gelip yatacaklarını, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayacaklarını, iki türlü cihadı terk ve tâtil edeceklerini; bu esnada Mehdi’nin çıkacağını ve her şeyin güllük gülistanlık olacağını ve kendilerinin de her türlü zevk ü sefa içinde pâyidar olacağını sanıyor. Zehî gaflet!
Tarihte benzeri görülmemiş âhir zaman felaketlerinde dünya hercümerç olacak, nice memalik ve büldan yangın yerine dönecek, büyük nüfus kıyımı olacaktır.
Sağ kalanlar, bundan sonra Altın Çağ’da yaşayacaktır.
Bu Altın Çağ Müslümanların Altın Çağı olacaktır.
Halkın yüzde yüzü namaz kılacaktır.
Şeriat-i Garra-i Ahmediyyenin ahkamı hükümferma olacaktır.
Henüz yaşıyorlarsa müşrikler, küffar, zalimler, münafıklar gizlenecek delik arayacaktır.
Bu Altın Çağ’dan sonra dünya yine bozulacak, en sonunda Kıyamet kopacaktır.
Her şeyin en doğrusunu Allahü Teala bilir…
05.01.2016

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Mehdi_zuhur_edecek_Hz_Isa_nuzul_edecek/27723#.Vo1U1BWLTIU