.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

15 Aralık 2016 Perşembe

HÜSEYNİ KIYAMDAN YEZİDİ KIYIMA İRAN


Bekir TANK / Timetürk

Bazı şahsiyetler isimlerinin ötesine geçerek sembolleşirler. İyilikte olduğu gibi, kötülükte de sembolleşen isimler az değildir. Her biri de kendi haleflerine örnek olur.
Kabil ile Habil, Musa ile Firavun, Nemrut ile İbrahim, Muhammed ile Ebu Cehil ve Hüseyin ile Yezid aynı zamanda birer semboldür. Kimisi iyinin ve iyiliğin ve kimisi de kötünün ve kötülüğün zirve halidir.
Şiirlerde, kitaplarda, hikâyelerde, filmlerde ve meydanlarda bu isimler olur ve söylem ve eylemler onların örnekliğinde gerçekleştirilir.
Muhabbet ile nefretin ve dostluk ile düşmanlığın şekillenmesinde de bu sembollerin doğrudan bir etkisi ve yol göstericiliği var.
Bizden büyük olanlar ile bizim yaştakiler İran İslam Devrimi'nin nasıl gerçekleştirildiğini ve hangi sembol şahsiyetlerin örnek alındığını bilirler.
İran halkı İmam Humeyni önderliğinde İslam Devrimi'ni gerçekleştirdiğinde lise öğrencisi idik. Çoğumuz Kur'an'ın unutulan ve unutturulan istikbar, müstekbir, müstazaf ve kıyam gibi birçok kavramı bu devrim sayesinde öğrendik. Hakeza Hz. Hüseyin'in kutsal kıyamı ile Yezid'in melun kıyımı da yeniden gündemimize giren karşıt duruşlardı.
O zamanlar İran İslam Cumhuriyeti kendisini dünya müstazaflarının sesi, savunucusu ve koruyucusu olarak tanımlıyordu. Dillendirdiği evrensel mesajlardan dolayı genelde dünya ezilenlerinin ve özelde de dünya Müslümanlarının umudu oluyordu.
İran elbette Şia idi. Fakat söylem ve eylemlerinde mezhebi değil, genelde İslam'ın evrensel dilini kullanıyordu. Yeryüzünü fesada boğanların gazaba gelerek Irak'ı İran'a saldırtmaları, ekonomik ambargolar uygulamaları ve diğer yaptırımlar da bundan dolayı idi.
Emperyalistlerin İran'a yönelik bu topyekûn saldırılarını görenler doğal olarak İran'ın kimi yanlış politikalarını ve kimi zulümlere sessiz kalmasını veya zalimlerin yanında yer almasını güç yetiremeyişine yorardık.
Örneğin, Hafız Esed'in Şubat 1982'de Hama'da gerçekleştirdiği katliama karşı sessiz kalmasını, daha doğru bir ifade ile bu katliamı tasvip etmesini güç yetiremeyişine bağlıyorduk. Çünkü dünya istikbarına karşı direniyorlardı ve buna Hüseyni kıyam diyorlardı.
Öte yandan bir de Lübnan'daki Hizbullah'ın işgalci İsrail'e karşı verdiği mücadele. Özellikle 2006 Lübnan Savaşı esnasında mağrur İsrail'i mağlup etmesi. Başta İslam Ümmeti olmak üzere bütün dünya mazlumlarının ve ezilenlerinin takdir ve dualarını kazanmıştı.
Ve Halep… Yani tuğla üstünde tuğla kalmamışçasına yakılıp yıkılan, yüz binlercesi tehcir edilen ve on binlercesi şehit edilen Halep! Kızlarına kadınlarına tecavüz edilen Halep! Enkazların altında ve yıkıntıların içinde ölümle burun buruna son nefeslerini verenlerin “bize yardım edecek kimse yok mu?” diye çığlık atarken, bu çığlıklarına kurşunlarla ve tecavüzlerle cevap verildiği Halep!
Bu vahşetleri sadece katil baba Hafız Esed'in katil oğlu Beşar Esed ve Rusya işlemiyor. Onlardan daha çok dün İran İslam Devrimi'ni gerçekleştirenlerin ve Lübnan'da İsrail'e geçit vermeyenlerin çocukları gerçekleştiriyor.
Başlarına sardıkları bantlara ve ellerinde taşıdıkları bayraklara bakanlar onları emperyalistlere, onların uşakları olan Saddam'lara ve kurulduğu günden beri Müslümanlara kan kusturan İsrail'e karşı savaştıklarını sanır. Oysa evlerini başlarına yıktıkları, göçürttükleri, öldürdükleri ve dahi tecavüz ettikleri insanlar zalim Esed'e teslim olmayan Halep'in mazlum ve müstazaf halkıdır.
Hz. Ali şöyle der: “Kimin söylediğine değil, ne söylediğine bakınız.” Yani bir sözü kimin söylediği veya bir fiili kimin işlediği önemli değil. Önemli olan, söylenen söz ve yapılan iştir. Kişiyi iyi veya kötü yapan onun adı, sanı, konumu ve gücü değil, söz ve eylemlerinin iyi veya kötü olmasıdır.
Hüseyin'i Hüseyin yapan onun Ali'nin oğlu olması değil, duruşudur. Hakeza Yezid'i Yezid yapan da onun Muaviye'nin oğlu olmasından çok, Hüseyin'e ve yoldaşlarına yaptıklarıdır.
Halep'teki vahşetlerin altında Esed, Rusya ve diğer güçlerden çok İran İslam Cumhuriyeti'nin, Lübnan Hizbullah'ının ve dahi Haşdi Şabi'nin imzalarının olması Hüseyni kıyamdan Yezidi kıyıma dönüşün utanç verici bir örneğidir.
İşte bizler de içimiz kan ağlayarak soruyoruz: Halep'te Hüseyin ve Zeynep kimdir ve Yezid kimdir?
Halep'te Habil kim ve Kabil kim? Halep'te Musa kim ve Firavun kim? Halep'te Muhammed kim ve Ebucehil kim? Masum kardeşinin kanını döken biri Habil olabilir mi? İnsanı kendisine kul eden biri Musa olabilir mi?
Çocuk, genç, yaşlı, kadın, suçlu ve suçsuz olup olmadığına bakmaksızın öldüren, tecavüz eden ve göç ettiren biri Hüseyin olabilir mi?
Duamız, dileğimiz, temennimiz ve çabalarımız İran'ın ve Hizbullah'ın kendi yaptıklarını gözden geçirmeleri ve bu yaptıklarıyla Hüseyin mi, yoksa Yezid mi olduklarını sorgulamalarıdır.
Adı Haşdi Şabi olsun, DAEŞ, FETÖ veya başka bir şey olsun, ister fiillerini Şiilik veya Sünnilik adına yaptığını söylesin veya ister Yahudilik, Hristiyanlık veya Müslümanlık adına yapsın, her kim zulmediyorsa, zalimdir. Ve her kim zulme rıza gösteriyorsa, o da zalimdir.
Kendilerine “Hüseyin” ve yaptıklarına “Hüseyni kıyam” diyenlerin birer Yezid kesilmeleri ve tıpkı Yezid'in Kerbela'da yaptığı gibi Halep'te kıyım yapmaları ne kadar zelilce ve utanç verici!  
Tarihimize baktığımızda, bu ve benzer vahşetlerin maalesef yeni olmadığını görürüz. Bu vahşetlerin tekrarlanmaması ve yapılmakta olan zulümlerin bir an önce bitmesi bizim inancımızı ne kadar yaşadığımızla orantılıdır.
İslam ümmeti olarak içine düştüğümüz zilletin nedenlerini sorgulamalı ve yeniden iman etmeliyiz. “Ey müminler, iman ediniz!” emri ilahisi de buna işaret etmiyor mu?
Kendi mezhebini, meşrebini veya partisini dinine önceleyenlerinin az olmadığı ümmetin Allah'ın bahşettiği izzete yeniden sahip olması da ancak yeniden iman etmesiyle mümkündür!
Böylece neyin hak ve neyin batıl, kimin Hüseyin ve kimin Yezid olduğunu da bilmekte ve tanımakta zorlanmayız!

http://www.timeturk.com/huseyni-kiyamdan-yezidi-kiyima-iran/yazar-406289

24 yorum:

  1. Rusya Suriye'ye girdiğine pişman ve nasıl çıkacağını bilmiyor ve şimdilik savaştan başka çare görmüyor. Batı baskı yaptıkça Rusya daha da agresif davranacak. Batı dünya sistemini değiştirmek istiyor dolayısıyla gelecek yıl dünyayı pek iyi şeyler beklemiyor. Düşen petrol ve doğalgaz fiyatlarıyla Rusya'nın silah satmaktan başka çaresi yok. Zaten büyük silah üreticileri ve finans devleri daha da büyük servet kazanabilmek için çıkardığı savaşlar gelecek sene başka ülkelere de uğrayacak gibi gözüküyor. Küçük devletler ne kadar direnirlerse dirensin durum değişmeyecek. Çünkü ikinci dünya savaşından sonra kurulan Yeni Dünya Düzeni şu an zamana göre güncelleme yapıyor. Güncelleme yüzü dolduruncaya kadar sistemde ister istemez şu an yaşadığımız sorunlar yaşanacak.

    Oynanan oyunlar güncelleme tamamlandıktan sonraki oyuncularını belirliyor. Büyük kapışma olmadan sonuçlanacak gibi gözükmüyor. Herkes daha çok yer ve daha çok pixel istiyor. Belki Batı ve Rusya fiili savaşa bile girebilir, tabi ki bu dünya için en kötü senaryo gibi sonuçlanır. Bu arada İslam dünyası kendilerine ait yeni bir İOS sitemi üretmezse yeni güncellemeden sonra yine kazananın kölesi olarak kalmaya devam edecektir…

    Gizlidosya Facebook sayfası

    YanıtlaSil
  2. haleplileri küffar olarak görüyorlar.........https://www.youtube.com/watch?v=mvayAmBmkwY

    YanıtlaSil
  3. Zeval Bulasın İran...

    http://www.yenisafak.com/yazarlar/ismailkilicarslan/zeval-bulasin-iran-2034912

    Yeni Şafak Gazetesinde yazar İsmail KILIÇASLAN'ın yazısı...

    Evet İran zeval bulacak... Yakın bir zaman içinde İran Abdullah Dağistani'nin haber verdiği gibi Hürmüz Boğazına saldıracak. Çıkacak savaş sonunda Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünüp zeval bulacak...
    Halep'te ve Irakta yaptıkları katliamların hesabı sorulacak...

    YanıtlaSil
  4. Dikkat ederseniz İslam dünyasında kan gövdeyi götürürken kimse İsrail'den tek kelime söz etmiyor. Sadece biz müslümanlar birbirimizi boğazlıyoruz. Yahudiyi bu işten uzak gibi görüyoruz... Yeni yöntem gayet temiz...

    YanıtlaSil
  5. “İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami: Halep'teki zafer Bahreyn'i de özgürleştirecek ve İran'ın genişlemesi Yemen, Musul ve Bahreyn'e uzanacak”.

    http://www.yenisafak.com/yazarlar/nedretersanel/iran-mujdeciligi-ve-halepi-ozgurlestiren-isa-2034916

    YanıtlaSil
  6. MİT Rus ordusu ile direkt görüşüyor...

    http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/batuhan-yasar/594624.aspx

    Birileri buradan mezhep savaşları çıkarmayı dahi hayal etmiş olsa da oyuna gelmedi.
    Güvenilir kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre Doğu Halep’te 1.100 kadar muhalif bulunuyor.
    Halep’teki muhalifler birkaç gruptan oluşuyor.
    Türkiye hepsi ile konuştu.
    Tamamına yakını Özgür Suriye Ordusuna katılmak istedi.
    Ankara şu an kurtarma operasyonunun başarı ile tamamlanmasına odaklanmış durumda.
    Türkiye ile birlikte hareket etmeyen muhalif gruplar, geçen süreçte Türkiye’nin ağırlığını, etkinliğini gördüler.
    Kendi başlarına hareket ettiklerinde nasıl hedef olduklarını çok iyi anladılar.
    Diğer ülkelerin yaptığı gibi Türkiye’nin sahada birlikte çalıştığı insanları satmadığını hatta onları nasıl koruduğunu da öğrendiler.
    ........

    Halep operasyonunda, yani şu son süreçte Türkiye ve Rusya karşılıklı güven içerisinde hareket etti.
    Çok yakın iş birliği içinde çalıştı.
    Hatta tahliye sırasında sivilleri bombalayan Suriye rejim güçlerini ve İran’ın güdümünde hareket eden Şiileri bombalamakla, vurmakla tehdit etti.
    Sahada yaşananları gizlemek mümkün değil.
    Türkiye çok iyi bir iletişim ağı kurmuş.. Uçan kuştan haberi oluyor.
    Millî İstihbarat Teşkilatının son Halep kurtarma operasyonunda karşısında Rus ordusu ve İstihbaratı vardı.
    MİT her şeyi, tüm detayları Rus ordusu ile organize etti.
    Ankara-Moskova hattında oluşan karşılıklı güven ve ortak sorumluluk duygusu içindeki hareket biçiminin bölgedeki diğer oyun kurucuları rahatsız ettiğini söyleyebiliriz.
    Suriye’de atılacak diğer adımlar da çoktan konuşulmaya başladı bile.

    YanıtlaSil
  7. İran; nereden nereye!...
    http://www.takvim.com.tr/yazarlar/ekrem-kiziltas/2016/12/17/iran-nereden-nereye

    YanıtlaSil
  8. Hamaney: Ehl-i Sünnet'e hakaret etmek İngiliz Şiiliği'dir

    İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, 'Ehl-i Sünnet'in mukaddesatına hakaret etmek 'İngiliz Şiiliği'nin işidir' dedi.

    http://www.timeturk.com/hamaney-ehl-i-sunnet-e-hakaret-etmek-ingiliz-siiligi-dir/haber-295079

    ???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek şimdi bu ?
      Bu durumda İngilizlerin şiiliği kullanarak bir islam iç savaşı çıkarmak ve müslümanı müslümana vurdurmak istedikleri anlaşılıyor.
      Peki Hamaney'in bu fikri İran'ın Fars yayılması, Şii emperyalizmi ile nasıl bağdaşıyor. İran içinde farklı anlayışlar olmalı...
      Bir güç İran'ı ele geçirmiş.. Onu etrafına yayılmaya sevk ediyor. Bu durum etrafındaki sünni ülkelere zarar veriyor. Çatışmaya sürüklüyor. Sonunda Savaşan tüm tarafların tükenmesine zemin hazırlanıyor.
      İran içindeki Pakraduniler ve Meşhediler bu durumun müsebbibi olabilir.

      Sil
  9. Şöyle bir şey duydum.
    c.baskani bütün cemaatlere haber göndermis.
    On gündür uyku uyumadigini, yogun baski altında olduğunu, ülkemizin savaşa cekmeye çalışıldigini söylemis. Herkesin acil Fetih suresini okumasini istemis, duasını kendisinin yapacagini soylemis....

    YanıtlaSil
  10. İran emperyalizme ve siyonizm karşı mucadele ediyor. Esas sorgulanması gereken BOP kapsamında eş başkanlık görevini yürütenlerdir... Medyanın köşe başlarını tutmuş olanlar Amerikan köpekliğini nereye kadar yapacaklar?Medyanın algı operasyonlarına milletin karnı toktur... Esat ülkesini ve devletini taşaron teröristlere karşı savunuyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    2. 1* Lafla Mehdi’nin askeri olunmaz. İman ve aksiyon gerektirir. Ayrıca Mehdi’nin askeri olayım derken Deccal’in askeri olma tehlikesi de vardır. Kaldı ki, Mehdi’nin askeri olmayacak. O bir mürşid olduğundan talebesi ve şakirdi veya mensubu olunur. Kur’an ahir zamanda delil ve ispat metoduyla hükmünü icra edecek. Kılıçlı cihad H.1222’de bitti. Ve ahir zaman süreci başladı. Ahir zamanda ya deccalden ya da Mehdi-Mesih’ten yana olunur. Başka yolu yok.

      Sen Büyük Ortadoğu Projesi nedir bilir misin? Türkiye’de çok insan çakmaz ama lak lak konuşur. Bilgisizce. Eski Kemalistlerin, kemalizmin iflası üzerine milliyetçi gruplara yanaşıp onları kullanması sonucu da suçlama aracı yapılan bu kavramın hakikatte ne olduğu tam bilinmez. Bilinseydi bu projeyi sahiplenen neocon-siyonist-FETÖ kanadının niçin 6 yıldır hatta 9 yıldır iktidarı alaşağı etmek için uğraştığını da bilirdi? Mesela niçin askere kumpas kuruldu, niçin AK Parti FETÖ Truva atı ile aldatıldı bilinirdi. Dişini gösteren köpek ısırmazmış ama neoconlar azı dişini göster göstere başta Türkiye olmak üzere İslam Alemi’ni ısırıp durdu da biz hissiz olduğumuz için anlayamadık. Kuduz alametleri başlayınca eyvah dedik.

      Evet bu Büyük Ortadoğu Proje bir Amerikan projesidir. Üstelik Sovyet blokunun dağılmasıyla işlevsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalan NATO’ya yeni çalışma sahası açan bir projedir. Ve 1975 tarihinde Helsinki Anlaşması imzalandığı gün temeli atılan bir projedir. Ve önce askeri, sonra da siyasi ve diplomatik yönü ortaya çıktı. Bu süreçte Amerika’nın iyi yüzü ile çirkin yüzünün projeye bakışı sözde ve özde farklı oldu. Küçük bir grup İslam dünyası ile dini inanç ve kültürüne saygı duyarak ittifak ederek ekonomik, siyasi ve enerjide işbirliği yapmayı savunurken (ki bu hali ile hem Mehdi’nin hem de Mesih’in projesidir), diğer kanadı ise Deccali görüşle projeye yaklaştı. Hatta ikinci grup Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezine uygun hareket etti. Reagan ve baba-oğul Bush ile çirkin yüzü olurken, Carter-Clinton nisbeten hoş yüzünü gösterdi. Ancak 11 Eylül sonrası Avangelist-neocon azgınlık yüzünden proje hayata geçmeden tedavülden kalktı. Türkiye'yi fitne-fesada alet edemeyince yerine hibrit savaşlar projesi hayata geçirildi,

      Yani proje 2006’da fiilen uygulamaya girmeden iflas etti. Sebebi ise İsrail. Ve onların fitne ortağı neocon kanadın yaklaşımı, ABD’nin AB ile icraatte ihtilafı sonucu bölgede büyük bir kaosa zemin hazırlandı. Ve ABD’nin şer kanadı terörü kullanarak sonra da Rusya’yı işin içine sokup İran’ı Türkiye’nin yerine oturttu ve hibrit savaşlarının fitilini ateşledi. Bu amaç uğruna küresel sermaye 2008 krizini çıkararak ABD’nin dizgini çekilirken Arap aleminde baharı hazana çevirme komplosu devreye sokludu.

      Türkiye bu aşamada bu fitneye karşı durarak bir iki hatası dışında oyunları bozdu. Böyle bir durumdan Türkiye ve Ak Parti iktidarını suçlamak, necon ve siyonistlerle bir olup milli birliğe yumruk vurmaktır. Acaba teoride eş başkanlık, projenin süslü konuları üzerinden konuşmak ama icraat yapmamak daha doğrusu teori bazındaki uygulamalar kime zarar verebilir. Erdoğan Washington gezisi sonrası dönüşünde hava limanında verdiği beyanatta Suudi ve Mısır'ın projenin demokrasi konusunun dayatma ile olamayacağı görüşüne katıldığında o proje ölmüştür.
      İlginç olan bir husus projenin açıklandığı yıl ABD eski Dışişleri Bakanı Powell dahil bir çok Amerikalı yetkilinin Türkiye için Müslüman ülke, İslam dünyasına lider ülke söylemleri Kemalist generalleri çılgına çevirdi. Ve açık açık çıkıp ağızlarına geldiğini söylediler. Bu durum da göz ardı edilmemeli. Faraza siyasi kanat konuyu görüşürken, askeriyenin vesayetinin gücüyle her zaman olduğu gibi konuşması ABD nezdinde Türkiye’nin projenin eş başkanlığı değil eş sopalanacaklar sınıfı sokmaz mı? Ve öyle oldu. Bunca fitne bu sebepten yaşandı?.

      Sil
    3. 2* Bu proje münasebetiyle bir komploya dikkat çekeyim. 2004-2006 sürecinde neoconların iyi-kötü polis taktiğiyle ulusalcıları ve FETÖ’yü Türkiye siyaset arenasına niçin sürdü? ABD’de Türk genarellerin katılmasıyla savaş oyunları senaryoları konuşulurken, FETÖ’nün devlet içinde kadrolaşması ne ile izah edilir? Ve o süreçten başlayarak her fitnenin arkasından çıkan Yahudi Henri Berkey’in o dönem devreye girerek askerin cezalandırılacağı sözünün üzerinden bir yıl geçmeden kumpasların sökün etmesi.
      Ayrıca projenin ölü doğmasının bir sebebi Türkiye’nin Irak operasyonuna katılmaması. İkincisi Türkiye’nin barış girişiminin yani Türkiye-İsrail-Suriye anlaşmasının imzasına bir hafta kala İsrail’in Gazze operasyonu projenin ölüm fermanı oldu. Ki Erdoğan bunun intikamını 2009’da “One minute” ile alarak yeni bir dönem başlattı. Milliyetçi-kemalist-ulusalcı güruh politika üretmeden sadece benden olmayan her şey kötü hissiyle hareket ettiğinden meselenin ne olduğunu bilmeden şaşkın ve sarhoş kafayla ortalığı bulandırıp oturdu. Hem de cahilane.

      Arap dünyası ise Filistin meselesi sebebiyle zaten daha şüpheci yaklaştı. Mısır ve Suudiler projeye karşı çıktı. Öyle ki proje için Türkiye dahil bazı İslam ülkeleri davetli olarak 2004’te G-8‘lerin katılmasına karşılık onlar gitmediler.

      O yıl açıklanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçek adı: Genişlemiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi. Yani bu proje Alem-i İslam’ı yek vücud görme projesi. 1975'te soğuk harbin iki bloku saldırmazlık ve sınırları tanıma anlaşması ile bu proje gündeme geldi. Sovyetlerin dağılması sonrası işlevsiz kalan NATO’ya yeni çalışma alanı aranması, 1990’da NATO’nun İslam’ı hedef alan İngiliz kafasının devreye girmesi ile yenibir boyut kazandı, 1990’larda Çin’in Afrika’ya sızmaya başlaması bu projenin adım adım gelişmesine yol açtı. İslam ülkeleri arasında Türkiye ile var olan askeri işbirliği ABD için Türkiye’yi öne çıkardı. Özellikle 28 Şubat döneminde neoconların Türkiye’de cirit atıp askeri-siyasi operasyonlara girişmesi bu projenin hazırlık süreci idi. Hatırlanırsa bu proje öncesi ABD askeri Afrika’ya giderken yanında Somali örneğinde olduğu gibi Türk askeri de gitti. Sonra FETÖ Afrika’ya girdi girdi ve sonunda Türk kamu ve özel sektörü bu projenin bir nevi amacına hizmet etti.

      Kısacası gözü dönmüş bir neocon-Avangelist-siyonist azgınlığı hengamında bu projenin uygulanabilirliği olabilir miydi? Olmadı. Hele Şeyh Yasin’e yapılan suikast ve ardından 10 yıl önce Filistinle Osla’da yarılan barış sürecinin bitirilişi hep bu projenin açıklandığı hengamede kaşla göz arasında oldu ve 2 yıl sonra Gazze’ye saldırıldı. 2006 o açıdan 2017’ye kadar olan sürecin neye gebe olduğunun bir ölçüsü oldu. Ve bölgede gerginlik arttı.

      Avrupa’nın içine almadığı, İslam Alemi’nde bir yere sahip olmadığı bir pozisyonda bu projede Türkiye eş başkanı olsa ne olur olmasa ne olurdu. Prof. Kemal Karpat bu durumu maskararlık olarak nitelemişti. Yani neocon gözü dönmüşlüğünün sabırsız ve aceleci hakimiyet projesi sadece sözde kalacaktı ve öyle oldu. Peki ahir zamanın Mehdi cereyanı bu olaya nasıl bakardı? Şüphesiz İslam’ın dünyevileştirilerek ılımlı İslam yaftası altında işlevsiz kılınmasına ne mana verirdi? Yani 500 yıl önce Hırıstiyanlığı Protestanlaştıran fitnenin İslam’a girişine karşı çıkardı. Dinden rüşvet verilerek cihad olmazdı. Ve öyle oldu.

      Hasılı kelam BOP diye bir proje uygulamada olsa Ortadoğu’da ateş olmazdı, Türkiye’de son 5 yılda 5-7 darbe teşebbüsü yaşanmazdı. Kudurmuş itler gibi iktidara ve Türkiye’ye hariçten saldırı olmazdı. Bölücü sabotajlar art arda yaşanmazdı. İşin ilginç tarafı bu kadar saldırılara rağmen Türkiye’nin üstlendiği manevi misyonun bir anlamı olması lazımdı. Neydi o? Risale-i okuyanlar çok iyi bilir. Çooook.

      Sil
    4. 3* Şimdi bölgede yanan ateşin iki büyük sebebi var. Enerji koridoru ve Büyük İsrail Projesi. Biri diğerinin maskesi ve rüşveti. Şimdi CHP milletvekili olan rehine Musul eski Başkonsolosu Öztürk Yılmaz bölgede vazife aldığı için bilerek bütün maksadın bölgede 10 milyon nüfustan büyük devlet bırakmamak olduğunu yeni söyledi. Yani bölge Balkanlarda 30 bin eylemci ile kaos çıkarılıp Yugoslavya’nın darmadağın edilmesi gibi şimdi 30 bin kadar ABD-AB malı cihatçı, Bağdat’tan Akdeniz'e kadar olan bölgeyi eline geçirerek hüküm sürüyor. Niçin? Bölge paramparça olsun İsrail efendisi hükmetsin. Yani 9 ülkeyi 22 parçaya bölecek Yinon Planı başarılı olsun. Ve oluyor.

      2011 yılı sonunda ABD Irak’tan çekilirken Genelkurmay Başkanı’nı Türkiye’ye gönderip yaptığı Afganistan ve bölgede vazife alınması teklifini Ankara geri çevirdi. Çevirir çevirmez art arda fitneleri piyasa sürüldü. Öyle ki Esed diktatörünü devirmekten vazgeçirip fitne ateşini yükselterek Türkiye’ye sıçraması amaçlandı. Türkiye kurulan Kürt kantonlarla İslam dünyasından izole edilirken bu kantonlarla Yahudi Rothschild’in asırlık Hazar petrol açlığı giderilecek. Irak ile de Ürdün üzerinden Gazze’ye petrol akıtılacak. Onun için bölgede sen de “Parçala Behçet” taşaronluk vazifesi İran’a verildi. Böylece iki Yahudi biri Rothschild diğeri İsrail Hazar ve körfez petrolünü dünyaya pazarlayacak. Türkiye de avucunu yalayacak. İran’ın mükafatı ise Irak-Suriye üzerinden Akdeniz’e kavuşacak ve petrolden daha da nemalanacak.
      İyi de Mehdi’nin ittihad-ı İslam projesi ne olacak?. Hakiki Büyük İslam Projesi nam-ı diğer Gelişmiş Ortadoğu-Afrika projesi. Bu Hz. Mesih’in veya şahs-ı manevisinin vereceği destek ile gerçekleşecek. O İslam ülkeleri arasındaki ihtilafın sona erdirilmesi fonksiyonunu icra edecek. Rivayetlere göre Mesih iki kere nüzul eder. Bir fecr vakti. Yani fecr-i sadıkta. Sonra ikindide yani ittihad-ı İslam kurulurken. Ne yapar? Mehdiye tabi olur. Yani Mesih’in şahs-ı manevisi Mehdi’nin şahs-ı manevisine tabi olur. O zaman ne olur? Mehdi-Mesih ikilisinin güçleri birleşir Lut Gölü’nde Deccali yani ana deccali yani küçük ve büyük deccali huruç ettiren Siyonist deccali masumu koruyarak katleder.

      Bütün bu harika işler Mehdi’nin şahs-ı manevisinin hayırlarıdır. Mehdi Kur’an alimi sonra zamanın ihtiyacını en iyi bilen biri. Kur’an ölçüleriyle hareket edecek. Yani “Fen ve sanat silahıyla i’lay-ı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehl ve fakr ve ihtilafı-ı efkarla cihad edeceğiz” Ki ediyoruz. Bakın bütün yürekler her hain saldırılara karşı tek yürek. Ondan evveli Kur’an'ın iman hakikatleri ile İslam’ın şeairi bir bir ihya oldu, oluyor. Öyle olunca maddi-manevi şer cepheleri bir bir çökertiliyor.

      Tabi bazıları olup biteni anlamıyor ve göremiyor? Nur-u iman takviyesi gerek. Ayrıca güzel düşünen güzel görür. Güzel düşünemeyen onu buna köpeklik izafe ederek çakal ve kurtlar gibi vahşiyane saldırır. BOP ortaya atıldığında İsrail’in eski başbakanı ve cumhurbaşkanı Simon Peres İslam dünyasına Türkiye’yi örnek göstererek “Bugün Müslüman dünyasında biri modern Müslüman Türk eğilim ve diğeri fanatik gerici eğilim olmak üzere iki eğilim bulunuyor. Müslümanlar ve Araplar için dilerim ki, Türklerin yolu kazansız” diye zırvalıyordu. Çünkü Kur’an’ın 1417’deki azgınlığa işaretle Kemalist-İsrail stratejik ortaklığı İsrail’i memnun ve ümitli yapmıştı. Ama aynı Simon Peres Davost’a 5 yıl sonra 1909’un asırlık yıl dönümünde “One minute” ile Türk liderinden zılgıtı yiyordu. Bu ilahi adaletin bir tecellisi idi.

      Sil
    5. 4* Şimdi kendini Mehdi’nin askeri lakabını yakıştıran zavallı, 1909’da yaşanan 31 Mart Selanik’te tezgahlanan siyonist-garpçı-ırkçı bir darbe idi. Ve Süfyan’a zemin hazırladı. Bir asır sonra Mehdiyet adına Erdoğan, Son halife-yi ruy-i zemini tahtından indirenlere küresel bir tokatı basıyordu? Ve siz kalkıp utanmadan “İran emperyalizme ve siyonizm karşı mücadele ediyor. Esas sorgulanması gereken BOP kapsamında eş başkanlık görevini yürütenlerdir... Medyanın köşe başlarını tutmuş olanlar Amerikan köpekliğini nereye kadar yapacaklar? Medyanın algı operasyonlarına milletin karnı toktur... Esat ülkesini ve devletini taşaron teröristlere karşı savunuyor...” diyorsunuz.

      İran hem şah hem de molla rejimi döneminde hep ABD-İsrail menfaatlerini kollamıştır. Öyleki 12 Mart muhtırasının verileceğini Türk Dışişleri Bakanı'na 5 ay önceden haber verecek kadar ABD'nin sırdaşı vidi. Şimdi yeni petrol enerji güzergahları için ABD-İsrail-Rothschild ile kimişbirliği yapıyor. İran. İki enerji güzergahını açıyor. Hem İsrail’e gidecek güzergahı hazırlıyor, hem de Yemen fitnesi ile Kızıldeniz güzergahını açıyor. Bu durumda ortada bir köpeklik ve itlik şüphesiz vardır. Molla sarığı altında ahir zaman deccaline itlik yapanlar olmaktadır. Tabi onların dostları da. Ve de kim kiminle müttefik ise o ondandır. Yani itle ittifak eden ne olur? İtle ittifak itlik olur.

      Bunları belirttikten bir husus aydınlatayım. Din adına hiç kimsenin siyasetle meydan alamaz. Dini hizmet bütün cereyanların fevkindedir. Öyle olduğu için Kader-i İlahi Al-i beyti siyaset bataklığından çekerek onlara dünyevi değil manevi yani uhrevi sultanlık ihsan etmiştir. Dini bütün şubelerinde nerede olursa olsun hep Al-i beyt vardır. Şia-yı Velayet bizim kabulümüzdür. Onlarda siyaset ve garaz yoktur. Ehl-i beyt muhabbetini esas alan Alevi kardeşlerimiz öyle. Amma velakin Şia-i Hilafet garaz ve siyasete bulaşmasiyle sık sık hatalar irtikap ediyorlar. Tıpki bisdeki siyasal İslamcılar gibi siyasete bulaşan şianın mollaları şeytana taş çıkartıyor. Bu azınlık güruhu bizdeki Kemalistler gibi ortalığı bulandırıyor. Boşuna. Zamanında Osmanlı’nın ittihad-ı İslam’ı temsil eden hilafet meselesi zuhur ederken Şia ağır bir tokadı yiyip inlerine pusturuldu. Ve Kürt o zaman gelip Osmanlı’ya iltihak etti. Şimdi de öyle olacak. BiizniAllah. Çünkü Mehdi’nin 3. Vazifesi 3. Aşamada alem-i İslam’da sayıları milyonları bulan Al-i beyt seyyidlerinin ilhakıyla hilafet-i Muhammediye yani ittihad-ı İslam’la alem-i İslam’ın istiklalini koruyacak. Ve Kur’an medeniyeti hükmedecek.

      Şimdiki kaosu önümüzdeki yılın yarısından sonra durulmaya başlayacak. Ve….susmak lazım.

      Bir not daha. Mehdinin nurani ordusunda hiç hayvani mahlukat olmayacak. Onlar nur saçarak İslam ve ahlak ve faziletini sergileyecek. Ve ittihad-ı İslam kervanı yürümeye başlayınca it ürür. Bu bir kader-i hükümdür. Ve bu yüzden “İt ürür kervan yürür” Türkler’de darb-ı mesel olmuş. Değil mi yani?



      Sil
    6. Lutfen blogdaki kişiler hakkında rahatsız edici sıfatlar kullanmayalım.

      Sil
    7. Ehl-i iman ve İslam çok sayıda yazar şu ifadeyi hak etmese gerek değil mi Mustafa kardeş: "Medyanın köşe başlarını tutmuş olanlar Amerikan köpekliğini nereye kadar yapacaklar?" Her yazarı beğenmeyebilir ve fikrine katılmaya bilirsiniz. Ama özde Türkiye'nin tezlerini savunanlara hakareti gerektirmez değil mi? Onlara hakaret onları okuyan ve beğenenlere de hakarettir.

      Ayrıca "Esat ülkesini ve devletini taşaron teröristlere karşı savunuyor..." ifadesi Türkiye'de malum zihniyetin söylemi değil mi? Esad Türkiye’yi dinlemediği hatta ayağına kadar giderek olacaklar konusunda onu açık açık 8 saat ikaz eden Türk Dışişleri Bakanı’nı bile dinlemedi. Ve olanlar oldu.

      Sil
  11. Belki bu onuyla alakası yok ama burada bilgili insanların cevap vereceği ümidiyle yazıyorum. Ahir zamanda Egede bir deprem olacak mı? Ya da şöyle sorayım. Eğer depremler olacaksa bunlar hangi bölgelerde olacak? Şiddeti ne olacak? Çok insan ölecek mi? Ben sadece Ege depremi olacağını okumuştum . Başka yerlerde olacak mı bilmiyorum. Ben şu an Ege'de oturduğum için bu konuda biraz hassasım. Yalan bir bilgiyse kafamda kuruntu yapmak istemiyorum. Detaylı bilgi verirseniz sevinirim. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 21 aralık 2012 diye tüm dünyanın beklediği Marduk adlı kuyruklu parlak kızıl yıldız gezegen rötarla 20 mayıs 2018de gelmiş olacak. I. Kıyamet (kıyamet-i suğrê) yaşanacak. Gökyüzü kızaracak. Yıldız, depremler tufanlar kıtlık vs yapacak. 24 mayıs 2018de beklenen büyük Ege depreminde (el-Beydê depremi diye geçer hadîste) 100 binden fazla ölecek. Depremi fırsat bilen AB7 denizden TRye saldırıp işğal edip halkın çoğunu da öldürecek. Hadiste „Şam’ın karnında toplanın“ diyor. Şam TR demek ve Konya da mide şeklindedir zaten iç bölgelerde toplanın diyor. Yeni başkent hicretle Konya olacak. Konya’da toplanıp Antakya’ya dünya savaşının finaline gidilecek.

      31 mart 2018de cumhurbaşkanı olan II. Süfyân İhsanoğlu 2. 28 Şubat bastırması için Ege ordusundan 12 bin kişilik bir tümeni yollacak döngüsel Kabe Tbmm’deki II. Mehdî II. Erbakan’ı bastırmaya ama Ege depreminde batacak.

      Diğer taraftan 4 haziran 2018de de beklenen 2 büyük İstanbul depremi ve tufanı olacak. Bunu askeri darbe iç savaş izleyecek.

      Askeri darbeyle devrilen cum İhsan bu bahaneyle ABDye kaçıp Konya’daki II. Mehdî’nin hükûmetini yıkmak için milyonluk Nato ordusunu TRye çıkartacak..

      Sil
    2. Ya admin. Allah askina. Epeydir demeyecegim ama dayanamiyorum artik. Bunun gibi sizofrenlere burada yazip insanlarin iclerini karartmalarina neden musade ediyorsun!?

      Sil
    3. II. Mehdî resûl II. Erbakan rumuzlu kardeşim, hatırlarsanız yine bu blogta Ahmed Amiş Efendi ile alakalı bir yazıda kendisi şöyle bir söz şöylemiş:Semâvatta büyük değişiklikler olacak bir yıldız peyda olacak.
      Acaba bu bahsedilen yıldız Marduk gezegeni olabilir mi?Fikrinizi merak ediyorum.Allah'a emanet olun.

      Sil
    4. Ege depremi konusunda üç kayıt duydum.
      1) hadisteki deprem
      2) Abdullah Gürbüz Babanın bahsettiği İzmir depremi
      3) Nostradamusun bahsettiği Efes-Korint hattındaki deprem..
      Ayrıca bazi kimselerin bunun hakkında gördüğü rüyalar..
      İşin doğrusunu Allah bilir.

      Sil
  12. http://sahipkiran.org/2016/02/17/suriye-ic-savasi-ve-sufyani/

    Okunması gereken ilginç bilgiler içeren bir yazi

    YanıtlaSil