.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

13 Eylül 2016 Salı

PEYGAMBER OCAĞINDA BAYRAM NAMAZI


42 yorum:

  1. 1* Rahmet ve feyzin zirve yaptığı, Kalblerin ittihad ettiği Kurban Bayramı’nı kutluyoruz. Bir ubudiyet vazifesinin yerine getirilmesi münasebetiyle muvahhidlerin, yani Allah’ın varlığına ve birliğine inananlar bayram ediyor. Yüz milyonlarca ehl-i iman ve İslam, Hac farizası münasebetiyle “Mekke ağzıyla, Cebel-i Arefe diliyle Allahu ekber diyerek, o tek kelime etraf-ı arzdaki (yeryüzünün her tarafındaki) umum mü’minlerin mağara-misal ağızlarındaki havada temessül ediyor,” (M.Nuriye)

    Evet o mübarek belde Arafat, 124 milyar yıl önce başlayan kainat hayatının gaye ve semeresi olan insanın ilkleri Hz. Adem ve Havva ile başlayan dünya hayatının neticesine baktırıyor. Yani 124 bin peygamber, 124 milyon evliya ve 100 bin sahabenin cehdi ve mücadelesi hayır ve hasenatın gayesine. Kainatta bir zerre kadar hükmü olmayan insan, ubudiyetin azameti cihetiyle dünyayı ve gökleri Yaratan’ın sevgili bir kulu ve yeryüzünün sultanı ve hayvanatın reisi olmasının mükafaatını gösteriyor.

    Hac külli bir ibadet. İslam şeairinin başında geliyor. Arafat’ta, Mina’da Kabe’de yükselen “Allahu ekber” sadaları teşrik tekbirleriyle bütün yeryüzüne yayılıyor, yankı yaparak gökleri çınlatıp dalga dalga ta berzah alemlerine kadar ses veriyor. “Allahü Ekber, Allahü ekber”. Celal ve Cemal isimlerin tecelli ettiği her bayramda milyonlarca ağızdan semalara hatta arş-ı alaya yükselen şu dua “Allah'ım! Davetine uydum. Emrine boyun eğdim. Senin hiçbir ortağın yoktur. Davetine icabet ederek huzuruna geldim. Hamd sana mahsustur. Nimet ve mülk senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur” o mübarek topraklardaki ibadetin özetidir.

    Evet Tevrat ve İncil’in müjdelediği ahir zaman nebisi için Mihâil Peygamberin Kitabının Dördüncü Bâbı 1-2 ayetinde ne deniyordu: "Âhirzamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orada Hakka ibadet etmek üzere mübarek dağı (Arafatı) ihtiyar ederler. Ve her iklimden orada birçok halk toplanıp Rabb-i Vâhide ibadet ederler, Ona şirk etmezler." İşte şu âyet, zâhir bir surette, dünyanın en mübarek dağı olan Cebel-i Arafat ve orada her iklimden gelen hacıların tekbir ve ibadetlerini ve ümmet-i merhume namıyla şöhret-şiâr olan ümmet-i Muhammediyeyi tarif ediyor.(Mektubat)

    İşte Hac farizası münasebetiyle “Arafat’ta ve iydde hep beraber birden Allahu ekber demeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın 1300 sene evvel (şimdi 1400 sene evvel) âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.
    Allahu ekber’in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi herşeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz.” (Şualar)

    YanıtlaSil
  2. 2* Hac mahşerin bir provası olarak Mahşeri temsil eder. Mü’minin azad yeri ve cennete sevk merkezidir. Mü’minler bembeyaz ve tik tip elbiseleriyle Arafa’tan inerken Cenab-ı Allah onları meleklerine över. Bir Hadise göre Cenab-ı Allah en çok Hac münasebetiyle kullarını af ederek cehennemden azad eder.

    Hac ibadetinin namütenahi manevi meyvaları haricinde dünyevi hayata yön veren saysız hikmeti ve faydaları var. Dünyanın dört bir yanında gelen eh-i iman cihan çapında Hac kongresinde tanışır. Birbirinin örf ve adetlerini tanır, alem-i İslamı’ın meseleleri tartışır, tevhidin gereği olan ittihad-ı İslam’a destek verir. Ve hacılar ülkelerinde döndüklerinde sayısız güzelliklerin, iyilik ve yardımlaşmanın, dine bağlılığın, güçlü aile bağlarının, kalplerinde ve ruhlarında yeni bilgilerle donanmış yenilenmiş gibidirler.
    Evet böyle külli bir ibadetin bir de kurban emri vardır. Kurban adeti Hz. İbrahim’in zamanında insanların sahte ilahlara kurban edilme adetine son vermişti. İnsanların batıl inançlar uğruna canlarının heba olmasının önü kesilmiştir. İslam’la birlikte ise mali gücü olanlara getirilen infak yükümlülüğü olur. Fakirlere, yani maddi imkansızlık sebebiyle et yiyemeyenlere Kurban Bayramı’nda Cemal ismi gereği ihsan edilen ikramın bir hikmeti daha var.
    Kurbanın, “Oruç tutun sağlık bulun” farzıyla bir illiyeti var mıdır? Çünkü 3 ay 10 gün önce mü’minlere farz kılınan Ramazan orucu kısıtlı beslenme neticesi vücuda yük olan ölü ve zayıf hücrelerin atılma ameliyesini hızlandırır. Orucun bitiminden sonra 2 ay 10 gün vücuttan atılan hücrelerin yerine hızla yenilerinin konması gereği vardır. Bunun da tam tamına Kurban bayramına rastlaması hikmet-i İlahi’nin ikramıdır. İşte rahmet-i İlahi bu noktada zengin Müslümanlara hem kendilerinin, hem fakirlerin hem de yakınlarına protein ihtiyacının karşılanmasını kurban eti ile karşılatıyor. Vücut ihtiyacı olan proteini etten karşılayarak uzun bir işleme tabi tutmadan yeni hücre inşasında kullanıyor.
    Hac farizası 19. Yüzyılda çeşitli sebeplerle ihmale uğrar. Önem verilmeyerek adeta terk edilir. Haccın siyasi ve sosyal yönü unutulur. Sosyal dayanışmayı yani ittihad-ı İslam zaafa uğrar. Acı netice olarak siyasi ve manevi bağların kopmasına, harici düşmanın onları kullanmasına yol açar. Bediüzzaman 19. Yüzyılın sonunda ve 20 asrın başında bu ihmalin yol açtığı acı neticeleri şöyle dile getiriyor:

    “İşte Hint, düşman zannederek, halbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.
    İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs, biçare valideleri olduğunu, "ba’de harabi’l-Basra" anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar.
    İşte Arap, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da bilmiyor.
    İşte Afrika, biraderini tanımayarak öldürdü, şimdi vâveylâ ediyor.
    İşte âlem-i İslâm, bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip âh ü fîzar ediyor.
    Milyonlarla ehl-i İslâm, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatlar ettirildi.”

    YanıtlaSil
  3. 3* Sosyal zarar bilançosu bununla da bitmez. Türkler 1917’den 1950 yılına kadar Hac farizasını savaşlar ve tek parti diktatoryası yüzünden yerine getiremez. 33 yıl sonra 1950’de iktidar olan DP ile bu hasret sona erer. Hacca gidecekler için döviz tahsis edilerek büyük bir hayra imza atılır. Ve yıllar sonra Türk hacılarını taşıyan gemi Cidde’ye ulaştığında oradaki diğer ülkelerin hacı adayları arasında bir dalgalanma yaşanır. Ay yıldızlı bayrağı görünce “Türk, Türk” diyerek sevinçlerini göstermişlerdi. 33 yıllık hasret böyle bitiyordu. Diğer ülke Müslümanlarının gösterdiği yakınlık hatıralara yansımıştı. Hürmet, sevgi ve kardeşlik. Türkler yeniden benliğini buluyordu.
    Devam edelim. Kur’an’ın ilk Suresi’nin 3. Ayetinde infakı emreder. Üstüne üstlük hem mali, hem mal, hem de ilim olarak: “O takvâ sahipleri ki, gayba inanırlar, namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunurlar” 2/3. Kurban kesilmesi için bir çok surede yer alır ama Kur’an’ın sonlarındaki Kevser Suresi’nde Kurban emri açık ve net olarak farz kılınır. “Biz sana Kevser'i verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan, sana kin besleyendir.”
    Bu sure her asra baktığı gibi zamanımıza da bakar. Hz. Peygamber’in getirdiği dinin Süfyan Deccaline tahribine hem mana hem de ebcedi olarak işaret eder. Yani İslam dinini tahrip ederek büyük deccale (dinsizliğe) zemin hazırlayanların muvaffak olamayacağını müjdeler. Bediüzzaman bunu “Büyük Bayram”la müjdeler: “İnşâallah, âlem-i İslâmın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemâhir-i müttefika-i İslâmiyenin (Birleşik İslam Cumhuriyetleri) kudsî kanun-u esasiyelerinin menbâı olan Kur’ân-ı Hakîm, istikbâle tam hâkim olup, beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emareler var”
    Herkesin Mehdi avına çıktığı bir zamanda şu veya bu evliyanın ağzından zaman-ı gayri muayyen havada kalan sözleri ile gaybi haber verirken, deccallerin açtığı dinsizlik çığrından kimse söz etmez. Deccaliyet dinsiz felsefenin iki ehl-i kitap ümmetinde yol açtığı tahribatın adıdıdr. Dinsizlik ve inkar cereyanları Şeriat-ı Muhammediyle ve şeair-i Ahmediye’yi hayasızca tahrip ederken sesini çıkaramayanları Saf Suresi’nin 4. Ayeti nasıl ikaz ediyordu: “Allah, taşları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf tutarak Onun yolunda savaşanları sever.”
    Amma ve lakin ibadet ve taatte, takvada ve ihlasta, uhuvvet ve ittihadda zaaf olunca, 1918 ve 1924 tablosu ortaya çıkar. 5. Ayetteki “Onlar haktan döndüklerinde Allah da onları doğru yola iletmez” İşte böyle bir zamanda ortaya çıkarak Allah’ın nurunu söndürmek isteyen kafir Deccaller ve maddeci müşrikler ve de Allah inandıkları halde nefis ve hevalarına göre yaşamak isteyen müşrik zihniyetliler ortalığı kan gölüne çevirir ve ortalığı ateşe verir. Üç cihan harbi veya diğer adı melhemeler bunu sonucudur.

    Mısır Firavunu’ndan kurtulan Beni İsrail, Kudüs’ün fethi için tembellik göstererek Hz. Musa’nın (as) çağrılarını cevapsız bırakınca Allah onların kalplerini saptırdı ve 40 yıl çöl ateşinde çile çekip durdu. Ta yeni nesil yetişene kadar. O yeni nesil Kudüs’ü fethederek mü’min Yahudilere kapılarını açar.

    YanıtlaSil
  4. 4*Rum Suresi nasıl başlar. “Ve Rum mağlup oldu” = 1909. Art arda gelen belalara gerekli kenetlenmeyi yani ittihad-ı İslam’ı beceremeyince Hilafetin ana topraklarının insanları debelenip durdu. 1909 + 40 = 1949-50 O tarihte hem Allahu ekber sadası serbest olur, hem de Hac. Yani ittihadın İslam’ın provası olan Hacca gidişe nihayet izin çıkar. Bu tarih Veraset-i Nebi sahibi ve Al-i beyt mümessili Mehdi’nin açtığı hidayet cereyanının 2. Faslının başladığı tarihtir. İslam yeniden hayatta görülmeye başlandı. Ama daha gidilecek çok yol var. Çünkü Alem-i İslam işgal altında. Ana topraklarda Süfyan’ın vesayeti var.

    Ve Saf suresinin 10-11-12. ayetlerinin kurtuluşun anahtarını ve mükafaatını gösterir. İttihad edildiği sürece 13. Ayetin müjdesi gelir. Ne zaman? 4 darbe sonrası. 13. Sure’deki “Ve mü’minleri müjdele” Kuran’da tam tamına 4 ayrı Sure’de geçer. Uzatmayayım. Mehdiyetin 3. Faslında bir tarih vardır. Kur’an’ın işaret ettiği bir tarih. 14. Ayet. “Ey iman edenler Allah’ın yardımcıları olun” daveti vardır. Bu ayet H.1437 yılına bakar. 19 Muharrem ve 9 Şevval 1437 günü, Allah’ın yardımcıları olan 14. Ayetteki “bir grup inandı” yani Allah’ın yardımcısı olmaya niyet edenler inandı ve zafere ulaştı.

    Erdoğan bunu dün 13 Eylül günü Haliç Kongre Merkezi’nde şöyle açıklıyordu: “Şayet temeli iman ve ahde vefa olan bu kenetlenme olmasaydı, ne 2007'deki vesayet savaşında, ne 2013'teki Gezi ve 17-25 Aralık darbe girişimlerinden ne PKK ve DAEŞ üzerinden bir yılı aşkın süredir yürütülen terör kılıflı uluslararası operasyonlardan, ne de en son maruz kaldığımız 15 Temmuz darbe teşebbüsünden milletimizi ve devletimizi kurtarma imkanımız olmazdı. 15 Temmuz gecesi millet yürüdü. F-16'lar kar etti mi? Etmedi. Helikopterler kar etti mi? Etmedi. Tanklar, toplar kar etti mi? Etmedi. 'İman o cevher ki, ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür.' İşte ortaya bu çıktı. Bu millet o gece o imanın azametini imandan nasip olanlara gösterdi.''

    Bu tahlil ittihad-ı İslam’ın gücüne işaret eder. Şimdi 14. Ayete geri dönersek “Bir grup inandı” ebcedi 1437 eder. Bu tarih kime zafer oldu. İzaha ihtiyaç yok. “Ve bir grup inkar etti” ebced değeri 1247/M1831 eder. Bu tarih 1826=1241 Vak’a-yı münafıka sonrası Siyonistlerin ileri karakolları Masonların dinsizliği propagandaya başladıkları tarihtir. Cezayir’in işgale uğradığı tarihtir.

    14. ayetteki “Düşmanlarına karşı Biz inananları destekledik” cümlesi 19 harftir. 1437+ 19 =1456. Bu ittihad-ı İslam ve de ittihad-ı Mehdi-Mesih güçlerinin sonucu Tevhidin cihana hakimiyetin zirvesidir. Burada küçük bir şey daha var. 3 yıl sonra ve 12 yıl sonra iki büyük fütuhat var. Ne olduğunu kestiremedim. Birinin fecr-i sadık olduğu siliniyor da, diğeri perdeyi açmadı.

    YanıtlaSil
  5. 5*1918 senesinde Yahya Kemal Beyatlı Büyükada’da Bayram namazına gitmeye karar verir. Frenk hayatının gecesi olarak nitelediği gecenin sabahında uyanamamak tehlikesine karşı uyumadan sabahı bekler. Sonra gider camiye girer. Bütün nazarlar ona çevrilir. Onu görmenin şaşkınlığı içindeler. Onlara yabancı biri gibi gelir. Gider iki hamalın arasına oturup vaazı dinler. Cemaatin nazarının üzerinde olduğunun farkındadır. Derken Muhammedi ezan duyulur. Gözleri yaşarır ve ağlar. Ve kendini cemaatle yek vücud olduğunu anlar. Sevinir. Namazdan çıkarken kapıda Reşid Akif Paşa ile karşılaşır. Elini sıkar ve Paşa ona “Bu bayram namazından iki defa mesudum. Hamdolsun sizlerden birini kendi başına camiye gelmiş gördüm. Gözlerimi kapamadan önce bunu görmek beni müteselli etti” der. O bayram sabahından yıllar sonra Yahya Kemal yaşadığı o sevincinden ilhamla ünlü şiirini yazacaktı. Süleymaniye’de Bayram sabahı. “Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı/Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.” der.

    Evet İslam’ın bayraktarının evlatları bir iki hafta önce Kaletepe bölgesindek göğüs göğüse çatışarak 11 şehit vermiş, ama PKK’lı teröristlerden bölgeyi temizlemişti. Cephede iken gelen bayram sevincini ve Allahu ekber tekbirini hürriyetine ve istiklaline kavuşturduğu tepelerde haykırıp Bayram Namazını orada eda ederek, 1.5 milyarın teşrik tekbirlerine katıldı. Yahya Kemal’in nazmıyla ifade edersek:
    Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
    Bir mehabetli sabah oldu o Kaletepe’de
    Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
    Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
    Yer yer aksettiriyor mavilesen manzaradan,
    Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
    Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
    Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
    ………..
    Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
    Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
    Ne kadar saf idi simasi bu mü'min neferin!
    Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?
    Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
    Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
    Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
    Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
    Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
    Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
    Vatanın hem yaşayan varisi hem sahibi o,
    Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
    Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,.
    ****
    Bayramınız mübarek olsun.

    YanıtlaSil
  6. Çok guzel bir fotograf. Allah razi olsun.

    YanıtlaSil
  7. Abdurrahim kardeş az ve öz yazarsan biz de takip edebiliriz. Maharet az cümle ile çok manalar anlatabilmekten geçer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hüseyin Ağır, yumurtavari veciz söz sakız gibidir çiğnemeye müsait olacağından güzel ve açık mana vermeyebilir. Hele ki, bin yıllık mirası bir gecede yok edilen bir milletin fertleri için bunu uygulama kabiliyeti yoktur. Veciz söz, fesahat ve belagat ancak ilim meclislerinde olur ki, ona da avamın mecali yetmez. Detaylı ve tafsilatlı yazmak lazım ki mesele dört başı mamur olsun.

      Bir örnek vereyim. Mehdi gelecek Deccali yenecek. Müslümanlar kurtulacak. Bu ne anlatır. Genel bir ifade. Ama veciz. Mehdi gelecek. Hem de Peygamber soyundan. Yani Seyyid. Adı Hz. Peygamber’in adına uyacak, babasının da adı. İyi de ne zaman gelecek. İşte az ve öz söz bazen adama lokmayı gösterir ağzına vermez. Şimdi sana desem ki falan zat Mehdi. İnanmazsın. Ama veciz olarak söylüyorum. O adam Mehdi. Bu sefer ispatla diyeceksin. İspat da uzun kelam ister. Biz arif bir milletiz. Alim değil. Bilgilerimiz kulaktan dolma.

      Onun için açmak lazım. Açınca da makaranın ipi gibi uzun olur. Çünkü konu derin ve geniş. Bunu açarsan, yani tevil ederek izahını yaparsan. O zaman mesele anlaşılır.

      Bir başka örnek. İstiklal Harbi zaferi, denir. İstiklal Harbi 7 düvele karşı verilmiş bir savaştır denir. Galip geldik, denir. Yalan. Biz İstiklal Harbi’nde sadece Yunanlı ile savaştık. Ama Lozan’a gidilir ülke toprağının 10’a dokuzu terk edilir onda biri alınır ve zafer ilan edilir. Sonra da Zafer veciz kelimesi üzerine binbir veciz sözler üretilir. Kahramandık. Vurduk 7 düvceli yendik. Şu kahraman geldi. Bunun böyle olmadığını anlatmak için hayır zafer kazanmadık derseniz mesele anlaşılır mı? Hayır. Ancak her biri bin sayfalık 10 cilt kitap yazmak lazım. Çünkü İstiklal Harbi sadece emperyalistlerin maşası Yunanlı’ya karşı verilen bir savaştır. Şehidimiz bir rivayete göre 2500, bir rivayete göre 8 bin. Ama Çanakkale’de 7 düvele karşı savaştık 100 binin üzerinden şehid, bir o kadar da yaralı var. Şimdi hangisi zafer. Çanakkale’ye Kur’an’ın işareti var. Ama İstiklal Harbine de. Bir farkla. Biri 7 düvele yani Çanakkale’de 7 düvele, İstiklal Harbi Yunanlı’ya karşı zafer. İstiklal Harbi önemli bir zafer. Neden ola hiç kimse buna düşünmez. 100 bin Yunalı 100 bin Türk savaşmış. Ve yenmişiz. Bunun önemi ne? İzahı lazım. Etmiyorum.,

      Şimdi sana vecize bir ifade. Çoğu zaman müteşabihtir. Kahramanlar gibi 7 düvelle savaştık. Düşmanı kovduk. İstiklalimizi ilan ettik. Gün gelir torunun bunun izahını yapınca bu söz havada kalır.

      Beğenmezsen sen benim yazılarımı okuma. Türk ehl-i ilim değildir. Dili fasih ve beliğ değil. Göçebe dilidir. Ama artık ilim çağındayız. Derin fikir ve düşünceler ve görüşler ve yorumlar yapılmalı ki idrakimiz artsın. Vurdulu kırdılı dönemden, bulmalı (keşfetme) kurmalı (tesis etme) dönemine girdik. Tüh gene uzun oldu.

      Sil
  8. İki gündür garip rüyalar görüyorum var mı tabir edecek arkadaş tam da hatırlamıyorum gerçi.
    Dündü galiba ya da bikaç gün önce rüyamda cumhurbaşkanımız ağlıyordu ama gözlükle gizliyordu bir cenazedeydik havaya baktım 3 uçak birisi yuvarlak aşağı iniyor fark ediyorum kumandayla çalışıyor kumanda obama da.O aşağı inen uçak ortalığı dağıtıyor.Ben obamayı yakalaya çalışıyorumlavaboya saklanıyor.Uyan*yorum.
    Bugün gördüğüm rüya ise daha önceleri aynı rüyayı gördüm.Önce bir gazeteciyle moskovaya gidip putinle görüşüyoruz gazetici çıkıyor babam giriyor odaya babam yakın dostu sarılıyorlar falan sonra putin bana bir posta veriyor bunu posta yap diyor.Hmen odadan aşağı kata iniyorum konuştuğumuz yer bir ilkokul.Okulun arkasından öğrencilerin içinden çıkıyorum.Yürüyorum bir çeşme var hayrat gibi 4-5 musluk yanyana orda su içip kalkıyorum uyanıyorum.
    Biliyorum saçma bir rüya ama tabirini merak ettim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birinci rüyan tabir edilebilir fakat diğeri karmakarışık türden. Erdoğan'ın sessiz ağlaması ve cenaze ülkenin bir musibete uğramasına ve fitneye, üç uçak üç ayrı fitneye biri abd fitmesine işaret olsa gerek. Obamanın saklanması kasımda gidecek olmasına artık fitnelerini kumanda edemeyeceğini tabir ediyorum.

      Sil
    2. Birinci rüyan tabir edilebilir fakat diğeri karmakarışık türden. Erdoğan'ın sessiz ağlaması ve cenaze ülkenin bir musibete uğramasına ve fitneye, üç uçak üç ayrı fitneye biri abd fitmesine işaret olsa gerek. Obamanın saklanması kasımda gidecek olmasına artık kumanda edemeyeceğini tabir ediyorum.

      Sil
    3. Birinci rüyan tabir edilebilir fakat diğeri karmakarışık türden. Erdoğan'ın sessiz ağlaması ve cenaze ülkenin bir musibete uğramasına ve fitneye, üç uçak üç ayrı fitneye biri abd fitmesine işaret olsa gerek. Obamanın saklanması kasımda gidecek olmasına artık fitnelerini kumanda edemeyeceğini tabir ediyorum.

      Sil
  9. m.yeniakit.com.tr/yazarlar/vehbi-kara/mehdi-var-midir-varsa-kaynagi-nedir-16479.html

    YanıtlaSil
  10. HÜSEYİN HİLMİ IŞIK

    "MEHDİ": Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecekdir. Adı, Muhammed, babasının adı Abdullah'dır. Resullulah (SAV) efendimizin soyundan olacakdır. İsa aleyhisselamla buluşacak, mezhebleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak, her yeri alacak, her yerde adalet olacak, Eshab-ı Kehf, uyanıp mağaradan çıkarak, Mehdi'nin askeri olacakdır.

    Bazı saf kimseler, büyük zannetdikleri kimselere Mehdi demekdedir. Mehdi'nin alametlerini Resulullah (SAV) efendimiz bildirmişdir. İbni Hacer-i Mekki'nin (Alamat-ül-Mehdi) kitabında ve Suyuti'nin (El-Bürhan) kitabında bunlardan ikiyüze yakın alamet yazılıdır. (El-Fütuhat-ül-İslamiyye), ikinci cüz, ikiyüzdoksanyedinci sahifesinde diyor ki, "Beklenilen Mehdi, Hazret-i Fatıma'nın soyundan olacakdır". Mekke'de zuhur edecekdir. O zeman, Müslümanlar halifesiz olacakdır. İstemediği halde, zor ile halife yapılacakdır. Zuhur edeceği zeman ve yaşı ve ömrü kesin belli değildir). Mehdi çıkacağı zeman yeryüzünde halife bulunmayacağı ve Mehdiliklerini i'lan edenlerin Mehdi olmadıkları, buradan anlaşılmaktadır.

    Birçok hadis-i şeriflerde buyuruldu ki, (Mehdi'nin başı hizasında bir bulut olacakdır. Bulutdan bir melek: Bu Mehdi'dir, sözünü dinleyiniz!) diyecekdir. Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki (İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi Mü'min, ikisi de kafir idi. Mü'min olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleyman "aleyhisselam" idi. Kafir olan ikisi de, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, yeryüzüne, benim evladımdan biri, yani Mehdi de, malik olacakdır).

    Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki: (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teala, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur ve dünyayı adaletle doldurur. Ondan önce dünya zulmle dolu iken, onun zemanında adl ile dolar). Bir hadis-i şerifde buyuruldu ki:

    (Eshab-ı 1Kehf, Hazret-i Mehdi'nin yardımcıları olacakdır ve İsa "aleyhisselam" bunun zemanında gökden inecekdir. İsa "aleyhisselam", Deccal ile harb ederken, hazret-i Mehdi, onunla beraber olacakdır. Bunun hükümdarlığı zamanında , her zemankinin aksine olarak ve hesabların tersine olarak, Ramezan-ı şerifin ondördüncü günü güneş tutulacakdır ve birinci gecesinde ay tutulacakdır).

    O halde, insaf etsinler ki, bu alametler, (cahillerin, Mehdi zannetdikleri kimselerde ve) o ölen adamda var mıdır, yok mudur? Hazret-i Mehdi'nin daha birçok alametlerini, Muhbir-i sadık "aleyhissalatü vesselam" haber vermişdir. Ahmed ibni Hacer-i Mekki hazretleri (Elkavlülmuhtasar fi alamatil-Mehdi) ismindeki kitabında, Hazret-i Mehdi'nin ikiyüze yakın alametlerini yazmışdır. Geleceği bildirilen Mehdi'nin alametleri meydanda iken, başkalarını Mehdi sananlar, ne kadar cahildir. Allahü teala, onlara, doğruyu görmek, nasib eylesin! (Celaleddin-i Süyuti'nin, "Cüz'ün minel-ehadis vel-asar-il-varide-ti fi hakk-ıl-Mehdi) kitabında da Hazret- Mehdi'nin alametleri bildirilmektedir). (s. 60-61)

    İmam-ı Rabbani "rahmet-ullahi aleyh", ikinci cildin altmışsekizinci mektubunda buyuruyor ki, hadisi-i şerifde (Yeryüzünü küfr kaplamadıkça ve heryerde küfr ve kafirlik yapılmadıkca, hazret-i Mehdi gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, Hazret-i Mehdi çıkmadan evvel, küfr ve kafirlik her tarafa yayılacak, İslam ve müslimanlar garib olacakdır. (H.Hilmi Işık, Saadeti Ebediye s. 350)

    YanıtlaSil
  11. MEVDUDİ

    ...Fakat şu bir gerçek ki, Allah (cc)'ın hakimiyetini bütün dünyada tesis eden bir müceddid gelecektir. İster çok yakında isterse çok sonraları olsun, farketmez, O, peygamberimizin hadislerinde açıkça tanımlanmış olan İmam Mehdi'dir. O'nunla ilgili olarak bazı işaretler de yine bizzat peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.

    Bu işaretler, Müslim, Tirmizi, İbni Mace ve diğer bazı hadis kitaplarındaki hadislerde açıklanmıştır. Bize bu rivayetlerden sadece birini burada zikretmek isityoruz.

    Şuna inanıyoruz ki, İmam Mehdi geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur: çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.

    Mehdi, geldiği zaman, Müslümanlar'ın düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam'ı ortaya koyacaktır. İslam'ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır. Kendisine ait veya kendisinin oluşturduğu bir iddia veya davası yoktur. Bunun karşısında cahiliye de boş durmayacak, bütün gücüyle 'batılı' hakim kılmak için çalışacaktır. Ama hak için yapılan bu büyük cihadda Allah(cc)'ın yardımıyla Müslümanlar galip çıkacak, cahiliye hezimete uğrayacaktır.

    Mehdi'nin hak davası için olan bütün çalışmaları İslam'ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam'ın bu hakimiyetini, sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam'ın hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda hadiste de belirtildiği gibi "yerde ve gökte bulunan herkes mutlu olacaktır."

    Bir Müslüman olarak, İslam'ın hakimiyetini görmenin özlemi içindeyiz. Bunu görebiliriz veya göremeyiz, önemli olan bu değildir. Önemli olan bu gaye için gayret göstermek, çalışmaktır. Nihai fethin komutanını zihnimizde tasavvur edersek göreceğiz ki, böyle bir zaferin imamı ile halkın tasarladığı imam arasında hiçbir benzerlik yoktur. Böyle bir liderin geleceğine olan inancı, hayretle karışlayanlara şaşmamak, doğrusu elden gelmiyor...

    (Mevdudi, "İslam'da İhya Hareketleri", s. 52-55)

    YanıtlaSil
  12. MAHMUD ESA'D COŞAN

    ...Ben bazı arkadaşlara dedim ki: "Bakın Mehdi kıyamet alametlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, (velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım!..."

    ...Mehdi sevgisi hepimizin içinde vardır. Mehdi'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur...

    (Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN, "Güncel Meseleler")

    YanıtlaSil
  13. MEHMET ŞEVKET EYGİ

    Ashabın büyüklerinden Ka'b hazretlerinin (RA) Resulullah Efendimiz hakkında nazmettiği "Banet Sü'ad" adlı kasideye, ondukuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmış ve bu 1291 yalında İstanbul'da 283 sahife olarak basılmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasından özetle şöyle yazılmaktadır:

    "Bazı keşif sahipleri Hazret-i İmam Mehdi radiyallahu anh'ın 1400 hicri yılında zuhur edeceğini tahmin etmişlerdir... Bazıları ise 1422 yılını göstermiştir."

    Şu anda hicri 1419 yılındayız. Mehdi'nin zuhuruna az kalmıştır. Gerçi şu anda Müslüman kesimde Mehdi olduklarını iddia eden veya Mehdi oldukları iddia edilen bir sürü adam varsa da, bunların ahir zamanda zuhur edeceği haber verilmiş olan hakiki Mehdi ile alakaları yoktur. Bazı büyük İslam alimleri Mehdi ile ilgili müstakil eserler kaleme almışlardır. Mehdi'nin babasının ismi, kendi ismi, bazı evsafı hakkında bilgiler verilmiştir.

    Şu anda Müslümanlar kendi akıllarıyla birleşemiyor, kurtulmak, izzet bulmak için yapılması gereken hizmet ve faaliyetleri yapamıyor. Artık Mehdi'yi beklemekten başka çare kalmamıştır. Bakalım Mehdi zuhur edince yalancı Mehdiler ne yapacaktır?

    Haberlerde Mehdi hazretleri zuhur edince bir kısım ulemanın onu tanımayacağı, karşı geleceği bildiriliyor. Bunlar ulema-i su'dur. Müslümanları oyalayan, afyonlayan, aldatan, uyutan kişiler... (Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 15/06/1998)

    YanıtlaSil
  14. MUSTAFA KAPLAN

    Mehdilik konusunda yapmış olduğu ciddi araştırmalarla tanınan Mustafa Kaplan, Risale-i Nur ışığı altında Hz. Mehdinin bu zamanda yaşadığıyla ilgili olarak yazmış olduğu yazılarda okuyucularına şunları belirtmiştir:

    "Evet, İsrail devletini hak ile yeksan edecek olan Hz. Mehdi aleyhisselam hayattadır.

    …Onların mesih diye beklediği aslında "büyük deccal" denen fitne başıdır. Oda günümüzde hayattadır, sanırım henüz çocuktur. Onu dünya yüzünden temizleyecek olan gerçek mesih Hz.İsa (as) ise zaten diridir ve rabbimizin katındadır. Belki dünyaya gönderilmiştir, belkide gönderilme zamanı çok yaklaşmıştır. (04-04-1997 Akit Gazetesi)

    Mustafa Kaplan; Bediüzzamanın mehdiyi müjdelediğini, mehdinin Risale-i Nurları kendine program yapacağını,başkalarının sandığı gibi, Said Nursinin ahirzaman mehdisi olmadığını, bir okuruna cevaben yazdığı şu yazısında da görebiliriz:

    …1400 senedir İslam ümmetinin dört gözle beklediği Hz. Mehdiyi anlatan Bediuzzaman hazretleri , o zatın üç mühim vazifesi olacağını söylüyor… aynı üstad Hz.Mehdinin kendisine program yapacağı eserlerin kendi yazdığı Risale-i Nur külliyatı olduğunu ise başka bir eserinde aynen şöyle diyor: "sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nuru bir program olarak neşr ve tatbik edecek" (sikke-i tasdiki gayb s. 9)

    Kıymetli okuyucumuz eğer şu sayfa numaralarını verdiğim eserlere bakarsa , Bediuzzaman Hazretlerinin böyle söylediğini görecektir…

    Bendeniz Bediuzzaman hazretlerinin "ilham-i ilahi" ile yazdığına yürekten inanıyorum. Nasıl bugüne kadar söyledikleri birer birer gerçekleşmiş ise bu söyledikleride aynen gerçekleşecektir. Yani bütün islam alemini ittihad ettirecek olan Hz. Mehdi, müslümankarın imanlarını işte bu Risale-i Nur külliyatı ile kurtaracaktır. Demek o zatın programı bu eserlerdir.

    İnanmayanları zorlama gücümüz yoktur. Nasıl olsa zuhur gerçekleşince gerçekte ortaya çıkacaktır (05-08-1998 Akit Gazetesi)

    YanıtlaSil
  15. Yine başka bir yazısında aynı konuyla ilgili olarak:

    "…demek Risale-i Nur un asıl sahipleri olan Hz.Mehdi ve talebeleri gelince Bediuzzaman hazretlerinin 1911 senesinde müjde verdiği "osmanlı ülkesinden çıkacak büyük bir parlak nur" haberi inşaallah madde alemindede gerçekleşecektir. Zaten yukarıya emirdağ lahikasından aldığım pasajın (Emirdağ Lahikası,c.2, s. 108) son cümlesine bakan, bunu anlamakta tareddüt etmez.

    Diyor ki "belki inşaallah, o görüş, yüz sene sonra nurların ektiği tohuımların sümbüllenmesi ile aynen o geniş daire nur dairesi olacak, onun yanlış tabirini sahih gösterecek." (a.g.e)

    Üstadın yanlış tabir ettiğini söylediği konuşmanın üzerinden yüz sene geçmesi için şurada ne kaldı… Mana gözü açık olanlar, söylenenlerin tahakkuku için fazla bir zaman kalmadığını görmekte gecikmezler. (07-02-2000 Akit Gazetesi)

    Yine Mustafa Kaplan, E.Tuşalp'in 23 Haziran 1998 tarihli Radikal gazetesinde çıkan "Said Nursi'nin mehdi olduğuna dair" yazısındaki iddialara cevaben şunları yazmıştır:

    "…Yazık ki böyle insanlar kitlelere yön verme mevkiine oturtulmuş! Bediuzzaman hazretleri kendi talebelerinin dahi kendisini mehdi sanmaları üzerine işte o açıklamayı yapıyor.

    Diyor ki: "Ben o beklenen mehdi değilim. O zat gelince, evvela Risale-i Nurları bir program yapacak, o eserlerle bütün alemi İslamın imanını kurtaracak. Sonrada şeriati icra ve tatbik edecek."

    Bay Tuşalp, Bediüzzaman hazretleri vefat edeli 38 sene oldu. Hala en azından bizim ülkemizde şeriatin icra ve takibinden vazgeçtik, adını anmak bile devlet eliyle suç sayılıyor. Yani koca üstad vazifesini yapamadan mı göçüp gitti?

    Sizlerde domuz gibi biliyorsunuz ki, o zatın haber verdiği her şey birer birer gerçekleşmiştir. Şu söyledikleri de aynen gerçekleşecektir.bütün dünya bir araya gelse, şeytanları ve cinleri de onlar yardım etse, Hz. Mehdi zuhur ederek alem-i İslamı Kelime-i tevhid sancağı altında birleştirmesine ve şeriatin bütün ahkamını çatır çatır icra ve tatbik etmesine mani olamayacaktır.

    Demek, eğer okumuşsan bile, okuduğunu dahi anlayamamışsın. Bizzat Hz. Mehdiye ait vazifeleri, onu haber veren Bediüzzanman hazrretlerine yamamışsın. Tutmadığını bildiğin içinde bıyık altından sırıtıyorsundur, değil mi?

    Merak etme, vazifenin asıl sahibi ortaya çıkarsa paçalarını iyi bağlaman gerekecek…" (09-07-1998 Akit Gazetesi)

    YanıtlaSil
  16. Mustafa Kaplan ayrıca; "…iki grup müslümanın tepkisini çekmekteyim. Bediüzzaman Hazretlerini "mehdi-i ahirzaman" kabul eden kardeşlerimiz, yeni birisinin daha geleceğinin söylenmesini yanlış buluyorlar. Halbuki eserlerde müteaddit yerlerde üstad böyle yazmış. Dikkatlice müteala eden bir gözün yanılması zordur…

    Gelecek Mehdinin (AS) iman cihetinde Risale-i Nurları program yapacağını söyleyincede, Nurcu olmayan müslüman kardeşlerimizin tepkisini çekmekteyim. Halbu ki bu iddianın sahibi, bizzat Bediüzzaman Hazretleridir, biz sadece nakiliz…

    1400 senedir islam aleminin beklediği zat gelince… yaklaştığından hiç şüphem olmayan o günler zuhur ettiğinde, kimin haklı olduğunu bütün alem görecektir…" demektedir. (04-09-1998 Akit Gazetesi)

    Geçen asrın müceddidi Bediüzzaman Hazretleri de bu gerçeğin altını çizmekte ve şöyle demektedir. "Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz." (Mektubat, 28. Mektub, 7. Mesele, 5. Sebeb, s. 380), (29. 9. 1999 Akit Gazetesi)

    Haber verilen hadiselerin vukua gelme vakitleri yaklaşmıştır. Şimdi ilmen kabul etmeyenler de, bizzat Hz. İsa'nın (as) icraatlarını ve ondan önce de Hz. Mehdi'nin (as) faaliyetlerini görerek kabul etmeye mecbur kalacaklardır. Yaşayan görür... ("Bu da Tetimmesi", Akit Gazetesi, 19. 12. 1996)

    Her ne kadar son müceddid Bediüzzaman Hazretleri sende yaşamış ve Mehdi Aleyhisselam'da sende doğmuşsa da;

    Ey 1900 devresi sen bu aleme bela oldun. İnsanların hak mefhumunu unutup nefislerinin peşine düştüğü uğursuz bir zaman birimi oldun...

    ...Çok şükür ki, artık mazi oldun. Bugün sen yoksun? Yaklaşık bir asır gerçek Müslümanlara saadet dağıtacak olan 21. asrın gölgesi üstümüze düştü. (Gel Sevgili 2000, Akit Gazetesi, 01. 01. 2000)

    YanıtlaSil
  17. Arkadaşımız Murat Kapkıner'in 17 Eylül 1999 tarihli yazısını kesip saklamıştım, ama ancak şimdi ele alabilme fırsatı buldum. Yazının omurgası Mehdi üzerine kurulmuştu. Verdiği bilgiler ise, kitabın ortasından alınmış doğru tesbitlerdi. Bazı paragrafları tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum:

    "Mehdi'nin ön şartı, zulmü tüketmiş toplumlara ilahi belaların gelmesi. Ayetlerin genelinden de anlaşılan şu ki, belalar müjdedir. Gök gürültüsü gibi, yağmurun, rahmetin müjdecisidir.

    Belalardan sonra biri çıkıp, (gene ayetlerin mükerreren bildirdiğine göre) 'Hiçbir ücret istemeyerek' Hakk'a çağırır, adalete çağırırsa o Mehdi'dir. Yani, 'ücret istememek', bir dünya yararı ummak bir yana, yüksek riskler almaktır ve biri böylesine 'ücret istemeden', 'dünyasının aleyhinde yüksek riskler' alırsa, o Mehdi'dir."

    El Hak, biz de aynı kanaatteyiz. Demek, üzerimize yağmaya başlayan arzi ve semavi belalar, aynı zamanda bir yüksek müjdeyi de beraberinde getirmektedir. Hele biraz daha beşik gibi sallasın, arkasından o "ücret istemeden Hakk'a çağıran" makam sahibi zuhur edecektir inşallah.

    Doğru söze ekleyecek bir şey bulamıyorum. Elbette kalbinde zerre kadar gerçek imanı olanlar o zat-ı nuraniyi tanıyacak, sevecek, davet ettiği Kur'an caddesine bütün mevcudiyetiyle lebbeyk diyecektir. Dünya menfaati için dinini ucuza satmış olanların zuhur anında tereddütleri, elbette normaldir... ("Kapkıner'den doğru tespitler", Akit Gazetesi, 27. 11. 1999)

    Haberi, "Evrende büyük buluşma" başlığı ile 23 Aralık 1999 günkü Akit'te okudum. Önümüzdeki 5 Mayıs gününde Güneş, Ay, Dünya ve bazı gezegenler bir ip gibi aynı hatta dizileceklermiş. Rivayete göre, aynı hal bir de bundan 6 bin sen önce olmuş.

    Kainatta tesadüf olmadığını her mü'min bilir ve öyle inanır. Yaratılan her şeyin dizgini madem ki Allah'ın elindedir; elbette istediği gibi dizer, istediği gibi bozar. Lakin o dizilmenin rastgele olmayacağı kesindir.

    Evet, kainatın yeni bir asra girerken yeni bir zihniyetin hakimiyetine hazırlandığını inkar mümkün değildir. Aklı olan, Allah Rasulünün tebliğ ettiği dini harfi harfine kabul eder. Son pişmanlığın fayda etmeyeceği günler yaklaşmaktadır. Sel gibi gelecek belalardan muhafaza olabilmenin tek yolu da o tavizsiz imandır... ("5 Ay Sonra...", Akit Gazetesi, 05. 01. 2000)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Efkar Ali’ye. Her cins meyvayı aynı sepete koyarak satışı yapılamaz. Hatta her cins elmayıda. Cinslerine göre ayırmak lazımdır. Mehdi konusu bir ihbar-ı gaybidir. Açık ve sarih olarak zamanı, zuhuru, mahalli, kimliği açıkça belirtilmemiştir. Asr-ı Saadetten başlayarak Mehdi beklenmiş. 1400 yıl geçmiş, ama hala bekleyen var. Şimdi herkes bir rivayeti, alıp tevil yolunu seçmiş. Kendi ilmi seviyesine göre bir açıklamada bulunmuş. Doğru mu? Geleceği manası dışındaki bütün sözler muğlaktır. Yani tam teşhis yok. Çünkü mesele imtihan sırrına tabidir. Yani nasıl ki Hz. Peygamber geldiğinde herkes ona inanamadı, ona 10 yıl biri çocuk 40 kişi inandı. Mehdi de öyledir. Ayrıca herkes onu teşhis edip kimliğini açıkça bilemeyecektir. Öyle ki herkes uykuda yani gaflette olduğu bir zamanda gelecek, hizmetini yapıp gidecek ama gaflet sebebiyle o herkesçe bilinemeyecek.

      Hz. Peygamber açık ve net olarak söylemiş. Kendisinden sonra hilafet (4 halifeyi kast ediyor), sonra saltanat hilafeti ve emirler, sonra cebabire (yani cabbarlar-diktatörler) ve sonra Mehdi-Mesih gelecek. Yani hilafet bitecek decaller hükmedecek. Onlara karşı Mehdi-Mesih çıkacak. Bu da 20. Yüzyıla ve 1300’lü hicri yıllara işaret eder. Niçin mi? Hz. Ali buyurmuş: Besmele’nin harfleri ki 19 harf biter Mehdi zuhur eder. Yani Kur’an’ın özünün özü olan Besmele buna böyle hem harf adedinin bitimi ile 19. Yüzyıldan sonrasına, ebced ve cifr ile Mehdi’nin hakimiyet dönemlerine işaret eder.

      Bir hadis var. Son halife Şam’da toprağa verildiği zaman, (ki bu Vahideddün Han’dır. 1926’da Şam’da çukur bir semtte toprağa verildi) Mehdi zuhur eder. Bunun ötesinde ne söylenirse bence indi bir görüş ve hadise muhalefettir.

      Mehdi bir müceddid. Yani din adamı. Yani dini ihya edecek bir zattır. Kumandan, devlet adamı, siyasetçi, işadamı, profesör değildir. O güne kadar kimsenin açıklamadığı Kurani bir hakikati (bunu sadece Hz. Peygamber ve Hz Ali (ra) biliyor) açıklayacak. Ve din Mesih’in de nüzulü ile tamamlanacak. Hatta Fetih Suresi’nin işareti ile fetih de tamamlanacak. Ümmeti Muhammed’in (as) ömrü 1500 senedir. Şimdi 1438’deyiz.

      Mehdi, bir insan. Zamanı ahir zaman, ki geride bırakılan zamana benzemeyecek. Yani bir şahıs hükümranlığı değil, şahs-ı manevi, yani cereyanların ve ideolojilerin hakimiyetinin cari olduğu, medeni hayatın geliştiği bir zamanda gelecek. Artık şahısın hükmü şahs-ı manevi karşısında etkisiz olacağından şahs-ı manevisi hükmedecek. Dolayısiyle din bir şahsın gayreti ile ihya olamayacak bir zamana işaret eder. O ve cemaati, Hz. Peygamberin hükmi ömrü olan 92 yıl kadar bir zamanda muvaffak olacak ve din ihya edilecek. Bu da 1926 + 92 = 2018 eder. İslam dininin anayasadan çıkarıldığı 1928 tarihi göz önüne alınırsa 1928 + 92 = 2020. Rum Suresi’nin işareti ile 2003’e de işaret eder. Yani 1909 ebcedi değeri Rum mağlup oldu. Ne zaman galip gelir 30. Sure + 60 ayet = 90 yıl sonra. Bu 31 mart tarihinden 90 yıl sonra 1999 veya Osmanlı hükümetinin İttihatçıların eline geçtiği tarihten sonra 1913 + 90 = 2002.

      Yani Mehdi gelir. Herkes gaflette iken hizmet eder. 1926’dan sonra. Onun ve 313 talebesinin çalışması sonucu iman ve hayat fasıllarından sonra 2002’de 3. fasıl geniş dairede hizmet başlar.

      Bediüzzaman’ın işaretini Mustafa Kaplan dahil çok kimse anlamamıştır. Sadece müteşabih rivayetleri üst üste koyup yani her cinsten elmaları toplayıp golden elma fiyatına satmaya kalkıştılar. Tabi biz de yemedik. Şimdi şunu bir açalım.

      Sil
    2. 2*Bediüzzaman Şam Hutbesi’nde ne demişti? 1371’da fecr-i sadık başlar. Fecri kazip olursa 30-40 yıl sonra fecri sadık. Şimdi 1371’in fecr-i sadık olmadığı ne zaman anlaşıldı. 1381’de. 30 yıl sonra 1411. Değilse 1381 + 40 = 1422. Veya 1371+30+40= 1421. Yani 2020-21. Bu tarihler Mehdi’nin zuhurunun değil hakimiyetinin başlama tarihidir. Başlama mutlak hakimiyeti ifade etmez. Başlar. Sonra ona Mesih katılır. Onların vazifesi dünyevi işler değil. Tevhidi cihana hakim kılmak. Ne zaman? 1456 zirve tarihidir. 50 yıl cihanda tevhid bayrağının dalgalandığı süredir.

      Böylece ortaya şu çıkıyor. Rum Suresi’nin işareti ile 2003, Hadise göre 20016 veya 2018. Bediüzzaman’ın keşfine göre 1981-1991-2002-2021. Bu fecr-i sadık. Süresi 61-65 yıl kadar. Mehdi’nin değil Mehdi’nin şahs-ı manevisinin yani ehl-i iman ve islam’ın ittihadı sonucu ortaya çıkacak hakimiyet. Aslında bu tarihler hakimiyetin işaret taşlarıdır. Tabi anlayana. 1506 yılına kadar devam edecek. Bu hakimiyetin kurulmasında Mehdi’nin açıklayacağı dini ve imani ve Kur’ani hakikatlerle mümkün olacak.

      Bir husus daha: Muhyiddini Arabi güneş yılı ile düzenlenen hicri takvime göre Mehdi 1255 yılında doğacak. Bu kameri takvime göre 1294’e işaret eder. Bu istihraca takvim farklılığı olmakla birlikte Kutb-u Şa’rani, Şeyh Aliyyul Havas, Şeyh Bestami güneş takvimine göre 1255, ay takvimine göre 1294’te Mehdi dünyaya gelir. Vazifeye başlama tarihi ise, Sultan Abdühhamid’in vefatı ve Mondoros Mütarekesi sonrası 1918-19’da. Hz. Mehdi Hz. Peygamber’in aynasıdır. Yani Hizmeti onun gibi olur. Sünnet üzere. 10 yıl sonra Süfyan’a karşı bayrak açar. Bu bayrak askeri ve siyasi flamalı değil. Manevi cihaddır. Mehdi’nin okları hadise göre harflerdir. İlimle hizmet edecek. İmam-ı Rabbani, Gazali gibi dini ihya üzeredir. 1918 tarihinde bütün İslam dünyası düşman işgali altındadır. Artık Halife de yoktur, İslam hakimiyeti de. Keyfi-küfri-askeri hakimiyet dönemi başlar,

      Şimdi Mehdi’nin hayat ve şeriat fasıllarını gerçekleştirme vazifesi bütün ümmet-i Muhammed’e ait bir vazifedir. Bütün dini cemaatler ve ehl-i tarik ittihad edip İslam’ın hakimiyetini Çin seddinden Büyük Okyanus’a kadar hakim kılmakla mükelleftir. Müslüman ülkelerin istiklali de böyle gelecek. Mehdi bizi kurtarmayacak. O kurtuluşun yolunu gösterecek. Biz çalışacağız. Tabi bunun için evvela sahih bir imana, sonra amele sahip olup sünnete üzere yaşayarak.

      Yoksa Mehdi gelecek. Eeee. Bizi kurtaracak. Eeee. Cebimize para koyacak eee. İyi de o adam bizim hizmetkarımız mı? Medeni alemde hizmet tarzı cebir ile değil ikna ve inandırmak iledir.

      Bizim Süfyan’ın tapıcıları hedef şaşırtmak için Esedleri, Saddamları, Nasırları, Kaddafileri veya Irak’ı, Mısır’ı, Lilbya’yı, Suriye’yi Süfyan’ın huruç yeri olarak gösterir. Yalan. Sakın bu propagandaya aldanmayın. Hem Mehdi, hem Mesih’in Şam’la tek ilgileri bir süre orada bulunmalarından ibaret. Süfyan, Medine Müdafaasına son verilmesi için emir verir ve kaçar. Mehdilik en sona Mekke ve Medine’ye uğrayacak. Yani orada zuhur etmez. Bediüzzaman’ın haberini verdiği cemahir-i müttefika-yı İslamiye gerçekleşince Mehdilik Mekke ve Medine’yi etkisi altına alır. Bediüzzaman Türkiye’yi kilit ülke olarak nitelemiş. "Mekke’de doğsam, yine buraya gelirim" demiş. Pansilvanya'ya tüyüp siyonist-neocon istihbarat örgütleri ile İslam dünyasına suikast hazırlamak değil. "Bizi aldatan bizden değildir" Hadis

      Sil
    3. 3*Mehdilik öyle bir makamdır, ki bir yığın zatın gözünü kamaştırmış. Önüne gelen kendini o makama uygun görmüş. Böyle olduğu içindir ki, kader imtihanla perdelemiş. Zamanımızda çok Mehdi taslağı çıktı. Bunu en başta istismar edeni fetoşun cemaatidir. Eli silahlı, siyasi makamlı, devleti ele geçirecek bir Mehdi portresi bekleyen varsa işte fetoşun yediği naneleri görüp öyle olamayacağını anlasın. Demek ki Mehdi böyle bir zat değil. Küfrün ve münafıklığın zirve yaptığı ahir zamanda Mehdi kendini tanıtsa ve münafıklar ona tabi olsa, Hendekteki durum veya İstanbul’un fethine sırasında yaşanan sıkıntılar yaşanır ki, böyle bir durum Mehdi’nin durumunu zorlaştırma değil, başarısızlığına sebep olur. Az ve öz bir cemaatle cihan çapında bir hizmet yapacaktır.

      1999 veya 2002’de başlayarak 20 yıllık bir sürede hakimiyeti İslamiye gerçekleşecektir.Aslında bu sürecin başlama tarihi iki nolu Süfyanın terk-i siyaset ettiği 1969-2019 arasında zirve yapacaktır. Manevi alemde yani alem-i misalde bunu keşfeden bazı evliya hakimiyet döneminin Mehdi’nin zuhuru olarak anlamış.

      Şimdi bazı tashihler yapalım. Melhemeler 3 tanedir. En şiddetlisi 2. Melheme. Sonra 1. Melheme. 3. Melheme düşük yoğunlukla savaşlara sahne olur. 1991 yılında Körfez harekatı ile başlayan ve süre gelen Ortadoğu’daki çatışmaları kapsar. Gemi eline geçiren küresel sermaye yani Yahudiler, Davud'un ülkesini ele geçirmek için dünyayı kullanır.

      Bu arada şunu hatırlatayım. Bediüzzaman 1910 tarihinde İstanbul’dan Van’a giderken Bitlis’e uğrar. O orada Şeyh Sanan tepesinde etrafı tarassut ederken yanına gelen Rus polisle olan konuşmasını hatırlayın. Ona dar ki: Sizde 3 zulumatlı perde yırtılacak. (Yani çarlık-komünistlik-Yeltsin dönemi). Sonra gelip burada medresemi kuracağım. Kurdu mu kurmadı mı? Türk-Rus Harbi mazide kaldı. O Savaşın sonunda iki deccal huruç eder. 7 yıl arayla. Önce büyük 1917, sonra küçük 1924. İslam’ın çöküşündeki rivayeti günümüze yakıştırmayın, ayıp. Putin Rusya’sı İslam’ın yeni bir dostluğunun mebdeidir. Şu andaki Rus yönetimi bir dönem bizdeki yönetimlerden daha çok İslam’a taraftar ve saygılıdır. Bediüzzaman ne demişti: Rusya geri dönüp Hıristiyan olamaz, dinsiz de kalamazlar. Ya İslam’a girerler ya da terk-i silah ederler.

      3. Melheme’nin amacı ve maksadı büyük İsrail’i kurmaktır. Yinon Planı. Türkiye dahil 9 ülke 22 devletçiğe bölünecek. Çarpışmalar buna hizmet ediyor. Tarafları çoktur ve çok karmaşıktır. İsteyen Güneri Civaoğlu’nun 1992 yılında Sabah’ta, birkaç ay önce yine Milliyet’te ve hatta birkaç gün önce yine Milliyet’te yazdığı 30 Eylül tarihli yazıyı okusun. 3. Melheme’nin kimin işi olduğunu anlar. Hz. Peygamber’in haberini verdiği Müslüman-İsrail savaşı bir hesaba göre 88 yıl, bir hesaba göre 68, bir hesaba göre 76 yıl önce başladı. Bugün bölgemizde yaşanan karmaşa 1897 yılında Basel’de kurulan devletin kuruluş planı gereğince son aşamadır.

      Bu çatışmalar özellikle bizde vesayetçi güruhun ve askeriyenin gözünü açtı. Yani bir kaderi vazifeye hazır hale getiriliyor. Kürt işi de buna dahil. Bediüzzaman bu meselenin ittihad-ı İslam’a yol açacağını belirtir. Ve bir şey daha söyler: Yıl 1935. “Bir gün gelecek bunlar (….) İslam’a hizmet edecek.” O tarih çok karib çoook.

      Bir şey daha Beidüzzaman yanılmıyorsam 1911’de dinsizliğe yol açılmasının terör ve anarşiyi netice vereceğini belirterek milletlerin bunlara karşı terk-i silah edeceğini söyler. Bu da gerçekleşti. Ye’cüc ve Me’cüc, öncelikle batıdan gelen dinsizlik cereyanlarının neticesinde bozulan kalpler anarşi ve teröre zemin hazırladı. Öyle ki dünyanın her yerinde anarşik olaylar aldı başına gitti. Demek ki, insanlık bu beladan ancak ve ancak dine sarılarak kurtulabilir. Siyaset ve diplomasi bunu önleyemez. Ve önleyemiyor. Bilakis siyaset bunu silah olarak kullanıyor. Bunun da ana muharriki dünyaya hükmeden Siyonistler baş rolde oynuyor. Ortalığı fesada vermek onların en önemli meziyetidir. Dolayısiyle insanlık dine sarılarak genel barışı sağlayacaktır. Mehdi’in bir vazifesi de budur.

      Sil
    4. 4*Şimdi birileri gene başlayacak. Uzun yazdı. 19. Yüzyılın ve 20 yüzyılın başında olan Rus savaşlarını getirir bugüne uyarlarsanız, izahı böyle olur. Kıbrısi ve şeyhi Dağıstani böyle bir hatalı yorumun müsebbibi oldular. Günümüzde yaşanan savaşlar küresel hakimiyet kuran Yahudilerin başı altından çıkıyor. Onların dünya hakimiyeti deccaller başa geçince olurmuş. Ve öyle oldu. İsra Suresi 104. ayet ona işaret eder. Ama bir sonraki ayet Kur’an’ın hakimiyetine işari mana ile bakar. Mehdi'yi haber verircesine.

      Talut-Calut kısası ahir zamanın Mehdi-Deccal fitnesine işaret eder. Mehdi burada Talut rolündedir. Calud ise İslam deccalidir. Talut-Calud kıssasında bir peygamber o zaman Hz. Davut (as) Talut’a tabi oldu. Calut'u talut öldürdü. Büyük Deccali kim öldürdü? Hz. Mesih. Ahir zamanda Mesih ve cemaati Mehdi ve cemaatine tabi olur. Böyle karmaşık ve hikmete dayalı bir hakikatin açık ve gözle görülür olmaması, nur-u imana şartına bağlanması Hakim isminin gereğidir. Unutulmasın. Mehdi’nin ism-i azamı da Rahim ve Hakim’dir. Yani her şey rahmetle ama sebebe bağlanarak icra edilir.

      Şimdi Mehdi gelecek diyenlere soruyorum. Nerede sizin deccaliniz. Bazılar çıkmış Esed deccal diyor. Yahu o bir diktatör. İsrail’in maşası. Nereden deccal oluyormuş. 28 Şubat’ta bizdekileri kim hükümranlığı altına aldı. “Silah vereceğiz” diyerek içimizden müttefikler buldu, stratejik anlaşmalar yaptı? İsrail. Ta Washihton’da oturan Alan Mokawski adlı Yahudi emir veriyordu, burada bize ilişiliyordu. Yani? Unutmayın deccal Yahudi’dir. Esed ve onun gibilerinin Süfyan olabilmesi için Yahudi asıllı olması gerekiyor. Değiller.

      Bizdeki Sabatycılar ne kadar. Nelere hakimlerdi. Onların içinde anası Türk babası Yahudi asıllı olan kimdi. Hangi zabit. 31 Mart Vak’asında İstanbul’a gelip Yıldız Sarayı’nı yağmalayanlardan oldu. Kimdi o? Şimdi öyle biri var mı? O zaman. Mehdi ve Mehdicilik ile aklınızı bozmayın. Herkes dinini yaşayıp ittihad halinde kalıp alem-i İslam'ın yüzünü güldürecek güçlü Türkiye’yi muhafaza edeceğiz. Fetoş gibi şarlatanlara izin vermeyeceğiz. Vesselam.

      Sil
  18. Necmettin Erbakan'ın 22 yıl önce IŞID, Suriye ve Irak hakkında yaptığı konuşma

    https://www.youtube.com/watch?v=E1lNzJdujNU&spfreload=1

    YanıtlaSil
  19. Abdurrahim Çokgüngör'e " Büyük Deccali kim öldürdü? Hz. Mesih. "
    keseri eline alıp kafasına kafasına kim vurdu ? o zaman "La Mehdi illa İsa" nasıl anlamalıyız... aslında bunları size bizzat derslerinize katılıp sormak ve dinlemek isterdim :) fi emanillah...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size cevap vermem için önce Mustafa Kardeşimizin sansür engelini aşmak lazım. Aşalım cevabımı yazacağım. Yalnız şu unutulmasın. Deccaller huruç edince onların neticesinde Yahudi hükmeder. Bunun başlama tarihi 1773-1840-1860-1897-1914-1938-1948-1975-1984. Bmnun için iki asır asırönceden başlayarak Yahudi 5 ülkede mutlak hakimiyet kurmuştu ABD-İnglitere-Türkiye-Rusya-Almanya.

      Hem Tevrat hem Kur'an böyle ihsas eder veya işaret eder. O zaman Mesih'in siyasi gücü, Mehdi'nin hakaik-i Kur'an’a hamil gücü ile birleşir ve bu son fesada son verilir. Olan şu anda budur.

      Mesih bir değil bir kaç defa nüzul eder. Şimdi son nüzulunu ya yapıyor ya yapmak üzere. Fiillerini bilmek nur-u imana ile mümkün olur. Mesih perdesi en kalın olan zattır. Belki onu topu topu 13 kişi bilecek.

      2010 yılında bir ABD’li gazeteci fetoş ile röportaj yapar. O fetoş siyonizmin ve ana deccalin maşası olduğu şundan anlaşılır. O röportaj sırasında fetoşun masası üzerinde Boğazı ve üzerinde bir F-16 ile gösteren bir fotoğrafı görür. Bunu 15 Temmuz'dan sonra hatırlar ve anlatır. Aslında bu fotoğrafın ne demek olduğunu bilen ve haber veren ilk kişi Bediüzzaman Said Nursi olmuştur. Yıl 1935. Tevrat ise 4 bin yıl önce. Ne demek istediğimi o malum olay olduğu zaman anlayacaksınız. Biz yurtta sulh cihanda sulh yani ayakta ve yatakta uyutulan bir milletiz. Uyanınca her şey anlaşılır.

      Bu resim önümüzdeki günlerde olacak gaybi bir olayın sembolüdür. Siyonist deccal fetoş ve avanesini niçin hava kuvvetlerine ağırlık vermesi için tahrik, teşvik ve alet ettiğini anlamak için nur-u iman sahibi olmak lazım. Olan bunu anlar. Bu arada bazı ehl-i tarik uyanır gibi oluyor ama, meslekleri ve meşrepleri sebebiyle tam ihata edemiyorlar.

      Sil
  20. Mustafa kardeş yazılarımı niçin kesiyorsun? Sansürleme. Bırak gerçek ortaya çıksın. Hadisin ve mana-yı işareti ve Kur'an'ın işaratı ile ahir zamanın hemen hemen bütün eşhası arz-ı endam etmiş ve yapacağını yapmış. Biz ise hala rivayetleri aktüel hadiselerle giydirip hatalı beklenti içine giriyoruz.

    Bediüzzaman gibi bir dellalı-ı Kur’an’ı söylemediğini söylletip ona hakaret eden var. Ağızlarının payını vermek lazım. Edeb-i İslam gayb hakkında ulu orta söz edilmesine izin vermez. O gayb hadisatı tasarrufu ilahi iradeye aittir.

    Hadis gayet net ve açık: Hilafet biter Deccaller hükmeder. Onlara karşı Mehdi ve Mesih çıkar. İçinde bulunduğumuz asır son asırdır. Fetih Suresi’nin bildirdiği üzere ufütupaüt da bitecek. Bundan başka ferec yoktur. Öyle iken tufeyli yorumlarla kimse beyhude beklenti uyandırıp haddini aşmamalı. Lüfen o yazılarımı yayınla.

    İstenmiyorsa yorum yapmayız. İlmin de sadakası vardır. Sadakadan da nasiplenilirse ondan başkasına dağıtmakta bir beis yoktur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fikirleri hiç bir zaman sansürlemedim. İsim vermeyiniz. Kimseyle cedelleşmek ve mahkemeleşmek istemiyorum.
      Blog formatı uygun olmadığı için sadece o kısımları silmek ve diğer yerleri yayınlamak imkanı olsa iyi olurdu. Blogumun kavga arenası olmasını istemiyorum. Başkaları anlamıyor, bari siz anlayınız.

      Sil
  21. Kardeşlerimiz isim vererek mahkemelik sözler etmesinler. Yine bir başka kardeşimiz siyasi tarafgirlik nedeniyle hükümete galiz tabirler kullanıyor. Yine mahkemelik laflar... Sansür denilenler bu nitelikteki sözlerdir. Usul ve adab muhafaza olunursa iyi olacak. Blogumun kavga alanı olmasını istemiyorum.

    YanıtlaSil
  22. Manen bırakıp gitmemek emrolunmustur. Ancak bir zaman sonra rüzgar tersine estiğinde başımıza bazı hallerin gelmesi muhtemeldir. Buna rağmen sabırla mükellefiz. Kardeşler elindeki mitralyoze basmaktan çekinmiyor. Bizim hassasiyetimiz ümmetin haysiyetidir. Cemaatimizin haysiyeti arkadan gelir.
    Zamanımız maalesef müslümanların carpıştırıldığı zamandır. Onun için her lafı iyice düşünüp söylemek lazım.

    YanıtlaSil
  23. Bir Nur talebesi kardeşim haksız bir iftira ile memuriyetten ihraç edildiğini öğrendim. Çok üzgünüm. Kendisi için dua ediyorum. Zulm ile abad olunmaz. Demek at izi it izine karışmış. İdare için endişeliyim. Re'yimi bu kardeşime yapılan haksızlığın ref'i için koydum. Arif olan anlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef ben de çevremde bu tür yanlışlıkları çok görüyorum. Öyle ki insan ister istemez sıra bana da gelir diye endişeye düşüyor. Daha önce de yazdığım gibi birçok kişi nur talebeleriyle fetöyü ayırt edemiyor. Hepsini cemaatci yani fetöcü diye ihbar ediyorlar. Durumlar çok hassas olduğu için her ihbar dikkate alınıyor, araştırılıyor. Kişi kendinin fetö olmadığını ispat edemezse malesef atılıyor. Devlet yöneticilerin asılsız ihbar konusuna çok daha ciddiyetle eğilmeleri gerek

      Sil
  24. Mukaddes enaniyetlerimiz bizi mahvedecek. Çok şiddetli bir fırtına geliyor. Cemaatler imtihan olunacak. Altın mı bakır mıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Altin bakirsa bakir altinsa

      Sil
    2. nasıl bir fırtına tahmin ediyorsunuz olabilecekler
      -ırakdaki sünni katliamına türkiye engel olmaya çalışıyor şii ırak ordusu ypg ve pkk ile çatışma ihtimalimiz
      hükümete karşı darbe ihtimali

      Sil
    3. Herkes kendini ve cemaatini altın olarak düşünür. İmtihan ile altın bakırdan ayrılır.
      Ben bir bakırım. Hatta bakır çıkarsam o da bir mertebedir benim için.

      Sil
    4. Fırtına geliyor. Hatta Musul savaşı çok yakın. Amerika ile karşı karşıya geleceğiz. Yani onun binbir hilesiyle baş etmek zorunda kalacağız. Rüzgar ters dönerse ülkemiz ve idarecilerimiz aleyhinde bir itibarsızlaştırma kampanyası olacak. Tabi bundan islami cemaatler de payını alacak. Bu konuda evliyaullah bir sürü ipucu vermiş. Bediüzzaman, Nazım Kıbrısi, Abdullah Gürbüz Baba ve diğerleri...
      Zamanı yakın... Büyük kaosun ardından büyük diriliş olacak inşaallah.

      Sil
    5. Musul harekatı, karkısa savaşına dönüşücek.Barzani güçleri ile Irak'lı şii Araplar arasında olacak...Bu savaşta Musul barajı patlatılacak, ve Barzani ve peşmergeleri yok olacak. Allahu alem. Rivayetler bu yöndedir.

      Sil
    6. 10 gün kadar önce bir haber vardı şöyle
      -- REUTERS HABER AJANSI'NA GÖRE TÜRKİYE, 27 EYLÜY'DE NATO ÜSLERİ VE KARARGAHLARININ BULUNDUĞU İNGİLTERE , ALMANYA BELÇİKA VE HOLLANDA GİBİ ÜLKELERDEKİ ASKERLERİNE '' GÜN İÇİNDE TÜRKİYE'YE DÖNÜN '' EMRİ
      http://www.hurriyet.com.tr/turkiye-natoda-masada-degil-40247178
      anladığım turkiye natodan çıkıyor veya çıkarılmak isteniyor veya üstüne oynanan oyunu bozuyor türkiye suudi arabistan çin gibi azerbaycan pakistan ve türk ülkeleri birleşiyor bir birlik oluşturmak istiyor
      ülkemiz pkk yı kendisine tercih eden birlikden ayrılıyormu?
      yada nato üyesi olduğumuz için bize saldıramayan batı ve israil bu şemsiye kalkınca bizemi saldıracak amaçları bizi natodan çıkarmakmı bakalım göreceğiz
      fakat görünen oki daha yerli savaş sanayimiz gelişmedi
      silahlarımız batı menşeeli ve yazılımlı
      bir savaşda bu silahlar özellikle uçaklar güvercine dönebilir
      eğer türkiye kendi isteği ile natodan çıkmak istiyorsa bu daha erken benim zannımca

      Sil
  25. Bundan yaklasik üç dört yıl önce Şeyh Nazım k.s. "silah bulundurun, evinizi namusunuzu korumak icin" demişti.
    Şeyh ahmet yasin de iki hafta önceki sohbetinde yasal yollardan silahnanin dedi.
    Artık bazi hadiselere cok yaklaştik. Ufak tefek tedbirleri almanin zamani geldi sanırım.

    YanıtlaSil