.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

21 Nisan 2016 Perşembe

IŞİD'İ TÜRKLER BİTİRECEK!

Mustafa ÖZCAN
IŞİD’in iki panzehiri var. Siyasi olarak Türkler manevi olarak da Risale-i Nur. Siyasi olarak IŞİD’in panzehiri Türklerin olduğu bazı hadisler tarafından da ortaya konulmaktadır. ‘IŞİD’’in Kökenleri’ adlı eserimde de ortaya koyduğum gibi kimi hadislerde dolaylı olarak IŞİD’in Suriye ve Irak’ta Cezire bölgesinde faaliyet göstereceği ifade edilmektedir (1).
Muhtelif hadisler IŞİD’in Kürt bölgesinde faaliyet göstereceğini lakin sonlarının siyasi ve askeri olarak Türklerin elinde olacağını haber vermektedir. IŞİD faaliyet alanlarıyla birlikte bu hadisleri doğrulamıştır. IŞİD’le alakalı hadislerin sıhhatinden şüphe edenler bile vakıa karşısında dudak ısırmakta ve vakıa üzerinden hadislerin sıhhatine itiraz edememektedir (2). Nuaym bin Hammad’ın Fiten adlı eserinde gerçekten de IŞİD’i tam tanımlayan ve tasvir eden ihbaratı gaybiyye nevinden hadislerle karşılaşmaktayız. Özellikle ikisi bu alanda rivayeten olmasa bile dirayeten IŞİD vakıasına parmak tam tamına basmaktadır. Bu iki hadisi tamamlayan üçüncü bir hadis de bu akımın Türkler eliyle def ve yok edileceği haber ve ifade edilmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği ABD’de bir dizi görüşme meyanında Obama idaresiyle görüşmesi sırasında Türkiye’nin Suriye’deki dostları ve ılımlı muhalefetin katkıları ve ayrıca gerekirse Türkiye’nin de karadan katkı vermesiyle IŞİD’in üstesinden gelmeyi ve mevzilerinden sökülmesini teklif ettiği anlaşılmaktadır. Buna karşın ABD’den hava desteğiyle kara harekatını kollamasını istediği lakin Obama yönetiminin  oralı olmadığı ve bu hususta ipe un serdiği ortaya çıkmıştır. Sudan bahaneler öne sürdüğü ve Rusya’nın Türk askerine saldırabileceğini tezini seslendirdiği ifade ediliyor. Halbuki, madem ki ortak düşman IŞİD ise onu ortadan kaldıranın kimliği çok mu önemli? Anlaşılan ABD bu görevle PYD ve ortaklarını taltif etmek istemektedir. Mesele Nüzhet Kandemir’in isabetle dediği gibi, ABD Türkiye’nin rolünü daraltmak istemektedir. Türkiye çapında bir bölge ülkesini bu suretle palazlandırmak, güçlendirmemekten kaçınmasıdır. ABD bölgeyi güçlendirmek değil zayıflatmak istemektedir. IŞİD’in sağladığı terör meşruiyeti üzerinden bölgeyi yeni Sykes-Picot paylaşım ortamına hazırlamak istemektedir.   
Batılılar ve öteki emperyalist ülkeler iki şeyle mücadele ediyorlar. İslami değerlerin hayata geçirilmesi ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ruhunun sağlanması. Bunları sekteye uğratacak her gelişmeye alkış tutuyor ötesinde imkan bahşediyor ve önünü açıyorlar. IŞİD üzerinden meşruiyet sağlıyorlar PYD üzerinden planlarını uygulamaya koyuyorlar. Sonuçta hem PYD hem de IŞİD bölünmelere vesile oluyor. IŞİD müdahalelere meşruiyet ve zemin temin ediyor, sağlıyor PYD ise müdahale aracı oluyor. Birbiriyle kıyasıya mücadele eden ve ideolojik nefret üzerine kurulu ilişkilerin yumağındaki PYD ve IŞİD kendilerine mi hizmet ediyor yoksa üst akla mı? Burada üst akıl ABD ve Rusya’dır. 12 Eylül öncesinde de sağ ve solun kavgası üst akla hizmet etmiş ve Örfi Çetinkaya gibilerinin ifadesiyle bilmeden ülkeyi darbe ortamına  çekmişlerdir. Sonuçta bilmeden üst aklın ihtiyaç duyduğu madalyonun öteki yüzleri rolünü oynamışlar ve pozisyonunu temsil etmişlerdir. ABD ve Rusya şimdi makro düzeyde bu oyunu oynuyor. Bedreddin Demirel’in ifade ettiği gibi 12 Eylül öncesinde ideolojik fraksiyonlar kendi aralarında kavga ederek darbe ortamının olgunlaşmasına hizmet etmişlerdir ve ardından müdahale gelmiştir.
Suriye üzerinden küresel ölçekte PYD ve IŞİD aynı hizmeti görüyor. Batılıların bölgeye müdahalesine zemin hazırlıyorlar. İşte bu noktada Türklerin veya Türkiye’nin bölgede IŞİD’e karşı saklı bir misyonu bulunuyor. Bu saklı misyonu bize hadisler haber vermektedir. IŞİD hadisleri gibi kimilerine göre sıhhati meşkuk olsa da vakıa bu hadisleri doğrulamaktadır. Hadislerin sıhhat derecesinden şüphe edenler bile hadis metinlerini vakıa ile karşılaştırdıklarında adeta ağızları açık kalıyor.
‘Türkler çıkıncaya, rollerini devralıncaya kadar IŞİD’e ilişmeyin’ mealinde hadis bulunuyor. Önceki hadislerde IŞİD’in faaliyet alanının Cezire bölgesi olduğu ifade edilmiş ve tarihi vakayı ve gelişmeler bunu doğrulamıştır. Nuaym (Naim) bin Hammad da Kitabu’l fiten adlı eserinde (kitap sayfaları arasında tefsirde Taberi gibi sahih ve sahih olmayan hadis rivayetlerini barındırmıştır) Beni Abbas bölümünde IŞİD’in sonuna işaret eden hadisi rivayet ediyor. Sonlarının Türkler tarafından getirileceği ifade ediliyor. Bu hadis açıktan IŞİD’in bitirilmesinde Türklerin rolüne işaret ediyor. Buna göre IŞİD’i Türkler bitirecek.
Velit Bin Müslim tarikiyle rivayet edilen hadiste aynen şöyle buyrulmaktadır: “Uzlete çekilmekle haklısınız. Türkler Ermeni kapısından girinceye kadar siyah sancak(lı)lar muhalifleri üzerine egemen kalacaktır…” Velid Bin Müslim, siyah sancaklıların kendi aralarında ihtilaf etmelerinin ardından işlerinin bozulacağına ve şevketlerinin kırılacağına ve bunun sonlarına dair ilk alamet olacağını ifade ediyor. Mesele o dönemde Eba Müslim Horasani meselesiyle bağlantılı olarak dile getirilse de günümüzün şartlarına uyduğu gayet açıktır. Eba Müslim Horasani dönemindeki siyah sancaklıların şevketinin Türkler tarafından kırılmaması aksine başarılı olmaları hadisin manasının günümüze intikal ve taayyün ettiğini gösterir. O dönemde Ermeni kapısı veya Ermenistan Cezire bölgesine açılmaktadır. Bugün Ermenistan ile Cezire arasında bağlantı kalmasa da kadim yerleşim düzeninde IŞİD’in şimdi kontrol ettiği bölgelerin kadim Ermenistan sınırına bitişik olduğu bir gerçektir. Nuaym Bin Hammad, Türklerle ilgili hadisi Fiten Kitabında 608’inci hadis olarak kaydetmektedir (3). 
Hadisteki i’caz!
Türklerle ilgili hadis-i şerifte açık bir i’caz var. Zira, hadis tamamen IŞİD sürecine intibak ediyor. Önceki dönemlerden hiçbirine intibak etmiyor? Nereden biliyoruz? Zira Eba Müslim Horasani’nin Emevilere karşı hurucu sırasında henüz Türkler Anadolu’ya yerleşmemişlerdi. Türkler Malazgirt'le birlikte Anadolu’yu yurt edinmeye başladılar. Hadis Osmanlılar dönemine de intibak etmiyor. Zira  Osmanlılar döneminde Cezire bölgesine siyah sancaklılar hakim olmamış, yerleşmemişti. Üstelik Cezire ve civar bölgeler Yavuz döneminden sonra Osmanlı devletinin kontrolü altına girmişti. Lakin Osmanlı döneminde kesinlikle bu bölgede IŞİD türü siyah bayraklılara rastlanmamıştır. Binaenaleyh hadis siyasi harita olarak günümüze işaret ediyor. Hadis, tarihi Ermenistan bölgesini Türklerin zapt edeceğini zımni olarak ortaya koyarken ayrıca alt bölgenin (El Cezire bölgesi) siyah bayraklılar olarak anılan IŞİD’in eline geçeceğini bildirmektedir. Hadisin ifade ettiği gerçek ancak günümüzün siyasi ve askeri şartlarına altına anlaşılabilmektedir. Zira günümüzdeki şartlara intibak etmektedir?
Peki, öyleyse Hazreti Peygamber (asm) bunu nereden bildi?  Elbette vahiy yoluyla. Bu da hadis-i şerife i’caz (olacakları önceden bilme-bildirme özelliği ve mucizesi) özelliği yüklemektedir. Başka türlü işin içinden çıkmak mümkün görünmüyor. Dolayasıyla Türkler hadisi, i’caz özelliği barındırmaktadır. Hadis bu özelliğiyle inanmayan insanlara meydan okuyor. Bu hadis Müslümanların İsrail ile savaşacaklarına dair rivayet edilen Müslim ve diğer imamların tahriç ettikleri hadise benziyor. Hatta sahabeler Peygamberimiz Ürdün’den haber verdiğinde, bahsettiğinde burasını coğrafi olarak bilmediklerini ancak hadisten sonra idrak edebildiklerini ifade ediyorlar.
Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadiste Peygamberimiz (Asm) Yahudilerle yapacağımız savaşa şöyle işaret ediyor:  “Siz, Nehrin Doğusunda Yahudiler de Batısında olduğu halde savaşa tutuşmadıkça kıyamet kopmaz. Taş ve ağaç dile gelerek ey Allah’ın kulu (Abdullah), ey Müslüman arkamda bir Yahudi var, gel onu hakla, diye nida edecek. Garkad Ağacı müstesna. Zira o ağaç Yahudilerin ağacıdır (Yahudi asabiyeti güden) (http://fatwa.islamweb.net/ fatwa/ index.php?page=showfatwa&Option=FatwaId&Id=16494).” 
Bu hadis tamamen bugünkü siyasi harita ve tabloyu gösteriyor. Zira, 15 Mayıs 1948 tarihinde İsrail kurulmadan evvel böyle bir vakıa ve ihtimal bulunmuyordu. Sonra tarihin rahminden çıkarak vakıaya bürünmüştür. Müslümanlar Doğu Şeria, Yahudiler de Batı Şeria kısmında oldukları halde savaşacaksınız demektir.
Hani Mahmut adlı yorumcu da Türklerin Ermenistan Kapısından girerek Cezire’ye çöreklenen IŞİD unsurlarının sonunu getireceklerini ifade etmektedir (وخروج الرايات الثلاث بالشام ونزول الترك( وتهجم تركيا هجوم برى على سوريا والذى تعد له من الان من باب أرمينية ). وقت هجوم الترك هو وقت انتهاء داعش http://www.hanem.tn/viewtopic.php?t=96 ).
Tarihi Kılikya Ermeni Devleti Kilis ile sınır vaziyetinde olmuştur. Hadiste geçen Ermenistan Kapısı tamamıyla bugünkü mevcut Türkiye’nin sınırlarıyla IŞİD’in kontrolü altında bulunan El Cezire arasında yer almaktadır. (https://ar.wikipedia.org/wiki/%D8%A3%D8%B1%D9%85%D9%8A%D9%86%D9%8A%D8%A7#/media/File:Cilician_Armenia-en.svg ).
İmam Ali’den mevkuf olarak gelen diğer hadise göre siyah bayraklılar çıktığında ‘fe elzemu’l ard’ buyruğu veriliyor. Yani yerinizden ayrılmayın yani IŞİD ile sürtüşmeyin tavsiyesi var. Dolayısıyla onlarla sürtüşmek; sefihler arasında deveran eden bir savaştır. Fitnelere açık olaylara karışmaktır. Dolayasıyla IŞİD ile PYD hadis diliyle de madalyonun farklı yüzlerini temsil etmektedirler. IŞİD’e uyanlar da, onlar gibidir. Maalesef PYD tam da bunu yapmaktadır. Sonları da kendi aralarında ihtilafa düşmek suretiyle ya da Türkler tarafından ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşecektir. İlgili hadislerin bize anlattığı gerçek şudur: Türklerin dışında onlara müdahale, fitne kapısını açacaktır.
Obama idaresi IŞİD karşısında Türklerin önünü keserek aslında saklı misyonlarını sadece tecil etmiş, ertelemiş oluyor. Vakti merhunun’a talik ediyor. Demek ki vakti tam olarak gelmemiş, olgunlaşmamış. Türkiye’nin teklifi ve IŞİD’in Türkiye sınırında aktif olması da bu misyonun Türkiye’ye düştüğünü göstermektedir.
İkinci panzehir: Risale-i Nur!
IŞİD’in birinci panzehiri siyasi ve askeri alanda Türkiye olarak görünürken manevi alanda da Risale-i Nur öne çıkmaktadır. IŞİD anlayışının manevi reçetesidir. Bunu nereden anlıyoruz: IŞİD’in Risale-i Nurla çelişen temel iki yaklaşımı bulunmaktadır. Bunlardan birisi siyasi ve hukuki alanda maksimalist (bast-ı şeriat) olmasıdır. İslam hukukunu uygulama konusunda da tedricilikten uzak davranışlarıdır. Mesela IŞİD ileri gelenleri İslam ahkamını uygulamada başkalarının eksik veya atıl bıraktığı alan yüzde bir bile olsa kendilerinin bu alanı tamamlayacaklarını, dolduracaklarını ve şeriatı kamilen, noksansız tatbik edeceklerini söylemektedirler. Bunu yaparken de şartlara riayet etmeyip toptan ve ivedi davranmaktadırlar. Abdulkerim Suruş kendi zaviyelerinden bu meseleyi tafsil etmiş ve Kabz ve Best-i Teorik-i Şeriat kitabında ele almıştır.
Ömer Bin Abdulaziz oğluna, ‘toptan gelen toptan gider’ diye tedriciliğin hikmetini anlatmıştır. Elbette tedricilik ipe un sermek ve savsaklamak değildir. Şartlar olgunlaştığında uygulama alanına geçirmektir. Bu anlamda Risale-i Nur’un elmas kılıcı IŞİD taraftarları için de geçerlidir. Bediüzzaman onların söylemlerinin aksine şunları söylemektedir:  "Şeriat da, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir; onu da ulü’l-emirlerimiz düşünsünler (4).
Hadislerde bu meseleye dair uyarılar vardır. Bunlardan birisi şudur: Dine galebe çalmak, çıkmak isteyen mağlup olur. İnsan dini değil din insanı kuşatır. İnsan dini emirler konusunda aşırı olabilir lakin dini emirleri kamilen yerine getirmesi zordur. Acizdir. Dolayısıyla yapamayacağı bir şeyin iddiasında veya peşindedir. Dine galebe çıkmak isteyen mağlup olur (5).
Yine başka bir hadiste aşırılığın imkansızlığına işaret edilmiştir: Durmaksızın yol tepen ne sırt bırakır ne de yol kat eder! Bu açıdan radikalizm tabir caizse din üzerinden kendini pazarlamaktır. Acaba IŞİD mensupları bu rehber hadisleri nasıl anlıyor ve algılıyorlar? Hadiste onlar hakkında acemi çaylak(hadesau’l esnan ve süfehau’l ahlam) tabiir kullanılması, denilmesi de idrak noktasında çap ve derinliklerinin olmadığını gösterir. Sığlıklarına işaret eder.
Bediüzzaman ve Mustafa Sadık er Rafii gibilerinin ifade ettiği gibi şeriattan evvel şeair gelir. IŞİD anlayışında ise tersi geçerlidir: Şeair’den evvel şeriat gelir! Halbuki, Allah ile yarış olmaz. Allah’ın işine karışılmadığı gibi Allah ile, şarii-i hakim ile yarış olmaz. Şii hatta kimi Sünni evanjelikler Allah’ın işine karışıyorlar, burunlarını sokuyorlar! Hatta ötesinde Allah’a mühendislik taslıyorlar. Şeriat ve hukuk dairesinde ise IŞİD anlayışı şari-i hakim ile yarışıyor!
Kim dinde aşırılık güderse dinin kapsamı karşısında acze düşer.  Allah’ın işine karışmamalı ve aczimizi fakrımızı bilmeliyiz!
Dipnotlar:
1-http://islammemo.cc/akhbar/arab/2015/02/18/231857.html12
2-http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-ozcan/isid-hadisleri-7310.html
3-http://alfetn.net/vb3/showthread.php?t=86972
4-Divan-ı Harb-i Örfi, Sayfa 28
5-http://library.islamweb.net/newlibrary/display_book.php?idfrom=74&idto=75&bk_no=52&ID=32 )
6- Feinne’l münbette la ardan kataa veya zahran abka /http://majles.alukah.net/t10988/

Kaynak: http://www.risalehaber.com/isidi-turkler-bitirecek-18073yy.htm

55 yorum:

  1. Bediuzzaman demis ki:
    Ben şimdi Urfa'ya gelsem, Türkiye ile Suriye'yi birleştirmek zorunda kalacağım.
    Bu ibare gösteriyor ki. Türkiye ile Suriye birleşmek zorunda kalacak.
    Demek müdahale kaçınılmaz olacak.
    Ancak Turkiye'nin Suriye'ye şimdilik girmek istemeyişi kendini bataktan sakınmak istemesindendir.
    Zira dış güçler istedigi icin değil bizim gerektiği zaman girmemiz lazımdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. PKK tamamen etkisiz hale geldiği zaman Suriye'ye girecektir. PKK engeldir (Türkiyedeki PKK, PYD değil) Türkiye Suriye'ye İSİD bölgesine girse istihbarat Suriye'ye yönelecek Turkiye içinde istihbarat boşluğu oluşacak. ABD ilerki günde PYD ile Daeş sınırına yerleşecek. Üsler yapacak(havalimanı yapılıyor) o ara Türkiye girecek.

      Sil
  2. Üstad Urfa'ya gelsem demekle tam olarak ne demek istiyor?.. Bu hususta bir bilginiz var mı? Urfa'da vefat etmesinin ve ilk kabrinin orada olmasının buradaki mânâ ile bir alakası olabilir mi? Ayrıca Mehmet Feyzi Efendi Üstad'ın kabrinin hâlen Urfa'da olduğunu söylüyor:

    Bu konu İhsan Atasoy'un "Bediüzzaman'ın Sır Kâtibi-Mehmed Feyzi Efendi" isimli kitabında şöyle geçiyor:

    "O büyük sultanın dünyadan göçmesi Mehmed Feyzi Efendi için son büyük darbe olur. Asıl dayanağı da dünyadan gitmiş, adeta âlemin nuru sönmüş ve karanlığa gömülmüştür.

    Üstad'ın Halilürrahman Dergâhı'na defni ve daha sonra kabirle ilgili gelişmeleri büyük bir hüzünle takip eder. Fakat o, Üstad'ın kabrinin Urfa'dan nakledildiği görüşünde değildir. Bu konuda kendine göre şöyle bir yorum yapar:
    "Üstad'ın Urfa'ya defni yakin ifade eder. Hukuktaki genel kaideye göre şek yakini izale etmez. Çünkü Üstad'ın Urfa'dan çıkarıldığı şek ifade ediyor."

    Bunu "Yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde..." cümleleriyle birleştirir."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. urfadaki mezar açılıp cenaze alınmış
      cenaze ısparta da doğancı mezarlığına defnediliyor hatta cenazeyi baş ve ayakucu ayrıntısına dikkat etmeden tabutla gömmüşler ve burada bir müddet emniyet nöbet tutmuş
      defin bitince oradan ayrılırlar
      onları gürültüden uyanıp gizlice gözetleyen dönemin mezarlık görevlisi merhum başyayla amca başına akasya dikmiş
      yıllar sonra tabut açılır cenaze buradan alınır yine ıspartaya başka yere defnedilir

      Sil
  3. Bilginin ve tevil'in doğrusu bu...

    YanıtlaSil
  4. m.yenisafak.com/yazarlar/mervesebnemoruc/abd-suudi-arabistan-evliligi-biterken-2028525
    Bugün değil, yarın değil, ama birkaç yıl sonra sıra dışı ABD-Suudi Arabistan evliliğinin bitişini görebiliriz. Zira ABD, Suudileri bölgedeki en büyük hasmı İran'la aldattığını açıkça gösterdi bile. Lakin bu evliliğin sonu, Kral Abdülaziz'in 1945'te garantisini aldığı, ABD'nin Hanedanlığa sağladığı korumanın da bitmesi anlamına gelir. Bu da Suudi Arabistan'da iç çatışmaların, siyasi karışıklığın, taht kavgalarının, belki de 'demokrasi' taleplerinin başlaması, hatta rejim değişikliğinin ya da parçalanma ihtimalinin doğması demektir.

    YanıtlaSil
  5. m.yenisafak.com/yazarlar/nedretersanel/kral-ve-baskan-petrodolarin-son-oykusu-2028609
    Orada Amerika'ya yönelik eleştiriden 'fazlası' var; “Amerika'ya daha ne kadar bel bağlayabiliriz? Amerikan liderlerine daha ne kadar güvenebiliriz? Eski günlere dönecek yeni bir Amerikan Başkanının olacağını düşünmüyorum”. 'Yıkıcı' cümle budur...
    Obama, S.Arabistan'da uğradığı bu muameleye karşı renk vermedi, herşey yolundaymış gibi devam etti...
    Özellikle Batı tipi liderlerde bu tür "genişlik/esneklik" sık görülüyor. ABD, Avrupa liderlerinden farklı olarak “unutmaz ve zamanını bekler”...
    Geriye tek soru kaldı; Sıradaki Kral kim olacak?
    Her iki ülke için de geçerli bir soru.

    YanıtlaSil
  6. https://m.youtube.com/watch?v=xSKHiVE80Go
    Uşşaki Tarikatı Şeyhlerinden "Fatih Nurullah Efendi", Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın artık misyonunu tamamladığı belirterek "Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey" dedi.

    Erdoğan'ın istediği yönetimin "meşrutiyet" olacağını söyleyen "Fatih Nurullah Efendi", "Kaldı ki bu hükümeti maneviyatta Ahmet Davutoğlu'na teslim ettik. Tayyip Bey'in misyonu tamamlanmıştır. Vazifesini yapmıştır. Tayyip bey bir şekilde desteklemek, onları ilerletmek gibi duygularla hareket ediyor ama, burada çok çamlar da devriliyor" dedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talut'tan sonra Davut....
      Blogda bu konuda bir şeyler yazmıştık.
      Herşey yeri ve zamanı geldiğinde olur.

      Sil
    2. Şiddetli mücadele başladı. Onun için suskunluk dönemindeyim. Gönlümüz elbette birlik ve beraberlikten yana... Talut görevini yapacak sonra Davud gelecektir. Bu böyle yazılmıştır. Reis yada Hoca taraftarlığı dışındayız. Aksine böyle bir şey varmış gibi bir izlenim vermek istemedik. Reis çok önemli bir konumdadır. Onun elini zayıflatacak her şeyden kaçınırız. Ne var ki Hoca'nın kadrini kırmak isteyenlere de prim vermeyiz. Şimdi bu yönden bir zaaf ortaya çıkarmaya ve vurmaya çalışılıyor. Düşmana koz veremeyiz. Nefis kavgası zamanı değil. Ancak biz ne söylesek de kader hükmünü icra edecektir. Birbirimizi kırarak bir yere varamayız. Bütün dünya Reisi devirmeye uğraşırlarken müslüman akıllı olur ve düşmana yardımcı olmaz. Sonuna kadar re'yimiz onunladır. Ancak baki kalan bu kubbede sadece Allahın hükmüdür. zaman döner, devran gelir geçer.
      Ehl-i nifak ve küfür elinden kaçırdığı iktidarı her ne bahasına olursa olsun geri almak ve bir daha asla elinden kaçırmamak istiyor. Bizim derdimiz kişi değil, islamdır. Bizim hedefimiz islam birliğidir. Bu hedef kişisel hesaplara feda edilemez.

      Sil
    3. 1*Bu mesele Talut-Davut meselesi değildir. Talut-Davut Mehdi-Mesih hizmetine işaret eder. Davut bir peygamberdi bir kumandana tabi oldu. Mesih de bir Peygamberdi Mehdiye tabi olacak. Ve öyle oluyor.

      Ahir zamanın hükmü ve hizmeti çok farklı ve başkadır. Ortada halifet’ul Resul yoktur. Halifetullah’ın hükmü vardır. O da siyasi esaslı hizmet olmamasıdır. Çünkü ümmeti meydana getiren ana kaide olan imana tasallut ve tecavüz olmuş. Ve cemiyet temelini kaybeden bina gibi çökmüştür. Bu hengamede yapılacak iş ise siyaset yapmak ve iştigal değildir. Siyaset Kur’anda 6666 ayetin içinde bir iki tanedir. Siyaset binanın, flamasıdır. Geriye kalanı ise iman ve Kur’an ile salih amel, güzel ahlak gibi tuğla ve taşların bir hesaba göre inşa edilmesidir. Böyle olunca terk-i ukba esaslı ehl-i tarikin yapacağı iş de kendi mesleklerine dayanarak imana, Kur’an ve İslam’a hizmettir. Zaten turukun vazifesi de budur.

      Şimdi bilmem ne şeyhi veya bilmem ne hocası demiş ki, diye başlanıp dünyevi ve siyasi meseleler üzerine ahkam kesilirse ortaya arıza çıkar. Sizin adını verdiğiniz şeyh, ehl-i tarikin ana gayesi olan teveccüh-ü ilahiye yerine zamane siyasilerin kendilerine teveccühte bulunmasını önem atfettiği görülüyor. Hatta bir şeyhin “Ona buna soruyorlar bize niçin sormuyorlar” dediğini hatırlarız. .

      Ehl-i tarikin her hangi bir şeyhi sadece kendi üzerine düşeni yaparak hizmet etmeye çalışmalıdır. Ayrıca uhuvvet ve ittihada ağrılık vermelidir. Ve bunun yanında ahir zamanın fitneler çağı olmasını nazar-ı itibare alıp müsbet hareket edip asayişi ve emniyeti muhafaza noktasında milletin teveccühünü almış iktidarlara yardımcı olmaktır. Ehl-i irşada düşen vazife irşadını yapmaktır, lakin neticeye karışmamaktır.

      Dinde temel kural kulun tercihidir. Kul ikrah ile imana ve İslama’a sokulamaz. Asla ve kat’a. Suçluyu cezalandırmak bunun dışında.

      Şimdi 1. Cihan Harbi’nin yol açtığı fitne ve elimizden alınan istiklali geri alma safhasındayız. 25 yıldır süren 3. Cihan Harbi’nin finalinde bu istiklale yeninde kavuşulacaktır. Bu safhada Türkiye’ye büyük vazifeler düşüyor. Bu vazifenin ifasının ilk ve son şartı yani tek şartı ittihad-ı İslam’dır. Saadette felaket çıkabileceği gibi felakette dahi saadet çıkar. Bu mücadelenin sonu alem-i İslam’ın istiklalini yeninde kavuşması olacaktır.

      Şu şeyh bu şeyh; Süfyan ve komiteleri ve yalakalarının cirit attığı o karanlık çağda neredeydiler? Tasavvuf ve ahlakı temsil eden Şear-i Ahmediye tahrip edilirken neredeydiler? Süleyman Tunahan Hazretleri’nin ders verecek bir talebe dahi bulunamadığı zamanda ücretli talebe tuttuğu dönemde neredeydiler. Bedüzzaman’ın zindan kandil tebriğini ancak bir kibrit kutusunun arkasına yazıp gizlice gönderebildiği zamanda neredeydiler. Şimdi hakimiyet-i milliye-yi İslami’ye parıltıların göstermeye başlayınca birden ahkam kesenler çoğalmaya başladı.

      Sil
    4. 2* Onun için siyasi ve dünyevi meselelere gayret ve teveccüh göstermekten önce iman ve Kur’an hakikatlerinin inkişafı söz konusu. Her iki deccal büyüğü ve küçüğünün bir asırdır yol açtıkları dini tahribat ortada dururken, flamayı nereye dikileceğinin değil, cemiyetin esaslarının nasıl sağlamlaştırılacağına bakılması lazımdır.

      Harici düşman, Sovyet blokunun çöküşü ile alışılmış askeri vesayetle fitne çıkarmak istediğinde 28 Şubat örneğinde olduğu gibi, ancak demokratik dayanıklılık karşısında bu emeline ulaşamayınca ne yaptı. Kaleyi içerden fethetmeye kalkışıldı. Dini bir cemaati kullanıp paralandırıp, sinsice devlet birimlerine ajan yerleştirir gibi taraftar sokup batılı ve sömürgeci odakların oyuncağı meczup bir hocanın marifetiyle iktidar devirmeye kalkışıldı. Yani siyaseti ve ülke idaresini milli iradeye dayalı siyasetçiden alıp tepeden inmeci ve darbeci plastik kainat imamına verilmek istendi. Böyle bir zamanda ortaya saçılan fitnelere bakıp telaşa kapılmamalı. Bu hizmetin sahibi Allah’tır. Hüküm onundur. Kul ise üzerine düşeni yapar gerisine karışamaz. Çünkü Kader-i İlahi’ni bir hükmü vardır.

      Sonra bir husus. Ahmet Davutoğlu tercihi doğrudan doğruya Tayyip Erdoğan’ın olmuştur. Bir çok adayın içinde onun seçilmesinin sebebi nedir? Kim biliyor bunu? Öyle ki, Davutoğlu’na 7 Haziran’da güven tecelli etmedi. Sonra ne oldu? Ne planlanmıştı da nasıl erken seçimi gidildi. Bunu muhterem şeyhler ve hocalar mı yaptı yoksa siyasiler mi? Yoksa kaderin bir hesabı mı?

      Türkiye hem siyaseten, hem asayiş ve güvenlik yani anarşi ve terör ile, komplo girişimleriyle 5 yıldır niçin meşgul ediliyor. Arap Baharı gibi Türk Baharı niçin hazana çevrilmek isteniyor. Küresel sermayenin uşakları kiminle işbirliği yapıyor. Batılı 100 yıllık maşalara ne yaptırılmak isteniyor. Süfyan rejiminin artıkları ne yapmak istiyor.? Şu: Türkiye’nin içine kapatılarak bölgenin dizayn edilmesi. Böyle bir zamanda 80 milyon Türk imtihandadır. Kimin ayağı ve zemini sağlam görülecek. Kimin ki çürük görülecek. Tek çare ittihad-ı İslam ve müsbet hareket ile dayanışma içinde olmaktır. Şeyhin vazifesi kul yetiştirmek siyasi meselelere çözüm bulmak değildir. Sağlam kulların oluşturacağı cemiyetler sağlam devletler kurar.

      Sil
    5. Nurullah efendinin açıklamasını dinledikten sonra Davutoğlu görevden alındı. :)

      Sil
    6. sanırım mehmet ali şahin bey yeni başbakan olacak

      Sil
    7. Abdurrahim Bey, Büyük deccal bir asırdır tahribat yaptığını belirtmişsiniz ancak o tahribatı yapan bundan bir asır önce Büyük deccalin ön karakolları değil midir? Üstad bediüzzamana göre; Büyük Deccal, islam deccali süfyandan 100 yıl sonra çıkacak Allahu alem. Rumuzat-ı semaniyede bu şekilde geçiyor.

      Bu arada Davutoğlu meselesinde şahsi kanaatimi beyan etmek isterim: İttihadda rahmet olduğu için bu bozulan ittihad bana göre ülkemiz ve alemi islama zarar verecek. Büyük bir musibetten sonra ancak ittahadı bulabileceğiz. Kaderin yazar bozar tahtası bakalım nasıl işleyecek. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir...

      Sil
    8. 1* Siz Risale-i Nur’u iyi okuduğunuzu zannediyor musunuz? Acaba? Bediüzzaman Kur’an’ın i’cazına göre söz sarf eder. Şimdi ne demiş bir bakalım.

      Süfyan, aldatıp dühul ederek iktidarı ele geçirir. Ve Şeriat-ı Muhammediye ile şeair-i İslamiye’yi tahrip eder. Bid’a rejimi kurar. O ve iki adamı ile. Yani küçük deccal olan Süfyan, bir serasker, bir de yaver ile birlikte küçük deccalleri temsil eder. Yani büyük deccalin ön karakollarıdır. Bu ne demek? Aşağıda.

      Bir hatırlatma yapayım Bediüzzaman 1909’de bir söz eder. Örfi İdare Mahkemesi’nde yargılanırken: İstibdat-ı küfrüye-yi askeriyeye işaret eder. O tarihte 31 Mart Vak’ası olmuş. Sultan Abdülhamid’in şeyhi zamanın Şazeli kutbu ona gözyaşları içinde şunu ifade eder: “Sultanım içlerinde deccal vardı mani olamadım” Bu deccal Süfyan’dır. O zaman gençti. Yıldız Sarayı yağmasına katılır ve mücevvher yağmalar.

      Büyük deccal 1917’de bir darbeyle iktidarı ele geçiren komünist komitesidir. 8 kişiden oluşur. 5’i Yahudidir. Bu deccal büyük bir coğrafyayı ele geçirir ve ikinci cihan harbi sonrası dünyayı istilaya başlar. Etti mi etmedi mi? Bütün batı dünyası savunmaya geçti. Öyle ki komünizmi çevrelemek için Müslümanların yardımına ihtiyaç olunca Türkiye NATO’ya dahil edildi. Ve İslam-Hıristiyan güvenlik ittifakı kuruldu. Ardından CENTO kuruldu. Komünizmi çevreleyip İslam Alemi'ne sokmamak izin. Bu ittifak sonrası küfri cereyanların ve iktidarların 1900’lerin ilk yarısında baskılayıp etkisiz hale getirdiği ve silinen din hem İslam, hem de Hıristiyan dünyasında ihya oldu. Aynı zamanda 10-15 yıl içinde işgal altındaki İslam ülkeleri istiklalini kazandı. Bitti denen din ortaya çıktı. Ne ile? İslam ve Hırıstiyan ittifakı ile. Mehdi-Mesih cemaatleri dayanışması ile. Ki bu ittifakı Hz. Peygamber, Hıristiyanlarla ümmetinin emniyet ittifakı kuracağını haber verir.

      Büyük deccalin, yani komünizmin temeli fen ve felsefeden gelen dinsizlik ve inkar-ı Uluhiyet fikridir. İslam Alemi’nde bir münafık çıkarak iki arkadaşı ile İslam’i tahrip ederken, büyük deccal geniş bir coğrafyada dinsizlik ve Allah’ı inkar cereyanını başlatır.

      Şimdi toparlarsak komünizme Türkiye’de hangi ideoloji zemin hazırladı. Türkiye’de komünist tehlikesi ne zaman neşvünema buldu? 1945 sonrası. Küçük deccallerin hazırladığı zemin ile. Türkiye komünist tehlikesi karşısında Hıristiyan alemi ile işbirliğine giderek kendini korumaya aldı. Süfyanizm komünizme zemin hazırlalaması sonucu ne oldu? Anarşi ve terör huruç etti. 1961 tarihi Kur’an’ın işareti ile Ye’cüc ve Me’cüc taifesinin yani terör ve anarşinin huruç tarihidir. Dünyada ilk anarşi ve terör olayı Türkiye’de görülmüştür. Sokak hareketleri ile başlayıp silahlı anarşiye yani teröre dönüştü. Tam tamına 55 yılda dünyadaki terör ve anarşi olaylarının üçte birinin Türkiye’de cereyan ettiği adli istatistiklerle ortaya çıkmıştır.

      Sil
    9. 2*Hem Süfyan'ın, hem Deccalin huruç tarihi arka arkayadır. Yani 1917’de komünizm ihtilali olur, 7 yıl sonra ise Süfyan hakimiyet kurar. O meşhur hadiste ne deniyordu? Konstantiniyye 2. defa feth olurken haber gelir. Nereye gelir. Konstantiniyyeye. Haber şu: Deccal huruç etti. Yani 1922’de İngiliz çekilirken Süfyan bir başka şehirde, bölgede huruç eder. Böylece ihbarı-ı gaybiler ile haberi verilen iki deccal birlikte zuhur eder. Öyle olunca her şey zıddı ile kaim olduğundan Mehdi zuhur ve Mesih nüzul eder.

      Bediüzzaman Risale-i Nur’da önce akla, sonra kalbe, sonra da ikisinin üzerinden vicdanı ikna eder. Bu gerçekleşince hakikat tecelli eder. Onun için Bediüzzaman derslerde konuyu tanıtır. Sonra da tavsiye eder. Bu dersi evinizde ayrıca mütalaa ediniz. Edince işte 3 merhale aşılır ve hakikate varılır.

      Bediüzzaman kahin değildir. Beidüzzaman, Kur’an’ın dellalıdır. Bediüzzaman 13. Yüzyıl ve ahir zaman mücedididir. O ahir zamanın sınırlarını ve hadisatına işaret ediyor ve çaresini gösteriyor. Diyor ki: 1222 kılıç ile cihadın sona erdiği tarihtir. O tarihte, 1808, İngiliz donanması elini kolunu sallayarak Boğazlar’dan geçer ve gelir İstanbul’da bazı mevzileri bombalar ve güç gösterisi yapar. 1241 (1826) tarihi Deccalin ileri karakollarının çıkış tarihidir. Yani Yeniçeri Ordusu İslam fütuhatının ordusu mason oyunu ile lağvedilir. Ve Deccalin (süfyan) ileri karakolları çıkar. Onlardan 100 yıl sonra 1341 tarihinde süfyan huruç eder. Bu arada laf arasında değil ama mana arasında şunun haberini verir 1425 ahir zaman yani 3. deccalinin huruç tarihi. Yani ileri karakolunun görülme tarihi. Yani 1525 yılında kıyamet sath-ı mailini başlatacak deccalin ileri karakollarının çıkış tarihidir. Bu Deccal hakkında hiçbir yerde tek kelime yok. Bediüzzaman da bunu söyler. Bu deccal konumuzun dışındadır. Çünkü 1400’lü yıllar Mehdiyet’in hakimiyet asrıdır.

      Şimdi 1826’da Süfyan’ın ileri karakolları çıkarken büyük deccalin de ileri karakolları ortaya çıkar. Avrupa’daki bütün siyasi, ilmi, iktisadi doktrinlerin hakimi mason locaları üzerinden Yahudilerdir. Marksizm,Freudizm-Darwinizm. Bunlar büyük deccalin ileri karakollarıdır

      Sil
  7. http://www.habervaktim.com/yazar/75672/neler-olacak-nasil-olacak.html

    YanıtlaSil
  8. Fatih Nurullah Efendinin ifadeleri bir vakit sonra zahir olacak.
    Tedbir almakla kader degişmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. nurullah efendi 2013 de büyük harbi bekliyordu
      kazayı mübrem dua ile çevrilmez
      dileriz kazayı muallakdır
      hizip grup ve menfaatlerin peşine düşmüş milletimiz bunu kaldıramaz

      Sil
    2. O zatların keşfen gördükleri elbette hakikattir. Belirtilen tarihte zuhur etmemiş olması yanlış olduğunu göstermez. Ertelenmiş yada şekli değişmiş olsa da perdeler arkasında görülen hakikat zuhur edecektir.

      Sil
  9. ABDURRAHMAN ÇOKGUNGÖR BEY ALLAH DOSTLARI HAKKINDAKİ SÖZLERİNİZ HİÇ HOŞ DEĞİL.Şu şeyh bu şeyh; Süfyan ve komiteleri ve yalakalarının cirit attığı o karanlık çağda neredeydiler? Tasavvuf ve ahlakı temsil eden Şear-i Ahmediye tahrip edilirken neredeydiler? Süleyman Tunahan Hazretleri’nin ders verecek bir talebe dahi bulunamadığı zamanda ücretli talebe tuttuğu dönemde neredeydiler. Bedüzzaman’ın zindan kandil tebriğini ancak bir kibrit kutusunun arkasına yazıp gizlice gönderebildiği zamanda neredeydiler. Şimdi hakimiyet-i milliye-yi İslami’ye parıltıların göstermeye başlayınca birden ahkam kesenler çoğalmaya başladı.
    ÖZELLİKLE BU BÖLÜMÜ...
    EVLİYALARINN HEPSİ O ZAMANLAR GÖREVLERİNİ YAPIYORLARDI...BUNU BİLEMEMEK CAHİLLİK VE AHMAKLIKTIR.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Niçin Osmanlı çöktü? Niçin hilafet gitti? Niçin alem-i İslam esarete düştü? Niçin Kur'an'lar meydanlarda yakıldı? niçin camiler ahır oldu? Niçin hocalar asıldı? Niçin laikçilik geldi? Çünkü tasavvuf ahir zamanın fitnesi karşısında çare olamadı? Durduramadı?

      Ama Mehdi gelir velayet-i suğra ile değil velayet-i kübra ile hizmet eder ve asr-ı saadet zuhur eder.

      Sil
  10. Dün yeni bir ameliyattan çıktım. 2 yılda 8, 6 Mayıs 2015- 6 Mayıs 2016 arasında 6 ameliyat. Bu nedenle blogda nispi bir rehavet var.

    Reis-Hoca meselesi... Zihnimden bir sürü düşünce resm-i geçit yapsa da bu noktada susmayı tercih ediyorum. Daha önce mesaj aralarında bu durumlara ait öngörüler yazılmıştı. Şimdi de bu öngörülerin varacağı noktaları yazmayacağım. Ama içimde bir gönül kırıklığı var.
    Vatan ve milletin selameti herşeyin üzerindedir. Asli vazifemiz siyaset değil. Onları siyasilere bırakıyoruz. Maneviyat, dini hizmetler ve iman davası öne aldığımız konular.
    Devletin giderek başkanlık sistemine yürümesi nedeniyle hasıl olan konulara girmeyeceğim.
    Taluttan sonra Davut tezimize inanıyoruz. Tedbir kaderi değiştirmeyecektir. Bundan fazla laf yok. Çok önemli bir durum gelişecektir. Taluta bakılsın. Ne oldu?
    Her büyük zat kendi döneminde önemli bir vazifeyi yapıp gitmiştir. Bütün dünyanın Reise karşı olması nedeniyle vatan, millet ve devlet için, islam ve Kuran için onu destekliyoruz. Mana-yı ismi ile değil, Mana-yı harfi ile yani... Bilmiyorum bu manayı çözecek var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmiş olsun.Allah acil şifalar versin...

      Sil
    2. kadir bey davudoğlu meelesinde 2 saatlik sohbeti var
      bayağı faydalı sonuna kadar izleyin
      olayı zahiri ve batini acıdan değerlendirmiş
      https://www.youtube.com/watch?v=Grk93s0tUgI&app=desktop

      Sil
    3. Mustafa bey Allah'ım Şifalar versin...
      bu dönem nehri geçme dönemine mi.? işaret ediyor...
      http://www.risalehaber.com/magluplarin-zaferi-18143yy.htm

      Sil
    4. Kadir Bey, Reis için ondan sonra daha hayırlı gelecek demiş. Öyle olacak inş. inş 2017-2018 tam bağımsızlığa kavuştuğumuz tarihler olacak.

      Sil
    5. Yalnız Kadir Bey çok güzel anlatmış, paylaştığınız için teşekkür ederim. Süreçteki gönül kırıklığım da geçti böylelikle. Daha da güzel olacak inş.

      Sil
    6. Ali Ihsan Savaş :
      Ordu nehirden geçerken Davut da içindeydi.
      Savaş Davudun attığı taş ile kazanıldı. Bu neye delalet eder bilmiyorum.
      Bu konuda Talut- Davud kıssasını okuyanlar konuyu kavramış olurlar. hatta Talutun akibetini de... Biz de bu yüzden susmak zorundayiz.

      Sil
    7. Ancak şu var ki, Davutoğlu'nun Merkel'i araya koyup Obama'dan 22 Mayıs için randevu aldığı ve bundan Erdogana haber vermedigi dogru ise. Bu durumun savunulur yanı yoktur.
      O yuzden genel kurulun 22 Mayıs'ta yapılması buna cevap oluyor...

      Sil
    8. Ali Ihsan Savaş :
      Ordu nehirden geçerken Davut da içindeydi.
      Savaş Davudun attığı taş ile kazanıldı. Bu neye delalet eder bilmiyorum.
      Bu konuda Talut- Davud kıssasını okuyanlar konuyu kavramış olurlar. hatta Talutun akibetini de... Biz de bu yüzden susmak zorundayiz.

      Sil
    9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    10. sözünüzü uyacağım...
      avrupa niyetini ortaya döküyor..hala kahpelik peşinde hepsi suriye'de sinek misali üşüştüler..sonraki hamleyi rte biliyor artık süreç avrupa'nın aleyhine dönüyor...artık eski rahatları yok..ingiltere derseniz.,sifonu çekilmiş suyun döngüsündeler..birde kraliçenin soyunun british muzesindeki FİRAVUN nesline dayandığını bildiklerinde...İslamın zaferine şahit olacağız..bizdekilerin derseniz (!) mefta olurlar yine ANLAMAZLAR (!)

      Sil
  11. Önemli bir ikaz:
    Lütfen değerli islam büyüklerini yarıştırmayalım. Onların bizim taraftarlığımıza ihtiyaçları yok.
    Allah Hz. İsa'ya soracak; -Sen mi insanlara ben Allah'ın oğluyum, dedin. diye.... Hz. İsa (AS) diyecek ki, -Haşa.. Ben onlara böyle bir şey demedim. Onlar aşırı sevgilerinden dolayı böyle dediler.
    Bu manadan bir hisse olarak, bizler lütfen islam büyüklerinden feyiz alalım, birer yıldız gibi onları rehber edinelim, ama öteye geçmeyelim.
    Selam ve dualar ile...

    YanıtlaSil
  12. Eninde sonunda üç aylık bir fetret dönemi gelecektir. Bu karanlık dönemde Türkiye saldırıya uğrayacak, biri küçük üç parçaya ayrılacak, tahminen doğuda komünist bir kürt devleti kurulacak, Batıda türkçü bir hükümet kurulacak, küçük devlet tahminen Rusyanın işgal ettiği Bizans devleti olabilir.
    Bunlar hep gaybi haberleri realize etmek üzere bizim tasarımlarımızdır. Gerçeği sadece Allah bilir. Sonra Rical-i Gaybin tensibiyle başa geçecek olan Salih zat, bütün -izmleri slip süpürecek, hepsinin defterini dürecek, şer'i şerif üzerine islam birliğine yürüyecektir. Bunlar bizim duamızdır. O yeni düzende bizim pek sevdğimiz cemaatçiliklerimiz olmayacak, islam ümmeti bilinci egemen olacaktır.

    YanıtlaSil
  13. Derler ki tasavvuf yolunda seyr-ü sülükta yani Allah yolunda pek çok salik bir noktada tıkanır, orada kalır, orayı çok beğenir, orayı terk edemez, o makamın zevkiyle oradan ileri gitmek istemez... Yani o zatın diyelim ki manevi enerjisi oraya kadardır. Bu sebepledir ki, Hz. Peygamberimiz sidretül-müntehaya kadar gitmiş, ama bütün peygamberler bir makamdan öteye geçememiştir. Allahın Veli kulları da böyledir. Her birinin bir makamı vardır. Allahın takdiriyle oraya kadar gelir ve orada kalır. Daha öteye geçemez.
    Şimdi herşey Allahın takdiri olduğundan asla bunu yadırgamayız. Bütün makamlar Allahındır. O makamlar o velilerin mülkü değil. Allahın ihsanıyla onlara verilmiştir. Karun ne demişti: Ben ilmimle buna eriştirildim. Eriştiği makama yada zenginliğe kendi dahlini katmış ve o yüzden toprağa batmıştı.
    İslam büyükleri başımızın tacıdır. Hiç kimse kendi ilmiyle, gücüyle vesairesiyle bu makamları ele geçirmemiştir. Allah merhametiyle ve ihsaniyle o zatlara o makamları vermiştir. Allah kendi davasını yüceltmek için bazılarını seçmiş, kimine Nebilik, kimine Velilik vermiştir. Kimini şehit, kimini gazi eylemiştir. Eğer bize bu makamlardan bir kokusu verilmişse bu sadece Ondandır, Allah'tandır.

    YanıtlaSil
  14. Allahım bize islama hizmet etme nimetini ihsan eylesin. Hem de sabit kadem kılsın. Yoldan sapmaktan korusun.
    Unutmayalım ki, Allah bu dine günahkar kulları ile de hizmet ettirir.

    YanıtlaSil
  15. Nurullah Efendinin dedikleri doğru, batında Davutoğlu'na bir mecliste Hz Peygamber (sav) tarafından verildi Abdulhamid'e verilmesi gibi.Davutogluna verilen görevde o meclisteki kişilerden biri Nurullah Efendi idi.
    Keza Davutoglu'nu Cabir almadı "Derinler" aldı zarurete Derinler sebep oldu Ergenekon ilk hamlesini yaptı Şah'ı koruyan Veziri aldı Sah korumasız kaldı sıradaki hedefleri Sah, Çoban Matı; Reza-Vezir-Sah...
    Nurullah Efendi Mehdi'yi bilen Mehdi'nin kendisi dısındaki 5 kisiden biridir.Nurullah Efendi, 40lardan İsa Peygamberi temsil eder İsa Peygamber Kelimedir sözcüdür İsa Peygamberin temsilcileri de öyle. Bu sebeple birileri alenen uyarır.Yine Nurullah Efendi Mehdi'nin hangi durumlarda belirecegini belirtti Türkiye ve Arabistan düzenlerinin sonu.Velileri iyi anlayın.Eğer anlamazsanız o zaman susun.Arabi'nin sözleri hakikattır ancak anlamayanlar için sirk sozleridir.
    Davutoğlunun durumu ile açlık donemi başladı Cabir'in durumu ile korku dönemi başlayacak.
    Artık batın bilgileri zahirde görünmeye başladı.
    Size daha önce dediğim gibi Abdurrahimi okuyun geçin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu cabir dedigin kisi kim oluyor? kimi kast ediyorsun?
      koruyucu olan kisi mi, yoksa mehdi as dann sonra gelecek zat mi? koruyucu ise, niye korku dönemi basliyacak diyorsun?
      zitlari birlestirdigni görmüyorum

      "Nurullah Efendi Mehdi'yi bilen Mehdi'nin kendisi dısındaki 5 kisiden biridir" sen bunu dedigine göre, mekkede zuhur ile biat olu$u gerceklesmismi diyorsun?

      Sil
    2. Rahim durumu gerçekleşmesi gerekir yani bir gecedeki ıslah, zaten beklenen durum bir gecedeki ıslah.Biat gerçekleşmedi,Rahim durumu gerçekleşmeden biat gerçekleşmez.

      Sil
    3. Abbasogulari ihtilafi davutoglu olayiyla mi baslamis oldu

      Sil
  16. Vaktiyle bir padişahın gülizar adında çok sevdiği hanımı ölür.Padişah sürekli ağlar yemeden içmeden kesilir.Bu durumu aylar sürer ve hastalanma noktasına kadar gelir.Padişahın annesi çok üzülür, oğlum bu kadar üzülme hasta olacaksın der.Ülkeye haber salalım en güzel kızlarını saraya davet edelim seni yeniden evlendirelim.Tamam der padişah.En güzel kızlar padişahla evleneceğim diye saraya gelirler.Padişah sırayla bakar bakar..ve tekrar ağlamaya başlar.
    annne,anne,bu kızların hepsi birbirinden güzel amaa benim Gülizarım daha güzel der...
    Allah dostlarının hepsini seveceğiz, saygı duyacağız ama kendi mesleğimizi daha bir başka seveceğiz.
    Edep adap budur...

    YanıtlaSil
  17. cSAkarya seyf cabirin yikilmasiyla aclik gelcek demistin mansurla mehdi bulusunca da korku birbiriyle tezat degil mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tezat değil.Dönemin şiddeti sonunda hissedilir ve yaşanır hale gelir zaten korkunun başlangıcı ile yaşanması arasında fazla bir zaman olmaz.Enfal 33.

      Sil
    2. Peki akpde simdi nolcak binali mi gelecek yoksa mhp donemim mi baslaycak yani 3 veya 5 aylik hukumet

      Sil
  18. 1* Bediüzzaman’ın bir sözü vardır. “Güzel gören güzel düşünür..” şeklinde. Meselelere böyle bakmak lazım. Sayın Ahmed Davutoğlu politik hayata sessiz sedasız giren, gözü ilim ve irfanda olan biri. Bir danışman olarak girdiği politik hayatının 5. Yılında tekrar ilim yuvasına dönmeye hazırlanıyordu. Ama kader bazen insanı bazı imtihan eder ya. Eder. Geçince de onu mükâfaatlandırır. Davutoğlu’nun teşviki kapatma davası oldu. Ak Parti’yi mel’un odaklar tasfiyeye kalkışınca, Ahmet Davutoğlu’nun damarına basılmış gibi oldu. Ve mücadele kararı alıp “Durmak yok yola devam dedi.. Bu hamle onu önce Dışişleri Bakanı sonra da Başbakan yaptı. Bu güleç yüzlü albenisiz zatın önünü açan bir bu yiğitlik gösterisi oldu: Siz milletin kurduğu partiyi nasıl kapatırsınız düşüncesi önündeki bütün engelleri kaldırdı. Bu işin görünün hikmetli yüzü.

    Ahmed Davutoğlu’nun hizmette tercih edilmesinin sebebi dış politikada gösterdiği üstün beceridir. Bu Erdoğan’ın ve diğer Ak Partili yöneticilerinin gözünden kaçmadı. Türkiye’nin yakın tarihte en önemli gelişmelerden biri kapatma davası kadar, 367 kararı olmuştur. Bu karar oligarşik vesayet ve hakimiyetin yıkımına sebep olan karşı bir gelişmeye yol açtı. Cumhurbaşkanı’nın halkın tarafından seçilmesi kararı. Bu Türk siyaset tarihinde bir devrimdir. Çünkü O güne kadar seçilen 11 C.Başkanı Meclis tarafından seçilmiştir. Bunlardan sadece üçünün bir anlamda halkın içinde tabanı ve demokratik tercihe mazhariyet vardı. Bayar, Özal ve Demirel.

    Harici ve dahili vesayetle yönetilen bir ülkede halkın iradesi ile seçilmesinin yanında Anayasa’da darbeci generallerin koyup ancak kullanamadıkları yetkileri düşünüldüğünde Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde seçilen Erdoğan, Cumhurbaşkanı değil adeta bir yarı başkanlık yetkileriyle Köşk’e çıktı. Diktatoryal dönemler hariç böyle bir seçim elbetteki bir devrimdi. Üstelik bu kişinin, hem cunta hem vesayet hem de dış tercih engelini aşan biri olması karizmasını katladı.
    İşte böyle bir başkanın, Türkiye’nin dış politikasına bir amele gibi çalışarak katkıda bulunan Ahmed Davutoğlu’nu yerine işaret etmesi üzerinde iyi düşünülmesi gereken bur tercihtir. Üstüne üstlük bu makama aday iki dişli rakip varken onun seçilmesi kırgınlıklara bile yol açtı. Ama bu tercih doğru olduğu ispatlandı. Avrupa’da da genel bir teamül olarak Dışişleri Bakanı potansiyel Başbakanlık adayıdır. Bir çok lider oradan başbakanlığa gelmiştir. Bizde bu Mesut Yılmaz’dan sonra 2. Kez oldu.

    YanıtlaSil
  19. 2* Buraya kadar herşey normal. Herkes eski Türkiye ürünü olduğu ve onun ölçüleri ile düşünme alışkanlığı olduğu için yeni hali kavrayamadı. Hele ki Errdoğan’ın misyonunu. Türkiye 28 Şubat’a 2002’de sert bir darbeye maruz kalmış, ardınndan ikinci ve üçüncüsü olarak 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 2010 referandumu olmuştur. Ama esas yıkıcı darbe 2002 3 Kasım olmuştur. Erdoğan tasfiyesi için karar verilen biri idi. Edemediler. Edemeyince o tasfiyecileri tasfiye edip gücüne güç kattı. Bu içerde ve dışırda büyük tepkilere, kindar düşmanlıklara sebep oldu. Heleki 2009 One Minute olayı, 31 Mart’ın adeta cevabı gibi yaşandı. Bu Erdoğan’ı yeme ve tasfiye hırsını daha da ağırlaştırdı. Ama iş işten geçmişti.

    İşte işin püf noktası budur. Burada bir hatırlatma yapayım. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri (hilafet sonrası) Türkler arasındaki bir bölünme olacağına dair rivayete dikkat çeker. Yani mazide İslam büyüklerinin Türkler arasında kabil-i iltiyam (tedavisi mümkün) olmamak üzere inşikak yani bölünme olacağı rivayetini hatırlatır. Bu bölünme sonucu iki taraf birbiriyle mücadele edeceğinden milletin gücünün sıfıra ineceğine dikkat çeker. Yani terazinin iki kefesindeki ağırlığın denk olacağına işaret eder. Ve tehlike burada başlıyor. Dışardan gelecek küçük bir müdahale ile dengenin istenen tarafın lehine bozma tehlikesini ortaya çıkarır. Onun için Bediüzzaman “Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam’dır” demesinin sebebi budur.

    Şimdi denebilir ki bunun günümüzle ne ilgisi olabilir. İzah edeyim.
    Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra dış güçler bütün tabyalarda hücuma geçtiler. Her alanda Türkiye’yi özellikle asayiş ve emniyet ile güvenlik ve ekonomik konularında zaafa düşürmek istediler. Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılırken ABD’ye çağrılan malum bölücü partinin liderlerine yeni isyan taktikleri verildi. Bunun ilk emaresi 2014 yılı 6-8 Ekim anarşik olayları. Ki FETÖ’nün menajeri Graham Fuller’in danışmanı CIA danışmanı Yahudi Henri Barkey 7 Haziran seçimleri öncesi o partiyi kast ederek “Meclis’e girmezse şehirlerde bomba patlar” tehdidinde bulunmuştu.

    Bu bir. İkincisi “Türkiye DAEŞ’i besliyor, silah veriyor” diyerek kötüleme kampanyası başlatıldı. Üçüncüsü Dolmabahçe açıklaması oldu. Erdoğan bunu eleştirince Bülent Arınç’ın cevabı devlet yönetiminde iki başlılığı ve ihtilafı ortaya koydu Dördüncüsü

    YanıtlaSil
  20. 3*Haziran seçimi sonrası koalisyon söz konusu olunca ABD’nin Siyonist-neocon çeteleri harekete geçti. Ve AK Parti-CHP koalisyonu için bastırmaya ve markaja başladı. Öyle ki, henüz su yüzüne tam yansımadı ama bu konuda anlaşma oldu. Ve Kemal Derviş üzerinden başlatılan bu markaj sonucu iki parti arasında bakanlık dağılımının bile yapıldığı ve ekonominin bakanlıklarıyla CHP ve Kemal Derviş veya adamının idaresine bırakılması için anlaşmaya varıldı. Burada Erdoğan’ın müdahalesi oldu. Bu müdahale 1 Kasım erken seçimini gündeme getirdi.

    Beşincisi Suriye konusu. Seçim ertesi Suriye bir anda Rus istilasına uğradı. ABD’nin desteğini alan Rusya operasyonlara başladı. Altıncısı 7 ve 1 Kasım seçimlerinde AK Parti’de seçim listesi savaşı yaşandı. Yedincisi bu çok önemli. Mülteci krizi konusunda Türkiye’deki iki başlılığı gören ve dengeyi fark eden Avrupa Birliği Erdoğan’ı Davutoğlu ile vurmaya kalkıştı. Yani “Biz Erdoğan’ı tanımayız muhatabımız Davutoğlu” deyince burada iplerin kopması değil ama fitnenin açığa çıkması söz konusu oldu.
    Bu gelişmeye paralel olarak ABD ile Davutoğlu danışman kadrosu arasında aynı tezgah sergilenince olacak olmaya başladı. Çünkü bütün bu olaylar olurken Davutoğlu danışman kadrosu ile Erdoğan’ın danışman kadrosu arasında mahalle çocuklarında görülebilecek cinsten rekabet ve çekişmeler yaşandı. Bu devletin işleyişinin harici müdahale ile bölünme sebebiyle işlevsiz hale gelince olacak oldu..

    Öyle anlaşılıyor Erdoğan ağırlık koyunca Davutoğlu geri çekildi. Burada kim haklı meselesi söz konusu değil. Ak Partide ve devlet yönetiminde bölünme tehlikesi artınca hal çaresi bu oldu. Bu tercihi yapan da Ahmed Davutoğlu’dur. Bu Davtuoğlu açısından ne demek?

    Ahmed Davutoğlu bir ilim adamı. Politikaya ilim yuvasından geldi. Politikacılardaki manevra ve esnekliği için ilmin haysiyeti feda etmeyen biri. Öyle olunca ferasetle hareket etti. Kendisi politikayı şahsi ikbal ve ihtiraslar için değil, ülke ve devlet hizmeti olarak gördü. Kendisini yerine halef seçen Erdoğan ile kendi ihtiyarı dışında ortaya çıkan çatışmaya uymak yerine bir kahramanlık sergiledi. Ve kendini feda etti. İlmi basiretle olanı görüp geri adım attı. Hem 7 Haziran krizi sonrası hem 1 Kasım sonrası sergilediği performans güçlü bir başbakan portresi onun lehine yorumlanmalı. Mana verilmeli. . Ancak İhtiyarı dışında ortaya çıkan tablo ve de başkanlık sistemi konusundaki tercihi onu koltuğu vedaya mecbur etti. Bu kahramanlıktır. Niçin?

    Düşünebiliyor musunuz insanın en önemli varlığı canıdır. Onu gidiyor ülkesinin selameti, ırz ve namusu için cephede feda ediliyor. Bu şehitlik mertebesidir. Ama bir kahramanlığın neticesidir. Yani ailesinin, milletinin, devletinin, ülkesinin vatanının menfaati için kendini feda ediyor. Etmese hayatı bin bir zevk ve sefa içinde hayatını sürdürecekti. Ama kahraman olamayacaktı. Lakin o bunu elinin tersiyle itip kendini cephede feda ediyor. Bu fedayı takdir edecek olan sadece biri vardır tabi. Cenab-ı Rabb’ül Alemin’dir.

    YanıtlaSil
  21. 4 * Aynı fedakarlık ve kahramanlığı İslam’da ilk kim gösterdi? Bir baba ile oğlu. Hz. Ali (ra) üç kez başkaları halife seçilirken vakarını muhafaza etmiş, fitne çıkmaması için onlara tabi olmuş, üstüne üstlük bir nevi onların müftüsü olarak önemli kararlarda payı olmuştur. Halife seçilince de Kur’an’ın anlaşılması konusundaki mücahedesi sonucu şehit olarak bu dünyadan çifte kahramanlıkla ahirete uğurlandı. Ya evladı Hz. Hasan (ra). O Emevilerle hilafet yarışını önemsemeyip fitneye sebep olmamak için dünyevi hilafeti bıraktı. Ve “Ben hakiki halifeliğe yani iman davasına hizemet için tercihimi kullandım” diyerek ve dedesinin fahr‘ül kainatın dünya nimetleri yerine ahiret nimetlerini konusundaki tercihine uydu. Bu tercih bütün Al-i Beyt’e Hz. Hüseyin’in (ra) uğradığı felaket sonrası bir esas ve düstur oluyor ve Al-i Beyt kaderin de sevkiyle dünya saltanatını değil ahiret nimetini seçiyor. Böyle bir tercih sırf fitne çıkmaması için yapıldı. Bu kahramanlıktır..

    Ahmed Davutoğlu da aynı şeyi yaptı. Bir farkla, fitne çıkmaması için geri adım atarak bölünmenin meydana getireceği telafisi zor zararı ve dış müdahaleyi bertaraf etti.

    Davutoğlu bir şey kaybetmedi. Belki kazandı. Yani müsbet hareketin kahramanlığını kazandı. Bir kahramanlık ruhu sergiledi. Şimdi kalkıp da bu eylemi, şuna buna eğip bükenler kime hizmet ediyor? Ak Parti’nin kurucu ve karizmatik lideri isteseniz de istemeseniz de Recep Tayyip Erdoğan. Ama 2 nolu adam kim derseniz, ee Abdullah Gül, ne Bülent Arınca ne şu ne bu. Sadece Ahmed Davutoğlu. Hala AK Parti’nin 2. ağır topudur. Kaderin ne göstereceğini bilemeyiz. Belki de kader onu sırf bu vazife için 2007’deki hocalığa dönme kararından alıkoydu. İlim yalnız mektepte değil hayatta da öğretilir. Fedekarlıkla engelleri aşma konusunda. Onun için olaya bu yönden bakmak lazım. Güleç yüzlü, fedakar, özverili bir ilim adamı. İlim kendini bilmektir. O biliyor. Aksi düşüneler ona hakaret ediyordur. Haddlerini bilmeleri lazımdır.

    Eğer bulabilirseniz Ahmed Davutoğlu’nun ilmi rütbesini yazdığı 50 sayfalık Bediüzzaman ile ilgili eserini okuyarak görebilirsiniz. Hiçbir ilim adamı Bediüzzaman’ı böyle yorumlamadı.

    Bediüzzaman batı medeniyetinin 4 düsturundan biri olan düstur-u cidal (mücadele kanunu) yerine İslam’ın düstur-u muvaneti (yardımlaşma kanununu) vaz ettiğini belirtir. Cidal yerine yardımlaşma.

    Her şeyin ücret ve mükafaatını verecek olan Allah’tır. Hz. Süleyman her şeyini kaybeder. Tacını ve tahtını. Eder ama kader etmemiş olacak ki hükümranlık mührünü bir balığın karnında tekrar bulur ve cihana hükmeder. Tarihten ibret almayanı bir tarafa bırakın. Kur’dan’ın müfessiri Al-i beytten ders almak lazım değil mi? Kİ kimi Davudoğlu’nu mağdur gösteriyor. Ne mağduru be? Bir kahraman o bir kahraman. Horasan’dan gelen Torosların akıncı çocuğu o. Anadolu’nun güneyini boydan boya sed gibi dizilerek koruyan dağların çocuğu. Her fitneye karşı sed olmasını bilen bir Ahmed Davutoğlu’dur. Bakın muhalif ve muvafık kimse onun için tek bir menfi söz edemiyor. Sadece takdir beyan ediyor, takdir.

    Kötü görüp kötü düşünenler hariç.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Davutoğlu ile ilgili okuduğum en güzel yazı. Yuregimize su serptin Abdurrahim abi

      Sil
  22. YİĞİT BULUT GENEL BAŞKAN OLUP BAŞBAKAN OLABİLİR

    YanıtlaSil
  23. SAkarya seyf abbasogularinin ihtilafi bu olay mi yoksa baska bisey mi olacak

    YanıtlaSil
  24. Bu gün ebedi aleme şehid olarak uğurladığımız Bangladeş Cemaat-i İslami lidere Motitur Rahman Nizami’nin son vasiyeti ahir zaman hizmetini siyaset veya siyaset bulaşığı olarak görenlere ders olsun. Siyaset yoluyla dine hizmet edileceğinin zanneden hatta ve hatta buna özenen dini cemaat liderlerine de bu ders olsun. Biz falana hüküm verdik falanı azlettik gibi tasavvufi kavramları dünyevi ve siyasi makamlar için kullananlara ders olsun.
    Ki Rahmen Nizami’nin benimsediği dini hizmet tarzını 20 yüzyılda ilk olarak beyan Bediüzzaman Hz. Peygamber’in tavsiyesine uyarak ahir zamanın hizmetinin manevi yani Kur’an ve iman hizmeti olarak görmüş ve tavsiye etmiştir. Hatta Hz. Mehdi’nin başlatacağı hidaylet cereyanı da sisayi değil manevidir. Al-i Beyt’in hangi mensubu siyasi veya dünyevi makamlardan hizmet etmiş ki, Mehdi’ye de yakıştırılıyor..
    Şimdi merhum Rahman Nizami’nin son vasiyetini bir bölüm okuyalım:
    “Her zaman batılın, zulmün ve haksızlığın karşısında ilmi (maddi ve siyasi değil yani manevi) mücadeleye devam edeceksiniz. Bir mümin asla Allah'tan ümidini kesmez. Hayatınızın sonuna kadar Allah yolunda bir gaye ile görevinizi sürdüreceksiniz. Batılın tüm tuzaklarına ilim (siyaset ile değil)yoluyla cevap vereceksiniz.
    Kadınlarımızın yetiştirilmesine ve ahlâk yoluna önem vereceksiniz…
    Benim şehadetim ile beraber değişim başlayacaktır. Halkım ve dünya Müslümanlarından dua istiyorum. Eğer dünyada bir daha görüşemezsek, cennette görüşeceğimizi ümit ediyorum inşallah.”

    Türkiye’nin kurtuluşunu şu veya bu ideoloji veya siyasi pohpohlayarak bekleyenlere bu vasiyet ders olsun. Bir şeyhin konuşmasını dinledim. Mealen diyor ki: “Başbakan bize gelip sormuyor (burada enaniyet var, halbuki tasavvuf erbabı benliği terk eder ve tahakküme kalkışmaz) bize danışmıyor. (Sanki kendisi hüküm sahibi) Ama şuna buna soruyor (İyi de onlar siyasi ve ekonomi uzmanı mesele ekonomi ve siyaset işi. Tasavvuf işi değil ki)”

    Nerede Rahman Nizami ve Bediüzzaman’ın hizmet tarzı nerede bu sözde mutasavvuf? Ahir zamanın hizmeti Kur’an ve iman ehli yetiştirmek. Dindar cemiyetler dindar fertlerden oluşun. Dindarı olmayan cemiyetlerde zor kullanarak mı yani siyaset topuzu ile mi ıslah edeceksiniz? Halbuki zoru gören kafir münafıklaşır ve daha eşed hale gelir.

    Onun için ahir zamanın hizmeti manevi olup, cemiyet hayatında müsbet hareket edip emniyet ve asayişi bozacak eylem ve sözlerden kaçınmakla olur.

    YanıtlaSil
  25. #Ankara bombalanır, #İstanbul rehin alınır. İstanbul tekrar tekbirlerle geri alınır. 3 ay/hafta/gün(süre belli değil) rejim boşluğu olur. Sonrasında doğudan batıya doğru büyük bir temizlik başlar. Çok insan yaralanır, çok insan ölür. Sonrasında rejim değişir.. ve ...
    Şeyh Nazım Kıbrısi - 2010

    YanıtlaSil