.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

19 Mart 2016 Cumartesi

YECÜC VE MECÜC NEDİR KİMLERDİR ?

Vehbi KARA

Vehbi KARA

Hazret-i Zülkarneyn’in, Ye’cüc ve Me’cüc denilen bozguncu, fitne ve fesatçı, mütecâviz, vahşî, saldırgan, yağmacı, yıkıcı ve zâlim iki kabilenin şerrinden ve saldırılarından medenî ve mazlûm kavimleri korumak için bir set binâ ettiği, Kur’ân’da geçmektedir. Kuranda sarih olan bu ayetlere iman etmek şart olup bu konuda Ayet ve hadislerin ışığında İslam alimlerinin yorumlarını da hesaba katarak bazı ilginç hususları dile getirmek mümkündür.
Ye’cüc ve Me’cüc’ün Kur’an’da “Yeryüzünde fesat ve ifsat çıkaran, yıkıp, yakıp, öldüren bir topluluk” şeklindedir. Hadis-i şeriflerde ise, “Ye’cüc Me’cüc fitne fesat ve katliam yapan bir kavim” olarak ifade edilmektedir. Hatta o kadar büyük katliamlar yaparlar ki “dünya yaşanmaz” hale gelecektir.
Bedîüzzaman, bu konudaki ihtilâfları Muhakemat isimli eserinde gidermiştir. “Ye’cüc ve Me’cüc, bozguncu, yıkıcı, fesatçı, medeniyet ve huzur toplumlarının eceli hükmünde Allah’ın mahlûkâtından iki taifedir”.
Bediüzzaman Said Nursi; Ye’cüc ve Me’cücü tarif ederken “anarşi, bozgunculuk, merhametsizlik, vicdansızlık ve canavarca hareket eden bir topluluk olarak vasıflandırır. Bunun sebebini de “kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıkarsa, o insan vahşi canavar bir insan olur” diyerek bu kavmin özelliklerinden bahseder. 5. Şua da bu konuda tafsilat vardır. İşarat’ül İcaz eserinde de, “Bir insanın kalbinde anarşik temayüller inkişaf ederse, artık o insan zevk ve lezzetini merhametsizce tahrip ve bozmakta bulur” ifadesi yer alır. Ayrıca bu konuda "seddin inhidamı, yerin sakalına bir beyaz düşmek ve oğlu olan nev-i beşer de ihtiyar olmasına bir alamettir. " şeklinde özetlemiştir. (Muhakemat, 70) Yani, seddin yıkılışını dünyanın ömrünün son zamanlarında görülecek bir durum olarak yorumlamıştır. Hatta bu durumu anlatabilmek için, yer insana benzetilerek seddin inhidamı "ihtiyarlıktan bir buruşukluktur" şeklinde tanımlanmıştır.
Kur’an’da “Sedd-i Zilkarneynin tahribi ile Yecüc ve Mecüc’ün yeryüzünü fesada vermesi” Kehf suresinde geçer 94. Ayet meali: “Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" şeklindedir.
Bediüzzaman, bu seddin sadece külliyetinden bir ferdinin Çin Seddi olduğunu beyan ederek (Muhakemat) şu tespitleri yapmıştır. Kur’ân’ın küllî ve geniş olayları birer örnekte nazarlara sunduğunu, buradan hâdisenin benzerlerine intikal edilmesinin ve belli hisseler çıkarılmasının aklen daha kolay olacağını beyan eden BedîüzzamanKur’ân’ın kıssalarından hisse alınması gerektiğini ifade etmiştir. Bu kıssaların Kur’ân’ın maksatlarına münâsip noktalarının seçilerek hayat ukdeleri hükmünde ana maksada bağlanması gerektiğini, hâdisenin detaylandırılması değil, hisse alınmasının önemli olduğunu vurgular.
Ye’cüc ve Me’cüc ile Sedd-i Zülkarneyn hadisesinin de, küllî efrâdı içerisinde bir ferdi teşkil ettiğini, meselâ Ye’cüc ve Me’cüc’ün bozguncu ve şerîr sıfatlarıyla kıyâmete yakın yeniden çıkacağının ve dünyayı fesada boğacağının da sahih rivâyetlerde bildirildiğini haber verir.
Sedd-i Zülkarneyn hakkındaki bilgiler de müfessirler tarafından farklı yorumlanmıştır. Bunlar arasında "sedd-i Çin", "başka yerde cebelleşmiş", "sedd-i mahfidir, inkılap ve ahval-i alem setreylemiştir. " yorumlarını yapanlar vardır. (Muhakemat, 69) Bediüzzaman'a göre Çin seddini Sedd-i Zülkarneyn kabul edilmesine "tecviz" edilebilir. Bu set "müeyyed min indillah" bir zat tarafından inşa olunmuş, ehl-i medeniyeti ehl-i bedeviyetin şerlerinden korumuştur. Bu vahşi kabilelerden bir kısmı, Avrupa'yı herc ü merc ettiği gibi, Moğollar da Asya'yı zir ü zeber etmiştir. (Muhakemat, 70) Ancak bundan ibaret değildir. Tarih boyunca birçok yerde saldırgan yıkıcı toplumların zararlarından korunabilmek için bir çok sed yapılmıştır. Bütün bunlar Kur'an-ı Hakim'in değişik yerlerde farklı farklı yorumlanmasına sebep olmuştur. (Lem'alar, 105) Bu açıdan bakılınca Çin Seddi de, Sedd-i Zülkarneyn'in külliyetinden bir ferdi olabilir. Yine bu isme layık, dünyanın birçok yerinde çeşitli sedler vardır. Bunların bazısı höyük şeklinde örtülerek dağ şeklini almıştır.
Bedîüzzaman, bu ayet ve hadîslerin tefsîri sadedinde yaptığı îzâhâtta, meselâ çekirge gibi bir âfetin bir mevsimde pek çok bulunabileceğini, mevsim değiştikçe memleketi fesâda veren o yoğun kabilenin hakîkatının mahdud bazı fertlerde saklanacağını, zamanı geldikçe emr-i İlâhî ile yeniden o mahdut fertlerden gâyet çoklukla aynı fesadın başlayabileceğini; çünkü onların karakterleri ve yapıları değişmediğini, ancak inceldiğini, mevsimi gelince zuhur edebileceğini beyan eder.
Bu örnekten hareketle; bir zaman dünyayı yaşanmaz hale getiren Ye’cüc ve Me’cüc taifesinin de mevsimi geldiği vakit, izn-i İlâhî ile dünyayı ve beşerin medeniyetini yeniden darmadağın edeceğini, dünyanın yeniden büyük bir şer ve fesat fırtınası yaşayacağını ifade eder(Sözler 311). Allahü Alem; bu şer ve fesat yoğunluğu öyle arsız ahlâksızlıkları netice verir ki, belki de kıyâmet bu şerir yığının üzerine kopar.
Zâten insanın fıtratında bozmak, yıkmak ve zulmetmeye karşı şiddetli bir meyelân vardır. Bu meyelân îmânla ve Allah korkusuyla sınırlanmadığı ve tahdit edilmediği takdirde, ortaya çıkacak fitne ve fücurun Sedd-i Zülkarneyn’e sebep olan Ye’cüc ve Me’cüc’ü aratmayacağı açıktır.
Bedîüzzaman, bu tehlikeyi hiçbir zaman göz ardı etmediğinden, uzun ve verimli ömrünün tamamını milletin îmânının selâmeti için vakfediyor; sedd-i Kur’ânî’nin tezelzülüyle Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müthiş olarak, ahlâkta ve hayatta karanlıklı ve zulümlü bir anarşîliğin ve dinsizliğin fesadına karşı tek çarenin îmân hizmetinde kilitlenmek ve yoğunlaşmak olduğunu şiddetle haber vermiştir. (Kastamonu Lahikası 111)
Bu temel prensipler dâhilinde insanlık tarihine bakıldığında dehşetli bir olay anarşi ve fesadın kopmaya başladığı ve daha önce hiç olmadığı kadar yeryüzüne yayılmasını gösterir. Bu olayı savaşlardan ayırt eden en belirgin özelliği savaş esnasında olmayıp sivil yerleşim bölgesi içinde olması ve askerler yerine teröristlerin işbaşında olmasıdır.
İşte 11 Eylül 2001 İkiz kule saldırıları ile dünya yeni bir döneme girmiş anarşi ve terör dünyanın her yerini sarmıştır. Seddi Zülkarneynin tahribi ile Yecüc ve Mecüc’ün katliam ve fesat çıkarma hadisesi, İkiz kulelerin yıkılması ile dünya üzerinde katliamların yapılması birbirine çok benzemektedir.
Benzerlik sadece olayların şekli ile değil isim olarak da dikkat çekicidir. Karn Arapça’da çeşitli anlamlara gelmekle birlikte en yaygın kullanılışı “boynuz” şeklindedir. “Karneyn” kelimesi “çift boynuz” anlamını taşır. “Seddi Zülkarneyn’in tahribi” ile “ikiz kulelerin yıkılması” kelime benzerliği ile birlikte anarşi ve fitne olaylarının başlangıç tarihine denk gelmekle ayrı bir ilginç durum ortaya çıkmaktadır.
Yine bir hadiste bir hadiste Rasulullahın şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Bugün Yecuc ve Mecuc şeddinden şu kadar açıldı, demiş ve iki parmağını birleştirerek göstermiştir" (Buhari, hadis no, 3347, Müslim, hadis no, 2881) Buhari, bir adamın Rasulullaha şöyle dediğini rivayet eder: "Seddin desenli bir hırka gibi olduğunu gördüm. Rasulullah ona: Kendisini görmüşsün, dedi. "( Buhari, Mukaddime, bab, 7, Yecuc ve Mecuc olayı. Dr. SalâhAbdülfettah Hâlidî, (Çeviren: Ahmet Sarıkaya), Kur'an Öyküleri, KitapDünyası Yayınları, (2. Baskı) Konya 2005: II/231-232)
seddi-zulkarneyn-yecuc-mecuc-ikiz-kuleler.jpg
Buhari’nin Mukaddime’sinde yer alan bu hadiste desenli bir hırka olarak ifade edilen Seddi Zülkarneyn’in ikiz kulelerdeki dış yüzey kaplaması resimlerine bakıldığında hırka desenine benzemesi ilginçtir.
Elbette akla şu sual gelecektir. İkiz Kulelerin yıkılmasında Usame bin Ladin in terör örgütü yer aldığı söylense de bilimsel çalışmalar bu yıkımın bir terör eylemi değil Amerikan Derin Devletinin çok amaçlı bir projesi olduğunu göstermektedir. Buna ne demeli?
Evet, ben de bu işin El-Kaide terör örgütünün bir işi olmadığını ve komünizmin çökmesi ile yeni bir düşman meydana getirilmesi işi olduğunu düşünüyorum. ABD, Sovyetler Birliğinin yıkılması ile birlikteİslam’ı düşman olarak seçti. Hatta zamanın ABD Başkanı Bush “Yeni bir Haçlı seferi” yapılmasından bahsetti. Bu nedenle sigortası birkaç ay önce yenilenen ikiz kuleler ve yanındaki binalar terör eylemi ile değil profesyonel bina yıkıcılarının dengeli ve düzgün yıkımı ile yıkılmıştır. Bu işte uzman olan yani eskimiş binaları yıkan şirketler nasıl çevreye zarar vermeden yüksek binaları bulunduğu yere çökertiyor ise aynı sistem kullanılarak yıkılmıştır. Fakat sigortadan para almak için terör olayı bahane edilerek bütün dünya aldatılmaya çalışılmıştır. Olan çoğu itfaiye eri olmak üzere 2996 kişiye olmuştur.
Bütün bu acı gerçeklerle birlikte İkiz kulelerin yıkılması yeryüzündeki terör örgütlerine ilham kaynağı olmuş derin etkiler bırakmak gayesi ile büyük ve sansasyonel saldırılara girişmişlerdir. Artık sıcak savaşların yerini terör çatışmaları almıştır. Bu ise çok daha tehlikelidir zira saldırının nereden ve ne zaman yapılacağı bilinmemektedir. Elbette sivil zayiatlar çok olduğundan tahribatın şiddeti de büyük olmaktadır vesselam…

http://www.risalehaber.com/yecuc-ve-mecuc-nedir-kimlerdir-17983yy.htm

8 yorum:

  1. Müminlerin Emiri (a.s.) dedi ki:
    “Üç alametin ardından Kaim Hz. Mehdi) (a.s.)’ın çıkışını bekleyin."
    Kendisine sordular:
    “Bu alametler nelerdir?”
    “Suriyelilerin karşılıklı anlaşmazlıkları, HORASAN’DAN SİYAH BAYRAKLARIN ÇIKMASI ve Ramazan ayında korku.”
    (Bihar-ül envar, 14)

    YanıtlaSil
  2. Ey Müslümanlar;
    Şam 'dan bir kıvılcım çıkacak tüm dünyayı saracak.
    Milyonlarca insan ölecek.
    Ölen niye öldüğünü öldüren neden öldürdüğünü bilmeyecek.
    Bütün dünya karışacak.
    Özelikle bu Türkiyenin Suriye sınırında büyük hareketlilikler olacak
    Türkiye 'nin güneyinde iç şavaşlar çıkacak.
    Rusya ile Türkiye 'nin arası bozulacak.
    Çin ile Rus şavaş gemileri akdenize inecek.
    Akdeniz ısınacak şavaş gemileri akdenizde yer edinecek.
    Rus teyyareleri Türkiye sınırında bombardımana yapacaklar.
    İnsanların maneviyatı bozulacak .Ümmet bölünecek
    İslami cemaatler arasında bölünme olacak.
    Herkese kendine göre haklı olan hocaların Şeyhlerin peşine gidecek gruplar oluşacak.
    Fitne ateşi her yeri saracak
    Tarikatlar içindede büyük fitneler çıkacak.
    Tarikatlar arasındada büyük fitneler çıkacak.
    Meşhur olan kişileerin peşine düşülecek.
    Müslüman gruplar birbirleriyle çekişecekler sen haklısın ben haklıyım
    Şimdi bize derler ''bunların olması imkansız efendim Suriye ile Türkiye arası çok iyi vize bile yok ve Suriye baskanı Esad Türkiye'de tatile geliyor bu şavas cıkmaz bizce ''.
    Öyle bir karışacakki ortalık birden bire herkes birbirine girecek.
    Ben söylemiyorum söylettiriyorlar! Biz söylemeye memuruz inanan inanınır inanmayan telef olur gider.
    Bizim tarıkatımızda 3 e bölünecek 1.kısım başka yerlere başka kapılara gidecek bizim tarıkattan düşücek 2.kısım ihvanımız şehit olacak 3.ihvanımız ise Sahibul zaman Hz Mehdi Hazretlerine asker olacak .
    Hakiki ihvanımız insanlardan temizlenecek.
    İşte o günler şimdi geliyor çok yakın Hz Mehdi'yi kabul etmeyenler veya gelmesine daha çok var diyen ne kadar grup varsa dağılacak aralarında fitne çıkacak.
    Hz Mehdi'nin gelmesi bu yüzyılda değil diyen alimler mollalar çıkacak hadis ile anlatacaklar. Ama yanılacaklar .
    Dünya sevgisi makam sevgisi olan koltuk sevdası olan Hz Mehdi'nin gelmesine çokk var diyecekler veya inkar edecekler.
    Şimdi İstanbul 'da Peygamber Efendımız sav ile rüya aleminde değil zahirde görüşen ve Topkapı Sarayındaki kutsal emanetleri gözeten zat Şeyh Mehmet Adil Efendidir. O'nda yüz evliya gücü vardır lakin göstermez kendisini. Ben herkese bir miras bıraktım ama Şeyh Mehmet Efendiye tarıkatın sırrını bıraktım. (2010)
    ŞEYH NAZIM EL KIBRISİ EL HAKKANİ K.S.HZ.

    YanıtlaSil
  3. Türk ordusu Kuzey Irak'a girince, Irak bölgelerine girmek uluslar arası yasalara karşı diyecekler, niye girdiniz diyecekler Ruslar. Çünkü Bağdad ile Rusya arasında bir karşılıklı askeri yardım anlaşması var. Ve Rusya şimdi tüm gücünü topluyor ve hazırlanıyor. Türk ordusu Irak'a girdiği vakit, Ruslar kuzey'den gelecekler.
    Bu Rusya'nın son şansı yüz yüzyıllarca sürdürdükleri hayali gerçekleştirmeye. Bu fırsatı kaçırırlarsa biliyorlarki Rusya yerine Amerika dünya'ya hüküm sürüp orta doğu'yu tamamen kontrol altına alacak – son fırsat Ruslara. Ve şimdi aniden gelmeye hazırlanıyorlar.
    Şeyh Nazım k.s.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Ehl-i tarik ve tassavvufun maksad ve gayesi dünyevi ve siyasi olaylar hakkında ahkam kesmek değil, manevi meratibi süluk ile kat edip kurbiyet-i İlahi olmuştur. Tarikatların hizmete başladığı 3. asır sonrasından ta Osmanlı’nın batışına kadar bu esas üzerine yani terk-i dünya, terk-i ukba ile rıza-yı ilahi ve imanda inkişafı esas almışlardır. Tarikatlar, hicri 1200 miladi 1800’lerden itibaren dünyevi fitneler karşısında yetersiz kalırken Osmanlı’nın hakimiyetinin büyük darbe yediği 1826’dan özellikle 1839’dan sonra manevi hizmette büyük zaafa düşmüşlerdir. Öyle ki o yüzyılda bütün dünyayı saran ve Osmanlı’da 1831 sonrası sokulmaya başlayan dinsizlik cereyanı karşısında direnme gücünü bulamamıştır. Ve Süfyan’ın hakimiyetine seyirci kalmıştır.

      1909 siyonist-masonik darbesini takiben hilafetin ilgasından sonra tekke ve zaviyelerin kapatılması ile adeta tesirsiz hale gelmişlerdir. Ahir zaman deccallerinin huruç ettiği 1917 tarihinden sonra artık İslam aleminin siyasi haklarını koruyan hilafetin bitmesi ile hilafetin manevi hükmü Halifetullah olan Mehdi’ye geçeceği bütün rivayetlerde vardır. Hadisin işareti nasıldı: Hilafet biter deccaller ve Mehdi devri başlar.

      Hoca efendinize çok selam ederim. Ama artık manevi hakimiyet tarikatların elinden çıkmıştır. Aksi olsaydı hoca efendinizin iman ve Kur’an hakikatleri konusunda ders verir olurdu. Siyasi makam olan hilafetin Topkapı’daki modası geçmiş sembolleri üzerinden değil, Al-i Beyt ile başlayan ve süregelen manevi hizmetlerin sembolleri ile konuşurdu. Çünkü alem-i İslam’ın siyasi meseleleri hilafet makamı ile temsil edilirken, manevi ve ruhi terakki ehl-i tarikin manevi rehberliğinde olmuştur. Zaten ehl-i tarik dünyevi değil uhrevi maksatlı olması böyle siyasi konularda konuşması meslek ve meşrebine aykırıdır. Dünyevi lezzetten el eteğini çekip manevi aleme giren, esmada kat-ı meratib alanların dünyevi hususlarla ne alakası olabilir.

      Hilafetin ilga edildiği, tekke ve zaviyelerin kapatıldığı, ezanların susturulduğu, dini tedrisatın yasaklandığı Kur’an öğrenme ve satışının yasaklandığı özellikle şeriat-ı Muhammediye ve şeair-i Ahmediye’nin alenen tahrip edildiği bir zamanda tesirsiz kalarak onları önleyemeyen mana ehline düşen tek görev vardır. İman ve Kur’an hakikatlerinin ihyasına çalışmaktır. Siyaset çamurunda debelenmek değildir. Bu merak ehl-i takva ve ilmin değil avamın özlemidir.

      Sil
    2. 2*Ehl-i tarikin bütün aktabı Kadiri, Nakşi, Rufai iki esas üzere gitmişlerdir. 1. Manevi meratipte sulük ile iman hakikatlerinde inkişaf ve emraz-ı kalbi izale edip 2.hakiki bir iman ve itikad ile dini feraize imtisal etmektir.
      Hal böyle iken ne Dağıstani ne de onun müridi Kıbrısi ahir zaman ahvali hakkında isabetli görüşleri olamamış, rivayetleri kendilerine göre tevil etmişler. Esas vazifelerini ihmal edip dünyevi ahval üzerine ahkam açıklarken deccali dinsizliğin gelişmesini önleyecek maneviyat açısından yetersiz kalmışlardır. Ehl-i irşadın vazifesi istikbal için ahkam kesmek değil zamanının ihtiyacına göre faraiz ve sünneti ihya ve sağlam bir iman ve itikad için manen hizmet etmeleridir.

      Bu hal ahir zamanın hükmünü icra etmeye başladığı bir zamanda siyasi bataklığa kapılan yani kurtuluşu siyasi terakkide sanan bazı ehl-i tarik ve dini cemaatlerin akıbeti fetoş gibi yabancı emellerine alet olup manen sükut ederek ihanetleriyle ahir zamanın hizmetini geciktirmek olur. Hele manevi neşelerde ileri gidip Hz. Peygamber ile sabah akşam konuşmaları ayrı bir tartışma konusudur.

      Mehdi ilham-ı İlahi ile vazife alacak birisidir. O dinsizlik cereyanları karşısında çaresiz kalan tasavvufi evliyanın manevi neşe ve kerametleriyle hizmet gören biri olmayacaktır. Yani ehl-i tarikin içinden çıkmayacaktır. O melek-i ilham ile vazifelendirilirken Al-i beytin bir mümessili ve veraset-i nebi hakikatiyle hareket ederek, dinsizlik cereyanlarının mümessillerini mağlup edecek imanı kurtaracak, ümmeti sırat-ı müsktakime sevk edip, alem-i İslam’ın her yanına dağılan seyyidler cemaatinin yardımıyla ittihad-ı İslam ile alem-i İslam’ın istiklalini sağlayacaktır. Bu da bir kişinin omuzlarında olamayacağı gibi yüz yılı kaplayacak bir süreçte bütün ehl-i iman ve İslam’ın ittihadı neticesinde olacaktır. Eğer ehl-i tarik istikamet üzere gitseydi dinsizlik cereyanları gelişip deccallerin ve komiteleri işbaşına gelmezdi, değil mi?
      Sultan Abdülhami’din Şazeli şeyhi ve kutbu 31 Mart Vak’ası sonrası gözyaşları içinde “Sultanım onlara mani olamadım içlerinde deccal vardı” diyerek çaresizliğini dile getirmişti. Ve Deccalin Selanik’ten geldiğine işaret ediyordu. Ve ondan tam tamına 15 yıl sonra tekke ve zaviyeler yasaklanmış, kapılarına kilit vurulmuştur. Çünkü….

      Şimdi tarikatların silinip bittiği bir zamanda başlayacak olan ahir zamanın hidayet cereyanının muvaffakiyeti nisbetinde yeniden ihya olacak ehl-i tarik ve dini cemaatler, siyasetten doğan ve gelen dinsizliği mağlup etmek için siyasi argümanları kullanmaları hizmet meşrep ve mesleklerine aykırıdır. Onlara böyle bir hizmet 1000 yıldır verilmemiş ki ahir zamanda böyle bir hakimiyetleri olsun. Onlar din ve ahlak ve manevi terakki hizmetini bırakıp siyasete bulaşmalarının şu tehlikesi vardır.

      Sil
    3. 3* Dini hizmette ve tarik meşrebinde ihlas ile rıza-yı İlahi ve teveccühü kazanmak esastır. Siyasette ise halkın teveccühü beklenir. Bu da hakiki din adamının ihlasına aykırı bir husustur. Çünkü böyle bir halde teveccüh-i İlahi yerine teveccüh-ü nas ile gizli şirk-i hafiye düşülür. Cenab-ı Allah’ın teveccühüne zaman hasredenler için bu bir nevi Allah’a şirk koşmak hükmündedir.

      Açın Dağıstani ve Kıbrısi’ye bakın. Söyledikleri Osmanlı geleneğinde yanlış anlaşmalara yol açıp fitneye sebep olacağı için Osmanlıca’ya çevrilmesi yasak olan Arap literatüründe yer alan ahir zaman rivayetlerini knedilerine mal edip söylemekten ibarettir. O da olacak şeylerin olup bittiği ve onları saf dışı etmiş olmasına rağmen hala o olayların olacağını söyleyip durmuşlardır. Hani onlar ehl-i keşifti?

      Bir kere Suriye’nin başşehri Dımeşk'in adı Şam değil. Dımeşk ile Kudüs arasında yer alan bölgenin adı Şam’dır. Beni İsrail nebilerinin yaşadığı bölgedir. Şam’da fitne çıkması demek Suriye’nin başşehri Dımeşk’te olan hadiseler değildir. Yani Beni İsrail’in arz-ı mev’ud olan Filistin’e dönüşü için çıkaracakları fitnedir. Bu fitne sonucu Hıristiyan Alemi’nde Büyük Deccal, İslam Alemi’nde ise küçük deccal denen Süfyan’a zemin hazırlamaktır. Nitekim Osmanlı’yı bu fitnelerle yıkıp topraklarını ele geçirmişlerdir. Bunun için Komünizm, marksiszim, sosyalizm, libarelizm, kapitalizm. Darwnizmi ve bizdeki Kemalizm, Baas gibi fitneleri çıkarıp alem-i İslam’ı ve Hıristiyanları dinden soğutarak emellerine ulaşmışlarıdır. Üstelik hem Hırisitlan hem de Müslüman gafilleri kullanmışlardır. Bunu bilmek ve anlamak için evliya kerametine ihtiyaç yoktur.

      Dağıstani Hazretleri o kadar büyük evliya ki, oturduğu Dımaşk’te yanı başında Hafız Esad gibi bir dinsiz diktatörün çıkışını görüp haber verememiş, rivayetlerin haberini verdiği 1900’lerin öncesindeki ve başındaki Rus saldırılarını sürekli gündeme getirip yeniden olacakmış gibi anlatıp durmuştur. Halbuki onun doğduğu yıllarda Arabistan, Mısır, Suriye ve Filistin’de olanları atlayıp görememesi ayrı bir görüş eksikliğidir. Üstüne üstlük İslam deccali iki defa Şam’da vazife almış olmasını keşfedememesi ayrı bir husustur. Rivayetlerdeki Osmanlı’ya ait yıkılış hadiselerini tekrarlayarak ehl-i imanı boş yere meşgul etmişlerdir. Müridi Kıbrısi de İngiliz sömürgesinin gölgesinde Türkiye’deki ehl-i imanın hizmetlerine dil uzatmıştır. Bunlar ne biçim evliya ki dünyevi meselelere hasr-ı nazar edip manevi gelişmeleri atlamışlar. Hiç Kudüs’ün fethinden Kıbrıs’ın fethinden Türkiye’nin alem-i İslam’ın büyük bayramına kavuşmasındaki hizmetlerini görememişler. Mazideki rivayetleri ki bunlar müteşabih ve tevili muhtaç iken tekrarlamış durmuşlar.

      Sil
    4. 4*Bugün alem-i İslam’ın içine düştüğü durumun bir tek sebebi vardır. En büyük farz vazife olan ittihad-ı İslam’ın 100 yıldır ihmal edilmesidir. Kimse bunun için gayret sarf etmezken, meslek ve meşrep taassubu içinde şu tarikattan şu zat çıkacak gibi, Al-i Beyt, umum ehl-i iman ve İslam’ı temsil etmeyen hatta hususi bir yol olan tariki umuma şamil görüp hataya düşmüşlerdir. Her dini cemaat ve tarik kendini kurtarıcı sanarken, ahir zamanın hidayet cereyanına yandaş olmayıp hataya düşürmüşlerdir.

      Keramete mazhar olduğunda utanan ve gizleyen ehl-i tarikin böyle dünyevi şaşa ve makamat yarışı içinde olmaları ve talip olmaları İlahi şefkat tokatlarını getirir.

      Sonra bütün tebşirat ve müjdeler şarta bağlıdır. O müjdenin olması için gerekli şartlar yerine getirilmezse meşiet-i İlahi devreye giren o müjde ya iptal olur veya tehir edilir. Sonra Hz. Mehdi ve şakirtleri ism-i Ferid mazhar olduklarından ne zamanın kutbuna ne de Mekke’de bulunan kutba bağlı olmaksızın hizmet etmeleri, hizmeti sırrı- teklif hikmeti gereğince gizli olur. Ve herkes onları bilemez. Değil tasavvuf evliyası, zamanın aktabının haricinde İlahi ilhamla hareket eden hakkında konuşma velayet-i suğra sahibi ehl-i tarikin meselesi değildir.

      Bir husus daha. Dünyanın geleceği ile ilgili işleri ve hadiseleri bildirmemesi Cenab-ı Erhamürrahim’in rahmeti gereğidir. Ve gizlenir ve saklanır. Mesela İsrail’in ortadan kalkması ve Kudüs’ün fethi için birkaç tarih vardır. İçinde bulunduğumuz bir iki yıl içinde bunu ihsas eden işaretler vardı. Olmayacağı anlaşılıyor. Niçin mi? Dini cemaat kisveli bir fitne topluluğu ülkemizin bütün sırlarını, mahremiyetini işbirliği içindeki düşmanlara vermiş, birtakım entrikalarla askeriyeyi zaafa uğratmış. Böyle bir hali niçin ehl-i tarik görememiş? Bu sırdan, gayb Almlah’ındır. Böyle elim hadiseleri haber verilmemesi ama müphem ve mücmel bir surette ilham ile ihtar edilmesi sonucu vukuundan sonra ne olduğu anlaşılır, anlaşıldı.

      Bir husus daha, açın 1990’larda fetoşun verdiği beyanatları. Kendilerini ehl-i tasavvuf olarak takdim etmişlerdir. Ama az kimse dışında onları bu martavalını anlamamış. Kıbrısi Hazretleri bile bilememiş. Üstüne üstlük Mehdilik izafe eden kedicileri ağırlayıp sohbet etmiş.

      Yani her şey emr-i İlahi ve Kur’an hakikatleri dahilinde sünnetle açıklanan esaslar içinde olur. Buna hakikat mesleği denir. Akıl ve kalbi imtizaç eden meslek.

      Herkes üzerine düşen vazifeyi yapacak. Tefahüre ve enaniyete kapılmayacak. Vazife-yi İlahiye’ye karışmayacak. Mehdi Hz. Peygamber’e hizmetinde ayine olması sebebiyle sadece tebliğ edecek. Neticenin husulünde irade-i külliyenin sahibi Cenab-ı Allah’ın hükmü geçerli olacaktır. Mehdi değil Cenab-ı Allah yapacak.

      Sil
    5. 5*Alem-i İslam’ın 1878 Rus Harbi ile başlayan ve 31 Mart Vak’ası ile noktalanan süreç sonrası 10 yıl içinde tam tamına 12 milyon metrekare toprağı Haçlı ve Siyonistlerin işgaline uğrarken bu ehl-i tarik ve evliyası neredeydi? Deccaller bir bir huruç ederken dinin yer yüzünden silindiği bir zamanda ehl-i din neredeydi. Sadece Orta Asya’da 40 bin Müslüman katledilmiş. 25 bin cami yerle bir edilmiş. İmam ve müezzinleri camilerin kapısı önünde idam edilmiş. Türkiye’nin nüfusundan fazla bir nüfus küfür çizmesi altında ezilmiş. Hiç kimse bunlardan bahsetmiyor. Deccalleri nazara vermiyor. Sadece faşistler gibi kara bir tablo çizip kurtuluşu kendinde gösteriyor. Bu kibir, enaniyet ve gurur ve makamperestliktir. Ehl-i takvanın mesleği değildir.

      Kıbrısi, Dağıstani, Şeyh Mehmed Adil Efendi kadar bir de Muhyiddini Arabi, Şeyh Alliyul Havas, Kutb-u Şarani, Şeyh Bestami ne demiş. Hangi tarihi vermişler. Hele ki İmam-ı Bestami’nin şu Mehdi tarifine kim ulaşabilmiş:
      (“Mehdi Dürr-ü Mücevher” Sebep kapısından edep mektebine girecek, bütün kainatın levh-i vücudunu okuyacak, ondan sonra mekteb-i teslimi’ye girecek, meşhud ve görünen kainatın levh-i meşhudu’nu okuyacak ve o zat ehl-i beytten olacak.)

      Ya onların verdiği doğum tarihi. Acaba şeyhinize bir sorsanız ne diyecek. Ahir zamanda Yahudiler ne zaman devlet kuracaktı. Hz. Mesih nüzul edince. İsrail kuruldu. Acaba bu Mesih nereye nüzul etti? Dağıstanı’nin Şam’ına mı, Kıbrısi’nin Kıbrısı’na mı, Şeyh Mehmet Adil Efendi’nin yanına mı.?

      Ehl-i tasavvuf evliyası velayet-i suğra sahibi iken Mehdi Velayet-i Kübra sahibi olur. Yani Asfiya’dır. Yani tasavvufi meslek edinmez. Tevhidi cihana hakim kılacak zat ancak ve ancak Al-i Beytin mümessili olabilir. Hatta veraset-i Nebi sahibidir.

      Hz. Peygamber buyurmuş: Ümmetimin ömrü 1.5 gün. Yani 1500 sene. Mehdi 13. Mücedidd. Yani 1300’lü yıllarda gelir. Çalışır. Ve son asırda Mesih ile tevhid cihana hakim olur. Kaç yıl Mehdi’nin hükümranlığı 70 yıl. Mesih’in ise 50 yıl. Böylece Tevhidin bütün cihanda kabul süresi topu topu 40 yıl. Sonra dünya 40 yıl içinde kıyamete gider. Allahü Alem bissevap.

      Gaybi haber sahibi olmak için Arapça bilip Türkiye’de yayınlamamış binlerce kitabı incelemek lazım. Sonra gaybi işaretler hafi olur. Yani gizli ve örtülü olur. Meşiet-i İlahi’nin taalluk etmediği ihbar ve işaretler, tebdil ve tağyire müsaittir. Mutlak değildir. Çünkü meşiet-i İlahi mutlak hakim ve onlara mahkum değildir. Söyleyen evliya da olsa. Çünkü onlara verilen müjdeler şartlıdır.

      Senin tarikatın cemaatin iyidir. Şeyhin de. Ama tek iyidir deme hakkın yoktur. Allah’ın 5 bin ismi var. Ve her birinin ayrı ayrı tecelliyatına mazhar olanlar var. Yani ism-i Azam olarak birine mazhar olup 4999 isim o isme tabi. Nasıl hak bir denir. Denemez?

      Sil