.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

29 Mart 2016 Salı

BAM TELİ BURADA

İşin bam telini anlatabilmek için üç alıntıyı peş peşe okumak gerekiyor. Böylece çevremizde olan biteni anlayabiliriz.  Bunu anlayamazsak oyunu göremeyiz. Anlaşılan o ki birileri tekrar bize boyunduruk takmaya çalışıyor. İçeride ve dışarıdaki bir sürü piyon da bunu az çok fark edip büyük dünya güçlerinin oyunu içinde rol kapmaya çalışıyor. Bugün Türkiye’de en zor şey yerli ve milli olmaktır.

Gaybi Haberler

Bülent ERANDAÇ / Takvim
Amerika – Hürriyet İttifakı

"2008 küresel mali krizinin ardından meydana gelen büyük ekonomik durgunlukta, Amerika, uluslararası ödemeler sisteminde yaklaşık 100 milyar dolarlık açık verdi. Bu gedik, Türkiye'nin İran'ın petrol ve doğal gaz alacaklarını ABD'nin parasal güç alanı dışına çıkarak by-pass etmesiyle oluştu. Amerika, İran petrol gelirlerini 'kara para' statüsüne soktu ve bu anlamdaki finansal işlemleri 'kara para aklama' olarak tanımladı.
2010'da Türkiye'ye gelen ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat Müsteşarı David Cohen (bugün CIA Başkan yardımcısı) Türkiye'deki muhataplarını sert bir dille uyardı.
Cohen, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacminde göze çarpan 10 milyar dolarlık artışa gözünü dikmişti. Türkiye ise İran'dan petrol ve gaz ithal eden ve ABD baskısına direnemedikleri için satın aldıkları petrolün parasını İran'a ödeyemeyen Hindistan gibi büyük ithalatçı ülkelere aracılık ediyordu.
Hindistan'ın enerji arz güvenliğini tehdit eden durumdan kurtulması için Türkiye el uzatmıştı. Halkbank aracılık edecekti. ABD zorlasa da Ankara'nın milyarlarca dövizin transferinden oluşan kaynaklardan vazgeçmeye niyeti yoktu.
BOTAŞ ve TÜPRAŞ'ın yapmış olduğu alımlar karşısında Halkbank'ta İran için, TL cinsinden hesaplar açılıyordu.
ABD ile Türkiye arasındaki uyuşmazlığa neden olan bu gelişmeler, ABD'nin parasal gücünü tanıma konusunda pek istekli olmadığı anlaşılan Türkiye'nin, bölgesel güç olma arzusunun doğal yansıması olarak tanımlanabilir. Parasal akışta sıkça adı geçen Rıza Sarraf'ın, ABD'de tutuklanması, yeniden işin odağındaki asıl meseleye, Türkiye'nin ABD'nin parasal gücüne direnişi vardır.
Aslında isim, tutuklanma yöntemi ve zamanlaması gibi ayrıntıları bir kenara bırakırsak çatışmanın merkezinde Türk- ABD ilişkilerinin parasal güç dengesinde Türkiye'ye yöneltilmiş kızgınlık ve hesap sorma ihtiyacı olduğu açık bir şekilde görülüyor."

****

MAHMUT ÖVÜR / Sabah
Paralel’in Zarrab tuzağı-3

Rıza Zarrab'ın ABD'de tutuklanmasıyla 17-25 Aralık darbesini yeniden gündeme getirenler boşuna sevinmesin. O tarihte tezgâhın ve algının en kirlisini devreye sokanların, gerçek yüzü şimdi çok daha net ortaya çıktı, çıkıyor.
O günlerde söyleyebileceklerimiz sınırlı olmasına rağmen 22 Aralık 2013'te hedefe konan Halkbank'a ilişkin şunları yazmıştık: "Sadece HalkBank örneği bile nasıl uluslararası bir tuzak kurulduğunu görmeye yeter. Aylar önceden bazı küresel güçler HalkBank'a karşıkampanya başlatacak, siz de o kadar banka arasında o bankada 'yolsuzluk' yapıldığını ortaya çıkartacaksınız. Tesadüfe bakar mısınız?"
Elbette, Halkbank'ın seçilmesi tesadüf değildi. Ama işin ABD'nin yönettiği küresel parasal sisteme karşı bir "başkaldırı" olduğu gerçeği pek bilinmiyordu. Bu yüzden, 17 Aralık sadece AK Parti'ye karşı bir darbe değil, aynı zamanda Erdoğanlı Türkiye'nin dünya ölçeğinde "otonom bir güç" olarak ortaya çıkmasına karşı bir darbeydi.
Bu iddiayı, El Cezire Türk'ün yazarı, finansal güvenlik stratejisti Selva Tor'un, birkaç gün önce "Büyük resmin küçük adamı: Sarraf" başlıklı analizi çok daha net ortaya koyuyor. 17 Aralık'ın daha iyi anlaşılması için bu analizde yer alan tespitlerin bilinmesinde yarar var. Tor'a göre, ABD-Türkiye ilişkilerindeki gerilim 2008'deki finansal krizden sonra Çin Merkez Bankası başkanının, Batıcı parasal sistemi sorgulayan yazısıyla başladı.
O yazıdan sonra "Çin borsasında milyarlarca doların buharlaşmasına neden olan satış baskısı" gelmiş ve Çin, bu önerisinden bir süre daha vazgeçmek zorunda kalmıştı. Ancak bu durum, "doların hegemonyal gücünün dayandığı uluslararası ödemeler sisteminden, yaklaşık 100 milyar dolar olduğu tahmin edilen bir gedik açılması"nı engelleyememişti. Peki, neden? 17 Aralık'ın sırrı da bu cevapta saklıydı:
"Bu gediğin sebebi, yükselen Çin değil, bölgesinde yükselen bir güç olma iddiasını en azından 2010'da koruyan Türkiye'ydi. Bu gedik, Türkiye'nin İran'ın petrol ve doğalgaz alacaklarını ABD'nin parasal güç alanı dışına çıkarak by-pass etmesiyle oluştu."
İşte Türkiye'ye karşı, kuşatma hareketi de o tarihten sonra başladı. Sadece ekonomik değil, siyasi sinir uçları da harekete geçirtildi. Gezi, Çözüm Süreci'nin sabote edilmesi, Suriye meselesinin kilitlenmesi birbirini izledi.
ABD özellikle ekonomik alanda açık tavır koydu. Önce BM'yi sonra da ABD Senatosu'nu devreye soktu. İran petrol gelirlerini ve her türlü finansal işlemi "kara para aklama" olarak tanımladı. Türkiye dahil birçok ülkeye heyetler göndererek uyardı. Onlardan ikisi, ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı Terörün Finansmanı ve Finansal Suçlardan sorumlu Bakan Yardımcısı Daniel Glaser ve yeni müsteşar David Cohen 2010'da Türkiye'ye gelip "Türk bankalarının üst düzey temsilcilerini İran bankaları ile çalışmamaları konusunda" uyardı.
O uyarıya cevap dönemin Devlet Bakanı Zafer Çağlayan'dan gelmişti: "ABD'nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM'nin kararı bağlar. ABD'ninki değil. ... bankaların cesaretli olması lazım."
Kavgayı şu tablo özetliyor: "İki ülkenin 2002'de sadece 1 milyar dolar olan ticaret hacmi 2010'da 11 milyar dolara çıkmıştı. Beş yıl içinde 30-35 milyar dolara çıkması öngörülüyordu."
ABD'nin derdi de işte bunu engellemekti. Çünkü aynı dönemde Hindistan da petrol paralarını Halkbank üzerinden göndermeye başlamıştı. Bu devam etse Türkiye durdurulamazdı. Gülen Cemaati'nin aynı tarihlerde böceklerle, kameralarla niye harekete geçtiği şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu?

*****

BURHANETTİN DURAN / Sabah
Erdoğan’ın Washington seyahati
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/duran/2016/03/29/erdoganin-washington-seyahati

Bir-iki yıldır Washington'daki düşünce kuruluşlarında ve Amerikan medyasında Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin "otoriter bir dönüş" yaptığı tezi sıklıkla yer alıyor. Erdoğan'ın şahsına yapılan eleştiri ve suçlamalar üzerinden yürütülen bu "otoriterleşme" kampanyası zaman zaman Suriye krizi başta olmak üzere Türkiye- ABD ilişkilerindeki menfaat ve politika ayrışmasından doğan farklılıkların zeminini çarpıtan bir mahiyet arz ediyor. Hatta Obama ve Erdoğan yönetimleri arasında yaklaşık 8 yıllık bir süre boyunca yürütülen ve bazılarında her iki tarafta yorgunluk yaratan konuların "rasyonel" düzlemi ortadan kaldırılıyor. Yerine AK Parti muhalifi grupların "ideolojik" suçlamaları koyuluyor.
Krize değil yeni bir başlangıca ihtiyacı olan Türkiye- ABD ilişkileri yeni ABD başkanına sorun alanı olarak bırakılmak isteniyor. Erdoğan'ın seyahatinin hemen öncesinde ABD'nin iki eski büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman'ın kaleme aldığı ve imzaya açtığı mektup tam da buna bir örnek teşkil ediyor. Mektup, medya ve ifade özgürlüğü, başkanlık sistemi arayışı, dokunulmazlıklar ve "PKK ile masaya dönülmesi" konularında Erdoğan'a eleştiriler getirmiş.
Bu iki eski büyükelçi 10 Mart'ta yazdıkları ortak bir makalede de "güçlü, istikrarlı ve demokratik Türkiye için Erdoğan'ın ya reform yapması ya da istifa etmesi gerektiğini" öne sürmüşlerdi. 


4 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. "babil in massonik faişesi" kim? şu anda muhalefetteki bir partiye başkan adayı olan sahış mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bahsedilen kişinin Türkiye ile ilgisi yok.Amerikan seçimlerini kazanması sağlanacak olan Hillary Clinton olmalı.Bir başka yorumda Amerika'yı temsil eden özgürlük heykelinin kastedildiği idda edilir.Büyük ihtimal ikiside doğru çıkacak.

      Sil