.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

1 Mart 2016 Salı

AHİRZAMAN TECELLİYATI

  1. ABDÜRRAHİM ÇOKGÜNGÖR
  2. Hz. Ali’nin (ra) Besmeleli ihbarı ile büyük evliyanın Mehdi‘nin zuhuruna dair ihbarı örtüşür. Mehdi’nin doğumu ile zuhuru farklı tarihlerdir. Zuhur doğumdan 40-50 yıl sonradır. Besmele’nin 19’uncu son harfi mimdir. 19. yüzyılın başlarında Mehdi’ye işaret eder. 1915’te ilk eserini vererek bilmeden aday olur. 3 yıl sonra da bir gecede bir rüya ile ıslah edilerek yeni vazifeye hazırlanır. Bu tarihten itibaren ilham meleği ile hareketlendirilen Mehdi hizmete başlar. Bu tarih 1343-1926. Çünkü o tarihlerde Süfyan da huruç etmiştir. Tabi Büyük Deccal de ifsada başlamıştır. 

    Mehdi-Mesih ikilisi manevi cihad için ortaya çıkar. Ahir zamanın silahları harflerdir. Çünkü Bediüzzaman’ın da işaret ettiği gibi medeniye galebe çalmak ikna ile olur. Yani Mehdi, Kur’an hakikatlerini izah ve tebliğ ile galebe çalacak. Bu da “ikrah” ile değil “ikna” ile olacak. Ki olan da budur. 

    Rumi takvimin icad ve kullanıma başlama tarihi 1839. Batılı hukuk ve adetlerin resmi kabulü ile birlikte düzenlenmiştir. Muhyiddin-i Arabi ise ondan 500 yıl kadar önce yaşamıştır. O Mehdi’nin Rumeli’nde zuhurunu keşfettiği için, hicri takvimin kameri olanı ile değil şemsi olarak hesaplananını kullanmıştır. Hicri şemsi takvimin 100 yılı, Hicri 103 kameri yılına denktir. O zaman şemsi 1255 tarihi hicri takvime göre 1294 eder. 1255, 33’e bölünürse = 38 + 1255 = 1293-94. Bu Mehdi’nin Hicri takvime göre doğum tarihidir. Zuhur değil.

    Mehdi 12. İmamdır. Yani 1300’lü Hicri, 1900’lü Miladi yıllarda vazife görür. Demek oluyor ki 1200’lü yılların sonunda veya 1300’lü yılların başında dünyaya gelir. 1294 tarihi de bunu ispat eder. Bestami Hazretleri Mehdi’nin 1294 yılında doğacağını “Ed Dürret-ün Nasia” adlı eserinde açık açık yazar. Üstelik Hz. Arabi dahil Aliyyul Havas ve Kutbu Şa’rani’nin verdikleri şemsi 1255 tarihini hicri takvime göre tavzih eder. Bu kameri takvimde 1294 yılıdır. 1879 tarihine denktir. Bağdadi ise 1779 tarihinde dünyaya gelir. Benim tarihlerim o velilerin istihraçlarıdır. İster kabul et ister etme.

    Bir küçük not. Mehdi herkes uykuda (gaflette) iken hizmetini yapıp gider. Kimseyi uyandırmaz. Üstelik Süfyan’ın CEBRİ-KEYFİ-ASKERİ-KÜFRİ rejimi var iken.

    Şimdi Bediüzzaman 24. Sözde belirttiği gibi evliyalar, gördüklerinde, keşiflerinde ihtilaf edebiliyorlar. Birbirlerini tasdik etmeyebiliyorlar. Görür gibi olan keşifleri bazen hilaf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkabiliyor. Sebebi ayrı bir konu. Keşiflerinde önlerine çıkan berzahları aşamıyorlar, esmanın tecelliyatının cilveleri farklı olabiliyor. Mesela Cibali Baba da evliya, Akşemseddin de. Cibali Baba Osmanlı toplarının güllelerine karşı Rumları korurken, Akşemseddin fethe mani olan bu eyleme karşı Cibali Baba’yı manevi makamından azlederek top güllelerinin hedefi vurmasının önündeki engelleri kaldırıyor.. Evliyanın işine akıl sır erilmez değil, ama durum böyle. 

    Ahir zamanı anlamak için 1300 yıldır süre gelen gelenek ve göreneklerden arınarak algılanmalı. İnsanlık Hz. Adem’den başlayarak günümüze kadar şu devirlerden geçmiştir: 1) Vahşet ve bedevilik (ilkel hayat) devri.2) Memlûkiyet (Kölelik) devri.3) Esirlik devri. 4) Ecir (Ücretlilik) devri .5) Serbestiyet (hürriyet) ve malikiyet (mülk edinme) devri. Sanayi devrimi ile ilk sinyallerini veren malikiyet ve serbestiyet geçen asrın en belirgin özelliğidir. Eğitimin yaygınlaşması, demokratik hayatın gelişmesi ve ekonomik açıdan imkanlara kavuşan beşer, artık hüküm altına girmek istemiyor. Hak ve hürriyetleri geliştirerek kullanmak istiyor.

    İşte Mehdi böyle bir eğitimin ve medeni hayatın geliştiği bir dönemde hizmet yapacak. Karşısında bilgili ve eğitimli topluluklar var. Bu devire, İslam dünyası tükenmiş olarak başladı. Müslüman dünyasının tamamı 1918’de düşman işgali altında idi. Türk İstiklal Harbi de Türk-Yunan Savaşı’ndan ibarettir. Pazarlıklar sonucu Yunan’a emperyalistlerin özellikle İngiliz desteği çekilir. Çekilince de Yunan’ın işi biter. İngilizler de İstanbul’un işgaline son vererek Türkleri Boğazlar için Ruslara karşı kullanma stratejisi gereği çekilir, ama hatırı sayılır bir vesayet bırakarak. Bu da din düşmanlığıdır.

    Komünist blokun 2. Cihan Harbi ertesi dünya için tehlike arz etmesi üzerine panikleyen Türkiye NATO’ya girer. Çünkü 1910’dan beri askeri güç ve malzeme açısından sıfırı tüketmişti. Hasıl-ı kelam İslam’ın kılıç gücü bitmişti. Ama emperyalistlerin değil. Bu durum karşısında kader-i İlahi medeni devrin gereği olarak Mehdi-Mesih ikilisini devreye sokar. Hz. Mehdi, Al-i Beyt’in mümessil ve varis-i nebidir. Bir rivayete göre onun mana aleminde Hz. Geylani’nin üzerinden Hz. Ali’ye (ra) onun da üzerinden Hz. Peygamber’e ulaşacağı belirtilir. Çünkü o beşerin son şansıdır. Hatem-ül müceddidindir. Bu ikilinin vazifesi dinsizlik cereyanın sona erdirip bütün dünyada tevhidi hakim kılarak sulh-u umumiyi sağlamaktır. Bu 100 yıllık bir süreçtir. Bu konuda büyük mesafe alınmıştır. Şimdi mesele Ortadoğu’da vekalet savaşlarıyla hakimiyeti tesis etmeye çalışan Yahudi deccali temizlemeye kaldı. Olan bu. O son engel. 2-6-7 yıl içinde bu görülecek.

    Bir asır önce acılar için şunu hatırlatırım. Balkan Harbi’nde yurtlarından olan 5 milyona yakın Müslüman yola koyulur. Aç ve sefil aylarca döküle döküle, ağaç kavuklarını yiye yiye kaçı ana yurda ulaşır. 1.5 milyon mu? Yolda telef olanların çilesini biliyor musunuz? Ya Sina Çölü’ndü telef olan Mehmetçik. Medine kuşatmasında çekilen sıkıntı. Gazze’de kırılan asker, Şam’da çıkan huzursuzluk. Filistin’de kırılan asker. Aç ve susuz. Cephanesiz. Siz bunları okudunuz mu?
    Bir Alman gazeteci o zaman durumu anlatmış: 

    “Selanik’teki Ayasoyfa Camii üzerinde artık haç yükseliyor. Ama nerede Hıristiyanlık ve insanlık? Talan, ırza geçme olayları korkunç derece arttı. Çeteler Müslüman köylerdeki Müslümanlara yapmadıklarını bırakmadılar. Çok sayıda göçmen açlıktan ya da sürgünde öldü.”

    1918-1928 arasına gelince Ya yaya şaşa zart zurt çok yaşa devri. Osmanlı merkezinde çoğu çocuk ve sakat erkelerden oluşan 10 milyon nüfusu var. İşte o sırada ne olur? Sıkıysa olanları yaz. Siz o devri hakkında ne biliyorsunuz ki? Yazılamadı ki? Sadece dedikodu ve sızıntıları biliniyor. Ama bir gün yazılacak. O zaman insanlığınızdan utanacaksınız insanlığınızdan. Cebri-keyfi-küfri-askeri.
    Hilafet kavramı bizde bilinen bir konu değildir. Muhakemesiz kabul edilen ısırıcı hilafet üzerinden ahkam kesiliyor. Hilafet’in asli vazifesi nedir? Dikkat edilirse Hz. Peygamber o hadisinde Abdülhamid için “Halifeniz” diyor. “Halifem” demiyor. Çünkü…

    Hilafet, Hz. Peygamber'in buyurduğu üzere "Benden sonra hilafet 30 senedir." Buna Hz. Hasan'ın (ra) altı aylık hilafeti dahil. Ondan sonra İslam tarihinde saltanata inkılap eden "ısırıcı hilafet" dönemi başlamıştır. Bu dönemin özelliği, askeri ve maddi iktidara dayanan "cismani" otorite dönemidir. Feragat, irşat ve hikmete dayanan "manevi" hilafet ile bir ilgisi yoktur. İktidar kavgalarına alet edilmiştir. Ve saltanata inkılap etmiştir. 

    Mehdi ise halifetullahtır. Al-i Beyt’in mümessili. Hz Hasan’ın (ra) şahsa ve kuvvete dayanan hilafeti bırakırken “Hakiki hilafet” dediği manevi irşad esas alan manevi hilafeti kast etmiştir. İşte Mehdi bu hilafeti tamamlayacaktır. Yani 5. Büyük Halife ünvanına hak kazanır. Ve Hz. Hasan’ın (ra) yarıda kalan 6 aylık hilafetinin ömrünü uzatır.

    Isırıcı Hilafetin, Hadis ihbarına göre devri bittiğinden Mehdi veya cemaati 3. Fasılda artık manevi irşad ve hikmete dayanan hilafeti hayata geçirecektir. Siyasete, askere, iktidara, zümre hakimiyetine dayanmayan manevi irşadı esas olan hakiki hilafet. Mehdi, her şeyi yeniden inşa edecek. O 3 vazifeyi de cemaati yapacak. Eski tarz Hilafeti unutun. Sancağı kelime-i tevhid olan manevi bir hakimiyettir. 

    Bediüzzaman, Mehdi ve cemaatinin hizmeti sonucu ittihad-ı İslam ile oluşacak cemahir-i müttefika yani birleşik cumhuriyetler devrinde hilafetin manevi hizmet edeceğini açıklar. Yani dini irşada dayanan bir hilafettir. Hilafetin bir amacı da alem-i İslam’ı maddi-manevi korunması ve istiklalini kazanılmasında büyük rol oynamasıdır. Bu konuda Hz. Mehdi’nin cemaati yani İslam Alemi, Mesih cemaatinin büyük yardımını görecektir. 

    Gerçek hilafetin ne anlama geldiğini anlamak için Bediüzzaman’ı dinleyelim:
    (Eğer denilse: Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı. 

    Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı, veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.
    Halbuki, Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn hükûmeti ve İran’da Safevîler devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ân’a hizmet etmişler. 

    İşte, bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.)

    Bediüzzaman 1918 tarihinde Sünuhat adlı eserinde “mademki Hilafetin siyasi makamı Meclis ve Şura ile temsil ediliyor, dini ayağını temsil eden meşihatın da şura ile temsilini” teklif eder. Böylece Hilafetin ferdi temsili yerine heyetle temsilini öngörür. Bunun 1922 tarihinde geldiği Ankara’da yayınladığı bir beyannamede de tek bir cümle ile ifade eder. Ama Ankara’daki kafalar dumanlı ve mukallittir. Yani kişiliksizdir. Maziye sırtını çevrine Batının kuyruğuna takılarak medeni alemde yer alacağını sandığından her şey: The End.

    Şimdi ahir zamanın şahısları yani müsbet-menfi şahısları sırr-ı teklife tabidir. Müphemdir. Yani belirsizdir. Ve öyle olması gerekiyor. Çünkü bütün insanlık tarihini en büyük fitne-fesadı dalga dalga insanlığa musallat olduğu bir dönemde, hizmet şahıstan alınır. Artık şahs-ı maneviyeye, yani çok geniş anlamda bir cemaate, bir millete ve ümmete verilir. Mehdi’nin başlattığı ihtida cereyanı gelişip yayıldıkça ona tabi olanlar bir hedefe yönelerek o amaca hizmet eder. Medeni alemde milli iradenin tecellisi seçim ile meclis ve şuralara yansıyor. Yani millet mü’minlerden oluşuyorsa, sırr-ı teklif hepsini kapsıyor. Ahir zamanın hizmeti bu sebeple bir şahsa yüklenemez. Çünkü insan kusursuz değildir, bir hata yapınca gözden düşer. Haklı davası çürür. Ama millet bir manevi önderin kılavuzluğunda hata yapmaz. Bu Hz. Peygamber’in ifade ettiği bir dini müjdedir: “Ümmetim batıl üzerinde ittifak etmez”. 

    Bediüzzaman ahirzaman Mehdi ve cemaatinin ve şahs-ı manevisinin hizmetini 3’e ayırır. Mekke dönemi, Medine dönemi ve Şam-Bağdat-İstanbul dönemini andıran, iman, hayat ve şeriat.

    Evliyalık ferdi bir manevi terakkidir. Bu zamanda dinsizliğin yoğun tasallutu zamanında hedef evliya olmak değil, hakiki iman sahibi olma zamanıdır. Yani bir insanı mü’min yapmak 10 evliya yapmaktan daha müreccehtir. Çünkü cennete evliya olmadan da gidilir, ama imansız asla.

    Bütün sitelerde ahir zaman konusunda sadece nakil yapıyor. Şu şunu söylemiş, bu bunu söylemiş. Bunların dış manalarına bakılarak bir kanata varılamaz veya hüküm verilemez. Mehdi ve Mehdiyet’i tanımak için nur-u iman sahibi olmak gerektiği gibi Mesih’i de bilmek da öyledir.

    Rivayet: Mesih nüzul eder. Yani aniden iner. Ama şöyle bir özelliği var. İhtiyaca göre. Mesihiyet parça parça, kısım kısım, nüzul eder. Mesela 2. Cihan Harbi sonucu dünya dinsizliği eseri büyük bir komünist tehlikesi altında kalır. O zaman Hz. Peygamber’in haber verdiği emniyet ittifakı kurulur . Bu ittifakı Müslümanlar değil Hıristiyanlar kurdu. Bize de dahil olduk. Türkiye NATO’ya girerek komünist tehlikesine karşı İslam dünyası için bir sedd-i zülkarneyn olurken, Vatikan Müslümanlar için uyarılır. Kim uyardı. İki manevi cenahtan Mehdi ve Mesih tarafından. Ve 1962 yılında yüzyıllarca yıl sonra Vatikan Konsülü il kez toplandı ve bir dizi karar aldı. İslam’ın bir kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Dinsizliğe karşı işbirliği vurgulandı. O tarihe kadar Hıristiyanlara göre küfür olan Müslümanlık bir başka kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Ve Papalık o tarihten başlayarak dini günlerimizi ve bayramlarımızı kutlamaya başladı. 1984 yılında 112 Kardinal tevhidi kabul etti. Bu karar gizli idi. Açık edilmedi. 10 yıl sonra bir kardinal bunu duyurdu. Hatta o toplantıda tanrıya Müslümanlar gibi Allah deme kararı verildi. Ama bu Siyonistlerin entrikasıyla siyasiler tarafından açıklanması önlendi. Yahudi kökenli küresel sermayenin başa geçirdiği neoliberal batılı iktidarlar izin vermedi. Buna rağmen Papa Paul yazdığı bir kitaba Fatiha Suresi’ni alarak izahlarda bulundu.

    Hz. Peygmaber buyuruyor ki: Deccal Mesih’i görünce tuzun suda eridiği gibi erir. Yani yok olur. Büyük Deccal olan komünizm kaç haftada yıkıldı? Bir kaç haftada. Nasıl oldu bu? Sırr-ı teklifi çözen bunu anlar.

    Ahir zamanın hizmeti avamın ve sade insanların anlayışının çok fevkinde hikmetlerle dolu. Bütün evliya yani ehl-i tasavvufun küçük evliyası Mehdi hakikatini görmüş. Ama bir gününü, ama bir saatini ama bir fethini. Ve müjde vermişler. Deryadan bir damlayı nazara vermişler. Ama Mehdi ve Mesih ve cemaatlerinin fütûhatı bir damla değil. Derya.
    Görmek üç kademedir. Gözün gördüğü art arda gelen resimlerdir. Yani bir resim, bir hayal. O resim mercekten geçer. Retina tabakasına düşer. Oradan oluşan sinyaller beyne gider. Beyin karanlık bir kutu içindedir. Görme olayı orada meydana gelir. İlim daha ileri gidemiyor. Bu kez din devreye girer. O beyni kullanan kim? Ruhtur. Yani ruh görür. O ruh ki kalü belada Allah’ın muhatabı oldu. Ama bu dünya verilerine mahkum olduğu ve sırr-ı teklif gereği sadece dünyevi bilgi ve ilme tabi kalır. Geçmiş hafızası gizlenir. Böyle olunca:

    1.Göz görür ama bu hayaldir. 2. Göz değil beyin görür. Bu da hayaldir. 3.Beyin üzerinden sinyali alan ruh görür. Bu ruhunu görüşü de manevi derecesine bağlıdır. Şimdi hakikati kim görüyor. Göz mü, beyin mi, ruh mu. Ruh ne kadar nefsani ve dünyevi şartlardan azade? Kimi 1 derece kimi 10 derece, kimi 50 derece, kimi 100 derece kimi 180 derece kimi de 360 derecelik açıyla görür. Ben Mehdi’ye tabiyim. O 360 derecelik bir açıyla Nur-u Nebeviyeye ve iman ve Kur’an hakikatlerine bakıyor.?

    Feraset ve basiret de böyle derecelenir. Bakın Abdülhamid de, Sultan Reşat da, Vahideddin de hem İslam deccalini, hem de Mehdi’yi gördü veya ismini duydu. Ama tanıyamadılar, teşhis edemediler. Tanımaları da beklenemezdi. Çünkü dini hakimiyet onların zamanında bitti. İbrahim Suresi 1. Ayeti, Azizün Hamidun diye biter. Yani Kur’an haber veriyor. Sultan Abdülaziz ile başlayan çöküş. Abdülhamid ile noktalanır. Ama Allah Aziz ve Hamid’dir. Yani hükmü bakidir. Nitekim Mehdi bunu ispatlar.

    Bediüzzaman demiş ki, “İslam aleminin kapısı ve kilidi Türkiye’dir. Bu ne demektir bilir misiniz? Yani ahir zaman hizmeti oradan başlar ve dalga dalga yayılır. Ve Allah’ın hükmü hakim olur. Oluyor da, kim anlıyor? Manevi irşad ve tebliğ tamam olmadan ittihad olmaz. O da cehl ile değil, bilenlerle olur. Şimdi bu oluyor? Mehdi'nin hizmeti böyle yürüyor. 

42 yorum:

  1. Ya Mustafa abi lütfen bu arkadaşın yazılarına ilgi göstermeyin ya bu arkadaşlar mübareği anlamıyorlar ve anlayamazlar mübarek ağrı dağı diyor bunlar Everest anlıyor

    YanıtlaSil
  2. bilmediğiniz,anlamadığınız ve körleştiğiniz durum Mümin 11.ayet
    İnadınız sebebiyle size uyarı önce batın yoluyla verilecek sonra zahirde bazı kayıplar yaşayacaksınız.
    Said Nursi müceddid değildi,acayip dediği kişiye acayip görünür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Risale-i Nur, Kur’an’ın manevi bir mucizesidir. Kur’an’ın arşından gelir. 33 ayet ile ona işaret edildiği gibi, ilim beldesinin kapısı Hz. Ali (ra) ve Kadir isminin tecellisine mazhar olan Gavs-ı A’zam Hz. Abdülkadir Geylani (KS) tarafından haberi verilen bir eserdir. Ayrıca Nakşi kutbu da Evrad-ı Kudsiye’de ona işaret etmiştir. Ahir zamanda tecdid vazifesi ona aittir. Ehl-i tarikin zorlu ve uzun berzahına uğramadan hakikate geçen velilik mesleğidir. Yani velayet-i suğra yerine velayet-i kübrayı öngörür.

      İslam Alemi’nde üç meslekten biri ve en küçüğü tasavvuftur. Bu meslek nefsi terbiye ederek ve ruhi terakki için maneviyatta çalışır. Avama hitap eder aklı ve ilmi kullanmaz. Bir diğer meslek ise ilm-i kelam mesleği. Akli ve mantiki delillere dayanır, avama değil ilim ve fikir sahiplerine hitap eder. Velayet-i vustadır. Alimlerin mesleğidir.

      Amma ve lakin 3. Meslek ise velayet-i kübradır. Veraset-i nübüvvet sahibi sahabe, asfiya ve mücedditlerin yoludur. Bu meslekte Kur’an’a uygun olarak akıl, ilim, mantık, kalb ve maneviyat birlikte ve ortaklaşa çalışır ve inkişaf eder. Ki bu Risale-i Nur’un hak ve hakikat mesleğidir. Dini mesleklerin en üstünüdür. Asfiya yani mücedditler bu meslekten çıkar.

      Bediüzzaman kendisine bir paye biçmemiştir. Rıza-yı İlahi’yi seçtiği için ücretini ve makamının tayinini Allah takdir edeceğini belirterek şunu söylerdi:"Ben asmanın odunuyum. Ama Risale-i Nur meyvasıdır” Her asırda bir müceddit geldiği için 13. Yüzyılın yani 1300’lü yılların ve ayrıca Bedüzzaman’ın tesbitiyle 14. Yüzyıl yani içinde bulunduğumuz asrın müceddidi de Risale-i Nur’dur.

      Ehl-i tasvvufun ağabiyidir. Çünkü hakiki ehl-i tarikini bütün inkişafı imanda terakki etmek olduğundna Risale-i Nur’a yakındır. Risale-i Nur bunun öngördüğü için hakiki ehl-i tarike de ders verir. Nitekim Bediüzzaman’ın bazı önemli talebeleri ehl-i tarikten gelmiş ve hizmetine girmişlerdir.

      Risale-i Nur mesleğinde şeyh-mürid gibi meratib yoktur. Herkes kardeştir. İlimde ileri giden ve öğretmen mevkiine gelen ağabey olur. Hayatını vakfederek imana hizmet eder.

      Sultan Abdühlamid’in zamanında Şazeli kutbu 31 Mart Vak’ası sonrasında ağlayarak Sultan’a şunu söyler: “Sultanım içlerinde Deccal vardı mani olamadım” Yani ehl-i tasavvuf mesleği ahir zaman fitnesi karşısında yeterli olamamıştır. Nitekim hadis ilminde İslam deccali Süfyan ile siyasetle, şununla bununla baş edilemeyeceği belirtilerek yepyeni bir tarz, Kur’an’ın elmas hakikatlerini işleyen yeni bir mesleğe işaret eder. İşte Risale-i Nur bunu karşılamaktadır.

      Risaleleri okumadan bir hükme varmak cahillerin işidir. Ne derse yeridir.

      Sil
    2. Sonra bir başka husus. “Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez” ayeti ve hakikati gereğince bütün evliya ve asfiya keşifleri esnasında bir ikram-ı İlahi ve tebşir için kendilerine gösterilen gaybi müjdeleri ve benzerlerini müteşabih ve mecazla ifade etmeleri Allah'a karşı olan edeplerindendir.

      Nitekim Hz. Mehdi ve ahir zaman ile ilgili bütün müşahadat bu cinstendir. Hz. Mehdi bir kişidir. Bir zattır. Ama onun 161 yılı kapsayan devri ve hizmeti sırasında meydana gelecek vukuat sıfatlarla ifade edilmiştir. Yani hizmeti yapanlar manevi alemde şahs-ı manevileri bir zat olarak görülüp bir kişiye hamletmişler. Böyle olması da gerekir. Çünkü herkes manevi seviyesine göre müşahadatı olur. Ve ona kendince bir sıfat yakıştırmıştır. Cabir, Süfyani, Mensur, Mehdi gibi sıfatlar belirli bir olaya veya devreye veya küçük bir hadise dolayısiyle Mehdiye yakıştırılan sıfatlardır. Mehdi ve ahir zaman müceddidi Hz. Peygamberin aynasıdır. Onun gibi hizmet edeceğinden iman faslı dışındaki hayat ve şeriat fasıllarının fütuhatı cemaatine, Seyyidler cemaatin ve diğer meslek ve meşreplerin ortaklaşa çalışmasına bakar. Bu da ittihad-ı İslam ile mümkündür. Her yapılan hareketin ve fütuhatın ve meydana gelen olay Mehdi’nin 161 yıllık devrinde meydana geldiği için ona mal edilmiştir. Halbuki Mehdi bir şahıstır. Üstelik şahsiyeti müphemdir. Herkes aklını Mehdi ile bozmuş. Ya efendiler beyler, ağalar, çocuklar, gençler. İslam Deccali Süfyan için tek bir cümlenizi göremedim. İslam Deccali Süfyan Selaniklidir. Isfahandan göç etmiş bir Yahudi ailenin neslinden gelir. Sabatay Sevi’nin torunlarından olduğu belirtilir. Niçin buna kafa yormazsınız? Yani baba tarafı Yahudi. Hadislerde belirtildiği gibi.

      Söyleyin dedeleriniz gibi olmak gibi bir özelliğiniz mi var. Hilafet yok edildi. Ezanlar sustruldu, Camiler ahır yapıldı, Kur’anlar yakıldı. Ve dinsiz ve imansız Allah’ı bilmeyen bir nesli türettiler. Siz onlar gibi olmak zorunda değilsiniz. Din imandır. Sonra namazdır. Gaybi haberlerle uğraşmanın en büyük şartı 11 farzı eda ettikten ve ahlak-ı İslamiye’ye uymaktır.

      Her ne ise. Biz 2002-2006 ile başlayan Mehdiyet’in 3. Faslına gireli bir hesaba göre 14 bir hesaba göre 10 yıl oldu. Bu zaman zarfında meydana gelen hadisatı dedeleriniz görseydi mezarlarında hüngür hüngür ağlar ve cesetlerini gözyaşı seli götürürdü. Süfyani rejime indirilen darbeleri sarfı-ı nazar ederseniz, gaybi haberler size haram olur.

      Bediüzzaman fecr-i sadık için 3 tarih verir. Üçüncüsünün FETÖ örgütünün hem Süfyan hem de büyük deccale güç veren Yahudi deccali ile işbirliğini bildiğinden 20 yıllık tehiri de öngörür. Şimdi kalkmış sembollerle ve sıftatlarla hayali oynayan Sakarya Seyfi müceddit değil diyor. Senin bir tek doğru yazını göremedim. Acaba fazla rivayete okuduğundan mı? Onların dış manalarına bakarsan Mahşere gelene kadar hakikati eremeyeceksin.

      Edebini takınıp bir daha Bediüzzaman'a dil uzatma.

      Sil
    3. Sakarya Seyf selamun aleyküm. Rüya yorumlama yeteneğin olduğunu düşünerek sana rüyamı anlatmak istiyorum. Ancak mail adresi versem oradan bana ulaşsan oradan sorsam? leyla_alsancak@outlook.com

      Sil
  3. Siz okumayabilirsiniz ben okuyorum ve okuyan birçok arkadasta vardır sanirim.ozelliklede takip ediyorum

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Said_i Nursi hazretlerini ben de sayar ve severim. ALLAHUTEALA ondan razı olsun. Ben de bu konuda Sakarya Seyf gibi düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  7. Sa. Mustafa abi facebookta bir sayfa var. Benzersiz illuminati arşivi.kÇok ilginç iddiaları var. Sana zahmet bir goz at. Bu blogda paylasacagin seyler olabilir.
    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç ciddiye alınacak bi sayfa değil, boşuna vakit tüketmeyin. Psikolojik sorunları olan biri sayfa açmış, milleti kafalıyor aklı sıra. Çocuk gibi tepkilerinden bunu anlayabilirsiniz. Yok maça meteor düşecekmiş te, yok 7'si gecesi deprem olacakmış ta.. olmadı tabi. Sonra 8-9-10-11 Mart kritik diyor. Hemen her gün kritik onun için, illa ki bir gün tutacak. Tutturunca da 'ben bildim'; Olmayınca, ben 'olabilir demiştim' diyor :)))

      Sil
    2. Haklısınız. Vakit kaybiymis.

      Sil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  14. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  15. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  16. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gece gece boşa vakit harcadiniz. Iki yildir iyi kötü abimizi tanidik. Nuh der peygamber demez o.
      Zaten yaşını başını da almış, belli bir yaştan sonra insanlar degisime kapalı oluyorlar.
      O yine gelecek, siz cok beklersiniz Mehdiyi, avcunuzu yalayin, diyecektir...

      Sil
    2. Yeşil Karaltı aydınlığa çık artık!
      1*Sen benim yaşıma başıma bakma. 15 yaşımda Mehdi’yi, Deccali, Süyfan’ı tanımıştım. Lütfu ilahi ile. Kimliklerini öğrenmiştim. Okulda Süfyan’a, işte Süfyan’a, üzerimde ne vazife varken Süfyan’a yani hayat boyu her zaman sabah akşam o Süfyan’a şey ederdim. Gıkını çıkaranın da paçavrasını çıkarırdım. Sonra 1980’lerde Türkler okuma yazmayı öğrenip dini eserlere dadanınca, cehaletlerinden iman ve Kur’an hakikatleri yerine kendilerini kurtaracak Mehdi’yi değil rivayetlerini keşfetmişlerdi. Yani bir Mehdi modasıdır aldı başını gitti. Bin senelik Mehdi rivayetleri, bir anda magazin ve dedikodu malzemesi olup iman ve Kur’an hakikatlerinin yerini aldı. Binbir Gece Masalları’nın (ki bu masallarının mucidi Beni İsrail’dir) yerini 20 yüz yılda Binbir Gece Mehdi Masalları aldı. Şimdi iki şey söyleyeceğim.

      BİRNİCİSİ: İmam Gazali dahil bütün İslam büyükleri mutlak doğrunun her hangi kimsenin, mezhebin ve meşrebin tekelinde olmadığını kabul eder. Bediüzzaman da hakikatin taaddüt edeceğini belirtir. Ki onun için mezhepler vardır. Hak taaddüt etmiş ve herkes kendine uyanı almıştır. Yani doğru ve hakikat her meslek ve meşrebte vardır. Hatta Şia ve Vehhabi mezhepleri dahil bünyelerinde çok önemli birer hakikati barındırır. Barındırdıkları için de muvaffak olur. Ehl-i beyt hakikatine inanan Şia, ifrata rağmen muvaffak olur. Vehhabilerin başarısı da aynı sırdandır? İman’dan sonra en büyük hakikat olan namaza verdikleri önemden. Bu onları mal, mülk, yurt ve devlet sahibi yaptı. Siz sünnisiniz. Devletiniz var mı? Yok. Niçin? Binbir Gece Süfyan masalları yüzünden.

      İKİNCİSİ: Siz hiç yaratılışı düşündünüz mü? Yani her şeyin nasıl yaratıldığını. Yani daha önce olmayan alemleri. Biri, bir ilim sahibi bu kainatı tasarladı ve yarattı. Ne ile? İlimle. Ve ilmin büktün ihtimalleri içinden ihtiyaca göre yarattı. Bu ise mümeyyizlik vasfını gerektirir. Böylece ilmin yanında bir de seçici vasfı devrede idi. Sonra devreye Yaradan’ın irade sıfatı girdi. Yani Yaratan bir şekle, tarza, cinse karar verdi ve olmasını irade etti.

      Bunun da olabilmesi için Kadir sıfatı devreye girer. Yani Yaradan’nın kudret sahibi olması gerekirdi. Uzatmayayım. Yaratmak için Yaradan’ın böyle ilim, irade, kudret, görmek, duymak bilmek gibi isim ve sıfatları var ki, önce bir tek maddeyi yani Hidrojeni, ondan da yani o yanıcı maddeden yaratılışı başlattı. Hidrojen helyuma o da bir başka elemente derken onlardan türeyen maddeden dünyamızı, güneşleri (yıldızları) gezegenleri, galaksileri yaratıp bize bir hayat sundu. Bu Allah’a giden yolun başı nedir? İman’dır. Sonra ne gelir. İslam. Yani onun emir ve nehiyleri. Çünkü yaratılışın felsefesi ve ideolojisi bize niçin yaratıldığımızı konu edince, devreye vahiy girer. Nübüvvet müessesi. Bize Allah'ın emirlerini tebliğen bildirir. Biz de bu İslami kimliğe bürününce onun marifetlerini, yani işlerini, yani fiillerini yani emirlerini öğreniriz. Bunları bihakkın bilince her şeyin perde gerisinde O'nun olduğunu ve her şeyin O'nun irade ve dilemesiyle var olduğunu öğreniriz. Öğrenince de..

      Sil
    3. 2*Evet her bir şeyin müessirinin Allah olduğunu öğrenince bir anda onu tasdik eder ve iman ederiz. Ve azim ve kerim olan o Zatı sevmeye başlarız. Böylece imanla başlayan süreç yani İmanıbillah, marifetullah ve muhabbetullah ile tam insan olunur, insan. Allah’ın kulu olunur. İbadet ile mahluk kul sırrına vakıf olunur.

      İşte Osmanlı toplumunu bunları terk edip cehalet bataklığına saplanınca yıkıldı. Ve Deccal çıktı. Hilafet, yani İslam birliği Deccalin muhrip elinde yok oldu. Yani Selanikli Yahudi çocuğu Süyfan’ın. Bediüzzaman Şualarda onun bir vasfını Tağut olarak da bildirir. Yani Allah’a isyan ettiren. Bütün rivayetler der ki: 1. Melhemeden (1914-15) 7 yıl sonra Deccaller çıkar. Yani 1922-23. Yani Sovyetler’in kuruluş yılında. Ve Lozan’ın imzalandığı yıl. Burada bir nüans var. Sovyetlerin kurulmasından 7 ay sonra Süfyan başa geçer. Ve büyük Deccal Hıristiyanlığın bin yıllık mahsulatını yakıp yıkarken, Süfyan da iman ve İslam esaslarını tahribe başlar. Yani tağutluk işini yapar. Vahdettin Sultan Hadisin bildirmesi ile Şam’da toprağa verilirken, bizim Süfyan’a karşı kim çıkar? Hz. Mehdi.

      İşte Hz. Mehdi yukarıda anlattığım yaratılış hikmetini ders vererek işe başlar. İman kaleleri yıkılan veya imanı zayıflayan Türk milletine ders verir. Bunun süresi muhteliftir kimi 25, kimi 40, kimi 50 sene der. Sonra? Onu da siz bulun.

      Ben Nuh diyorum ama Resulullah değil Nebidir diyorum. Veya 2. Adem olduğunu söylüyorum. Topu topu ümmeti 40 kişi olan bir zatı söylüyorum. Mehdi ise bütün cihana, yukarıda anlattığım İman hakikatlerini anlatacak kimse olduğunu söylüyorum. Binanın temeli atılınca bina hemen oluşmaz. Zaman lazım.

      Bediüzzaman 1417 tarihini verir. Bakara 257. Ayetinden. Başka tarihler de. Ama bu 1417 bir dönüm noktasıdır. Bunu ayrıca yazacağım. Bakara Suresi’nin 256 ve 257 ayetleri ne mesajları verir:

      256: (Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tâğutu reddedip Allah'a iman ederse, kopmaz ve kırılmaz, sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah ise her şeyi işiten, her şeyi bilendir.)
      257: (Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostu da tâğutlardır ki, onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar ateş ehlidir; orada ebedî olarak kalacaklardır.)

      Sil
    4. 3* İşte Mehdi’nin sırrı burada. Zor kullanma yok. Asker ve siyasetçi değil. O Allah’ın ipine sarılan biri. İpe sarılınca Allah onun dostu ve yardımcısı olur. Yani Müceddit. Çünkü Tağut üzerine saldırır. O zaman ne olur? Dini yenileme vazifesini inatla yapar. Ve varis-i Nebi olur. Ve Allah onu karanlıklardan kurtarır. Sonra cemaatini, sonra Anadolu ehlini, sonra alem-i İslam’ı, sonra Hıristiyanları, hatta bir kısım Yahudi ve ateistleri. Hizmeti böyle yürür.

      Şimdi Mehdi “Mehdiyim” demeyecek. Ona “Sen Mehdisin” denecek o red edecek. Yani Mehdi, Mehdici ve Mehdiciler istemiyor. O zaten herkes uykuda iken vazifesini çaktırmadan yapar. O zaman o nasıl bilinecek? Eseri ile. Yani. Ben Nuh demiyorum. 2. Adem diyorum. Veya Hz. Resullah’ın aynası Mehdi diyorum. O Resullulah ki, “Deccal 1. Melhemeden 7 yıl sonra huruç eder” diyor. Ve bir küçük işaret ile 7 ay sonra Süfyan çıkar. Sonra. “Vahdettin Dımeşk’te toprağa verildiği yıl Mehdi çıkar” diyor. Çıkar değil. Zuhur eder. Zuhur ne demek bilir misin? Öğren.

      Bu dünya dar-ül hikmettir. Hakim olan Allah, hikmetle yani sebeplerle hükmeder. Ahiret aleminde ise artık O aşikaredir. Kudretiyle hükmeder. Bir anda tecelli ile yaratır. Böyle olunca dünyada her hizmet sebeplere bağlıdır. Hayale ve hülyaya tabi değildir. Gayb ilmi perdelidir. Onlarca, yüzlerce, hatta binlerce, hatta ve hatta on binlerce perde gerisindedir. Ehl-i keşf bir hakikatini bulup söylemiş. Ama o perdelere riayet ederek. Mecazla, benzetmeyle, sırla. Öyle olunca sırrı çevreleyen perdeler gibi o haberlerin dış manalarına bakarak üstüne üstlük cehalete tevile kalkışılırsa işte böyle ya istismar konusu olur, ya da madrabazların elinde oyuncak.

      Bir hakikati tevil edebilmek için şartlarının oluşması lazım. (Muhammed 18 ayeti gereğince) Ve olunca da tevil ve tefsir edilir. Tabi tevil ve tefsir de zamanın sahibine aittir. Veya velayet-i kübra sahibi zatların veya müceddidlerin veya ilimde rasih olanların. Ehl-i tasavvuf velayet-i suğra sahibidir. Çaplarına göre tevil ederler. O da nakli çoğu zaman tevil ve tefsir etmektir ki, o da bazen akıl dışı sanılır, bazen de üstü yine örtülüdür. Yani tencerenin hala kapağı açılmamıştır.

      Kaldı ki evliyanın işi gücü gayb kohenliği yapmak değil ki. Tarikat berzahına girerek imanı inkişaf ettirmektir. Ve orada İlahi ikram ile gördükleri bazen birbirine göre ihtilaflı olduğu gibi bazen de hilaf-ı vaki olur.

      O halde? Nuh’un nübüvvetini kabul etmeyen dinden çıkar. Ama Mehdi meselesinde inkar veya kabul etmemek dinin esaslarından olmadığından dinden çıkarmaz ama, ehl-i hakikatin meselesi olmaya devam eder. Nur-u iman sahipleri onu tanır ve bilir. Bilmeyenler ise Mahşerde kimliğini öğrenir. Lakin vakit geçmiş olur.

      Sil
    5. ilk defa Çokgüngör abinin bir yazısını sonuna kadar zevkle okuyabildim... Özellikle Şia ve Vehhabilerin başarısı ile ilgili tespiti muhteşemdi... Hani bazı insanlar vardır, "ne onunla ne onsuz" dersiniz... İşte Çokgüngör abi de onlardan biri... Yazmayınca insanın gözü arıyor yazınca da kıyasıya eleştirmek istiyor...

      Sil
  17. abdurrahim cokgungor hem cok konusuyor hem de bos konusuyorsun hz. Mehdi 13. Hicri asirda gelip gittiyse melhame nerde isa a.s nerde tüm dünya neden islam olmadi amik ovaşi kan golü oldu mu teknoloji durdu mu süfyani nerde ozaman roma fethi neden olmadi deccal bir yahudi neden cikmadi hala cokgungor bey senin anlattiklarin sanki roman gibi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şecaat arz ettin ama sirkatin söyleyemedin. Kusura bakma görünce hem Mehdi, hem Mesih’e söyleyeceğim. Seni ziyaret edip kimliklerini açıklasınlar. Çünkü sen büyük bir şahsiyetsin. Sen onları değil, onlar seni bulacaklar. Sonra sana saygılarını sunacaklar.

      Ahir zamanın Deccalinin bir özelliği de bir gözünün kör olması. Yani o dünyevi ihtiyaçlara ve olaylara bakar ve görür. Ama ahirete ait Kur’an’i ve imani hakikatleri göremez. Göremediği için de isyan eder ve ettirir. Onun taifesi ve kendini ona kaptıranlar da böyledir. Hakikati görme yetenekleri yoktur. Halbuki ehl-i imanın basiret ve feraset gözü vardır. Nur-u imanla baktıkları için Kur’an ve iman hakikatlerini görür. Ve hem Mesih hem Mehdi’yi tanır. Herkes onları bilememesinin sebebi bu. Çünkü ahir zaman eşhası sırr-ı teklife tabidir. Ve şahsiyetleri müphemdir. Onları tanımak için ayrı bir vasfa sahip olmak lazım. Ve hizmetleri için zemin hazırlamak elzemdir.

      20.Yüzyılda 3 melheme vuku buldu. Yani 3 dünya savaşı. 1991’den beri dünya üçünü Melhemenin alevleri içinde. Üç melhemede bugüne kadar ölen insan sayısı 100 milyonu buldu. Üçüncü melhemenin diğerlerinden önemli farkı çatışmalarının düşük yoğunluklu olmasıdır. Birinci melhemede alem-i İslam hem işgale, hem dinsizlik cereyanına uğradı. Deccal ve süfyan huruç etti. 3. Melhemede ise bu sona erecek. Ve alem-i İslam istiklaline kavuşacak. Son fitne-fesad bunun delilidir. Bir şeyin daha delilidir. 19. Yüzyıldan başlayarak dinsizlik cereyanının bütün inkar dallarını kurgulayan ve dünyayı vatanlarına dönmek için 3 kez ateşe veren o ırk yeniden Kur’an’ın hükmü gereğince “zillet ve meskenete” tabi tutulacak. Son ateş onun habercisi.

      Onun için bir ansikloledi mi bulursun, bir sözlük mü, yoksa bu bilen birini mi kimi bulursan bul ve ona “Melheme” ne demektir diye sor. Yalnız Melheme ile merhemi karıştırma. Senin yaralarının merhemi Kur’an hakikatleridir.

      MC2 atom bombasının formülüdür. Bir anlamda kainatın da formülüdür. Ama iki harf ve bir rakamdan oluşur. Üstelik izahı 25 trilyon sayfayı bulabilir. Milyarlarca yıl önce başlayan yaratılışın nasıl enerjiden maddeyle ve tabiatın güzelliklerine çevrildiğinin hikayesini anlatır. Hz. Peygamber Kur’an’ın 7 harf üzerine nüzul ettiğin belirtir. Onun için bir de tenzil ile nüzulu öğren. Mesih nüzul üzere gelir. Ama yolculuk gibi hizmeti menzil menzildir. İlki 1945, ikincisi, 1962 üçüncüsü 1984, dördüncüsü 1989 ve beşincisi ise yukarıda izahı var. Öğrenmeden bir daha şecaat arz etme. Kimse sana yorumumu okumanı söylemiyor. Zaten anlamazsın. Elif lam mimin hikayesi hikayesi. İdrak ettin mi?

      Sil
  18. abdurrahim cokgungor söyledikleriniz bizim hadislerden anladığımıza çok uzak. Mantık kullanacak olursak hadislerin ışığında düşünecek olursak ben Peygamber (s.a.v) in torunuda onun gibi olur diyorum .O nasıl azılı kafirlerle savaştı o'da savaşacak. O nasıl yaşadığı devri asrı saadet diye anılmasına vesile olduysa O'da olacak. O yüzden boş konuşup insanların kafasını karıştırma kardeşim. Varsa elle tutulur bir şey söyle , yoksa boş konuşma.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Mehdi'nin silahlı ve siyasi savaşlara gireceğini veya savaşları bir kumandan gibi idare edeceğini ispat et, sana mal varlığımı vereyim. Aksi halde Taksim'de 1 saat aralıksız ulumayı kabul eder misin? Siz Hadis alimi değilsiniz. İstihraç yapma yetki ve izniniz yok. Anladığınızı genele mal edemezsiniz. Kendi fikriniz olabilir. Onu söyleyebilirsiniz. Ama genele yansıtamazsınız. O husus, Mehdi’nin işi. Mehdi’nin cemaatinin işi. Öyle olunca boş söz değil hakikate yakın söz söylüyorum. İnsanları hayale ve hülyaya sokup gerçeklerden uzaklaştırmak deccalizme hizmettir. Utanın, 100 yıldır nasıl yaşandığı meydanda.

      Şimdi bilmem ne hocalar bile tutturmuş “Mehdi Mekke’den çıkacak. Ona Kabe’de tabi olunacak” diye mecazla, teşbihle, temsille yapılan rivayetin zahiri manasıyla anlayıp hüküm veriyorlar. Ama Hz. Peygamber Onun Horasanlılar içinde olacağını söylüyor. Öyle ki Mehdi Arab’a hükmetmedikçe kıyametin kopmayacağını belirtirken Mekke ve Medine’den çıkacağına dair bir işaret vermiyor. Belki Arapça’nın beliğ ve fasih bir dil olmasından yararlanarak onun Al-i Byet’ten olacağını yani nesep itibariyle Mekkeli veya Medineli olacağını ama orada doğmayacağını Türklerin içinden çıkacağına işaret ediyor. Biz Türkler hepimiz Horasanlıyız ama orada doğmadık Rumeli’nde doğduk. Ama Horasanlıyz. Yani Anadolu’da doğduk ama Türküz.

      Şu şıralar TV’lerde şurda burada çok konuşan bir vaiz, bir kitap yazmış. Şimdi onun cemaati tutturmuş “Mehdi Mekke’den çıkacak” diyor. Orada ona biat edilecekmiş. Allah’ın halifesi ünvanına sahip zatı Vehhabi-Suudi yaptılar.

      Sonra niçin Mekke’den çıksın? Deccal oraya giremeyecek. Deccalin giremediği bir yerden Mehdi nasıl çıkar? Çünkü Mehdi Deccalin huruç ettiği mahalden-ülkeden yani son hilafet merkezinde zuhur eder.

      Hatırlatayım Mehdi bir müceddiddir. Bir kutuptur. Velayet-i Kübra sahibidir. Hz. Ali'den (ra) ve sahabeden sonra en yüksek velayet makamı ona aittir. Hz. Peygamber Süfyan'ın hurucunda onunla siyasi ve silahlı yolla mücadele edilemeyeceği konusunda ikaz eder ve Mehdi ve cemaatine manevi cihadı salık verir. Silahının harfler olacağını belirtir. Yani Kur’an ve iman hakikatlerinin izah ve ispat metodunu tavsiye eder. Bürhanla hareket edilmesini emreder. Bakara Suresi’nin 256 ve 257. Ayetleri de bunu nazara verir. Dinde ikrah yoktur. Bu bir nevi Tağut olan İslam Deccali’ne karşı mücahede eden Mehdi ve 313. Talebesine işaret eder.

      Sil
    2. 2* Hz. Peygamber Abdülhamid ve Vahideddin’den sonra Mehdi’nin zuhur edeceğini, Hz. Ali ise 19 Harf olan Besmele’nin harflerinin bitiminde onun geleceğini haber verir. 19. Yüzyıldan sonra 20 yüzyıl gelir. Ayrıca harflerin Arabi’den Acemiye (Latin’e) çevrildiği zaman Deccalin olacağından söz eder. Yani 20. Yüzyılın başlarında Deccal vardı ve Mehdi de. Büyük İslam alimleri Mehdi’nin 1294 tarihinde dünyaya geleceğini keşfetmişler. Bediüzzaman Süfyan’la karşılaşır ve onu teşhis eder. Risalelerde bunu açık açık anlatır. Süfyan varsa Mehdi de vardır. Aradan geçmiş 100 yıl. Bu Mehdi niçin ordular kurup savaşmadı? Niçin anlayışınıza göre atom bombaları veya benzir silahları yapıp cihad etmedi? Çünkü dinden ikrah yoktur. Bu Kur’an’ın ahirzamandaki hizmet işaretidir.

      Bediüzzaman ecnebilerle anlaşmalar yapılaması sonucu onların boyunduruğu altına girileceğini belirtir. Mesela son Suriye olaylarında 2011’da ABD resmen Suriye’ye girmemizi istedi. Girmeyince oradan tahriklere başladı. Ama Bediüzzamn’ın ihbarı olan Türk’ün kılıcını ayağına, yani eski müstemlekelerine vurmayacağını lakin düşmanın başına vuracağını söyler. Ve Kıbrıs ile Kudüs’e işaret eder. Onun da Mehdi cereyanının 3. aşamasında olacağını söyler. Yani Mehdiyet’in üçüncü aşamasında ittihad-ı İslam’ın tesisi sonucu Hilafet-i İslamiye'den sonra olacağını söyler. Hem Kıbrıs’ın tamamının hem de Kudus’ü Mesih cemaati ile fethedileceğini istihraç eder. Mehdi’nin döneminde olacak ama Mehdi'nin hayatında değil.

      Cenab-ı Allah Hz. Peygamberi dünya ve ahiret nimetleri konusunda serbest bırakır. O ahiret nimetlerini tercih eder. Önceleri bunun sadece kendisine ait bir husus olduğunu sanır. Sonradan Mehdi’nin de aynı tercihi yapacağını anlar. Ve ifade eder. Yani nasıl ki Hz. Peygamber’in dünyevi saltanatı olmadı ve Al-i Beyti’ne de layık görmedi, Hiç dünyevi saltanatları olmadı. Mehdi’ye de layık görmez. Mehdi’nin silahlı cihadı değil, hakikat mesleğini seçeceği ve sünneti ihya ederek İslami hayatı ihya edeceği ihbarı var. Rivayetler bunu gösterir. Türklere Hz. Mehdi’ye kadar hiç para ve zenginlik verilmedi. Saltanatları oldu ama hazineleri olmadı. Yani ehl-i sanat ve esnaf ve tacir olmadı. Ya asker ya köylü oldu. Türklerin ilk inkırazı olan Deccalin hurucuna kadar askeri-siyasi-mülki gücü oldu, ama zenaata dayalı hazineleri olmadı. Mehdi’nin zamanında zenginliği yani parası olacak. Şöyle Mehdi-Mesih ikilisi genel barışı sağlayacağından askeri güçler ve galebeler bütün cihanda tarihe karışacak. Rivayetler ne idi Mehdi gelir herkesi para mal verir. Yani onun döneminde ticari ve sanayi artacak insanlık zenginleşecek. Türkler de bundan nasiplenecek. Rivayetler böyle.

      Hadi sana meydan okuyorum. Hodri meydan, ya ispat edersin ya da Taksim’e gidersin. Başka yolu yok.

      Sil
  19. Körfez sermayesi Türkiyeye girmeye başladı ne hikmetse....Yakında almanyadaki Türkler çalışmak için para kazanmak için Türkiyeye geri dönecekler gibi? Ama Sayın Çokgüngör sizin alatımınız insanı karamsarlığa itiyor...Daha önce isim verdiniz mi bilmiyorum ama sizin o 15 yaşında bulduğunuz isimleri yazarsanız bizde nasipleniriz....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Körfez sermayesi geleli tam tamına 10 yıl oldu. Türkiye’ye ve Ak Parti’ye yönelik 3 büyük finansal ve ekonomik suikast bu yüzden başarılı olamadı. Ayrıca Körfez sermayesi Türkiye'nin ekonomik yapısını güçlendirince küresel sermaye, ki bu sermayenin beyni Yahudilerdir, Türkiye'ye hedef aldı. Son 5 yıldaki siyasi ve anarşik suikastlerin sebebi küresel sermayedir. Küresel içerde hem sermayeyi, hem medyayı, hem patronları hem münafık cemaati kullanıyor. Dışarda ise bütün Avrupa ülkelerini, ABD’yi ve Rusya’yı siyasi ve diplomatik tecavüze zorluyor. Gülen-Putin ittifakı bunun delili.

      Küresel sermaye oluşturulalı tam tamına 30 yıl oldu. O sermayenin oluşmasından sonra Siyonistler, Büyük İsrail için kolları sıvadı. 9 İslam ülkesini 22 devletçiğe bölüp Kudüs merkezli büyük İsrail devletini öngören Yinon Planı’nı hazırladı. O tarihten bu yana Türkiye dahil bütün İslam aleminde meydana gelen kanlı olayların müsebbibi onlardır. Dünyada İslamfobiya’nın muharriki de onlar.

      Bunları yazmanın sebebi korku ve paniğe yol açmak için değil. Bu Hz. Peygamberin ihbar ettiği bir durumdur. O Mehdi’nin daha doğrusu Mehdiyet’in 3. Faslından sonra buna benzer birçok olayın meydana geleceği ancak Mehdiyetin hükmünü biiznillah icra edeceğini buyuruyor. Bu tecavüzlerin baş muhatabı da Türkiye’dir. Ama Allah nurunu tamamlıyor..

      Muhyiddini Arabi Bağdat’ın bombalanacağını haber veren zattır. Onun bir işareti de Mehdi’nin yani geniş dairede İslam’ın ihya tarihinin başlangıcını 2016 olarak verir. Yani Mehdi’nin hükmünün Anadolu’dan İslam Alemi’ne geçişinin. Bunun içindir ki Türkiye her alanda baskı görüyor. Ama 100 yıl önce domuz sürüsü idi, şimdikiler ise sivri sinek. Yani vakit tamam. Türkiye’yi siyaseten kimin ileri götürdüğü DP ile başlayan siyasi kimlik belirlemiştir. DYP döneminde siyah bayraklılar yani Horasanlılar bayrağı yani hakimiyeti Mehdiyet’e teslim ettiler. 28 Şubat Tuğyani harekatı üzerine. Artık dönüş yoktur.

      Taklidi ve geleneksel inanç ve görüş sahipleri değil, tahkik-i iman ve İslam ehli Süfyan’ın kim olduğunu bilir. Gözü kör olmayan bu ülkede İslam’ın nurunu kimin söndürdüğünü de. Bilmeyen varsa otursun ağlasın.
      Rıza Tevfik Bölükbaşı daha 1920’lerde yazdığı Abdülhamid ile ilgili şiirinde şöyle demişti:
      “Deccale zil çalan böyle bir milletin yuh olsun ham ervahına”

      Sonra bir şey daha söyler:

      Siyaset çamuruna biraz kan kattı
      Bir koca kalpaklı adam yarattı
      Herkes ona taptı Rıza dayattı
      Secdeye varmayan o iblis oldu

      Ne mutlu ona.Ben de o iblislerdenim.

      Sil
  20. Kusura bakma ama senin kafan çok karışmış . Senin dediğine göre herşey bitti bizde kıyameti bekliyoruz. İyi güzde melhamei Kübra nerde kardeşim. İnsanların 7 de altısının öleceği. Mehdi bu savaşın sonunda çıkacak diyor. Teknoloji çökecek elektronik cihazlar çalışmayacak deniyor. İstanbulu Mehdi alacak deniyor. Hani nerde? Hem sen söyle bakalım kim Mehdi?

    YanıtlaSil
  21. Müceddid olarak kabul görmüş zatların doğum tarihleri arasındaki farkın ortalaması 103.333; ölüm tarihleri arasındaki farkın ortalaması 103.333 çıkıyor.3.333 lük kısım sapma payı olsa 100 senede bir müceddid geliyor.son müceddid Bediüzzaman ise doğumuna 100 eklemek yeterli.Yani hicri 1400ün başında zuhur etmiyor, dünyaya geliyor.

    YanıtlaSil
  22. İmam Sadık şöyle buyurdu:
    "İki köprü engellendiğinde işte bu Ehli Beytten Kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır."
    (Melaim vel Fiten, İbni Tavus, 181)
    15 Temmuz Darbe girişiminde İstanbul'daki 2 köprüde tank ve askerler ile ulaşıma kapatılmış ve tutulmuştu. Bu da Hz. Mehdi (a.s)'ın yakında zuhur ediceğini ispat eden bir başka olaydır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl da hadis-i şerifleri çarpıtıyorsun!!! 2 köprü orada mecazen, manen kullanılmış, sen nasıl İstanbul köprüleri yaparsın bunları! Neredeyse az daha Eyfer kulesi ile Çin Seddine kadar açılacaktın...

      Sil
  23. "ikiye ayrılır o zaman Ordu,biri Hakk'dan yana olur,diğeri bâtıldan yana olur,sonra büyük bir temizlik olur,o vakit Türkiyede ne kömünist ne de izm'cilerden hiç biri kalmaz,arasan bulunmaz telef olurlar.."
    Mürşid i a’zâm Sultan ul Evliyâ Şeyh Mevlâna

    YanıtlaSil
  24. * "İsrail, Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek..." (Melhame-i Kübra, büyük savaş, Armageddon dedikleri bu büyük savaştır ki Allahu alem, insanlığın çok çok büyük kısmı, mesela %90'ı bu büyük savaşta ölüp gidecek...) "Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar; 'Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım' deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta Boğaz köprülerini ve Marmara'daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar. Amik Ovasında savaşmaya gelen Türklerden bazıları; Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi As'a yardım edecekler." * "Türki devletlerden de Mehdi’ye asker gelecek. İstanbul Mehdi Ali Resul tarafından yeniden fethedilecek. Mehdi Ali Resul döneminde İslam’ın başkenti Konya olacak. Bütün mezhep ve tarikatları bir çatı altında toplayacak..." * "Mehdi As.'ın komutanları başka yerlerden olacak. Yalnız Konya’dan değil, ancak Mehdi Ali Resule yardım etmek için tüm komutanları Konya’da toplanacaklar..."
    Abdullah Gürbüz Hz.

    YanıtlaSil
  25. Bu üçüncü dünya savaşının sebepi Türkler olur. Türkiye Ordusu Suriye'ye girer. Girmesiyle Rusya Türkiye'ye savaş açar.
    İstanbul tarihi yarımada dışında hepsi yerle bir olur. Sonra Ruslar Adana'ya kadar inerler. Amerika'nın İncirlikteki Hava Üssü'ne yaklaştığında Amerika Rusya'ya karsi savaş açar.Böylece 3 dünya savaşi başlar. Peş peşe ülkeler birbirlerine savaş açarlar . Ruslar 3 ay Türkiye'yi işgal eder. O sırada Ermenistan bunu fırsat bilip onlar da Türkiye'ye savaş açar Ruslarla birlikte girerler Ankara'ya kadar katliam yaparlar kadınlara tecavüz ederler insan olmaktan çıkarlar. Batıda da Yunanistan savaş açar Türkiye'ye. Yunanlar Türkiyenin sanayi bölgelerini bombalayacak. Rusya Avrupayı perişan eder, taş üstüne taş kalmaz . Amerika bile Rusya'ya karşı aciz kalacak. Bu Dünya Savaşı 6 ay sürer fakat 7 Milyardan 6 Milyar insan ölür ..
    Şeyh Nazım el Kıbrısi (21 Nisan 1922 -. 7 Mayıs 2014)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rusya nın Türkiye 'yi işgal etmesi Suriye yüzünden olabilirmi? Süfyan,(İslam deccali)ne 70 bin sarıklı alim destek verir tabi olur. Süfya nın özelliklerini bir incelemek lazım. Rivayetler ışığında...

      Sil