.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

17 Şubat 2016 Çarşamba

MEHDİNİN ZUHURU / Abdürrahim Çokgüngör

Hz. Peygambere göre Mehdi'nin zuhuru 

Evliyadan önce Kainatın efendisi dinlenmeli. Sonra ilim beldesinin kapısı Hz. Ali’yi (ra). Sonra büyük kutuplara ve son müceddit Bediüzzaman’a kulak verilmeli. Hepsi bir şeye işaret eder. Mehdi-Mesih-Büyük Deccal-Süfyan’ın zamanına.

Peki kim bunlar? Hayatları ne zaman? Her bir rivayet bir yönlerini anlatıyor. Ahir zamanın son 300-350 yılına işaret ediliyor. H1202-1545. Rivayetlerin istisnası hariç hiçbiri kronolojik zaman ve mekan da belirtmiyor. Müteşabih olduklarından manaları mücerred kalıyor. Tevile muhtaç. Başa dönelim. Hz. Peygamber buyurmuş ve demiş ki:


(Benden sonra hulefâ, hulefadan sonra umerâ, umerâdan sonra melikler, meliklerden sonra cebâbire, cebâbireden sonra ise ehl-i beytimden bir kimse gelir de, o yeryüzündü adaletle doldurur.) Bazı rivayetlerde Raşid halifelerden sonra hilafet saltanata inkılap etmesi sebebiyle ısırıcı halifeler sayılıyorlar. Emevi-Abbası-Osmanlı halifeleri böyledir

İstihraçlara göre İslamiyet’in kılıçla hakimiyetinin (cihadın) bitme tarihi 3. Selim’in tahta çıkışı ile başlar, Nizam-i Cedit’in ihdası ile başlayan bu süreç Fransa(nın Mısır’a saldırıları ve Vehhabi isyan ile devam eder. 1807 tarihinde İngiliz donanması Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul önlerine gelişi ve İskenderiye’yi istilası ile hakimiyet sona erer. Artık ahir zamanın ufukta görünmüştür. Masonik entrikaların saraya dadanması ve en önemlisi 1826 tarihinde Yeniçeri Ocağı’nın lağvı ile Deccale zemin hazırlanması sürecini girilmiştir. Bediüzzaman bu dönemi İslam deccalinin ileri karakollarını görünmesi dönemi diye niteler. Tarih H.1243. Tam bir asır sonra Süfyan hakimiyeti başlayacaktır. O yolun kilometre başları ise: 1839 Tanzimat Fermanı, Sultan Abdülaziz’in katli, 1878-79 Rus Harbi ile devam eden bu süreç 1908-09 tarihinde noktalanır. 1909 ve 1913 Bab-ı Ali darbesi ile İslam Deccali’nin küfri-cebri-keyfi-askeri rejim tesisinin sinyalleri verilir. Rum Suresi Rum mağlup oldru diye başlar. Yani Türkler mağlup olmuştur. Siyonist-masonik güçlere.


Hz. Peygamber’in ihbarı: “Deccal Yahudi’dir.” Yani ahir zamanın dehşetli eşhas ve rejimlerin müessisinin Yahudi olacağını haber verir. Ve Yahudi ikinci fesada ahir zamanda başlar. İlk olarak 1773 yılında Rothschlid ailesinin çağrısı üzerine Yahudi ileri gelenleri dünya hakimiyeti için Deccal’in hurucuna zemin hazırlama kararı alır. Bu maksatla masonik bütün komiteler uyandırılır. Her alanda Yahudi menşeli yeni ideolojiler ve sistemler geliştirilir. İlk başarıları Fransız İhtilali olur: 1789. Ve dini tahribata pozitivizm cereyanı ile başlanır. Artık dini ve manevi inanış, hayattan ve felsefenin düşünce alanından sürülmeye başlanır. Avrupa’da başlayan bu cereyan masonlarla Osmanlı’ya taşınır ve dünyada zirve yapar. Kur’an bu zamana Maide/54 ile işaret eder. “Ey iman edenler kim dininden dönerse” cümlesinin ebced değeri 1876.

Bediüzzaman, İbrahim Suresi’nin ilk ayetinin, İslam hakimiyetinin Sultan Abdülaziz-Abdülhamid döneminde noktalanacağına işaret ettiğini belirtir. Bediüzzaman her iki deccale zemin hazırlandığı bir dönemde 1911 yılında Muhakemat adlı eserinde hem Avrupa’da hem de bütün dünyada görülmedik-duyulmadık bir fitneni uyanmakta olduğunu haber veriyordu. Bediüzzaman, İslam’ın ipi ve Zülkarneyn gibi sağlam hakikatlere yapışılmazsa uyanan yeni fırkaların medeniyeti yerle bir edeceğini vurgular. Birkaç yıl sonra Deccaller küfrü rejimler ile hakim olur ve 50 yıl sonra dinsiz uygulamalar terör ve anarşiye zemin hazırlar.

1897 tarihinde Basel’de kurulan siyonist devlet 20 yıl sonra Rusya’da Deccalin iskeleti komünist ihtilali başlatmıştı bile. 9 önce de 1908 ile hilafetin gücünü ağır bir darbe indirir. 1913’te Süfyan’ın rejim-i bid’asının öncüleri belirirken 1918’den sonra kendini iyice gösterir ve bir iki yıl sonra hakimiyeti başlar. 1918 Mondoros ve 1920 Sevr Anlaşmaları imzalanırken son büyük halife Sultan Abdülhamid vefat eder. Osmanlı ile birlikte son büyük alifesi de hayata veda ediyordu. Bir yıl sonra Vahideddin başa geçer. O son sultan halifedir. Hilafet biter ne başlar?

Çoğunun aklı fikri özellikle avam tabakasının, dünyevi savaşlarda. Ayrıca savaş sıklığı Deccallerin huruç ettiği döneme rastlaması nazarları dinin ideolojik ve fikri tahribatına değil de savaşlara çeviriyor. Evliya keşfiyatı bile bundan etkilenmiş. Ama Resulullah direk dinsizlik tahribatına ve Mehdinin zuhur tarihini haber vermiş. Hayret ettiğim iki eser hariç kimse Abdülhamid sonrası Mehdi’ye işaret eden Hz. Peygamber’in aşağıdaki o hadisini görüp anlayamamış. Muhtemelen Türk adının geçmesinden çekinerek görmezlikten gelinmiş. Sadece Naim Bin Hammad bu konudaki iki hadisi birleştirip icmalen vermiş. 

Önce bir hususu hatırlatayım.Hadis’te geçen Etrak (Türkler) kelimesi Horasan ahalisini kast etmiyor. Selçuklu ve Osmanlı Türkünü de. Bu Türkler Beni Esfer (Asfar) denilen kavim veya milletlere de verilen bir isim. Ahir zamanda İslam dünyasına çullanacak, şiddete başvuracak memleketleri çok soğuk olan bir millet veya milletler olduğu Hz. Enes’in naklettiği bir hadisten anlıyoruz. Çünkü o hadiste onların ümmetin malını, mülkünü ve saltanatını elinden alacağını haber veriyor. Beni Kantura, yani Kantura’nın çocukları olacağı belirtiliyor. Kantura, Hz. İbrahim’in sarışın bir cariyesinin adıdır. Onların bir başka ismi de Beni Efser. Bu sarışın evlatlarla bugünkü beyaz Rusya, İngiltere ve Fransa’yı kast ediyor. Bu hadis şimdi vereceğim hadisi açıklığa kavuşturup tamamlıyor.

Hz. Peygamber buyuruyor: “Ne zaman ki Türkler (beni Esfer) şiddetli bir rüzgar gibi üzerinize esmeye başlarsa, iaşenizi ve hayatınızı temin eden ve mallarınızı devlet hazinesiyle güvenceye alan Halifeniz vefat ederse, (Kudüs’ü Yahudiye vermeyen Abdülhamid) onu takiben bedenen ve siyaseten zayıf bir halife tayin edilirse, iki sene sonra vazifeden de atılırsa (Vahiddin-1922) veya istifa ederse, Şam’da Mescid-i Dımeşk’in batısında hasıf biri bir yere batmış mezara benzer bir yerde defnedilirse (1926) işte o zaman Mehdi’nin zuhurunun alametidir.”

Küçük bir not: Kudüs’ü Yahudilerin cazip tekliflerine rağmen vermeyerek mallarınızı (Filistin’i kast ediyor ve Sultan Abdülhamid’in Kudüs’ü mülküne geçirilişi) güvenceye alan Halifenin 1908 tarihinde tahttan indirilmesi değil manevi tasarrufunun devam etmesi sebebiyle vefatının nazara verilmesi çok ilginç. 

Ara vermeden bir üst paragraftan devam ediyorum. Şeyh Bestami’nin kitabı olan “Ed-Dürret-ün Nasia”da Hz. Ali’nin (ra) “Besmele’nin harflerinin riyazet ve cifr ile hesaplanan tarihinin bitimi ile Hz. Mehdi’nin veladetine (doğumuna) işaret eder.” diyor

Yani 19. Yüzyılının sonlarına doğru Hz. Mehdi dünyaya gelir. Alimlerden Kutb-u Şa’rani, Şeyh Aliyyul Havas ve Şeyh Muhyiddin-i Arabi gibi ehl-i keşf zatlar Besmele’nin bu hesabını yapmış. Ve doğum tarihi olarak1255 tarihi verirler. Fakat Şeyh Bestami bu tarihin şemsi takvime göre hesaplandığını belirterek kendisi kameri tarihi bulur. (1255 + 38 her 100 yılda 3 kameri yıl artar) 1293-94 tarihini verir. Yani Hz. Ali’nin verdiği işarete göre Hz. Mehdi’nin doğumu 18 yüzyılan sonu Hicri takvime göre 1294’tür. Hiç kimse bundan söz etmez. Tombala torbası gibi bütün rivayetler bir torbaya konulup, oradan tek tek çıkartılıp ahkam kesiliyor. Bu da yanlış beklentilere yol açıyor.

1294 tarihi o hadis muvacehesinde doğrulanıyor.. Çünkü doğumu 1294 + 40 yaş veya 43 ıslah yaşı 1337 eder. Bu tarih Abdühhamid’in vefat tarihi. 1926’da Vahideddin Şam’da toprağa verildiği tarih. 1345. İşte Mehdi’nin 1337’de bir gecede ıslahından sonra fiilen vazifeye başlama tarihi budur. Hem Peygamber efendimizin hem de Al-i Beyt’in reisi Hz. Ali’nin (ra) ihbarı bunu haber veriyor.

İmam-ı Rabbani Mektubat’ta “Küfür her yeri istila edip hükmünü açıkça uygulamadkça Mehdi zuhur etmeyecek” der. Huntington 1900-1950 arasının dünyada dini zayıflık açısından inanların bile “Artık dini hayat bittiği bir zaman” olarak niteler. Din ve maneviyatın yerini ise dünyevi ölçülerin aldığı bir zaman olduğunu söyler. Yani en koyu dinsizlik zamanı bu dönemdir. Dünyanın üçte ikisine yakın bölümü küfrü reöimlerle yönetilirdiği bir zamandır. Ama 1950’den sonra dinin uyanışına şahit oluyoruz. Ve yeniden küreselleşmesidir ki, bu Mehdi-Mesih faaliyetinin bir neticesidir. Huntington Kemalizmin Türkiye’yi İslam’dan ve geleneklerden arındıra projesinin iflas uzun uzun anlatır.

Saf Suresi’nin 13. Ayeti “Allah'ın yardımı ve yakın bir fetih. Müjdele o mü'minleri” ayetindeki “Ve mü’minleri müjdele” Kur’an’ın 4 yerinde geçer ve 13 harftir. 13. Asra yani 1202 veya 1222’ye kadar bu müjde devam edecek. Sonar ne olacak?. 1200’lü yıllar yani Miladi 19. asırda İslam’ın fetih ve hakimiyetinin bitişi ve dini ile manevi hislerin zayıfladığı yüzyıla işaret var. Yani Mesih ve Mehdi için zemin hazırlama zamanı gelir:

“Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki İsa Havârilere 'Allah yolunda bana yardım edecek kim var?' diye sormuş, Havâriler de 'Allah'ın yardımcıları biziz' demişlerdi. Böylece İsrailoğullarından bir zümre iman etti, bir zümre ise kâfir oldu. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik ve onlar üstün geldiler” Saff/14

Yahudileşen yani dünyevileşen maddeci olan o asır bir asır sonra yeni bir manevi yapılanma ile dengelenecek. Ve İslam yeni bir misyona (Mehdiyete) soyunacak. Tam tamına 161 yıllık bir süreç. Mehdi’nin vazifeye başladığı 1345’ten 1506’ya yani Mliadi 1926’dan 2087’yılına kadar. Mehdi’ye işaret eden Huruf’u mukatta Kaf, Ha, Ya, Ayn Sad’dır. Mehdi’nin isminin bir harfi ile diğer bir harfi imtihan sırrı sebebiyle Sad ile gizlenir.

Hz. Mesih’e Kur’an İsa’nın (as) ikinci gelişi ile temsil ederken, ilk gelişinde muasırı olan Yahya (as) da ahir zaman Mehdi’sine işaret eder. Yani Mehdi, Hz. Yahya (as) hüviyetindedir. O ihtiyarlıkta Hz. Zekeriya’ya verilen evlattır. Mehdi de İslam’ın ihtiyarlığında Hz. Peygamber’in manevi şahsiyetinin devam için verilen evlattır. Selam olsun ona. O hem seyyid hem de bekardır. Hz. Yahya (as) Hz Meryem Suresi’nde böyle tarif edilir. Yani Mehdi hem seyyid hem de bekardır. Elim Lam Mim sad ebcedi toplamı 161’dir. İşte Mehdi mim ve gizleyen harf ile temsil edilir.

Yani artık Mehdi beklenmesin.1243’te (1826) çıkan Süfyan’ın ileri karakolları olan mason liderler Süfyan’ın bir asır sonraki hakimiyetini habercisi oldular. Bediüzzaman ne diyordu? Mehdiyet’in hakimiyeti, bir asır sonra yani. Fecr-i sadık ile başlar. Yani 1441-1445. Allahüalem. Bu tarih veya civarı Mehdi’nin zuhuru olarak sanılır. Halbuki Mehdi’nin zuhuru başka, hakimiyeti dönemi başka. Mehdi Mekke döneminin temsilcisi. Yani iman faslının adamı. Mehdiyetin diğer iki faslı cemaati ve İslam aleminin dört bir yanına yayılan Seyyidler topluluğunun çalışmasıyla gerçekleşir. Bu üç dönemin sonuncusunun başlama tarihi ise Rum Suresi’ne göre 1999-2002’dir. Hakimiyeti manevi alemdeki keşifglerde zuhuru gibi sanılmış.

Ortadoğu’daki son olayların entrikacısı küresel siyonizmdir. O ayrı bir yazı konusu. Burada 3 önemli husus var. 1910’lardaki 1. Melheme’nin yaraları kapanacak ve İttihad-ı İslam sağlanacak. Kürt meselesi buna vesile olacak. Üçüncüsü ise Mart 1910 yılında Tiflis’e uğrayan Bediüzzaman’ın Rus polisine söylediği olacak: “Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım”.
3 perde: 1.Çarlık Rusya 2. Komünist Rusya 3-Rusya Federasyonu. Tarihe karışacak.

Bir eksik olmaması için söyleyeyim: Irkçı Şia da tokat yiyecek. 500 yıl önce olduğu gibi. Sultan Selim, İdris-i Bitlisi ile bir olur ve İran’a tokatı basar sonra ittihad-ı İslam’ın sembolü hilafeti üstlenir. Bu kez Mhedilet hükmeder. Yani Halifetullah’ın hilafet dönemi hükmeder. 

1991 yılında başlayan ve Irak operasyonu ile devam edip günümüze gelen 3. Melheme diğer iki melhemeye göre daha az zayiatlı ve küçük çatışmalara sahne olacak. Hermecüddin 3. Melheme değil, onun küçük bir savaşıdır. Yani Mehdi-Mesih cemaatlerini ortak operasyonu ile Beni İsrail’in yeniden zillet ve meskenete tabi olmalarıdır. Garkad ağacından maksat, küresel Yahudi sermayesinin elindeki garkad ağacından yapılan kağıtlar, hisse senetleridir. O senetlerin kimde olduğu bilinemeyecek. Bilinemeyince de korunmuş olacak. Ama diğer hususlarda her alanda güç kaybedeceklerdir. 

Komünizm gibi. Genel bir katliam olmayacak. Her alanda güç ve hakimiyetlerinin bitmesi olacak. Özelilkle askeri ve siyasi güçleri yenilecektir. Yani tırnaklarını teşkil eden ve Armageddon’daki askeri tesisler yok edilecektir. Ayrıca hava saldırılarına karşı oluşturulan elektronik zırh yıkılacaktır. Ve Yahudiler yeniden zillet ve meskenete tabi olacaklardır. Beki de göçe zorlanacaklardır. Kalanlara da yer gösterilerek hüküm altına alınacaklar. Masum çoluk çocuğun öldürülmesi değil tırnaklarını teşkil eden askeri gücünün bitirilmesidir.

Mehdi ve Deccal avcılarına pardon kaşiflerine sunulur.

90 yorum:

  1. Değerli Abdürrahim kardeşim. Keşke rahmetli AYTUNÇ ALTINDAL'ın "TÜRK İMPARATORLUĞUNUN YIKILIŞI" adlı kitabını okuyup, bu yorumlarını sonra yazsaydın. Selamlar. (http://aytuncaltindal.com/kehanetler_kitabi.html)

    YanıtlaSil
  2. Selamualeyküm

    Abdurrahim bey fikirlerinize saygı duyuyorum , bugüne kadarki okuduğumuz ve araştırmalarını yaptığımız Mehdi a.s. ve ahir dönem konulu güzel bir makale olmuş. Bu yazıyı yazarken sanki sizin düşüncenize ve inandığınız senaryoya uygun hadisleri alıp ve yine kendi vizyonunuza göre yorumlamalarda bulunmuşsunuz.

    Şimdi yorumlarınızı okuduğumda bugüne kadarki tüm alim ve diğer ehil insanların yorumları kesinlikle hatalı sadece sizin bu yazdıklarınız doğru izlenimi veriyor. Oysaki bana göre de sizin birçok yerdeki tespitleriniz de hata var. Bu yüzden tavsiyem sadece sizin tespitleriniz doğruymuş gibi davranmayalım, hepimiz hata yapabiliriz.Gayb bilgisi Allah'a ait olan bilgidir , yorumlamalarda ve rumuzları tespitte bizlerin hataya düşmesi çok doğaldır.
    Sözü fazla uzatmayı pek beceremem , siz bu konuda daha mahirsiniz. Paylaşımlarınız için teşşekkür ederim

    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Şöyle söyleyeyim. Yazımın Hadis ve Hz. Ali (ra) ile ilgili bölümleri dışındakileri çöpe atınız. O hadis ve Hz. Ali'nin (ra) dediği şu:

      1.S.Abdülhamid ve Vahideddin vefat edince Hz. Mehdi zuhur edecek. Mesele bu kadar basit.

      2. Diğer bölümler ise kanunların el verdiği nisbette bu hakikatin açıklamasını yapmaya çalıştım. O görüşler de bana ait değil Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin gayri münteşi 2 eseri ile kıyıda köşede kalan ihbaratıdır. Yani Bediüzzaman, İslam’ın kılıç hakimiyetinin Hicri 1202-1222’de sona erdiğini belirtiyor. Sonra Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasını nazara veriyor. (Masonik fitnenin hakimiyeti başlıyor, onu nazara veriyor) Ve 1343’te Süfyan’ın hurucunu haber veriyor. Mesele budur.

      Şimdi size üç şey söyleyeceğim.
      a)Ehl-i iman ve İslam’ın muhakkik kanadı dışındaki Türkiye’de herkes narkozludur. Narkoz nedir bilir misiniz? Ameliyat öncesi insanı uyutmak içindir. Biz Lozan’dan beri narkozluyuz. Bu söz Türkiye’nin kaderine hükeden çok ünlü bir siyasetçiye aittir.

      b) Mehdi, Fatih Sultan Mehmed değil, Alparslan da değil, Yavuz Sultan da gibi değil. Asla ve kat’a onlar gibi olmayacak. Onlar birer siyasi lider. İşleri güçleri siyaset. İnsanları dünyevi olarak yönetmek. Ebu Vefa Hazretleri kendisini üç defa ziyarete gelen Fatih’i huzura almamıştır. Gerekçe: O zaman bu dünya işlerin kim yapacak. Sadece meşihat dairesine danışarak iş yaparlar.

      c) Mehdi bir müceddit. Müceddit ne demek olduğunu açıklamadan önce bütün İslam tarihinde bana bir tane dünyevi işlerle, siyasetle uğraşan bir müceddit gösterebilir misinz? Yok. Sonra Mehdi Hz. Hasan’ın (ra) yarıda kalan 5. Halifeliği tamamlayacak. Ve din hükmünü icra etmiş olacak. Müceddit ne yapar?

      Müceddit dini yenileyendir. Yani Kur’an ve iman hakikatlerini zamanına göre izah edendir. Onun bulunduğu asırda ona uymayan ulema cahildir. Allah tarafından manen vazifeli ve Hz. Peygamber’in varisidir. Yani Hz. Peygamber yaşasaydı, ne yapması lazım gelirse onu yapar. Müceddit İslam cemiyetinde özellikle hilafeten merkezinde (zamanımızda Türkiye'de) baş gösteren fitne ve bozulan milli vicdan, fikir ve iman konularında ıslahat yapar. Tecdid yani yenileme vazifesi, hem fikri hem de ameli sahada ortaya çıkan ve yaygınlık kazanan bid’aları ve sapıklıkları izale eder.

      Mehdi bir müceddit olmasının yanı sıra o sahabelerden sonra gelecek en büyük dini şahsiyettir. Hiçbir kutup ve evliya ve mezhep imamı onun önünde olamıyor. Onun döneminde din öyle garnipleşir ki, dini ihya için muazzam bir efora ihtiyaç olacağından, onun fütuhatının siyasi bölümü için Hz. Mesih yardımcı olur.


      Sil
    2. 2*Mehdi geldiği zaman onun en büyük muhalifleri fıkıhçılar olacak. Ki Mehdi’nin kardaşları yani destekçileri olmasa idi onu yok ederlerdi. Bu çok önemli bir husus. Bir diğer husus hiçbir tarikat ve meslek ve meşrebe dahil olmayacağıdır. Zamanın ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalanlara da nefes aldıracaktır. Ancak Nakşi-Kadiri meşrepte yetişeceği belirtilir. Mehdi ehl-i tasavvufun velayet-i suğrasına değil, velayet-i kübra sahibidir. Hatta hem evliye hem asfiyadır. Mehdi 13. Yüzyılın müceddididir. Yani Mevlana Halid-i Bağdadi 12. Asrın müceddidi idi. Ondan sonra gelen müceddit Mehdi’dir. Mevlana Halid-i Bağdadi’in doğumundan tam tamına 100 yıl sonra doğacaktır. Ki onun doğumu 1193-4’tür. Mehdi’nin doğum tarihi ise evliyanın tesbitlerine göre 1294’tür.

      Mevlana Halid-i Bağdadi nakli rivayetlere dayanarak büyük ilim sahibi olmasına rağmen şimdikiler gibi onu önce Mekke’de aratır bulunamayınca gider bizzat kendisi arar. Ama Mehdi’nin orada zuhur etmeyeceğini bilemedi. Daha doğrusu kader onu ondan bile gizledi. Çünkü o en büyük fitenin muslihi idi. Halbuki Bağdadi’nin dönemi hiç de öyle değildi. Ve Bağdadi ebedi aleme göçerken MHedi henüze zuhur etmemişti.

      Böyle olunca benim senaryo yazıp ehl-i imanı ve İslam’ı kandırmam büyük alçaklık olur. Hatta dalalet .

      Eğer bulabilirseniz size 24. Sözü okumanızı tavsiye ederim. O risale Taha Suresi’nin 8. Ayeti olan (O Allah ki, Ondan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. En güzel isimler onundur.

      Ki bu isimlerin 5 bin kadar olduğu ve bu isimlerin bütün alemlerde tecellileri görüldüğü gibi her alem bir isme binaen tezahür eder. O risale 5 dal yani bölümdür.

      Onun 2. dalında iki sırrı beyan eder.

      İlki evliyanın imanın usulünde ittifak etmesine rağmen gördüklerinde ve keşiflerinde çok ihtilaf etmelerinin izahını yapar. Örnek hepsi bir yuvarlak görür. Kimi elma, kimi portakal, kimi domates der. Hatta görür gibi olan keşiflerinin niçin çıkmadığını ve hatta hakka uygun olmamasının cevabını veriyor.

      İkinci sır ise geçmiş peygamberlerin cismen haşir meselesini niçin kısa ve özet geçmelerinin cevabını verir.

      İşte Bediüzzaman o bölümde ilginç bir tasnif yapar. Bilgi kaynağının 3 olduğunu anlatır.

      1.Ehl-i fikir, ehl-i velayet, ehli nübüvvetin işaretleri
      2.Cismani cihazlarla olgunlaşarak hakikate gidenler, nefsinden arınarak akıl yoluyla gidenler, kalbi terk ederek iman ve teslimiyetle hakikate gidenleri örnek olarak verir.
      3.Enaniyeti bırakmayan ve eserlere dalıp aklını kullanarak hakikate giden ilim ve hikmet, akıl ve marifetle hakikate varmak isteyenler.

      Sil
    3. 3* Böylece hakikate giden 3 ana tarikte 9 kadar tali yol vardır. Ve hakikatin tecellisinin 9 çeşidi. Genel, özel ve cüz’i olmaktan tutun, güneşin aya ve gezegenlere, çiçeklere denizlere derelere yansıması gibi çeşitli tarafları vardır.

      Bir örnek vereyim Peygamberler ışığı güneşten vasıtasız alır, kutuplar ise ay üzerinden yani güneşin ışığını ikinci elden aydan alır, üçüncüsü ise güneşin değil ışığını 7 renginden sadece birinin yansıdığı bir çiçekten alır. Zamanın evliyası gibi.

      Böyle olunca çeşitlilik arz ediyor. Kimi güneşten kimi ay üzerinden kimi de güneşin bir renginin yansıdığı bir çiçekten alır. Alınca da böyle muhteşem bir hakikati anlatma farkı ortaya çıkar.

      Yani Hz. Peygamber’in ışığını ya ondan alacaksınız ya da onun varisinden. Kalkar da ikinci ve üçüncü elden alırsanız nasibiniz o nisbette verimi düşük olur.

      1909 ile 1918 tarihler arasında ile 1918-1928 arasında olanları bihakkın yaşasaydınz veya öğrenseydiniz dünyaya geldiğinize geleceğinize pişman olacak kadar, keder, acı, ıztıraba boğulurdunuz.

      Şimdi tırıçkadan nağmeler için ne çok laf ediliyor.

      Son olarak size bir örnek vereceğim. Bunlar devede kulak. Daha nelere var neler. Tabi gören ve bilen veya araştıran için Yavuz Bülent Bakiler 2012’de yazdığı iki makaleden. Gazetesi maslahat gereği veya ödlekliğinden bunun ikincisini baskıdan kaldırdı.

      Buyurun okuyun. Sonra da benim gibi bir senaryo yazanı af edin.


      Yıl 1924. Türk’ün yeni Amentüsü Hâkimiyet-i Milliye Matbaasında bastırılarak dağıtıldı. O amentü şudur:

      1-”Vatanı yoktan var eden Mustafa Kemal’e,
      2-Onun ordularına,
      3-Onun kanunlarına,
      4-Mücahit Analarına
      5-İyilik ve kötülüğün insanlardan geldiğine
      6-Öldükten sonra dirilme olmayacağına ve Atatürk’ün Tanrının en sevgili kulu olduğuna iman ederim!..”

      Karabekir Paşa diyor ki: 18 Temmuz 1923 tarihinde, Mustafa Kemal Paşa başkanlığında toplanan bir komisyonda, yeni Anayasamızda, dinimizin Hristiyanlık olarak gösterilmesi isteniyordu.
      İktisat Vekili Tevfik Rüştü Bey, Dahiliye Vekili Fethi Okyar Bey, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey… bu fikri şiddetle savunuyorlardı. Söz olarak ben de kendilerine itiraz ettim.
      Hava çok gerginleşti. Başkanlık kürsüsünde oturan Atatürk’e döndüm:
      -Paşam siz ne düşünüyorsunuz? Siz ki Meclisimizi Fatihalarla tekbirlerle açtınız dedim. Atatürk:
      -Münakaşalar şiddetlendi. Toplantıyı tatil ediyorum, diyerek toplantıyı tatil etti…”

      Sil
    4. 4*Bu din değiştirme gayretler sonra da devam eder ve Hıristiyanlığın toptan kabulü için ciddi ciddi çalışmalar yapıldığını Nihal Atsız 1950’lred ifşa eder. Üstüne üstlük mezhep olarak da Yahudi icadı Protestanlık teklif edilir. Ama anlaşma olmayınca 1928 yılında İslam'ın adı anayasadan çıkarılır, harf inkılabı yapılır (bu Hz. Ali'nin ihbarıdır Ercuze kasidesi'nde) ve 9 yıl sonra da laiklik kabul edilir.
      Sizi senaryolarımla rahatsız ettimse af edin. Unutmayın iki çeşit senaryo vardır. Biri beyaz perdenin hayal tacirlerinin. Biri de Kur’an’ın kader üzerinden hazırladığı senaryo. Benim gibi çok insan hakikat ışığını bu ikinci senaryonun kaynağından alıyor.

      Bir de büyük evliyayı tenzih için onlardan bir iki nakil yapayım:
      İmam-ı Bestami: “O (Mehdi) Dürr-ü Mücevher.” Sebep kapısından edep mektebine girecek, bütün kainatın levh-i vücudunu okuyacak, ondan sonra mekteb-i teslimi’ye girecek, meşhud ve görünen kainatın levh-i meşhudu’nu okuyacak ve o zat ehl-i beytten olacak.

      Mevlana Halidi’nin tarikine mensup Ispartalı Osman Halidi “İmanı kurtaracak bir müceddid çıkacak o da bu sene tevellüd etmiştir”

      Muhyiddin-i Arabi: Dinin ahkamı tamamen ortadan kaldırılmış, dinin yalnız ismi vardır, cismi yoktur. Hal böye iken, Hz. Mhedi zuhur eder. Allah onunla büyük cemaatleri, kitleleri hidayete getirecek. Onun zamanında insanlar akşamları cahil, korkak cimri iken, sabahleyin alim, cesur, cömert ve mert olacak. Hz. Hızır onunla birlikte olacak”

      Mekke Müftüsü meşhur Ahmed Zihni Dehlan: Eminim bu Devlet-i Osmaniyeye Hz. Mhedi’nin zuhuruna kadar devam edecek.

      Bediüzzaman esaretten firar ederken ormanda yolunu kaybeder. Bir keçiye rastlar onu takip ederek bir mağaraya girer. Orda bir fani var. O zat Bediüzzaman’a bir bardak süt verir. Sonra şunları söyler:

      1.Her yerde seslice Ezan-ı Muhammedi okumak.
      2.Cemaatle namaz kılmak.
      3.Kur’an dersi vermek ve almak.

      Ezana, namaza, Kur’an’a müdahele olacak demek ki.

      Böyle keşifte bulunan evliya var mı şimdi?

      Sil
    5. Abdürrahim Çokgüngör kardeşimiz Mehdiyet meselelerini Risale-i Nurdan anladığı biçimde inanarak açıklamaktadır. Emek sarf ederek yazmış olduğu yazıları makale halinde yayınlamaktayım. Onun emeğine saygı duyuyorum. Onun fikirlerinin tümünü aynen kabul etmek mümkün olmayabilir. Bir fikre ancak onun mukabili bir fikirle karşılık verilebilir. Bazıları onun hadislere aykırı yorumlarda bulunduğunu sanıyorsa da bu doğru değildir. Hadis usulünü bilmeyen hadis tevilini anlamayanlar, hele bir de fikre fikirle cevap vermekten aciz olanlar elindeki tek silahla trole başvuruyorlar.
      Müslümanların birbirine her zamankinden daha saygılı ve edebli olmak zamanıdır.
      Abdürrahim kardeşimin bütün fikirlerini aynen paylaşmıyorum. Zira ben de doğrudan Risale-i Nura dayanarak Üstadın bir asır sonra geleceğini haber verdiği Mehdi'nin geleceğine inanıyorum. Ama Abdürrahim kardeşimizin anlattığı bütün konuların Risalelerde hangi noktalara dayandığını da biliyorum. O yüzden kendisini anlıyorum ve hemen itiraz etmiyorum. Çünkü bütün bu yazdıkları onun kendi hayatının muhassılası -ürünü- olan inanç ve kanaatleridir. Kendi hayatımın en büyük esaslarından birisi başka birinin hayat görüşüne saldırmamak ve onu tahrip etmemektir. Maalesef insanların büyük çoğunluğunun ana dürtüsü karşı tarafı düşman belleyip saldırıya geçmek, onu avlamak, birinin yaptığını kıskançlıkla tahrip etmeye yönelik olup tamamen hayvani hayat mertebesinden kaynaklanan durumlardır. Din'e dair benim kendi idrak ettiğim önemli bir tarif şudur: Din insanları hayvaniyetten insaniyete yükseltmek için Allahın peygamberler vasıtasıyla insanlara gönderdiği yoldur. Zaten tasavvufun da gayesi budur. İnsanın hayvani mertebesini ıslah ederek insaniyete erdirmek.
      Bu açıdan bir insan olarak bir kardeşimizin hayat görüşünü tahrip etmek insana ne zevk veriyor anlamam. İnsana, onun emeklerine, hayat görüşüne saygı duyuyorum.
      İlla herkesi kendime göre doğrultmak da benim işim değil.
      Blogumda herkes birbirine karşı tahripçi olmadan düzgün yazılar yazdığı vakit, onları yayınlıyorum. Yayınladığım her yazıyı kabul ettiğim, onları benimsediğim anlamını taşımıyor.
      Bunun böyle bilinmesini ve kardeşlerimden ricam eleştirilerin dozunda islami saygıyı korumalarını diliyorum.
      Son olarak: Abdürrahim kardeşimiz hadisleri inkar ettiği falan yok. O sadece hadisleri belli bir açıdan öyle yorumluyor. Hatasız insan var mı?

      Sil
    6. Selamualeyküm
      ‘’ Öncelikle Mustafa Bey son gönderinizi üzerime hiç almadan Abdurrahim beye birkaç şey arz edeceğim. Çünkü yazdığınız ile benim eleştirim arasında bir alaka bulamadım Emeğe saygı konusunda, eleştirel düşüncede ve uslupta herhangi bir kırıcılık ve saygısızlık olduğunu da ayrıca hiç düşünmüyorum. Aksine beyefendinin yazdıklarına duyduğum saygıyı da eleştirimin en başında belirtmiş bulunmaktayım. ‘’
      Bu girizgahtan sonra sevgili kardeşim Abdurrahim bey benim gibi bir cahilin eleştirilerini dikkate almanızdan bile onur duydum. Açıklayıcı olarak yazdığınız 4 bölümden oluşan bilgi demetiniz bu konulardaki derinliğinizi ortaya koyuyor ve okudukça sayenizde bilgileniyoruz.
      Şimdi bu değerli bilgileri çöpe atmak ne haddimize , zaten bir kısmı üstadın ve ariflerin bir kısmı da sizin bu feyzle sentezledikleriniz. Bu bilgiler bir kenarda dursun tekrar tekrar okur anlayamadığımız bir yerler varsa size sorarız. . İzninizle ;
      Şimdi yazının başından alarak İslamiyet’in kılıçla hakimiyetinin bitimi ve Deccale zemin hazırlama sürecinde size hak veriyorum ama sürecin hala devam ettiğini şuanda son aşamasının gerçekleştiğini düşünenlerdenim.
      Hz Ali efendimizin hadisine gelirsek bu hadiste besmelenin sonunun Mehdinin hurucuna işaret etmiştir, doğumu olarak algılamak bizim yorumlarımızdan kaynaklıdır. Muhiddin Arabi’nin 1255 tarihide rumi değil hicri olarak vermiştir. Bu tarih geldiğinde Mehdi çıkmayınca bazıları bu tarihin rumi tarih olduğunu hicriye dönüştürülmesi gerektiğini yine bazı alimler bu tarihi yani 1255 tarihini doğum tarihi olduğunu Mehdi’nin 710 hicri yılından sonra çıkacağını iddia etmişlerdir. Hatta İbnül Arabi’ manevi oğlu olana Sadettin Konyevi hazretlerinin Ayasofya Kütüphanesinde Mehdi hakkındaki risalesinin de Hicri 613 Ramazanın 27. Gecesi Cuma günü doğduğunu , Hicri 654 de kendini gösterdiğini Hicri 683 yılında da Hz İsa’nın inişinden bahseder. Bistami Hz Cifr’ul Cami eserinde besmeledeki harflerin küçük ebced değeri ile hicri 784 yılına işaret ediyor ve Suyuti:”9. asırdan sonra,Hz. Mehdi veya İsa’nın gelmesi umulur” diyor. Şa’rani Tabakat-ül Kübra da 11. Hicri asırda olacağı gibi sizin de bildiğiniz bazı tahminlerde bulunmuşlardır ve bu tahminler günümüze kadar devam edegelmiştir.

      Sil
    7. İlk yazılarınızda asıl eleştiride bulunduğum noktayı tekrarlayacak olursak yukarıda okuduğumuz büyük alimler ve şeyhler dahi Mehdi’nin doğumu ile alakalı birçok tarihler vermişler ve bunların hiçbir çıkmamıştır. Acizane sizde tarihlendirerek bir kronoloji oluşturuyorsunuz diğer yorumlarınızı beğeniyorum ancak bu fikirlerinize katılmadığımı arzettim.
      Cevap olarak yazdığınız bir çok konuda sizinle aynı fikirdeyim . S.Abdülhamid ve Vahideddin vefat edince Hz. Mehdi zuhur zamanının geldiğini , Masonik fitne hakimiyetini , Müceddidin ne demek olduğu ve Türkiye’nin narkozlu oluşu ki çok üzüldüğüm noktalardan birisidir. Fakat Halid-i Bağdadiden 100 yıl sonra doğacağını söylemeniz ve tekrar evliya tespitlerine göre tarih vermenizi kabul edemiyorum. Siz dahi Halid-i Bağdadinin döneminde Mehdiyi arattığını söylüyorsunuz.
      Bu büyük zat Mehdinin 100 yıl sonra doğacağını anlayamamış mıydı ki aramaya koyuldu ? Diğer büyük zatlar tarihler verirken de haşa ümmüti kandırmayı elbetteki düşünmediler. Sizde öylesiniz ancak , insanların inandıkları bazı doğrular başka insanlar için henüz kabul görmemiş olabilir .Üstadın eserlerine ve kaleminin yazdığı mürekkebe kanım feda olsun .Alemlerin rabbının isimleri zatı gibi sonsuzdur , biz o sonsuz tecelliyattan Rabbimin nasip ettiği kadarıyla kavrayabildiğimiz 5000 e kadar ismi vardır deriz , bu ayrı bir konu.
      Yazınızda “Yani Hz. Peygamber’in ışığını ya ondan alacaksınız ya da onun varisinden. Kalkar da ikinci ve üçüncü elden alırsanız nasibiniz o nisbette verimi düşük olur. “ demişsiniz. Size acizane tavsiyem sizin bu manadaki nasibinizi bilemeyiz ama siz de karşınızdakinin bu nuru olan nasibinin ne kadar olduğunu bilemezsiniz. O yüzden kesin hükümlü konuşmayın lütfen.

      Sil
    8. 1909-1918 arasındaki olaylar çok gizli mi kaldı ki yaşasaydınız ve öğrenseydiniz demişsiniz. Bu kadar yakın tarihimizi elbette ki biliyoruz . Dedem o savaşlarda şehit olmuş biridir .Bu topraklarda bu ve benzeri zulümler ,acılar, kederler ilk kez yaşanmadı Abdurrahim Bey . Biraz daha geriye gidilecek olursak önümüze çıkan tablolardan insanlığımızdan utanırız.
      Bakiler’in yazdığı makalede ki kendi amentüsünü daha önce de okumuştum ve hiç yadırgamadığım bir durumdur. Dinsiz ve imansız bir insanın başka ne yazmasını bekliyordunuz . Bu islama olan kin ve düşmanlığın alaya alınarak geldiği noktayı gösteriyor .Lakin bu örneklerin hiçbiri Deccal ve Mehdi ile alakası yok çünkü fitneler ve 100 sene önceki islama bakışta hangi değişiklik oldu. Bugün dahi aynı değil mi ? Ben doğruyu bilirim egosu bazen gerçekleri görmemize engel olabilir ve bu bize afyon etkisi yapar. Bu hal geçene kadar her şey o düşüncenin ve ideolojinin kölesi olur ve tüm olaylar bu merkeze göre değerlendirilir. Siz ne demek istediğimi anladınız.
      Son olarak Mehdinin doğduğunu ve 1937 de fiilen göreve başladığını Hz isanın indiğini ve 1950 itibarı ile islamın uyanışına Mehdi Mesih faaliyetlerinden kaynaklıdır diyorsunuz. Daha önceki yazılarınızı tam takip edememiştim kusuruma bakmayın bu yüzden anlayamadığım başka bir husus var izninizle konuyu bağlamak açısından birkaç şey soracağım. .

      1-) Sizin söylediğiniz Mehdi a.s. geldiği tarihten 2 yıl önce halifelik kaldırıldı. Müslüman aleminin başında o günden bu yana bir halife var mı? Size göre halife zaten Mehdiyse müslüman alemin de bir tek sizin mi haberiniz oldu.
      2-) Mehdi tüm Müslüman alemini islam sancağı altında toplayacak .Etrafımıza bir bakalım şahsen 1924 den bu yana birleşmiş Müslüman birliği görmüyorum , siz gördünüz mü ?
      3-) Ne garip ilişkidir ki Müslümanlar Hz Mehdi eliyle dünya hakimiyetine ulaşacaklar ancak şuan sizin Mehdi geldi dediğiniz tarihten sonra Küdüs dahi Yahudilerin elinde ve Müslüman kardeşlerimiz zulüm içerisinde. Bu bir tezat değil mi?
      4-) İslama olan topyekün bir saldirinın Mekke döneminden sonra ilk kez bugünlerde tekrarlanması Mehdi’nin ayak seslerinin geldiğini göstermez mi .? Madem Mehdi as 90 yıl önce gelmişse 100 yıldır akan bu gözyaşının sebebi nedir ?
      Bu manada bu 4 soru bile öngörünüz de hatalı olduğunuzu ortaya koyuyor. Ancak düşüncelerinize saygı duyduğumu ve yazılarınızın bir çok yerinde aynı fikri paylaştığımı da tekrar etmek istiyorum.
      Saygılar

      Sil
    9. Mustafa Kardeşim, kadirşinaslığın, anlayışın, demokratlığın ve fikir hürriyetine saygın için teşekkür ederim.

      Müteşabihat kapsamında olan ayet ve hadislerin harici manalarına bakılarak veya anlayarak hüküm verilemeyeceğini ehl-i ilim ve erbabı çok iyi bilir. Hatta her önüne gelenin kullanımına da açık değildir. Herkes ilmi hissesi kadar anlar. Bilenle bilmeyen bir olur mu?

      Özellikle gaybi ihbarat ve ahir zamana ait olan hadislerin tevili, tefsiri, tabiri apayrı bir ilim gerektirdiği gibi ilhamat-ı ilahiyeye de ihtiyaç vardır. Zaten onlar avam ve sade mü'min ve tufeyli ehl-i ilim için değildir. Belki çok dar bir dairede muhatapları içindir.

      Hz. Peygamber bir hadisinde bütün ahir zamanı değil belki bir anı ve önemli bir rüknü için bir haber veriyorlar. O haber de Arapça dilinin sahip olduğu zengin mecaz, teşbih, belagat ve fesahetle ifade edilmektedir, ki onu bırakın bir Arab'ın anlamasını, bizim zamanımızda derme çatma bir Arapça diline vukufiyetle tercüme edilerek bizlere sunan dili kıt bir her Türk’ten beklenemez.

      Ahir zamanın hizmetkarı Hz. Mehdi, Hz. Peygamer’in aynasıdır. Mehdi-i Kebir ünvanı almasının en başta gelen sebebi hiçbir Mehdiye nasip olmayan 3 hizmeti birden ifa ve icrasıdır. Yani tıpkı Hz. Peygamber’in risaletini tebliğ (iman) ve icrası (hayat) ve bütün ümmete şamil hakimiyeti (ittihad-ı islam-şeriat) tesis etmesi gibi bir hizmeti olacaktır. Bu da nasıl ki ashabın Hz. Peygamber’in vahyinin anlaşılması ve uygulanması ve fütuhatla yayılmasını kapsayan (23 yıl Hz. Peygamber’in ve 30 yıl raşid halifelerle 53 yıllık) bir süreyi gerektiriyor onun gibi. Hz. Mehdi ve cemaati bunu böyle 3 ayrı fasıl da icra edecektir. Ki ikinci ve özellikle üçüncü safhada başta seyyidler cemaati olmak üzere bütün meslek ve meşreplerin bir şahıs gibi hareket etmesiyle mümkün olacaktır. O da ortalama 90-100 yılı alıyor. Ahir zaman hizmeti bir şahsa yüklanamaz.

      Bu konuyu yeniden yazacağım. Mehdi’nin zuhuru, kıyamı ve hakimiyeti olarak.

      Kimse şunu gözden kaçırmamalıdır. Mehdi’nin zuhuru için önce İslam deccali Süfyan’ın ve büyük Deccal’in hurucu söz konusu. Nebevi ihbar: “Hilafet bittiği anda onlar huru. eder” Abdülhamid ve Vahdeddin’i işaret eden ve naklettiğimi o Hadis’i maslahat icabı veya anlaşılamadığı için kimse istimal etmiyor. Özellikle Türk adı geçtiği için. Ki o Türk de bizim Türk’ü değil bir anlamda Rum’u, veya beni Asfar, veya frenkleri kast ediyor. Hadis ilminde bunun izahı böyledir.

      Ahir zaman hizmeti dünyevi-nefsi gözlükle asla ve kat'a anlaşılamaz ve Mehdi ve süfyan teşhis edilemez. Hele Hz. Mesih'i. Çok deryada olup da deryayı bilemeyen mahlukat vardır.

      Sil
    10. Invisible kardeş; Abdurrahim efendinin ismini zikrettiğin Muhyiddini Arabi veya Halidi Bagdadiden farkli bir durumu var zira onlar Mehdi ortaya cikmadan aramislar Abdurrahim efendi ise Mehdiyetin zuhuru sonrasi tespitlerini paylaşıyor.
      4 sualinizin cevaplarini Abdurrahim efendi RisaleiNurdan paylasimlariyla daha onceleri de ifade etmistir şöyleki
      "Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle, o en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazan da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.

      O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.

      O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. İşte o has Nurcular ve bir kısmı evliya olan o kardeşlerimizin tâbire ve tevile muhtaç fikirlerini ortaya atmak, ehl-i dünyayı ve ehl-i siyaseti telâşe verir ve vermiş; hücumlarına vesile olur. Çünkü, birinci vazifenin hakikatini ve kıymetini göremiyorlar; öteki cihetlere hamlederler."

      Sil
    11. İnvisible
      1* Hz. Ali’nin (ra) Besmeleli ihbarı ile büyük evliyanın Mehdi‘nin zuhuruna dair ihbarı örtüşür. Mehdi’nin doğumu ile zuhuru farklı tarihlerdir. Zuhur doğumdan 40-50 yıl sonradır. Besmele’nin 19’uncu son harfi mimdir. 19. yüzyılın başlarında Mehdi’ye işaret eder. 1915’te ilk eserini vererek bilmeden aday olur. 3 yıl sonra da bir gecede bir rüya ile ıslah edilerek yeni vazifeye hazırlanır. Bu tarihten itibaren ilham meleği ile hareketlendirilen Mehdi hizmete başlar. Bu tarih 1343-1926. Çünkü o tarihlerde Süfyan da huruç etmiştir. Tabi Büyük Deccal de ifsada başlamıştır.
      Mehdi-Mesih ikilisi manevi cihad için ortaya çıkar. Ahir zamanın silahları harflerdir. Çünkü Bediüzzaman’ın da işaret ettiği gibi medeniye galebe çalmak ikna ile olur. Yani Mehdi, Kur’an hakikatlerini izah ve tebliğ ile galebe çalacak. Bu da “ikrah” ile değil “ikna” ile olacak. Ki olan da budur.
      Rumi takvimin icad ve kullanıma başlama tarihi 1839. Batılı hukuk ve adetlerin resmi kabulü ile birlikte düzenlenmiştir. Muhyiddin-i Arabi ise ondan 500 yıl kadar önce yaşamıştır. O Mehdi’nin Rumeli’nde zuhurunu keşfettiği için, hicri takvimin kameri olanı ile değil şemsi olarak hesaplananını kullanmıştır. Hicri şemsi takvimin 100 yılı, Hicri 103 kameri yılına denktir. O zaman şemsi 1255 tarihi hicri takvime göre 1294 eder. 1255, 33’e bölünürse = 38 + 1255 = 1293-94. Bu Mehdi’nin Hicri takvime göre doğum tarihidir. Zuhur değil.

      Mehdi 12. İmamdır. Yani 1300’lü Hicri, 1900’lü Miladi yıllarda vazife görür. Demek oluyor ki 1200’lü yılların sonunda veya 1300’lü yılların başında dünyaya gelir. 1294 tarihi de bunu ispat eder. Bestami Hazretleri Mehdi’nin 1294 yılında doğacağını “Ed Dürret-ün Nasia” adlı eserinde açık açık yazar. Üstelik Hz. Arabi dahil Aliyyul Havas ve Kutbu Şa’rani’nin verdikleri şemsi 1255 tarihini hicri takvime göre tavzih eder. Bu kameri takvimde 1294 yılıdır. 1879 tarihine denktir. Bağdadi ise 1779 tarihinde dünyaya gelir. Benim tarihlerim o velilerin istihraçlarıdır. İster kabul et ister etme.

      Bir küçük not. Mehdi herkes uykuda (gaflette) iken hizmetini yapıp gider. Kimseyi uyandırmaz. Üstelik Süfyan’ın CEBRİ-KEYFİ-ASKERİ-KÜFRİ rejimi var iken.
      Şimdi Bediüzzaman 24. Sözde belirttiği gibi evliyalar, gördüklerinde, keşiflerinde ihtilaf edebiliyorlar. Birbirlerini tasdik etmeyebiliyorlar. Görür gibi olan keşifleri bazen hilaf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkabiliyor. Sebebi ayrı bir konu. Keşiflerinde önlerine çıkan berzahları aşamıyorlar, esmanın tecelliyatının cilveleri farklı olabiliyor. Mesela Cibali Baba da evliya, Akşemseddin de. Cibali Baba Osmanlı toplarının güllelerine karşı Rumları korurken, Akşemseddin fethe mani olan bu eyleme karşı Cibali Baba’yı manevi makamından azlederek top güllelerinin hedefi vurmasının önündeki engelleri kaldırıyor.. Evliyanın işine akıl sır erilmez değil, ama durum böyle.

      Sil
    12. 2*Ahir zamanı anlamak için 1300 yıldır süre gelen gelenek ve göreneklerden arınarak algılanmalı. İnsanlık Hz. Adem’den başlayarak günümüze kadar şu devirlerden geçmiştir: 1) Vahşet ve bedevilik (ilkel hayat) devri.2) Memlûkiyet (Kölelik) devri.3) Esirlik devri. 4) Ecir (Ücretlilik) devri .5) Serbestiyet (hürriyet) ve malikiyet (mülk edinme) devri. Sanayi devrimi ile ilk sinyallerini veren malikiyet ve serbestiyet geçen asrın en belirgin özelliğidir. Eğitimin yaygınlaşması, demokratik hayatın gelişmesi ve ekonomik açıdan imkanlara kavuşan beşer, artık hüküm altına girmek istemiyor. Hak ve hürriyetleri geliştirerek kullanmak istiyor.

      İşte Mehdi böyle bir eğitimin ve medeni hayatın geliştiği bir dönemde hizmet yapacak. Karşısında bilgili ve eğitimli topluluklar var. Bu devire, İslam dünyası tükenmiş olarak başladı. Müslüman dünyasının tamamı 1918’de düşman işgali altında idi. Türk İstiklal Harbi de Türk-Yunan Savaşı’ndan ibarettir. Pazarlıklar sonucu Yunan’a emperyalistlerin özellikle İngiliz desteği çekilir. Çekilince de Yunan’ın işi biter. İngilizler de İstanbul’un işgaline son vererek Türkleri Boğazlar için Ruslara karşı kullanma stratejisi gereği çekilir, ama hatırı sayılır bir vesayet bırakarak. Bu da din düşmanlığıdır.

      Komünist blokun 2. Cihan Harbi ertesi dünya için tehlike arz etmesi üzerine panikleyen Türkiye NATO’ya girer. Çünkü 1910’dan beri askeri güç ve malzeme açısından sıfırı tüketmişti. Hasıl-ı kelam İslam’ın kılıç gücü bitmişti. Ama emperyalistlerin değil. Bu durum karşısında kader-i İlahi medeni devrin gereği olarak Mehdi-Mesih ikilisini devreye sokar. Hz. Mehdi, Al-i Beyt’in mümessil ve varis-i nebidir. Bir rivayete göre onun mana aleminde Hz. Geylani’nin üzerinden Hz. Ali’ye (ra) onun da üzerinden Hz. Peygamber’e ulaşacağı belirtilir. Çünkü o beşerin son şansıdır. Hatem-ül müceddidindir. Bu ikilinin vazifesi dinsizlik cereyanın sona erdirip bütün dünyada tevhidi hakim kılarak sulh-u umumiyi sağlamaktır. Bu 100 yıllık bir süreçtir. Bu konuda büyük mesafe alınmıştır. Şimdi mesele Ortadoğu’da vekalet savaşlarıyla hakimiyeti tesis etmeye çalışan Yahudi deccali temizlemeye kaldı. Olan bu. O son engel. 2-6-7 yıl içinde bu görülecek.


      Bir asır önce acılar için şunu hatırlatırım. Balkan Harbi’nde yurtlarından olan 5 milyona yakın Müslüman yola koyulur. Aç ve sefil aylarca döküle döküle, ağaç kavuklarını yiye yiye kaçı ana yurda ulaşır. 1.5 milyon mu? Yolda telef olanların çilesini biliyor musunuz? Ya Sina Çölü’ndü telef olan Mehmetçik. Medine kuşatmasında çekilen sıkıntı. Gazze’de kırılan asker, Şam’da çıkan huzursuzluk. Filistin’de kırılan asker. Aç ve susuz. Cephanesiz. Siz bunları okudunuz mu?

      Sil
    13. 3*Bir Alman gazeteci o zaman durumu anlatmış:
      “Selanik’teki Ayasoyfa Camii üzerinde artık haç yükseliyor. Ama nerede Hıristiyanlık ve insanlık? Talan, ırza geçme olayları korkunç derece arttı. Çeteler Müslüman köylerdeki Müslümanlara yapmadıklarını bırakmadılar. Çok sayıda göçmen açlıktan ya da sürgünde öldü.”

      1918-1928 arasına gelince Ya yaya şaşa zart zurt çok yaşa devri. Osmanlı merkezinde çoğu çocuk ve sakat erkelerden oluşan 10 milyon nüfusu var. İşte o sırada ne olur? Sıkıysa olanları yaz. Siz o devri hakkında ne biliyorsunuz ki? Yazılamadı ki? Sadece dedikodu ve sızıntıları biliniyor. Ama bir gün yazılacak. O zaman insanlığınızdan utanacaksınız insanlığınızdan. Cebri-keyfi-küfri-askeri.
      Hilafet kavramı bizde bilinen bir konu değildir. Muhakemesiz kabul edilen ısırıcı hilafet üzerinden ahkam kesiliyor. Hilafet’in asli vazifesi nedir? Dikkat edilirse Hz. Peygamber o hadisinde Abdülhamid için “Halifeniz” diyor. “Halifem” demiyor. Çünkü…

      Hilafet, Hz. Peygamber'in buyurduğu üzere "Benden sonra hilafet 30 senedir." Buna Hz. Hasan'ın (ra) altı aylık hilafeti dahil. Ondan sonra İslam tarihinde saltanata inkılap eden "ısırıcı hilafet" dönemi başlamıştır. Bu dönemin özelliği, askeri ve maddi iktidara dayanan "cismani" otorite dönemidir. Feragat, irşat ve hikmete dayanan "manevi" hilafet ile bir ilgisi yoktur. İktidar kavgalarına alet edilmiştir. Ve saltanata inkılap etmiştir.
      Mehdi ise halifetullahtır. Al-i Beyt’in mümessili. Hz Hasan’ın (ra) şahsa ve kuvvete dayanan hilafeti bırakırken “Hakiki hilafet” dediği manevi irşad esas alan manevi hilafeti kast etmiştir. İşte Mehdi bu hilafeti tamamlayacaktır. Yani 5. Büyük Halife ünvanına hak kazanır. Ve Hz. Hasan’ın (ra) yarıda kalan 6 aylık hilafetinin ömrünü uzatır.

      Isırıcı Hilafetin, Hadis ihbarına göre devri bittiğinden Mehdi veya cemaati 3. Fasılda artık manevi irşad ve hikmete dayanan hilafeti hayata geçirecektir. Siyasete, askere, iktidara, zümre hakimiyetine dayanmayan manevi irşadı esas olan hakiki hilafet. Mehdi, her şeyi yeniden inşa edecek. O 3 vazifeyi de cemaati yapacak. Eski tarz Hilafeti unutun. Sancağı kelime-i tevhid olan manevi bir hakimiyettir.
      Bediüzzaman, Mehdi ve cemaatinin hizmeti sonucu ittihad-ı İslam ile oluşacak cemahir-i müttefika yani birleşik cumhuriyetler devrinde hilafetin manevi hizmet edeceğini açıklar. Yani dini irşada dayanan bir hilafettir. Hilafetin bir amacı da alem-i İslam’ı maddi-manevi korunması ve istiklalini kazanılmasında büyük rol oynamasıdır. Bu konuda Hz. Mehdi’nin cemaati yani İslam Alemi, Mesih cemaatinin büyük yardımını görecektir.

      Sil
    14. 4* Gerçek hilafetin ne anlama geldiğini anlamak için Bediüzzaman’ı dinleyelim:
      (Eğer denilse: Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı.
      Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı, veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.
      Halbuki, Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn hükûmeti ve İran’da Safevîler devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ân’a hizmet etmişler.
      İşte, bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.)

      Bediüzzaman 1918 tarihinde Sünuhat adlı eserinde “mademki Hilafetin siyasi makamı Meclis ve Şura ile temsil ediliyor, dini ayağını temsil eden meşihatın da şura ile temsilini” teklif eder. Böylece Hilafetin ferdi temsili yerine heyetle temsilini öngörür. Bunun 1922 tarihinde geldiği Ankara’da yayınladığı bir beyannamede de tek bir cümle ile ifade eder. Ama Ankara’daki kafalar dumanlı ve mukallittir. Yani kişiliksizdir. Maziye sırtını çevrine Batının kuyruğuna takılarak medeni alemde yer alacağını sandığından her şey: The End.

      Şimdi ahir zamanın şahısları yani müsbet-menfi şahısları sırr-ı teklife tabidir. Müphemdir. Yani belirsizdir. Ve öyle olması gerekiyor. Çünkü bütün insanlık tarihini en büyük fitne-fesadı dalga dalga insanlığa musallat olduğu bir dönemde, hizmet şahıstan alınır. Artık şahs-ı maneviyeye, yani çok geniş anlamda bir cemaate, bir millete ve ümmete verilir. Mehdi’nin başlattığı ihtida cereyanı gelişip yayıldıkça ona tabi olanlar bir hedefe yönelerek o amaca hizmet eder. Medeni alemde milli iradenin tecellisi seçim ile meclis ve şuralara yansıyor. Yani millet mü’minlerden oluşuyorsa, sırr-ı teklif hepsini kapsıyor. Ahir zamanın hizmeti bu sebeple bir şahsa yüklenemez. Çünkü insan kusursuz değildir, bir hata yapınca gözden düşer. Haklı davası çürür. Ama millet bir manevi önderin kılavuzluğunda hata yapmaz. Bu Hz. Peygamber’in ifade ettiği bir dini müjdedir: “Ümmetim batıl üzerinde ittifak etmez”.

      Sil
    15. 5* Bediüzzaman ahirzaman Mehdi ve cemaatinin ve şahs-ı manevisinin hizmetini 3’e ayırır. Mekke dönemi, Medine dönemi ve Şam-Bağdat-İstanbul dönemini andıran, iman, hayat ve şeriat.

      Evliyalık ferdi bir manevi terakkidir. Bu zamanda dinsizliğin yoğun tasallutu zamanında hedef evliya olmak değil, hakiki iman sahibi olma zamanıdır. Yani bir insanı mü’min yapmak 10 evliya yapmaktan daha müreccehtir. Çünkü cennete evliya olmadan da gidilir, ama imansız asla.

      Bütün sitelerde ahir zaman konusunda sadece nakil yapıyor. Şu şunu söylemiş, bu bunu söylemiş. Bunların dış manalarına bakılarak bir kanata varılamaz veya hüküm verilemez. Mehdi ve Mehdiyet’i tanımak için nur-u iman sahibi olmak gerektiği gibi Mesih’i de bilmek da öyledir.

      Rivayet: Mesih nüzul eder. Yani aniden iner. Ama şöyle bir özelliği var. İhtiyaca göre. Mesihiyet parça parça, kısım kısım, nüzul eder. Mesela 2. Cihan Harbi sonucu dünya dinsizliği eseri büyük bir komünist tehlikesi altında kalır. O zaman Hz. Peygamber’in haber verdiği emniyet ittifakı kurulur . Bu ittifakı Müslümanlar değil Hıristiyanlar kurdu. Bize de dahil olduk. Türkiye NATO’ya girerek komünist tehlikesine karşı İslam dünyası için bir sedd-i zülkarneyn olurken, Vatikan Müslümanlar için uyarılır. Kim uyardı. İki manevi cenahtan Mehdi ve Mesih tarafından. Ve 1962 yılında yüzyıllarca yıl sonra Vatikan Konsülü il kez toplanadı ve bir dizi karar aldı. İslam’ın bir kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Dinsizliğe karşı işbirliği vurgulandı. O tarihe kadar Hıristiyanlara göre küfür olan Müslümanlık bir başka kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Ve Papalık o tarihten başlayarak dini günlerimizi ve bayramlarımızı kutlamaya başladı. 1984 yılında 112 Kardinal tevhidi kabul etti. Bu karar gizli idi. Açık edilmedi. 10 yıl sonra bir kardinal bunu duyurdu. Hatta o toplantıda tanrıya Müslümanlar gibi Allah deme kararı cerildi. Ama bu Siyonistlerin entrikasıyla siyasiler tarafından açıklanması önlendi. Yahudi kökenli küresel sermayenin başa geçirdiği neoliberal batılı iktidarlar izin vermedi. Buna rağmen Papa Paul yazdığı bir kitaba Fatih’a Suresi’ni alarak izahlarda bulundu.

      Hz. Peygmaber buyuruyor ki: Deccal Mesih’i görünce tuzun suda eridiği gibi erir. Yani yok olur. Büyük Deccal olan komünizm kaç haftada yıkıldı? Bir kaç haftada. Nasıl oldu bu? Sırr-ı teklifi çözen bunu anlar.

      Ahir zamanın hizmeti avamın ve sade insanların anlayışının çok fevkinde hikmetlerle dolu. Bütün evliya yani ehl-i tasavvufun küçük evliyası Mehdi hakikatini görmüş. Ama bir gününü, ama bir saatini ama bir fethini. Ve müjde vermişler. Deryadan bir damlayı nazara vermişler. Ama Mehdi ve Mesih ve cemaatlerinin fütühatı bir damla değil. Derya.

      Sil
    16. 6* Görmek üç kademedir. Gözün gördüğü art arda gelen resimlerdir. Yani bir resim, bir hayal. O resim mercekten geçer. Retina tabakasına düşer. Oradan oluşan sinyaller beyne gider. Beyin karanlık bir kutu içindedir. Görme olayı orada meydana gelir. İlim daha ileri gidemiyor. Bu kez din devreye girer. O beyni kullanan kim? Ruhtur. Yani ruh görür. O ruh ki kalü belada Allah’ın muhatabı oldu. Ama bu dünya verilerine mahkum olduğu ve sırr-ı teklif gereği sadece dünyevi bilgi ve ilme tabi kalır. Geçmiş hafızası gizlenir. Böyle olunca:

      1.Göz görür ama bu hayaldir. 2. Göz değil beyin görür. Bu da hayaldir. 3.Beyin üzerinden sinyali alan ruh görür. Bu ruhunu görüşü de manevi derecesine bağlıdır. Şimdi hakikati kim görüyor. Göz mü, beyin mi, ruh mu. Ruh ne kadar nefsani ve dünyevi şartlardan azade? Kimi 1 derece kimi 10 derece, kimi 50 derece, kimi 100 derece kimi 180 derece kimi de 360 derecelik açıyla görür. Ben Mehdi’ye tabiyim. O 360 derecelik bir açıyla Nur-u Nebeviyeye ve iman ve Kur’an hakikatlerine bakıyor.?

      Feraset ve basiret de böyle derecelenir. Bakın Abdülhamid de, Sultan Reşat da, Vahideddin de hem İslam deccalini, hem de Mehdi’yi gördü veya ismini duydu. Ama tanıyamadılar, teşhis edemediler. Tanımaları da beklenemezdi. Çünkü dini hakimiyet onların zamanında bitti. İbrahim Suresi 1. Ayeti, Azizün Hamidun diye biter. Yani Kur’an haber veriyor. Sultan Abdülaziz ile başlayan çöküş. Abdülhamid ile noktalanır. Ama Allah Aziz ve Hamid’dir. Yani hükmü bakidir. Nitekim Mehdi bunu ispatlar.

      Bediüzzaman demiş ki, “İslam aleminin kapısı ve kilidi Türkiye’dir. Bu ne demektir bilir misiniz? Yani ahir zaman hizmeti oradan başlar ve dalga dalga yayılır. Ve Allah’ın hükmü hakim olur. Oluyor da, kim anlıyor? Manevi irşad ve tebliğ tamam olmadan ittihad olmaz. O da cehl ile değil, bilenlerle olur.Şimdi bu oluyor? Mehdi'nin hizmeti böyle yürüyor.

      Sil
    17. Selamun aleyküm
      Sevgili kardeşim Abdurrahim bey bilgilendirici yazınızdan dolayı teşekkürler. Bu yazınız fikirlerinizi daha iyi anlamı sağladı .Bu yüzden konuyu karşılıklı tartışma durumuna sokmak istemiyorum. Anladığım kadarıyla size göre tüm işaretler Bediüzzaman hazretlerini gösteriyor. Deccal de kominizim ve onun ürünü olan Yahudi destekli mavi gözlü zat olsa gerek…
      Geçen yazımda dediğimi tekrarlamak istiyorum . Doğruyu ben bilirim egosu bazen gerçekleri görmemize engel olabilir ve bu size afyon etkisi yapar. Bu hal geçene kadar her şey o düşüncenin ve ideolojinin kölesi olur ve tüm olaylar bu merkeze göre değerlendirilir. Siz de düşünceleriniz sürekli bir merkeze yönlendirerek bakış açınızı daraltıyorsunuz.
      Son yüz yıldır ne alimler ne evliyalar geldi geçti de ne gariptir ki günümüzdekiler de dahil hiçbiri sizin fikrinizde değildi. Ayrıca yine tarihi olaylardan bahsederken , bunları biliyor musunuz ? …. Şunları okudunuz mu ?.... gibi ilminizi överek ve cahilliğimi ortaya çıkarmaya çalışmışsınız ama buna gerek yok cahilliğimin farkındayım. Size başka bir tarihi olayla cevap vermek istiyorum.
      Osmanlının yetiştirdiği en büyük şeyhülislamlarından ibn-i kemâl efendiyi tanırsınız. O güne kadar yüksek ilmi ile övünen İbn-i Kemal efendi , her zamanki gibi Cuma namazı sonrası halkın sorularına karşılık fetvalar veriyor . Tuğrul Hocanın anlatımı ile yazacağım , belagatını çok beğenirim.
      Bir gün karşısında derviş kılıklı bir zât gelir:

      - Efendim, müsaadenizle size bir şey soracağım.

      - Buyur, sor! (kendini beğenmiş bir hal ile)

      -Allah'ın ilmi karşısında bütün mahlukatın ilmi ne kadardır efendim?

      - Olmaz öyle şey, mukayese kabul etmez!

      - Biliyorum da, bunu kafamda tecessüs ettiremiyorum, benim anlayacağım şekilde anlatınız lütfen.

      (İbn-i kemâl, yanındakilere emretmiş, kocaman bir kağıt ve bir de kalem getirmişler, kamış kalemle kocaman bir daire çizmiş içine bir nokta kondurmuş)

      - Allah'ın ef'aline, sıfatlarına, esmâsına, evsâfına, ilmine hudud olmaz. Diyelim ki bu alan Allah'ın ilmi olsun. Bu nokta da tüm mahlukatın/insanların ilmidir!

      - Derviş , son bir şey daha soracağım der!

      - Sor hadi! (yine saltanatlı bir edâyla tabii)

      - Peki o noktada, sizin ilminiz nerede?

      (İbn-i kemâl ayağa kalkar)

      - Kiminle müşerref oluyoruz efendim?

      - Bana bayrami dervişi ahmet derler, hadi Allah'a emanet!

      der, çeker gider...

      işte ibn-i kemâl hazretleri, bu olaydan sonra ibn-i kemâl olur...

      "Abdurrahim bey o noktada senin ilmin ne?"

      Alim olan kendini bilmez bilir. İlim arttıkça gurur eksilir. Hırs, Allah'ın verdiği kadarıyla kullanıldığında hududu aşılmadığında iyi bir şeydir. Her şeyin hududu aşıldığında, her iyi, kötüye inkılâb eder!"
      vesselam

      Sil
    18. Bende ilim olduğunu falan iddia etmedim. Zamanımızda kim mü’min, kim müfsid, kim münafık, kim kafir olduğunu öğrenmek farzdır. O farzı ifa edince ortaya bu manzara çıktı. Sonra bir de Yahudiler’in Kohenleri gibi ümmeti Muhammed (as) içinde kohenler (kahinler) türedi. Şu olayın gaybi haberi budur, şu murad edilmiş, o da bu zamanımızda budur diye ahkam kesenler türedi.

      Ahir zamanın fitnesinin bilmek ve karşı durmak rahemt-i İlahiye’yi celb eder. Ben bunun peşindeyim. Öğrendiğimi sık sık sansürleyerek (çok kimse kaldıramayacağı veya kanun engeller yüzünden) belirtiyorum.

      Mehdi hastalığı bizde Adnan Hoca cemaatinin Nur talebelerinden 1980’lerde aldığı bazı bilgiler ve ebcedi tarihleri allayaıp pullayarak piyasaya sürmeleri üzerine başladı. Daha sonra Tahşiyeci bir kaç kardeşimiz de bu işe girince internetin yardımıyla dal budak saldı. Diğer cemaatlerde arz-ı endam ve şecaat arz edince bu iş yeni bir mezhebe doğru gidiyor. Gaybiyeciler Mezhebi.

      Halbuki ahir zamanın her meselesi az veya çok perdelidir. Çünkü sırrı- imtihan bunu gerektiriyor. Ayrıca hafi olması inkar edenleri dinden çıkarmaması içindir.

      Siz gene bana inanmayın. Ben zaten iddia etmiyorum. Sadece olanı yorumluyorum. Olan da bu? Sabah evindden mü’min çıkıp akşam kafir dönüldüğü bir zamanda doğruları bulmak ve anlamak için nur-u iman şarttır. Kimse esmanın kainatta külli ve zerredeki cüz’i sayısız cilvelerine bakıp marifetullahla uğraşmıyor. Şu gelecek bu gelecek derdinde. İyi de onun gelmesi sizi kurtarmaz ki. Onlara zemin hazırlanması lazım. O zemin de gelecekler gelecekler demekle olmaz.

      Ortadoğu’daki vekaletli ve ücretli son kargaşa sebebiyle bizi savaşa sokup İstanbul’u işgal ettiren akl-ı evveller bile çıktı. Bu işin tadında bırakılması lazım. Herkes şu soruyu kendine sormalı. Deccal kim, Süfyan kim. Onları bulan Mehdi ve Mesih’i de bulur. Arapça’da bir kural var. Birinden söz edilince zıddı da murad edilir. İşin püf noktası budur? Anlayana.

      Sonra Mehdi üzerine spekülasyon yapan siteler var. Heyyyy Mehdi geliyor. Eeeee. O gelecek bizim kavmiyetçi parti başa geçecek. Veya bizim külüstür cemaatin efendisi hükmedecek. Veya ideolojimiz hakim olacak. Bre köftehorlar imanı tam olmayan ve ameli olmayanı Mehdi ne yapsın? Ona görünmez ki. Aman o sitelere aldanmayın. Hele FETÖ yalakalarına. Neuzbillah Süfyani ve deccali yalakalığa bile götürür.

      Sil
    19. Selamunaleykum
      Mustafa bey kardeşim bu yorumunun her kelimesinde sizinle hemfikirim.
      Yazılarınızı zevkle takip ediyorum.
      Saygılar

      Sil
  3. HZ. MEHDİ (AS) GİZLİCE VE ANİDEN ZUHUR EDECEKTİR."
    (Yenabi-ul Mevedde, c. 2, s.197)

    Ebu'l Hicaf da Peygamber'in (sav) üç defa şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: ' MÜJDELER OLSUN SİZLERE. Halkın dağıldığı ve zorlukların baş gösterdiği zaman Hz. Mehdi (as) zuhur edecektir...."
    Peygamberin Ehl-i Beytinden Olan Hz. Mehdi (as), s. 16; Bihar-ül Envar, cilt 51, s. 74)

    HZ. MEHDİ İLE MÜJDELENİN. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. O, insanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar...
    (Hz. Ebu Said el Hudri (ra) / Ramuz El-Ehadis 1. cilt, Sayfa 7, No 7 - Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

    HZ. MEHDÎ (AS) RUM'DAN, TÜRKLERDEN (çünkü, eskiden Türkiye'ye "Diyar-ı Rum" deniliyordu) AYRILMAYACAKTIR.
    (İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)

    Hasan'ın evladından birisi (HZ. MEHDİ (AS)) DOĞU TARAFINDAN ÇIKACAK....
    (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri, s. 22)

    Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
    "Kâim, (kıyam edecek olan Mehdi) benim evlatlarımdandır. İnsanları benim dinime çağıracak, Allah'ın Kitabına davet edecektir. Ona itaat eden, bana itaat eder. Ona isyan eden bana isyan eder. Zuhurundan evvel onu inkar eden beni inkar etmiştir. Onu tekzip eden (yalanlayan) beni tekzip etmiştir. Onu tasdik eden, beni tasdik etmiştir. Onu (hz. Mehdi'yi) tekzip edenleri (yalanlayanları), onun (hz. Mehdi'nin) hakkındaki sözlerimi inkar edenleri ve ümmetimi saptıranları allah nezdinde şikayet edeceğim. Zalimler yakında işlerinin sonucunu göreceklerdir."
    (Bihar-ul Envar, c.51, s.73)

    Dikkat edin! Doğrusu Mehdi için Allah'ın korudukları dışında, tüm insanların şüpheye düşeceği bir gayb olacaktır."
    (Ithbatu'l-hudat, Şeyh Hurr el-Amili, sf. 427)

    "Her kim zamanının imamını tanımadan ölürse cahiliyet ölümü üzerine ölmüş olur. Ve her kim imamını tanırsa Kaim (Hz. Mehdi) aleyhisselam'ın zuhurunun erken veya geç olması, onun için fark etmez. Ve her kim imamını tanıyarak ölürse Kaim (Hz. Mehdi) aleyhisselam'ın çadırında olanlar gibidir."
    (Gaybetul Numani, sf. 407)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zuhur ile huruç eş anlamlı değildir hatta birbirine zıt iki kelimedir. Huruç ani çıkıştır. Zuhur tedrici ortaya çıkıştır. Onun için Süfyan huruç ile Mehdi zuhur ile işe koyulur. Mesela güneş zuhur eder. Ağır ağır ufukta belirir ve semada yükselir. Mehdi'nin zuhuru, ani doğuşu iddiası bağdaşmaz. Mehdi, Hadis’e göre Süfyan başa geçince yani hakimiyeti ele geçirince, Mehdi zuhur eder. Mehdi'nin Hz. Peygambere ayna olması sebebiyle hizmeti de ona benzer.

      Hz, Peygamberin hükmü yaşı 92 senedir. Yani raşid halifelerle birlikte sayılır. Mehdi de de bu bir şeklide tecelli eder. Bir farkla zuhurundan 90 yıl sonra hizmeti zirveye ulaşır. Bu da Rum Suresi’nin işaret ettiği gibi 1999-2002’dir. Ayrıca bir başka hesaba göre de 2006-2009. 2006 olmasına işaret Mehdi’nin fiili vazifeye başlama tarihinin 90. Yılı. 2009 ise manevi cihadın başlama tarihinin 90. Yılı.

      Bunları sizi eleştirmek için değil teyid içindir. Müteşabih olan rivayetlerde kullanılan bir kelimenin ne anlama geldiğini izah içindir. Diğer nakilleriniz gayet güzel. Keşke onları da şartlar el verse de tevil edebilsem. Mesela gaybubiyeti iki şeklide tevil edilebilir. Biri 30’lu yaşlardan ile ilgili diğeri ise vefatı. Ancak şahs-ı manevsinin kılıçla iki kez iki ayrılması demek, iki ihtilal sonrası cemaatinin tefrikayla ikiye bölünmesi ve Süfyan rejimin bu sayede egemenliğini sürdürmesi ile ilgilidir. Bu sırada Mehdi cemaatinin etkinliğinin zayıflamasıdır. Mesela 28 Şubat'ta bölünme hem Mehdi cemaatini etkinliğini kırıldı hem de paralel çetenin sahneye sürülerek dizginleri ele verilmesi gibi.

      Sil
  4. Her defasında konu neden Bediuzzaman Hz.lerinin Mehdi olduğu iddasına denk geliyor anlamıyorum. Oysa kendi bile 1 asır sonra asıl olayların cereyan edeceğini söylememiş midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Mehdi zuhur ile vazifeye başlar. Yani hadise göre süfyan huruç etmedikçe Mehdi zuhur etmez. Süfyan Mehdi’yi daimi baskı altında tutar. Mehdi büyük bir zahmet ve zulüm altında hizmetini yapar. Zaten Mehdi’nin bütün fazileti budur, baskılara gösterdiği sabırdır. Bu da ehl-i iman ve İslam’ın dini tahribat sonucu küçüleceği ve baskı altında dinini yaşayacağı ve bu direnişle yeniden büyüyeceği ve hakimiyet kuracağı anlaşılıyor. Madem Bediüzzaman’ı yüklendiniz. Cevabını o versin:

      “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”( 29. Mektup 7. Kısım)

      “Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek...”(29. Mektup)

      “Ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.(15. Mektup)

      “O seyyah-ı âlem asırlarda gezerken, Müceddid-i Elf-i Sâni İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Farûkî’nin medresesine rast geldi, girdi, onu dinledi. O imâm, ders verirken; hem diyordu: “Eski zamanda, büyük zâtlar demişler ki: ‘Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemâsından birisi gelecek, bütün hakâik-i îmâniye ve İslâmiyeyi delâil-i aklîye ile kemâl-i vuzûhla ispat edecek.’ Ben istiyorum ki, ben o olsam, belki (HAŞİYE) o adamım.” Haşiye: “Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, Risâle-i Nûr’dur. Belki ehl-i keşif Risâle-i Nûru ehemmiyetsiz olan tercümanı ve nâşiri sûretinde keşiflerinde müşâhede etmişler, “bir adam” demişler.” (7, Şua)

      Risale-i Nur’un telifinin üzerinden 90 yıl geçince hakimiyeti, iman ve hayattan sonraki sahada görülmeye başlanır. Ve 100. Yılında fecr-i sadık başlar. Yani Risale-i Nur cemaatinin çalışmasıyla ittihad-ı İslam gerçekleşir. Bu kez alem-i İslam’ın her yerinde bulunan Seyyidler cemaatinin çalışması ile hakimiyeti bütün Alem-i İslam’da görülür. Daha sonra Hz. Mesih cemaatinin katılmasıyla tevhid dini cihana hakimi olur. Bu aşamada Hırıstiyan dini tasaffi eder, hurafelerden arınır ve İslam’a yaklaşır. Hatta onunla aynı safta durur. Bu Hicri 1453 yılı civarında aşikare hissedilir veya zirve yapar.

      Sil
    2. 2* Bütün bu işleri bir kişiye yaptırmak mümkün mü? Mümkün olmadığını Bediüzzaman kendisi söylüyor:

      “Tarih denilen mâzi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim. Siz inşaallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaklar.” (Emirdağ Lahikası)

      Çiçeklerni açması 100 yılı aldığından o zat yani şahs-ı manevi yani ümmet-i Muhammed (as) dini ihya eder ve uygular.

      “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı mânevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mâhiyeti nazara alınmamalı." (Kastamonu L.)

      “Şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur.” (Mektubat)

      “Bu zaman cemaat zamanıdır. Şahs-ı mânevî hükmeder. Eski zamanda dalâlet bir şahıstan geldiği cihetle, karşısına bir dâhi-i hidayet çıkardı. Şimdi ise cemaat şeklinde bir şahs-ı mânevî olmasından, onun karşısında ancak bir şahs-ı mânevî mukâbele edebilir.” (Sirâcü’n-Nûr)

      “Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek...”(Mektubat)

      “Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdetâ kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir.”(Kastamonu L)

      Üçüncü vazifesinin nasıl olacağı da Emirdağ Lahikası’nda şöyle izah edilir:
      “Üçüncü vazifesi: İnkılâbât-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tâtile uğramasıyla, o zât, bütün ehl-i imanın mânevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır…”

      Bütün bunların programı ise Risale-i Nur’un olduğu belirtiliyor.

      Kısaca ifade dersek Mehdi bir şahs-ı manevidir. Tüzel kişiliktir. O şahs-ı manevi 1343 yılında itibaren başlayarak gelişir ve bütün cemaatlerin yani ayrıntılarda değil, esasta ittihad etmesiyle hepsi bir şahs-ı manevi olur. Buna Bediüzzaman zat diyor. O zat muvaffak olur.

      Sil
    3. Allah'ın selamı uzerinize olsun. Birincisi biz Hazret hakkında bir yükleme yapmadık, zaten üstad bizimle aynı şeyi savunuyor. Lakin biz bir çatıdan çıkan değil, çatıları birleştiren bir Mehdi ve "Cemaati" beklemekteyiz. Üstad yazdığınız satırlarda bunu zaten anlatmis. Bizde gelecek olan Ehli Beyt'in inci tanesinin aynen anlatıldığı gibi gelmesini umuyoruz insanlar kendi yorumlarını araya katinca fikir zenginlikleri ortaya çıkabilmekte. Ama maalesef halkin her kesimi ayni ilim derecesinde olyabiliyor. Baska ortamlarda bu yorumlari hakikat olarak algilayip, "Ben burda boyle okudum dogrusu boyle" anlayisiyla bunu holiganlik bicimine ceviriyor. Bizim korkumuz ve hassasiyetimiz bundandir.Biz sizin düşünceniz hakkında saygı ve sevgi besliyoruz. Zaten müslüman agabeylerimize karşı kalbimizde art niyet beslemek imanın kamil olmasının onune geçer . Efendim burda durum şöyle, üstad hazretlerinin harekatı dahil tüm mezhep, tarikat, ideolojinin özünü kavrayıp hepsinin onaylayan. Ve araya art niyetliler tarafından sokulan bidatleri silen İslam'ı ilk doğduğu zamanlar gibi parildatan bir Muhammed Mehdi Cemmati beklemekteyiz, Üstad hazretleri zaten Mehdi'nin, O'nun kaynaklarindan yararlanacagini soyleyerek onay vermiştir.
      Son Mehdi gelecek ve "Bir" politikasını uygulayacak. Yakında siz değerli agabeylerimiz, bizler, bütün dünya. Türkiye içinde çıkan karmaşayı, büyük depremi, Suud'da ayaklanmayı ve hasimilerin öldürüleceğini, suayb bin salih'in zuhurunu ve olayların bizzat nakledildiği gibi gerçekleşmesine tanık olacağız. Kiymetli düşünceleriniz için Allah razı olsun. Allah İslam'ı özüne döndürecek olan vaadini tamamlayıp bizleride O'na hazır neferleri kılsın selametle😊

      Sil
    4. Ayrıca Mehdilik kavramı asırlar öncesine dayanmaktadır, üstad hazretleride geçen yüzyılın Mehdi'dir. Ben en azından O'na bu şekilde bakmaktayim. Doğrusunu bilen Allah'tır. Mevlana Halid'i bağdadi k.s, İmamı Rabbani Hz
      Hepsi birer muceddid dini yenileyicidir. Ve öncekilerde öyle, Peygamber Efendimiz ASM zaten her yüzyılda gelen bu zaati mubareklerin kendi soyundan olacağını söylemiştir. Aynı soydan gelenlerin yuzleri dahi benzer, bu yüzden cemaat içindekiler bu mubareklerin ahır zamanda beklenen Mehdi olduğunu zan etmişlerdir. Oysa o cemaatleri idare edenler ısrarla büyük Mehdi sonra demişlerdir. Evet Mehdi o şahsı maneviyi yöneten insanı kamildir ve gelecektir. Şahıs olarak bizzat tam zamanında yerine oturacaktır. Şahsına ait dış gorunus, huy, nesebi aynen bildirildiği gibi zuhur edecektir onda. Fazla tevilci olunmamali bu konuda. Her yüz yılda bir mübarek gönderen El Hadi, bu en ihtiyaç duyulan zamanda bile bir Mübarek daha göndermeye kadirdir :))

      Sil
  5. Sayin ABDURRAHİM ÇOKGUNGOR Beyefendi Yazinizi ve Dahi yapilan yorumlari ilgi ve Alaka ile okudum hepsini de cok begendim Bediüzzaman Hazretlerinin Siddetle Biz erken Davrandik Kis da Geldik o ise ( Hz Mehdi ) Baharda Gelecek dedigi ve dahi Mehdi nin Manen degil Madden cismen Dünyaya gelecegini hem eserlerinde bir cok yerde Hemde Degerli Abi lerimiz Vasitalari ile bizlere Müjdelemis olmasi, fakat sizin israrla Bediüzzaman i mehdi olarak isaret etmeniz inanin bana sizi cok büyük bir vebale itmektedir. Muhyiddini Arabi hazretlerinin eserlerinde Mehinin Dogum Tarihini 1385 senesini vermis oldugunu , Hz Ali (ra) Ay a cus oldugunda ( Ay a Gidildiginde ) Mehdiyi bekleyiniz (Dogumunu)okuyup görebiliyoruz , Lakin saniyorumki her kes kendi okudugundan farkli manalar elde edebiliyor, buda bir gercek sizinle Tanismak sizinle Sohbet edebilmek arzu ederdim ,,, su gercegi de lütfen gözönünde tutunuz Mehdi olacak sahsi muteber 1385 senesinde dünyaya zuhur ettiyse yaklasan zaman icerisinde Rabbinin belirleyecegi Huruc vaktinde de aniden ayaga kalkacaktir insaallah ... cünki Rabbimiz ilmü Ledün ü verecektir ona onun Rabbinden Rabbinin ondan Razi olacagi gün yaklasmaktadir ... Saygilarimla Rabbim Imaninizi artirsin ,,, Dualarimizla ...

    YanıtlaSil
  6. Sayin ABDURRAHİM ÇOKGUNGOR Beyefendi Yazinizi ve Dahi yapilan yorumlari ilgi ve Alaka ile okudum hepsini de cok begendim Bediüzzaman Hazretlerinin Siddetle Biz erken Davrandik Kis da Geldik o ise ( Hz Mehdi ) Baharda Gelecek dedigi ve dahi Mehdi nin Manen degil Madden cismen Dünyaya gelecegini hem eserlerinde bir cok yerde Hemde Degerli Abi lerimiz Vasitalari ile bizlere Müjdelemis olmasi, fakat sizin israrla Bediüzzaman i mehdi olarak isaret etmeniz inanin bana sizi cok büyük bir vebale itmektedir. Muhyiddini Arabi hazretlerinin eserlerinde Mehinin Dogum Tarihini 1385 senesini vermis oldugunu , Hz Ali (ra) Ay a cus oldugunda ( Ay a Gidildiginde ) Mehdiyi bekleyiniz (Dogumunu)okuyup görebiliyoruz , Lakin saniyorumki her kes kendi okudugundan farkli manalar elde edebiliyor, buda bir gercek sizinle Tanismak sizinle Sohbet edebilmek arzu ederdim ,,, su gercegi de lütfen gözönünde tutunuz Mehdi olacak sahsi muteber 1385 senesinde dünyaya zuhur ettiyse yaklasan zaman icerisinde Rabbinin belirleyecegi Huruc vaktinde de aniden ayaga kalkacaktir insaallah ... cünki Rabbimiz ilmü Ledün ü verecektir ona onun Rabbinden Rabbinin ondan Razi olacagi gün yaklasmaktadir ... Saygilarimla Rabbim Imaninizi artirsin ,,, Dualarimizla ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bediuzzaman her zaman Mehdinin 3 vazifesi olduğunu ve bunu tek bir şahsın yapmasının aklen mümkün olmadığını, ayrıca eskiden de bir çok Mehdi misal zatların geldiğini belirtir. Yani Mehdi 1 kişi değil, Mehdiler vardır. Zaten mehdiyle ilgili rivayetlerin çelişmesinin sebebi ayrı ayrı zatlara ait anlatılan özelliklerin 1 zata atfedilmesi olduğunu anlatır. Bu durumda Bediuzzaman en büyük mehdi ama birçok küçük mehdi gelmiş ve gelecektir

      Sil
    2. Said nursi hz.leri böyle dememiş olması lazım gelir. Böyle demişse bu konuda hatalıdır. Aklen mümkün mü değil mi ona mı bakacağız? Allah istediğini yapar. Ay'ında ikiye yarılması aklen mümkün değildir ama olmuştur. Mehdiler vardır bunda beis yok. Bir sürü Mehdi gelmiştir ama konuşulan Mehdi as. hem askeri hem siyasi hem de dini bir lider olarak çıkıp bütün dünyanın kontrolünü ele geçirecektir. Kendisi sağ iken yanında yardımcıları olmayacak mıdır? Tabiki olacaktır zaten bunu da hadisler beyan ediyor. Şu tevilciler yok mu şu tevilciler işin cılkını çıkarttılar (umarım yayınlarsın Mustafa ağabey, bazı sansürlenmeyecek yazılarımı sansürlüyorsunuz, doğru bir davranış olmadığını düşünüyorum vesselam.)

      Sil
    3. Her şey sizin gibi bir allame zatın inhisarında değildir. Her şeyi bilmeniz için 1.Kur'an'ı 2. Hadisleri 3. Rivayetleri 4. Rivayetleri tevil edecek yüksek ilim sahibi olma 5. Her şeyden önce İslam edep ve ahlakına sahip olmanız lazım.

      Bediüzzaman'a hatalıdır demek ya cehalet veya terbiyesizliktir. O 13. asrın müceddidi olduğu gibi Kur'an'ın arşında gelen ve Kur’an'ın manevi mucizesi olan Risale-i Nur'un Mehdi'nin programı olduğunu bilmeniz lazım. Sizin gibi böyle kendini allame sananların çok olduğu bir zamanda fetoş gibi bir Siyonist-neocon uşağı Mehdi ve Mesih sanılmıştır. Ve Türkiye az daha daha önceki darbelerde olduğu gibi 15 Temmuz gecesi şer güçlerin işgaline uğruyordu. O belanın def’inda Mehdi’nin şahs-ı manevisinin rolü büyüktür.

      Şu anda tam tamına bir hesaba göre 14, bir hesaba göre 10 yıldır Mehdiyet’in 3. Faslında bulunuyoruz. Türkiye Müslümanları Sultan 3. Selim’den beri maddi manevi en üst düzeyde imkanlara ve güce sahiptir. Ne demişti ABD eski Büyükelçisi: “Erdoğan diğer İslam ülklerinin liderleri gibi değil. Hatalarımızı yüzümüze vuruyor” . Bunu Erdoğan hangi gücün verdiği cesaret ile olduğunu sanıyorsunuz.

      Ahir zamanın hadiselerini anlayabilmek için onların sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibhama tabi olduğu ve herkesin bunları tam bilemeyeceğini bilmeniz lazım. Bunlar ancak ve ancak nur-u iman ile bilinebilir ki, onun da en kolay yolu Risale-i Nur’u anlamaktan geçer.

      Şimdi Bediüzzaman’dan özür dileyin. Bir daha da terbiyesizlik yapmayın. O zat senin gibilerin imanlı ve müslim ve de hür yaşayabilmesi için 30 sene sürgünde ve zindanda yaşadı ve 21 defa zehirlenerek 21 defa ölümün eşiğinden döndü.

      Sil
    4. İlk paragrafına cevap vereyim; Alemlerin hürmetine yaratıldığı Efendimiz hz.leri bile her şeyi bilemez. Çünkü sonsuz ilim sahibi olan Allah cc. dur. Ancak bildirilen kadarını bilebilir.

      İkinci paragrafına atfen; Said Nursi efendi hatalı olabilir her beşerin olabileceği gibi. Nitekim; Bedirdeki esir olayında Hz. Ömer isabet ettirmiştir ama Ebubekir ra. isabet ettirememiştir. Bu Ebubekir efendimizin makamının, Ömer efendimizden yukarıda olduğu gerçeğini değiştirmez. Bir başka husus; Said nursi hz.leri müceddid değildir bana göre ve bir çoklarına göre. Siz öyle inanıyorsanız Allah ihlasınıza versin, bu yollar ihlas yoludur. Ayrıyeten; sizin gibi körü körüne bağlı, sorgulamayan tipler Fetö gibi oluşumların parçası olur, Allah cem-i cümlemizi muhafaza buyursun.

      3.paragraf; Bu sizin yorumunuzdur. Bence hatalıdır. Mehdiyetin 3.safhası 2.safhası yoktur. Bunlar yanlış tevillerin sizi sürüklediği çıkmaz yoldur.

      4.paragraf: Risale-i Nur normal bir dini kitaptır. ondan kat kat değerli olan kitaplar vardır. Yazılma zamanı zor şartlar altında olduğundan dolayı tesiri boldur. Ahir zamanla ilgili anlattıkları bir çok yönden yanlıştır(Sizin yazdıklarınız yazıyorsa eğer, başka nur talebelerinin başka görüşleri olabilir)

      Özür falanda dilemiyorum, şia'nın 12 imama masum deyip o mübarek zatlara ismet sıfatını addettiği için sapıtmışlardır. Halbuki hepsi cennet mekandır. Sizde aynı onlar gibi Said nursi efendide aşırıya gidiyorsunuz. Benim size tavsiyem, gidin bir mürşide bağlanın ama bağlanamazsınız. neden? Çünkü soyları bitti o zatların. En büyük olanının kitapları var ya hani (zaten mehdi), bir de o kitaplar Allah katından yazdırılmış ya... Benimle bir daha münakaşaya girmeyin. Haddinizi aşan cümleler de kurmayın. Bana göre yazdıklarınızın bir çoğu zırva. Selametle.

      Sil
    5. 1*Dini meseleler hakkında konuşmak için iki önemli meziyete ihtiyaç var. 1. Bilgili olmak 2. Terbiye-yi İslamiye’ye sadık kalmak. Bunlardan birinin eksik olması durumunda ortaya ya saçmalar yayılır ya da cerbeze zırvaları.

      Hz. Peygamber’e Kur’an ne için indirildi? “insanlara açıklaman için Kur'ân'ı indirdik—tâ ki iyice düşünsünler.” 16/44 “Biz sana kitabı onların anlaşmazlığa düştükleri şeyi kendilerine açıklaman için ve iman e den bir topluluğa hidayet ve rahmet olarak indirdik.” 16/64

      Peki Kur’an’da ne var: Yaş kuru her şey. Bu ne demek ise yazarsam uzun yer kaplar. 25. Sözün başındaki Kur’an nedir, tarifi nasıl olduğunu 1.5 sayfalık izahı okursan 7 sülalene yetecek kadar bilgi sahibi olursun. Belki sakat ve yanlış bir çok fikrini tashih edersin. Yalnız orada şöyle bir bölüm var: “Kur’ân, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi ( kainatta Allah’ın varlığına işaret eden deliller) okuyan mütenevvi’ (çeşitli) dillerinin tercümân-ı ebedîsi; ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazînelerinin keşşâfı; ve sutûr-u hâdisâtın (mana ifade eden yazılı satırlara benzeyen olaylar) altında muzmer (gizli) hakàikın miftâhı; ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı; ve şu âlem-i şehâdet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazînesi”

      Dikkat edersen bunların izahını yapmak Hz. Peygamber’in vazifesi olduğu iki ayetle sabit. Hz. Peygamberin en büyük mucizesi Kur’an’dır. O vahiy ile nüzulü ederken ona bağlı manalar ve teviller de birlikte geliyor.

      Peki Hz. Peygamber’in varisleri kimdir? Her asırda gelecek mücedditler. 13 tanedir. Başka, rasih alimler. Başka kutuplar ve mezhep imamları. Bunların hepsi Hz. Peygamber’e verilen ilmin zamanlarına bakan hakikatlerini açıklama yeteneğine sahiptirler. Neyle? Hz. Peygamber üzerinden gelen Kur’an hakikatleri ile. Onlara o ilim verilmiş-verilir. Hepsi manevi alemde Hz. Peygamber ile mülakataa girerek soru sorma kabiliyet ve selahiyetlerine sahiptirler. Ki birçok muhaddis şüpheye düştükleri hadisleri manevi alemde ona sorarak teyid etmişlerdir.

      Onların söylediği hiçbir hakikat onlara ait değil. Kur’an’ın malıdır. Kur’an’ın ilminin bir hakikatini veya şuasına veya şuunatına ilhamen sahip kılınmışlardır.

      Bunlardan biri de Risale-i Nur’dur. O Kur’an’ın arşından geldiği gibi onun manevi bir mucizesi olma özelliği vardır. Okuyan bunu anlar. Ki alem-i İslam’ın uleması bunu tasdik ve kabul ettiği gibi 40 dile çevrilmesi ve metodunun kullanılması bu hakikatin neticesidir.

      Sil
    6. 2* Alimler hele ki vazifeli alimler kendilerinden bir şey söylemezler, ilah edileni dile getirirler. Ehl-i Şia ehl-i imandır. Müslimdirler. Bazı meselelerde ifarata kaçmış olabilirler. Ama 12 imama bakışları ehl-i sünnete çok yakındır. Ehl-i şia’nın bir hatası olabilir. Bu hata onları külliyen inkar ve red hakkını kimseye vermez. Ve sahih imana sahip ve salih ehl-i şia ehl-i cennettir.

      Al-i Beyt’in içtihadında bir esas vardır. Buna adalet-i mahza denir. Yani tam adalet. Buna göre Devletin veya ümmetine selameti için ferd feda edilemez. Böylece bir kişide bulunan 10 özelliğinden biri kusurla olsa da red edilemez. 9 tane kusuru da bulunsa. Bu Al-i Beyt içtihadıdır.

      Isırıcı halifeler ise bu görüşün aksini savunmuş ve iktidarları için kan dökmüşlerdir. Al-i Beyt’e muhalefet ederek. Böyle olunca ehl-i Şia’yı tenkid edilebilir ama onlar inkar ve red edilemez. Unutulmasın İslam’dan en çok nasibini alan ehl-i Şia’nın yaşadığı topraklardaki insanlarıdır. Birçok alim o topraklarda yetişmiştir. Aralarında Türkler de var. Şia üç dört yüz yıllık olaydır ve siyasidir.

      Hz. Peygamber’in bir Hadisi vardır: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381) Bu hadis şu ayetle doğrulanmıştır. “Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem, 68/4) Hatta bir sahabe bir gün Hz. Aişe’ye (ra) “Ey müminlerin annesi! Bize Allah’ın Resulünün ahlakından bahseder misin?” der. O da: “Sen hiç Kur’an okumuyor musun?” diye sordu. Adam: “Tabi ki okuyorum.” diye cevap verince Aişe de: “Onun ahlakı, Kur’an (ahlakı) idi.” dedi. (Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139 (746).

      Yani ahlak ve terbiye sünnetle mü’minin başlıca vasfıdır. Bütün tarikatler ve meslek ve mşreplerin maksadı mü’minlerde enaniyeti ve kibri öldürmek olmuştur. Yani nefse tabiyeti ortadan kaldırmak. Çünkü kibir ve enaniyet şeytanın vasfıdır. Böyle olunca Bediüzzaman hakkında bir şey bilmiyor anlamında (hatalıdır) diyerek terbiyesizilk yapma hakkını sana kimse veremez. Bu İslami terbiyeye aykırıdır. Bediüzzaman kendini hiç paye çıkarmamış. Kendisini ziyarete gelenleri dahi “Beni Kur’an’ın bir dellalı kabul ederseniz” şartıyla kabul etmiş. Yani Kur’an hakikatlerini ifade eden biri olarak kabul ederseniz anlamında. Üstüne üstünlük kendini aradan çıkararak o eseri Kur’an’ın malı kabul etmiştir. Çünkü İslam alimleri hele ki vazifeli zatlar murakabe-i İlahi altındadırlar. Kader-i İlahi üzerinden onların hata yapmaları önlenir.

      Şimdi 20 ve 21. Yüzyılda daha hiç kimse Bediüzzaman’ın ahir zaman rivayetleri için getirdiği tevillerin yanına yaklaşamamıştır. İkincisi ahir zamanın ehval ve şeraitini hem Gavs-ı Azam’dan hem de Hz. Ali’den ilimle öğrenmiştir. Hz. Ali’nin şu özelliği var. Hz. Peygamber ona “Ben Kur’an’ın tenzili için mücadele ettim. Seni ise anlaşılması için mücadele edeceksin”. Nitekim o hem 3 halifenin şeyhülislamı olmuş, ayrıca hilafeti döneminde Kur’an’ın son hakiki müfessiri olmuştur. Bu özelliği Hz. Hasan’da da devam edecekti, ama ömrü vefa etmedi. Mehdiye kaldı. Aradaki bütün ısırıcı halifeler ve aktap ve evliye ve mezhep imamları Mehdi’nin önüne bu sebeple geçemiyor. O sahabelerden sonra en yüksek makama sahiptir. Öyle olunca Mehdi’ye iyi tarif etmek lazım. Nasıl mı?

      Sil
    7. 3* Bu sitede Mehdi’nin hizmeti ve zamanı konusunda çok bilgeler yazdım. Bir daha kısaca yazalım. Mehdi Hz. Adem’den kıyamete kadar gelecek en büyük fitnenin cereyan edeceği bir zamanda gelecek. Öyle olunca hem manevi cenahtan, hem ilm-i İlahi’den yardım alması veya terbiye edilmesi kaçınılmazdır. Çünkü bütün enbiya ve mürselinin ve evliya ve aktabın Allah’ı sığındığı bir fitnenin hakkında biiznillah o gelecek. O zaman ona bazı hakikatler ilham ile öğretilerek. Hatta bir rivayete göre Hz. Ali ve Gavs-ı Azam alem-i manadan ona müdahil olacaklardır.
      Böyle olunca o zatın çok önemli bir özelliğini olması meydandadır. Ayrıca onun hizmeti Hz. Peygamber’e benzer, bir ayna gibi. Bediüzzaman onun bir şahs-ı manevi olacağını belirterek, ahir zaman hizmetinin 3 aşamada yapılacağını belirtiyor. Yani onun 3 vazifesinin olduğunu belirterek şöyle diyor:

      "Hem bu üç vezâifi birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” (Kastamonu Lahikası.)

      Yine o lahikada tekraren şöyle diyor: “ O zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yi zeminde vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki câri olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, herhalde en âzam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak; ta ki iman hizmeti safvetini umumun nazarında bozmasın ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara âlet olmadığı tahakkuk etsin. “

      Mehdi’nin vazifesi belli. Ama o ve deccallerin kimlikleri sırr-ı imtihan sebebiyle gizli kalmıştır. Hz. Peygamber dünyaya teşrif ettiklerinde bütün kütüb-u semavi onun geleceğini haber vermesine rağmen geldiğinde kabul görmedi. Yahudiler bile bir sorgu-sualden sonra onun son Resul olduğunu bilmelerine rağmen ahir zamandaki deccal ile birlikte dünya hakimiyetleriyle teselli ile ona iman etmediler. Ve Hz. Peygamber dini, küçük bir coğrafya’da vazifesini yapıp, dünyaya hakim olamadan ebedi aleme teşrif etti. Ama hükmi yaşı olan 93 yılın sonunda İslam Mısır’dan Ortaasya’ya kadar fütuhatla yayıldı. Kim tarafından? Cemaati olan sahabeleri tarafından. Onun vazifesi Kur’an’ın nüzulüne muhatp olmak ve onu ilk müfessiri ve izah edeni olarak sünnetini ikame ederek vazifesini yaptı. Sonra ise onun adına cemaati yani ashap yaptı. Al-i Byet ise bütün dini cemaatlerin ve hizmetlerin başına geçerek dine hizmet ederek günümüze ulaştırdı. Hiçbir dini hizmet yoktur ki başında veya içinde al-i beyt seyyidleri bulunmasın. Onlara selam olsun.

      Sil
    8. 4*Mehdi rivayetlerde Hz. Peygamber’in aynası olduğu belirtilir. Yani hizmeti onun gibi olacağı vurgulanarak Hz. Peygamber’in hükmi ömrü olan 93 sene gibi bir zamanda muvaffak olur. Yani onun vazifeye başlamasından 93 sonra hakimiyeti görülür. Nedir o hakimiyet? Dünyevi değil, manevi yani Tevhid hakikatlerini önce Alem-i İslam’a sonra Mesih’in yardımı ile cihana hakim kılacak. Onda tecelli eden ism-i azam Hakim’dir. Yani her şeyi sebebe binaen yapacağından ehl-i basiret onu nur-u imanla tanıyacak. Nasıl Hz. Peygamber’in fütuhatını 4 büyük halife yaptı onunu gibi onun hizmetini de onun cemaati yani şahs-ı manevi yapacak. Ki, bunun 3. vazifede Al-i Beyt’in milyonarı bulan seyyidler cemaati devreye girecek.

      Bediüzzaman bunları anlatır. Şahsın değil şahs-ı manevinin yani hükmi şahsiyetin yani onun başlatacağı bir hidayet cereyanın her şeyi yapacak. Ve sen kalkıp terbiyesizce hatalıdır diyorsun. Neymiş o hatası. O Resullah’ın varisi ve al-i beytin mümeslili olan bir zatın hizmetini açıklamış.

      Bunun aksini iddia eden çok çıktı. Hatta Mehdi’ye dünyevi makam ve de vazifeler izafe edenler çıktı. Doğru olamayacağıe DAEŞ’in imamı yani son halife ve de Hz Hasan’ın Halifesi olduğunu iddia eden Bağdadi’ye veya fetoşun siyasi-askeri iğrenç hizmet tarzına baksın. Bediüzzaman’ın izahını yaptığı Mehdi tarifine muhalefet edenler eli kanlı bir Bağdadi veya darbeci ve ftineci bir featoş gibi Mehdi tasavvur ediyor olabilir. İslam tarihinde hangi müceddidin dünyevi makamı olmuş ki Mehdi’nin olsun. O hizmeti yayar dahil olanlar ve dini cemaatler ve gruplar hizmeti yerine getirir.

      Din aklı olanlar içindir. Ben seni muhatap almam. Ama terbiyesizlik yaparsan ağzının payını veririm. Kur’an’ın arşında gelen bir hakikati belirten bir esere dil uzatılmamalı. Sen fikrini açıkla hak olduğunu söyle. Ama başkasına çamur atmadan ve tek hakikat olduğunu söylemeden. Risale-i Nur’un “Mesleğim hak diyebilirsin, ama tik hak diyemezsin” tavsiyesine nezaketen uyarak.

      İslam muamelatında hak taaddüt eder. Yani hak bir değil bir çoktur. Öyle olduğu içindir ki çok mezhep var ve çok tarikat ve çok dini hizmet grubu. İslam bunları dışlamıyor. Müslümanlar bu kaideye uymak durumunda.
      Risale-i Nur, bu topraklarda herkes gaflet uykusunda iken küfr-ü mutlakın belinin kırılmasında başlıca amildir. İkincisi onu elle yazılarak çoğaltılmasının küfri baskısı sebebiyledir. Onun kerametini gösterir. 500 bin nüsha.
      Beğendiğin dini eseri okuyun. Ama başkasına çamur atma. İlahi canipten tokadı gelebilir. Zaten Bediüzzaman eserinin herkese değil ihtiyacı olana verilmesini söylemiş. Senin gibi bir allame-i cihanın o esere bir ihtiyacı yok. Değil mi? O zaman başkasının kısmetine mani olma. Haddini bil. Risale-i Nur bu zamanda en iyi mürşid ve hidayete erdiren ve Hz. Mehdi’nin programıdır. Şahs-ı manevi hizmeti onunla yayılıyor. 40 dile çevrildi, ulaştığı ülke sayısı 70’i aştı. Hamd olsun.

      Sil
    9. 5*Hamd olsun delince aklıma İşart’ül İ’caz’daki hamd konusun akla geldi. Bir okuyalım. Nedir şu hamd. Bu da Risale-i Nur’un sana dersi olsun.
      “Hamdin en meşhur manası, sıfat-ı kemaliyeyi (olgunluk sıfatları) izhar etmektir. Şöyle ki:
      Cenab-ı Hak, insanı, kainata cami bir nüsha ve on sekiz bin alemi havi şu büyük alemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esma-i Hüsna’dan her birisinin tecelligahı olan herbir alemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedia (emanet) bırakmıştır.
      Eğer insan, maddi ve manevi herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfiyi ifa ve şeriate imtisal ederse (uyarsa), insanın cevherinde vedia bırakılan o örneklerin her birisi, kendi alemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o aleme bakar ve o aleme tecelli eden sıfatla o alemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir ayna olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle alem-i şehadet ve alem-i gayba bir hülasa olur ve her iki aleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle, insan, sıfat-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem muzhir (gösteren) olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabi, hadis-i şerifinin beyanında, "Mahlukatı yarattım ki, Bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim" demiştir."

      Hamd'in bir yönü de budur işte

      Sil
    10. Ben ne diyorum sen ne yazıyorsun, birde uzun uzun yazıyorsun iyice karşındaki muhatabını sıkıyorsun. Sadece bir iki şey yazıp bu konuyu bitiriyorum.

      Allame-i cihan değilim. Sürekli bunu tekrarlaman beni sinirlendiriyor. Herhangi bir medrese ilmi de almadım. Sadece sünnet ehli hocaların sohbetlerini dinliyorum. Şia dan bir örnek verdik bana tutmuş şiayı açıklamışsın. Ne gerek? Ben sana şia ile ilgili bir şey mi sordum? Bütün yorumların bu izah kadar uzun, gereksiz bilgiler barındırmakta.

      Mezhepleri, içtihadları anlatmışsın da anlatmışsın. Hak bir çok olabilir demişsin. Bakın bir konu hakkında yapılan içtihatlardan sadece bir tanesi haktır!
      4 müçtehitten sadece 1 tanesi haktır demiyorum. Bir konu üzerinde yapılan farklı içtihatlardan sadece bir tanesi haktır. Allah katında hak ve doğru birdir. Hatalı içtihadı olan, müçtehid olmak kaidesi ile 1 hasene alır müçtehit değilse cehennemin dibini boylar. Yani nerelere getirdin konuyu gene!

      Evliyalar da hata yapabilir! Ahir zaman ile ilgili yorum yapan velilerin bazıları bazıları ile çelişmektedir. O kendisinin bildiği kadarını söyler diğeri kendi bildiği kadarını söyler. Bunu doğrulayacak olan zamandır! Mahmut Efendi'nin, Muhyiddini Arabinin kitabının bir kısmına hani Mehdi bu yılda çıkacaktı yazdığını birçokları bilir. Ne oldu şimdi İbni Arabi hatalı oldu! Ama bu ibni Arabiyi "bir şey bilmez" konumuna sokmaz.

      Tekrar edeyim; Eğer ki senin anlattıkların yazılı ise Risale-i nurlarda, Mehdi as. ile ilgili bölümlerde Said nursi hz.leri hata etmiştir. Edebilir gayet normal. Ama sana göre müçtehid hatta Mehdi. Bize göre ne müçtehit nede Mehdi... Yani sana göre yanılması imkansız, bize göre ise yanılabilir/hata edebilir (bir şey bilmez değil aradaki farkı anlayamıyorsun galiba).

      Bir çok hadisi şerife ters düşen şeyler anlatıyorsun. Mesnetsiz tevillerle rivayetleri eğip büküyorsunuz. Sana bunu ilk buralara geldiğinde söyledik ama anlamadın. Bu yaştan sonrada düşünce şeklinin değişmesini beklemek hata olur.

      2-3 sene evvel size bir şey yazmıştım herhalde son yorumumdu; Allah ömür verirse de şahit olursak, nükleer bombaların patladığını gördüğün an konuştuklarının mesnetsiz olduğunu anlayacaksın ve seni doğrulayanlar da anlayacaklar. O zaman şu senin meşhur;"daha ne kıyam beklersiniz yüz milyona yakın adam öldü 2 cihan harbinde, kuranlar yakıldı" vs... beyanların geçersiz olacak. Asıl adam kıyımını, asıl felaketleri o zaman yaşayacağız. Asıl süfyanı o zaman göreceğiz, asıl Mehdi as. Mekkede biat ettiğinde o zaman göreceğiz, İsa nebi as. indiğini müşahede edeceğiz. İsa as. evlenecek ve bir çocuğu olacak ve Alemlere rahmet olan Peygamber efendimizin yanına defin edilecek. Muhakkak ki; peygamber efendimiz doğru söyledi! Bulmaca, bilmece gibi laflar konuşmadı!!! Sizin tevilleriniz hatalıdır. Umarım şahit oluruz.

      Sil
    11. evet...
      peygamberimiz (S.A.V) doğru söyledi.
      Açık ve net söyledi.
      tevil gerektirmeyecek şekilde net söyledi.

      bizler hata yapabiliriz, yanlış yorumlayabiliriz.
      söylenen gerçekleşecektir.

      Sil
    12. 1*Şunu bilmek lazım: Gaybi haberlerin hiçbiri olacağı sarih ifade etmez. Gerçek manayı da. Çünkü müteşabihattır. Meram ve maksat benzetme ve mecazla ifade vardır. Müteşabihatta müşküllik ve tereddüt vardır. O zaman gaybi haberlerdeki kelimelerin dış manalarına bakarak bir hüküm çıkarılamaz. Mehdi, deccal, Mesih’in geleceği sırr-ı teklif sebebiyle müteşabihat ile ifade edilerek manası gizlenir. Tevilleri ancak vukuundan sonra belli olur.

      Böyle olunca cami hocası, vaiz, şu yazar veya bu hoca efendinin işi rivayetleri çözmek değil. Onlar sadece bu rivayetleri naklederler. Bazıları nakil yaparken yorumlarını da katarlar ki o zaman işin içinden çıkmak daha da müşkül olur. Mesela Allah’ın eli deniyor. Allah’ın eli dendiği zaman Allah’ın eli olduğu anlamı çıkmaz. Allah’ın kudreti anlamı çıkarılmalıdır.

      Benim size mukabele etmem terbiyesizliğiniz sebebiyledir. Bir din hizmetkarına iftira atıp kendi ve de indi görüşlerinizi yutturmaya kalkıyorsunuz. Sonra hangi hadise aykırı söz etmişimiş. Cevap yok. Sallamışsın. Gaybi ve istikbale ait haberlerin açık ve net olması “Gaybı ancak Allah bilir” hükmü gereğince büyük zatlar çekinmişlerdir. Müteşebihata başvururlar. Yani benzetme, misal ve mecazla ifade ederler.

      Hz. Peygamberin buyurduğu “Mehdi gelecek. O Hz. Ali’nin evladıdır. Horasan’da gelecek kavmin içinden çıkacak. O dünyaya hükmedecek. Zuhur tarihi ise son Halife sultanın Şam’da toprağa verildiği yıl olacak.” Her hakimiyetin 3 aşaması olur. Doğuş, serpilişi ve hakimiyet. Bediüzzaman bunları iman-hayat-şeriat olarak ifade etmiş. Dinsizleştirilen bir kavme önce iman öğretilir. Sonra inanmayı yaşamak, daha sonra da hakimiyet gelir. Bu da 100 yıldır. Bediüzzaman’ın bir talebesi bir hadisin riyazi hesabını yapmış. Bu fasılların da tarihleri de şöyle. 1902-1952-2002.
      Cenab-ı Allah Hz. Peygambere “Biz sana kevser verdik” buyurur. Bu havz-ı Kevserden başka dünyada Mekke-Şam-Kudüs-Bağdat-İstanbul’dur. İstanbul onun dünyaya teşrifindne aşağı yukara 700 yıl sonra verilmiş. Ve din Hz. Mehdi ve Mesih ile tamamlanırken fütuhatta da o zaman bitecek. Fetih Suresi bunu ifade eder. Bütün bunların izahını yapmak ne siz ne de sizin gibilerin işi değildir. Haber verilir. Olunca tevil edilir. Tevilin bir özelliği Arapça diline has mecaz, benzetme, cinas, teşbih gibi edebi usullere başvurulması. Dinin yarısı belki tamamı ahlaktır, edeptir, namustur. Dil uzatırsan, uzattıklarına karşı haddin bildirilir.

      Sil
    13. 2*Senin anlattıkların hikaye. Hz. Mesih'in bütün geliş gayesi bir karı ve çocuğa kavuşmak için mi, yoksa ümmetini şirkten kurtarmaya mı? Tevhidi yaymaya mı? Ahir zamanın en zor bilinecek ve teşhis edilecek zatı Hz. Mesih’tir. Çok üst düzeyde hatta çok alim ve evliyayı aşan ilim sahibi insanlar onu bilebilecek. Onun geleceği Kur’anda muhkem değil müteşabih ayetlerle bildirilmiş. Üstelik nüzulu kısım kısım olacak. 1945 sonrası 1960 sonrası, 1980 sonrası ve 2020 sonrası olmak üzere. Onun çalışması ile de H1456 tarihinde Hıristiyan Alemi’nde teslis terk edilecek Tevhid imanı zirve yapacak.

      İsrail deccalinin ortadan kaldırılmasında, Ayasofya’nın cami olmasında ve de en önemlisi ittihad-ı İslam için İslam devletleri arasındaki ihtilafın çözümünde cemaatiyle hizmet görecek. O bir batılı devletin içinde olacak. Ya ABD ya Avrupa. Yani karı ve çocuk peşinde koşmayacak. Hemen şehvet yatağını mukaddes vazifenin içine sokman aklının nerede olduğunu gösteriyor.

      Türk insanı cumhuriyet boyunca uyutulmuştur. Hem yatakta hem ayakta. Dünyada ne olup bittiğini bilmez. Bilmediği gibi bir iki cehl-i mürekkebin Araplardan aşırdığı rivayetleri piyasa sürmesiyle, dini ve imani hizmet Mehdi avcılığı veya totosuna çevrilmiştir. Ya şunda ya bunda, ya da helvacının kızında bilmecesine dönüştürülmüştür. Yazık. Züht ve takva sahibi bir zat, şöhretperest ve makamperest birine indirgeniyor. Siyasi makamlar ve partiler izafe ediliyor.

      Bu toprakların 3 nesli dinden habersiz dini bilmeden yetişti. Türk insanı dini eserlerle ancak 1950-1960'tan sonra bir kaç kitapla tanışabildi. Zaten alacak parası yoktu. Köylü idi. Nüfusun yüzde 80’i köyde yaşardı.. Şehirlere yeni yeni gelmiş eğitimsizdi. Gecekondularda maişet derdinde idi. Onların çocuğu biraz okudu. Peki bunca dini hizmet nasıl oldu?

      Sana bir hakikati anlatayım. Ne kadar cahil cühela palavralarıyla korkutulduğunu anlaman için. Demokrat Parti’nin uyandırdığı nesillerden bir bankacı 1970 yılında yazdığı bir eserde şunu anlattı: Her iki blokun alimleri (aralarında Einstein de var) bir araya gelir. 1950-52. Ve dünyanın karşı karşıya olduğu nükleer tehlikenin önlenmesi hususunda siyasetçilerin uyarılması ve nükleer bir savaşın önlenmesi için karar alır. Hem kapitalist hem de komünist alimler. Ve bundan muvaffak olurlar. Here iki taraf silahı üretir ama kullanmama konusunda anlaşır. Bir denge kurulur. Bu dengenin uluslararası politikada ismi “Dehşet Dengesi”

      Bu denge 1975 ve 1990 yılına kadar devam eder. Her iki dünya savaşının baş müsebbibi Siyonist çevrelerce yeni bir düzen kurulur. Küresel sermaye hakimiyeti. Başrolde ise Yahudi Henry Kissenger var. Tam bir Yahudi dehası. Önce komünizm tasfiye edilir. Kapitalist ülkeler tesir altına alınarak Neoliberal politikacılar iktidara getirilir. Ve kollar büyük İsrail için sıvanır. Yani deccaliyet yeni bir düzen getirir. Ve Yinon Planı (1984) gereği 3. Dünya savaşı için düğmeye basılır. Bak İsrail ne kadar rahat ve emniyet içinde. Hepimiz yussuf yussuf yaparken onlar gayet rahat. FETOŞ’a darbe bile yaptırdılar. Hangi akılsız ve mazisi silinmiş ahmaklar yüzünden.

      Sil
    14. 3* Üçüncü Dünya Savaşı ahir zamandaki 3 dünya savaşı arasında çarpışmaları en düşük yoğunluklu olanıdır. Onun da coğrafyası İslam Dünyası’dır. NATO bunu 1990 ‘da kabul etti. 3. Dünya Savaşı başlayalı tam tamına 25 yıl oldu. Dünya Savaşı demek dünya devletlerinin karıştığı bir savaştır.1991’de Körfez harekatı 40, devamı olan 2003’te Irak Operasyonu 20 devletin katılmasıyla oldu. Suriye olayına karışmayan devlet kalmadı. 3. Dünya Savaşı’nın finali Müslümanların Hermecüddin, batılıların Armagedon dediği İsrail’in ortadan kaldırılması ile bitecek. Ve dünya sulh-u umumiye kavuşacak. Mehdi-Mesih hizmetinin nihai neticesi budur. Sulh ve Tevhid. Bunu yapacak olan da Mehdi ve Mesih cemaatleridir. Bunun 4-5 yıl içinde ilk tesirleri görülecektir. İsrail 3-4 bin yıldır kohenler vasıtasiyle Tevrat’tan istihraç edip öğrendiği ve korkudan altına ettiği sebepten dolaylı yok edilecektir. Kendileri bunu biliyor. Hatta tarihini de. Onu gizlemek için takvimlerini sondan başa döndürdüler. Eğer neocon-siyonist uşağı FETÖ olması idi, Kur’an’ın ilk işareti 2017’dir.

      Şimdi uyutulan Türkler’in en büyük ayıbı okumaz. Kültürü kulaktan dolmadır. İlimleri de böyledir. Arapça bilmez, tefsirden anlamaz, dinini bilmez, fıkıhtan çakmaz ama herkes Mehdi uzmanı. Ama ehl-i tarikin geleneksel bilgileri marifetiyle arif olanlar vardır.

      Şimdi büyük evliya dünyanın geçmiş-gelmiş-gelecek halini bir arada görür. Geçmiş ve gelmiş için net bilgi verir. Amma istikbal için haberi “Gaybı Allah bilir” ayeti gereğince sembollerledir. Söyleyeceğini müteşabih olarak ifade eder. Bunlar da ancak vukuundan sonra tevil edilip anlaşılır.

      Bediüzzaman bir ilim adamıdır. Din alimi. Üstelik 33 ayet ile hizmeti işari olarak desteklenmiştir. Nakşi ve Kadiri aktabın desteğine sahiptir. Böyle zatlar vazifelerini yapar. Vazifelerinin kabulü hususunda Allah’ın vereceği makamı rıza gösterirler. Makam manyağı değildirler. Makam peşinde koşmazlar. İhlas sebebiyle bundan şiddetle kaçınırlar. Hatta red ederler.

      Şunu unutmayın “Mehdi’ye sen Mehdisin” denecek ama o inkar edecek. İkincisi ve en önemlisi herkes uykuda yani gaflette iken hizmetini yapıp gider de kimse bilemez. Ancak ve ancak nur-u iman sahipleri bilecek. Öyle olunca tufeyli ve küçük dünyalarının insanları ve eksik bilgileriyle donatılmış insanlar ona bilemeyecek. Mehdi’yi görecek ama tanımayacak.

      Hepsinden önemlisi şu. Süfyan’ın hüküm sürdüğü küfrün ortalığı kasıp kavurduğu bir zamanda yapılacak en akllı hareket Mehdi’ye zemin hazırlamaktır. O da sahih bir imana sahip olup namaz gibi bütün faraizi ifadır. Bunları yapmayanın Mehdi konusunu tartışması haram derecesinde mekruhtur.

      Sil
    15. StickandCode sizinle aynı fikirdeyim.Zaman en güzel ilaçtır.Sabredip nasibimiz kadar göreceğin. Bu tartışmanın bir çeşidini de ben yapmıştım ama değerli kardeşimizin bazı fikirlerini aşırı derecede savunmasını , kendi fikirlerininde tıpkı Risalei Nurdaki sözlere atfettiği gibi tartışmasız doğru olduğunu zannediyor. Yıllardır takip ediyorum henüz hiç bir konuda bırak hata yapmayı yanlış düşünebilirim cümlesini dahi okumadım !!! Derinlerde büyük bir ben en iyisini bilirim egosu besleniyor.

      Sil
    16. Yani şunu sorayım; Risale-i Nurun ne hizmeti var bugün? Göremediğimiz bir hizmetimi var? Gören var mı? Medreseler mi açıyor diğer kıtalara? Said nursi efendi bir hizmet yaptı, o zaman çok emeği geçti ama bitti. Alınır kitapları okunur en fazla, onu da isteyen alır okur. Gerek bile yoktur bir tarikata girdikten sonra. Sanki bir hizmeti o cemaat yapmış diğerleri yatmış gibi bir izlenim oluşmadı mı sizlerde de? Yazık. Gelelim hezeyanlarından en belirgin ve öne çıkanlarına...

      1)"Gaybi haberlerin hiçbiri olacağı sarih ifade etmez. Gerçek manayı da. Çünkü müteşabihattır."

      Sana cevabı imamı Azam hz.leri versin; "Kıyamet alametlerinin hepsinin, hadis-i şerifte bildirildiği gibi, zamanı gelince aynen gerçekleşeceğine inanırız"
      (Fıkh-ı ekber)
      Senin mezhebin ne bilemem tabi.

      2)“Mehdi gelecek. O Hz. Ali’nin evladıdır. Horasan’da gelecek kavmin içinden çıkacak. O dünyaya hükmedecek.
      Zuhur tarihi ise son Halife sultanın Şam’da toprağa verildiği yıl olacak."

      Horasandan çıkacak ordunun içinde eli olacaktır. Mehdi hz.leri Mekkede çıkacaktır.(çoğunluk rivayetler bu şekildedir) Son halifenin şamda toprağa verildiği yıl derken ben hiç öyle bir rivayet görmedim. Lütfen kaynağı ile paylaşınız.

      3)"Senin anlattıkların hikaye. Hz. Mesih'in bütün geliş gayesi bir karı ve çocuğa kavuşmak için mi, yoksa ümmetini şirkten kurtarmaya mı? Tevhidi yaymaya mı?"

      El cevap:(İsa, yere inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib]

      Bu da tevhid ile ilgili kısmı sadece bunu görüp diğeri yalandır demek hikayenin düz alasıdır;

      (Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ,İslam’dan başka şeyi yasak edecektir.) [Buhari]

      Devamı Var...

      Sil
    17. 4)"Ahir zamanın en zor bilinecek ve teşhis edilecek zatı Hz. Mesih’tir. Çok üst düzeyde hatta çok alim ve evliyayı aşan ilim sahibi insanlar onu bilebilecek."

      (On alamet çıkmadan kıyamet kopmaz. Biri İsa’nın gökten inmesidir.) [Müslim, E. Davud, Tirmizi, İbni Mace, Nesai, İ.Ahmed, Taberani, İ.Hibban, İ.Cerir]

      Yani bu nasıl bir alamet ki az bir azınlık dışında bilen yok. Adı üstünde alamet olması için aşikar olması lazım gelir. Biraz mantık lütfen.

      İsa benim yanıma gömülecektir. [Tirmizi]

      Kim gömdü mübarek sen mi gömdün? Kimse bilmeden ne ara gömdüler. Yoksa Resulullah sav.; çaktırmayın başka mana demek istedim mi diyor burada (sümme haşa, o bilmece gibi konuşmaz dediği hep haktır.)

      İsa (A.S), semadan nüzul edecek ve onun emirliğini itiraf edecektir.İsa (A.S)'ya ‘Bize namaz kıldır' denilecek, ancak O,‘Emir sizin içinizdedir' karşılığını vererek, ‘Bu, Allah'ın ümmeti Muhammede bir ikramıdır' diyecektir.

      Ne ara oldu bu?

      5)"...bir iki cehl-i mürekkebin Araplardan aşırdığı rivayetleri piyasa sürmesiyle, dini ve imani hizmet Mehdi avcılığı veya totosuna çevrilmiştir."

      Araplardan aşırdığı rivayetler ne demek dilinizden çıkanı kulağınız duysun. Kim aşırmış bunları? Alimlerimize ne cüretle cahil dersin? Asıl sizin rivayetlerden yüz çevirerek ürettiğiniz laflarla mı bu ümmet kurtulacak?

      Sil
    18. 6)"Şunu unutmayın “Mehdi’ye sen Mehdisin” denecek ama o inkar edecek. İkincisi ve en önemlisi herkes uykuda yani gaflette iken hizmetini yapıp gider de kimse bilemez."

      Gelelim en büyük hezeyana! Adnan Oktarın, Fethullahın nerelerden beslendiği daha net belli oluyor şimdi.

      (Yeryüzüne dört kişi malik oldu. İkisi mümin Zülkarneyn ile Süleyman idi. İkisi kâfir, Nemrud ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak, benim evladımdan biri yeryüzüne malik olacaktır.) [İ.Süyuti]

      İlmiyle malik olacak desen, hadisin öncesinde buyuruluyor ki;Süleyman ve Zülkarneyn gibi... Aklı olan anlar.

      (Medine halkından olan Mehdi, Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu evinden çıkarıp ona biat edecekler.) [Ebu Davud]

      Hani inkar edecekti Mehdi as? İşte tevazu ve o işin zorluğu gereği istemeden biatleri kabul edecekmiş!

      (Allahü teâlâ, kıyamet kopmadan önce, ehl-i beytimden birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle doluyken, onun zamanında adaletle dolar.) [Ebu Davud, İ. Ahmed, Tirmizi, Taberani, Ebu Nuaym, İbni Ebi Şeybe]

      Ne adı tutar ne babasının adı tutar. Ne onun zamanında dünya adaletle doldu.

      Durmak yok yola devam :) ;

      “Şam ehlinden, Bedir savaşçıları adedince insan (313 kişi) yanına gidecek ve Hz.Mehdi'yi Mekke'den çıkararak Safa'daki bir evde, kendisi istemediği halde ona biat edilecektir. Daha sonra Hz. Mehdi, onlara 2 rekat namaz kıldıracak ve
      Makam'ın yanında minbere çıkacaktır.”

      İbn Hacer el Heytemi Sahabe sözü olarak rivayet etmiştir.

      Bak biat edilecek buyuruluyor. Hatta biattan sonra hutbe okur diyor. Şimdi şam hutbesine gitmesin aklın, Makam'ın yanında diyor!

      “Rükün (Hacer-i Esved köşesi) ile Makam-ı İbrahim arasında Bedir savaşına katılanların sayısı kadar insan, bir adama (Mehdi‟ye) biat eder. Sonra Irak orduları (fırkaları) ve Şam abdalları (kendisine biat etmek üzere) gelirler.
      Sonra da Şam halkından oluşan bir ordu kendilerine savaş ilan eder ve ordu Beyda çölüne geldiğinde yere batırılır. Sonra Kureyş‟ten bir adam (Süfyani) onlara savaş açar ki dayıları Kelp kabilesindendir. İki taraf karşılaştığında Allah onları hezimete uğratır. Asıl zararlı çıkan, Kelb
      kabilesinin ganimetlerini kaçırandır.”

      Yani sadece 313 kişi değil.Bütün ümmet biat edecektir. Savaşlar olacaktır. Mehdi siyasi, askeri ve dini lider olacaktır.

      Halife, Müçtehit ve Veli olması; dini yönünü ve siyasi yönünü
      Komutan olması; askeri yönünü belli eder.

      “Hz. Mehdi, benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır ve yüzü sanki yıldız gibi nurludur. Sağ yanağında siyah bir ben bulunur. Üzerinde pamuktan iki cübbesi
      vardır. Kıyafeti, sanki Hz.Musa zamanındaki Beni İsrail'in kıyafetine benzer. Yer altındaki hazineleri çıkaracak ve şirk beldelerini fethedecektir.”

      Bu yazının amacı münakaşa değil delil ile konuşmaktır. Sallama sözler barındırmamaktadır. Okuyan kişiler bunun bilinciyle olsunlar.

      Sil
    19. Risale-i Nurun ne hizmeti var bugün?
      Artık bu sözü Allaha havale ediyoruz.
      Ahrette elbet herkes elindeki ile Hakkın huzurunda muaheze olunacağız. İslam cemaatlerini birbirini iptale başladığı zaman felaket çabuk geliyor demektir. 15 Temmuz gecesi başarsalardı hiç bir cemaat bunu tartışıyor olamayacaktı.
      Müspet hareket ve kendi cemaatinin muhabbeti asıl olmalıdır.

      Sil
    20. Mustafa ağabey, sana saygım sonsuz. Bizi burada toparlayan bir ağabey gibisin. Yazdığın cevap karşısında, söylediğim sözü izah etme gereği duydum. Çünkü muhatabım olan kişi tamamen diğer tarikatların sözlerini, velilerini vs. bir tarafa koymuş (hiç yok öyle bir şey demesin, bir 40 kişiyiz birbirimizi de iyi biliriz) sanki şu anda inanılmaz bir hizmet hareketi var dünya çapında, resmen Mehdiyetin safhalarından 2 mi 3 mü neyse o yaşanıyor ve durdurulamıyor gibi bir izlenim oluşturuyor. Aslında tarikatların yaptığı hizmetin 10 da 1'i belki yapılıyordur nur cemaatleri tarafından. Ben hizmet mi var derken sıfır hizmet demek istemedim. Zamanında bir hizmet olmuş ama o devir kapandı artık. Ama sanki o zaman da tek hizmet yapan bu cemaatmiş gibi bir izlenim veriliyor. Şu anda da aynı şekilde devam ediyor gibi bir izlenim veriliyor. Mürşitsiz bir yere kadardır bunu bilmeyen yoktur. Ama bunlara göre mürşitler artık bittiği için o görevi bunlar almış gibi bir hava estiriliyor. Aslında realite de alakası dahi yok. Kendilerine dev aynasında bakan bu kişiler eğer ki sohbetlerinde Mehdi as. ile ilgili bahisleri bu şekilde anlatıyorlarsa Allah hidayet versin. Yoksa bir iman kurtaran, en hayırlı işi yapmıştır. Zaten bugünün tarikatları da iman kurtarma işini yapmaktadırlar eski tarikatlar gibi yaşanan zuhuratlar azalmıştır ta ki mehdi as gelene kadar. Bu harekete gönül vermiş kişiler laflarımı yanlış anlamışlarsa özür dilerim. Allah her cemaatin tarikatın tesirini artırsın. Hiç birisine sadece hak olan biziz diğerleri nakıstır düşüncesi vermesin. Amin.

      Sil
    21. Bu arada beni sapık şehvetli vs. İsa'yı da as. bu işe karıştırdı gibi söylemlerine de cevap yazmıştım ama Mustafa ağabey onları kesmiş galiba. Neyse biz yine de hüsn-ü zan besleyelim.

      Sil
    22. Ehl-i sünnet dairesinde hizmet gören hayatta ve mematta bütün islam büyüklerine saygılıyız. Onlara dua ediyoruz. Onların dualarını istirham ediyoruz. Tarikatler islamın ruhudur. Burada tek ricam müslümanların kendi cemaatlerinin güzelliklerini yaysınlar ama başkalarının yanlışlarıyla uğraşmasınlar. Ben de bu blogdan hesaba çekileceğim. Sen müslümanların kavga alanı olmaya neden sebeb verdin denildiğinde ne diyeceğim.
      Kardeşlerim biraz dikkatli olursa hiç bir sorun yok.

      Sil
    23. 1*Sen Müslüman olmanın gereklerini uyma noktasında titiz olmalısın. İslam’da herkes iman ve İslam esaslarına kesin kes uymak durumundadır. Ama meslek ve meşrebi farklı olur. Ama “mü’minler kardeştir” ayeti gereğince uhuvvete azami itina gösterilmeli. Hele ki büyük bir İslam alimine. Sonra dini yaşamak için aynı düşünceye, semte, beldeye sahip mü’minler cemaatleşir. Din de bunu emreder. Takip edilen yol esasta bir olmakla birlikte esmanın farklılığı ile meslek ve meşrep farklı olabiliyor. Farklı olur ama aşağıda izah edeceğim vahye değil felsefeye dayalı batı medeniyetinin bir esası olan cidali esas yaparak mü’minler arasında tefrikaya sebep olmaya dinde izin verilmez. Muavenet yani yardımlaşma vardır. Bir tehlike anında herkes ittihad eder ve karşı koyar. Sen batılı düsturlarla mücehhez bir kafayla İslam caddesinde yürüyemezsin.

      Bediüzzaman Sözler adlı eserinde batı medeniyetini şöyle tarif eder. (Batı medeniyetinin) 1. Nokta-i istinadı: Kuvvettir. 2. Hedefi: Menfaattır. 3. Düstur-u hayatı: Cidaldir (mücâdele). 4. Cemaatlerin âbıtası (bağı): Unsuriyet (kavmiyetçilik), menfî milliyettir. 5. Semerâtı: Hevesât-ı nefsiyeyi tatmin, hâcât-ı beşeriyeyi tezyîd ve teshîldir (kolaylaştırmak).

      “Bu esaslar ne getirir. Kuvvetin şe’ni (gereği) tecâvüzdür. Menfaatin şe’ni her arzuya kâfi gelmediğinden üstünde boğuşmaktır. Düstur-u cidalin şe’ni çarpışmaktır. Unsuriyetin şe’ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan tecâvüzdür. İşte bu hikmettendir ki, beşeriyetin saadeti selbolmuştur."

      Ya İslam medeniyetinde yani Kur’an medeniyeti nasıl? Devam edelim: “Amma, hikmet-i Kur'âniye ise:"Nokta-i istinadı, kuvvete bedel hakkı kabûl eder. Gâye’de menfaate bedel, fazîlet ve rıza-yı İlâhîyi kabul eder. Hayatta düstûr-u cidâl yerine, düstûr-u teâvünü esas tutar. Cemaatlerin râbıtalarında unsuriyet milliyet yerine râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî kabul eder.

      “Gâyâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecâvüzâtına sed çekip, ruhu maâliyâta teşvîk ve hissiyât-ı ulviyesini tatmîn eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevkedip, insan eder.
      “Hakkın şe’ni ittifaktır. Faziletin şe’ni tesânüddür. Düstur-u teâvünün şe’ni birbirinin imdanına yetişmektir. Dinin şe’ni uhuvvettir, incizabtır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe’ni saadet-i dâreyndir.” (Sözler)

      Böyle olunca cemaatler, tarikatlar, dini gruplar arasında esasta dayanışma ve yardımlaşma ve ittifak esastır. Birbiriyle çekişme, yarış halinde olmaz. Tenkid aşağılama terbiyesizce söler edilmez. Herkes hak bildiği yol yürür. Ama esasta müttefik ve müttehiddir. Ve uhuvvet sırrıyla kardeştir.

      Sil
    24. 2* Kimse Risale-i Nur’u okusun diye zorlanmıyor. Ahir zamanda küfr-ü mutlakın hakimiyeti üzerine Kur’an’ın arşından gelen manevi mucizevi bir eserdir. Manevi cihadı esas alır, zor kullanmayı Kur'an'ın emri ile red eder. Kur’an onu 33 ayet ile işari olarak destekler. 11. Şua’ya bak. Çünkü en büyük fitneye karşı o koyacaktır. Ya diğer İslami cemaat ve tarikler? Onlara da takviye olup destek verecektir. Bir kural vardır. "Her şeyi maddede arayanların akılları gözündedir, göz ise maneviyatta kördür” kaidesi gereğince kör olanların manevi bir hizmeti değerlendirme ve hüküm verme hakkı ve sözü olamaz.

      Bandrol uygulaması başladığından beri ki bu 20 yıldır. Satılan risale sayısı bir rekordur. Resmi kayıtlara göre 28 milyon. Bu rakam 2 sene öncesine aittir. Yani Risale-i Nur’un 30 milyon kitabı Türk insanına ulaşmış ve tesirin icra etmiştir. Ya 1930-1995 arası ne kadar elle yazıldı veya basıldı.

      Bediüzzaman Kur’an’ı tarif ederken onun bütün meslek ve meşrepleri evliya ve tarikleri kapsadığını şöyle belirtir: “Bütün evliyâ ve sıddîkîn ve ürefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risâle ibraz eden mukaddes bir kütüphâne hükmünde bir kitâb-ı semâvîdir.”

      Yani bütün dini ekoller, tarikatlar, cemaatler Kur’an’dan cevaz almış ve Kur’an yolundadır. Ve bunlar birbiriyle mücadele etmez ve tenakuza düşmez. Çünkü ona dayanır. Aksini iddia etmek ve çarpıştırmak münafıklıktır.

      Senin hatan nedir? Gavur medeniyetinin esaslarından biri olan cidal yani didişmeyi esas alarak, "Bediüzzaman hatalı, onun yerine şuna uy deme" hakkın olamaz. Bu münafıklıktır. Bu anarşizm kokuyor.

      Kur’an’ı tarifi ile İslam’da 3 ana meslek vardır. Birisi tasavvuf. İkincisi İlm-i kelam. Üçüncüsü ise Velayet-i Kübra. Yani veraset-i Nübüvvet ve cadde-i Kübra olarak ifade edilen sahabe, asfiya, müceddidler yoludur. Ki Mehdi bu sınıfa dahildir. Son velayet-i kübra sahibi ve müceddit. Risale-i Nur, Mehdi şahs-ı manevisinin programı olması sebebiyle bu mesleğe dahildir.Bu mesleğin özelliği veraset-i Nübüvvet’ten gelen ve tarikat berzahına uğramadan zahirden hakikate geçen velilik mesleği. Bu meslekte, tasavvufun mesleği velayet-i suğrada görülen keşif ve keramet olmaz. Çünkü Kur’an’ın tarzına uygun olarak akıl, ilim, mantık, kalb ve maneviyat birlikte çalışır. Bu mesek sahabe mesleğidir. Sahabe mesleğinin devamıdır. Bu mesleğin başka önemli özellikleri Mektubat’ta vardır.

      Bu bahsettiğim 3 mesleğin dışında bunlarla çatışarak veya saparak hareket edenler ahir zamanda çok olacaktır. Bir nevi dinde anarşiye yol açacaktır. Senin gibi. Yardımlaşma yerine cidale yani boğuşmayı esas alarak. O kötü bu iyi demek fitne ve fesad başlangıcıdır.

      Sil
    25. 3*Düzensiz ve ilmi temeli olmayan dini bilgilere sahip olmak ahir zamanda çok görülecek ve nifaka yol açacak bir özelliktir. Dini bilmeden ahkam kesmek gibi. Mesela tevilin ne olduğunu, onun Kur’ani bir tabir olduğunu ve tevili en iyi yapacak olan Allah’ın olduğunu bilmeden tevili kendi indi görüşüne göre tenkid edersen ne olursun? Kur’an’a muhalif. Halbuki tevil Kur’anda şöyle izahıno buluyor:
      “Sana kitabı indiren de odur. O kitaptan bir kısmı muhkem âyetlerdir ki, onlar kitabın anasıdır; diğer bir kısmı da müteşabihattır. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için müteşabih olanın peşine takılır da onu kendince yorumlamaya uğraşır. Oysa onların tevilini (kesin yorumunu) Allah'tan başkası bilemez. İlimde rasih (derinlik sahibi) olanlar ise, 'Biz ona inandık; hepsi Rabbimizin katındandır' derler. Fakat bunu ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar” 3/7

      Kur’an’ın önemli sayıda müteşabih ayet vardır. Yani çokluk muhkem iken kesinlik ifade ederken bir hikmete binaen bazıları müteşabihtir. Mesela Hz. İsa’nın nüzulü Kur’an’da sarih olarak ifade edilmez. Ama işari olarak ve müteşabih olarak haberi verilir. Resulullah ise tevilen buna kesinlik kazandırır. Ama ne zaman geleceği konusunu müteşabih bırakır. Müteşabih ayetler aklı çalıştırmak, akla açık kapı bırakmak, taklidden kurtarmak içindir. Hakaik-i imaniye ve Kur’aniyye’de terakki içindir. Tabi aklı olana.

      Şimdi gelelim senin mesnetsiz itirazlarına 1. Gaybi haberi inkar eden yok. Onlar muhkem değildir. Muhkem olarak tefsir edilmez. Çünkü mana örtülüdür. Müteşabihtir. Tevil edilir. Onu de ancak vukuundan sonra tevil edebilirsiniz ya da bir rasih ilim sahibi bir müceddit tarafından. Burada gene sallamışsın.

      2.Mehdi’nin zuhuru konusunda ihtilaf yok. Ne zaman geleceği meselesi var. Horasan müteşabih bir tabirdir. Yani Horasanlılar gelecek ve Mehdiye hakimiyeti teslim edeceklerdir. Ne zaman 5 devlet sonra veya 5 Horasan devleti varken. Ve ahir zamanda Mehdi hükmünü icra edecektir. Onun da nasıl olduğu yani 3 vazifesi olduğu Risale-i Nur’da en mükemmel bir şekilde açıklanmıştır.

      3.Hz. Mesih’in evlenmesi değil ümmetini şirkten kurtarması önemlidir. Kişinin önceliği ne ise ona göre değerlendirme yapar. Yatak ise yatağı, tevhid ise tevihidi nazara verir. Kaldı ki evleneceği ve çocuğu olacağı tasavvuf evliyasının görüşüdür. Manevi alemde yani alem-i mesalde görülen ve ifade edilen bizim dünyamıza her zaman uymmaz. Rüyada görüp konuşanın ne demek istediği anlaşılamadığı gibi alem-i misalde görülen ve ifade edilen hususlar da öyledir. Ve onunla ilgili her şey müteşabih belirtilir. Kimdir Mesih? Dinde Mehdiye tabi olacak bir nebi değil, velayet sahibi bir zat olarak nüzulü edecek. Ve Mehdi gibi kimliği gizli olacak. Bediüzzaman, Hz. Mesih’in Mehdi’ye siyaset noktasında yardım edeceğini gayri münteşir mektuplarından bahseder. Hakim bir mesih. Yani siyasi gücü olan bir mesih. Mehdi’ye tabi olup ona yardımcı olacak. Nüzulu ise kısım kısımdır. Unutulmasın Hz. mesih semada bir nevi nuraniyet kesbeden bir bedenle yaşıyor. Nüzulü de böyle anlaşılmalı.

      Sil
    26. 4* Sıra geldi 4. maddene. Ahir zamanın hadiseleri hikmet-i ibhama ve sır-ı teklife tabidir. Medeni hayatın ve ilmin ve fennin geliştiği bir zamanda eski zamanın hükümleri cari olmayacağından bir avuç Mesih taraftarı, bir avuç Mehdi taraftarı hizmet edecek. Ve Fetih Suresi’nin sonunda açıklandığı üzere onların ektiği tohumlar filizlenecek ve birer güçlü ağaç haline alıp meyva verecek. Mehdi az bir kuvvetle külli bir hizmet yapacak. Yani ektiği tohumlar cemaat olarak bitecek ve şahs-ı manevi olarak hizmet edecek. "Her şeyi maddede arayanları akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür" olanlar bilemez bunu.

      5. Osmanlılar kılıçlı hakimiyeti olan bir devlettir. Kılıç üzerine olunca asayiş ve emniyet önem kazanır. Ahir zaman ahvali ile ilgili kitapların okunmasını bulundurulmasına asayiş için izin vermemiş. Bu ahir zamanla ilgili kitaplar Arap alimlerinin elinde kalmış. Osmanlı sonrası özellikle Mehdi meselesi Mehdicilerin gözünde önem kazanınca oralardan tercüme yapılarak gelişi güzel piyasaya sürüldü. Bir esas takip edilmedi. Üstüne üstlük Arapçaları beliğ ve fasih olmadığı için tam tercüme yapılamadı. Öyle olunca çok hata yapıldı. Milletin aklı karıştı. Herkes rivayet manyağı oldu.

      6. Bediüzzaman’ın bir sözü vardır. Eski hali muhal. Yani eski tarz anlayış ve yaşayış Mehdi zamanında olmayacak. Eski zamanda vahşetin ve köylülüğün ve bedeviliğin olduğu bir zamanda insanlara galebe kılıç iledir. Medeni bir zamanda ise Kur’an’ın ispat, ilmi ve delil ile ikna tarzında olacağından Mehdi’nin hakimiyeti ve hizmeti manevi cihadla tevihidi yaymaktır. Hz. Peygamber harflerin onun okları olduğunu söylemiştir. Bu da ilmi eserlerle hizmet edeceğini anlatır. İnsanları katlederek, savaşlar yaparak değil. Savaşlar deccalieyetin ürünü olarak ahir zamanda cebbarların, diktatörlerin, kafirlerin özelliğidir. Onun için Mehdi-Mesih hizmeti sulhü sağlamak üzerine olacaktır. Silahlar gömülecek medeni hayatın gerekleri ile yaşanacak. Taş devri insanı ile 20. Yüzyıl insanı aynı mı? Hangisi medeniyet noktasında donanımlı?

      Zülkarnayn seddi eski zamanda maddi idi. Ahir zamanın seddi ise manevi olacağına işaret edilir. Set kelimesi sedden ve seddün olarak iki türlü okunmuştur. Sedden kelimesi maddi olan ve sonradan yapılan seddi ifade eder. Seddün ise iki anlamı vardır. Biri yaratılıştan dağ şeklinde olan sedler diğeri gözle görülmeyen manevi setler olarak tefsir edilmiştir. İnsanların kaplerinde vatanlarına, mukaddesatlarına onların değerlerine karşı bir düşmanlık meyli vardır. Ye’cüc ve me’cüc yani terör ve anarşi taifelerinde Maruf olarak kabul edilen bu manevi seddin densizlik ve imansızlıkla terk edilmesiyle ortadan kalkar. Yani manevi sedler yıkılır.

      Bediüzzamn terör ve anarşiyi yenmenin vazifesinin siyaset ve diplomasiye ait olmadığını dini yani manevi hizmete ait olduğunu belirtir. Dinsizlik zemini kurutulmadan anarşi ve terör bitmez. Öldürürsün, yenileri gelir.

      Sil
    27. 5*Müteşabih ve tevile muhtaç rivayetlerle yani onların dış manasına bakılarak yorum yapılması hatadır. Ahir zaman rivayetlerini nakledenler onlara yorumlarını katar. Şam’ın hilafet merkezi olduğu zaman yapılan rivaletlerde Şam’ın hep merkez kalacağını, kimi Bağdat’ı, kimi Medine’yi merkez saymış ve öyle kalacağını bilip öyle yorum yapmış. Bu yorum ahir zamanda nasıl tecelli etti. Hilafet İstanbul’da battı. Yani Anadolu topraklarında. Ve dini tahribat orada başladı. Mehdi bu topraklara gelir. O Halifetullah’tır. 5. Büyük Halifedir. O ve 90-100 yıl şahs-ı manevisi çalışır ve dini iman-hayat-şeriat ile ihya eder. İttihad-ı İslam üzerine Hilafet-i Muhammediye’yi inşa eder ve Mesih’in tevhidi Hıristiyan dünyasında yaymasına öncülük eder. Bunlar vahşet döneminin metodları olan zorla, kılıçla, siyasetle değil manevi cihad ile olur. Türkiye’de keyfi-cebri-askeri-küfri zihniyet dini yok etti. Kim geri getirdi. Senin deden ve baban olmasa gerek. Aklını çalıştıracaksın.

      Bu ülkede İslam deccali dini cemaatleri bile kullanarak hükmünü icra etti. En sona fetoş ile bunu gördük. Hak geldi batıl zail oldu diyen de. Sana tavsiyem 1918-2016 arasında olan olayları bir okuman ve araştırman.

      Rivayetler sizin işiniz değil. Onların dış manalarına bakarak hüküm veremezsiniz. Onlar müteşabihat. Ve rasih alimlerin işidir. Her asrın bir mücediddi vardır. Sen zamanın müceddidini bul. 13. Asırda kim müceddiddi. Çünkü o sondu.

      Hz. Ali Besmelenin işaret ile ve Kaside-i Ercuze’nin haber verdiği harf inkılabı ihbarı ile en önemlisi Hz. Peygamber’in son zayıf halifenin Şam’da toprağa verildiği tarihin işareti ile 20. Yüzyılda, en karanlık ve küfri çağ yaşanır. O çağda Deccal-Süfyan-Mehdi-Mesih herkes vardı.

      1984 yılında Avrupalı kardinaller ne kararı aldı: “Tanrıya Müslümanlar gibi Allah diyelim, tevihidi kabul edelim” Kim o kararın açıklanmasın engelledi. Yüzyıllar sona Vatikan Konsülü toplanıp 1962’de İslam’ın kurtuluş yolu olduğunu niçin kabul etti? Niçin bayramlarımızı kutlamaya başladılar. Acaba Mesih veya cemaatinin parmağı var mı?

      Din aklı olan içindir. Bediüzzaman’a dil uzatanın ya kalb ve aklında sapıklık vardır. Ya da cahildir. Ya da terbiyesizdir. Sen 5. Şua’yı oku. Dikilitaş’ta 1926 ve 1946 arasında ne anteni vardı’ Ve o iki tarih arasında kim öldü ki Dikilitaş’tan bütün dünyaya Deccal öldü haberini verdi.

      Bütün kitaplar, dinler Hz. Pegyamberi haber verdi. O teşrif etti. 10 yıl ona sadece 40 kişi inandı. 10 yıl 40 kişi. İlk inanan da bir kadın. Çünkü Cenab-ı Allah Latif’tir. O isim gereği tedricilik esastır.

      Mehdi de gelir programı çizer ve gider sonra cemaati hizmet eder. Kim bilir? Niçin bilinmeyecek. O istense bir keramet gösterir herkes ona tabi olurdu. Münafıklar da. Demek ki, muvaffakiyet kesret-i etbada değil. Hikmet ve sebepler çerçevesinde 100 yılda. Daha doğrusu 90 yılda.

      Sil
    28. 1* StickandCode gibi gavur maslahları kullanarak ehl-i tarik yani ehl-ii tasavvufu savunanlar için tarikatın bazı ehl-i tarikin hizmet özelliklerini hatırlamakta fayda vardır. Tarikat asla ve kat’a dünyevi bir yol değildir. Akıl ve ilimle değil kalb ayağı ile manevi terakkiyi esas alır. Kalbi vasıta yapıp onu işleterek letaifi-i insaniyeyi harekete geçirip hakiki insan olmayı hedef alır. Bunun da en ilk önceliği terk-i dünyadır. Dünyadan el etek çekmektir. Tarikatın en önemli şartı ve neticesi ise ihlastır. Yani rıza-yı ilahiyi kazanmaktır. Bir manada gizli şirkten yani tevecch-ü insandan kaçınmak riya ve tasannu (yapmacık) gibi rezil hareketlerden uzak durmaktır. Ehl-i saltanat ve dünya ve siyasette ise teveccüh-ü nas esastır. Bu da kamil bir ehl-i tarik olmaya büyük manidir.
      Ehl-i tarik zikir ile elde ettiği teveccüh, huzur, niyet ile her adetini ibadet hükmüne geçirmeye gayret eder. İmanda inkişaf eder. Özellikle enaniyeti bırakmak, kibre düşmemek fahra yani övünmeye kalkışmamak ehl-i tarikin olmazsa olmazıdır. Çünkü takdirkarı nas değil Allah’tır.
      Bu StickandCode kalkmış tarikatının iman ve İslam’ın bütün hizmetleri yaptığın zannıyla başka meslek ve meşreplere dil uzatarak riyakarlığa, gizli şirk denen tevecchü nas-ı kazanmayı hedefliyor. Halbuki tarikatta en büyük esas teveccüh-ü İlahi ve rızayı kazanmaktır. Dünyevi emeller besleyerek tarikatçılık olmaz. Öyle ki, bir veli manevi terakki esnasında bazı halleri kendinden bilir ve gurura kapılırsa o makamdan sükut eder ve imtihanı kaybeder. Onun için ehl-i tarike bir başka gözle bakılır. Onlar ehl-i suffa gibidir.

      Osmanlı sonrası başlayan Süfyani dönemde batıl bir çok adet getirilmiştir. Bu hale niçin düşüldü? Niçin ehl-i tarik dinsiz felsefenin yayılmasını ve sosyal hayatı etkilemesini önleyemedi? Zikirhaneler kapatılıp dini tedrisat yasaklanırken, Kur’anlar cayır cayır herkesin önünde yakılırken, satışı yasaklanırken neredeydi? Çünkü onun manevi terakkiyi önceliyerek insanı insan-ı kamil yapmayı hedeflediğinden saltanat ve iktidarı ellerinde tutanlar mağlup olunca bunu önlemesi tarzı gereği mümkün değildi. O manevi bir terakkiyi maksat yapmıştı. İslam’ın siyasi ve sosyal hayatının hizmetkarları başka idi. Ve arkasından keyfi-cebri-küfri-skeri baskı gelince Süfyanizm baş gösterdi. Ona karşı çıkmak için artık bir başka cihad ehl-i çıkacaktı. İmanı ve İslam’ı ve şeriatı ihya edecek bir cihad tarzı. Bu Hz. Peygamber’in haberini verdiği yeni bir hizmete ihtiyaç hasıl olur. Bu Mehdi’nin başlatacağı manevi cihad olan Mehdiyet’in vazifesidir. İslam’ın sosyal hayatın her tabakasında, kalplerden ve akıllardan sökülünce ne yapılır. Dinsiz felsefenin imani tahribatı giderilir. İman esaslarının gereğini yapmak yani hayata geçirmeye. Bu hayat faslıdır. 50 sene sonra da Müslümanların ekilen tohumların filizlenmesi ile çoğalır ve hakimiyeti ele alır. Bu yapılırken hizmeti engellenen ehl-i tarik yeniden hayat bulur. Ve ittihad-ı İslam’a katkıda bulunarak inkıtaya uğrayan hizmetine kaldığı yerden devam edilir. Hırsız ve soyguncuyu engellemek polisin işidir. Ama harici düşman gelince Allah’ın askerlerine ve kumandanına ihtiyaç duyulur. O da Mehdi ve Mehdiyet olur. Osmanlı beylikti. Devlet oldu, sonra da hilafetin merkezi oldu. Kaç senede 100 yılda. Halifetullah Mehdi de böyle hizmet eder. 3 fasılda.

      Sil
    29. 2*Ehl-i velayet mazide bu zamanı alem-i misalde görüp bir şahıs gibi ifade etmişlerdir. Ve hizmeti Mehdiye mal etmişlerdir. Çünkü Mehdiyeti başlatan zat Hz. Mehdi’dir. Muhyiddini Arabi gibi bazı zatlar onun dünyaya gelişinin tarihi olarak 12. Yüzyıl mücediddi Mevlana Halid-i Bağdadi’nin dünyaya gelişinden 100 yıl sonra rastlayan tarihe işaret eder. 12. Asrın müceddidi ve ehl-i tasavvuf olan Mevlana Bağdadi dahi onun nereye geleceğini bilememiş. Çünkü yaşadığı dönemde İslami hakimiyet devam ediyordu. Arabi hazretleri doğum tarihi olarak hicri takvimin güneş yılı ile 1250 tarihini gösterir. Yani kamiri hicri tarih ile 1294 civarı. İmam Şa’rani Hazretleri gibi zatlar ise 1292-94 tarihini vermiştir. Bu aşağı yukarı 1978-1880’ tarihi civarına rast gelir. Yani Mehdi’nin 40 yaşında Islaha başlanacağına göre 1918 tarihlerinde eski tarz eğitim etkisinden kurtarılmaya başlanıyor. Ve Islah ameliyesi başlıyor. Sonrası ise hizmeti.

      O zaman ehl-i tarik neredeydi. Sultan Abdülhamid’in Şazeli Şeyhi dediği gibi: İslam deccalinin hurucunu engelleyememişti. Çünkü İslam ve iman tarlasını kurutulmuştu. Dinsiz felsefe deccale zemin hazırlamıştı. Ehl-i tarik mürid tarlasını kaybetmişti. Ve sonra toplumdan silinirler, yer altına girerler. Hizmetleri adeta gizlenir.

      Mehdi’nin hizmeti sonrası 1950’lerden sonra ehl-i tarik din ve vicdan hürriyetinin sağladığı ortam ile yeniden görülmeye başlarlar. Ve yeniden eski hizmetlerine dönmeleri ise Mehdiyet’in 90 yılından sonra hem tam serbestiyet kazanır, hem de Mehdiyetle ittifak derler iman ve İslam’ın hakimiyetini sağlamada hizmetleri olur. Tabi esas vazifeleri olan her adetlerini ubudiyete çevirerek ve dünyadan el etek çekerek. Teveccüh-ü nası değil İlahiyi hedef alırlar. Ama Mehdiyet’in getireceği velayet-i kübra tarzı hizmet ehl-i tarik olamayan iman ve İslam’ın her işinde takvayı gözetecek ve tevhidin cihana yayılmasında rol oynayacak.

      İhlas ve uhuvvet ahir zaman hizmetinin iki temel olmazsa olmazı ve rüknüdür. Onu kim bozarsa tokatı İlahi canipten yer. Cübbeli Ahmet Hoca komplo sonrası zindana atılırken kimsenin gıkı çıkmadı. Tıpkı bir zamanlar Mevlid okuyanların içeri tıkıldığı zaman gibi. Aradaki ortak sebep nedir? Şuursuzluk. Mehdi iman hizmeti ile bunu sağlar. İmanı olanın aksiyonu olur. Ondan sonra İslam ve şeriat gelir. Peki bu konuda neredeyiz. Bakın onu söylemem bu zamanda doğru olmaz. Biz süratle fecri sadıka gidiyoruz. 1 Kasım çok önemli mesajlar verdi. Ve o mesajlar sebebiyle 6 yıldır neocon-siyonist şebekei ile onun yerli uşakları bunu önlemeye çalışıyorlar. Ama “Allah nurunu tamamlayacak” değil mi? O da ittihad-ı İslam ile. İttihad-ı İslam’ı kim bozarsa ağır bir tokad yiyeceğini gadab-ı İlahi’den bekleriz. Ehl-i tarikin bütün şubeleri Mehdi’nin yani Mehdiyet’in müttefikidir. Fitne sokanlar şeytana yani Deccaliyete hizmet ediyordur.

      Sil
    30. Sizin hakikaten kendi söylediklerinize kalpten inandığınızı anlamış bulunduğumdan artık daha fazla uzatma gereği duymuyorum. Şu cevap verilecek iki-üç konuyu çok kısa yazayım ve ondan sonra selametle diyeceğim.

      Dinsizlik furyası yayılırken tarikatlar niye engelleyememiş bu akımı... Sanki said nursi efendinin yazdıkları bu furyayı engelledi gibi bir hava oluşmuş. Tarikatlar ne yaptıysa o da bir fazlasını yapmadı ya. Sizin keramet kendinden menkul herhalde. Şu an da dinsizlik o zamankinden daha büyük boyutlardadır ve artmaktadır.

      Diğer konu müteşabih ve muhkem ayetler. Kime göre neye göre ahir zaman hadislerini bu gruba koyacağız? İmam-ı Azamın sözünü zaten yazdım bu konuda. İmam-ı Rabbaninin beyanları ortadadır. Sizinki hariç herkesin görüşü hemen hemen aynıdır. Bu durumda hatalısınız. Muhkem ve müteşabih vardır fakat ; İsa as. evlenecek, bir oğlu olacak ve öldüğünde yanıma defnedilecek hadisi şerifini nasıl müteşabih dersin. Resmen tevil yolu ile inkara ediyorsunuz!! Tırmızi de yazıyor kaynağını veriyorum hala tasavvuf ehlinin rüyaları falan akıl almaz boyutta konuşmalar yapıyorsunuz. Sonra bana kafamın, amiyane tabirle, karı-kız işleriyle dolu olduğunu ve İsa as. 'ı bu işlere alet ettiğimi yazıyorsunuz. Yani ahlaksız olabilirim belki kafam hakikaten oradadır ama tutup İsa'yı as. bu işlere alet edecek kadar hayasız değilim. Herhalde yüz yüze söylenemeyecek bir lafı buradan rahatlıkla bana itham edebiliyorsunuz. Allah hidayet versin.

      En son olarak; onlarca kaynak hadisi şerife rağmen ki çoğunluğu müteşabih değil bunların, hepsini tevil etmek, tevil yoluyla inkardır. Uzunca yazınızda bir tane hadisi şerif göremedim ispat getireceğiniz. Benim aktardığım onlarca hadis, bir mana ifade etmiyor size göre ama sizin risalelerde yazanlar hepsi doğru. Neden? Çünkü Kuran'ın arşından indiğine inanıyorsunuz. Demek ki bir şeye bu şekilde inanılınca, peygamber bile bir şey dese onu eğip büküp, başka mana verme durumu ortaya çıkıyor. Allah muhafaza buyursun.

      Mehdi as. başka tarikat şeyhlerine göre de şahıstır ve sizin dediğiniz gibi bir laf ben ne işittim ne de duydum. Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz bu konuda. Daha fazla konuşmaya gerek yok. Çünkü sizin kaynağınız başka, benim kaynağım başka.

      ...Selametle deyip geçiyorum.

      Sil
    31. hz İsa gelecek haçı kıracak... ölecek peygamberimizin yanına defnedilecek.Hz Mehdi gelecek Hz İsa ile birlikte dünyaya hakim olacak... bunlarda müteşabih hiç bir konu yok.tevile de yer yok.bu icraatları yapmayan hiç kimse mehdide olamaz hz. İsa da olamaz.Bazıları teville müteşabihle birilerini mehdi ilan ediyor.ben bu yollaq atatürkü bile mehdi ilan edeni biliyorum.tevil yaparak herkes mehdi yapılabilir... hadisler sahihtir Peygamberimize hürmeten itibar edilmesi asıldır.arapların dedikodusu gibi söylemlere ve söyleyenlere itibar etmeyin.şu an İslama içerden ve dışardan öyle saldırı varki...özellikle kafire muhabbet beslemeyiniz...Said-i Nursi Hzretleri evliyalardandır.Kesinlikle Mehdi değildir.Onun da hataları günahları olmuştur.her hali masum değildir.Allah dostu olduğundan hürmet gereklidir.Mehdi bir kişidir,şahıstır,şuana kadar gelmemiştir,Hz İsa şahıstır şuana kadar inmemiştir... Bunların haricinde söylemlerde bulunanlar kendi düşüncelerini söylerler.delilleri teville yorarlar itibar edilmez.örneğin ben kendimi ecbetle ve teville mehdi ilan ederim (Allah'a sığınırım ve değilim)sorun birilerinin kendisini veya başkasını mehdi ilan etmesinde değildir.sorun daha büyüktür.Müslüman müslümana hakaret edemez.Hele evliyalara,Allah dostlarına hakaret edemez,küçümseyemez,Kimler eder ? herkes muhasebesini ona göre yapsın.Bu sitede Çokgüngör bu tarz alaycı,hakaretvari,aşağılayıcı tavırlara çok zaman girmiştir.Bu site yöneticisi ise buna çanak tutmuştur.ancak abdürrahime veya nur cemaatine ilişildiğinde ya yayınlamamış ya da uyarmıştır.Çokgüngör ise gördüğünüz gibi hala yazmakta ,baş köşe yazarı konumundadır.
      Ey İman edenler Allah'tan korkun ! 3-5 okuyucu kazanacağız sayfamızın ziyaretçi sayısı artacak,yazanalr bulunacak veya kendi düşüncelerimizi ve kendi cemaatimizi yücelteceğiz diye Allah'ın emirlerini çiğnemeyin.Allah'ın dostlarını aşağılayan,dalga ve alaya alanlara prim vermeyin.samimiyseniz...onların ellerini yakanıza yapıştırtmayın...

      Sil
    32. Kaynağı aklımda kalmamış ama hadisi şerifleri okurken görmüştüm aklımda kaldığı kadar ---deccale yardım eden müslümanlara bir grup gelerek sorar'' siz bunun deccal olduğunu bilmiyormusunuz ?'' - o müslümanlar derki ''evet biz biliyoruz ama onun yanında olarak menfaatleniyoruz,geçim sağlıyoruz'.

      deccalin tanınması veya mehdinin tanınması iman ve sınav sırrına aykırı değildir.sınav daha büyüktür.mehdi olduğunu bilirsin ama yanında olmakta canından malından eşinden çocuğundan makamından mevkiinden velhasıl herşeyden geçmek vardır.deccalin yanında olmakta ise cennet vari bir hayat vardır.Hz Mehdinin yanında olmak zordur her müslüman olamaz...deccali deccal olarak bilen her kimse de ona alenen karşısına geçemez... sınav sırrı buradadır... yoksa bilinmeyen bir şeyden ne sınav olur ne sorgu olur.Peygamberimizin Peygamber olduğunu hristiyanlar da yahudiler de hepsi biliyordu,kendi çocuklarını tanır gibi tanıyorlardı.Sınav tanınmasındadır.Pek azı hariç değişik nedenlerle (ırksal,varlıksal,nefissel.kibirsel..) kabul etmediler.Yoksa Peygamberimizde tanınmadan görevini yapar giderdi.Peygamberimizi önceki Peygamberler haber verdiler.Hz Mehdiden de jaber verdiler.Hz Ademden Peygamberimiz dahil tüm Peygamberler deccale karşı ümmetini uyarmıştır.(Hadis) tanınıp bilinmesi için.Sınav bilindikten sonra başlar,İmanın kuvveti o zaman açığa çıkar...selametle çokgüngör veyahut bu tarz yazılarla müslümanları ve evliyaları aşağılayan kimseler moralinizi bozmasın.Müslümanların çoğunluğu yanlışa düşmez çoğunluk ve ekseriyat karşı görüştedir.İnşaallah Hz Mehdi şahsen gelecektir.Zamanımızda çıkarsa Allah ona tabi olacak İman kuvvetini hepimize versin...

      Sil
    33. 1*Karşınızda nefsi veya meşrebi dev aynası olduğunuzun farkındayım. Size cevap vermiyorum. Yorumunu okuyup da şüpheye düşenlere bir hatırlatma ve aydınlatmadır. Siz ne biçim ehl-i tarsiniz ki, ihlas ve uhhuvveti bir yana bırakıp onu bunu küçümseyerek kendinize makam ihdas ediyorsunuz. Gayri müslim bir mü’min gibi davranıyorsunuz. Çünkü iman etmek başka, İslam’ı hatta ehl-i tarik meşrep olmak başka. Kibir ve övünme dinimizde yasaklanmıştır. Özellikli Kur’an ve iman hizmetinde olanlara. Ayrıca ehl-i tarikin böyle bir davranışı yani insanlarda meşrebine rağbet ettirme için başkasını küçümseme davranışı rıza-yı İlahi’yeye ve uhrevi maksada münafidir.

      1839’da ehl-i tarik neredeydi? Ya 1878’de. Hele ki 1909’da. Ne yaptılar da Osmanlı çöküşe geçti. Yetersiz kaldılar demiyorum. Onları aşan ve karşı çıkmalarına imkansız bir fitnenin karşısında şaşırıp, gelen deccalane cereyanın karşısında mazlumane dağıldılar. Bütün İslam ülkeleri işgale uğradı.

      Bu Hilafet biter cebabire yani deccaller gelir hadisinin ihbarıdır. Yani Hz. Peygamber kendinden sonraki dönemi 4’e ayırır. Dördüncüsünde (Raşid halifeler, ısırıcı halifeler-meliklerden sonra) decaller gelir. Öyle olunca artık İslam’ın hatta Hilafet-i Muhammediye’nin temsili Mehdi ve cemaatine geçer.

      Mehdi ve cemaatinin yani bir avuç insan Süfyan’ın keyfi-cebri-küfri-askeri hakimiyeti altında Kur’an ve iman hizmeti ile manevi cihada başlar. Onların vazifesi sadece çalışmaktır. Netice mutlak anlamda Allah’a ait olduğundan ism-i Hakim gereği onların ektiği tohumlar yeşerin ve koca bir orman olur. Bu olunca da din ve İslam ihya olur. Bu zamana mütealliktir. Asgari bir 23 seneye ihtiyaç var. Sonra 50 yıla ve artık Müslüman göğsünü gere gere “Müsülümanım” der ve dinini yaşar. Bunun da başlangıç tarihi 1952-2002.

      Bediüzzaman daha 1911 yılında gelen tehlikeyi görür ve Şam’da 100 kadar alimin de aralarında bulunduğu büyük bir cemaate verdiği ünlü Şam Hutbesi’nde gelecek 100 yılda olacak müjdeleri verirken çok önemli bir noktayı vurgular “Bu zamanda en büyük FARZ vazife ittihad-ı İslam’dır” der. Bu sağlanamadan geniş dairede yani siyasi ve sosyal alanda faaliyetler başarılı olmaz. İttihad olmayınca da Osmanlı batar. Devlet aynı iken rejim değişir. Ama maksad değişmez. Şimdi ittİhad zamanı. İttihad etmeyen her cemaate hizbüşşeytana yani deccalizme alet olma ihtimali var.

      Sil
    34. 2* Hal böyle olunca habbeyi kubbe yaparak veya kendinizi dev aynasında görerek ve nefsinizi aldatarak hizmet olmaz. Ahir zamanın hizmeti bellidir. Ama şahısları ve tarzı, hikmet-i ibham ve sırr-ı imtihan sebebiyle örtülüdür. Müteşabihat rivayetler bunu ifade eder. Müteşabih olmasının en büyük sebebi de “Gayb Allah’ın hükmü altında olması “ hakikatİdir. Gelecekte ne olacağı ilmi- İlhahi’nin emrine mütevakkıftır. O ne derse olur. Öyle ki bazen Levh-i Mahv Ispat, bazen Levh-i Mahfuz’da yazılı ancak şarta müteallik bir çok gaybi haber bazen ertelenir bazen de iptal olur.

      Böyle bir halde rivayetlerin hepsinin müteşabih olması ve ahvali ve zamanın örtülü olması tabiidir. Peygamber dahi kendisine bildirileni ya uslübu ile haber verir ya da bildirildiği gibi söyler. Ana tema doğrudur, teferruat gizlidir. Ehl-i ilim için yani rasih alimlerin dışında bazı zatlara ve ilim erbabına o hakikatler gösterilir. O hakikatler de kesin değil şarta ve hikmete tabidir.

      Mehdi bir tarikat şeyhi değildir. Ehl-i tarik de değildir. Hizmet tarzı da tasavvuf değildir. Velayet-i Kübra sahibi iki zatın Mesih ve Mehdi’nin böyle olması gerekir. Öyle olunca da hizmet şahs-ı maneviye ait olur, ki buna Al-i beyt seyyidleri dahildir, onların yapacağı hizmetin sonucu din ihya olur. Onların hizmet tarzı dinsiz felsefenin gereği olan cidal, menfaat, ırkçılık yoktur. İslam hakkı, fazileti, Allah’ın rızasını ve yardımlaşmayı esas alır. Böyle olunca bunun ahir zamana ait olan adabını ve usulünü de Mehdi ve cemaati önceliyecek ve örnek olacaktır. Mehdi Hz. Mesih’in öncüsü olduğu gibi ona iman noktasında imamet eder. Mesih ile Mehdi’nin nüzul ve zuhuru arasında 20 yıllık belki de 23 yıllık bir müddet var. Bir ayetin işaretine göre ise 35 yıl. Mehdi’nin başlatacağı hizmeti Mesih’in yani Mesihiyet’in tamamlamasının sebebi de budur. Mehdi hakimiyetinin şafağında bir kez daha devreye giren Mesih veya cemaati hayatı normalleştirir. Her ikisinin gayreti iman noktasında ümmetlerinin imanını tashih ve dini ihya ile hakimiyeti sağlamaktır.

      Böyle olunca artık evliya olmaktan çok mü’min yetiştirmek esas olur. Öyle ki bir kişinin imanını kurtarmak 10 kişiyi evliya ,yapmaktan daha önemli kazanacaktır.

      Şimdi Mesih’in veya cemaatinin devreye gireceği bir kritik zamandayız. Evliya kerameti diye verilen gaybi ihbarların tamamı olmuş ve bitmiştir. 1902-1922 arası için verilen ihbarları hala olacak diye bekleyen var ki bu da alem-i misali tam ihata edemeyen velilerin hallerini anlamamaktan doğuyor.


      Biz Bediüzzaman'a paye biçmeyiz. O hizmet proramının Risale-i Nur olduğunu belirtir. Bu cemaat de örgüt değildir, manevi bir şirket ve ekoldür. İman ve kur'an hizmetidir. Kişi evliya olmadan cennete girebilir, ama imansız asla. Onun için ahir zamanın iman fetvası Risalelere aittir. Onu kemalist devletin bütün bürokrasisi ve istihbaratı önleyememişken, konuşmak abestir.

      Sil
    35. Mehdi ve Mesih hakkında daha fazla konuşmayacağımı belirttim ama başka meseleler öne sürüyorsunuz, her cümleniz yolunuzu mu yansıtıyor yoksa sizi mi bilemiyorum. Verdiğiniz tarihlerde ümmetin aldığı darbelerde evliyalar, tarikatlar neredeydi gibi hadsiz bir cümle kurmak için dev aynasının; sanırım bilgisayar ekranı olması lazım gelir ki oraya bakıp yazasınız.

      Uhud savaşında birilerine o zaman neredeydiniz falan da diyecek misiniz?

      Cemel vakasında neredeydi filan?

      Moğol vakalarında?

      Yaşanılacak kaderin önüne geçilmez. Kimse şaşırmadı ve dağılmadı o zaman. Herkes kendi yöntemi ile hizmetine devam etti. Kaderde yazılıydı Osmanlının ve İslam ülkelerinin parçalanacağı bu kimsenin hatası yada başarısızlığı değildir. Adem ile Musa as.'ın konuşmasını okuyun.

      Her cevabınızda;"münafık gibi, gayri müslim gibi, yok sapık gibi, senin aklın nerede belli oluyor" vs. yahu ayıptır, hocanızın görüşünde hata olduğunu söyledik diye direkt olarak kafir ilan etmediğiniz kaldı bir! Kendinizden olmayanı bu şekilde mi görüyorsunuz? Fethullahçılar da; ağzınız da kuş tutsanız kendi hocalarını en büyük görmediğiniz müddetçe başkalarını hakir görürlerdi. Benim size cevap yazmam, sizin benim doğru olduğumu kabul etmenizi istemem falan değil. Size inanan olur da Allah korusun Mehdi as. huruç ettiğinde inanmaz, inkar eder, o zaman iman da fayda vermez ona inanmadın mı. Okuyan arkadaşlar, üstte onlarca hadis ve büyük alimlerin görüşü vardır, gerisi fasa fisodur. Ümmetin çoğunluğunun görüşü her zaman haklıdır. Sevad-ı Azamda sabit kalın, cadde-i kübranın görüşünden çıkmayın.

      Sil
    36. Sedat'a. Galbi haber alimine.
      Hz. Peygamber “kıyameti intizar ediniz” demiş. Yüzyıllar sonra olacak bir olayı ashabına yakında olacak gibi bekleyin demiş. Niçin böyle konuşmuş? Aradan 1400 sene geçti ama kıyamet gelmedi. Bu onun yanıldığı anlamına mı gelir? Hz. Peygamberin o sözü neyi ifade eder. “Kıyameti bekleyiniz”. Niçin böyle konuşmuş?

      Mesih gelecek demiş. Gelecek ama ne zaman gelecek? Haçı kıracak. 1.5 milyar Hıristiyan var. 1.5 milyar belki de daha fazla haç var. Onları tek tek kırmaya kalksa kıyamete kadar vakit yetmez.

      Mesih ne zaman gelecek? Deccal çıkınca. Yani büyük deccal. Yani Hıristiyanların dinini tahrib edecek deccal. Acaba 1955 yılında Pasifik’ten Avrupa’nın göbeğine kadar, Güney Amerika’ya kadar dünyanın üçte ikisi komünizm tehdidi ve hakimiyeti altında. Türkler’in yarısı da. Acaba o zaman Mesih niçin gelmedi?. O küfri cereyan nasıl yok oldu? Sizin gibi kahramanlar sayesinde mi? Yoksa allem-i cihanlar sayesinde mi?

      Acaba Türkiye’de kim komünizme zemin hazırladı. Hengi fikriyat. Kim imanı ve İslam’ı tahrip etti. Bir dönem gençliğin yarısı komünistti. Marksist-Leninist sürüsünden geçilmiyordu. Sonra Kürtlerden PKK da çıktı. Acaba bu kızıl tehlikeye kim zemin hazırladı. Sonra o komünist tehlikesine karşı kim çıktı? Nasıl mücadele etti. Onlara karşı emniyet ittifakını kim kurdu?

      Bakın müteşabih ve tevil sözünü Cenab-ı Allah kullanıyor. Resulü de ona tefsir ediyor. Al-i Beyt’in vazifesi de budur. Kehanet ile gaybi haber arasında ne fark var? Sonra Hadis ilmi var. Hadis Türkçe değil Arapça. Arapça çok fasih ve beliğ bir dil. Öyle ki ebedi alemin dili. Arapçada ifade zenginliği mecazla, teşbihle, misalle anlatılır. Her bir mana bir çok manaya gelir. Göçebe bir kavmin dili değil ki? Kıracak sözü mecazdır. Yani batıl bir inancın kaldıracak yerine tevhidi getirecek. Bunu kast ediyor. Nasıl yapacak onu. Havarileri gibi Kur’an’ın deyimiyle Allah’ın yardımcısı dar bir kadroyla. Mehdi de öyle. Talut gibi 313 kişi ile. Bedir Aslanları gibi. 161 yıla yayılan bir hizmeti var. Her ikisi şahs-ı manevi ile hizmet eder. Yani yeni bir içtihadla dini yeniler tecdid eder. Çünkü Mehdi müceddit. Evliya değil. Müceddid komünizm ve kemalizm gibi fitnelerin zuhuru zamanında gelir milli vicdan, fikir ve iman sahasında vazife görürler. Her asırda bir tane gelmiş. Sonuncusu 13. Asırda.

      Sonra sizin kafanızdaki tasavvura göre Mehdi ve Mesih gelmez. Onlara vazife verecek olan Allah’tır. İlahi bir sırrı var. İmtihan gereği dinsizliği yıkmak için geliyorlar. Yani keyfi-küfri-cebri-askeri deccallere karşı Kur’an ve iman hakikatleri ile vazife yapacaklar. Allah’a imanı ve şeriat-ı Muhammediye-ye hizmet edecekler. Kur’an’ın tarzı ile. İspat, delil ve ilimle. Evet Mehdi bir insan. Mesih ise 3. Kat semada yaşayan biri. Cebaril’in Dıhye kimliği ile geldiği gibi nüzul edecek ve hizmet edecek. Bu hizmet sizin ilminize ve kafa yapınıza göre değil. Kur’an’a göre.

      Hz. Peygamber "son zayıf halife Şam'da toprağa verilince Mehdi zuhur eder" demiş.Bu hadis. Her halde ilminizde bir açıklaması vardır. Malum her şeye siz karar veriyorsunuz.


      Sil
    37. haçı kıracaktan kasıt haç Hz İsanın çarmıha gerilişini simgeler.teslis inancını da simgeler.Hz İsa bunları kaldıracaktır.Hristiyan aleminde hala haç kullanılıyorsa hala 3 leme inanışı varsa Hz İsa gelmemiştir.Bu kadar basit mesele.Yoksa her haçı eline alacak kıracak mı dedik ? Peygamberimiz içkiyi yasaklandığını bildiği anda medinede her kes evindeki içkiyi sokaklara dökmüş.oluk oluk aktığı söylenir.Peygamberimiz her eve girip dökmemiş.Bazı olaylar saçma sapan yorumluyon.Şu kadar haç varmış da hepsini kıracak dendi mi ??? 25 Temmuz da Türkiye ve dünya gördü sen göremezsin.Göremeyeceksin.ilerde de göremeyeceksin.Çünki Allah kibirlilerin kalplerini mühürler.artık göremezler.gülenistler gibi....onlar da darbe yapacaklarına o kadar emindiler.ülke onlarındı...tankları uçakları askerleri vardı.Söz de halk sokağa bile çıkamaz imam avludan çıkıp camiye giremezdi...Söz konusu Allah'ın muradı olduğunda meyhaneden çıkan sarhoş aslan kesildi.tanklara da kurşunlarada uçaklara da kafa tuttular.Siz o kadar sayıya ,teknolojiye sebeplere tapıyorsunuz ki....Allah EKBER dir .Peygamberimizin haber verdiği her şey akla veya mantığa aykırı da olsa değil 313 kişi Hz Mehdi tek başına da çıksa kimse de olmasa haber verildiği şekilde gelecek görevini yapacak İslam dünyaya hakim olmadan gitmeyecektir.Hz İsa da haber verildiği şekilde gelecek aynen haber verilenleri yapacak gidecektir....Çokgüngör ilmin sıfır eğip büküp konuşuyorsun şeytanla kibirde yarışıyorsun...sadece şu kadarını söylüyüm ilmin şeytana yetişmez...kibirde onla yarışma...hz mehdi sence kimse düşünceni açıkla sağa sola hakaret etme,aşağılama.Senin sonun çok feci olacak Allah yerin dibine geçirir ihbarı var.Ona muhatapsın ama görmüyorsun.Şeytanla yarışıyorsun bu konuda benden bu kadar.uyardım mı uyardım sorumluluk benden gitti.sen yine sağa sola kibir ithaf edecek kendinde görmeyeceksin,kendi düşüncen dışındaki leri aşağılayacak Evliyalara dil uzatacaksın.Kalbin mühürlü senin.....Akıbetini görürüz ahirde...bu dünyada olmasa bile

      Sil
    38. Son halife Şamda toprağa verilince mehdi zuhur eder....yeryüzünde halife kalmaz...bunlar alametleridir.Peygamberimiz tarih vermemiş alametlerinden bahsetmiştir.Günümüzde dahi alametleri vuku bulmaktadır.o zaman olmuş bitmiş Mehdi illa o zaman veya bu gün çıkacak diye bir şey yok.Belki yarın haber verilen bir alameti daha vuku bulacak...Peygamberimiz ne söylemişse doğrudur vesselam.Her bir haber verdiği alamet çıktığı gibi Mehdi de aynen haber verdiği şekilde gelecektir.Haber verdiği görevleri yapacaktır...

      Sil
    39. Son halife Şamda toprağa verilince mehdi zuhur eder.

      Bu hadisin metnini verir misiniz? Daha önce de talep ettim ama gelmedi. Mustafa ağabey sizde biliyorsaniz yardımcı olursanız sevinirim.

      Sil
    40. StikandCode
      1* İslam Peygamberinin dünyadan ayrılmasından sonra onun tebliğ ettiği din 3 ana kolda yürüdü. Siyaset Hilafet ile, manevi-ruhi terakki ashab ve tabiin sonrası ehl-i tarik ile, üçüncü yol ise Mücedditler ve ehl-i ilim. Bunların çoğunda nazım rolü Al-i beyt üstlendi.

      Ehl-i tarikin ilk öncüleri ashabın ve tabiinin sahneden çekilmesinden sonra 3. asırdan sonra ortaya çıkmaya başladı. Çünkü ashap Hz. Peygamberin uygulamalarını bildiğinden manevi ihtiyaçlarını gideriyordu. İslam toprakları genişleyince bu ihtiyaç, sahabelerin sahneden çekilmesinden sonra ehl-i ilim (medrese) ve tarik (tekke) ile giderilmeye başlandı. Hilafet ise siyasi ve askeri ve idari işleri yürüttü. Herkes vazifesini bildi. Öyle ki mezheb imamı Ebu Hanife halifenin yani siyasetinin fetvacısı olmamak için zindanda ölümü tercih etti. Ya şimdi. Bir kısım ehl-i tarik şeyhlerinin bir gözü siyasette. “Herkese soruyorlar, bize sormuyorlar. Seçim zamanı gösteririz” havasındalar. Halbuki Ebu Vefa Hazretlerinin örneğinde olduğu gibi Fatih 3 kez kapısına gitmesine rağmen onu kabul etmedi. Bir sultanı huzura almadı. Neden acaba? Nerede Ebu Vefa nerede zamane şeyhleri.

      İslam sadece 300-400 yıl ilerici ve istikbali düşünerek ilerledi. Sonra 600 yıl duraklayıp idare etti. Ve sonra geriledi. 1222 yani 1808’de ise hakimiyeti kaybetmeye başladı. 20 yıl sonra Yeniçeri dağıtıldı. Sonra masonik ve garbçı siyaset ve askeriye devreye girdi. Ehl-i medrese ve tarikte de gerileme görüldü. Ve sonunda 1909 mağlubiyet geldi. Yıkım askeri ve siyasetle geldi. Yani dinsizlik o kanattan neşvünema buldu.

      Ehl-i medrese ve tekke de ihtiyacı karşılayamıyordu. Yetersiz kaldılar. Fatih’in zamanında din ve fen ilimleri birlikte okunurken, bir asır sonra Ebu Suud’un “Medreselerde tabii ilimleri okumaya gerek yoktur” fetvası önce taassubu sonra gerilemeyi getirdi. Öyle ki Sultan Abdülhamid’in zamanında medreseler fonksiyonunu tamamen yitirecek hale gelmişti. Tekkelerdeki gayri manevi olaylar ise ayyuka çıkmıştı. Ve ahir zaman fitnesi kapımızı çaldı.

      Dini eğitim yasak, tekke yasak. Medrese yasak, Kur’an yasak, ezan yasak. Sonra üstüne üstlük Marksizm-sosyalizmi, kapitalizm,liberalizmi de geldi. Ve sonra Allah Allah diyen kalmadı gibi bir hayat. Ta demokratlar gelinceye kadar.

      Sil
    41. 2* Mehdi'nin başlattığı hizmet Demokratlara dayanak oldu. Demokratlar, din hürriyeti ve serbestiyeti ve eğitimi noktasında devrim yaptılar. Tek parti zihniyetini tesirsiz bırakmaya çalıştılar.

      12. asrın müceddid Mevlana Halidi Bağdadi. Keşifle Mehdi’nin kendisinden sonra geleceğini anlar ve onu aratır. Bulunamayınca kendisi gider Mekke ve Medine’de onu arar. O aramadan tam 100 yıl sonra hilafet Mekke ve Medine’de değil İstanbul’da batar. O ehl-i tasavvuf idi. Niçin başka yerde aradı? Çünkü ahir zaman hizmetinin tarzı bambaşka idi. Ehl-i tariki aşıyordu. Ahir zaman eşhasının hizmeti veya tahribi biliniyor, ama eşhası sırr-ı teklif gereği gizli kalacak. Mehdi’yi tanıyacaklar. “Sen Mehdi’sin” denecek ama o kabul etmeyecek. “Mehdi değilim” diyecek?

      Öyle demesinin sebebi ne ola? Hikmeti ne ola? Çünkü o gösteriş budalası, şöhret düşkünü ve makam avcısı değildi. Kuru kalabalık ile hizmet etmeyeceğin için. Sonra siyasileri evhamlandırmamak için. Sonra o bir tarikat şeyhi değildir. Hizmeti hidayet-i kasd olduğundan tefekkür ve iz’ana dayandığından, cebri ve mecburi bir imanın kıymeti olmadığından kimliği gizli kalacaktır. Bilen bilecek bilmeyen beklemeye devam edecek. Onun vazifesini en iyi anlatan Risale-i Nur. Bu sitede bunları çok yazdık. Aç oku. 3 fasılda, merhalede aşamada Mehdiyet. Mehdi'nin hizmet programı budur. Menderes dönemi Mehdiyet'in 50 yıllık 2. faslının başladığı dönemdir. Zor ve meşakkatli bir dönemdi. 4 darbe oldu bir o kadar darbe tehlikesi atlatıldı. Ve ehl-i tarik o dönemde ayağa kalkmaya ortalıkta görünmeye başladı. 4 darbe irticayı önlemek için yapılmıştı. Ama başaramadılar. Hiçin?

      Ehl-i tarik edep ve haya ve terk-i dünya noktasında manevi duygularla beslendiğinden “Mü’minler kardeştir” ayetinin masaddakı olurlar. Başkalarına dil uzatmazlar. Uzatırlarsa bu onların ehl-i tarik olmadığını gösterir. Zaten ehl-i tarikin siyasete bulaşanları böyle olur. Ahir zaman fitnesi öyle bir fitnedir ki, sabah evinden çıkan mü’minin akşam evine bu vasfını kaybederek döneceği bir zamanda dini hizmet bir başka mahiyet alır. O da Mehdiyet. Mehdiyet’in hakimiyeti nisbetinde ehl-i iman nefes alır, hatta ehl-i tarkin de intibahına yol açar. İhlas yeniden, uhuvvet yeniden kuvvet bulur ki, bu olmadan geniş dairede hizmet olması beklenemez..

      Şimdi ise her cemaat ve ehl-i tarik siyasete bulaşmış vaziyette. Akılları fikirleri siyasette. Meanevi terakki yok. Giden son Osmanlı kökenli şeyhlerin yerine siyasete müştak şeyhler aldı. Müstesnaları var. Ehl-i tarikin bazı merkezleri gittiler derin devletin etkisiyle siyasete bulaşıp kurtuluşu orada aradılar. Onların siyasetçileri vardı. Yüzda 10-20 oy alarak milli bütünlüğün oyunu parçalamaya yaradılar.

      Deccal fitnesine uğramış bir milletten başka ne beklersiniz. Seyyid Kutup siyasal İslam'ın önde gelenlerindendi. 1966 yılında zindandan yazdığı bir mektupta bu yolun yanlış olduğunu dinin manevi tarafının nazara verilmesi gerektiğini yazdı. Mehdi’nin hizmet tarzını nazara veriyordu. Manevi hizmet.

      Sil
    42. Sedat'a
      Önce İslam deccali kim onu bulman lazım. Onu tanımadan Mehdi’yi nasıl bileceksin? İslam Deccali başa geçer. Ne zaman? İşin anahtarı deccal kim? Deccali bulunca Mehdi’yi de bulursun. Arapça'da bir kural var. Herşey zıddıyla kaim. Mehdi Deccali, Deccal Mehdi'yi hatıra getirir.

      Hadis: “Mehdi dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacak.”

      Hz. Peygamberin bir hadisi daha: “”İaşenizi ve hayatınızı temin eden (koruyan) ve mallarınızı devlet hazinesiyle güvenceye alan halifeniz (Abdülhamid) vefat ederse (1917) ve onu takiben beden ve siyaseten zayıf bir halife tayin edilirse (Vahdeddin 1918) iki sene sonra vazifeden atılırsa veya istifa ederse, (öldüğünde) Şam’da Mescid-i Dımeşk’in batısında hasıf gibi bir yere batmış mezara benzer bir yerde defnedilirse (1926), İşte o zaman Mehdi’nin zuhurunun alametidir”

      Hz Ali (ra) Besmele’nin harflerinin sonuna gelince Mehdi’nin çıkacağını söyler. Besmele 19 harf. Yani 19. Yüzyıl bitince Mehdi’nin yüzyılı olan 20. Yüzyılda zuhur eder. Ne yapacak? Kiminle yapacak? Nasıl yapacak? İşte bu sırr-ı imtihan sebebiyle herkes bilemeyecek. Geleceği tanınacağı yani herkes tarafından tanınacağı anlamı çıkmaz.

      Mehdi bir sirk çadırının sahibi değil ki, gelince ilan versin ben geldim deyip şov yapsın. Ne yapacaktı? Kur’an hakikatlerini açıklayacak. O bir hidayet cereyanı başlatır. Mehdi Hz. Peygamberin soyundan olmasına rağmen Arap asıllı olduğu da bilenemeyecek. Türklerin içinden çıkacak ve Türkler’den hiç ayrılmayacak. Bunların bildirilmesi başka, hizmetinin mahiyetinin ne olacağını bilmek başka.

      Sil
    43. Tarihteki son Osmanlı halifesi değil o. Hadiste bahsedilen, Mehdî'den önceki "devlet başkanı" anlamındaki halife. Bu da devlet gücü anlamında zayıf biri olacakmış. Buna göre bahsedilen kişi xııı. cum İhsanoğlu. İşğal altında cum seçilecek. Üstüne bir de 3 aylık kızıl komünist tertip Amerikancı askerî darbeyi de yiyince düşmüş hükmünde iyice zayıf etkisiz hale gelmiş olacak. İşte tam bu noktada Mehdî siyasi sürgünle Mekke'ye gidip Kabe'den çıkış yapacak. Hadisin anlattığı işte bu kontext.

      Sil
    44. Çokgüngör senin görüşüne göre mehdi veyahut mehdiyet veyahut şahsi manevisi herneyse görüşünü edeble İslam ahlakına uygun olarak yaz.Benim için MeHdinin kim olduğunun bir önemi yok.Said-i Nursi Hazretleri olmasıyla,Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri olmasıyla benim bir alıp veremediğim yok.Allah o evliyalardan ülkemizi eksik etmesin.Daha çok versin....Sana kızıyorum ama Allah için... kendi şahsi veya nefsi bir hesabım yok.
      Örnek son paragrafında ''Mehdi bir sirk çadırının sahibi değil ki...'' Şimdi hadislerde belirtilen ve bizim de iman ettiğimiz şekilde Hz Mehdi gelse sirk çadırının sahibi mi olacak ? bu nasıl bir anlatım nasıl bir usluptur.İlla ki görüşünü yazarken bir şekilde böyle alaycı ,hakaretvari,aşağılayıcı tabirler,söylemler kullanmak zorunda mısınız ?
      Sana göre geldi gitti eyvallah o senin düşüncen.Bana göre başkasına göre gelmedi.Kimisine göre Mehdi şudur başkasına göre budur....
      Ben Mehdiye inanıyorsam Hadis-i Şeriflerde geçtiği için inanıyorum.Ve hadisi şeriflerde bahsedilen şekliyle iman ediyorum.Yoksa şahsi bir düşüncem yok bu konuda Allah ve Resulü ne söylemişse doğrudur başka düşünceler beni bağlamaz...Allah dostlarına evliyalara dil uzatmayalım ,müslümanları incitmeyelim.Birliğe ihtiyaç var.Mehdi kimse kim .Ahirete inanan kimseler kul hakkından çekinirler.Hesabı var.Hele hakaret ettiğiniz cemaatlerse tüm cemaat bireylerinden, camiasından helallik dilemeniz gerekir.Bu mümkün değil ancak ahirete kalır. Bir cemaate mensup olanlara bağlı olduğu şeyhleri,hocaefendileri diğer cemaate,mensuplarına,müslümanlara hakaret edin,alaya alın,küçümseyin,kendinizi ve cemaatinizi yüceltin demez.(Hakiki İslami Cemaat veya tarikatlerinden bahsediyorum) İslam Müslümanlar arasında kardeşliği,birliği tesis etmiştir.Ayet-i Kerime ve Hadis-i şeriflerle sabittir...
      Mehdi hakkında benim görüşüm Hadis-i Şerifler de bize bildirilen şekliyledir.Nadiren de olsa tevil veyahut müteşabih rivayetler olsa da ana hatlarıyla ve çoğunlukla bildirildiği şekilde olacaktır.Şu ana kadar yeryüzüne gelip vefat eden ,haberimin olmadığı hiç kimse Mehdi değildir.Ne zaman çıkar nasıl çıkar o da benim işim değildir.Allah ne zaman dilerse o zaman çıkar....Ve inanıyorum ki zamanımızda çıksa ben ve mensubu bulunduğum topluluk haberdar oluruz ve hizmetinde bulunuruz İnşaallah....
      Hz Mehdi çıkana kadar Müslümanca yaşamak İslamın bizlere yüklemiş olduğu hizmet ve görevleri yapmakla yükümlüyüz....

      Sil
    45. Bütün rivayetlerde var. Mehdi "Ben Mehdiyim" demeyecek. "Sen Mehdisin" dendiğinde de inkar edecek. O şöhret ve gösteri veya makam düşkünü biri değil ki. Ehl-i takva ve ihlas sahibi. Makamları Allah verir. Mesele şu: Kim olduğu ancak nur-u iman ile bilinecek. Sonra hizmetin esası onun ama uygulayıcıların tamımı ehl-i iman ve İslam olacak. Çünkü bu zamanda vazife dindar Müslümanların üzerinedir.

      Küfrün zirve yaptığı bir zamanda Mehdi bir şahıs ne yapabilir. Külli bir azgınlığa külli bir karşı koyma esastır. O da Kur'un ve imanı iyi bilmekle olur. Dünyevi tasarımlı kafalar bunu anlayamaz. Mekke döneminin ahlak ve imanın vaz edildiği bir yerdi. Sonra Medine döneminde hayatın diğer bölümleri ile ilgili hükümleri geldi. 13 yıl iman ve ahlak talim edildi. Demek ki Mehdiyyetin yüzde 60 zamanı iman ve ahlak üzere olunacak.

      Mehdinin başlatacağı hidayet cereyanının ismi Mehdiyet. Yani Halifeler vardı dönemlerinin adı hilafetti. Hilafet bitti Mehdiyet dönemine girildi. Burada Mehdi'nin hizmet tarzı esastır. O da iman ve Kur'an hakikatleri ile ve de ittihad-ı İslam ile hizmettir. Bu şirket-i manevi hizmetidir. Sen de olabilirsin başkası da. Ama yol aynı.

      Müteşabih rivayetler üzerinden yani onun zahiri manası üzerinden giderek Mehdi beklenmez Mhehdi de gelmez. Gelir ama göremezsiniz. Çünkü sırr-ı imtihan var. Ebu Bekir ile Ebu Cehiller nasıl ayırt edilecek?

      Hadisler açın ve net değildir. Beliğ ve fasih bir dilin edebi ve Kur'ani açıklamasıdır. Mehdi gelecek, ama ona kim zemin hazırlayacak. Mesele bu.

      Sil
    46. https://www.youtube.com/watch?v=e6xH9pm5I0M

      Sil
  7. +1 yorumum,tarih kaymasından dolayı maksada uygun yerde ve konumda değildir.

    +1 yorumum,gerçek tarihine konduğunda stickandcode mahlaslı arkadaşın yazısına istinaden yapıldığı görülecektir...

    YanıtlaSil
  8. nacizane bir yorum da benden olsun.
    biz cemaatten olmayan müslümanlara, ''risalei nur''dan bahis açmak,onun ağır diliyle birşeyler anlatmak,dışarıdan bakıldığında küçümseme veya kibir belirtisi gibi görünmektedir.
    zira bu dil,ağır ve özel bir dildir.günlük kullanımda yeri yoktur.bu dili herkes biliyormuşcasına kullanmak, bizlere sıkıntı vermektedir.
    biz bu dili bilmiyoruz,açıkçası ilgimizi de çekmemektedir.

    risalei nuru,kendimizce haklı sebeplerle onaylamıyoruz ve takipçisi değiliz.
    ancak talebelerine ve bu öğretiye saygımız vardır.
    aynı saygıyı, bizlere de sizin göstermenizi bekliyoruz.
    bu saygının içine, biz nur talebesi olmayanlara risalei nur lisanı ile konu anlatılmaması da girmektedir.
    eğer gerçekten bir şeyler öğretmek niyetindeyseniz ''sizin dilinizle değil,bizim anlayacağımız dilde''anlatmalısınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye’de ne olmuştur? Dini inkar edilmiştir. Mazisi inkar edilmiştir. Ki M.Akif “Gelinin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” deme ihtiyacı duymuştur. Dili madara edilmiştir. Halkçılık adına ilim ve edebi lisan yok edilmiştir. Türk insanının algılama yani idrak, tefehhüm, ifade ve belagat noktasında yamyamlar kadar çapı vardır (Yabancı dil bilenler hariç). Türkçe’nin en çok kelime bulunan sözlüğündeki kelime sayısı 60 bin. Arapça’da 1 milyon, İngilizce’de 600 bin, Farsça’da 800 bin. Siz söyleyin Kur’an hakikatleri hangi dilde söylenirse daha tam olarak anlaşılır. İngilizce, Arapça ve Fars diliyle olur, ama cumhuriyet Türkçesi ile olmaz. Siz 100 yıl önceki devletin dilini bile anlamıyorsunuz. Niçin acaba? Hangi deccalin eseri bu.

      Risale-i Nur hakiki Türkçe’dir. Yani bu topraklardaki bin yıllık ilim dilinin lisanıyla telif edilmiştir. Kur’an tabirlerini Maşallah, biiznillah, nusretullah, baki cennet, muhabbetullah, şeriat, gibi tabiratı-ıstılahları kullanır. Böyle olunca ne yapılacaktı? Osmanlıca ile eser telif edilecekti. Hatta Bediüzzaman böylece Risale-i Nur’un hakiki Türkçe’nin yaşaması için bir hizmeti olacağını da belirtir. Böyle olunca Kur’an kelimelerinin cumhuriyet çocuklarına öğretilmesi için devrimbaz taifenin Türkçesi ile değil Müslüman Türk insanının diliyle telif edilmiştir.

      Risale-i Nur herkes için değildir. Ona muhtaç olanlar içindir. Ona muhtaç olanlar onu okur ve anlar. O bir ilim dilidir. Ayrıca avamın anlaması için çeşitli yerlerde ders yapılır, ki ilmi hakikatler anlaşılsın diye. Bir meslek sahibi olmak için ortalama 15 yıl okula gidiliyor. Da insanın Allah’ı 5 bin isim ve sıfatıyla ve hakikatleriyle ve de dinini öğrenmesi yani iman bahislerini öğrenmesi için 15 hafta veya 15 ay emek sarfetmesi zor olmasa gerek.

      Niçin herkes yabancı dil öğrenmek için paralar ve zaman harcıyor. Sonra şu var: Yabancı her hangi biri dili bilen bir Türk, bilmeyene göre algılama ve anlama gücü 10 misli daha fazladır. Çünkü cumhuriyet Türkçesi zayıf ve ifadesi çok kıt. 10 eylem veya hareket için bir kelime varken, diğer dillerde ise bir eylemi her nüansını ifade edecek 10 kelime var. Böyle olunca sizin gibileri bunu kibir sanar. Bu kibir değil cahille alim yani “bilenle bilmeyen bir olmaz” Bu ayettir. Sonra Müslüman Müslüman kibir tavrı alamaz. Kibir şeytanın özelliğidir. Dinimizde uhuvvet ve ittihad vardır. Farz derecesinde caridir. Bu kelimelerin anlamını biliyor musunuz?

      Yapacağınız bir şey anlama gücünüzü artırmak. Bediüzzaman kendilerine ilişenlere ihlas ve uhuvvet adına cevap verilmemisini tartışmaya girilmemesini tavsiye eder. Benim size cevabın ise Türkçe’yi anlama içindir. Hiçbir cumhuriyet ortaokul mezunu öğrenci, Osmanlı öğrencisinin sahip olduğu ilmi idrak seviyesine sahip değildir. Bunun ortadan kaldırılması lazım. Risale-i Nur bunu da sağlıyor. Sana kimse kibir taslamaz. Senin idrakin bunu sana söylüyor. Çünkü cumhuriyet çocuğusun. Önce Müslüman çocuğu ol.

      Dilimiz kim katletti? Ve onlara kim yalakalık yapıyor?

      Sil
    2. Risale-i Nur’u okuyup, hizmet etmek kimsenin tekelinde değildir. Kibir ve üstünlük taslamak da kimsenin haddi değildir. Hele ki bilgiçlik taslamak. Risaleler ümmetimin malıdır. Okuyan ve hizmet eden taleberir. Yani öğrenci. Okuyan herkesi hissesi yani payı var. Şimdi anlaşılamama konusundaki itirazların doğru olmadığı bizzat müellifinin ağzıyla vereceğim. Risaleler önce kendi nefsin için okunacak sonra etrafa anlatılacak. Bediüzzaman çocukların bile hissesi olduğunu ifade ediyor.

      “Her risalede herkesin hissesi var; fakat herkes herşeyini bilmek lâzım değildir.” (Barla Lahikası)
      “Hem benim tarz-ı ifadem, bu zamanın Türkçesine uygun gelmiyor. Bir parça dikkat ve teenni ister. Belki bunun da bir faydası ve hikmeti var” (Emirdağ Lahikası el yazması)

      “Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünkü ondaki iman-ı tahkiki ilimleri, başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin kut ve nurlarıdır. “(Emirdağ Lahikası)

      “Bu ehemmiyetli risalenin, herkes her bir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var. (Şualar)

      “Bu risalelerde bütün derin hakaik, temsilât vasıtasıyla, en âmi ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor. Halbuki o hakaikin çoğunu, büyük Âlimler "Tefhim edilmez" deyip, değil avâma, belki havassa da bildiremiyorlar.” (Mektubat)

      “Risale-i Nur, bütün tabakat-ı beşere hem medrese, hem mektep, hem kışla, hem hakim, hem hâkim olarak en âmi avamdan en ehass-ı havassa kadar ders verip talim ve terbiye etmesi bizce meşhurdur” (Kastamonu Lahikası)

      “Risâle-i Nur, Kur’ân âyetlerinin nurlu bir tefsiri: Baştan başa îman ve Tevhid hakîkatleriyle müberhen. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış. Müsbet ilimlerle mücehhez. Vesveseli şüphecileri iknâ ediyor. En avâmdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor.” (Tarihçe-i Hayat)

      “Risale-i Nur’daki âyetler, Kur’ân-ı Hakîmin en büyük mucizesi olan hususiyetleri kaybettirilmeden, büyük bir san’at ve maharetle Türkçemize tefsir edildiği için, Risale-i Nur’u kadın, erkek, memur ve esnaf, âlim ve filozof gibi her türlü halk tabakası okuyup anlayabiliyor. Kendi istidatları nisbetinde gördükleri istifadeler karşısında ona bir kat daha sarılıyorlar. Liseliler, üniversiteliler, profesörler, doçentler, filozoflar okuyorlar. Bu münevver sınıflar, fevkalâde istifade ettikleri gibi, Risale-i Nur’un harikulâdeliğini ve telif san’atındaki üstünlüğünü tasdik edip hayretler içerisinde bütün külliyatı okumak iştiyakına sahip oluyorlar." (Şualar)

      Sil
  9. Abdurrahim kardeşim daha öncede size ulaşmak için yazmıştım ama görünen o ki pek dönüş yapma tarafı değilsiniz yoğunlugunuz mutlaka vardır fakat biz istiyoruz ki İstanbul'daysanız sohbetlerinizie katılıp bazı mesaili direkt sizden duymak istiyoruz tabii uygun görürseniz ve İstanbul'da yaşıyorsanız.Özelden de cevaplayabilirsiniz Allah razı olsun hayırlı günler.

    YanıtlaSil
  10. üstad kendi zamanına dehşedli gelecek cereyan derken istikbale yönelikde fasılada konuşmuş..hadiselere birde buradan bakmak mümkün...ORTADOĞU EKSENLİ BEKLERKEN PASİFİKDE KELLİ FELLİ ZALİM DİĞER ZALİME HADDİ BİLDİRMEK İÇİN SİPERDE BEKLEDİĞİ UNUTULUYOR SANIRIM ASIL YIKIMIN MİMARI O İKİ ZALİM TOPLULUKTUR..

    YanıtlaSil
  11. http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/2105444-sira-ehlisunnete-geldi-demek-ki
    Türkiyede ehli sünnetin ana omurgası olan sufiler ve nurcular imha edilmeye çalışılıyorken biz de mehdi kimdir kim değildir diye birbirimizle boğuşuyoruz. Demek ki bu belayı hak ediyoruz. Gaybi zatların kim olduğu açıkça belli olsaydı zaten rivayetler açık ve net olurdu, yoruma gerek kalmazdı. Halbuki istenen bu zatların gizli kalması yalnızca ehlinin kim olduklarının bilmesidir. Muhtemelen mehdi ve mesih gibi zatlar gelip gittikten sonra yani vefatlarından sonra bile çoğu müslüman hala onları bekleyecek ve bir de bakarlar ki kıyamet kopmuş, herşey olmuş ve bitmiş olacak

    YanıtlaSil
  12. ahmet akgündüz hoca neden nurcuların ihraç ediliyor olmasına anlam verememiş soruyoruz neden ? madem hasan hoca ile birlikde rte yi ceh cah ilan ettiler

    YanıtlaSil
  13. risalei nurda haşiye 57 de tabiri yapılanlar ihtimalki sırası ayniyle yaşanablir Gaybi ALLAH bilir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fetoş fitnesinin istismara etmediği, kullanmadığı kurum, kuruluş, cemaat yoktur. Her hangi bir Nur talebesi bu örgütün bırakın diğer iğrenç tutumlarını, sadece 28 Şubat’taki hal ve tavırlarını gördükten sonra onlarla işbirliği yapıp aynı safta görünemezdi. Buna rağmen onlarla ittifak eden kim olursa olsun onlarla aynı muameleyi görür. Prof. Akgündüz ilim adamı olmasına rağmen, imkansızlıktan tam bilgi sahibi olmadığı meseleler için bazen insani hislerle hissi hareket edip uygunsuz laflar etti.
      Türkiye’de bütün İslam gruplar artık geçmiş karanlık dönemlerdeki muamelelere muhatap olmuyor. Özellikle iktidar tarafından layık oldukları iyi muameleyi görüyorlar. Tam bir hürriyet ve serbestiyete sahiptirler. Bu iktidar için merhum Mustafa Sungur diğer bazı partiler için sarf edilen ehvenüşşer denmesine karşı çıkarak “azam-ı hayır” değerlenmesinde bulunmuştur.

      57 Haşiye’nin dönemi ve şartları mazinin karanlık koridorlarında kaldı. Artık o devirde yaşamıyoruz. Bediüzzaman’ın desteklediği ahrarlar yani demokratlar için “Bunlar ilerde ittihad-ı İslam’a inkılap edecekler” dediğini Ak Parti ispatlamıştır. Şimdi Mehdiyet’in 3. Faslındayız. Geniş dairede hizmet zamanındayız. Necon-siyonist-neoliberal istihbarat şebekeleriyle işbirliği yapan enaniyet abidesi fetoş ve taifesinin aldattığı insanlar en son 17-25 Aralık fitnesinde uyanmadı ise başlarına ne gelirse müstahaktırlar. 2013 yılından beri Türkiye bu fetoş örgütü yüzünden uğradığı maddi zarar 400 milyara ulaştı.

      Nurcular 1971 yılından beri, Mehmed Şevket Eygi ise onların ne mal olduğunu 1980’lerin ortasından beri bilir ve üstü kapalı onlara dikkat çekerdi. Hatta 10 yıl önce bu ihanet şebekesi için şu satırları kaleme almıştı: “Amerika ve İsrail ülkemizdeki büyük bir dini cemaati kullanmaktadır. Maalesef bu cemaat pro-İsrail, Pro-Amerikan bir yol tutturmuştur. Milyonlarca dolar miktarında paralar ödenmektedir”


      Ki 2006'da neocon-siyonist çete ulusalcıları Ak Parti üzerine saldırtıp, fetoş güruhunu ise Ak Parti müdafii gösterip sersem salakları etrafına toplayıp devletin altı oyuyordu. Ve çok ayakta uyuyanlar gözlerini ancak 15 Temmuz gecesi açabildi.

      Onun için Prof. Akgündüz bile ihanet şebekesi ile işbirliği yapan Nurcu görünümlü bazı bürokrat ve akademisyenlere işten el çektirmesine ilk anda ne olduğunu anlayamamış ama gerçeği öğrenince sonradan oturup geçen hafta 5 gün bu fetoş güruhunun ihanetini döktürdü.

      Tehlike o kadar büyüktü ki, 15 Temmuz'da İslam’ın kalesi işgal ve bölünmeyi hıfz-ı İlahi ile kıl payı atlattı.

      Sil
  14. Arkadaşlar ihraç edilenler Nurcular değil.Veya diğer cemaatlerden ihraç edilen yok.Çok nadir olmakla birlikte solcusu,Nurcusu,Diğer cemaatçiler de ihraç ediliyor.Ancak bir şekilde onların da Fetö ile ilgili bağlantılar var en basiti menfaat temini için (tayin,kademe yüksetlme vs.) İhraç edilenler FETÖCÜ lerdir.Byloock adı altında FETÖCÜLERİN kullanmış olduğu proğram yükleyenler ihraç edilmekte...Diğer Cemaatleri hedef haline getirenler de bizzat fetöcüler ve bir kısım ergenekonvari görüşte olanlardır.Bunlar hem cemaatleri hükümete karşı,hem de hükümeti cemaatlere karşı dolduruşa getirip bu muhteşem birliği bozma niyetindeler...Şu ana kadar FETÖ cüler bu tür yaygara koparıyor bir de İslam karşıtı olan gruplar hükümeti cemaatlere karşı tehlikeymiş gibi göstermeye çalışıyor.İtibar etmeyelim.Allah'ın izniyle Tayyip Erdoğan durduğu müddetçe bu oyunlara gelinmez...Allah içimize fitne pompalayanların fitnesini boyunlarına geçirsin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ihraç edilenler nurcular veya diğer cemaatlar değil mi? Kendi gözlemlerime göre dindar her müslümanı cemaatçı ilan ediyorlar, tabi onlar nurcu, meşveret, okuyucu, yazıcı, zehra, nakşibendi, menzil, ismailağa, erenköy, iskenderpaşa, yahyalı, süleymancı vb. demeden hepsini fetöcü diye ihbar ediyorlar, bu kişilerin hakkında soruşturma açılıyor, eğer kendinin fetöcü değil de başka bir cemaatten olduğuna inandıramazsa atılıyor malesef. Şimdilik geri dönüş yolu da kapalı. Tabi bu arada kim kimi sevmiyorsa birbirlerini fetöcü diye ihbar ediyor. Her ihbar dikkate alınıyor. İftiraya uğrayan kendinin masum olduğunu ispat edemezse açığa alınıyor ve sonra atılıyor. Hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesi açıkça ihlal ediliyor. Suçlanan kişilere kendinin fetöcü olmadığını ispat et deniliyor. Gördüğüm kadarıyla atılanların yarısından fazlası masum kişiler. Ha dersane, asya finans, sızıntı, zaman vb. derseniz, bu kriterlere göre türkiyenin üçte biri fetöcü çıkar herhalde. Zamanında kim bunların dersanesine gitmedi, faizsiz diye bankalarına para yatırmadı, zorla yaptırdıkları zaman, sızıntı vb abonesi olmadı. Bunlardan tek birinin bile çıkması halinde kuvvetli şüphe sayılıyor. Kişi kendinin fetöcü olmadığını ispat etmezse atılıyor malesef

      Sil