.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Aralık 2015 Perşembe

MESİH(!)TEN ALLAH'A SIĞINMAK

Mehmet Ali BULUT / Haber 7
Bugün Suriye etrafında yaşanmakta olan siyasi, sosyal ve tarihi olayları doğru tahlil edebilmek, her ülkenin her halkın en önemli problemi haline gelmiş bulunuyor.
Olaylar henüz tam irtifasını kazanmamış olsa da kimlerin işe müdahil olduğu netleşiyor. Her ülke ve her toplum tabii ki dünya hadiselerini okuma mahareti kazanmış evlatları sayesinde- kendi eskatolojileri (kıyamet senaryoları) üzerinden meseleyi okumaya, anlamaya çalışıyorlar. Üç aşağı beş yukarı her ülke, Suriye etrafında yaşanmakta olan hadiselerin, dünyaya yeni bir düzen vermeyi amaçladığını artık görüyor. Olaylar sona erdiğinde, hangi devletlerin (hatta halkların)  “exs”, hangileri “out”, hangileri “in” olacak veya hangileri birinci ligde kalacak hangileri küme düşecek veya birinci lige çıkacak belirlenmiş olur… Ve sonunda “dağın kalbi” (gerçek küresel güç) kimin elinde kalacak göreceğiz!
Hobitler ve Yüzüklerin Efendisi filmlerinin senaryosunu yazan, senaristin, ezoteriği iyi bildiği ve Tevrat eksenli bir kıyamet senaryosunu (Yahudi Eskatolojisini)  esas aldığı görülüyor. O senaryoyu yazanlarla şu savaşı planlayanlar aynı eller. Dolayısıyla denilebilir ki o senaryonun bir tatbikatı olacak şu büyük savaşın, “vatanını arayan cüceler ”in amacına (yani arz-ı mevudu isteyen Siyonistlerin dünya krallığını kurma amacına) hizmet edeceğini umuyorlar. Bugün Arkeoloji diye bilinen bilim, nasıl ki Tevrat’ta adları geçen şehir ve coğrafyaların gerçekliğini ispat etmek için yola koyulmuşsa, şu Yüzüklerin Efendisi serisi de insanları, Tevrat’ın ön gördüğü eskatolojiye inandırmak için kurgulanmış…  
Filmin ana konusunu hatırlayın. Bir yerde büyük zenginlik ve servet içinde yaşayan Cüceler (senaryo sahiplerine göre Beni İsrail), krallarının altın ve iktidar hırsı (dünya hırsı) yüzünden tüm halkların öfkesini üstlerine çekmeleri sonucu, yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar. Dağın Kalbi denilen mücevher ve mağaralar dolusu altın Ejderhanın (Yani Yüzüklerin Efendisi olan İblis’in) kontrolüne geçer.
Bu arada elden ele dolaşan yüzük sembolü de şeytani iktidar hırsını temsil eder. Ona sahip olan, iktidar hırsına kapılan nerede ise insanlıktan çıkar. Uzun bir zaman geçer. (Nitekim Yahudilerin yurtlarından sürülmelerinin üzerinden iki bin sene geçtikten sonra gelip eski yurtlarında bir devlet kurdular. Şimdi tüm Ortadoğu’yu istiyorlar) 
Bu, anlattıklarım Yahudi eskatolojisidir. Onlara göre kıyamete doğru yeniden Yeryüzü Krallığını kurup tüm dünyaya hâkim olacaklar. (Cüceler= Yahudiler, yani en az olan ümmet) Gerçi bugün hakikaten yeryüzünün krallarıdırlar ama bununla yetinmiyorlar. Yani dünyanın en büyük beş ülkesi bütün güçleriyle onlara hizmet ediyor. Esasında öngörüleri bir parça tahakkuk da etmiş. Ama onlar illa da toprak istiyorlar. Tüm Ortadoğu’yu…
(Senaryoyu yazanlar “az olanlar” olarak Yahudileri almışlar ama yanılıyorlar. O son savaşta ez olanlar galip gelecek ya, bunu Yahidiler olarak yorumluyorlar. Hâlbuki “az”dan murat müminlerdir. Nitekim bir rivayette var, “İsa Deccalin ancak dizine gelir, ama onu öldürür” diye. Deccallin taraftarlarının çokluğu ve azametli heykelleri yanında inanların bir avuç olacağı ama gelip geleceğini böyle sembolize etmiş geçmiş nebiler) 
…..
Müslümanların da bir eskatolojisi var. Bize asla yalan çıkmamış nebinin verdiği ihbarâta göre biliyoruz ki, kıyamete doğru Deccal çıkacak. Bu deccal yeryüzünde inkârı ulûhiyeti yayarak, beşeri tanrısından koparacak ve fitne yeryüzüne dağılacak. Zulüm ve adaletsizlik dünyayı saracak. İnsanoğlu Rabbine karşı nankörlükte had safhaya varacak. Haram olan her şey trend olacak. Bütün imkânlar ve medeniyet nefislerin doyurulmasına hizmet edecek. 
Bu hal insandaki hırsı azdırdıkça azdıracak ve dünya zir u zeber olacak.  (Nitekim bu inkârcı medeniyet, iki dünya savaşıyla, gayzını öyle bir kustu öyle bir kustu ki, bütün insanlık tarihi boyunca yaşanmış tüm savaşlarda kaybedilen canlar kadar insanı (100 milyon insanı) iki savaşta telef etti.)  İblisin ve onun hizmetkârları (siyaset, medya, sanat ve benzeri aracılar) tarafından sınırlarından taşırılmış insanlık, tam gemi azıya almışken, Müslümanlar içinde Mehdi çıkacak ve Deccal in İslamlar içinde yapmış olduğu tahribata dur diyecek. Mehdi en birinci vazifesi olan imanları takviye Müslümanları yeniden tevhit sancağı altında birleştirmeye kalkışınca
Deccal tüm imkânlarını devreye sokarak onu durdurmak isteyecek.  
Ancak bu kolay olmayacak. Çok zor ve çetin savaşlar yaşanacak. Bu savaşların arkasında Yahudiler olacak. O kadar büyük fitne çıkaracaklar ki sonunda taşlar bile onları ele verecek. Yahudi mağlup edilip kazınmadıkça fitne dinmeyecek. Bu savaşların en büyüğü ve en güçlüsü, insanların ekseriyetinin telef olacağı en büyük savaş (melahime savaşı) Amik ve Dabık ovalarında yaşanacak. Bu savaşlarda Müslümanlar büyük zayiat verecek.
Önceleri büyük kitleler halinde yurtlarını terk edep kaçacaklar. Kalıp direnenlerin hepsi şehit edilecek (ki o şehitler, ‘Afdaluşşüheda’ olacaklar).  Sonra dürt bir yandan müminler o bölgeye gelerek deccal ordularına karşı direnmeye başlayacaklar. Büyük acılar, mağlubiyetler ve kayıplar yaşandıktan sonra ehl-i beytten bir zat çıkacak, liderliği ele alıp dağınık haldeki Müslümanları toparlayarak yeniden saldırıya geçecek. Ve Deccal ordularını dağıtacak. Tam o anda Mesih çıkacak ve Mehdi’nin imdadına yetişecek. Mesih Deccalı öldürecek ve kırk yıl boyunca insanlık, tamamen kaybedilmiş adaleti yeniden tesis edecek ve kurtla kuzu birlikte yayılacak.
Sonra tekrar hızlı bir mağlubiyet dönemi gelecek ve yeryüzünde inanan kalmayacak. Kıyamet de kâfirlerin başına kopacak……
Evet, bu da bizim eskatolojimiz; yani Müslümanlara göre kıyamet öncesinde yaşanacaklar…
Bu tür meselelere üç şekilde bakılabilir. 
Birincisi; hiçbir eskatolojisi olmayan, yani bir ahiret senaryosu olmayanların bakışıdır. Onlar meydana gelen hadiselere dair bir ön bilgileri olmadığı için, gelişmeleri akıl ve teknik imkânları nispetinde değerlendirip ona göre bir karar verirler. O tür milletler, ayakaltında kalmaya mahkûmdurlar.
İkinci grup; meseleye iman noktasından bakar. Hiçbir tedbir almayı akıl etmez. İman etmiştir nasıl olsa o hadiseler olacak. Öylece gelişmeleri takip eder. Ama inanır. Geçmişten geleceğe bakar. Ve der ki madem haber verilmiştir öyleyse olacaktır. Kendisinin bir şey yapması gerektiğini düşünmez. Çoğu Müslüman bu kategoriye giriyor. Mehdinin geleceğini biliyor, Mesih’in geleceğine inanıyor. Ama onların ortaya çıkmalarını sağlayacak hadiseleri tahmin edemiyor. Dolayısıyla metinleri de tam okuyamıyor. Ancak hadise olup bittikten sonra “haa bu buymuş” diyor, diyebiliyor. 
Bu gurubun da pek olaylara müdahil olması düşünülemez. Yani birileri çıkıp o hadiselerin yapma olanlarını önlerine koysa, bunun gerçek olup olmadığını bilmez. Çünkü bu insanlar, sembol ve temsil dilinin kullanıldığı gaybi haberleri kendi zamanlarına aktarırken, bir arayüz dil kullanmak gerektiğini bilemezler.
Bu zamanda o hadiseleri nasıl anlamamız gerektiği konusunda en sağlıklı “arayüz dili” oluşturan Bediuzzamandır. Beşinci Şua, Mucizat-ı Ahmediye Risalesi(19. Söz), Emirdağ Lahikası ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi gibi eserlerinde Hz. Peygamberin geleceğe dair sözlerini bugün nasılanlamamız gerektiği hususunda ciddi açılımlar yapmıştır. Geleneksel islam düşüncesinden gelenlerin ona itirazlarının altında onun kullandığı bu arayüz dil var. İşta bakın etrafınıza onun dilini çözemeyenler hala şurada burada bir mehdinin çıkmasını bekliyorlar ve bu yüzden de Mehdilerden geçilmiyor. Oysa o, mehdileri dörde kadar çıkarıyor. Onun vazifelerini bir tek şahsın yapmasının mümkün olmadığını, bunun bir program olduğunu ve beli safhaları bulunduğunu tam günümüz diliyle aktarıyor.  Eskiden cemiyet ve cemaat fikri gelişmediği için, insanların kıyamet öncesinde çıkacak şahısları anlaşılmayacak şekilde tarif ettiklerini, dönemin teknik imkân ve vasıtalarını onların şahsî meziyeti saydıkları için hadiselerin gizlendiğini söylemiştir.  Mehdiyetin asıl görevinin, imanları kurtarmak ve takviye etmek olduğunu da hatırlatan Bediuzzaman, milletin asıl Mehdi ile beklediği (askeri alanda çıkacak) eli kılıçlı mehdiyi birbirine karıştırdığını izah ediyor… 
Ama Müslümanlar olarak biz kendi eskatolojimizi tam anlayamadığımız için bugün islam dünyası mehdilerden yıkılıyor. Oysa hem mehdi (as) hem İsa (as) kendileri bile başlangıçta o şahıs olduklarını bilmeyecekler.
Hadiseler olup bittikten sonra müminler iman ferasetiyle bilecekler ki o Mehdi imiş veya İsa imiş.
O yüzden diyebilirim ki Müslümanlar, kendilerine bildirilmiş hadiseleri önceden okumayı bilemedikleri için bugün, bunu bilen ve ona göre tedbir alanlara karşı zebun olmuş durumdalar.
Üçüncü grup ise, bugünde durmuş, geçmişin hadiselerine bakarak geleceği okuyan bir guruptur. Batının yaptığı ve hakkını da hakkıyla verdiği budur. Bizde metin bozumu geleneği yoktur. Yani elimizdeki metinleri yıkıp yeniden inşa etmek gibi bir gelenek olmadığı için, hadis metinlerini ve rivayetleri, ciddi manada çözüp yeniden inşa edemiyoruz. Ve dolayısıyla güne getiremiyoruz. 
Amma batı ve özellikle Tevrat etrafında gelişmiş gizemcilik, diyebilirim ki 40- 50 yıl dünyanın önünde gidiyorlar. Hadiseleri iyi okudukları için, ihbarları da iyi değerlendiriyorlar. 
Bugün DEAŞ, İŞİD, Taliban ve diğer tüm terör örgütleri, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP= Yahudilerin istediği arazileri, onların rahatlıkla alabilecekleri hale getirme projesi. Irak halledildi, <Nitekim, Matriks filminin ikincisinde Nebukadnezar gemisi Ziyona gelip sığındı>, Suriye tamamlanmak üzere, Mısır zaten kayığa bindirilmiş durumda, Arabistanın da yavaş yavaş başı ağrıtılmaya başlandı. Diğer küçük devletleri de zaten çantada keklik) sonra Türkiye ve Ürdün  ) çerçevesinde oluşturulmuş yapay örgütlerdir. Çoğunun da hadislerde yeri vardır. Adamlar, vakti geldiğinde ortaya çıkacağını sandığımız olayları önceden kurgulayıp bizim aleyhimize kullanmayı biliyorlar.
Peygamber efendimiz tarafından bize tavsiye edilmiş ve Şafiiler tarafından sabah namazından sonra tekrar edilen bir sığınma duası var. “Allahumme ecirna min fitneti ahirrazaman, allahumme ecirnâ min fitneti Mesihiddeccali ves-süfyan” der. (Allah’ım! Ahir zaman fitnesinden sana sığınırız. Allah’ım! Mesih gibi görünecek deccaldan ve Müslümanlar içinde çıkıp sureti haktan görünüp aldatacak Süfyandan sana sığınırız!) 
Duanın bizi istianeye çağırdığı, Deccalın kendisi değil, Mesih gibi görünecek olanlarıdır! Buraya dikkkat edin. Duanın bizi kendisinden Allaha sığınmaya çağırdığı Mesih maskesi giymiş Deccaldır, Müslümanları kurtarmaya gelmiş gibi görünen “Halâskar” zannedilen deccallardır! Yoksa mümin zaten Deccalı tanır bilir ve bulaşmaz.  Çünkü tanrı tanımaz bir münkirdir o!
İşte bakın önümüze konulan örgüt ve cemiyetlere. N ekadar da suret-i haktan görünüyorlar. Ne kadar da rivayetlerdekine benziyorlar. Ama değiller. Rivayetlerde Kahkah diye birinden söz edilir. O sembol bize diyor ki aman dikkat, sizi Mesih diye kandırabilirler, sizi Mehdi diye kandırabilirler. Çünkü onların hakikisi gelmeden önce bir yığın sahtesi ortaya çıkacak ve müminleri kandıracak!
Bugün yaşanmakta olanlar böyledir. Allah hepimize iman feraseti versin.
İmdi ben fakir derim ki,” ben Mehdiyim” diyenler birer kurgudan ibarettir, ben Mesih’im diyen cinlenmiştir. Bu insanları ortaya çıkaracak hadiseler henüz başlamadı. Elbette deccal bugün de insanlığı kavuruyor, dört bir yanda fitnesini yayıyor. Mehdinin asıl vazifesi olan iman ve ihya işini yapanlar da çıktı. Zaten o iman ve küfür mücadelesi yaşanıyor. Fakat halkın beklediği ikinci belki üçüncü derecede vazifeli olan mehdidir ki savaşlarda ortaya çıkacak. Mesih dahi ona imdada gelecek Hristiyanî bir kuvvetin şahs-ı manevisidir. Başlarındakinin Hz. İsa olduğu çok sonra bilinir veya bilinmez
Çünkü “günlerin sonu”nda yaşanacak büyük savaş, dinlerin değil, iyilerle kötülerin, iman ile küfrün savaşı olacaktır. Bu savaşta, mümin Hristiyanlar ile mümin Museviler de mümin Müslümanların yanında yer alacak! Yani o savaş Küfür Milleti ile İman Ehli arasında yaşanacak. Ahuramazda ile Ehrimen Savaşı, Rahman ile Şeytan savaşı…
Dolayısıyla ey millet hadiselere öyle bakmak ve doğru okumak lazım. Akis takdirde bugün ve dün olduğu gibi yarın da BOP çerçevesinde önümüze konulan projeleri hakikat sanıp aldanmaya ve telef olmaya devam ederiz… Allah korusun.

21 Aralık 2015 Pazartesi

SEDDİ AŞARAK SICAK DENİZLERE İNMEK

Mustafa Özcan
mustafaozcan@gazetevahdet.com

Yecüc ile Mecüc’ün Zülkarneyn’in yaptığı seddi aşmasıyla Rusların sıcak denizlere inmesi arasında bir paralellik, bağ var mı? Kısaca bugün Putin’in sıcak denizlere inme hülyasıyla Suriye’ye gelmesi tepeleri aşarak Yecüc güçlerinin bölgeye inmesi arasında bir bağlantı var mıdır? Hatta Rus uçağının düşürülmesini bile ahir zaman havadislerinin arasına katıyorlar.

Türkiye ahir zaman sahnelerini değerlendirme açısından çok fakir ülkelerden birisi. Araplarda daha zengin literatür var. Yahudiler ise bu meselelerle yatıp kalkıyor. Doğru ya da yanlış bu hususlarda en çok literatür üreten onlar. Tevrat’ın müteşabihatını güncel meselelerle karşılaştırarak yorumluyorlar. Sözgelimi, Yahudi gazeteci Michael Drosnin, The Bible Code/Tevrat’ın Şifresi adlı kitabında Tevrat’ın şifrelerinin Rabin’in cinayetini gösterdiğini ileri sürmüştü. Bununla birlikte söz konusu kitapta ifade edilen veya dile getirilen bazı kehanetlerin doğru çıkmadığı da bir gerçek. Bununla birlikte Tevrat’ta birçok kehanetin veya geleceğe dönük haberin yer aldığı bir gerçektir. Hahamlar bunun üzerinde çalışmışlar, bunlardan da bir gizli ilimler literatürü doğmuştur. Bu oldukça zengin bir literatürdür. Bu gerçekleşmeyen literatürlerden veya kehanetlerden fırkalar da türemiştir. İslam’da Mehdi meselesi üzerinden bazı Şii fırkaların türemesi gibi. Tevrat şifrelerine dayalı olarak gelişen fırkalardan birisi de Sebatay Sevi ve Dönmelerdir! Dönmeler dinen Museviliğin dışına çıksalar da başka dine girmediklerinden dinen heterodoks kalmışlar ırki olarak da Yahudilik çemberinden çıkamamışlardır.

Tevrat kodlarıyla Kur’an veya hadis kodları arasında bir münasebet var mıdır? Kurulabilir mi? Mesela Yahudiler de bi’set öncesinde bir peygamber bekliyorlardı. Bakara Suresinde bu gerçek şöyle ifade edilir: Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar! Fakat peygamber Yahudiler arasından değil de ümmiler arasından çıkınca hemen inkara yeltenirler. Hazreti İsa’yı da kral peygamber olarak beklerken onun melekut peygamberi olarak gelmesi inkarlarına neden olmuştur. Demek ki Allah’ın iradesine göre değil kendi tasavvurlarına göre bir peygamber bekliyorlardı. Dolayısıyla Allah’ın dinine değil nefislerinin dinine tabiler. Bu açıdan Tevrat ve Kur’an arasında ahir zaman haberleriyle alakalı mutabakat olsa da meseleyi hakkaniyet üzerinden değil asabiyet hatta şuubi (ırkçı) bir eksen üzerinden okuyorlar. Kainatın tek objektif varlık olan Allah’tan taraf tutmasını ve kendilerini kayırmasını bekliyorlar. Zira onlar Allah’ın halkı oluyorlar! Dolayısıyla beklentileri hakka değil, nefislerine tabidir. Beklentilerinin dışında gelince inkara yelteniyorlar. Bu nedenle ahir zamanla ilgili veriler olaylar açısından objektif olmakla birlikte yorumu açısından sübjektif ve ikilem arz etmektedir. Zira Yahudiler kendilerini Peygamberlerinin dönemindeki gibi hak bölük veya cephenin temsilcileri olarak görüyorlar. Halbuki, o zemini terk edeli yüzyıllar olmuştu. Hakkı temsiliyetleri ellerinden alınmıştır. İslam içinde Şiilik de böyledir. Onların ki, hakka tabiiyet değil hakkın kendilerine tabiiyetidir. İşte burada dini ve hakkı millileştiriyorlar!

***
Yeltsin Deccal’ın adamı idi halefi Putin ise Yecüc ile Mecüc’ün adamı olmalıdır. Yahudiler Ruslarla ortak olmasına rağmen ya da Netanyahu ile Putin arasında su sızmamasına rağmen kimi Yahudi ilahiyatçılar veya yazarlar Putin’in Suriye’ye hamlesiyle Yecüc ile Mecüc’ün bölgeye inmesi veya seddi aşması arasında bağ kuruyorlar. Buna göre Rusların ötedenberi rüyası olan sıcak denizlere inme politikası ile Yecüc ve Mecüc’ün Seddi aşması arasında bir bağ var. Sözgelimi Ruslar geçmişte sıcak denizlere inselerdi bu Yecüc ile Mecüc hamlesi sayılmazdı. Zira Ruslar Çarlık döneminde Ortodoks bir yapıyı temsilen Yecüc karakterini yansıtmazlardı. Çarlık ve Komünizm sonrasında Ruslar yeni vahşi politikalarıyla veya dünyayı tehditleriyle Yecüc ve Mecüc hadisesini akla getiriyorlar.

Adam Eliyahu isimli yazar bu hususta 27 Ekim tarihli makalesinde (2015) Haham Haim Shvili’nin kehanetlerine gönderme yapıyor veya öngörülerine dayanan bir makale kaleme alıyor (http://www.breakingisraelnews.com/52225/75-year-old-vision-predicted-russias-role-syrian-conflict-final-war-gog-magog-jewish-world/#BmpdiZG46MyY9gal.97). Heshbonot Hageula adlı eserinde Haham Haim Shvili Tevrat’ın Hezkiyal kitabının 38’inci bölümü ve ilgili 2-3’üncü ayetlerini yorumlamaktadır. Buradan Rosh ifadesinden Rusları çıkarmaktadır. Elbette Rusları da Putin temsil etmektedir. Sonuçta Yecüc ile Mecüc kuzey kavimleridir. Kehf Suresinde bahsedildiği gibi Yecüc ile Mecüc’ün panhzehiri Zülkarneyn’dir. Onların bendlerini aşma ve taşmalarına karşı bir set yapmıştır. Elbette Yecüc ile Mecüc’ün taşkınlığını bertaraf edecek manevi güçler olacaktır. Bu salih ve karşı güçleri temsil edenlerden birisi de çağdaş kisvesinde Zülkarneyn olacaktır.

14 Aralık 2015 Pazartesi

3.DÜNYA SAVAŞI’NIN MADDİ-MANEVİ YÖNÜ


Zihinler bugünlerde 3. Dünya Savaşı ile meşgul. Herkes seviyesine göre yorum yapıyor. Ama bazıları için moda isimler: Abdullah Dağıstani ve onun müridi Nazım Kıbrısi. İlkinin söylediği sözü allayın pullayın sık sık gündeme getiren ise merhum Nazım Kıbrısi idi. Ne var ki, o yaşadığı dönemde 3. Dünya Savaşı’nın cereyan etmekte olduğunu anlayamadan ebedi hayata intikal etti.

Bilinmesi gereken husus, bir dünya savaşı ancak çok sayıda dünya devletinin iştiraki ile olur. Ahir zaman rivayetlerinde üç melhameden haber verilmiş. Bediüzzaman 1. Melhame olan 1. Dünya Savaşı’nın İslam aleminin esareti ile neticelenmesi sebebiyle en büyük felaket olduğunu belirtmiştir. 2. Melhame 2. Cihan Harbi ise insan zayiatı bakımında en şiddetlisi olurken küfr-ü mutlak, siyasi bir rejim olarak, bütün dünyayı özellikle Avrupa ve Asya’yı tehdit etti. Rivayetlerde 3. Melhame için diğer iki savaştan daha hafif ve düşük yoğunluklu çatışmalardan ibaret olduğundan söz edilir. Yani 3. Dünya Savaşı diğer iki savaş kadar tahribatkar olmayacak ama dünya çapında etkisi olacak. 

1.Dünya Savaşı, İslam Alemi’nin birliğini muhafaza ve temsil eden Osmanlı yıkılmış, İslam ülkeleri işgale uğramış, en önemlisi Hz. Adem’den kıyamete kadar en büyük fitne olan decaller huruç etmiş. Decaller çıkınca Mehdi de zuhur eder. Bütün rivayetler buna işaret ediyor. İşte işin püf noktası budur. Ehl-i tarik ve tasavvufun yüzde 90’ı bu gerçeği, meslek ve meşrepleri sebebiyle idrak edememişler. Hala Deccal ve Mehdi bekliyorlar. İstiğrak aleminden başlarını kaldırıp hakikate göremiyorlar. Yani alem-i misal ile şuhud alemini telif edemiyorlar. Mesela decalleri çıkaran küfr-ü mutlakın neticesi Ye’cüc ve Me’cüc olan terör ve anarşi için tek laf edilmemiş. Ve bunların anası olan Siyonist İsrail’in kuruluşu ve akıbeti hakkında tek söz yok.

Dağıstani’nin rivayetlerine bakın. Aynen 1. Cihan Harbi’ni 3. Dünya savaşı olarak anlatıyor. Yani bilgi ve keşfiyatı doğru ama sıralama ve zamanı tayin edememiş. Bir çok rivayeti telbis etmiş. Yani karıştırmış. Ama bazı sözlerinin hakikat payı yok değil. Ama 3. Melhame’nin 1. Melhame gibi olacak sanmış. 1. Dünya Harbi hadisatını istikbalde olacak sanmış. Niçin? Çünkü hakikatte 1. ve 3. Melhamelerin İslam topraklarında vuku buluyor. 1. Melhame sonrası decaller huruç ederken buna bağlı Mehdi’nin de zuhur etmesi gerektiğini ehl-i tasavvuf bir türlü keşf edemedi. Mehdi’nin zuhur ile hakimiyetini hemen olacak sanmışlar. Yani 1. Melhame sonrası zuhur eden Mehdi’nin başlattığı hidayet cereyanının 100 yıl sonra hakim olacağını keşfedememişler. Çünkü alem-i misali ihata etmek çok güç. Habbe kubbe , kubbe de habbe görülebiliyor. Bu da evliya arasında ihtilafa sebep oluyor. Ayrıca hakikat çok renklere girdiği için evliya ve ehl-i keşfin keşifleri hilaf-ı vaki ve muhalif-i hakikat çıkıyor. Mesele budur.

2. Melhame Avrupa ve ABD odaklı bir savaştır. Ama 1 ve 3. öyle değil. Bir manada birbirinin benzeridir. Bir farkla: 1. Dünya Savaşını çöküşü, 100 yıl sonra 3. Melhame ise dirilişi netice verir. Mehdi’nin zuhuru ile başlayan süreç 3. Melhame sonrası Mehdiyet’in hakimiyetine zemin hazırlayacak. Ve 1. Cihan Harbi’nde muhafaza edilemeyen ittihad-ı İslam, Hilafet-i İslamiye’nin tesisi ile yeniden sağlanacak. Bunda siyasi bakımdan Mesih’in büyük hizmeti olacak. 


1. Dünya Savaşı’nın 2 cephesinden biri Osmanlı toprakları. Osmanlı ordularını işgalci sömürgecilerle nerede savaştı? Bilad-ı Şam’da. Bilad-ı Şam neresi? Dar anlamda Şam, Suriye’nin başkenti Dımeşk ile Kudüs arasındaki bölgenin adıdır. Ama bilad-ı Şam, Yani Şam beldeleri ise Batı Irak, Güneydoğu Anadolu, Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün ve Kuzey Arabistan’dır. Batılılar buraya Levanten adını verir. İşte Osmanlı bu toprakları 1914-1918 savaşında kaybetti. O dönemde 3 Osmanlı Ordusu vardı. Biri yok edildi, biri esir oldu, biri ise firarvari çekildi. Kaçan ordunun kumandanı kurşuna dizilmekten bir başka paşa tarafından kurtarıldı. (Uzun hikaye)

İşte bu topraklarda 1991 yılında 28 ülkenin katıldığı Körfez harekatı ile 3. Dünya Savaşı’nın başlangıcına sahne oldu. 10 yıl sonra Irak ve Afganistan’ın işgale uğraması ile devam etti. Bu savaşın 3. safhası DAEŞ fitnesi Suriye ve Libya’ya sıçratıldı. En önemlisi Küresel tezgaha gelen Rusya-İran ittifakı bu ateşe benzin döktü. İşte 3. Dünya savaşı böyle devam ediyor. Yani terör ve anarşi ile. Ki bu durum Mesih-Mehdi cemaatlerinin meselesi haline gelerek ortadan kaldırılması söz konusu olacaktır. Ve tam tamına 24 yıldır artan-azalan yoğunlukla. Bu savaşlarda İran-Irak Savaşı dahil ölen insan sayısı 13 milyon.

Bir diğer husus da 3. Dünya Savaşı’nın bir nevi mukaddemesi Irak-İran savaşı olurken, Yinon Planı gereği PKK fitnesini unutmamak lazım. Çünkü bu bölge bilad-ı Şam’a dahildir. Öyle ki bu savaşı kurgulayan batılı güçler Sovyet blokunun çökmesi ile 1990’da açıkça yeni savaş alanın İslam olduğunu belirterek bunu NATO’nun yeni stratejisi olarak da belirlediler. Bu strateji gereği Türkiye bir bölgesini çatışma alanı olmasını zımnen kabul etti. Öyle ki Avrupa Silah İndirimi Anlaşması’na Güneydoğu dahil etmedi. 28 Şubat da bu stratejinin sonucudur. Yani 3. Dünya savaşı Bilad-ı Şam’da olacaktı. Ve oldu. Hem savaş hem de DAEŞ, PKK ve Afrika’daki Beko Haram gibi terör örgütleri sökün etti.

İşte ehl-i tasavvuf, mübarek kılınan bu topraklardaki savaşı alem-i misalde şuhudu doğru, ama söylemleri isabetsiz oluyor. Dikkat edilirse Bediüzzman 3. Savaşından hiç bahsetmez. Sadece alem-i İslam’ın istiklalinin koruması için 1. Dünya Savaşı öncesi 1911’den itibaren ısrarla şu hakikati belirtmiştir: “Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam’dır” Buna uyulmadığı için, yani akvam-ı İslamiye birbirini muhafaza ve himaye etmediği ve ırkçılığı benimsediği için ihtilaf ve parçalanma sonucu istilaya uğrayarak 25-40 yıl düşman hükümranlığı altında ezildi. İşgal sonrası ise vesayetleri altında kaldı. Ve hala öyle.

Şimdi 1. Dünya Savaşı’nın yol açtığı büyük felaketin dışında, Mehdiyet’in de Mesihiyetin de rövanş zamanı geldi. Yani Alemi-i İslam’ın ittihad ve ittifak etmesi. Tıpkı 500 yıl önce olduğu gibi. Bu vazife de yine Mehdi’nin zuhur ettiği ülkeye aittir. Yani Hilafet-i İslamiye’nin battığı topraklarda zuhur eden Mehdiyet’in galebesi ile olacaktır. Bediüzzaman’ın bir asır sonra dediği ve şahs-ı manevi olarak ısrarla vurguladı Mehdiyet devreye girecek. Onunu için önce Türkiye’de ittihad-ı İslam’ın tesisi gerekiyor. Peki Türkiye’nin 3. Dünya Savaşı’ndaki rolü nedir. Çünkü terör ve anarşiden en çok o çekti. Hem harici hem dahili dinsiz düşmanlar yüzünden.

NATO’lu müttefiklerimiz başta ABD olmak üzere Türkiye’yi bu savaşa girmeye zorladı. Vekaleten savaş için ve menfaatlerine alet etmek istedi. Körfez ve Irak operasyonlarında bunu başaramadılar. 2011’den beri Türkiye’yi 2 art düşünce için cepheye sürerek, Türk’ün elindeki kılıcı ayağına yani güneydeki Arap ülkelerinin hem de İsrail’in lehine indirmesini istediler. Küresel ve Siyonist çıkarlar için de. Direnince 2012’den beri açık hedef haline getirildi. Ve sayısız darbe ve suikast teşebbüslerine hedef oldu.

İşte bun hengamede küresel güçler, neoliberal ve neoconlar Ukrayna krizi ile petrol fiyatlarını düşürerek Rusya’yı bir nevi taşaron olarak Ortadoğu’ya sürdü. Bununla Rusya hem enerji payının artırarak hem yeni oluşmakta olan para sisteminin merkezini çekilecek, hem de İsrail’in çevre devletleri savaşla güçsüz düşürülecekti. Türkiye’nin oyun kurucu olarak bölgeye müdahalesi engellenecekti. Tıpkı 1. Melhame sonrası gibi. Türkiye iç kavgalara sürüklenerek sömürüye devam edeceklerdi.

Şimdi Rus uçağının düşürülmesiyle ile başlayan süreçte Türkiye’nin alem-i İslam’dan tecrid ve yeniden Lozan sınır ve vesayetine sokulmak isteniyor. Rusya küresel ve batılı güçler için Türkiye’yi tehdit ve şantajla yıldırıp enerji güzergahı olmaktan çıkarmak istiyorlar. Ama Türkiye fikri ve siyasi misyonu olan Mehdiyet’in yönlendirmesinde. Yani bayraktarın 100 yıl sonra yeniden vazifeye koşturulması kader-i İlahi’nin hükmüdür.

3. Dünya Savaşı’nın kaç sebebi vardı. 1- NATO için yeni düşman ve çarpışma alanı icad etmek. 2- Sömürülen kaynakları muhafaza 3- İsrail’in küresel güçlerce bölgenin hakimi lider konumuna getirme.
Sömürü alanı petrol, yani yıllık 2 trilyon dolarlık enerji kaynaklarıdır. 100 yıl öncesi Sykes-Picot’u imzalayan 3 ülkeden biri Rusya idi. Kızıl İhtilal yüzünden nemasını alamamıştı. Şimdi onu istiyor. Tetikçilik yaparak bunu hak etmek istiyor.

Bir diğer husus herkesi gözünden kaçıyor. 20. Yüzyılda hakim tek para dolar idi. Şimdi ise doları tek para birimi yapan Siyonist kökenli güçler Euro’dan sonra Yuan ve Ruble’yi merkeze çekerek yeni bir rezerv sistemin ihdası peşindeler. Bunun için petro-para gerek.

Peki bu savaş nasıl neticelenecek? Devreye Mesih’in cemaatinin girmesiyle. Bu husus çok perdeli. Ama İslam ülkeleri arasındaki ihtilafların çözümünde batılı bir ehl-i kitap cemaatinin rol alacağı anlaşılıyor. Bunlar aynı zamanda tevhide de yeşil ışık yakanlardır. Yani bir nevi Müslüman Hıristiyan olacaklar. Gerçekleşince tevili mümkün olacak. Ama bunun 1962’den beri emareleri var. Tabi anlayanlar için. İsevilik için için dönüşüyor.

Hz. Dağıstani bir şey fark etmiş. (Amik Ovası) Bayırbucak Türkleri’nin uğrayacağı saldırıyı ve savaş sonrası bölgede ferec olarak Mehdi’nin zuhurunu görmüş. 100 yıl gecikmeyle. İstanbul’un işgali keşfi ise biraz Boğazlar’la ilgili olsa gerek. Sürekli Rus Savaş gemilerinin geçişi ile oluşan tehlike. Sovyet artığı marksist PKK’nın Doğu Anadolu’da oluşturduğu siyasi ve terörist faaliyeti kendi zamanının Sovyet Rus’unun işgali olarak anlamış. Onun dışında öyle bir topyekun savaş söz konusu olmaz. Çünkü öyle bir savaş taş üstünde taş bırakmaz ve Mehdiyet’in duraklaması demektir. Rahmet-i İlani buna izin vermez. Ayrıca..

Evet Bediüzzaman’ın Bitlis’te San’an tepesinde 100 yıl önce Rus polisine ne demişti? O söylediği söz ne idi? (Asya’da, Alem-İslâm’da, üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde, birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacak. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım.) Rus’un 3 perdesi, Çarlık, Sovyet ve üçüncüsü olan şimdiki Rusya Federasyonu. Yani? Her şey açık. Bu ortadoğuya müdahalesi Putinvari rejimin sonunu getirecek. İnşaallah

Şimdi ilginç 93/5 ayetinin 2015 seçimlerine bakmasından başka 3. Dünya Savaşı’na işaret ediyor olabilir. Daha önce Mayıs ayında AK Parti’nin seçimlerde alacağı oy oranının 46.5 olduğu belirtmiştim. Yani bu ayet buna işaret ediyordu. Ama sonuçlar 41 ve 49.5 olarak tecelli etti. Peki niçin 46.5? Çünkü 7 Haziran 41 + 49.5 = 95.5 eder. Yani iki seçimin ortalaması 45.25 çıkıyor. Tabi 2 seçimin olmasını kimse hesaba katmıyordu. Ayetin riyazi hesapları, buna işaret ediyormuş.

Peki bu 3. Dünya Savaşı ve ona bağlı olarak ülkemizde sıçratılan terörist olayların ne gibi etkisi var diye hesaplayınca ilginç şeyler çıktı. Tabi bu savaşın geleceği için de. Her şey Mayıs 2013’te gezi ile başladı. Bu ayetin gün sayısı ile 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim zaferine işaret ediyordu. Yine o kadar gün sayısı sonra ortalama rakamla 1 Kasım seçim zaferi çıktı. Yani istikrarsızlığa sürüklenmek istenen Türkiye art arda iki seçimle kaosa izin vermedi. Hele 1 Kasım bütün fitnelere dur diyecek siyasi iradeyi ortaya koydu.

Peki çatışmalar yani 3. Dünya Savaşı’na paralel çıkarılan olaylar 6-8 Ekim 2014 olayları. Bu Kürt kantonlarına zemin hazırlamanın tarihi idi. Bir de 7 Haziran seçimi ile başlayan bir süreç var. Bunlardan hareketle şöyle bazı tarihler çıkıyor. 5 Ocak 2016. Bir başka hesaba göre ise şöyle: 15 Eylül 2016, 31 Ocak 2017. Bu tarihlerde müsbet bazı olayların Türkiye veya alem-i İslam lehine işaretleri olabilir. Çünkü tevafuk var. Doğrusunu şüphesiz Allah bilir. Sonra bazı ihbarların şartları oluşmazsa tehir veya iptal söz konusu. Sonra bazı müjdeli tarihler de var. 2019 ve 2021 gibi. Bu tarihler Mehdiyet’e işaret eder. Yani hakimiyetinin başlangıcına. Önümüzdeki 3 yıl ilginç olaylara gebe. Hayırlısı Allah’tan.

Mossad’ın yeni başkanı dindar ve Siyonist. Bakın o Kohen İsrail TV’lerinde yaptığı konuşmalarda ne yumurtlamış: " Önümüzdeki beş yıl içinde tankların tanklarla savaşından başka bir gelişme yok. Bizimle, bu yolla savaşabilecek kimse kalmadı. Suriye ordusu neredeyse tükendi. Ürdünlüler bizimle savaşmayacak. Hizbullah'ın tankı yok. Umarım Mısır bir barış anlaşmasıyla istikrarını geri kazanır"

Yani Kudüs ve Mescid-i Aksa büyük tehlikede olduğunu göreceğiz. Peki raviler bunun niçin haber vermemiş? Çünkü alem-i misalde gördükleri iki şey var. Savaşlar, deccaller ve Mehdi’nin zuhurla başlayan ve 160 yıla yayılan hizmeti. Gördükleri bunlar ama rivayetleri net değil, üstelik karışık. Onun için herkes vazifesi yapmadıkça yani Mehdiyete zemin hazırlamadıkça hiçbir şey olmaz. 


4 Aralık 2015 Cuma

3.DÜNYA SAVAŞI

Mehmet Ali BULUT

Kıyametin kopacağı inancı, tüm dinlerde, hatta yerel dinlerde bile mevcuttur. Bilim de (astro fizik yasaları) de artık bize net bir şekilde bunun kaçınılmaz olduğunu söylüyor.
Dini söylem ile fizik söylem arasında küçük bir fark var: Biri (yani din) “saat yaklaştı”diyor, ötekisi (yani bilim) “güneşin dürülmesine daha uzun bir zaman var”, diyor.
Ben şahsen ikisinin de doğru söylediği kanaatindeyim.
Çünkü evrenimiz ölçülebilir zaman açısından 14 küsur milyar yaşında. Güneş ise 8 milyar yaşında. Bizim hayatımızın kaynağına oturtulmuş olan güneş, mahiyetindeki Helyumu azar azar Hidrojene dönüştürerek hayatımız için lazım olan ısı, enerji ve aydınlığı var ediyor.  Kontrollü bir şekilde yanarak, insanlığın hayatını idamesi için kendisine yüklenmiş ilahi emri, (ocak ve lamba olma görevini) sürdürüyor.
Geçmiş toplumların zannı, “bu ocak ila nihayet devem edecek” yönünde idi. Peygamberler bu zannı yok etmek ve hayatın fâniliğini anlatmak için gönderildiler. Dedikleriydi şuydu:
-Bu ocak önünde sonunda sönecek! Bu dünya harap olacak ve ebedi cennet ve cehennem şeklinde iki dal şeklinde yeniden inşa edilecek!
Sonunda bilim de bu noktaya geldi. Bilim de evet bu ocak sönecek” diyor. Hatta tamamen teknik verilerle, sobada ne kadar yakıt kalabilmiş olabileceğini bile kesine yakın tahmin edebiliyor. En iyimser tahminle bu ocak daha dört milyar yıl tüter, diyorlar!
Dinler ocağın sönmesine çok az bir zaman kaldığını söylüyor, bilim ise daha 4 milyar yıl güneşimiz bize yetebilir, diyor…
Peki, güneşte 4 milyar yıllık yakıtın var olması, insanlığın da yaşamasının garantisi midir?
Hayır?
Çünkü bir de üzerinde oturduğumuz dünya var. Dünya Kuran’a göre, insanın hizmetine verilmiş, yaşanılabilir bir yer haline gelmesi için uzun bir macera yaşamış, insan ömrü ile kıyaslanamayacak kadar uzun bir zaman diliminde, ilahi bir tekdir ve kast ile insanın yaşayabileceği bir küre olmuştur. (Bakara, Enam, Taha, Rahman (özellikle ilk ayetler, dünyanın insan için nasıl hazırlandığını net ifade eder) Naziat (26. ayetten 35. ayete kadar göklerin ve dünyanın nasıl hazırlandığını safha safha anlatır))
Yine Kurana göre dünya, dağılmaya aday bir takım parçalardan (kıtaun mütecaviratun, Rad, 4) oluşmaktadır. Atmosferi ve yapısı insan müdahalesiyle bozulabilecek bir yapıdadır. Dolayısıyla insanın hayatı sadece güneşe bağlı değil. Dünyanın kendisi de bağlı olduğu güneşten ayrı olarak varlığı sayısız tehlikeler ve tehditler altında bulunan bir küredir. Her an başını bir kuyruklu yıldıza çarpabilir, her an parçalarının birbirinden ayrılmasına sebep olacak depremlere maruz kalabilir… Yani güneşimiz yakıtını tüketmeden önce de dünya kendisine verilen bonuslarını, insanın hırsı ve nankörlüğü yüzünden vaktinden önce tüketebilir. Eceli müsemmasına varmadan başını bir seyyareye çarpıp izni ilahi ile ölümüne sebep olabilir.
Evet, biz inananlar biliyoruz ki kendi ömrümüz gibi bu dünya ve bu âlem dahi fanidir. Günü geldiğinde Allah’ın izni eli, harap olacak, zıtların birlikteliği üzerine kurulan yapısı, zıtların ayrılığı çerçevesinde yeniden inşa edilecektir. İman ve iman ile alakalı maddeler bir merkezde temerküz edip cennet, küfür ve küfürle ilgili maddeler ve karanlıklar birikip cehennem halini alacaktır.
Sanırım buna itirazı olan sadece kâfirlerdir… Museviler de Hristiyanlar da Müslümanlar da ve bir kısım sabiiler de bu alemin de insan türünün de ebedi olmadığını bilmektedirler… İnsan denilen şu iblis veya melek müsveddesinin, önünde sonunda bu gerçek ile yüzleşebileceğine inanmaktadırlar.
Peygamberimiz (sav), kendi bi’setini (peygamber olarak gönderilişi) ilk kıyamet alameti olarak ifade etmiştir. Kendisi ile kıyamet arasındaki zamanın işaret parmağı ile orta parmağın uzunluk farkı kadar olduğunu dile getirir. Onunla da kalmaz, “ümmetim istikametle gitse ona bir var” diyerek, esasında İslam’ın hilafet saltanatının bin yıl süreceğini, ümmetinin ise bin beş yüz yıldan fazla yaşamayacağını ifade etmiştir hadislerinde.
Osmanlı, vefatıyla, peygamberin bu mucizesini ispat etmiştir. Hilafetin aynı zamanda saltanatı da uhdesinde bulundurdğu zamanlar tamı tamına bin yıl olmuştur. Hilafetin saltanatız sürdüğü dönemler de vardır çünkü.
Peygamber efendimiz ümmetinin başına gelecek bazı hadiseleri de teşbihler ve temsiller şeklinde ümmetine haber vermiştir. Cemel vakaasıSıffin savaşı, kendisinden otuz yıl sonra dikta (ceberut) döneminin (Emevi saltanatı) başlayacağı, Türklerin İslam’a gireceğini (Ki Kur’anın da buna işaret ettiği kabul edilmiştir, Maide, 54), arap iktidarına son vereceğini, sonra yeniden doğudan çekik gözlülerin geleceğini ve bir afet olarak islamların üzerine çökeceğini (Moğul İstilası)  ve hemen hemen İslam tarihi boyunca ümmetin önüne çıkacak tüm olayları mucizane haber vermiştir. Tabii bunlar teşbih ve temsillerle aktarıldığı için, olay yaşanmadan tam olarak anlaşılmamışlardır. Çünkü eğer katiyetle ve açık seçik haber vermiş olsaydı, teklif sırrı bozulurdu. O yüzden olayları, üstü örtülü, daha doğrusu ret edilebilir şekilde aktarmıştır aleyhissalatu vesselam!
Resulullah, bize insanlığın en son ve en büyük savaşından da söz eder. Ona ‘Yevmü'l Melhame’ (canın cana girdiği, etlerin birebirine geçtiği) der. Bununda  Amik  ve  Mercidabık (A’maka ve Dabika) ovalarında gerçekleşeceğini, savaşın arkasındaki gerçek muharrikin Yahudiler olacağını haber verir (Müslim, 9874).
Nitekim Kur’an-ı Kerim de Yahudilere iki kere yeryüzünde fitne çıkarabilme gücü verileceğini, bunlardan ilkinin cezalandırıldığını, ikincisinin zamanın geldiğinde de onlara son bir darbe vurulacağını haber verir. Ancak Kur’an, ikincisine, “ikinci” demez,“Va’dul-Ahireti” der. Yani “iki kere yeryüzünde fesad çıkaracaksınız, ikinci fesadınızın zamanı geldiğinde…” demek yerine “Ahiret vadi geldiğinde, yani kıyametin kopması zamanı geldiğinde…” diye bir ifade kullanır. Böylece Yahudiler ile Müslümanlar arasında yaşanacak büyük melhamenin aynı zamanda insanlığın sonunu getireceğini haber verir. (İsra, 3-7)
Nitekim yukarıda bahsi geçen hadisi yorumlayan birçok âlim, o savaşın ardından başlayacak büyük savaşta insanlığın, beşte dört nüfusunu kaybedeceğini haber verirler.
Rivayetlere bakılırsa bu büyük ve çetin savaşın devam ettiği süreçte beklenen Mehdi“Savaşçı Mehdi” ortaya çıkacak. Dünya tam bir herc ü merc içinde iken, Hristiyanların içinden çıkacak büyük bir ruhani kesim, Kuran’ın davet ettiği kelimede buluşmak üzere Müslümanların safında yer alacak ve Deccal ordularını yenerek, tam bir hükümranlık elde edecekler. Hadislerde “Hz İsa gelir Mehdiye iktida eder” diye ifade edilen şey, bu şekilde tecelli eder[1].
İyiler son bir kere kötülere galebe eder ve dünya, nasıl ki daha önce tam bir adaletsizlik ve zulüm ile istila edilmiş idiyse bu kere de hakiki bir adaletle kırk yıl idare olunur. Böylece, inananlar, “eğer insanlık, Allah’ın insanlardan beklediği hal üzere olsalardı nasıl bir dünyada yaşayacaklardı” onun güzel bir örneğini sergileyecekler. Bu da en fazla kırk senelik bir zaman dilimidir. Ondan sonra doğudan ve batıdan yecüc mecüc fitnesi doğar tüm müminler yok edilirler ve kıyamet kâfirlerin başına batlar…
Bugüne Gelirsek
Şu meselenin günümüze bakan yönüne gelince…
Yukarıda bahsi geçen hadisi (Müslim rivayeti hadis), birçok ehli keşif kendince tevil etmişlerdir. Ben onlardan Gürbüz Babanın[2] tevilini akla çok daha yakın bulduğum için onu size aktaracağım.
Şöyle der:  “İsrail[3] Suriye'yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. İsrail Suriye’ye vuracak. Suriyeliler Türkiye'ye kaçacak. Savaşta İsrail Medine’yi de bombalayacak. Filistin ve Lübnanda çok kayıp verilecek. Türkiye'yi de vuracaklar. Daha sonra İsrail Hatay’dan vuracak. Amik ovası kan gölüne dönecek. Türkiye'den insanlar “biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım" deyip orada toplanacaklar. 
Bu sırada Yunan Türkiye'nin batısını vuracak. Amik ovasındaki Türklerin bir kısmı geri dönecekler. Bir kısmı ise orada kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. 
Türkler bu savaşın başında yenilecekler. Afganistan ve Türki devletlerden askerler gelip Mehdiye yardım edecekler. İstanbul bu savaşta işgal edildiği için İstanbul Mehdi tarafından anlaşma yoluyla yeniden geri alınacak.” 
Abdullah Gürbüz Baba’ya göre Amik ovasında Türkiye ile savaşacak olan asıl düşman Yahudilerdir. “Ancak bunlar İsrail mi, yoksa ABD ya da BM yahut Rusya mı olacağını göreceğiz.” der
Şeyh Abdullah Dağıstani[4], bu hadiste geçen Beni Asfar’ı Rusya olarak isimlendiriyor ve savaşın da “Türkiye’nin bir şey yapması”[5]yla başlayacağını haber veriyor.
Yine aynı rivayetlerde, “Avrupa Türkiye’nin yanında yer aldıkça savaş çıkmayacak, ancak Avrupa sonradan Türkiye’nin arkasından çekilecek ve savaş başlayacak” denilmiş…
…….
İmdi… Bu rivayetler çerçevesinden bakıldığında, şu şöyle olsaydı bu böyle olsaydı demenin pek anlamı kalmıyor. Türkiye Rusya’dan özür dilese de netice değişmeyecek, belki bir süreliğine tehir olunabilir ama işin büyük bir kısmı 2016 içinde gerçekleşecek. Amma onun sonucunda başlayacak üçüncü dünya harbi dünyanın her bir tarafını ateşe verecek ve büyük ihtimalle atom bombaları da işin içine gireceği için insanlığın beşte dördü yok olacak…
Sonra mehdi ve Mesih işbirliği ile dünya yeniden kurulacak ve kurtla kuzu 40 yıl birlikte yaşayacak. Ve sonra tam anlamıyla kıyamet çağına gerilecek. 1506’da inanlara karşı tüm dünyada müthiş bir intikam ve tehdit çağı başlayacak. İnananlar sürek avı yapar gibi avlanacak. Amma bu, geride kalanların rahat edecekleri anlamına gelmiyor. Çünkü Kur’an açık bir şekilde bunu yapacak olanları tehdit ediyor ve onların da ondan sonra fazla yaşayamayacaklarını haber veriyor. (Mülk suresi, 28)

[1] )Şu anda iki Amerika (iki batı) var. Birisi, Neoconların ve Evanceliklerin idasinde küresel sermayeyi de kullanan İsrail’e hizmet eden Batı, diğeri New York merkezli ve Hırıstiyanlıktan gelen vicdanı ve şefkati özünde barındıran öteki batı. Kuran ehli kitap içindeki bu ikiliğe temas eder, ikisini bir görmeyin der (Ali İmran, 113; 199) İşte ıstıfa edip Kur’an’a iktida edecek batı budur. Şu anda Amarik’nın içlerinde bu iki batı kıyasıya bir mücadele sürdürüyor. Bu Vatikan’ı da temsil eden batıdır. Ancak Vatikan şu ana kadar Evangeliklerin ve Neoconların aldatması ve İslami terörü temcit pilavı gibi sürekli insanlığın önüne sürmeleri yüzenden hala İsrail’in çıkarları noktasında kullanılıyor. Fakat artık o dahi uyanmaya başladı. Sık sık, değindiğim, bir mesele var bilirsiniz, Müslümanların bir vazifesi de “Hristiyan Siyonist Yahudilerin boyunduruğundan kurtarmaktır”, diye. Kur’an da bu noktada Hristiyan ruhanilerini uyarmaktadır, Yahudilerin oyuna gelmemeleri konusunda. Şöyle buyurur: “Ey Kitap ehli (Ey Hrıstiyanlar)! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin (Yahudilerin) arzu ve keyiflerine uymayın.” (Maide, 77)

[2]) Anadolu’nun veli kullarından biridir (1933-2004).
[3]) Şuna emin olabilirsiniz, şu anda Rusya da Neoconcu Amerika da Çin de İran da –sıranın kendisine de geleceğini bilmeden- İsrail’e hizmet ediyorlar ve onun büyük İsrail devletini kurması yolunda kullanılıyorlar. Bu coğrafyada en az on devlet yıkılacak veya parçalara ayrılacaktır. Ta ki İsrail ‘büyük israil’i  (Arzı mevudda Dünya kırallığını) kurabilsin. Bunlar, Lübnan, Filistin, Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, Kuveyt (Katar Bahreyn ve Emirlikler’i de bunun içinde sayalım) İran ve Türkiye’dir. Şu anda maalesef İsrail, İsra suresinde “sizi (yeryüzüne dağılmış) oğullarınız ve mallarla destekleyeceğiz” ayetinin haber verdiği hal üzerindeler… Rusya da onlar için hizmet ediyor, Amerika da İngiltere de Çin de)
[4]) Abdullah Dağıstani (ks)  (14 Aralık 1891 - 30 Eylül 1973), Nakşibendi mutasavvıf, Şeyh Nazım Kıbrısi'nin şeyhidir.
[5]) Türkiye bir şey yaptı ve Rus uçağı Türkiye tarafından düşürüldü. 1950 yılından bu yana Rusya böyle bir olay yaşamadı. Bunu nefsine yedirmesi zor elbet! Bir tür Rus ‘one minute’ü olan şu hadise yüzünden olan Türkmenlere olacak. Fakat rivayetlerde, şu savaşta şehit olacak kimseler ‘Afdalu şüheda” (şehidlerin en faziletlisi) olarak anılıyorlar. İnşallah öyledir. Cebir altında ve mazlumen hayatlarının kaybediyorlar çünkü. 

3 Aralık 2015 Perşembe

KIYAMET SAVAŞINDA KABE'Yİ SAVUNMAK

İbrahim Karagül  / Yeni Şafak

Sadece Suriye'de değil, Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'neuzanan bir savaş haritası şekilleniyor!

Sadece Kuzey Suriye Koridoru'nda değil, Basra Körfezi ülkelerinin tamamını içine alan ve sonu Mekke Savaşı'na kadar uzanacak bir cephe oluşuyor.

Mezhep üzerinden şekillendirilen ve tarihe “kimlik savaşları” olarak geçecek büyük cephe, daha altta yerel çatışma alanları olarak devam ediyor. Bu, bir süre sonra hiçbir ülkenin uzak duramayacağı bir bölgesel savaş halini alacaktır!

Mekke Savaşı hazırlığı

Bir süredir, bölgedeki yeni harita çalışmalarına vurgu yaparak, “Tanklar Kabe'ye dayanmadan” harekete geçilmesi uyarıları yapmaya çalışıyorum.

Bu gidişin sonunun bir Mekke Savaşı olacağına, coğrafyanın bütün güçlerinin bu hesaplaşmada yerini alacağına, coğrafya dışında hemen her ülkenin bu savaşın tarafı olmak zorunda kalacağına dikkat çekmeye çalışıyorum.

İran'ın, Irak'tan sonra Suriye'ye de el koyma hesabına vurgu yaparken, Tahran'ın Yemen'de başlattığı yayılma planlarının bir iki yıl içinde Körfez ülkelerine yöneleceğini, bu ülkelerin hiçbiriningüvende olmadığını söylüyorum.

Tahran'ın son hesaplaşması Suudi Arabistan'la olacaktır. Körfez'e müdahalenin aslında Suudilerle savaşın başlangıcı olacağı, bütün askeri birimleriyle Suriye'de yer almasının bu cepheyi bitirip Körfez'e yönelme aceleciliğinden kaynaklandığı, bir tür bölgeselFars çılgınlığının başladığı bilinmelidir.

Bir sonraki saldırı Körfez'e yapılacak

İşin esası, Suriye'de verilen savaş şu an itibariyle bile bölgeseldir. Durdurulamazsa, kontrol altına alınamazsa, İran'ın zaferiyle sonuçlanırsa bir sonraki cephe Basra Körfezi'nde açılacak, bir iki yıla kadar bölgeye müdahaleler başlayacak, bu müdahale de İran ordusunun doğrudan S. Arabistan'a yönelmesine yol açacaktır.

Rusya ve İran'ın, PYD üzerinden Kuzey Suriye'yi kontrol altınaalma girişimleri, IŞİD'i bahane edip bölgedeki muhalifleri yok etme teşebbüsleri tamamen Türkiye'ye dönük bir savaştır. İki ülke, bölgeyi denetim altına alarak Arap dünyasının Türkiye ile bütün bağlantılarını kontrol altına almaya çalışıyor.

Peki bu sadece enerji koridoru ya da Kürt Kuşağı projesi mi? Hayır, birkaç yıl içinde başlayacak Basra Körfezi müdahaleleri için Türkiye'yi yerinden kımıldayamaz hale getirme denemesidir. Körfez-Mekke Savaşı döneminde Türkiye'nin hareket alanını sıfırlama, müdahale imkanını ortadan kaldırma amaçlıdır.

Sadece Türkiye 'dur' diyebildi

İsterseniz bölge haritasını önünüze alıp, krizlerle birlikte inceleyin. Bir iki yıla kadar çıkabilecek yeni krizleri de ekleyin. Haritayı yeniden inceleyin. O zaman nasıl bir manzara çıkıyor ortaya, bunun üzerinden konuşun.

Rusya'nın Putin çılgınlığının da Fars çılgınlığından farkı yoktur.Güney Kafkaslara müdahale etti, kimse direnemedi. Ukrayna'ya müdahale etti kimse direnemedi. Kırım'ı ilhak etti kimse bir şey diyemedi. Şimdi İran'a birlikte Suriye üzerinden doğrudan harita çalışmalarına girdi. Yine kimsenin müdahale edemeyeceğini düşündü.

İşte bu yüzden, Rus uçağının düşürülmesi sadece iki ülke arasında bir kriz değil, Rus yayılmacılığına ciddi bir ikazdır, dur demektir. Rus-İran ekseninin Suriye üzerinden bölgesel güç haritasını yeniden şekillendirmesine kırmızı ışıktır. Bu uyarı sadece Türkiye'nin kendini düşünerek yaptığı uyarı değildir. Sonuçları itibariyle, iki ülkenin bölgeye müdahalesinden rahatsızlık duyabilecekher ülkenin ortak uyarısıdır.

Türkiye'yi ürkütüp bölgeden kaçırmak

Türkiye, kendine yönelen çevreleme stratejilerine güçlü bir şekilde tavır aldı. Bu, Cumhuriyet tarihinde hiç görmediğimiz türden, üstelikRusya ile en yakın olduğumuz bir zamanda gerçekleşti. O zaman durum o kadar kritik demektir. Türkiye, Suriye üzerinde yürütülenoldu-bittilere karşı sessiz kalmayacaktır. Kendinde bu inancı ve gücü görmektedir. İki ülkenin PKK/YPG unsurlarıyla Türkiye'yeayar vermesine, ülkenin içlerine kadar operasyon yapabilmesine, bu denli pervasızlaşmasına, Türkiye'yi içeriye hapsedip bölgeden uzaklaştırmasına karşı güçlü bir cevaptır.

Suriye'nin Türkiye sınırlarını vuran Rus uçakları, Akdeniz'de Türk donanmasını taciz eden Rus savaş gemileri, yüzleri bulan hava sahası tacizleri Türkiye'nin gözünü korkutmaya yöneliktir. Rusya bunu bilerek yapmıştır, amaç Türkiye'yi ürkütüp bölgeden uzak tutmaktır. Bu sadece Rus stratejisi değil, gerçek anlamda İran stratejisidir.

Şimdi saflar yeniden şekilleniyor. Doğu Akdeniz tehlikeli biçimdesavaş gemileriyle doldu. Sanki bölgesel savaş hazırlıkları yapılıyor. ABD ve Avrupa, Rusya ile İran'ın bu denli ileri gitmesinden rahatsız. Türkiye'nin tavrı dünyayı uyaran bir etkiye yol açtı.

Artık geri adım atılamaz

Türkiye aynı zamanda bütün dünyaya; sadece Suriye'de değil, Basra Körfezi'nden Mekke'ye kadar yayılacak müdahaleye karşı tavır alacağını da duyurmuş oldu. Batı, Rusya-İran'ı dizginlemek için, Türkiye ise Rus-İran ekseninin kendini içeriye hapsedip bölgesel müdahalelerin önünü açma girişimlerine karşı harekete geçmiştir.

Ankara'nın tavrı, bazılarına çılgınca gelebilir. “İç işgalci” dediğimiz ve bugünlerde “Rusçu”lukla kendini ortaya koyan vesayet uzantıları için ülkemize karşı yeni bir saldırı dalgasına malzeme yapılabilir.

Ama bu tavır, bölgesel savaşı önlemeye, daha doğrusu tankların Kabe'ye dayanmasının önünü kapatmaya yöneliktir. Bölgesel savaşın önünü almaya, coğrafyayı yüz yıl kendine gelemeyecek hale getirmesi muhtemel mezhep savaşını engellemeyeyöneliktir.

Türkiye, çok büyük bir iddia öne sürerek ve risk alarak coğrafyayı korumaya dönük bir girişimde bulunmuştur. Geri adım atmayacaktır, atamaz da. Çünkü geri adım Türkiye'nin etrafına kalın duvarlar örülmesi, nefes alamaz hale getirilmesi, bütün bölgenin mezhep savaşlarına mahkum olması, Basra Körfezi ve Suudi Arabistan'ın açık hedef alınması, Türkiye'nin bütün bunlar karşısında çaresiz kalması demektir.
Bu da, 21. Yüzyıl Türkiye'si hedefinin başlamadan bitmesianlamına gelecektir.

Kıyamet Savaşı, Kabe'yi savunmak

Evet, Suriye üzerinde başlayacağı iddia edilen ve neoconların “tanrıyı kıyamete zorlamak” olarak ifade ettiği kıyamet savaşı hazırlıklarını andıran Doğu Akdeniz'deki yığılma ürkütücüdür. Ama bütün bunlar belki de o kıyamet savaşını önleyecek adımlardır.

Sessiz kalmak mahvolmaktı. Sessizlik, uysallık Türkiye'nin parçalanması, coğrafyanın mahvolması olacaktı. Belki de bu uyarı, tarihi gerçekten değiştirecektir. Yeni çıkışlar hep böyle riskli,cesur adımlarla mümkün olmuştur. Tarih bu çıkışlarla şekillenir çünkü.

Bu aşamadan sonra sadece Suriye'yi değil, Mekke Savaşı'nı düşünerek bölgeye bakın. Şimdi bize rahatsız edici, bazılarına uçuk gelse de, kısa bir süre sonra bu meseleyi herkesin tartışmak zorunda kalacağını görebiliyorum.

Artık açık konuşma zamanı. Zor da gelse, rahatsız edici de olsa, gerçek cümlelerle tartışma zamanı. Türkiye'nin bugün, bütün riskleri göğüsleyerek, durduğu nokta, Kabe'yi savunma noktasıdır. Kabe'nin koruyucusu Allah'tır. Kim bilir, belki bu Türkiye'nin eliyle olacaktır!