.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

28 Nisan 2015 Salı

KABE YAKINLARINDA SAVAŞLAR

Kabe etrafında Mina’da çatışmaların olacağı Peygamberimizin hadis-i şeriflerinde haber verilmiştir. Bu hadise Mehdi’nin zuhurundan önce olacaktır.

Resulullah buyurdu: Ramazan'da bir seda, Şevval'de bir ses, Zilkade'de kabileler arasında savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina'da ölülerin çok olacağı bir savaş olur, öyle ki orada taşları kan gölü içinde bırakacak kadar kan akar. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 31)

Bir örnek olarak bu hadisi verdik. Yeni Şafak gazetesinden İbrahim Karagül’ün aşağıdaki linkte verilen yazısını okumanızı öneriyorum. İbrahim Karagül gidişatın mezhebe dayalı bir islam iç savaşı olduğunu görerek tedbir alınmasını öneriyor.

Bigben saat kulesinin çok benzeri olan Zemzem Towers'ın azameti karşısında
Beytullah'ın neredeyse görünmez kılındığı ibretlik bir manzara... Bu kibir neye alamet !

“Cumhurbaşkanı Erdoğan bu çağrıya kulak vermeli

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/ibrahimkaragul/cumhurbaskani-erdogan-bu-cagriya-kulak-vermeli-2010417

…. önümüzde çok büyük bir tehlike var. Bu tehlikeyi küçümsemeyin, Moğol ordularının karşısında birer birer yem olan ülkelerin durumuna düşmemek için birkaç yıl sonrasını görebilmemiz gerekiyor.
O tehlike coğrafyanın, ülkelerin, bölgelerin parçalara ayrılmasıdır. Bütün farklılıkların çözülmeye, ayrışmaya, çatışmaya dönüşmesidir. Bütün zaaf alanlarının bu büyük yıkım için seferber edilmesidir.



Ordularımız Kabe'yi vurmadan!


Hayali sandığımız ne gerçeklerle yüzleştik! Bazı şeyler fantastik gelebilir, uçuk gelebilir. Ama emin olun, böyle devam ederse birkaç yıl içinde, yabancı ordular değil, bu coğrafyadaki ülkelerin tankları Kabe'ye dayanacak. Askerleri Kabe'yi kuşatacak, uçakları bölgeyi bombalayacak. Mezhep krizinin bölgeselleşmesi ile, Allah korusun, Kabe'yi vuran tanklar ayetlerle süslenecek. Bizler o savaşın kendi gerçeklerine göre saf tutacağız, ülkelerimiz ne kadar haklı olduklarını jeopolitik, siyasi gerekçelerle, çok mantıklı söylemler üretecek ve hepimiz inanacağız.

Cumhurbaşkanı sınırları aşan sembolik gücünü, saygınlığını bu amaçla kullanmalı. Bölgenin güçlü birkaç ülkesinden de destek alarak ama asla o atıl, hantal yapılara özenmeden dinamik bir İstanbul Kriz Merkezi ve İstanbul Barış Merkezi kurulmalı.


Akiller heyeti oluşturulmalı, Merkezi Dolmabahçe olmalı


Coğrafyanın siyasi öncülerinden, ilim erbabından, aydınlarından, kanaat önderlerinden, saygın isimlerinden Akiller Heyeti oluşturulmalı. Bu merkezler öyle mevsimlik toplanan yapılar değil köklü kurumlara dönüştürülmeli ve her gün çalışmalı. Coğrafyanın bütün sorunlarını dert etmeli, onlara çözüm üretmeli.”



27 Nisan 2015 Pazartesi

Nİ'MEL ETRAK "GÜZEL TÜRKLER" HZ.ALİ (RA)



Nakşibendi Şeyhi ve Abdullah Dağistani’nin selefi olan Şeyh Zeynel Abidin Şerafeddin Dağistani’nin sohbetinden alıntıdır:


silsilsd1.jpg (47410 bytes)“Yunan harbi sırasında, memleketteki harb hali ve harbin sonu, İslami­yet'in durumu sohbet konusuydu. Şeyh Efendi'ye: ‘-  Müslümanların ve memleketin sonu ne olacak, hazret?’ diye sor­dum. 

Bu soruya karşılık Şeyh Şerâfeddin, Hz. Ali'den bir kıssa anlatarak  buyurdu ki: “-  Bir gün, Hz. Ali’ye kendisi ile birlikte muharebe edenlerden biri bu muharebe esnasında, "Böyle fitne içinde bu işin sonu ne olacak?" diye sormuş. 

O da: "Din kıyamete ka­dar bakidir." dedikten sonra bir müddet başını önüne eğmiş, öylece kal­mış. Hatta, etrafındakiler ‘uyudu’ zannetmişler. Neden sonra Hz. Ali başı­nı kaldırıp 3 defa  ‘Ni’mel Etrak, Ni’mel Etrak, Ni’mel Etrak..’ "Güzel Türkler" "Güzel Türkler" "Güzel Türkler" dedikten sonra ‘Din Türkler elinde kalacak, Türkler ile yücelecek ve kıyamete kadar baki kalacak’, demiş,  buyurdular.”


http://www.tasavvuf.info/sdagistani1.htm

23 Nisan 2015 Perşembe

TSK'NIN GÖZBEBEĞİ: GÖKTÜRK-1

Yapımı tamamlanan Göktürk-1 Keşif ve Gözetleme Uydusu, Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenen törenle dünya basınına tanıtıldı


Yüksek çözünürlüklü istihbarat görüntüleri elde edecek olan Göktürk-1 uydusu 2016'nın ilk yarısında fırlatılacak.
Ankara'ya 7 Mayıs'ta gönderilecek Göktürk-1 Uydusu'nun, 2016 yılı ilk yarısında Fransız Guyanası'nın Kourou kentinden fırlatılması planlanıyor. Göktürk-1 Uydu Sistemi ayrıca orman alanlarının kontrolü, kaçak yapılaşmanın takibi, doğal afet sonrası en kısa sürede hasar tespiti, ürün rekolte tespiti, coğrafi harita verilerinin üretilmesi gibi alanlarda da görüntü ihtiyacını karşılayacak. Göktürk-1 görevi boyunca günde ortalama 278 fotoğraf gönderecek.

21 Nisan 2015 Salı

AMERİKA'NIN SONU [Amerikanın Korktuğu Hadis-i Şerif]


"Kıyamete yakın mahiyetleri ve miktarları önceden tespit edilemeyecek olan küçücük bir islam cemaati Beyaz evi (Beyaz Sarayı) çok kolaylıkla ele geçirecekler" Sahih-i Müslim

Timurtaş Hoca'nın sohbetinden....

https://www.youtube.com/watch?v=9PMAChFuE5U

17 Nisan 2015 Cuma

İSTANBUL DEPREMİ HAKKINDA BİR ROMAN

“İstanbul 8,2 Şiddetindeki Depremle Yıkıldı”


Lütfi Şehsuvaroğlu / Vahdet Gazetesi
lutfisehsuvaroglu@gazetevahdet.com


MARMARA DENİZİ YERİN ALTINDAN GELEN HOMURTUYLA KABARDI.




BEKLENEN SONUNDA GELDİ...

Korkunç bir rüya gerçekleşiyor ve İstanbul 8,2 şiddetindeki depremle yerle bir oluyor…

İstanbul’da 23 Eylül günü hiçbir kamu hizmeti verilemez oldu. Ne şehir hatları vapuru çalıştı, ne telefonlar, ne bankalar, ne devlet daireleri…

Kıyamet günü gibiydi. Hiç kimsenin bir başkasına hiçbir faydası dokunamazdı. Zaten canlı kalabilmek mucizeydi.

Gazeteler de çıkmadı, televizyonlar da çalışmadı.

Sağdan soldan tek tük eski teksir makinelerinden ve kurtarılabilmiş matbaalardan amatörce yayınlar dağıtılabildiği kadar dağıtılıyordu ama kimsenin de kimse umurunda değildi. Herkes kendi başının çaresine bakıyordu. Tabii ki sağ kalabilenler…

Uluslar arası yayın kuruluşları haberi şöyle geçti ilk:

8,2 ŞİDDETİYLE SARSILDI MARMARA BÖLGESİ..”

“İstanbul tamamen yıkıldı. Türkiye’ye yardım için uluslar arası camia hazırlanıyor…”

DEPREM ÜSSÜ Marmara Denizi’nin kuzey batı sahilleriydi. İstanbul’un ve Tekirdağ’ın güneyinde denizin içinde büyük bir homurtuyla haber verdi geldiğini…

Bağcılar’ın neredeyse tamamına yakını yıkılmıştı.

İstanbul yerle bir oldu.

Kaç insan öldü acaba?

Devlet çöktü.

Çalışamaz oldu.

Haberleşme kesildi.

Kimsenin kimseden haberi yok.

İstanbul’da akrabaları olanlar haber alamıyorlar.

Ölü sayısının yüz binleri bulduğu söyleniyor.

Zararın ise milyarlarca dolar olduğu…

23 Eylül Sabahı: Yer Altından Gelen Müthiş Bir Homurtuyla....

Mezarlar yarıldı, kaçıştı cinler. Ölü kefenini yırtıyor şimdi. Dev dalgalar surları aştı. Evler birer kağıt gibi büzüldü. Surlar, gökdelenler, apartmanlar kartondan ve kibritten oyuncak yapılar gibi buruş buruş oldu. Yollar birdenbire kesildi. Arabalar aniden yarılan asfalttan yer altından hüpletilen bir nefesle içeri çekildi.

***

Deprem Araştırma Merkezi sekiz saat sonra depremin 8.2 şiddetinde olduğunu duyurdu. Üç dakikada her şey yerle bir olmuş, yüz bini aşan insan hayâtını kaybetmiş, seksen bin civarında binâ tamâmen çökmüştü. On beş gün kadar sonra yapılan çalışmalar yüz elli bine yakın sayıda binânın tam hasarlı, bir o kadar binâ yarım hasarlı olduğunu rapor etmişti. Bir milyondan fazla insan çeşitli yerlerinden yaralanmış ve sokakta kalmıştı. Bir o kadar insan ertesi gün şehri terk etmiş, köyüne dönmüş ya da başka şehirlerdeki akrabalarının yanına göç etmişti. Her yerde feryât figân vardı. Şehirde kendinden emin yürüyen tek insan topluluğunu, dünyânın çeşitli ülkelerinden gelen yardım heyetleri oluşturuyordu. Meydana gelen zararın faturası 150 milyar doları aşıyordu.

Târih boyunca sayısız depremlere şâhit olmuş İstanbul, bu son depremle sanki ömrünü tamamlıyor gibiydi. 1509’daki Kıyâmet-i Sugrâ’dan(Küçük Kıyamet) bu yana en büyük depremdi bu. Beş yüz yıl sonra İstanbul bir 23 Eylül sabahı yer altından gelen müthiş bir horultuyla güne başladı. İnsanların bir kısmını yolda yakaladı deprem, bir kısmını işyerine yeni vardığında, bir kısmını ise henüz evinden çıkamamışken...

17 Ağustos depreminden sonra oluşturulan deprem çalışma grupları her türlü uyarıyı yapmış olmasına rağmen, ne yazık ki insanlar deprem korkusuyla yaşamayı kanıksamış ve fakat beklenen işte sonunda gelmişti. Bu kadar acı vereceği hiç tahmîn edilmemişti. Çeşitli rakamlar kâğıtlarda yer alıyordu, şu kadar binâ yıkılabilir, şu kadar insan hayâtını kaybedebilir, şu kadar maddî zarar ortaya çıkabilir diye... Ama hepsi nihâyet birer rakamdı ve acı, o rakamlardan daha büyüktü işte...

Yıkılmaz zannedilen câmiler de işte yıkılmıştı. Târihte de birçok câmi depremle yıkılmış ve aynı adla yerinde yenisi inşâ olunmuştu. Fatih Camii 3 Eylül 1754 günü ve ardından gelen ve iki ay süren artçıları sonunda yıkılmış ve Sultan Üçüncü Mustafa zamanında yenisi yapılmıştı. 7.2 şiddetindeki deprem Fâtih Câmii’nin duvarlarını çatlatmış, minârelerinden birinde kayma meydana getirmiş ama yıkmamıştı. Fakat Yeni Camii’nin zâten denize doğru akan kısmı iyice açılmış ve câmi ikiye bölünmüştü. Haliç taşmış ve câminin bütün halılarını yüzdürmüştü. Son yüzyıl içinde inşâ edilen câmilerin yüzde ellisinden fazlası bu şiddete dayanamamış ve yıkılmıştı. Yine ne varsa eski câmilerde vardı, onlar biraz daha dirençli çıkmışlardı.

İstanbul’un güneyinde bulunan semtlerin birçoğu ortadan kalkmıştı. Buralara yerleşenler, 17 Ağustos depreminden sonra hâlâ aynı binâlarda niçin yaşadıklarını ahlarla, oflarla, keşkilerle kendilerine soruyorlar, artık her şeyin çok geç olduğunu anladıklarında soru sormayı da bırakıp şaşkın şaşkın etraflarına bakıyorlardı. Sadece hayâtta kalanlar yaşadıklarına şükrediyor, bundan sonraki gününü geçirmek için insandan ziyâde her hangi bir canlı gibi bütün bütün soru sormayı, düşünmeyi unutmuş olarak, tabiî hayâtını idâme ettirme refleksinden başka bir melekeye sâhip olmadan ayakta kalma mücâdelesi veriyorlardı.

17 Ağustostan sonra yapılan tavsiyeler üzerine başka şehirlere göç edenler şüphesiz hâllerinden, hâlâ hayatta olmaktan memnûndurlar. “Ya orada kalsaydık” sorusunu akıllarına hiç mi getirmediler? Onlar da ister istemez depremin ruhlarda meydana getirdiği sarsıntıyı bütün İstanbullular gibi yaşıyorlardı.

Deprem Çalışma Grubu’nun 17 Ağustostan sonra İstanbul dışında yeni kurulacak şehirlere İstanbulluların bir kısmını taşıma projesi ne yazık ki bir türlü hayâta geçirilememiş ve sonunda olan olmuştu. Bu projeyi engelleyenler, suçluluk duyuyorlar mıydı? Avcılar’da, Her iki Çekmece’de, Gürpınar’da, Esentepe’de, Bağcılar’da ve daha İstanbul’un birçok semtinde yapılan binâların çoğunda deniz kumu kullanıldığından binalar içten içe çürümüş, içindeki demirlerle birlikte duvarlar birer cinâyet âleti hâline dönüşmüşlerdi. Denizden çıkarılan yıkanmamış, çamurlu kum, riskli zeminler, imar aflarıyla yıldan yıla yükseltilen binâlara bir de mühendislik ve yapı hatâları da eklenince sınır tanımaz para kazanma hırsı ve çarpık kentleşme, sonunda asırlar boyu kapanmayacak yaralar açmıştı.


New Ma­na­ge­ment Plan For Is­tan­bul: İs­tan­bul için Ye­ni Yö­ne­tim Pla­nı

Dün bu kö­şe­de İs­tan­bu­l’­da mey­da­na ge­len (ge­le­cek olan) dep­re­mi, 8,2 şid­de­tin­de­ki dep­re­mi yaz­mış­tık. Yüz bin ölü ve 150 mil­yar do­lar za­ra­r…

Bu­gün de­vam edi­yo­ruz.

Ev­le­ri yı­kıl­ma­yan­lar da hu­zûr için­de de­ğil­di­ler. Ko­ca şe­hir bat­mış­tı ve on­lar et­raf­la­rın­da mey­da­na ge­len olay­la­ra göz­le­ri­ni ka­pa­sa­lar da can­hı­raş fer­yât­la­rı duy­maz­lık­tan ge­le­mez­ler­di. Hem gel­se­ler de ba­şı­na bin­bir fe­lâ­ket ge­len in­san­la­rın bir kıs­mı on­la­rı ra­hat bı­rak­mı­yor­du za­ten. İs­yân­lar, ta­lan­lar, sa­bo­taj­lar, soy­gun­lar, hak­ka te­câ­vüz­ler al­mış ba­şı­nı git­miş­ti. Lüks vil­la­lar­da ya­şa­yan­lar da kor­ku­dan ev­le­ri­ni de­mir par­mak­lık­lar­la ko­ru­ma­ya al­dık­tan son­ra şeh­ri terk et­miş­ler­di. Bir kıs­mı Av­ru­pa­’ya kaç­mış, bir kıs­mı baş­ka şe­hir­le­re ge­çi­ci ola­rak git­miş­ler­di.

Dep­rem­den son­ra, NMPI, Av­ru­pa Bir­li­ği ta­ra­fın­dan bü­tün yar­dım ku­ru­luş­la­rı­nın ko­or­di­nas­yo­nu için gö­rev­len­di­ril­miş­ti. Ar­tık yar­dım ku­ru­luş­la­rı NMPI ta­ra­fın­dan ko­or­di­ne edi­le­cek ve tek el­den da­ha ya­rar­lı dü­zen­le­me­le­re gi­di­le­cek­ti. İlk ba­kış­ta bu, he­men her­ke­sin hem­fi­kir ol­du­ğu bir yak­la­şım­dı. NMPI, gi­de­rek yar­dım­lar­la yük­sek bir ka­bul gör­müş, sem­pa­ti ka­zan­mış ve ne­re­dey­se bü­tün İs­tan­bul­lu­la­rın gön­lün­de ken­di hü­kü­met­le­rin­den zi­yâ­de yer al­mış­tı; hat­tâ in­san­lar ken­di top­lu­mu­nu lâ­net­li­yor, he­le he­le hü­kü­me­tin adı­nı da­hi duy­mak is­te­mi­yor­lar­dı ama NMPI lo­go­su­nu gö­ren­ler tan­rı­sal bir gü­cün, bir iyi­lik pe­ri­si­nin ken­di­le­ri­ne ku­cak aç­tı­ğı­nı dü­şü­nü­yor­lar­dı. Böy­le­ce NMPI İs­tan­bu­l’­un bü­tün yö­ne­ti­mi­ni eli­ne al­dı. Üs­te­lik bu te­re­ya­ğın­dan kıl çe­kil­me­sin­den da­ha ko­lay ol­du. Zâ­ten in­san­lar da­ha dün­den bu yet­ki­yi bu ku­ru­lu­şa ver­mek için can atı­yor­lar­dı. Bir kı­sım İs­tan­bul­lu­lar yıl­lar ge­çip de dep­rem şöy­le ya da böy­le unu­tu­lup, ar­tık ye­ni­den İs­tan­bul tra­fi­ği­ne, iş­le­ri­ne güç­le­ri­ne dö­nün­ce ger­çek­ten çok şe­yin de­ğiş­miş ol­du­ğu­nu an­la­ya­cak­lar­dı. Ar­tık bü­tün ki­lit ma­kam­lar­da ya­ban­cı­lar otu­ru­yor­lar­dı. So­kak­lar Türk­le­rin, ma­kam­lar ya­ban­cı­la­rın ol­muş­tu. İs­tan­bu­l’­la il­gi­li her ka­rar­da İs­tan­bul Ser­best Böl­ge Hü­kü­me­ti­nin adı ge­çi­yor­du. NMPI iler­de gö­re­vi bı­ra­ka­cak­tı ve ar­tık 1453’ten bu ya­na –İn­gi­liz­le­rin çok kı­sa bir dö­nem, 1920 ön­ce­si iş­ga­li bir ke­na­ra bı­ra­kı­la­cak olur­sa- Türk­le­rin yö­ne­ti­min­de olan İs­tan­bul, ar­tık Ulus­lar ara­sı bir kon­sor­si­yum ta­ra­fın­dan idâ­re olu­na­cak­tı. İs­tan­bu­l’­da ya­şa­yan nü­fû­sun üç­te bi­ri bu­nun an­la­mı­nı bil­mi­yor­du, pek de umur­la­rın­da de­ğil­di ha­ni... Nü­fû­sun an­cak on­da bi­ri bu­na kar­şı duy­gu­lar bes­li­yor­du ama di­le ge­ti­re­cek za­man ve ze­mîn bul­duk­la­rı da söy­le­ne­mez­di; sâ­de­ce kah­ve kö­şe­le­rin­de söy­le­ni­yor­lar­dı.

Ba­zı yar­dım ku­ru­luş­la­rı da­ha baş­tan NMPI­’ya bağ­lan­ma­ya di­ren­di­ler. Bun­lar ken­di ken­di­le­ri­ne İs­tan­bul­lu­la­ra yar­dım edi­yor­lar­dı ama za­man za­man ya­pı­lan şi­kâ­yet­ler üze­ri­ne NMPI mu­hâ­fız­la­rı ta­ra­fın­dan tar­tak­la­nı­yor­lar, bâ­zen ki­bar bâ­zen de sert ted­bir­ler­le uzak­laş­tı­rı­lı­yor­lar­dı. NMPI bu yar­dım ku­ru­luş­la­rı­na iş­bir­li­ği öne­ri­yor, ik­nâ et­me­de ba­şa­rı­lı ola­maz­lar­sa bu yar­dım ku­ru­luş­la­rın­da ça­lı­şan­lar ara­sın­dan ken­di­le­ri­ne ka­za­na­bi­le­cek­le­ri in­san­la­rı ayar­tı­yor­lar­dı. Zâ­ten zor şart­lar al­tın­da yar­dım ku­ru­lu­şu ola­rak ayak­ta kal­ma­ya ça­lı­şan ve Ana­do­lu­’da ör­güt­le­nen bu ku­ru­luş­lar bi­le ken­di in­sa­nı­nı el­de tut­mak­ta zor­la­nı­yor­lar­dı.

1509 dep­re­mi 14 Ey­lül­de, 1689 dep­re­mi 25 Ha­zi­ran­da, bir yıl son­ra­ki dep­rem 11 Tem­muz­da, 1719 dep­re­mi 14 Ma­yıs­ta, 1754 yı­lın­da­ki dep­rem de 3 Ey­lül­de, 1766 dep­re­mi 23 Ma­yıs­ta, 1894 bü­yük dep­re­mi (Bü­yük Ha­re­ket-i Arz) ise 10 Tem­muz­da mey­da­na gel­miş­ti. 7 Ma­yıs 2006 dep­re­min­den son­ra bu yı­lın 23 Ey­lü­lü ha­sar­lı bi­na­la­rı ta­ma­men yer et­miş; İs­tan­bul­lu, yüz­yıl­la­rın bi­ri­ki­mi­ni ta­şı­yan kor­ku­yu ye­ni­den his­set­miş­ti. Ye­rin al­tın­da­ki de­vin ho­mur­tu­su İs­tan­bul­lu­yu yi­ne kor­kut­muş­tu. “Ho­mur­tu­la­rı za­man za­man du­yu­lan bu dev, top­ra­ğın üs­tün­de faz­la­ca yıp­ra­tı­cı iş­ler ya­pan İs­tan­bu­l’­a aşı­rı aba­nan üst­te­ki­le­re bir ders ve­re­cek­ti­” de­di bâ­zı dep­rem uz­man­la­rı. 2000 yı­lın­dan îti­bâ­ren ki­mi dep­rem pro­fe­sör­le­ri kı­lık kı­yâ­fet­le­ri­ne çe­ki dü­zen ver­miş­ler ve te­le­viz­yon yıl­dı­zı ol­muş­lar­dı. Bun­lar­dan ki­mi saç­la­rıy­la, ki­mi te­nis oyun­la­rıy­la, ki­mi kü­pe­le­riy­le, ki­mi film ar­tis­ti kı­yâ­fet­le­riy­le, ki­mi de Hül­ya Av­şa­r’­la mü­nâ­ka­şa yap­ma­la­rıy­la ün­len­miş­ler­di. Dep­rem ede­bi­ya­tı­nın zen­gin­leş­me­siy­le ağ­zı laf ya­pan ve ede­bî sa­nat­la­rı iyi kul­la­nan ki­mi uz­man­lar da tü­re­miş­ti el­bet­te...

Eko­no­mik kriz baş gös­te­rin­ce te­le­vo­le eko­no­mist­le­ri TV ek­ran­la­rın­dan arz-ı en­dâm et­me­ğe baş­lı­yor­lar­dı; dep­rem söy­len­ti­le­ri çı­kın­ca ya da yer ha­fif ve­ya ağır sal­la­yın­ca te­le­vo­le dep­rem uz­man­la­rı... Can alı­cı dep­rem­le­rin ar­dın­dan bir­kaç ay ül­ke­nin gün­de­mi­ne otu­ran ko­nu ve ate­şin düş­tü­ğü yer­ler­den du­yu­lan fer­yâd-u fi­gâ­nın te­si­riy­le mey­da­na ge­len has­sâ­si­yet, il­gi­li ki­şi ve ku­ru­luş­la­rı sağ­lık­lı ted­bir­ler için kol­la­rı sı­va­ma­ya iti­yor­du. Fa­kat ko­nu gün­dem­den dü­şüp, acı­lar ha­fif­le­yin­ce her şey za­man­la unu­tu­lu­yor, dü­şü­nü­len ted­bir­ler de tek­rar raf­lar­da­ki ye­ri­ni alı­yor­du.

So­nun­da in­san­lar ken­di­le­rin­den olan in­san­la­rın ken­di­le­ri­ni yö­ne­te­me­ye­ce­ği­ni san­ki da­ha çok kav­ra­dı­lar ve İs­tan­bu­l’­un fe­tih­ten ön­ce­ki in­sa­nı­nın “Bi­zans ser­pu­şu gör­mek­ten­se Türk sa­rı­ğı gör­me­ği ter­ci­h” nok­ta­sın­da­ki alış­kan­lı­ğı, ter­si­ne bir tâ­ri­hî di­ya­lek­tik­le, “çan­ta­sı­nı ko­ru­ma­sı­na ta­şıt­ma­yan Ba­tı­lı pro­fes­yo­nel­le­re­” yö­nel­di. 2000’li yıl­lar­da bü­rok­ra­si­de, med­ya­da, is­tih­ba­rat uz­man­lı­ğın­da, iş dün­yâ­sı ve ka­mu yö­ne­ti­min­de 68 ku­şa­ğı­nın es­ki Sta­li­nist­le­ri­nin ye­ni sol prag­ma­tiz­miy­le Ke­ma­list fır­sat­çı­lı­ğa kal­bet­me­le­ri, seç­kin­ci sta­tü­nün bir müd­det da­ha ko­run­ma­sı­na yol aç­tıy­sa da son dep­rem ve eko­no­mik çö­kün­tü­nün ar­dın­dan ar­tık kim­se yer­li yö­ne­ti­ci gör­mek is­te­mi­yor­du; hem ye­rel yö­ne­tim­ler­de hem mer­ke­zî yö­ne­tim­de hem de med­ya­da ve iş dün­yâ­sın­da... 2000’li yıl­lar­da yap­tı­ğı kur­tar­ma ça­lış­ma­la­rıy­la hem yurt için­de hem de yurt dı­şın­da hay­li ta­nı­nan AKUT bi­le ge­çen on beş, yir­mi yıl için­de ulus­lar ara­sı bir ku­ru­luş hâ­li­ne gel­mek­le be­râ­ber yö­ne­ti­mi­nin ağır­lı­ğı­nı ya­ban­cı­lar­dan oluş­tur­ma­ğa baş­la­mış­tı.

İSTANBUL: AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ

Bu­gün üçün­cü gün.. Dep­re­min şo­ku­nu an­la­ta­ma­dık. De­vam edi­yo­ruz.

İs­tan­bul dep­re­mi­nin şo­ku her­ke­si uzun yıl­lar ken­di­ne ge­ti­re­me­di.

23 Ey­lül gü­nü tıp­kı 11 Ey­lül­de İkiz Ku­le­le­rin yı­kıl­ma­sı sı­ra­sın­da ol­du­ğu gi­bi ön­ce sâ­de­ce afe­tin vur­du­ğu mın­tı­ka­lar can kor­ku­su­nun son rad­de­ye var­dı­ğı bir trav­ma ge­çir­di­ler; son­ra kor­ku, te­lâş, me­rak ka­rı­şı­mı bir rû­hi­yat içe­ri­sin­de et­ra­fı­na, ya­kın­la­rı­na bak­ma­ya, teh­li­ke­nin, za­râ­rın bo­yut­la­rı­nı ölç­me­ye, ne olup bit­ti­ği­ni an­la­ma­ya bak­tı­lar. Böl­ge dı­şın­da­ki in­san­lar­sa te­le­viz­yon ek­ran­la­rın­dan bü­tün bu olan­lar sa­nal bir kur­guy­muş, her şey bir gö­rün­tü­den ibâ­ret­miş gi­bi sey­ret­ti­ler. Se­yir gi­de­rek se­yir­ci­de, mın­tı­ka­da mü­câ­de­le ve­ren­ler­de­kin­den bel­ki de çok da­ha de­rin kor­ku, te­lâş ve ki­mi ka­bul­le­re ku­cak aç­tı.

Ulus­lar ara­sı yar­dım he­yet­le­ri da­ha pro­fes­yo­nel bir ha­zır­lı­ğın için­de ol­duk­la­rın­dan âfet böl­ge­sin­de bü­tün ümit­le­rin, sı­ğı­na­cak dal­la­rın yok ol­du­ğu bir za­man­da âfet­ze­de­le­rin saç­la­rı­nı ok­şa­ya­cak, gö­nül­le­ri­ni ka­za­na­cak hâ­mî idi­ler. Kor­ku ve te­lâş için­de­ki in­san­lar sı­ğın­dık­la­rı bu li­man­la­rı in­sa­nüs­tü­lük­le ta­nım­la­ya­rak hiç­bi­ri­si­ne toz kon­dur­mu­yor, âde­ta kur­ta­rı­cı me­lek­le­ri ola­rak ilâ­hî mis­yon­la­rı­na hür­met bes­li­yor­lar­dı. El­bet­te ki on­la­rın da bü­tün di­lek­le­ri ve söy­le­dik­le­ri ilâ­hî bir me­saj­dı ve har­fi­yen uyul­ma­yı icâp et­ti­ri­yor­du.

Tür­ki­ye de­rin bir sar­sın­tı­day­dı. Ar­tık İs­tan­bul, sırf Türk­le­re bı­ra­kı­la­ma­ya­cak ka­dar yö­ne­tim­de dik­kat ge­rek­ti­ren bir şe­hir­di. Ulus­lar ara­sı kon­sor­si­yum yar­dı­ma ha­zır­dı.



Bu yüz­den AB’­nin İs­tan­bul ve Tür­ki­ye üze­ri­ne ye­ni pla­nı­nın yü­rür­lü­ğe gir­me­si çok zor ol­ma­mış­tı.

Her­kes şok­tay­dı. Bü­tün mil­let kan ağ­lı­yor­du. İlk şo­ku at­lat­tık­tan son­ra âfet böl­ge­si­ne yar­dım için Ana­do­lu­’dan da yüz­ler­ce ekip yo­la çık­mış­tı. Her tür­lü çö­zül­me­ye rağ­men Türk­ler sos­yal yar­dım ko­nu­sun­da do­ğa­sın­dan, tâ­ri­hî bi­ri­ki­min­den, âi­le ge­le­nek­le­rin­den ge­len iş­ti­yâk­la kı­sa za­man­da ör­güt­len­me­yi ba­şa­ra­bil­di­ler. Fa­kat ay­nı za­man­da İs­tan­bu­l’­u bu can­hı­raş te­lâ­şın­da soy­ma­ya kal­kı­şan şe­hir va­roş­la­rın­dan ve uzak şe­hir­ler­den ge­len ölü soy­gun­cu­la­rı, leş kar­ga­la­rı da yok de­ğil­di. Sâ­de­ce on­lar mı? Or­ta­do­ğu­’dan, Bal­kan­la­r’­dan, Af­ri­ka­’dan da bin­ler­ce leş kar­ga­sı ge­li­yor­du.

NMPI­’dan Bir­leş­miş Mil­let­le­r’­e, AB ko­mis­yon­la­rın­dan ABD or­du­su­na ka­dar ya­kın il­gi­li­ler bu üşüş­me­ye he­men ted­bir al­mak­ta ge­cik­me­di­ler. Bu te­rör­den kur­tul­mak, yar­dım kis­ve­si al­tın­da­ki soy­gun or­ga­ni­zas­yo­nu­na dur de­mek ge­re­ki­yor­du.

İs­tan­bu­l’­a gi­riş çı­kış­lar kon­trol al­tı­na alın­mış, öte­den be­ri bek­le­nen, ar­zu­la­nan ka­rar ha­yâ­ta ko­nul­muş­tu. Ar­tık İs­tan­bu­l’­a gi­riş­te vi­ze uy­gu­la­ma­sı baş­la­tıl­mış­tı.

Gi­de­rek Ana­do­lu­’dan bü­tün gi­riş­ler kon­trol al­tı­na alı­na­rak şeh­re es­ki dö­nem­de­ki gi­bi sı­nır­sız göç dur­du­rul­muş­tu. Dep­rem­den son­ra­ki ya­pı­lan­ma­da bu uy­gu­la­ma çok önem­liy­di ve ar­tık ne­re­dey­se hiç­bir Tür­k’­ün ge­çi­şi­ne izin ve­ril­mez ol­muş­tu.

İha­le be­zir­gân­la­rı

Ba­yın­dır­lık Ba­kan­lı­ğı­nın ko­ri­dor­la­rın­da New Ma­na­ge­ment Plan for Is­tan­bul tar­tı­şı­lır­ken, Ana­do­lu Türk­men Dev­le­ti­nin bü­rok­rat­la­rı Plan­cı­la­ra da­nış­man ola­bil­mek için bir­bir­le­riy­le ya­rı­şı­yor­lar­dı.

Ba­zı yaş­lı bü­rok­rat­lar, öy­le ki bu gö­ze gir­me ya­rı­şın­da genç mes­lek­taş­la­rı­nı ge­ri­de bı­ra­kı­yor­lar, za­ma­nın­da na­sıl ye­rin­den yö­ne­tim il­ke­si için sa­va­şım ver­dik­le­ri­ni an­la­tı­yor­lar­dı, ço­ğu Ame­ri­ka­lı plan­cı­la­ra... Dep­rem ko­nut­la­rı­nın An­ka­ra­’da­ki ba­kan­lık­ta plan­lan­ma­sı­na na­sıl da kar­şı çık­mış­lar­dı. Dep­rem il­le­ri­ne akan pa­ra­lar, ye­rin­de çok da­ha sağ­lık­lı bi­çim­de ye­ni­den ya­pı­lan­ma­yı sağ­la­ya­bi­le­cek­ken, An­ka­ra­’da ko­ta­rı­lan ihâ­le­ler ve pro­je­ler­le bü­tün dep­rem böl­ge­le­ri­ne ya­pı­lan ya­tı­rım­lar hem pa­ha­lı­ya mal ol­muş, hem de ge­cik­me­ye se­bep ol­muş­tu. Şim­di ar­tık son dep­rem­den son­ra bu­na izin ve­ril­me­ye­ce­ği âşi­kâr­dı.

El­bet­te üç gün­dür yaz­dı­ğım kur­gu.

Kö­tüm­ser du­rum ana­li­zi­…

As­lın­da bu­nu 2024 ro­ma­nım­da ay­rın­tı­la­rıy­la an­lat­tım.

Da­ha ne­ler ol­du ne­le­r….

İs­tan­bul Tür­ki­ye­’den ay­rıl­dı, AB üye­si ol­du.

Bir ser­best böl­ge­…

Za­ten biz de­mi­yor muy­duk: İs­tan­bul Av­ru­pa­’nın KÜL­TÜR BAŞ­KEN­Tİ­…

E ar­tık ne de­mek­se­…

Ken­di­miz is­te­dik.

De­mi­yor muy­du Na­mık Ke­mal: “Biz is­te­me­sek, zil­le­te hiç dü­şer miy­di­k” di­ye?…

Bu ka­dar çar­pık kent­leş­me ve bu ka­dar bi­na ve zi­na­…

Ola­ca­ğı ne siz­ce?

Yok­sa fin­can­cı ka­tır­la­rı­nı­zı mı ür­küt­tüm bey­ler?



AMAN AL­LA­HIM!

Ne kö­tü bir rü­ya di­ye is­yan et­ti­ği­ni­zi du­yu­yo­rum.

Fa­kat dep­rem uz­man­la­rı hay­kır­mı­yor­lar mı? Enin­de so­nun­da fay­lar­da ener­ji bi­rik­ti­ği­ni ve bir dep­re­min ka­çı­nıl­maz ol­du­ğu­nu­…

Ni­çin o za­man so­rum­suz­ca hâ­lâ de­va­sa bi­na­lar dik­me­ye, kent­sel dö­nü­şüm ya­lan­la­rı­nın ar­dı­na sak­la­na­rak ran­ti­ye mey­da­na ge­tir­me­ye ve had­di aş­ma­ya de­vam edi­yo­ruz?

Al­lah had­di aşan­la­rı sev­me­z…

Bu­nu bil­mi­yor mu­su­nuz?

TÜRKİYE'YE "SAVAŞ" İLAN EDİLDİ !

Yusuf Kaplan
Yusuf KAPLAN / Yeni Şafak

Yazının sonunda söyleyeceğim şeyi, başında söyleyeyim: Papa'nın “soykırım”açıklaması, ardından da Avrupa Parlamentosu'nun (AP), “soykırım”ı onaması, Türkiye'ye karşı adı konulmamış bir savaş ilanıdır.
Tarihin yeniden yapıldığı tarihî bir süreçten geçiyoruz: Batılılar, Türkiye'nin 50 yıl içinde toparlanıp yeniden bölgenin tarihini şekillendirecek yegâne aktör konumuna geleceğini çok iyi görüyorlar. 0 yüzden Türkiye'yi, daha henüz yolun başındayken “boğmak” istiyorlar.

Türkiye, durdurulamazsa, Batılıların dünya üzerindeki hegemonyalarının tehlikeye girmesi kaçınılmazlaşacak. Zira Batılılar, dünya üzerindeki hegemonyayı, İslâm dünyası üzerinde kurdukları hegemonyaya borçlular. İslam dünyasından defolup gittiklerinde, tarihten çekilme sürecine girecekler. Bunu Batılılar bizden çok daha iyi kavramış durumdalar.
Bu meselenin çok iyi kavranabilmesi için bir tarih felsefesi yapmamız, karşılaştırmalı medeniyetler tarihi okuması ortaya koymamız gerekiyor.

CERMENLER VE ROMA MİRASI

Önce şu temel tarihî gerçekleri, çok iyi bileceksiniz: 1000 yıldır, tarihi, iki aktör yapıyor: Cermenler ve Biz.
Cermenler, yalnızca Avrupa tarihinde etkin oldular. Biz ise, Asya'nın, Avrupa'nın ve Afrika'nın kesişme noktasında, üç kıtanın tarihinin yapılmasında kilit rol oynadık.

Roma'nın siyasî misyonunu yalnızca Cermenler kavradılar; imparatorluk mirasını, Hıristiyanlığın sunduğu toparlayıcı itici gücü arkalarına alarak onlar hayata aktardılar.
Ve nihayet 9. ve 10. yüzyıllarda Karolenj İmparatorluğu Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu'nu onlar kurdular ve Hıristiyanlığın, doğuşundan itibaren Avrupa'da bütün Avrupa'yı toparlayıcı bir aktör olarak belirleyici bir rol oynamasını Cermenler sağladılar.

AVRUPA'YI TARİHE İSLÂM KIŞKIRTTI

Burada iki önemli tarihî gerçeğe dikkat çekmek gerekiyor.
Birincisi şu: Hıristiyanlık, doğuşundan itibaren ancak 9 asır sonra tarihe girebilmiş, tarihin yapılmasında belirleyici rol oynamaya başlayabilmişti: Yalnızca mevzî bir roldü bu: Avrupa'yı kurmuş ama Avrupa'nın başka medeniyetlerin kökünü kazıyacak Haçlı Seferleri'yle başlayan sömürgecilik ve emperyalizmle ürpertici noktalara ulaşan saldırgan, bütün insanlığa, insanlığın medeniyet birikimine saldıran yıkıcı yolculuğunun kodlarını, yapı-taşlarını da döşemişti.
Burada dikkat çekilmesi gereken ikinci tarihî nokta şu: Avrupa'yı tarihe kışkırtan yegâne itici güç, İslâm medeniyetinin tarihî yürüyüşü olmuştu. Başka bir deyişle, eğer İslâm cihanşümûl bir medeniyet yürüyüşü gerçekleştirmemiş olsaydı, Avrupa, tarihe giremezdi.

Tam burada tarih felsefesi açısından bizim ve Avrupalıların tarihi yapış, tarihte varlık gösteriş ve diğer medeniyetlerle ilişki kuruş biçimleri açısından dikkat çekilmesi gereken önemli noktalar var:
Birincisi, İslâm, doğduğu ilk yüzyıldan itibaren tarihe girmeyi başaran olağanüstü bir medeniyet hamlesi geliştirmişti.
İkincisi, İslâm medeniyeti, Batı uygarlığı gibi başkalarını yıkan ve yok eden bir tecrübeye dayanmaz; aksine başkalarıyla birlikte varolan, başkalarının kendileri olarak ve kendileri kalarak yaşamasını sağlayan bir zemin sunar.

ŞARK MESELESİ

Son iki yüzyıldan bu yana Cermenler de, biz de tarihten çekildik. Son iki yüzyıldır, tarihi, iki büyük sanayi Devrimi'ni gerçekleştiren İngilizler yapıyor.

İngilizler, Yahudiler ve diğer Avrupalı güçlerle birlikte Osmanlı'nın durdurulmasında belirleyici oldular.
İngilizlerin, 200 yıllık küresel hegemonyalarının gerisinde, “Şark Meselesi” olarak adlandırılan uzun soluklu bir strateji yatar.
Bu stratejinin, iki temel ayağı var: Birincisi, Osmanlı'nın Avrupa'dan uzaklaştırılması: Bunu başardılar.
İkinci strateji ise, çeyrek asırdır adım adım hayata geçiriliyor: Müslüman toplumların İslâm'dan uzaklaştırılması.
Bu ikinci strateji, iki şekilde hayata geçirilmeye çalışılıyor: İslam'ın Protestanlaştırılması, sekülerleştirilmesi, içinin boşaltılması, küresel sisteme itiraz etmeyecek, dini, bireysel inanç meselesine indirgeyen hormonlu Müslüman kitleler icat edilmesi.
İkincisi de, İslâm dünyasının tam ortadan ikiye yarılması; yapay bir Şiî-Sünnî çatışması zuhûr ettirilmesi. Ve lokal çatışmaların, etnik kimliklerin kaşınarak Müslüman toplumların siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik bir kaosun eşiğine sürüklenmesi.

TÜRKİYE'NİN KUŞATILMASI

İşte tam bu noktada, 1000 yıldır olduğu gibi İslâm dünyasını yeniden toparlayacak bir Türkiye'nin gelişinin önlenmesi.
Bu nedenle, 100 yıl önce Osmanlı durdurulmuştu; şimdi de İslâm dünyasını yeniden toparlama emareleri gösterdiği görülen Türkiye kuşatılmaya çalışılıyor son çeyrek asırdır.
Papa'nın “soykırım”açıklaması ve hemen ardından da Avrupa Parlamentosu'nun (AP), “soykırım”ı onaması, yüzsüzlüğün dikalasıdır! Türkiye'yi kuşatmayı ve durdurmayı amaçlayan, geçiştirilemeyecek önemli bir tehdittir.
Ermeni olaylarının 100. yılında Türkiye'ye savaş ilan edildi. Adı konulmamış bir savaş bu: Diplomatik haçlı savaşı.

Ey Papa, Ey Avrupa!
Asıl kandökücü sizsiniz.

Önce Haçlı Savaşları, din savaşları, engizisyonlar, cadı kazanları ve kanlı sömürgecilik tarihinin hesabını vermelisiniz!
Siz Endülüs'ün izini bile bırakmazken, Balkanlarda adalet dağıtan Osmanlı'yı kan emici ilan edemezsiniz!
Ne demişti Thomas Paine: İnsanlığın kökünü kazıma konusunda kimse Batı'yla yarışamaz!
twitter.com/yenisafakwriter

13 Nisan 2015 Pazartesi

ABD BASININDA ŞOK İDDİA !

Huffington Post'un iddiasına göre Türkiye ve Suudi Arabistan Esad rejimini yıkmak için askeri ittifak kuruyor.
Türkiye ve Suudi Arabistan'ın Suriye'deki Esad rejimini yıkmak için askeri ittifak kurmaya hazırlandığı öne sürüldü.
ABD basınında şok Türkiye iddiası!Huffington Post'un iddiasına göre, iki ülke konuya ilişkin üst düzey görüşmeler gerçekleştiriyor. Görüşmelere yakın kaynakların Huffington Post'a yaptığı açıklamalara göre, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki müzakereler Katar arabuluculuğunda yürütülüyor.
Planlanan ortaklık çerçevesinin, Türkiye'nin karadan asker göndermesini, Suudi Arabistan'ın da hava saldırılarıyla destek vermesini öngördüğü iddia edildi.
Haberde, Şubat ayında Washington'a giden Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamid El Tani'nin söz konusu görüşmelerden ABD Başkanı Barack Obama'yı da haberdar ettiği belirtildi.
Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki görüşmelere katılan bir kaynak, müzakerelerin başarılı bir şekilde ilerlemesi halinde, iki ülkenin ABD desteklesin ya da desteklemesin, Suriye'ye müdahale edeceğini öne sürdü.

7 Nisan 2015 Salı

İRAN - SUUD SAVAŞI KAPIDA

 100 uçakla 'deki  destekli Husileri vuruyor. 150 bin askerle kara harekâtı kapıda. İran, 'Gerekeni yapacağız' dedi


 destekli Şii Husi milislerle, Devlet Başkanı Abdurabbi Mansur Hadi'ye bağlı güçler arasındaki çatışmalar nedeniyle fiili olarak bölünen 'e beklenen müdahale geldi. Hadi'nin BM Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta 'gönüllü ülkelere' askeri müdahale çağrısı yapmasının ardından  liderliğindeki 10 ülke Yemen'e yönelik hava operasyonuna başladı. Önceki gece Türkiye saati ile 01.00'de başlayan operasyona "Kararlı Fırtına" ismi verildi. Operasyonun başladığını duyuran Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Adil el-Cubeyr, "Hadi'nin meşru hükümetini korumayı hedefliyoruz" dedi. Beyaz Saray sözcüsü Bernadette Meehan ABD Başkanı Barack Obama'nın, Yemen'e yönelik askeri operasyona dair lojistik ve istihbarat destek yetkisini verdiğini söyledi. Operasyonun ardından gözler İran'a çevrildi.
150 BİN ASKER HAZIR 
Günlerdir güneydeki Yemen sınırına askeri yığınak yapan Suudi Arabistan, operasyona 100 uçakla katıldı. "Yemen'de düzenin sağlanması için kara operasyonuna da gerek duyulabileceğini belirten Riyad yönetimi ayrıca 150 bin askerini sınırda hazır bekletiyor. Hava operasyonuna Birleşik Arap Emirlikleri 30, Bahreyn 15, Kuveyt 15, Katar 10, Ürdün 6, Fas 6 ve Sudan 3 uçakla dahil oldu. Husilerin de uçaksavarlarla karşılık verdiği bildirildi. Deniz ve hava kuvvetleriyle operasyonda yer alacağını açıklayan Mısır'ın 4 savaş gemisi Süveyş Kanalı'na yöneldi. Mısırlı uydu yayını sağlayıcısı Nilesat da Husilerin kontrolündeki 4 TV kanalının yayınını durdurdu. Pakistan ise Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne karşı olası bir tehdide sert yanıt verileceğini açıkladı.

MEHDİ, 2015 YILINDA ÇIKIYOR MU?

Mustafa ÖZCAN / Vahdet Gazetesi
01 Mart 2015 Pazar 
Bölgenin çalkalanmasına baktığımızda ahir zaman diliminde yaşadığımız anlaşılıyor. Bununla birlikte müteşabih olaylar perdeli olduğundan dolayı kimileri bu değerlendirmelere katılmayabilir. Haklarıdır. Elbette  karineler bir  kanaat verir ama bağlayıcı olmaz. Bununla birlikte Peygamberimizin gelecekle ilgili haberleri haktır. En fazla da günümüze yansıdığı bir gerçektir. Bununla birlikte verilen tarihlerin isabetliliği tartışılabilir. Emevilerden beri Şiiler Hazreti Mehdi’nin çıktığını, ardından da girdaba daldığını bir daha çıkmadığını ve nikabını göstermediğini söylerler.  Mesele hem perdeli hem de sünnetullaha uygun gelişir.  Şii ve Sünnilerde Mehdi’nin zuhuruyla ilgili birçok kez tarih verilmiş ve tutmamıştır. Bu da tarih konusunda ihtiyata sevk eden bir husustur.  Onun ötesinde kimileri kendilerini Mehdi sanmışlar ve onun kisvesine bürünmüşlerdir.  Mehdi misal insanlar olduğu gibi heveslileri ve meraklıları da çoktur. Mehdilik meselesinde hem sünnetullah hem de görünmez bir biçimde, fazla öne çıkmayan harika haller var.  Mehdi’nin zuhuru meraklılarını her zaman ilgilendirmiştir. Bu mesele anın vacibini yapmayı engellememeli. Kıyameti soran birisine Peygamberimiz ne hazırladığını sormuştur.   Zira Mehdi meselesi topyekün bir kitleyi ve insanlığı ilgilendirirken kişisel görevler sahibini ilgilendirmektedir. Kişisel vazifelerini ihmal ederek kitlesel bir hakikate kilitlenmek elbette abestir, akıl karı değildir. Kuraldışıdır. Bunlar da istidraçla cezalandırılırlar.  
Bununla birlikte müddei halife Ebubekir Bağdadiyi değerlendirme bağlamında bir makalesinde Fehmi Huveydi kimilerinin Mehdi’nin 2015 yılında zuhur edeceğini yaydıklarını ifade etmiştir. Elbette son yıllarda bu hususta tarih israfı yapılmaktadır.  Fehmi Huveydi hilafet meselesi veya iddiası üzerinden Ebubekir Bağdadi’nin cazibe odağı olduğunu ve bu yolla kitleleri teshir ettiğini  hatırlatmaktadır.  Bağdadi’nin kendi kendini halife atadığı bilinmekle birlikte Mehdi iddiası bilinmemektedir. Halbuki ahir zaman halifesi zımni olarak Mehdi’dir. Bağdadi ahir zamanla ilgili bir takım hadisleri ve haberleri kendisine veya grubuna mal etmektedir. Bunlardan birisi peygamberlik metodu üzerine hilafetin yenilenmesidir. İkinci olarak da Rumların/Batılıların A’mak veya Dabık’a inmeleridir. Bu nedenle de yayın organlarına Dabık ismini vermişlerdir. Bununla birlikte onlar Yavuz Sultan Selim’in 1516’da girdiği Mercidabık savaşını beklenen ahir zaman alametlerinden birisi olarak saymıyorlar. Yavuz’u  adut/ısırıcı saltanat sahiplerinden birisi olarak görüyorlar. Böylede olsa kaderin bir remzi olarak; Mehdi de Yavuz’un kademi veya simetrisi üzerine olmalıdır.  Ebubekir Bağdadi Hazreti Peygamberin halifesi olmadığı oranda Yavuz’un da halefi değildir. Bu da Bağdadi’yi tekzip eden ahval ve evsaftandır.  Peygamberimiz bir hadislerinde ‘benden sonra Raşit/mehdi halifelerin sünnetine uyun, izinden gidin’ buyurmaktadır.  Son halife aynı zamanda Mehdi olacağından dolayı ‘raşidiye ile mehdiye’ sıfatı kendinde cem olmaktadır.
Ebubekir bağdadi sadece bir makam intihalcisidir.  Peygamber buyruğuyla sahte kisve giymiştir. Batı’daki New Age kültlerine ve tarikatlarına benzemektedir.  Nitekim 28 Şubat 1993 tarihinde, Teksas'ın Waco şehrinde meydana gelen elim olayı hatırlatmaktadır. Branch Davidian kültü lideri David Koresh'in de bulunduğu 76 kişinin öldüğü olay, Waco Katliamı veya Waco Kuşatması olarak kayıtlara geçti. Bu olay bize Kabe baskınını ve onun kahramanı Cüheyman’ı da hatırlatıyor.  Cüheyman’ın halifesi olan Ebubekir Bağdadi de ABD’deki İncilciler gibi esasında ahkamı değil de ahbarı veya kuralları değil de müteşabihatı esas alarak Allah’ın elini kıyamete zorlamak istiyor.  Dolayısıyla hilafeti kurgudan ibaret yani çakma. 
 Bununla birlikte geçmişte tutmayan tarihler veya beklenen kahramanların sahteleri türedi diyerek vakıa veya müjdenin kendisini inkar edebilir miyiz? Zaten hadislerin kendisi sahte Mesih’ten yani Deccal’den bahsetmiyor mu?  Demek ki gerçeğini reddetmek bir yerde maazallah sahtesinin safına intikal etme riskini de taşıyor!   Sahte Mehdi veya sahte Mesih’ler var diyerekten gerçeğini reddetmek mümkün mü?
 Fehmi Huveydi’nin ifadesiyle gerçekten de Mehdi’nin 2015 yılında zuhur edeceğine inananlar ve onun ötesinde bunu yayanlar var.  Zuhur etmedikçe gerçeğini bilemeyiz. Bununla birlikte İsrail’in zevaline giden olaylar zinciri içinde Mehdi’nin zuhurunun temel bir işlevi var.  Mesih’in de. Sözgelimi Bessam Nihad Cerrar İsrail’in 2022 yılında zevale ereceğine dair bir kitap telif etmiştir.  Bu tarih Şeyh Ahmet Yasin’in verdiği inkiraz tarihiyle  örtüşen üç tarihten biridir. Kimileri Tevrat’a göre İsrail’in ömrünün 76 yıl ile sınırlı olduğunu ve bunun da 2022 yılına denk düştüğünü ifade ediyorlar.  Bu tarihi baz alanlar 2015 yılını da akış ve kronolojinin bir parçası olarak göz ardı etmiyorlar (  http://www. dampress.net/ index.php? page=show_det&id=23441/ http://www.assabeel.net/essays/item/94050-داعش-صناعة-محلية ).Gaybi haberler vakıaya dönüşmeden meselenin künhüne varmamız mümkün değil.  Bu bizim haddimizi bilmemizle alakalı bir durum.  Cebrail ile karşılaştıktan sonra Hazreti Hatice’nin hazreti Peygamberi tesellisinde konuştuğu gibi doğru tarafta iseniz zorluklarla birlikte müjdeler sizi bekliyor.  Yalancıysanız da Müseyleme gibi tarihin damgasını yiyorsunuz.   Dert etmeye gerek yok. Bakalım, görelim.

YENİ BİR TERÖR DALGASI MI GELİYOR?


KURTULUŞ TAYİZ
kurtulus.tayiz@aksam.com.tr


Bu da nereden çıktı, diyebilirsiniz. Yeni bir terör dalgasını kim, niye başlatsın? Her isteyen bir ülkeyi teröre boğabilir mi? PKK'nın bile bugün yapamadığını yarın hangi örgüt veya güç yapabilir?  
Bu iddianın sahibi Ertuğrul Özkök; dünkü yazısında hükümeti "zarif" bir şekilde uyardı, daha doğrusu tehdit etti. Özkök, köşesinde kısaca "yeni bir terör dalgası geliyor, çıkardığınız o güvenlik yasasına da güvenmeyin" dedi. Hafızamı yokladım biraz, istihbarat ve Emniyet kurumlarının daha önce böyle bir uyarıda bulunup bulunmadığını hatırlamaya çalıştım. İstihbaratın, bazı terör eylemlerinin gerçekleşebileceğine dair uyarıları basına sızmış ancak "terör dalgası"na ilişkin ortada ciddi bir istihbarat yok. Yetkililerin kapımıza dayanan büyük bir terör dalgasını gizlemeye çalışacağını da hiç sanmıyorum. Ayrıca PKK'nın bile silah bırakmayı tartıştığı bir dönemde yeni bir terör Tsunamisinin ülkemizi vurması bana pek olası gelmiyor. DHKP-C'nin adliye basıp savcımızı şehit etmesini bile terör kampanyasının bir parçası olarak görmüyorum. Fakat yine de Ertuğrul Özkök'ü ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum. Durup dururken böyle sansasyonel bir iddiayı niye atsın? Kendisini ciddiye aldığımıza göre konuyla ilgili merak ettiğimiz soruları da ancak kendisi yanıtlayabilir. Öncelikle şu cevabı vermesi gerekiyor; "yeni terör dalgası" bir öngörü mü, yoksa biryerlerde alınmış bir karar mı? Bize hangisini iletiyorsunuz; öngörünüzü mü, yoksa bir kararı mı? Bunu bir öngörü, durum tespiti olarak izah edecekseniz eğer, o zaman şu soruyla birlikte yanıtlayın: PKK'nın terör üretmek için gerekçe bulamadığı bugünün Türkiyesi'nde hangi örgüt veya güç terör estirecek bir gerekçe veya zemin bulabilir? Kürt meselesi üzerinden çatışma üretilemeyen ülkemizde Alevi meselesi veya solculuk üzerinden bir çatışma veya dev bir terör dalgası nasıl geliştirilebilir? Hükümetin güvenlik yasasıyla bile başa çıkamayacağı bu terör dalgasının kapıya dayandığını neye dayanarak iddia edebiliyorsunuz?
Özkök'ün iddiası bana Mehmet Altan'ın "AK Parti'den kurtulmak için bu ülke iç savaştan geçecek" uyarısını hatırlattı. Bunun da bir öngörü olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumda Özkök ve Altan'ın, Türkiye'yi yeni terör dalgasına boğacak kararın nerede ve hangi güç tarafından alındığını anlatmaları gerekiyor. Bu kararın ne kadarı ciddi bir stratejinin parçası, ne kadarı kof bir şantaj? Dahası, Doğan Grubu'nun bu yeni terör dalgasının neresinde durduğu veya duracağı da merak konusu. Doğan grubu yeni terör planının parçası mı, destekçisi mi, fırsatçısı mı? Başına silah dayanan ve ağzı bantlanan Savcı Kiraz'ın o fotoğrafını tam sayfa vermek de bununla mı bağlantılıydı? Terörün açık mesajını manşetten iletmenin gazetecilikle bağdaşmadığını herhalde herkesten daha çok Hürriyet genel yayın yönetmeni, yazıişleri ekibi, Ertuğrul Özkök ve gazetenin sahibi Aydın Doğan biliyor. Yanlış mı düşünüyorum acaba? Hürriyet, DHKP-C terörünün vermek istediği mesajı manşetten iletmedi mi? Yoksa Savcı Kiraz'ın şehit edilmesi de bahsi geçen terör dalgasının başlangıcı mı?  

3 Nisan 2015 Cuma

KANLI AY TUTULMASI KEHANETLERİ

14 Nisan 2014 Tarihiyle Başlayan Olağanüstü Hareketler Müslümanlar İçin Ölüm Kalım Savaşının Başlangıcıdır...

Eğer Müslümanlar Uykuya Devam Ederse Uzun Bir Fetret Dönemi ve Büyük Kırımlara Ve katliamlara Hazır Olmalılar! Lüzumsuz Kadercilik Allah'ın Emirlerinin Önüne Geçmesin! İnançlı ve Tedbirli Olunmalı, Düşmanın Silahlarıyla Kuşanmalı... Emir Böyle Değilmi?
30 Nisan 2014 Çarşamba 02:17:31
Siz Allah'ın İpine Sarılmalısınız!
..

Eğer Müslümanlar Uykuya Devam Ederse Uzun Bir Fetret Dönemi ve Büyük Kırımlara Ve katliamlara Hazır Olmalılar! Lüzumsuz Kadercilik Allah'ın Emirlerinin Önüne Geçmesin! İnançlı ve Tedbirli Olunmalı, Düşmanın Silahlarıyla Kuşanmalı... Emir Böyle Değilmi?

4 KANLI AY TUTULMASI'NIN ARDINDAN ARMAGEDDON SAVAŞI MI BAŞLIYOR, TÜRKIYE SURIYE'YE SAVAŞ MI ILAN EDIYOR! 

4 Ay Tutulması’nda neler olabileceğini anlatmadan önce,
4’lü Ay Tutulması’nın ne olduğunu açıklayalım.

Yahudiler daha önce yapmış oldukları planlarını art arda gelen 4’lü Ay Tutulmaları’nın olduğu dönemlerde gerçekleştiriyor.
Tarih tekerrürden ibarettir başka mevzuu lakin yaşanan olaylar silsilesine baktığımızda olanların basit birer komplo teorisinden de öte ve dahi tesadüflere sığınılamayacak kadar hakiki gerçeklerle bezelidir ki bizim inancımızda "Tesadüf" yoktur. Çünkü her şey bir hesap üzerindir.

Biz bu Ay Tutulmaları’na "KANLI AY TUTULMASI" diyoruz ve sebeplerini biliyoruz. Ayrıca Ay’ın tutulma anında "KIRMIZI" renkte olması neticesinde kendilerinden olmayan birçok insanı öldürerek uydurdukları kehanetleri şeytani ritüel niteliğinde gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye de devam edecek olmalarıdır. 

9 Nisan'ı 10 Nisan'a bağlayan gece itibariyle Mars, Güneş ve Dünya aynı hizaya gelecek ve bu hizalanma 14 Nisan'a kadar devam etti.

Biz daha önceki yazılarımızda ayın ondördünden itibaren dünyanın bazı şeylere gebe olduğunu ve insanları ve özellikle devleti yönetenleri bilgilendirmiştik. Ve demiştik ki:
"Bu dönemde sinirler gerilebilir, kavgalar, çatışmalar ve savaşlar çıkabilir. O tarihten bu güne dek dünyada insanlar cinnet geçiriyor, ölümler ve suikastlar hem karada, hem yeraltında, hem havada, hem de denizlerde devam ediyor. Dünyada görevlilerin görev yerlerine geçtiklerini ve emir beklediklerini de söylemiştik. Bunları yeniden tekrarlıyoruz. Insanları iman dairesinde toplanmaya, Abdestli gezmeye ve imani ve İbadi görevlerine sıkıca sarılmalarını, samimi olmalarını, Allah'ın men ettiklerinden uzak durmalarını, emirlerine harfiyen uymalarını vazifemiz icabı hatırlatıyoruz." 

Şimdi, 778 günde bir yaşanan Astrolojik olayda Mars ile Dünya'nın Güneş'e olan hizaları arasında yaklaşık 87 milyon kilometre olacak.

Gökyüzündeki şölende Ay 'kan kırmızısı'na dönüşücek, Güneş ise kararacak. Mars, gece gökyüzünde sıradan bir gecede görebileceğiniz en parlak yıldızdan tam 10 kat parlak gözükecek. 

NASA'nın, Tetrad denilen 4 Ay Tutulması'nın da yaşanacağı 28 Eylül 2015'e kadar olan süreçte Ay'ın kan kırmızı görüleceğini açıklaması, Hristiyan dünyasında paniğe neden oldu.

Çünkü 4 Kan Kırmızı Ay, Hristiyanlar'a göre kıyametin habercisi. Muharref Kral James İncil'inde Hz İsa'nın kıyamet kopmadan önce dünyaya ikinci kez geldiği zamanın 'Gökyüzünde 4 Kan Kırmızısı Ay' görülecek' şeklinde ifade edilmesi, kıyamet senaristlerini harekete geçirdi.  

NASA'nın, bu yılki gibi Tetrad'ın 500 yılda 3 kez yaşandığına dikkat çekmesi bile paniği yatıştırmaya yetmedi. Biz ise an doğrusunu Allah c.c. bilir diyoruz. Ve inandığımız amel üzere temkinli ve tedbirli olmamız gerektiği hususunu bildirmek istiyoruz...

HER BİRİNDE DİN SAVAŞLARI ÇIKTI ve
DÜNYADA ÇOK INSAN ÖLDÜ, HARİTALAR DEĞİŞTİ....
 


Son iki bin yılda yaşanan 4 Kırmızı Dolunaylı tutulmaları değerlendiren ABD'nin Teksas eyaletinin San Antonio Kilisesi Papazı, yazar John Hagee, "her birinde Dünya'da felaketler meydana geldi" diyor.

Tutulmaların olduğu dönemlerde İsrail ile ilgili meydana gelen tarihi olaylar.

***** İspanya Engizisyonu - Yahudi Göçü *****
İspanya'da yok edilmek istenen binlerce Yahudi, II. Bayezid'in gönderdiği gemilerle Osmanlı topraklarına sığındı... ( The Spanish Inquisition - 1492)
 


4 Tutulmanın Tarihi ise:

* Passover, April 2, 1493
* Sukkoth, Sept. 25, 1493
* Passover, March 22, 1494
* Sukkoth, Sept. 15, 1494

***** Arap - İsrail Savaşı *****
1948 yılında İsrail Devleti’nin kurulmasıyla bütün Arap Ligi ülkelerine sıçrayan Arap başkaldırısıyla ortaya çıktı. (The War of Independence - 1948)
 


4 Tutulma Tarihi
* Passover, April 13, 1949
* Sukkoth, Oct. 7, 1949
* Passover, April 2, 1950
* Sukkoth, Sept. 26, 1950

***** 6 Gün Savaşı *****
5 Haziran 1967'de İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaş. (The Six Day War - 1967)
 


4 Tutulma Tarihi
* First Day of Passover, April 24, 1967
* First Day of Sukkoth, Oct. 18, 1967
* First Day of Passover. April 13, 1968
* First Day of Sukkoth, Oct. 6, 1968

***** Şimdiki 4’lü Tutulma Tarihleri ***** 

* First Day of Passover, April 15, 2014
* First Day of Sukkoth, Oct. 8, 2014
* First Day of Passover, April 4, 2015
* First Day of Sukkoth, Sept. 28, 2015

1. Tutulma, 15 Nisan 2014
2. Tutulma, 8 Ekim 2014
3. Tutulma, 4 Nisan 2015
4. Tutulma, 28 Eylül 2015


********** ARMAGEDDON SAVAŞI ********** 

Özellikle 2014 ve 2015 Yılları İsrail'in Hesabına Göre Çok Önemli... 
...
İsrail 14 Mayıs 1948'de kuruldu ve 2014, İsrail’in 66. kuruluş yıldönümüdür.
...
İkiz Kuleler’in olduğu yere Hz Davud’un mührü olarak bilinen Sion yıldızını simgeleyen Özgürlük Kulesi inşa ettiler, inşaat 2014’te bitti. 
..
Yahudiler’in İzryehosa ismindeki büyük planına göre kral Yehova, 2014’te gelecek ve Büyük İsrail İmparatorluğu kurulacak.
..
4 Kanlı Ay'da Süleyman Mabedi'ni inşa edip Büyük İsrail İmparatorluğu'nu kurmak istiyorlar.  
..
Bunun için de Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra'yı yıkmayı planlıyorlar.
..
1 Dolar'ın üzerindeki Piramit'i hatırlayın. Piramit'teki boşluk, yarım kalmış bir Dünya Düzeni'ni simgeliyor. Piramit'in tamamlanması için gerekli gördükleri: 
* Süleyman Mabedi.
* Kral Yehova. 
* Vaad Edilen Topraklar. Vaad Edilen Topraklar'ı, iki nehir arasında sanmayın, Yahudiler, tüm Dünya'nın kendilerine vaad edildiğine inanıyor.

**********

15 NİSAN - 8 EKİM 2014'TEKİ KIRMIZI AY TUTULMALARI 

* Din savaşı (ARMAGEDDON SAVAŞI)
* Dünya'nın büyük şehirlerinde ayaklanmalar. (İç Savaş)
* Ateş ve yangın. (Maden, Deprem ve Ateşli Chemtrail)
 


4 NİSAN - 28 EYLÜL 2015'TEKİ KIRMIZI AY TUTULMALARI 

* Devletlerin bölünmesi. (Griffin Tarpley: Yeni Osmanlı Yalanı)
* Göçler (Deprem-Tornado-Kuraklık-Kıtlık-Susuzluk-Yeraltı Çökmeleri) 
* Salgın hastalıklar. (Kanser-Veba-Gripler-Zombi Projesi)

**********

Dünyada Devletlerin Eli Tetikte: "İlk Kurşunu Kim Atacak Acaba! 

- Türkiye'yi Suriye Ile Olası Bir Savaşa Tutuşturup Dünyanın Fitilini Ateşlemek mi İstiyorlar,
- Yoksa Ukrayna-Rusya mı,  
- Acaba Direkt Olarak İran-İsrail Savaşımı Planlanıyor!
- Yoksa Kuzey-Güney Kore Savaşı,  
- Çin-Japonya...

Anlaşılacağı gibi herkesin eli tetikte bekliyor! 

İlk aklımıza gelen, Gelecek Ay Tutulmalarının birinde Türkiye ile Suriye’yi savaştırıp Armageddon Savaşı’nı başlatabilirler mi?

Armageddon, Hadis-i Şerifler’e göre Hatay’dır, bir başka rivayete göre Kudüs ve Yafa bölgeleridir.  

Türkiye, Suriye ile savaşıp Suriye’yi işgal edince, “Türkiye, emperyalist emelleri için Suriye’yi işgal etti” diyerek bir kamuoyu oluşturacak, içerden ve dışardan Türkiye’ye saldıracaklardır mı?


Türkiye’de bilindiği gibi 126 NATO Üssü ve Patriot’lar vardır.  

Patriot’lar Hatay’ın çevresindedir ve menzili 80 kilometredir, 3 bin kilometre uzaklıktaki İran ile ilgileri yoktur. Olası savaşta Türkiye’nin içindeki ve dışındaki 500 bin El Kaide ve 50 bin PKK militanını da kullanıcaklardır. Geçtiğimiz Ocak ayında, Irak Tv’ye 500 Bin militanı olduğunu açıklayan El Kaide, Türkiye’yi ve İstanbul’u alacağız dedi.

Türkiye, Suriye ile savaşırken, Mescid-i Aksa’yı ve Kubbet-üs Sahra’yı yıkacaklardır ve Süleyman Mabedi’ni inşa etmeye başlayacakladır.  

Türkiye'de liderlere suikastlar, gezi vari olaylar, depremler, yeraltı madencilik operasyonları, yıllardır beslenen PKK ve bazı örgütlercede iç savaş bu zamana kadar ucu gösterilip tam uygulamaya konulmayan büyük oyunlardır. Başka oyunlarda var. Sürekli A, B, C planları masada tutuluyor. Nasıl ki Ukraynayı AB'ye almalardan Rusyayı köşeye kıstırdılarsa, Türkiyeninde yıllardır oyalanmasının büyük sebepleri olduğunu biliyoruz.

Hiç üretmeyen Yunanistan, Bulgaristan v.s AB çatısı altında, korunup kollanmıyor mu? 

Türkiye'nin o çatı altında olmamasının sebeplerini de biliyoruz ki İsrail'in Süleyman Mabedi’ni en geç 2015’te bitirme gibi bir planları olduğu anlaşılıyor. İsrail bunun Fragmanını bile yayınladı.. Demek ki Süleyman Mabedi yapılmadan Türkeyi AB çatısı altına alıp eritilmeyecek!

HAARP ve Chemtrail Sprey teknolojileriyle kuraklık, kıtlık, susuzluk, depremler, yeraltı maden operasyonları, tornado, tsunami ve depremler oluşturmak, bu sayede insanları göçe zorlayıp savaşmadan topraklara sahip olma düşünceleri var.  

Hep aynı yerlerde deprem yapmalarının sebebi, diğer fay hatları üzerinde baskı kurmaktır. On beş yıl önce bunların bir kısmını "YAŞAM ENERJISI KITABI"nda yazdık.. Oysa!!!! Okuyanlar bilirler, okumayanlar sadece "Kuru Tepki"ler vermeye ve her olaya hakaret etmeye devam edeceklerdir!!!! Çünkü, aklı olmayanın elinde sadece küfür vardır... O kadar!

Hiç bir şey sürpriz, hiç bir şey hesapsız, hiç bir şey tesadüf değildir! Her şey bir hesap üzerindedir. Şimdi 4 Ay Tutulması’nın ortasında bir de Güneş Tutulması var. Ateşli ve siyah dumanlı Chemtrail Sprey çıkarttılar ve söylenenlere göre bu yeni sprey, DNA değiştiriyor. Güneş Tutulması’ndan sonra bu spreyleri kullanıp insanları zombilere dönüştürebilirler, bu bahaneyle de milyonlarca insanı ortadan kaldırabilirler.  

CNN’in sahibi Ted Turner tarafından yaptırılan Georgia’daki Rehber Taşları üzerindeki ilk emir, “insan nüfusunu, doğayla orantılı olarak 500 milyonun altında tut.”  

Çin Ulusal Savunması resmi gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail, Yahudi olmayan herkesi yok edebilecek genetik biosilah üretiyor.

Afrika’da 35 milyon kişi, AIDS hastalığından öldü.  

Benzer bir durum diğer ülkeler için de geçerli olabilir, çünkü kuraklık, susuzluk ve kıtlığa neden olan yeni iklim şartları yakında buraları da Afrika gibi yaşanılmaz bir yer haline getirebilir, bize getirecekleri tohumlar ve ürünlerle, buralarda öldürücü bir hastalık yayabilirler.

Bir zamanların en çok izlenen dizilerinden biri olan Heroes dizisine göre Heroes'taki DNA'sı değiştirilmiş özel güçlere sahip insanlar, Güneş Tutulması esnasında güçlerini kaybediyor, tutulma bittikten sonra güçlerini yeniden kazanıyor. Bir de bu dizide yaptıkları resimler gerçek olan kişilerden birinin Dünya'nın sonu ile ilgili bir resmi var. Resme göre dünyanın iç kısmından çıkan lavlar, büyük bir S harfi oluşturuyor. Gölcük Depremi'nden çok daha büyük olan, 2 dakika süren ve 1100 atom bombası gücüne ulaşmış Şili'deki son büyük deprem, Dünya'nın çekirdeğini bile sarsmış. Dünya'nın sonunun bir an önce gelmesi için uğraşıyorlar, çünkü Dünya'nın sonunun gelmesine yakın, Deccal'in geleceğini biliyorlar, süreci hızlandırıp Deccal'i bir an önce görmek istiyorlar. Dizideki DNA'sı değiştirilmiş insanlar, Yahudiler'in yani Yecüc'lerin oluşturduğu Mecüc'leri simgeliyor. 

http://www.youtube.com/watch?v=bstv5Mko47Y

http://www.youtube.com/watch?v=XNTXYxvzSB4

http://www.youtube.com/watch?v=mZFmsCFTcLs

20 Mart 2015’te gerçekleşecek Güneş Tutulması’nın olduğu tarihe 1 Nisan diye not düşmüşler. 1 Nisan, Hristiyanlar’ın Müslümanları kandırıp şehit ettikleri gündür. Bu tarihte, Müslümanlar’a karşı savaşa Hristiyanlar’ı da katabilirler. Bunu gerçekleştirmek için gökyüzünde oluşturacakları İsa hologramlarını bile kullanabilirler, çünkü bu 4 Ay Tutulması’nın olduğu tarihlerden birinde Hristiyanlar, Hz İsa’nın gelmesini bekliyor.


FEMA Projesi için 19-20 Nisan tarihi üzerinde duruluyor, bu tarih üzerinde durulmasının nedeni, 4’lü Ay Tutulması’ndan ilkinin görüleceği 15 Nisan’ın 4 gün sonrasına denk gelmesidir. Yahudiler, 4 sayısına çok önem gösteriyor. Halley Kuyruklu Yıldızı, 1910’da görüldükten 4 sene sonra 1. Dünya Savaşı çıktı, 1986’da görüldükten 4 sene sonra ise ABD Meclisi’nde ilk kez Yeni Dünya Düzeni’nden bahsedildi. 

İstanbul ve Hatay’ın karışacak olması, akıllara Hz Mehdi’yi getiriyor, çünkü Hz Mehdi’nin İstanbul ve Hatay’a geleceğine dair sahih Hadis-i Şerifler var. Bunu bildiklerinden Patriot’ları Hatay’ın çevresine getirdiler. Bu 4 Kanlı Ay Tutulması’ndan birinde yada Güneş Tutulması’ndan sonra Kabe’yi de yıkmak isteyebilirler. Hz Mehdi, Kabe’de büyük olaylar çıktığında ilan edilecek.

İsrail, en geç 2019’da dünyaya tamamen hakim olmayı planlıyor. 

Tarihlerde yanılıyor olabiliriz, ancak bunların çoğunun gerçekleşmesi olası, ciddiye alsanız iyi olur, çünkü bu konuda konferanslar bile düzenleniyor.

Biz Müslümanlar olarak bu kadar fitne ve karışıklığın olduğu ve olacağı zamanlarda bol bol ibadet etmeli ve Hak’ı savunmalıyız. Dinimizde Hakikat’i savunmayanın, hiçbir ibadeti, hayır ve hasenatı, Allah katında kabul olmaz. Provakasyonlara gelmeyin. Hak’ı savunmak için bazen taraf olmak zorunda değilsiniz ve bugün dostunuz yarın düşmanınız, yine bugün düşmanınız yarın dostunuz olabilir, bunu da düşünün ve ortak düşmanlarınıza karşı birlik oluşturun. Allah, hepinizin yardımcısı olsun. 

Müslümanları sevmek, kâfirleri sevmemek, İmanın en önemli şartıdır.

İmanın şartlarından ilki, Allah’a imandır. İman etmek için, sadece Allah var demek yetmez, Allah’ı sevmek de şarttır. Bu sevginin şartı da, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek yani düşmanlık beslemektir. Bu yüzden İmanın altı şartında Allah’ı sevmek, onun sevdiklerini sevip, düşmanlarını sevmemek de var. Bir âyet-i kerime meali:

’’Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa dahi, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmez." Mücadele 22 

Allah, Hz Musa ve Hz İsa’yı da bu konuda uyarmıştır:

’’Namaz, oruç, hac, zekat ve zikir aynı zamanda senin iyiliğin için. Peki sadece benim için ne yaptın? Yer ve göklerdeki bütün mahlûkatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, faydası olmaz.’’ 

"Ey İman Edenler ! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. İçinizden kim onları dost edinirse şüphesiz onlardan olur. Şüphe yok ki Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez." Maide 51 

"Şeytan, sizi ancak dostlarıyla korkutur. Onlardan korkmayın. Mü'min iseniz benden korkun."
Al-i İmran 175
 


Hak(su) ile batıl(köpük) bir araya gelirse, batıl(köpük) erir. İmanınıza sahip çıkın. Ehl-i Sünnet’e tabi olun. 

Cihad, Allah düşmanları olan kafirlere karşı çeşitli yollar aracılığıyla yapılan mücadele topluluğudur. Kafirlere karşı yapılan beden ve dili içeren maddi cihad ve şeytana, nefse yapılan manevi cihad olmak üzere iki grupta incelenebilir. Fitne ise Müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kışkırtmak demektir (Abdülgani Nablusi hazretleri). 

Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez. (Bakara,190) 

Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide,32) 

Cihad, Müslüman bir devlete ya da bir bölgeye yapılan saldırılara karşı savaşmaktır. Bu yolda öldürülenlerin şehit mertebesine yükseldikleri ayet ve hadislerle sabittir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi herhangi bir batı ülkesine haksız saldırılar yapmak ya da metrodaki masum insanları bomba patlatarak öldürmek cihad değildir. Bu büyük bir vebaldir.

Adil ve zalim, her emirin emri altında cihad ediniz. (Siyer-i Kebir) 

Peygamber efendimiz: "Bir zaman gelecek, benim gösterdiğim yola uymayan, sünnetime riayet etmeyen emirler bulunacaktır. Bunlar görünüşte insan ise de, kalbleri şeytan kalbi gibidir) buyurunca, "Ya Resulallah bu zamana yetişirsem ne yapayım?" diye sual ettim. Buyurdu ki: "Emirin sözlerini dinle ve itaat et! Sırtına vurup malını alsalar bile, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!" (Buhari) 

Müslüman, hoşuna gitse de, gitmese de, emirin sözünü dinler ve ona itaat eder. Emir, günah olan bir şeyi emrederse, o emri dinlemek gerekmez. (Buhari) 

Diğer önemli husus şudur ki cihad, bir devlet ya da bir emir altında yapılır. Bunun dışında yapılanlar fitnedir buyruluyor.

Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az bir şeydir. (Tevbe,38) 


La İlahe İllallah Muhammedür Resulullah.
İnneddine İndallahil İslam.
Allah katında tek hak din İslam’dır. Al-i İmran 19
Kaynak: http://gidateroru.com/tr-TR/haberler/386/14-nisan-2014-tarihiyle-baslayan-olaganustu-hareketler-muslumanlar-icin-olum-kalim-savasinin-baslangicidir

STRATFOR'DAN KARA KEHANET: TÜRKİYE SAVAŞA ÇEKİLECEK

Stratfor

Daha önce Türkiye'dekiler dâhil gizli yazışmaları ortaya dökülen Stratfor özel istihbarat ve düşünce kuruluşu 2015-2025 yılları arasındaki tahminlerine yer verdiği onyıllık bir rapor yayınladı.

Daha önce Türkiye'dekiler dâhil gizli yazışmaları ortaya dökülen Stratfor özel istihbarat ve düşünce kuruluşu 2015-2025 yılları arasındaki tahminlerine yer verdiği on yıllık bir raporda Türkiye'nin güneyindeki istikrarsızlıktan kaynaklanan savaşın içine yavaşça çekileceğini iddia etti. Türkiye'nin bölgesel büyük bir güç olarak ortaya çıkacağını savunan Stratfor, "Türkiye'nin güneye çekileceğini bekliyoruz, savaşın sınırlarının çok yakınına gelmesi korkusu ve bu savaşın siyasi sonuçları onu müdahil olmaya zorlayacak. Mümkün olduğu kadar az ve yavaş karışacak fakat karışacak ve müdahalesi sonunda boyut ve genişlik olarak artacak. Ne kadar gönülsüz olsun, Türkiye sınırlarında kaosla yıllarca duramaz ve bu yükü çekecek başka bir ülke de yoktur" dedi.

Stratfor'un 2015-2025 yıllarını kapsayan 10 yıllık stratejik tahmin raporu yayınlandı. Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da yaratılan ulus devletlerin çökeceği bir döneme girildiğini iddia eden Stratfor, birçok ülkede iktidarda devletler yerine bir türlü yenişemeyen silahlı hiziplerin iktidarda bulunduğunu bildirdi. Bu durumun yoğun bir iç savaş dönemini başlattığını öne süren Stratfor, ABD'nin hava gücü ya da sınırlı kara gücü ile bu durumu hafifletmeye hazırlandığını ancak bir çözüm empoze edemeyeceğini ve etmeyi de düşünmediğini iddia etti. Raporda, "Güney sınırları bu savaşla hassas hale gelen Türkiye yavaşça savaşın içine çekilecek. Bu on yılın sonunda Türkiye büyük bir bölgesel güç olarak ortaya çıkacak ve sonuç üzerine Türk-İran rekabeti de artacak" iddiasında bulundu.

ORTA DOĞU EVRİM GEÇİRİYOR AMA SÜLALE, DİN DEVLETİNE DOĞRU

Avrupalıların Orta Doğu'da çizdikleri ulus devletlerin artık sülale, din ve değişkenlik gösteren ekonomik çıkarların belirlediği yeni yapıya doğru evrim geçirdiğini öne süren Stratfor, "Bu evrim aynı zamanda özellikle Türkiye'nin güneyindeki Arap ülkelerinde bölgesel istikrar için bir tehdit ortaya koyuyor" dedi.

"Geniş hareket edebildiği coğrafi konumundan dolayı sadece tek bir ülkenin Suriye ve Irak'ın istikrara kavuşmasında öncelikli çıkara sahip olduğu, yine konumundan dolayı, en azından bölgede sınırlı başarı kazanacağı ortaya çıkacak. Bu ülke Türkiye'dir. Bu noktada Türkiye Arap dünyası, Kafkaslar ve Karadeniz Havzası'ndaki çatışmalarla çevrilmiş durumda. Fakat Türkiye şu ana kadar risk almaktan sakındı.

"TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZ POLİTİKASI OLMAZ"

Türkiye ABD'nin siyasi ve askeri gerekçelerle müdahalesine ihtiyaç duymaya devam edecek. ABD üstlenebilir fakat bunun bir bedeli olacak: Rusya'nın çevrelenmesine katılma. ABD Türkiye'nin savaşta rol üstlenmesini ve kendi kendisi için savaşa girme niyetinde olduğunu düşünmüyor. Ancak bununla birlikte Karadeniz'in yönetiminde bir dereceye kadar işbirliği istiyor. Türkiye Orta Doğu'da tamamen bağımsız bir politika için hazır hale gelmeyecek ve ABD ilişkisi için bir bedel ödeyecek. Bu bedel çevreleme hattının Gürcistan ve Azerbaycan'a uzatılmasına bir yol açacak."

Raporda Arap dünyasındaki istikrarsızlığın on yıl boyunca devam etmesinin beklendiği kaydedildi. Stratfor, "Türkiye'nin güneye çekileceğini bekliyoruz, savaşın sınırlarının çok yakınına gelmesi korkusu ve bu savaşın siyasi sonuçları onu müdahil olmaya zorlayacak. Mümkün olduğu kadar az ve yavaş karışacak fakat karışacak ve müdahalesi sonunda boyut ve genişlik olarak artacak. Ne kadar gönülsüz olsun, Türkiye sınırlarında kaosla yıllarca duramaz ve bu yükü çekecek başka bir ülke de yoktur" dedi.

İran ya da Suudi Arabistan'ın askeri ve coğrafi olarak bu görevi görebilecek bir konumda olmadığını iddia eden Stratfor, "Türkiye belki durumu istikrara kavuşturmak için sonunda Kuzey Afrika'ya ulaşacak değişken koalisyonlar oluşturmayı deneyecek. Türk-İran rekabeti zamanla artacak fakat Türkiye ihtiyaç olduğunda hem İran hem de Suudi Arabistan ile çalışmaya seçeneklerini hep açık tutacak. Dinamik ne olursa olsun Türkiye onun merkezinde bulunacak" iddiasında bulundu.

Türkiye'nin dikkatini çekecek tek bölgenin Orta Doğu olmayacağını iddia eden Stratfor, Rusya zayıflarken, Avrupa'nın etkisinin, Türkiye'nin tarihi çıkarlara sahip olduğu Karadeniz'in kuzey kıyıları gibi doğu bölgelerinde görülmeye başlayacağını tahmin etti.

TÜRKİYE BUNU YAPACAK TEK GÜÇ OLARAK BALKANLARDA GÜCÜNÜ ARTIRACAK

Stratfor "Türkiye'nin gücünü ticari ve siyasi olarak kuzeye yansıttığını elbette öngörebiliyoruz fakat potansiyel olarak bir ölçüde askeri yolla da olacak. Ayrıca AB parçalara ayrılır ve tek tek ekonomiler zayıflar ya da bazı ülkeler Doğu'ya yönelirken Türkiye bunu yapabilecek tek güç olarak kalarak Balkanlar'daki varlığını artıracak" tahmininde bulundu. Stratfor raporunda Türkiye ile ilgili kehanetler şöyle devam etti:

"-Bunun gerçekleşmesinden önce Türkiye iç siyasi dengesini bulmalı. Burası hem seküler hem de Müslüman bir ülke. Şu andaki hükümet uçurumun üzerine bir köprü inşa etmeye girişti, fakat birçok yönden sekülaristlerin çoğundan ayrıldı. Gelecek yıllar boyunca yeni bir hükümet elbette ortaya çıkacak. Bu çağdaş Türkiye'de kalıcı bir fay hattı. Birçok ülke gibi Türkiye'nin gücü siyasi belirsizlik ortasında artacak. Bu iç siyasi çatışmanın yanında askeri, istihbari ve diplomatik hizmetin gelecek onyıl içinde boyut ve fonksiyon olarak evrime ihtiyacı olacak. Yani Türkiye'nin gelecek 10 yıl içinde büyük bölgesel güç olarak ortaya çıkışında bir hızlanma görmeyi bekliyoruz." (ANKA)