.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Mart 2015 Salı

ELEKTRİK KESİNTİSİ: FİŞİ KİM ÇEKTİ?

Türkiye'nin birçok ilinde meydana gelen elektrik kesintisi, başta İstanbul olmak üzere birçok kentte hayatı felç etti.
İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Kocaeli, Samsun, Diyarbakır, Bursa, Bilecik, Hatay, Samsun, Adana, Kocaeli, Çanakkale, Malatya'dan peş peşe kesinti haberleri geliyor.
kan , bir çok ili kapsayan elektrik kesintileri ile ilgili, "Enerji Bakanlığı'nda kriz masası kurduk terör dahil her türlü ihtimali araştırıyoruz. Sorun iletim hatlarından kaynaklı olabilir." dedi
Enerji Bakanı Taner Yıldız elektrik kesintisi açıklama yaptı. İşte Bakan Yıldız'ın konu ile ilgili açıklamaları;
Saat 10 36'da çökme meydana geldi. Şuanda Ankara'da önemli noktalar başta olmak üzere bazı illere elektrik verilmeye başladı. Amacımız tüm şehirlerimize en kısa zamanda elektirk vermeye çalışıyoruz. Enerji yetersizliği diye bir şey yok. Bir kriz merkezimiz var tüm gelişmeler buradan takip ediliyor.
Siber bir saldırının olduğunu söyleyemem. Yani sebebinin şu ya da bu diye bir açıklama yapamam. Çok uzun sürmeyeceğini umuyorum. Zaman zaman buradan konu ile ilgili açıklama yapacağım.

27 Mart 2015 Cuma

YEMEN'DEN ÇIKACAK ATEŞ

İNSANLARI BİR MEYDANDA TOPLAYAN ATEŞ

www.musluman.biz

 Kıyametin alâmetlerinden birisi de büyük bir ateşin çıkmasıdır. Bu ateş kıyametin en son alâmetidir. Artık bundan sonra kıyamet kopar.

Bu ateşin çıkış yeri:

Bazı rivayetlerde bu ateşin Yemen’deki Aden’de bulunan kuyulardan çıkacağı geçmektedir. Bazı rivayetlerde ise Yemen’in güneyindeki denizden çıkacağı geçmektedir.

Şimdi size bu ateşin nereden çıkacağına dair hadisleri verelim:

1- Huzeyfe b. Useyd’den rivayet edilen hadiste Rasulullah (sav) kıyametin büyük alâmetlerini anlatırken şöyle buyurmuştur: “Alâmetlerin sonuncusu Yemen’de çıkıp insanları bir meydanda toplayan ateştir.”[1]

2- Yine Huzeyfe’den gelen bir başka rivayette ise şöyledir: “Aden kuyularından çıkıp insanları bir meydanda toplayan ateş.”[2]

3- İmam Ahmed ve Tirmizi, İbn Ömer (ra)'dan Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini rivayet ediyorlar. “Kıyametten önce Hadramevt’ten veya Yemen’in güneyindeki denizden bir ateş çıkacak, insanları bir meydanda toplayacaktır”[3]

4- Buhari, Enes (ra)'ın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Abdullah b. Sellâm müslüman olunca Rasulullah (sav)’e bazı sorular sordu. Bu sorulardan biri şu idi: “Kıyametin ilk alâmeti nedir?” Rasulullah (sav): “Kıyametin ilk alâmeti, insanları doğudan batıya doğru toplayan ateştir” diye cevap verdi”[4]

Bu rivayetlerin bazısında ateşin, kıyametin son alâmeti olması, bazısında ilk alâmeti olmasını şöyle açıklayabiliriz: Son alâmet olması Huzeyfe hadisinde geçen alâmetlerin sıralama olarak sonuncusu olmasıdır. İlk alâmet olması ise artık kendisinden sonra dünyanın yıkılması ve her şeyin yok olması açısındandır. Huzeyfe hadisinde ise alâmetlerin her birinden sonra diğer bir alâmet başlamaktadır. Yani son alâmet, Sur’a üfürülmeden önceki ilk alâmettir.[5]

Bu ateşin bazı rivayetlerde Yemen’den çıkacağı, bazılarında ise doğudan çıkıp batıya doğru insanları bir meydana toplamasına gelince, buna şöyle cevap verilir:

1- Bu rivayetlerin arasını birleştirmek mümkündür. Ateşin Aden kuyularından çıkmış olması, daha sonra insanları doğudan batıya doğru bir meydanda toplamayacağı anlamını taşımaz. Başlangıçta Aden’den çıkar daha sonra yeryüzüne yayılır.

“İnsanları doğudan batıya doğru bir meydanda toplar.” Sözünden kasıt, doğu ve batıdan çıkması değil genel anlamda bir toplanmanın olacağını anlatmak içindir.[6]

2- Ateş çıktıktan sonra ilk olarak doğudaki insanları toplamaya başlayacaktır. Fitnelerin daima doğudan başlaması da bu sözü desteklemektedir. Batıya ulaşmasına gelince toplanmanın olacağı yer olan Şam, doğuya göre batıl sayılır.

3- Enes hadisinde geçen ateşten kasıt, daima doğu tarafından çıkan ve ateşin tutuşduğu gibi tutuşan fitnelerin mecazi anlamı olabilir. Hatta o fitnelerde bir çok yer yıkılıp yakılmış ve harap olmuş, insanlar doğu tarafından Şam ve Mısır’a doğru yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Özellikle Cengiz Han ve daha sonrasında defalarca bu durum görülmüştür. Ayrıca Şam ve Mısır, doğuya göre batı sayılır.

Huzeyfe b. Useyd ve İbn Ömer hadislerindeki ateş ise mecazi değil gerçek ateştir.[7] Doğrusunu Allah bilir.

Bu ateş insanları nasıl toplayacak:

Bu ateş Yemen’den çıktıktan sonra yeryüzüne yayılacak ve insanları bir meydana doğru toplayacaktır. İnsanlar ise üç grup halinde olacaklardır:

1- Yiyecek ve binekleri bol olan, bu dünyadan doymuş ahiret hayatını özleyenler.

2- Bazen yürüyen, bazen de hayvana binenler. Bunlar bir deveye birden fazla kişi olarak binerler. Çünkü o gün hayvan sayısı azdır. Bununla ilgili hadis az sonra gelecek.

3- Ateşin önüne katıp her yönden toplanma yerine götüreceği insanlar. O insanlardan kim kaçmak isterse ateş onu yakar.[8]

Bu ateşin insanları nasıl toplayacağına dair hadisler:

1- Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (ra)'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten önce insanlar üç grup olarak toplanırlar. Birinci grup: Ahiret hayatını özleyen geride kalan dünya hayatından nefret edenlerdir. İkinci grup: İkisi bir deve üzerinde, üçü bir deve üzerinde, dördü bir deve üzerinde, onu bir deve üzerinde toplanırlar. Geri kalan grubu ise bir ateş toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse o ateşte onlarla beraber istirahat eder. Onlar nerede geceyi geçirirlerse o ateşte beraber geceler. Onların sabahladıkları yerde onlarla beraber sabahlar. Onların akşamladıkları yerde onlarla beraber akşamlar.”[9]

2- Abdullah b. Amr (ra) Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Doğu tarafında bir ateş çıkar ve insanları batıya doğru toplar. Onlar nerede geceyi geçirirlerse o ateşte onlarla beraber geceler. Onlar nerede dinlenirlerse o ateşte onlarla beraber dinlenir. O insanlardan geride kalan ve dökülenler olur. O ateş onları Şam’daki bir meydanda toplar.”[10]

3- Huzeyfe b. Useyd (ra)'dan: “Ebu Zer (ra) dedi ki: “Ey Ğifaroğulları! Ayrılığa düşmeyiniz. Çünkü ben doğru sözlü olan Rasulullah (sav)’den şöyle işittim: “Kıyametten önce insanlar üç grup halinde toplanacaklar. Birinci grup: Binekli, karınları tok ve giyinmiş olarak toplanır. İkinci grup: Yürüyenler ve koşanlardır. Üçüncü grup ise, melekler onları yüzüstü süründürecek ve ateşin önüne toplayacaktır”. Orada bulunanlardan biri: “o iki grubu anladık. Peki yürüyenler ve koşanlar kimdir” dedi. Rasulullah: “Allah’ın arkalarından gönderdiği bir âfetle yürüyecekler ve koşacaklar. Öyle koşacaklar ki, onlardan birine kıymetli bir bahçeyi yaşlı bir deve karşılığında verecek olsalar, onu almak için duramayacaktır.” dedi”[11]

İnsanların toplanacağı yer:

Ahir zamanda insanlar Şam tarafında toplanacaktır. Bununla ilgili hadisler vardır:
1- Ahir zamanda çıkacak ateşle ilgili İbn Ömer’den rivayet edilen hadiste şöyle geçmektedir: “Biz: Yâ Rasulullah o an bize ne yapmamızı emredersiniz” dedik. O: “Şam tarafına gidiniz” dedi.[12]

2- İmam Ahmed’in Hakim b. Muaviye el-Behrezi’den onun da babasından rivayet ettiği hadiste Rasulullah (sav)’in şöyle dediği vardır: “(üç kere) Siz işte şurada toplanırsınız. Siz işte şurada toplanırsınız. Siz işte şurada toplanırsınız. Binekli, yürüyen ve yüzüstü olarak” İbn Ebî Bukeyr[13]şöyle diyor: “Eliyle Şam tarafına işaret etti ve şöyle dedi: “Siz işte şurada toplanırsınız.”[14]

3- Tirmizi’nin, Behz b. Hakîm’in babasından, babasının da dedesinden rivayet ettiği hadiste, O Rasulullah (sav)’e şöyle demiştir: “Yâ Rasulullah! O an nereye gitmemi emredersiniz?” Rasulullah: “(Eliyle Şam tarafını işaret ederek) Şu tarafa” dedi”[15]

4- İmam Ahmed ve Ebu Davut, Abdullah b. Amr’ın Rasulullah (sav)’den şöyle işittiğini rivayet ediyorlar: “Hicretten sonra bir hicret daha olacak. İnsanların en hayırlıları Hz. İbrahim’in hicret ettiği yere (Şam’a) hicret edenlerdir. Yeryüzünde insanların en şerlileri kalır. Arz onları dışarı fırlatır. Allah’ın zatı onları hoş karşılamaz. Büyük bir ateş onları maymun ve domuzlarla bir araya toplar. Onlar nerede dinlenirlerse o ateşte onlarla beraber dinlenir. Onlar nerede gecelerse o ateşte onlarla beraber geceler. Geride kalanları ve kaçmak isteyenleri ateş yakar.”[16]

İbn Hacer diyor ki: “Süfyan b. Uyeyne tefsirinde İbn Abbas’tan şöyle rivayet ediyor: “Kim toplanma yerinin Şam tarafında olduğu konusunda şüphe içinde ise Haşr sûresinin baş tarafını okusun. Çünkü Rasulullah yahudilere: “Medine’den çıkın!” dediğinde, onlar: “Nereye çıkalım” demişlerdi. Rasulullah: “Toplanma yerine gidin” dedi[17]

Şam tarafının toplanma yeri olmasındaki en büyük sebep oranın fitnelerin çıktığı ahir zamanda emniyetli ve güvenilir bir yer olmasıdır.

Nitekim Şam diyarının fazileti ve oraya yerleşmeye teşvik eden sahih hadisler vardır. Bu hadislerden bir tanesi İmam Ahmed’in Ebu’d-Derda (ra)’dan rivayet ettiği şu hadistir: “Ben uykuda iken, üzerine kitap konulan bir sütunun başımın altından taşındığını gördüm. Neredeyse onu beraberinde götürecek sandım. Gözlerimle onu takip ettim. O sütun Şam diyarına dikildi.”[18]

Taberâni, Abdullah b. Havâle (ra)’dan  Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Miraç gecesi beyaz bir sütun gördüm. Sanki o meleklerin taşıdığı bir sancak gibiydi. Ben: “Siz ne taşıyorsunuz” dedim. Onlar: “Bu üzerine kitap konulan sütundur. Onu Şam diyarına koymakla emrolunduk” dediler.[19]

Ebu Davud, senedi Abdullah b. Havâle (ra)’ya kadar uzanan bir hadisi Rasulullah (sav)’den şöyle rivayet ediyor: “Siz son zamanda üç grup olursunuz: Şam’da bir grup, Yemen’de bir grup ve Irak’ta bir grup” Abdullah b. Havâle dedi ki: “Yâ Rasulullah! Eğer ben o zamanı görürsem benim için hangi grubu seçersin” Rasulullah: “Şam grubuna katıl. Çünkü Allah’ın yeryüzünde seçtiği en hayırlı yerdir. Kullarından seçkin olanları oraya gider. Eğer Oraya gitmekten vazgeçerseniz Yemen’i seçin. Oranın havuzundan içiniz. Allah Şam ve Şam halkını koruyacağına dair bana taahhütte bulundu.”[20]

Rasulullah (sav) Şam diyarı için bereket duasında bulunmuştur. Buhari’de geçen hadiste İbn Ömer (ra) Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah’ım bizim Şam diyarımızı bereketli kıl. Allah’ım bizim Yemen diyarımızı bereketli kıl”[21]

Ebu Ubeyye ise, Şam diyarının insanların toplanma yeri olduğunu kabul etmemekte ve şöyle demektedir: “Toplanma yerinin Şam olacağına dair Kur’an ve Sünnet’te ve de icma olarak bir delil yoktur. Bilakis Kur’an’da bunu çürüten âyet vardır. Allah şöyle buyurmaktadır: “O gün yeryüzü başka bir yer olur” (İbrahim: 48) böyle iken toplanma yeri nasıl Şam olur?!”[22]

Buna şöyle cevap verilir: Bu konuda daha önce geçen hadisler toplanma yerinin Şam olduğunu açıklamaktadır.

Onu böyle konuşmaya iten şey, toplanmanın sadece ahiretteki toplanma olacağına inanmasıdır. Bu dünyada böyle bir toplanmanın olacağını kabul etmemektedir. Oysa ki, kıyametten önce bu dünyada da bir toplanma olacağına dair sahih hadisler vardır.

Bu Dünyada Olacak Toplanma:

Hadislerde geçen kıyametten önceki toplanma bu dünyada olacaktır. Yoksa toplanmadan kasıt insanlar dirildikten sonra mahşerde olacak toplanma değildir. Kurtubî “haşr” kelimesinin toplanma manasında olduğunu açıklıyor ve bunun 4 çeşit olduğunu söylüyor: İkisi bu dünyada ikisi ahirette.

Dünyadakiler şunlardır:

1- Medine’deki yahudi kabilesi Benî Nadir’in Şamâ sürülmesi.

2- Kıyametten önce insanların Şam’da toplanmaları. Bu toplanma, hadislerde geçen büyük ateşin insanları toplamasıdır.[23]

Bu toplanmanın dünyada olacağına dair alimlerin icması vardır ki, zaten hadisler buna delildir. Kurtubî, İbn Kesir ve İbn Hacer bu icmayı nakletmektedir.

Gazali[24] ve Halîmi[25] gibi alimler ise bu toplanmanın dünyada değil ahirette olacağını söylemişlerdir.

İbn Hacer, Mişkâtu’l-Mesâbih kitabını şerh edenlerden bazılarının toplanmanın kabirlerden kalktıktan sonra olacağını, bunu söylerken de şu delilleri ileri sürdüklerini belirtiyor:

1- İslam’da toplanma (haşr) denildiği zaman, özel bir delil yoksa bundan kasıt kabirlerden kalktıktan sonra olan toplanma anlaşılır.

2- Hadisteki gruplandırma da toplanmanın Şam’da olacağı isabetli bir görüş değildir. Çünkü hicret eden kişi, ya bir şeyi elde etmek için yada bir şeyden kaçmak için yada her ikisi için hicret eder.

3- Hadiste zikri geçen üçüncü grubu, ateşin diğerlerinden ayırt etmeden onları Şam tarafına doğru takip etmesi, uygun bir açıklama olamaz. Öyleyse bu toplanmanın herkesi içine alan ahiretteki toplantı olacağını söylemeden, o ateşin sadece bu dünyada mutsuz kişileri toplamak üzere onları önüne katıp sürükleyeceği hükmünü veremeyiz.

4- Hadislerden bazısı bazılarını tefsir eder. Beyhakî’nin Ali b. Zeyd-Enes b. Ebî Evs yoluyla Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet ettiği hadis şöyledir: “Üçü binekli olarak, üçü yürüyerek ve üçü de yüzüstü olarak gider.” Bu hadisteki grublandırma Vakıa sûresinde geçen: “Ve sizlerde üç sınıf olduğunuz zaman” (Vakıa: 7) âyetine uygundur”[26]

Onların bu delillerine şu şekilde cevap verilir:

1- Daha önce geçen sahih hadislerde büyük ateşin insanları toplaması bu dünyada olacaktır.

2- Vakıa sûresinde geçen grublandırma, hadiste geçen grublandırma olacağını göstermez. Hadiste anlatılmak istenen kasıt fitnelerden kurtulmaktır. Kim fırsatı değerlendirirse, arkasında bıraktığı yerden gideceği yer için kendine destek bulur, bol azık edinir. İşte bunlar hadisteki birinci gruptur. Güçleri tükenene kadar çabalayıp sonrada işin peşini bırakanlarda bunlara katılır. Bunlar ise ikinci gruptur. Meleklerin yüzüstü süründüreceği ve ateşin önüne katıp toplayacağı grup ise üçüncü gruptur.

3- Hadisler bir araya toplanırsa, bu ateşin ahiretteki ateş olmadığı anlaşılır. Bu ateş Rasulullah (sav)’in hadislerde bildirdiği kendine has özelliği olan ve bu dünyada çıkacak olan ateştir.

4- Delil olarak aldıkları ve ravisi-sika olduğu tartışmalı-Ali b. Zeyd olan Beyhakî’deki hadis, toplanmanın bu dünyada olacağına dair bilgi veren hadislere ters değildir. Nitekim Müsned’te[27], Ali b. Zeyd yoluyla gelen hadis şöyledir: “Yüzlerini taş ve dikenlere çarpmasın diye korurlar. Ahiretteki toplanma yeri ise dümdüz bir arazidir. İçinde iniş, çıkış, diken, tepe ve taş yoktur.”[28]

Nevevi diyor ki: “Alimler şöyle demiştir: “Bu toplanma dünyanın sonunda kıyametten önce olacaktır. Sûr’a üfürülmeden önce. Buna hadiste şöyle delil vardır: “Geri kalanlarını bir ateş toplar. Onlarla beraber dinlenir. Onlarla beraber geceler, onlarla beraber sabahlar ve onlarla akşamlar”[29]

İbn Kesir ahir-zamanda çıkacak ateşin bu dünyada olacağı ile ilgili hadisleri delil olarak verdikten sonra şöyle diyor: “Bu hadislerin akışı, dünyanın sonunda bulunan insanların bir bölgede toplanacağını gösterir. Orası da Şam diyarıdır. .... Yemek, İçmek, hayvanların sırtına binenler ve diğer şeyler bütün bunlar, bu toplanmanın ahir zamanda olacağını gösteriyor. O ateş geride kalanları yakıp yok edecektir. Eğer bu toplanma Sûr’a üfürülüp dirildikten sonra olsa idi, ölüm diye bir şey kalmazdı. Yine Arasat meydanında hayvanlar, yemekler, içecekler ve elbiselerin olmaması gerekirdi”[30]

Ahiretteki toplanma (haşr) ise, hadislerde geldiği üzere mü’min ve kafirlerin hepsinin beraber yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak bir meydanda toplanmalarıdır. Buhari İbn Abbas (ra) dan Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini rivayet ediyor: “Siz ahirette yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz dünyadaki sakatlıklarınız giderilmiş olarak mahşerde toplanacaksınız” Sonra şu âyeti okudu: “İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz.” (Enbiya: 104). “İnsanlar içinde en önce elbise giyecek olan İbrahim Halil (as)’dır.”[31]

İbn Hacer diyor ki: “(Bu dünyada) kendilerine kıymetli bir bahçe, yaşlı bir deve karşılığında verilmek istenilenler nerede, öldükten sonra yalın ayak ve çıplak olarak dirilenler nerede?!”[32]

Bütün bu sözler toplanma yerinin kıyametten önce bu dünyada olacağını gösterir. Kim bundan farklı olarak düşünürse doğru olan görüşten sapmış olur. Doğrusunu Allah bilir.



SONUÇ

Bu çalışmamız önemli sonuçlar içermektedir. Bunlar:

1. Kıyamet alâmetlerine iman, gayba imandandır. Herhangi bir müslüman buna iman etmezse imanı tamamlanmış sayılmaz.

2. Kıyamet alâmetlerine olan iman, ahiret gününe olan imanın içindedir.

3. Rasulüllah (sav)’den gelen –mütevatir olsun, âhad olsun- hadislere iman etmek ve onları kabul etmek vacibdir. Onları reddetmek caiz değildir. İtikad konuları sahih hadislerle de isbat edilir, âhad hadislerle de.

www.musluman.biz


26 Mart 2015 Perşembe

YEMEN VE GAT ?

İki trilyon dolarlık plan
Gat çiğneyen Yemenli savaşçılar
Fotoğrafa dikkatle bakın... Yemen'deki savaşçılar Sünni ya da Şii Husi hangisi mühim değil... Hepsinin avurtlarında aynı şişiklik var. Yemen'de herkes (istisnalar kaideyi bozmaz) Gat yaprağı çiğneyip avurtlarına dolduruyorlar. Gat uyuşturucu bir bitki türü... Suudi Arabistan'da gat çiğnemek yasak. Fakat Suudi Arabistan'ın Yemen'e özellikle gat alınması için yardımda bulunduğu söylenir.

İşte islam aleminin hal-i pür melali... Yakınlarda bir haberde 25 milyon nüfusa sahip Yemen'de 60 milyon silah bulunduğu bildirilmiş. Bu haberin altında ne var bilemeyiz, ancak bu kadar silahın varlığı bu toplumun psikolojisini yansıtmakta... Bu psikoloji makul bir savunma içgüdüsünün ötesinde bir durumu yansıtıyor. Bu kadar silahın birbirlerine doğrultulduğu bir ülkede yaşamak zor olsa gerek.

Türkiye canını dişine takıp bir şeyler üretmeye çabalıyor. Petrol yok sayılır. Ya da şu anda petrol çıkarmak rantabl değil... Yada çok uluslu güçler bu petrolün Türkiye tarafından çıkarılmasını istemiyor diyelim. Ancak Kur'anda Hızır aleyhisselamın Musa aleyhisselam ile seyahatinde bir köye uğradıkları, o köy halkının onlara yiyecek vermedikleri halde Hızır'ın oradaki yıkılmak üzere olan duvarı doğrulttuğu anlatılır. Bunun sebebi olarak o duvarın altında hazine olduğu, o hazinenin iki yetim çocuğa ait olduğu, bu hayırsız insanlar tarafından çıkarılmasını istemediği için böyle davrandığını söyler. Biz de bu Kur'ani kıssadan bir hisse alıyoruz. 

İnşaallah Türkiye'nin toprak altındaki hazineleri ileride Osmanlı babanın hayırlı ve salih yetimleri olan Türkler ve Kürtler tarafından çıkarılacak.

YEMEN'E ASKERİ OPERASYON

İran destekli Husiler, Aden kapılarına dayandı. Bunun üzerine Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri askeri operasyon için düğmeye bastı


Şii Husi milislerle devrik Devlet Başkanı Abdurabbi Mansur Hadi'ye bağlı hükümet güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle bölünmenin eşiğine gelen Yemen'e Suudi Arabistan askeri müdahalede bulundu. İran destekli Husiler'in Yemen'in en büyük ikinci kenti Aden'e girmesiyle birlikte başdöndürücü gelişmeler yaşandı.

Yemen'deki gelişmelerden büyük rahatsızlık duyan Suudi Arabistan harekete geçti. Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Adel el Zübeyir, saatler geceyarısını gösterdiğinde ülkesinin Yemen'deki Husi ayrılıkçılarına karşı operasyon başlattığını duyurdu.

Operasyona ABD ve komşu Körfez ülkeleri Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in destek verdiği açıklandı. Operasyona destek veren ülke sayısının 10 olduğu bildirildi.

Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Zübeyir, "Operasyon Birleşmiş Milletler ve Arap Ligi tüzüğüne uygun bir şekilde yapılıyor. Yemen'de meşru bir hükümet işbaşında, bu sadece bir bölgeyle sınırlı kalmayacak bir operasyondur. Amaç Yemen'deki meşru hükümeti korumak" açıklamasında bulundu.

İlk etapta Husi milislere ait çok sayıda askeri tesis, Suudi Arabistan Hava Kuvvetleri'ne bağlı jetler tarafından vuruldu. Vurulan hedefler arasında Sana'daki havaalanının da bulunduğu bildirildi. Suudi yetkililer, kara birliklerinin de teyakkuz halinde olduğunu vurguladı. Suudi Arabistan'ın müdahalesi öncesinde Husiler, Aden'de bulunan ülkenin en büyük askeri hava üssü olan El Anad'ı ele geçirdi.

İran destekli Husiler'in Aden'deki ilerleyişine karşılık, Devlet Başkanı Abdurrabbi Mansur Hadi yanlısı Halk Komiteleri, Aden'in kuzey girişinden çekildi. 21 Şubat'tan bu yana Aden'deki Devlet Başkanlığı Sarayı'nda bulunan Hadi'nin ülkeden kaçtığı öne sürülürken bu iddia yetkililer tarafından yalanlandı ve Hadi'nin "güvenli bir yere nakledildiği" belirtildi.

ÇAĞRI RESMİ HÜKÜMETTEN GELDİ
Suudi Arabistan'ın müdahale için düğmeye basmasına neden olan son çağrı Yemen Dışişleri Bakanı Riyad Yasin'den geldi. Yasin dün Arap ülkelerinin acil şekilde Husilere karşı askeri müdahalede bulunmalarını istedi. Bunun üzerine Suudi Arabistan, Yemen sınırına ağır silah, tank ve diğer askeri teçhizatları yığmaya başladı.

Bu arada Türkiye, buradaki Türk vatandaşlarının ülkeyi terk etmelerini, zorunlu olmadıkça Yemen'e seyahat etmemeleri gerektiğini duyurdu.

25 Mart 2015 Çarşamba

ÇÖZÜM SÜRECİNİ KANDİL SABOTE EDİYOR

Dolmabahçe Sarayı'nda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve HDP İmralı heyetinin görüşmesinin ardından Öcalan'ın PKK'ya yaptığı 'silah bırakma çağrısı' ve 21 Mart Diyarbakır Nevruz kutlamalarında okunan Abdullah Öcalan'ın mektubunun ardından çözüm süreci en kritik dönemini yaşıyor

Erdoğan son olarak, örgütün silah bırakması konusundaki çekincesini de “Uygulamayı görmeden inanmayız” diyerek yinelemişti. Cumhurbaşkanı çözüm süreciyle ilgili uyarılarının arka planında, Genelkurmay’ın ve istihbarat birimlerinin güvenlik raporlarında yer alan tespitler yatıyor.

Bu tespitlere göre PKK'nın silah bırakması söz konusu değil; silahlar evlere yığılıyor...

İddialara göre Genelkurmay, MİT ve Jandarma İstihbarat, Güneydoğu’da özellikle bazı ilçelerde KCK eliyle silahlanma ve yığınak faaliyeti tespit etti. Midyat, Cizre, Silopi, Yüksekova ve Şemdinli’deki evlere silahlar saklandığı bilgisi var. Çoğunluğu Kalaşnikof olan bu silahlar arasında roketatar, tanksavar, hatta omuzdan atılan stinger füzelerinin olduğu bile iddia ediliyor.

Rapora göre silah yığınağı yapılan evler tek tek biliniyor. Ayrıca Cizre ve Silopi’de örgüt üyelerince kazılan 180 hendeğin ancak 18’i kapatıldı. Hendekler günlük hayatı da etkiliyor. İddiaya göre, çözüm sürecini başarısızlığa uğratmayı planlayan örgüt, ilk denemesini yaptığı 6-7 Ekim Kobani eylemlerinden yola çıkarak ayaklanma senaryoları geliştiriyor.

20 Mart 2015 Cuma

TÜRKİYE FÜZE SİSTEMİ KARARINI VERDİ

Çin askeri yetkilileri Türkiye'nin hava savunma füze sistemi ihalesini Çinli şirketin kazandığını doğruladı.


Türkiye füze sistemi kararını verdi!

NTV'de yer alan habere göre, Malezya'daki Uluslararası Denizcilik ve Havacılık Fuarı'nda konuşan Çinli askeri yetkili Türkiye'nin uzun menzilli hava savunma füze sistemi ihalesini Çin'in kazandığını belirtti. Çinli yetkili, Türkiye'ye satılacak modeli Malezya'dakifuarda sergilemeye büyük önem verdiklerini söyledi. Türkiye Çin füzelerine karşı çıkan NATO ve Batı'nın baskısıyla ihale süresini 5 kez uzatmıştı.
Türkiye'nin şartlarından biri olan ortak üretime tek "evet" diyen Çinli şirket ihalede 3.4 milyar dolarla en düşük teklifi vermişti.

19 Mart 2015 Perşembe

İSLAM BİRLİĞİ ÖNCESİ GENİŞ DAİRE HİZMETİ

İTTİHAD-I İSLAM ÖNCESİ GENİŞ DAİRE HİZMETİ YAPILIR MI?
Risale-i Nur’da “İman Hayat Şeriat” denilen üç vazifeden ikinci ve üçüncü vazifelerin icrası İttihad-ı İslâm’a istinad edeceği yani İttihad-ı İslâm’dan önce bu vazifelere girme ve müsbet idarî icraata sahib olma müşkildir. Çünkü beyn-el milel cereyanın tasalutunu önlemek için büyük kuvvetin varlığını gerektirir. Evet, şu beyanlara dikkat gerek:
 O gelecek zâtın “İkinci Vazifesi:
Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.
 Üçüncü Vazifesi:
İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta’tile uğramasıyla o zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ülema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır.”(Emirdağ Lâhikası-I sh:266)
Bu kısımda, müsbet ve tavizsiz icraat yapabilmek için, ittihad-ı İslamın orduları ve bütün müslüman sınıflarının desteğinin lüzumu beyan edildi.
Şu beyanlar da aynı mes’eleye bakıyor:
 “O cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir.
Ve Kur’ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi’ ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir.” (Mektubat sh:57)
Bu kısımda dahi, hakiki İsevîlerin, yani Avrupa ve Amerikadaki dindar ve hamiyetkâr olan hür rejim tarafdarlarının islamiyet beraberliğinde bulunmalarının lüzumu anlatıldı.
Geniş dairede dinsizliğin kuvvetli görüneceği haberini te’yid eden ve 1946 sonrasında yazılan şu ifade de dikkat çekicidir:
“Bu geniş boğuşmaların neticesinde eski harb-i umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin istinadı, menbaı olan Avrupa’da deccalane bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi teselliye medar; Âlem-i İslâm’ın tam intibahıyla ve Yeni Dünya’nın, Hristiyanlığın hakikî dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle ve Âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur’ana ittihad edip tâbi’ olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşâallah galebe eder.”(Emirdağ Lahikası-I 58)
Yani İkinci Cihan Harbinden sonra, ya manevi veya maddi veya hem maddi hem manevi zarardan haber verildi. Manevi zararın kasdedildiği ihtimali galib olsa gerek.
Bediüzzaman Hazretleri, bu zamanda nifak perdesi altında ifsad eden komiteler, yani hâkim cereyanlar, resmiyete ve kanun sahasına giren geniş dairedeki İslâmî faaliyetleri kendi menfaatına çevirdiklerine dikkat çekip şöyle ikaz eder:  
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” (Kastamonu Lahikası sh:90)
Burada anlatılan o gelecek zat, yani onun cereyanı, bid’aları kaldırıp şeairi ihya etmek vazifesi olduğundan, vazifesi ve mesleği, bid’ata taviz veremez. Bu ifadede bir feveran hareketinin kokusu hissediliyor.
 Çünkü mevcud  ictimaî, hukukî, iktisadî ve siyasî şartlar muvacehesinde tavizsiz hareketin yolu açık değil. Ancak İslam hukukunun kavaid-i külliye kısmında yazılı olan “ehven-üş şer” kaidesiyle hareket edilebilir.
“İttihad-ı İslâm Partisi: Yüzde altmış-yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini, siyasete âlet etmemeğe, belki siyaseti dine âlet etmeğe çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeğe mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.Emirdağ lah.2, sh:163
Yani bu partı, ehvenüşşer partisi değildir ve şimdilik mevcud de değildir.
Ehvenüşşer partisi hakkında, Hz. Üstad diyor ki:” Madem siyasetçi­lerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar ver­miyor, az müsaade­kârdır “ehvenüşşer” olarak bakınız. Daha “âzamüşşer”den kur­tulmak için, onlara zararınız dokun­masın, onlara fayda­nız dokun­sun.» (Emirdağ Lâhikası-II sh: 245)
Ehvenüşşer şartları devam ettiği müddetçe, ehvenüşşer kaidesi de devam eder.
Ancak sivil sahada kalan Nur mesleğinin haslar dairesi gibi azimeti esas alan örnek bir cemaat, faaliyetini, bid’ata girmeme hududuyla ayarlar. Tebliğ faaliyetinde ihtiyar dışında kalmakla beraber yine de bulaşan bid’alar, bizzat işlenen bid’a derecesinde olmaz.
Bir rivayette: “Bir zaman gelecek riba yemiyen kalmıyacak, yemese dahi tozu isabet edecek”. (Ramüz-ül Ehadis. Sh. 306,503 ve İbn-i Mace,.226-78. hadis) buyurulduğu gibi, ihtiyar dışında kalan durumlar var.
İctimaiyata ve bilhassa siyasete girenler, bid’aları kalben kabul etmemek şartiyle siyaseti, yani siyasî makamları, imkân nisbetinde müsbet işlere vesile ederler.
“Bid’a ile amel eden, kalben tarafdar olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için, az bir kusur ile düşman sınıfına iltihak etmemek için dışarıya atmayınız. Fakat Risale-i Nur’un erkânlarında ve sahiblerindeki esrar ve nazik tedbirlere, onları teşrik etmemek gerektir.”  K:249
Bediüzzaman Haretleri, Diyanet İşleri Reisi Ahmed Hamdi Efendiye yazdığı bir mektubunda diyor ki:
“Bir hâdise-i ruhiyemi size beyan ediyorum: Çok zaman evvel zatınız ve sizin mesleğinizdeki hocaların zarurete binaen ruhsata tabi ve azimet-i şer’iyeyi bırakan fikirler, benim fikrime muvafık gelmiyordu. Ben hem on­lara, hem sana hiddet ederdim. “Neden azimeti terkedip ruhsata tabi olu­yorlar” diye Risale-i Nur’u doğrudan doğruya sizlere göndermezdim. Fakat üç-dört sene evvel yine şiddetli kalbime sizi tenkidkârane bir teessüf geldi. Birden ihtar edildi ki:
“Bu senin eski medrese arkadaşların olan başta Ahmet Hamdi gibi zat­lar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karşı “ehven-üş şer” düsturuyla müm­kün olduğu kadar bir derece bir kısım vazife-i ilmiyeyi, mukaddesatın muha­fazasına sarfedip, tehlikeyi dörtten bire  indirmeleri, onların mecburiyetle bazı noksanlarına ve kusurlarına inşaallah keffaret olur” diye kalbime şiddetli ihtar edildi. Ben dahi sizleri ve sizin gibilerini, o vakitten beri yine eski med­rese kardeşlerim ve ders arkadaşlarım diye hakiki uhuvvet nazarıyla bakmağa başladım.” (E.Lahikası.II.sh.10)
İşte bütün bu nakillerdeki açık beyanlar, kat’iyetle gösteriyor ki: Mezkür kuvvetler ve ittifaklar tahakkuk etmeden önce, ikinci ve üçüncü vazifelerin icrası yapılamaz. Ancak imanî hizmetler başta olarak o şart ve kuvvetlerin tahakkukuna, yani İttihad-ı İslâm’a çalışır. 
Kaynak: http://www.ittihad.com.tr/ittihad-i-islam-oncesi-genis-daire-hizmeti/

GÜNEŞ TUTULMASI: 20 MART CUMA

Güneş tutulmasının yaşanacağı 20 Mart Cuma günü ilginç hava olaylarına gebe
20 Mart Cuma günü 1 değil, 2 değil, tam 3 farklı astronomik olay yaşanacak.



Astronomlar ve gökyüzü fotoğrafçıları büyük bir heyecanla 20 Mart Cuma gününün gelmesini bekliyor. Zira o gün uzun yıllar sonra ilk kez tam Güneş tutulması yaşanacak ve akabinde de Dolunay’ın Dünya ’ya hayli yaklaştığı ve ‘Süper Ay’ denilen olay gerçekleşecek. Ancak hepsi bu kadarla kalmıyor. O gün aynı zamanda Kuzey Yarımküre’de baharın başlangıcını müjdeleyen ekinoksun da başlangıcına denk geliyor.

Aslında bu 3 olayın birbiriyle direkt olarak alakası yok. ancak her birinin yaşanması zaten başlı başına ilgi çekici. Bu yüzden de 20 Mart Cuma günü (ve gecesi) gözlerimizi göğe dikmemiz için yeterince sebep var.

İşte 20 Mart’ta yaşanacak 3 doğa olayı:

1. Tam Güneş tutulması

Ay o gün Dünya ve Güneş’in arasına girecek ve Ay’ın gölgesi Dünya’nın üzerine düşecek. 20 Mart Cuma günü yaşanacak Güneş tutulmasında Güneş tamamen Ay tarafından kapanacak, ancak Türkiye’de bu durum tam olarak görülemeyecek. Tam tutulma Norveç’in açıklarındaki adalarda gözlenirken, Avrupa’nın güneyine doğru indikçe tutulma, parçalı tutulmaya dönüşecek. Bu yüzden Türkiye’de tutulma ancak Güneş’in yüzde 40’ı kapanacak şekilde gözlenebilecek. O gün hava koşulları uygun olduğu takdirde, tutulma Türkiye’nin her yerinden izlenebilecek. İzmir’de tutulma 10.48’de başlayacak ve 12.55’de bitecek. Tutulma ortası, yani Güneş’in en fazla kapanacağı an ise 11.51’de yaşanacak.

2. Süper Ay

En son 11 Ağustos 2014’te yaşanan Süper Ay olayı, 20 Mart akşamı tekrar yaşanacak. Dolunay’ın normalden yüzde 30 daha parlak ve yüzde 14 daha büyük göründüğü fenomen, dün gece tüm dünyada izlendi. Dünya'ya en yakın konumunda bulunacak olan dolunay, normalden çok daha büyük ve parlak şekilde görülebilecek. Daha sonraki Süper Ay olayları sırasıyla Ağustos, Eylül ve Ekim’de yaşanacak.

3. Gece ve gündüzün eşit olması

21 Mart tarihi Kuzey Yarımküre’de baharın başladığı, gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks günü olarak bilinir. O gün Dünya’nın her yeri eşit miktarda Güneş ışığı alır ve Güneş ışıkları Dünya’ya dik şekilde düşer. Ancak Güneş’in ekvator çizgisine tam olarak dik geldiği o ilk an, aslında 20 Mart akşamına denk geliyor. İngiltere saatiyle 22:45’te Güneş, Dünya’nın ortasından geçtiği varsayılan Ekvator’a dik şekilde geliyor ve o gün tüm dünyada 12 saat gece ve 12 saat gündüz yaşanıyor. Türkiye saatiyle ise bu olay 00:45’te gerçekleşecek.

http://www.radikal.com.tr/hayat/gunes_tutulmasinin_yasanacagi_20_mart_cuma_gunu_ilginc_hava_olaylarina_gebe-1316416

ALMANYA BAHARI

'ta 100 bin gösterici, 'kemer sıkma' politikaları ve 1.3 milyar euroluk  binasını protesto etti... Alman polisi orantısız güç kullandı. Dünya, 'de bülbüle dönerken, dün Frankfurt'taki olaylarda 3 maymunu oynadı


Gezi eylemlerinde Türkiye Cumhuriyeti'ne darbe girişimini destekleyen ülkelerin başında Almanya geliyordu. Cumhurbaşkanı Gauck, Başbakan Merkel"Gezi eylemlerinde protesto herkesin hakkı. Tek suçlu var o da polis ve hükümet. Almanya olarak bunu dehşetle izliyoruz" açıklamalarına benzer ifadeler kullanmıştı. 

Dün , son dönemin en büyük protestosuna ev sahipliği yaptı. Frankfurt'ta inşaatı tamamlanan Avrupa Merkez Bankası'nın 1.3 milyar euroluk maliyeti ve Almanya'nın baskısı sonucu AB ülkelerindeki 'kemer sıkma' politikalarına tepki gösterisi düzenlendi. 

Avrupa'nın farklı ülkelerinden gelen göstericiler, polis araçlarını yaktı, lüks otomobilleri hurdaya çevirdi. Alman polisi, göstericilerin üzerine plastik mermi ve bayıltıcı gazlar sıktı. Olaylarda 100'ü polis olmak üzere 300 kişi yaralandı. Alman polisinin, gözaltına aldığı yaklaşık 500 göstericiye nezarette fiziksel şiddet uyguladığı ortaya çıktı. 

Frankfurt'ta yaşanan olaylar, Almanya Cumhurbaşkanı Gauck, Almanya Başbakanı Merkelve dünya medyasının umurunda olmadı. Türkiye'deki  eylemlerinde 9 saat aralıksız yayın yapan Yahudi kanalı CNN International, Frankfurt'u görmezden geldi. CNN'in Türkiye Düşmanı sunucusu Christiane Amanpour da, '3 maymun'u hatırladı.

500 BİN KİŞİ GELİYOR
2011'de 
ABD'de ortaya çıkan (Wall Street'i İşgal Et) hareketi sonrası kurulan Blockupy grubunun da tam destek verdiği gösterilerin önüne geçemeyen Almanya, askerden yardım talep etti. Ancak Almanya'daki bu orantısız güç, 19 ülkede karşılık buldu. AB ülkelerinden 500 bini aşkın göstericinin, bugün Frankfurt'ta olacağı belirtildi. Göstericiler kentin merkezine yakın yerlerde kavşakları kapattı. Bankaların genel merkezlerinin olduğu 'Mainhattan'daki gösterilerin bugün daha da artacağı ifade edildi.


 GEZİ İÇİN NE DEMİŞTİ?
Türk hükümeti aklı selim hareket etmeli. Göstericilerin en doğal hakkı olan protestolara karşı orantısız güç kabul edilemez. 
 Göstericilere karşı şiddet kullanılmamalı. Polis yetkisini aşmamalı. Almanya olarak bunu dikkatle takip ediyoruz. 
 Türkiye'de korkunç görüntüler var. Sorunların barışçıl bir şekilde çözüleceğini umuyorum. Gördüklerimi dehşetle izliyorum. Türk polisi orantısız gücü hemen bırakmalı.