.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

30 Ocak 2015 Cuma

YENİ NESİL ANKA GÖKLERDE

'Yeni Nesil Yüksek Performans ANKA Blok B', bugün ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi.


2013 yılında Blok A konfigürasyonuna yönelik kabulleri tamamlanan ANKAİnsansız Hava Aracı Sistemi'nde elde edilen deneyimler ile geliştirilen 'Yeni Nesil Yüksek Performans ANKA Blok B', bugün ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi.
Otomatik kalkış ve iniş ile yapılan ilk uçuşta, farklı otopilot ve iniş modlarının testleri eksiksiz tamamladı.
Blok A uçağında taşınmakta olan EO/IR kameraya ek olarak, SAR/ISAR/GMTI radarı taşıyabilen sistem, faydalı yük taşıma kapasitesi ile yeni nesil entegrasyon projeleri için de önemli bir alt yapının sağlandığı belirtildi.

KİRLİ SAVAŞ

11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ – 1

Prof.Dr.Burhanettin Can

Giriş

11 Eylül 2001 günü ABD iki sivil uçak New York’taki ikiz kulelere, bir sivil uçak Pentagon’a(!) çarpıyor. Bir sivil uçak da, ABD Başkanının olduğu söylenen “Air Force One” uçağını vurmak için ararken boş bir araziye düşüyor ya da düşürülüyor. “İslami terör”(!) denerek İslam dünyasına, 21. Asrin haçlı seferleri adı ile bir savaş ilan edilmiş ve ardından Afganistan ve Irak işgal edilmiştir.

7 Ocak 2015 Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie Hebdo’ya, 12 kişinin hayatını kaybettiği profesyonelce bir saldırı düzenlenmiştir. Yapılışı itibarıyla 11 Eylül 2001 saldırısı ile mukayese kabul etmeyen bir eylem olmasına rağmen, “Fransa’nın 11 Eylülü”, “İslam’ın 11 Eylülü” olarak dünya kamuoyuna servis edilmiş ve İslam’a daha örtülü ifadeler kullanılarak savaş açılmıştır.

Bu iki olayın büyüklüğü hariç, birbirleri ile benzer tarafları bulunmaktadır. Olayların yapılış şekilleri, İslam ve Hıristiyan dünyasında meydana getireceği etkiler, olayların muhtemel sonuçları açısından her iki olayın mukayese edilmesinde fayda vardır. Burada, öncelikle her iki olayın icra ediliş ve kamuoyuna sunuluş şekli ele alınarak bir sorgulama yapılacaktır.

İki Olayın İcra edilmesinde ve Kamuoyuna Sunulmasındaki Benzerlikler

Birinci Benzerlik:


11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, ilk günlerdeki yorumlar; eylemin çok uzun vadede (en az üç yıl), uzun bir eğitim döneminden sonra, yüksek istihbarat ve yüksek teknolojiye sahip, her tarafta eli ayağı bulunan uzman bir ekip tarafından, son derece zekice ve mesaj yüklü bir tarzda yapıldığı istikametinde olmuştur. Ancak bu ilk değerlendirmeler, ABD yönetiminin Usame bin Ladin’i hedef göstermesinden sonra birden değişmiş; “buraları vurmanın sıradan bir iş olduğu”, “profesyonelliğe gerek olmadığı” ve “herkesin bunu başarabileceği” ifade edilmeye başlanmıştır. Neden?


7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, Paris’in göbeğinde, Charlie Hebdo dergisine çok profesyonelce bir baskın düzenlenmiş ve 12 kişi öldürülmüştür. Başlangıçta, olayın çok profesyonelce yapıldığı yorumları yapılırken; daha sonra amatörlük çağrışımı yapan bilgiler servis edilmeye başlanmıştır. Neden?

İkinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, toplam 50-100 kişilik bir eylemci gruptan söz edilmiş olmasına rağmen böylesi büyük bir operasyondan haberdar olamayan istihbarat örgütleri, 24 saat içinde 19 kişi oldukları iddia edilen eylemcilerin kimliklerini, hangi ülkelerden ve hangi örgütlerle irtibatlı olduklarını, anında tespit edebilmiş, çeliği eriten bir yangının külleri arasında yanmayan kimlik kartlarını bulabilmiştir. FBI ajanı (Adnan Burkarı), bir yıl önce ölen (Amir Abbas Burkarı) ve Kazablanka’da bulunan şahıslar, listeye nasıl girdiği ise bir türlü anlaşılamamış ve de açıklanamamıştır.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, eylemcilerin tüm kimlik bilgileri, arabalarında unuttukları iddia edilen kimlikten tespit edilip medyaya servis edilmiştir. Olay, Cezayir kökenli, Fransız vatandaşı iki kardeşe anında mal edilmiş, bütün şecereleri belirlenip kamuoyuna sunulmuştur. Sabıkalı Şerif Kouachi’nin El Kaide örgütüne destek vermekten dolayı Fransa’da hapis yattığı, abisi Said Kouachi Yemen’de El Kaide terör kampında eğitim gördüğü, Kouachi kardeşlerin yıllardan beri CIA tarafından, El Kaide teröristi olarak bilindiği ve terörist listesinde yer aldığı, haklarında “ABD’ye giriş yasağı bulunduğu” ve karıştıkları tüm eylemler, kamuoyuna servis edilmiştir.

İkiz kuleler olayında olduğu gibi aranan bu terörist kardeşlerin Fransa’ya nasıl girdikleri ya da sokuldukları, kimlerle temas kurdukları, lojistik desteği kimin sağladığı hiç sorgulanmamaktadır. Belki de 11 Eylül İkiz Kulelerin vurulmasında olduğu gibi hiçbir zamanda sorgulanmayacak, tüm delil ve failler yok edilecektir. Eylemi yapanlarla öldürülenlerin farklı şahıslar olabileceği hiç sorgulanamayacaktır.

Üçüncü Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, uluslararası bir terörle karşı karşıya kalındığı; uluslararası teröre ve bunları barındıran devletlere karşı uluslararası bir savaş verilmesi gerektiği şeklinde bir kampanya başlatılmıştır. Ancak dikkati çeken husus, uluslararası terörden kastedilenin yalnızca halkı Müslüman olan ülkeler olmuş olmasıdır. Medya aracılığıyla yapılan şartlandırmayla teröristle Müslüman özdeşleştirilmek istenmiş, yeni bir kavram olarak “İslami terör” literatüre sokulmuştur.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, baskını yapanların “Allahuekber” diye bağırdıkları, “El Kaide mensubu oldukları”, “Peygambere yapılan hakaretin intikamını aldıkları” ve “Charlie Hebdo’yu öldürdük” şeklinde konuşmalar yaptığı iddiası ile provokasyon, “İslam’ı terör” olarak nitelendirilip büyük bir kampanya başlatılmıştır. Bu eylemi yapan herkesin, bu ifadeleri bilinçli bir şekilde kullanarak yanlış hedef gösterme ihtimalinin olabileceği, tartışmaya bile açılmadan hüküm verilmiş, suçlu ilan edilmiştir.

Dördüncü Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, herkesi uydudan takip edebildiğini söyleyen ABD istihbarat örgütleri, 4-5 sivil uçağın aynı anda kaçırılmasından haberdar olamamıştır. Nedense kaçırılan uçaklardan hiçbiri, kulelerle irtibata geçememiş ve fakat yolcular aileleriyle görüşebilmiştir. Yolcuların görüştüğü ailelerden hiç kimse, polise haber vermeyi akıl edememiştir. Ya da haber vermişlerse niçin güvenlik harekete geçmemiş; hiçbir savunma sistemi otomatik olarak devreye girmemiştir? Pentagon’un erken uyarı ve güvenlik sistemini kimin devre dışı bıraktığı açıklanmamıştır.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, medya yer alan bilgilere göre eylemciler “oldukça sakin ve profesyonel”, “özel askeri eğitim” aldıkları anlaşılmaktadır. Böylesi profesyonel bir ekip, Charlie Hebdo’nun bulunduğu sokakta önce derginin arşivinin bulunduğu binaya (6 numaralı bina) gitmiş, oranın merkez olmadığını anlayınca iki el ateş edip çıkmış, derginin merkezine (10 numaralı bina) girdiklerinde ise ofislerin hangi katta olduklarını bilememiş, sorarak öğrenmişlerdir. Son derece profesyonel bir ekip, son derece amatör bir eylem yapmaktadır. Bu sizce mantıklı mıdır? Derginin çalışanları, etrafa rastgele ateş ederek karikatüristlerin çalıştığı ofisi soran maskeli silahlı kişileri, polise niçin bildirmediği; bildirdi ise polisin niçin gelmediği anlaşılabilir değildir.

Beşinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonundan önce Amerikan istihbarat servislerinin bir terör saldırısı bekledikleri, ama zamanını bilemedikleri sürekli ifade edilmeye başlanmış ve bu çerçevede bir kamuoyu oluşturulmuştu. Buna rağmen 50-100 kişilik bir grup ABD’ye sızıp eylemi gerçekleştirebilmiş olması mantıklı mıdır?

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonundan önce, bir saldırının Paris’te olacağı bekleniyordu; ama ne zaman olacağı bilinmiyordu. Yılbaşından önce Fransız polisi ve istihbaratı yüksek alarma geçirilmişti. Böylesi yüksek bir alarma karşılık iki gariban Cezayirli kökenli kardeş, Fransız devletini ters köşe yaparak eylem gerçekleştirebiliyor, tüm dünyayı ayağa kaldırabiliyor. İlginç değimli?

Altıncı Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, sivil uçakların nasıl ele geçirildiği bilinemediği gibi 7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda da, farklı katlardaki şifreli iki çelik kapının nasıl açıldığı, şifrenin nasıl elde edildiği bilinmemektedir.

Yedinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, Başkan’ın “Air Force One” adlı uçakta olduğu bilgisi, eylemcilere nasıl ulaştığı izah edilememiştir. Başkanın uçağını koruyacak savaş uçaklarının, başkanın çevresinde olmadığı bilgisi medyada sürekli yer almıştır.

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunda, Pazartesi olan dergi yönetim kurulu, Çarşamba gününe alınmış ve toplantılara katılmayan karikatüristler, topluca toplantıya davet edilip katılmaları sağlanmıştır. Gün değişimi ve katılımcalar bilgisi saldırganlara nasıl ve kim tarafından ulaştırılmıştır; bu, bilinmemektedir. Bu bilgileri servis edenlerin kimler olduğu sorgulanmamaktadır. Yaptığı yayınları sebebiyle 2011’den beri dergi, polis korumasına alınmıştır. Ancak baskın günü hiçbir güvenlik mensubu görev bölgelerinde bulunmamıştır. Güvenlik kameraları, devre dışı bırakılmıştır.

Güvenlik kameralarının devre dışı bırakıldığı bir mekânda, medyaya servis edilen görüntüler, kim tarafından hangi amaçla çekilmiştir? Görüntülerin montaj olup olmadıkları hiç sorgulanmamış, tesadüfen orada bulunan ve eylemciler tarafından vurulan polis memurunun, “Hayır, sorun yok şef” diye katillerine cevap vermesi, kim tarafından, nasıl duyulup kayıt altına alındığı bilinmemektedir.

Sekizinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, ABD içerisinde en az 3 yıllık bir hazırlık döneminde uçak kullanmayı öğrenip hiç iz bırakmayan profesyoneller, nasıl olup da kullandıkları arabalarda Kur’an ve Arapça yazılı uçak kullanma kılavuzları bırakabilmişlerdir? Ertesi gün ölüme gidecek bir mücahit(!), nasıl olurda bir gece önce bara gidip kafayı çeker ve “ertesi günün çok muhteşem olacağını” söyleyebilir? Bu bilgiyi kim nasıl elde etmiştir?

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunda, son derece profesyonel oldukları ifade edilen eylemciler, her nedense kimlikleri arabada unutmakta; “cihadist bayrak” bulundurmaktadır. Profesyonel bir eylemde herkesin dikkatini çekecek şekilde arabanın kapıları açık tutulmaktadır.

Sonuç: Eylemin Amacı İki Yıl Önceki Karikatürlerin İntikamını Almak İmiş

Eylemcilerin, Hz. Peygambere yapılan hakaretin intikamını almak amacıyla eylemi gerçekleştirdikleri, medyaya servis edilmiş ve ısrarla gündemde tutulmaya çalışılmıştır. 2011 yılından bu yana, iki yıl içerisinde, Hz. Peygamberle ilgili hakaret içeren herhangi bir karikatür çizilmediğine göre bu eylemciler ya da onların dâhil olduğu örgüt, bu hakaret olayını anlaşılan iki yıl sonra duymuş, öğrenmiş ve intikam almaya kalkmıştır. Bu mantıklı mıdır?

Yeniçerinin biri, Yahudi’nin birini “ulan siz Hz İsa’yı öldürdünüz” diyerek öldürmeye kalkmış. Yahudi kaçarken “arkadaş o olay 1500 sene önce vuku buldu, benim suçum ne?” dediğinde; yeniçeri “ben onu bunu anlamam, ben şimdi duydum” diye bir cevap vermiştir.

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunun bundan farklı bir tarafı var mıdır?

İki yıl önceki bir olayın iki yıl sonra intikamını almaya kalmak mantıklımıdır?

Öyleyse ne planlanmaktadır?

Çizilen strateji nedir?

Olayın gerçek aktörleri kimlerdir?


*****


11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ – 2

Giriş

7 Ocak 2015 Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie (Çarli) Hebdo’ya, 12 kişinin hayatını kaybettiği profesyonelce bir saldırı düzenlenmiştir. Yapılışı itibarıyla 11 Eylül 2001 saldırısı ile mukayese kabul etmeyen bir eylem olmasına rağmen, “Fransa’nın 11 Eylül’ü”, “İslam’ın 11 Eylül’ü” olarak dünya kamuoyuna servis edilmiş ve İslam’a daha örtülü ifadeler kullanılarak savaş açılmıştır.

Bu iki olayın büyüklüğü hariç, birbirleri ile benzer tarafları bulunmaktadır. Olayların yapılış şekilleri, İslam ve Hıristiyan dünyasında meydana getireceği etkiler, olayların muhtemel sonuçları açısından her iki olayın mukayese edilmesinde fayda vardır. Geçen hafta, her iki olayın icra ediliş ve kamuoyuna sunuluş şekli ele alınarak incelenmiştir.

Burada her iki olayda çatışan/savaşan karanlık güçlerin kimler olabileceği konusu ele alınıp tartışılacaktır.

İhtimaller

7 Ocak 2015, Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie (Çarli) Hebdo’ya, 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan baskının stratejisini kimin çizdiği, planladığı, organize edip icra ettiği ya da ettirdiği, kimi taşeron olarak kullandığı? En hayatı soru budur. Medyada yürütülen Psikolojik Harekât, olayın çok uzun vadeli sonuçlarının olabileceği ve bu olaya dayalı olarak birilerinin uzun vadeli stratejik hedeflerinin olduğu anlaşılmaktadır. Psikolojik savaşın şiddeti bunun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Bu olayın gerçekleştirilmesi ile ilgili muhtemel ihtimalleri, aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1- Fransa’da yaşayan ve Fransız vatandaşı olan göçmenlerin 3. ve 4. Kuşağının içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek için Fransa’daki göçmenler tarafından organize edilen ve iki kardeş tarafından icra edilen bir intihar saldırısıdır.

2- 2012 yılında Hz. Peygambere karikatür üzerinden yapılmış bir hakareti, yeni duymuş(!) Fransız vatandaşı olan Cezayir kökenli iki kardeş, intikam almak arzusuyla kendi başlarına planlamış, organize etmiş ve icra etmişlerdir.

3- 2012 yılında Hz. Peygambere karikatür üzerinden yapılmış bir hakareti, yeni duymuş olan(!) El Kaide (Yemen El Kaidesi), IŞİD gibi örgütler, bunun hesabını sormak, intikamını almak için planlamışlar, organize etmişler ve icra edilmek üzere Fransız vatandaşı, Cezayir kökenli iki kardeşi bu iş için görevlendirmişlerdir.

4- Yaşlanan Fransa, kökenleri Müslüman olan ve fakat kendi dil ve dinlerini gereği gibi bilmeyen ve fakat sisteme tam olarak da entegre olup asimile olmayan bu insanları, Fransız kabul etmeyip öteki olarak görmektedir. Fransız derin devleti, bunların nüfuslarının Fransızların aleyhine artmasını tehlike olarak kabul etmektedir. Bunları ülkelerine geri gönderebilmek, hareket alanlarını kısıtlamak çoğalmalarını azaltmak için bir provokasyon yapmıştır.

5- Yaşlanan Avrupa, kökenleri Müslüman olan, fakat kendi dil ve dinlerini gereği gibi bilmeyen ve fakat sisteme tam olarak entegre olup asimile olmayan bu insanları, Avrupalı kabul etmeyip öteki olarak görmektedir. AB’nin derin güçleri bunların nüfuslarının Avrupalıların aleyhine artmasını tehlike olarak kabul etmektedir. Bunları ülkelerine geri gönderebilmek, hareket alanlarını kısıtlamak, artışlarını engellemek ve “pegida” hareketine destek verip kuvvetlenmesini sağlamak için bir provokasyon yapmıştır. Bu provokasyonla, olay bahane edilerek İslam coğrafyasında birçok stratejik ülkeye müdahale etme gerekçesi hazırlanmıştır, tıpkı 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler provokasyonunda olduğu gibi.

6- ABD-İsrail/Siyonizm-İngiltere ittifakı, son zamanlarda Fransa’nın ittifaka rağmen daha bağımsız politikalar izlemesinden şikayetçidir. Çizginin dışına çıkan, bağımsız politikalar uygulayan Fransa’daki mevcut yönetime iyi bir ders vererek kendilerine çizilen dairenin dışına çıkmamaları için yapılmış bir uyarıdır. Aynı zamanda Avrupa coğrafyasındaki Pegida hareketinin şiddete başvurması, baskıyı artırması; böylelikle AB yönetimlerini istikrarsızlaştıracak bir ortamın hazırlanması için yapılmıştır.

Bu 6 ihtimalden hangisi daha gerçekçidir? Bunu anlamak için Fransa üzerinde etkili olan dinamiklere bakmakta fayda vardır.

Fransa ve Etkili Dinamikler

Stratejiler, genel olarak ülkeleri değerlendirirken iç, bölgesel ve küresel üç dinamiği birlikte ele alırlar. Fransa’da vuku bulan 7 Ocak 2015 Çarli provokasyonunu, bu üç dinamiği ele alıp incelemekte yarar vardır.

Fransa ve Avrupa’nın İç dinamikleri

Fransa, Avrupa coğrafyasında tarihi, kültürel arka planı ve coğrafi konumu itibariyle en stratejik ülkelerinden biridir. Tarih boyu sömürgeci ülke olmuş, hâlâ rengi ve şekli değişmiş olmakla birlikte Afrika’da ciddi sömürgeleri vardır. Laikliğin kalesi olarak bilinir ve Fransız aydınlarının tüm dinlere karşı keskin bir muhalefeti vardır. Laiklik anlayışları, ateizme yakın olarak nitelendirilebilir. Fransa’da Fransızların haricinde etkili olan iki ana dinamik daha vardır: 1- Nüfus olarak, her geçen gün etkisi artan Müslümanlar, Göçmenler; 2- Çok güçlü olan Siyonist lobi.

Fransız laikler, hem Fransa’da hem de Avrupa’da Müslüman nüfusun çoğalmasından ve etkili olmasından rahatsızdırlar. Laiklerin yanı sıra Fransız mason ve Siyonistleri de, bu durumdan çok rahatsızdırlar. Türkiye’de AKP ve MHP işbirliği ile mecliste, 411 oyla üniversitede başörtüsünün serbest olması yasası çıkarılmıştır. Bu yasaya en sert tepki, Fransız masonluğu “meşriki azamlığından” gelmiştir. Meşriki azam, başörtüsünün serbest kalmasının “irtica, geriye dönüş olduğunu, buna müsaade etmelerinin mümkün olmadığını ve Türk Masonları ile çok iyi dost olduklarını” söylemiştir. Bununla bağlantılı olup olmadığını bilememekle beraber bu açıklamanın hemen ardından Anayasa Mahkemesi, meclisten çıkarılan bu kanunu acil bir şekilde görüşüp ret etmiştir. Bu, Fransız Masonluğunun gücünün bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Özelde Fransa ve genelde AB ülkeleri için göçmenler ve Müslümanlar, çok ciddi bir sorun olarak kabul edilmektedir. Eski Alman Başbakanı Schmidt ‘Geleceğin Devletleri’ kitabında, “ABD, dünyayı bir ‘medeniyetler çatışmasına’ sürüklüyor. Avrupa açısından bu “medeniyetler çatışması’, ülkelerimizde çalışan Müslüman Afrikalılar ve Türklerle çatışmadır. Avrupa bu çatışmanın yaratacağı istikrarsızlıkları nasıl göğüsleyebilecektir. Bu durumda, bırakın milyonlarca Türkü Avrupa ülkelerine kabul etmeyi, bugün çalışan milyonlarca Türkü kendi yurtlarına nasıl geri göndereceğiz, bunun yollarını bulmamız gerekir.”(1) demiş olması, bugün AB’de yükselen Pegida hareketini anlamlandırma açısından çok önemlidir. Alman Eski Başbakanı Schmidt, kitabında üstü kapalı bir şekilde, ABD’nin, medeniyetler çatışması tezi çerçevesinde, Avrupa’daki Müslüman unsurları istismar ederek AB’yi istikrarsızlaştırabileceği tehlikesine dikkat çekmekte; buna bir tedbir düşünülmelidir, demektedir.

Diğer taraftan Avrupa’nın İslamlaşmasını korkuya dönüştürme noktasında en fazla gayret sarf edenler, Siyonistlerdir. Medeniyetler Çatışması tezini ortaya atan, katı bir Siyonist olan Samuel Hantington olduğunu unutmamak gerekmektedir. Huntinton gibi keskin bir Siyonist olan Bernard Levis, 1990 yılında yazdığı bir makalede, Batının tarihi şuur altına hitap ederek, medeniyetler çatışmasına dikkat çekerek İslam düşmanlığını uyandırmaya ve diri tutmaya gayret sarf etmiştir:

“…Bir medeniyetler çatışmasından daha az bir şey değildir bu: belki irrasyonel ama bizim Judeo-Hıristiyan mirasımıza seküler varlığımıza ve her ikisinin dünya çapında ki genişlemesine karşı, kesinlikle eski bir rakibin tarihi bir tepkisidir...” (2)

Keza gene Bernard Levis, Almanya’da yayınlanan Die Welt (28.7.2004)’e verdiği röportajda ‘Avrupa İslamlaşacak’ diyerek Avrupalıları İslam’la mücadeleye çağırmaktadır:

“Bu yüzyılın sonunda Avrupa İslamîleşecek... Avrupa, Arap dünyasının batısı olan Mağribin bir parçası olacak. Göç ve demografi bunu göstermektedir. Avrupalılar geç evleniyorlar ve çocuk yapmıyorlar ya da az çocukları oluyor. Fakat büyük bir göç söz konusu; Almanya’da Türkler, Fransa’da Araplar, İngiltere’de de Pakistanlılar var. Bunlar erken evlenip çok çocuk yapıyor. Bugünkü eğilime bakılırsa, en geç 21. yüzyılın sonunda Avrupa’nın nüfusunda Müslümanlar çoğunlukta olacak.”(3)

1990’lı yıllarda 12 ülkeden/ulustan meydana gelen AB içerisinde yaşayan ve ‘on üçüncü ulus’ olarak kabul edilen Müslümanlarla bir hesaplaşma öngörülüyordu:

“Batıdaki Müslümanların çoğalmasıyla birlikte Avrupa’da ‘on üçüncü ulus’ ortaya çıktı... Bunun yarattığı korku giderek bütün Batıyı sarıyor... Batı ile Avrupa’daki ‘on üçüncü ulus’ arasındaki sürtüşmenin bundan sonraki aşaması tarihi bir hesaplaşmaya kadar varabilir.” (4)

Avrupa’nın İslam’la olan ilişkisi ABD’nin İslam’la olan ilişkisinden çok farklı olup kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır. Avrupa, Endülüs’le batıdan, Osmanlı ile doğudan kuşatılmanın şuuraltında meydana getirdiği kırılmayı unutamamaktadır. Avrupa’nın şuuraltında İslam’a karşı oluşmuş fay hatları ve bir ‘İslamofobi’ (İslam Düşmanlığı) vardır.

Bu açıdan bakıldığında Pegida hareketinin yükseldiği bir dönemde göçmenler ve Müslümanlar üzerindeki baskının şiddetlenmesi ve göçe zorlanmaları ve düşmanlıkların tazelenmesi amacıyla Fransız ve/veya AB derin devlet mekanizmaları bu provokasyonu gerçekleştirmiş olabilirler. Bu bir ihtimal olarak göz önüne alınmalıdır. Ancak Alman Eski Başbakanı Schmidt’in kitabında, ABD’nin, Medeniyetler çatışması tezi çerçevesinde Avrupa’daki Müslüman unsurları istismar ederek AB’yi istikrarsızlaştırmak istediği iddiasını göz önüne aldığımızda; istikrarsızlaşma politikalarının AB’nin işine gelmediği, yaramadığı anlamında değerlendirilmelidir. Diğer taraftan Bernard Levis gibi katı Siyonistlerin AB içerisinde Müslüman nüfusun artışını AB için ciddi bir tehlike olarak görüp hesaplaşma çağrısı yapmaları, bu yolla AB’yi istikrarsızlaştırmak istemeleri, 7 Ocak 2015 Çarli Provokasyonunda, Fransız ve AB derin devlet mekanizmalarından daha ziyade ABD-İsrail/Siyonizm-İngiltere İttifakının daha ciddi bir rol aldığını göstermektedir.

Kaynaklar

1- Aydınlık, 13.11.2005. S:46.
2-. Huntıngton S., Medeniyetler Çatışması, Vadi Yayınları, Ankara, 1997.
3- Birol Akgün, Faşizm, Bilim ve Çatışmacı Zihniyet: Huntıngton, Lewis ve Batının Bitmeyen Düşmanları, Liberal Düşünce, yıl 9, sayı 35 yaz 2004 S: 109-112
4- Kotkin, J., ‘Dünya Ekonomisine Yön Veren Kabileler’, NPQ, c.1/3, 1992, s. 50-55.

****

11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ - 3

Geçen iki haftadaki yazılarda, 11 Eylül 2001 provokasyonu ile 7 Ocak 2015 Charlie (Çarli) provokasyonu belli boyutları ele alınıp incelenmişti. Çarli provokasyonunu yapan gücün, kimliği, bu operasyonu yapma nedenleri, amaçları ve hedeflerini daha iyi anlayabilmek için 11 Eylül İkiz Kuleler Provokasyonunu yapan gücün amaçları, nedenleri ve hedefleri üzerinde öncelikle durmakta fayda vardır. Burada, bu konu ele alınacaktır.

11 Eylül 2001 İkiz Kuleler Provokasyonuna doğru ABD’yi Rahatsız Eden Gelişmeler

ABD dev tekeller, karteller ve uluslararası şirketlerin hakim olduğu bir ülkedir. Her şey bunların menfaatine göre ayarlanmıştır. Gerek ulusal ve gerekse uluslararası ilişkilerde ölçü, bunların menfaatlerinin korunmasıdır. Bu dev organizasyonların dünya hâkimiyetinin yeni adı ‘Küreselleşme’dir. Siyasi programı, ‘Yeni Dünya Düzeni’; hâkim kılma aracı ise ‘Özel Savaş’tır (1).
Başkan Clinton’ın Çalışma Bakanı Robert Reich’e göre Küreselleşme sürecinde; “ne ulusal ürün ve teknolojiler, ne ulusal şirketler, ne ulusal sanayiler olacak”, “sınırlar, ekonomik açıdan iyice anlamsız hale” gelecektir (1). 1981 yılında Reagan’ın Dışişleri Bakanı Alexander Haig, ulusal kurtuluş savaşları ile ABD’nin menfaatleri arasındaki zıt bir ilişkinin olduğunu ifade etmiştir (2). Prof. Michael Parenti 1995’te yazdığı İmparatorluğa Karşı adlı kitabında, ABD askeri operasyonlarını asıl amacının “rakip toplumsal düzenlerin ortaya çıkmasını önlemek”, “kapitalist bağımlı devlete karşı işleyebilir tüm alternatifleri ortadan kaldırmak” ve “bağımsız bir gelişme rotası izleyen hiçbir ülkenin, öteki halklar için tehlikeli bir örnek oluşturmasına izin vermemek” olduğunu ifade etmektedir (3). Dolayısıyla ‘Öteki uluslar için tehlikeli bir örnek oluşturmak’, küreselleşmenin önünde en ciddi ve en tehlikeli bir engel olarak görülmektedir.

İşte 11 Eylül 2001 öncesindeki ABD’ye ve dünyaya baktığımızda, “kötü örnek oluşturan” ve “küreselleşmeye ve onun baş patronuna kafa tutan” yeni bir dünyanın varlığına şahit oluyoruz:

* Birleşmiş Milletler’de İsrail’in ırkçı uygulamalarının protesto edilmesi sonucu ABD ve İsrail toplantıdan çekilmiştir.

* Ortadoğu’da İsrail sıkışıp kalmıştır. Her geçen gün İsrail’e olan düşmanlık artmaktadır. İsrail, sivilleri öldürmekten dolayı uluslararası arenada giderek yalnızlaşmaktadır.

* AB, bir Avrupa ordusu kurarak NATO dışı yeni bir güç oluşturma gayreti içindedir.

* Rusya-İran-Hindistan-Çin yeni bir cephe meydana getirmiştir ve hele Çin, ABD’yi hemen hemen hiç kaale almamaktadır.

* Fransa ve Almanya, ABD politikalarına ciddi muhalefet etmektedir.

* Almanya, yeni bir güç olarak, Rusya üzerinden Türki cumhuriyetlerdeki enerji kaynaklarına ve kıymetli madenlere göz dikmektedir.

* Çin, Hindistan ve Pakistan yeni birer nükleer güç olma çabası içindedirler.

* Yapılan tüm baskılara rağmen İran rejimi yıkılmamakta ve yeni ittifaklar içine girerek Çin ve Rusya’dan teknoloji transferi yaparak durumunu kuvvetlendirmektedir.

* Afganistan’da Taliban yönetimi gittikçe kuvvetlenmekte, Bin Ladin’i topraklarında barındırmakta ve korumaktadır. Afyon tarlaları onların kontrolündedir.

* Endonezya ve Malezya’da İslâmî hareketler gittikçe kuvvetlenmektedir.

* Sudan’da ABD karşıtı İslâmî bir yönetim mevcuttur.

* Somali petrol yatakları birçoğunun iştahını kabartmaktadır.

* Saddam ve Kaddafi, ABD’ye rağmen iktidardadırlar

* Kıbrıs ve Ege sorunu çözülememektedir.

* 2030 yıllara doğru dünya doğalgaz ve petrol ihtiyacının %75’ini karşılayacak olan Ortadoğu ve Türki cumhuriyetler enerji ve kıymetli madenler havzası, ABD tarafından kontrol edilmek istenmektedir. Ancak Mevcut durum, buna imkân vermemekte; buralar, yeni oluşan “Rusya-İran-Hindistan-Çin ittifakının” nüfuz alanı içinde bulunmaktadır.

* Japonya, dünyanın her tarafında ABD firmaları ile çok ciddi rekabet halindedir.

* ABD savaş sektörünün bir krize girmemesi için dünyanın değişik yörelerinde savaşın devam ediyor olması gerekmektedir. ABD halkı ise, silahlanmaya ve çocuklarının dünyanın başka bölgelerinde ölüme gönderilmesine karşı çıkmakta, yönetimin ‘Füze Savunma Kalkanı Projesine’ destek vermemekte, yeni bir soğuk savaş sürecini başlatacak her şeye karşı çıkmaktadır. Dev tekellerin istekleri ile halkın istekleri arasındaki çelişki gittikçe derinleşmektedir.

* Sanayileşmiş toplumlarda özellikle ABD’de halkın toplumsal değerlerinde (toplumsal sermaye) çok ciddi çözülmeler meydana gelmekte ve insanlar bunalıma girerek yeni değerler aramaktadır. ABD içinde mevcut hâkim kültürün karşısında yeni bir kültür (‘karşı kültür’) oluşmaktadır. İnsanlar, başta İslam olmak üzere diğer doğu dinlerini tercih etmektedirler.

Yukarıdaki maddelere dikkat edilirse Küreselleşmeye, ABD’nin patronluğuna ve İsrail’in politikalarına en ciddi muhalefet, İslam dünyasından ve “Rusya-İran-Hindistan-Çin ittifakından” gelmektedir. İslam dünyası sadece ABD’nin hegemonyasına başkaldırmıyor, aynı zamanda insanlara ayrı bir yaşam tarzı ve ayrı bir dünya görüşü de sunmaktadır. Müslümanlar; tüketime, lüks ve israfa, sınıfsal ayırıma karşı olan bir düşünce ve yaşama tarzını bir alternatif olarak dünya insanlığına sunmaktadırlar. Batı toplumlarında insanlar, Batı türü yaşam tarzına karşı ciddi bir tepki göstererek İslam’ı benimsemeye başlamışlardır.

Batı yönetimleri için en kötü ve en tehlikeli örnek, İslam’ın bir yaşam tarzı olarak 21. asırda ilgi görmüş olmasıdır. 1990’lı yıllarda Avrupa’da ‘on üçüncü ulus’ olarak kabul edilen Müslümanların tasfiye edilmesi bir hesaplaşmanın yapılması öngörülmektedir (4).

11 Eylül gününün hemen ertesinde, tüm İslam coğrafyasını suçlu konumuna sokacak, hiçbir delile dayanmayan bir suçlular listesinin kamuoyuna sunulması, bir rastlantı değildi. “İslami terör”, yeni bir kavram olarak üretilip kamuoyuna servis edilmiş ve olay, İslam’a mal edilerek bizzat İslam hedef alınmıştır. Amaç, “Medeniyetler çatışması” tezine uygun olarak İslami, büyük, tehlikeli bir düşman olarak Batı dünyasının şuur altına yerleştirmekti.

Başkan Bush’un konuşmasında, “21. Yüzyıl Haçlı Seferleri başlatılmıştır” ifadesinin yer almış olması, bir tesadüf değildi. İfadeler son derece dikkatlice seçilmişti ve Hıristiyan bir dünyaya verilen özel bir mesajdı. Başlatılmış olan uzun soluklu bir savaşın mahiyetini bu kavramla anlatmak istiyordu. Başlatılan bu yeni dönem savaşın (‘Özel Savaş’) en temel özelliği, Yarbay Oliver North’a göre, hiçbir ahlaki değerinin olmaması, tamamen yalana ve aldatma üzerine inşa ediliyor olmasıdır (5).

Halkı İkna Etmek: Korku ve Terör

Düşük yoğunluklu ve uzun süreli kirli bir savaşı başlatabilmek için önce ABD halkının, sonra da Batı toplumlarının ikna edilmesi gerekmekteydi. Halkı dehşete düşürecek, çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldığına ikna edecek ve o panikle savaş baltalarını biletecek bir eyleme, bir olaya ihtiyaç vardı. 11 Eylül böyle bir olaydır.

ABD yönetimleri; halka korku salarak halkın hükümet politikalarına reaksiyon göstermesini engellemeyi, özel savaşın bir gereği olarak görmüşlerdir. Yarbay Oliver North’a göre, “Amerikan vatandaşları dünyanın büyük tehlikelerle dolu olduğunu, Amerikan ulusunun bu tehlikeli dünyada risk altında olduğunu bilmek zorundadır” (2). Diğer taraftan dönemin dışişleri bakanı George Shultz; ‘düşük yoğunluklu’ bir savaşın “yeni dünya düzeninin güvenliği” açısından kaçınılmaz olduğunu ileri sürerken, gerekçe olarak “Amerikalıların büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğunu” göstermiştir (2).

11 Eylül İkiz Kuleler Provokasyonu: ABD Derin Devletinde Bir İç Hesaplaşma

ABD, ABD’nin Politikalarına ters düşen ülkeleri, istenen dairenin içine almak ve dünyanın önemli enerji kaynak ve yollarını kontrol altına alabilmek için girişeceği kirli savaşın haklılığına, ABD halkını ikna etmek zorundaydı. Bunun için ABD halkının büyük bir düşman, tehdit altında olduğunu ona göstermesi gerekmekteydi. Bu olayın bir boyutu idi, diğer boyutu ise, Neocon-Siyonist ittifakı ile ABD milliyetçileri (WASP) arasında gittikçe keskinleşen ve derinleşen kavgadır. ABD milliyetçileri (WASP) ikiz kuleleri vurarak bir taraftan Neocon-Siyonist ittifakına mesaj verirken diğer taraftan hem ABD halkını hem de dünya kamuoyunu teröre karşı mücadeleye ikna etmiştir. İkiz Kulelerin, Siyonist sermayenin merkezi olduğunu, olaydan sonra Siyonist sermayenin, Londra’ya taşınarak İngiltere ile özel bir ittifak yaptığını göz önüne alırsak, ABD’deki iç çatışmanın boyutunu daha açık görebiliriz.

Sonuç

11 Eylül Provokasyonu; Amerikan kamuoyunu düşük yoğunluklu bir savaşa ikna edebilmek için, Küresel ABD Derin Devleti tarafından şeytanca hazırlanmıştır. Suçlu ilan edilenlerin listesine baktığımızda; İslam coğrafyasının tümü, boy hedefi haline getirilip dolaylı olarak hem suçlu, hem de düşman konumuna sokulmuşlardır. Dolayısıyla düşük yoğunluklu savaşın ilk muhatapları Müslüman ülkeler olmuştur. Afganistan ve Irak farklı zamanlarda işgal edilmiş; Yemen, Sudan, Somalı, Pakistan iç kargaşa içine sokulmuştur. Iran iki bölgeden kuşatılmıştır.

Diğer taraftan Küresel ABD Derin Devleti, bu eylemi Müslümanlara yamamakla, Batıda kesif bir Müslüman düşmanlığını başlatmış; Batı insanının İslam’a bakışını olumsuz yönde etkilemiştir.

Kaynaklar

1 Akfırat, A., Özel Savaş Pentagon ve CIA Belgeleriyle, Kaynak y., İstanbul. (1997) s:111
2 Akfırat, A., age s:199-201
3 Parenti, M., İmparatorluğa Karşı, Çeviren Özcan Buze, Kaynak y., İstanbul. (1996) s:49-50
4 Kotkin, J., “Dünya Ekonomisine Yön Veren Kabileler”, NPQ, c.1/3, 1992, s. 50-55
5 Akfırat, A., age s: 69-71.

Kaynak: Milli Gazete

FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

İsrail, Hizbullah misilleme operasyonu sonrasında sessizliğe gömüldü. İsrail’de sessizliği bozan tek şey ise Hizbullah’ın öldürdüğü askerlerin ardından dökülen gözyaşlarına eşlik eden ağıtlardı...

Geçtiğimiz hafta 5 Hizbullah komutanı ve 1 İranlı generalin içinde bulunduğu aracı vuran İsrail’e önceki gün misillemede bulunulmuştu. Hizbullah’ın operasyonunda bölgeden gelen haberlere göre 4, İsrail’in açıklamalarına göre ise 2 İsrail askeri öldürüldü. Çok sayıda asker ise yaralandı.  

Hizbullah’ın misillemesinin ardından İsrail, Lübnan sınırında büyük bir “savunma” hazırlığına girişti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırının arkasında İran’ın olduğunu iddia etti. Tahran yönetiminden ise söz konusu iddiaya bir cevap gelmedi.

Daha önceki saldırılarda hemen misliyle karşılık vererek katliama girişen İsrail, bu kez durmasını bildi. Daha önce Hizbullah’a karşı aldığı hezimetten ders çıkardığı anlaşılan İsrail, “Hizbullah’ın mesajını” aldığını açıkladı. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon, Hizbullah’ın İsrail’e gerginliği tırmandırma niyetinde olmadıkları yönünde mesaj yolladığını iddia etti. İsrail Ordu Radyosu’na konuşan Yalon, “Hizbullah’ın Lübnan-İsrail sınırında görev yapan BM Barış Gücü (UNIFIL) aracılığı ile İsrail’e gerginliği tırmandırma niyetinde olmadıkları yönünde mesaj gönderdiğini” iddia etti.

İsrail ordusu, olası bir saldırıya karşı işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’ne askeri birliklerini yığarken, sınırın karşı tarafındaki Suriye kasabası Hader’de ise herhangi bir hareketlilik göze çarpmıyor. İsrail ordusunun önlemler aldığı Golan sınırında, herhangi bir saldırı olasılığına karşı askeri birlikler ve tanklar hazır bulunduruluyor.

İsrail’in kuzeyinde gerginlik devam ederken, İsrail ordusu sınırdaki askeri varlığını arttırıyor. İsrail ordu sözcülüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, ülkenin kuzey sınırında askeri birliklerin sayısı arttırılırken, tam bir sayı belirtilmedi. 

Bu arada Filistinli gruplar, Hizbullah’ın, Lübnan’ın güney sınırında İsrail askerlerini hedef alan saldırısını tebrik etti. Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, “Hamas, Hizbullah’ın gerçekleştirdiği kahramanca eylemi tebrik ediyor. İsrail ihlalleri karşısında Hizbullah misilleme hakkına sahiptir. Tansiyonu yükselten İsrail saldırıları ve ihlallerinden ise uluslararası toplum sorumludur” dedi.

Fetih Hareketi’nin Gazze Sözcüsü Fayiz Ebu Iyta da İsrail’in, Suriye ve Lübnan topraklarına yönelik saldırılarını kınayarak, “Hizbullah’ın, Lübnanlı direniş unsurlarını hedef alan İsrail’in ihlallerine karşılık verme hakkı var” ifadesini kullandı.


29 Ocak 2015 Perşembe

MARS'TA MUHYİDDİN ARABÎ'NİN İMZASI

Mars üzerinde açıkça görüntülenen ‘Es selam’ kelimesinin İslam mütefekkiri Muhyiddin Arabi tarafından eserlerinde bahsedilmiştir.

Dünya gibi Mars üzerinde de gezilebilen Google Earth programını kullananlar bir koordinata geldiklerinde ilginç ve tanıdık bir görüntü ile karşılaşıyorlar. 

Mars gezegeninin yüzeyinde Arapça olarak ‘ES SELAM’ kelimesinin yazıldığı açıkça görülüyor. 

Ancak daha ilginç olan İslam mütfekkiri Muhiddin Arabi’nin bu işaretin Mars’ta bulunduğunu eserlerinde belirtiyor olması. Bu yazı Arapça "Es selam" olarak açık bir şekilde görülmektedir. Bu yazının yan bölümlerinde’de yine hilaller bulunmaktadır. 

Futuhat-ı Mekkiye 1.Cilt, Bölüm 8'de Muhiddin Arabi bu işareti şöyle anlatıyor: ''Allah’ın (c.c) izniyle kainatta izin verilen yerlere kadar Tayy-ı mekânla gezen kutuplardan biridir. Gezip gördüğü yerlerde geleceğin insanlarına Mars’ta olduğu gibi Selam ve benzeri izler bırakmıştır. Hatta gezdiği yerlerin tamamını “Hakikat Arzı” olarak nitelendirmiştir.''

Bu hususta Muhyiddin-i Arabi: 
İnsanoğlu bir gün gelecek uzayda seyahat edecektir. Merih’e uğradıklarında benim onlara bırakmış olduğum bazı iz ve işaretleri göreceklerdir.” demiştir.

MUHİDDİN ARABİ KİMDİR ? 


Muhiddin Arabi bundan 700 yıl öncesi yaşayan ve bir çok eser yazmış bir İslam mütefekkiridir. Vahdet-i vücud (varlık birliği) diye anılan ünlü tasavvuf nazariyesini şiddetle savunmuş, İslam tasavvufuna hakim olan belli başlı kişilerin arasında yer almıştır. Muhiddin Arabi, Endülüs’te, Mursiye (Murcia) şehrinde doğdu. 8 yaşında ailece İşbiliye (Sevilla)ye göç ettiler. 1194’te Tunus’a, 1202’de Mekke’ye gitti. 

Daha 18 yaşında devrinin büyük mutasavvıfları arasında sayılıyordu. Bağdat’tan, Selçuklu hükümdarının daveti üzerine Konya’ya geldi. Selçuklu veliahti Prens Keykavus’a hoca tayin edildi. 1211 ‘de Keykavus hükümdar olunca Muhyiddin Arabi’nin nüfuzu büsbütün arttı. 1230′ da Şam’a yerleşti. 75 yaşında bu şehirde öldü, oradaki ünlü türbesine gömüldü. Türbe, 1518’de Yavuz Sultan Selim tarafından onarılmış, İslam dünyasının sayılı ziyaret yerlerinden biri haline gelmiştir.

Muhiddin Arabi çok verimli bir yazardır, 250 kadar eser bırakmıştır; bir o kadarı da bugün kaybolmuş bulunmaktadır. Aynı zamanda şairdi; en çok tasavvuf konularını işlemiştir. En ünlü eserleri El-Futuhatu’l-Mekkiye ile Fususu’l-Hikem’dir. Bu eserler sayılamayacak kadar çok basılmış, belli başlı dillere çevrilmiştir; etkileri büyük olmuştur, bu arada Ortaçağ Batı alemini de etkilemiştir.
 

HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELAM


HAZRET-İ MEHDİ
ALEYHİSSELÂM
Resulullah Aleyhisselâm İsa Aleyhisselâm'ın nüzulünü haber verdiği gibi, Hazret-i Mehdi'nin de geleceğini, cismanî özelliklerini, maneviyatını, icraatlarını hepsini tek tek haber vermişlerdir. O kıyamete yakın bir zamanda insanların "Mehdi diye bir kimse yokmuş" diyecek kadar sıkıştıkları bir anda vazifelendirilecek, bütün dünyada hüküm sürecektir.

Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ'nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. "Allah-u Teâlâ'nın izniyle hidayete erdirecek." mânâsını da ifade eder.
Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi'yi ümmet-i Muhammed'in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm'ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır.
Câhı's-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.
Daha sonra ehl-i beyt'imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır." (Câmiu's-Sağîr: 4768)
Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara'nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere'nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ'nın ahkâm-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.
Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt'e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm'ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.
Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif'leri arzediyoruz:

Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı
ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:
"Biz, Resulullah Aleyhisselâm'ın yanında iken Benî Hâşim'den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: 'Ey Allah'ın Resul'ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)' dedim.
Şu cevabı verdiler:
"Biz öyle bir Ehl-i beyt'iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt'im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt'imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.
Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın)." (İbn-i Mâce: 4082)

Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:
"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır." (Ebu Dâvud, Tirmizi)
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz'den rivayet edilmiştir:
"O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir." (Ikdü'd-Dürer)
"Müslümanlara Ehl-i beyt'imden bir adam melik olana kadar, dünya yıkılmayacaktır ve gitmeyecektir. Onun ismi ismime uyacaktır." (İmam-ı Süyûtî)
"Ümmet, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi Mehdi'ye sığınırlar. O daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. İnsanlar saâdet asrı dönemine âdeta geri döner. Uykuda olan uyandırılmaz ve bir damla kan bile dökülmez." (İmam-ı Süyûtî)
"Zâlimlerden sonra Cabir gelir, sonra Mehdi, sonra Mansur, sonra Selâm ve en sonra da Emirül Usub gelir." (İmam-ı Suyûtî)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:
"Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid'dir. Bunun sulbünden Peygamber'inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber'inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek." (Ebu Dâvud: 4290)
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:
"Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed'den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?" diye sordu.
Buyurdular ki:
"Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır." (Naîm bin Hammâd, Taberanî)

Ehl-i Beyt'ten Oluşu:
"Mehdi, kızım Fatıma'nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt'imdendir." (Ebu Dâvud: 4284)
"Mehdi'nin çıkış yeri Medine'dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt'indendir." (İmam-ı Süyûtî)
"Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi bizdendir. Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa, onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır.
Allah bizimle insanları nasıl şirk adâvetinden kurtararak onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile de fitne adâvetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır." (İmam-ı Süyûtî)
"Yeryüzünde dört kişi mâlik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kâfirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Süleyman Aleyhisselâm, kâfirler ise Nemrud ve Buhtunnasr'dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytim'den birisi gelecek ve o da dünyaya mâlik olacaktır." (İmam-ı Suyûtî)

Vasıfları:
"Mehdi kırk yaşındadır." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir." (Ebu Dâvud: 4285)
"Mehdi'nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir." (Câmiu's-Sağîr: 9245)
"Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları'nın erkeklerine benzer." (İmam-ı Süyûtî)
"Dişleri aralıklı, alnı geniştir." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi Hasan'ın soyundandır, bacakları aralıklıdır." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah'tan çok korkan bir kimsedir." (İmam-ı Süyûtî)
Rivayet edilmiştir:
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi'yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi." (İmam-ı Süyûtî)

Vehbi İlmi:
"O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine 'Mehdi' denilmiştir." (İmam-ı Süyûtî)
"Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir." (İmam-ı Süyûtî)

Sehaveti:
"Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır." (Müslim: 2914)

Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:
"Mehdi bizden, ehl-i beyt'imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder." (İbn-i Mâce: 4085)
Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye'sine ve tasarruf-u ilâhî'sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr'u ile dolduracak, yani onu Nûr'u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.

Cennetle Müjdelenmesi:
"Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." (İbn-i Mâce: 4086)

İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:
"Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez." (İmam-ı Süyûtî)

Mücadeleci Oluşu:
"O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür." (İmam-ı Süyûtî)
"Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır." (İmam-ı Süyûtî)

Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:
"Mehdi'nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ'da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir." (İmam-ı Süyûtî)
"Bizim Mehdi'miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.
Bunlar Ramazan'ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi'nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır." (İmam-ı Suyûtî)
"Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır." (İmam-ı Suyûtî)
"Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt." (İmam-ı Suyûtî)
"Ramazanda bir sedâ, Şevval'de bir nidâ, Zilkâde'de kabileler arasında bir savaş olur. Hacılar talana uğrar. Mina'da ölülerin çok olacağı bir savaş olur. Öyle ki orada taşları kan gölü içinde bırakacak kadar kan akar. İnsanlar nihayet Mehdi'ye gelirler ve Rükun ile Makam arasında, kendisi istemediği halde ona biat ederler. 'Eğer kabul etmezsen boynunu vururuz.' derler. Yer ve gök ehli ondan râzı olur." (İmam-ı Süyûtî)
"Semadan arz ehline şâmil olan bir ses ki, herkes bunu kendi lisanı ile işitir." (İmam-ı Suyûtî)
"Mehdi, başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak. O buluttan bir münâdi: 'Bu Allah'ın halifesi Mehdi'dir, O'na tâbi olun!' diye nidâ edecektir." (İmam-ı Süyûtî)
"Bu fitnelerin en sonuncusu günahsız insanların öldürülmesidir ki, artık o zaman kendisinden herkesin râzı olacağı Mehdi çıkar." (İmam-ı Süyûtî)

Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:
"İnsanların ümitsiz olduğu ve: 'Hiç Mehdi falan yokmuş!' dediği bir sırada Allah Mehdi'yi gönderir." (İmam-ı Süyûtî)
"İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke'de zuhur eder." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'den ve Ehl-i beyt'imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar." (İmam-ı Süyûtî)
"Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi'ye biat edilmez." (İmam-ı Suyûtî)
"Çok acıklı durumlar ve elim, manzaralar görülür. Fitneler arka arkaya devam eder. Doğudan bir İlç (acem diyarındaki kâfirlerden kuvvetli birisi) çıkar ve Beni Abbas'ın mülkünü yok ederek geçtiği her şehri feth eder. Karşısında hiçbir bayrak barınamaz. Geçtiği her beldeyi yakıp yıkar, istediği her şeyi elde eder. Allah ondan ve ona tâbi olanlardan merhameti kaldırmıştır. Kendisine isyan edeni zulme uğratır. Bunlar ağlayana merhamet etmez, şikâyetçi olanlara da cevap vermez. Ana, baba, kız, erkek herkesi öldürür ve Acem, Irak beldelerini feth ederek ümmete acıklı azap tattırırlar. Bunların arasında fitne, şiddet, helâk ve kaçmalar olur. Ne zaman bitti denilir, yine de devam eder gider. Bu olaylar o denli şiddetlenir ki içine girmedikleri bir ev ve zararı dokunmadık bir müslüman kalmaz. Çok keskin kılıçların ve şiddetli ihtilâflarla umumi belâların gelmesi, bu olayların özelliklerindendir. (O zaman) Çürümüş kemiklere bile gıpta edilir." (İmam-ı Suyûtî)
"Türk size hücum ettiği zaman, malı toplayan halifeniz öldüğü zaman, o halifeden sonra iki yıl içinde de azledilecek olan zayıf bir adam başa geçtiği zaman, Şam'ın batısında batma olduğu zaman, Şam'dan üç kişi çıktığı zaman, Batı insanları da Mısır'a çıktığı zaman, bunlar Süfyani'nin alâmetleri olacaktır." (İmam-ı Suyûtî)
"Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder." (İmam-ı Suyûtî)
"Beyda'da ordunun yere batırılışı Mehdi'nin çıkış alâmetidir." (İmam-ı Suyûtî)
"Süfyani, Halid bin Yezid bin Ebusüfyan'ın evlâdındandır. Kafası oldukça büyüktür. Yüzünde kaşıntılı bir hastalıktan (çiçek bozuğu) eser vardır. Gözünde de beyaz bir nokta bulunur. Şam şehrinden çıkacaktır. Ona tâbi olanların çoğu Kelb'dendir. Kadınların karınlarını deşip çocuklarını öldürür, kendisine karşı toplanan Kays kabilesi'ni de iyice yok eder. (İşte o zaman) Ehl-i beytim'den Harem'de bir Resul çıkar. Onun haberi Süfyani'ye ulaşınca, Süfyani ona karşı ordusundan bir ordu gönderir. Ancak Mehdi, bu orduyu hezimete uğratır ve bunun üzerine Süfyani yanındakilerden bir orduyu, ona karşı tekrar gönderir. Ancak bu ordu arzdan Beyda'ya vardıklarında yere batırılır ve kendilerinden haber getirecekler dışında kimse sağ kalmaz." (İmam-ı Suyûtî)
"Medine reisi, Mekke'deki Hâşimiler'e bir ordu gönderir, ancak Haşimiler bu orduyu hezimete uğratır. Bunun üzerine Şam'ın o günkü sahibi olan Süfyani, içinde altı yüz yabancı olan yeni bir orduyu tekrar Haşimi'lerin üzerine gönderir. Aydınlık bir gecede bu ordu çölde giderken, bir çoban farkederek: 'Vay Mekke'nin başına gelene!' şeklinde söylenirken, ordunun birden gözünün önünden kaybolduğunu görünce: 'Sübhanallah! Kısa zamanda nasıl da yok oldular?' diyerek onların battığı yere gelip ve yarısı yerde, yarısı yerin dışında kalmış bir yorganı yakalayarak çıkarmaya çalışır. Fakat çıkaramaz ve o zaman ordunun toprağa battığını anlar. Mekke reisine bunu müjdelemek için gider ve bunu duyan Mekke reisi 'Elhamdülillah, bize kendisinden haber verilen alâmet işte buydu!' der."(İmam-ı Suyûtî)

Zamanının En Hayırlısı Olması:
"Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke'dedir. O Mehdi'dir." (İmam-ı Süyûtî)

Zuhur Şekli:
"Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke'ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam'dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda'da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam'ın Ebdâl'ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş'ten, dayıları Kelb kabilesi'nden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî'nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî'nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünneti(ni ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar." (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)
"Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke'de bir araya gelirler.
Biri diğerine: 'Burada ne arıyorsun?' diye sorar.
Ona şöyle derler:
'Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke'de olduğunu da biliyoruz.'
Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke'de bulurlar. Ve kendisine: 'Sen falan oğlu falansın' derler. O ise: 'Ben sadece Ensâr'dan birisiyim.' der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: 'Aradığınız sahibiniz odur ve Medine'ye gitmiştir.' denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke'ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke'de bularak yine: 'Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.' derler. Bunun üzerine o 'Ben aradığınız değilim.' der ve tekrar Medine'ye gider. Medine'de yine aranınca tekrar Mekke'ye döner. Mekke'de kendisini Rükûn'da bularak şöyle derler: 'Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam'dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!' derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.
Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur." (İmam-ı Süyûtî)
"Mehdi yatsı vaktinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in bayrağı, gömleği, kılıcı ve Nûr ve beyan gibi daha bir çok emanetler yanında olduğu halde, Mekke'de zuhur eder. Yatsı namazını kıldıktan sonra en yüksek sesi ile şöyle hitap eder:
'Ey insanlar! Ben size Allah'ı hatırlatıyorum. Yarın mahşer gününde Allah'ın huzurunda yerinizin ne olacağını haber veriyorum. Allah-u Teâlâ size pek çok deliller ve peygamberler göndermiş, Kur'an'ı indirmiş ve size şöyle emretmiştir: Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın, Allah ve Resul'üne itaati koruyun. Kur'an'ın ihya ettiğini diriltin, yasaklarını da yasaklayın ve siz Mehdi'ye yardımcılar ve destek olun. Zira dünyanın fenâ bulması ve zevale ermesi yaklaşmıştır ve bu kesindir. Ben sizi Allah'a ve Resul'üne, O'nun Kitab'ı ile amel etmeye, bâtılı yok edip, sünneti ihyâ etmeye dâvet ediyorum.'
Bu hitaptan sonra, yanında sonbahar bulutları gibi birbirinden habersiz toplanan, Bedir ehli sayısınca üç yüz on üç kadar insanla birlikte zuhur eder. Onun ashâbı gece âbid, gündüz ise aslanlar gibidir. Allah, Mehdi için Hicaz toprağını feth ederek hapisteki Haşimî'lerin hepsini de kurtarır. Siyah bayraklılar ise Kûfe'ye inip biat için Mehdi'ye yardım gönderirler. Mehdi ordusunu her tarafa gönderir. Zulmü ve zâlimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah-u Teâlâ onun elindeki Konstantiniyye'nin fethini müyesser kılar." (İmam-ı Süyûtî)
"Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder ve birinciler sonuncuların kılıçla çatışmaya dönüşünü kamçılar ve bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelir. Sonra da hilafet, yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdi'ye evinde otururken gelecektir." (İbn-i Ebi Şeybe)
"İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın haccederler. Mina'ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır. İnsanlar endişeyle onların en hayırlısına koşarlar. Ve ona geldiklerinde onu Kâbe duvarına yapışmış ağlar bir halde bulurlar.
Ben onun göz yaşlarını adeta görür gibiyim.
Ona: 'Gel sana biat edelim!' derler. O ise: 'Yazık size, ne kadar söz bozdunuz, ne kadar kan döktünüz.' der ve sonra istemediği halde biatlarını kabul eder. Eğer siz ona yetişirseniz ona biat ediniz, çünkü o yerde de gökte de Mehdi'dir." (İmam-ı Suyûtî)
"Süfyânî, bir ordu göndererek Medine'de Beni Haşim'den kim varsa öldürülmesini ister. Beni Haşim'den ele geçirilenler öldürülür ve geride kalanlar dağlara kaçarak Mehdi, Mekke'den çıkana kadar saklanırlar. Mehdi zuhur ettiği zaman Medine'den kaçan bu insanlar Mekke'de onun etrafında toplanırlar." (İmam-ı Suyûtî)
"Cebrâil Aleyhisselâm onun sağında, Mikâil Aleyhisselâm ise solunda olur. Yeryüzünün muhtelif yerlerinden gelen taraftarları toplanır ve ona biat ederler. Böylece yeryüzü daha önce zulüm ile dolduğu gibi, şimdi de adaletle dolar." (İmam-ı Süyûtî)
"Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır." (İmam-ı Suyûtî)
"Allah-u Teâlâ onu sevdikleriyle destekleyecek." mânâsını taşıyor.
"Mehdi çıktığı zaman, Ehl-i Kehf'e gidib selâm verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi'nin yanında yerlerini alacaklardır. Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalmazlar." (İmam-ı Suyûtî)
"Süfyani Kûfe'ye ulaştığı ve Âli- Muhammed'in yardımcılarını öldürdüğü zaman Mehdi çıkar ve onun bayraktarı Şuayb bin Salih Temimi olur." (İmam-ı Suyûtî)
"Şuayb bin Salih Temimi orta boylu, esmer, hafif sakallı olup, elbiseleri beyaz ve bayrakları siyah olan dört bin askerle çıkar. Bunlar Mehdi'nin önünde olurlar ve karşılarına çıkan herkesi hezimete uğratırlar." (İmam-ı Suyûtî)
"Mehdi'nin bayrağında: 'Biat Allah içindir.' yazılıdır." (İmam-ı Suyûtî)
"Yaşı küçük sakalı hafif ve sarışın bir genç çıkar, Mehdi'nin bayrağını taşır ve karşısına dağlar bile çıksa onları ezerek İlya'ya (Kudüs'e) kadar ulaşır." (İmam-ı Suyûtî)
"O (Mehdi) dünyanın her yerine teveccüh eder ve her zâlimi yok eder. Ehl-i İslâm'ın kalbini Allah onunla ihyâ eder. Hazineleri Beytü'l-Makdis'de toplar. İçinde bir çarşısının her bir çarşıda da bin dükkânın bulunduğu bir şehre gelir, orayı feth ettikten sonra dünyayı kuşatan yeşil deniz üzerindeki Kat'i şehrine gelir. Bu denizin arkasında Allah'tan başkasının bilmediği şeyler vardır. Kat'i'nin uzunluğu bin mil, genişliği ise beş yüz mildir. Mehdi'nin askerleri üç tekbirle şehrin duvarlarını yerle bir ettikten sonra bir milyon insanı öldürerek burayı feth ederler. Hazret-i Mehdi daha sonra bin adet binekle buradan Beyt-ül Makdis'e geri yönelir. Filistin de Trablussam, Akka, Sur, Gazze ve Askalanı da alarak buradaki hazineleri Kudüs'ü şerife getirir. Deccal çıkıncaya kadar burada ikamet eder. Daha sonra da İsa Aleyhisselâm nüzul eder ve Deccal'i öldürür." (İmam-ı Suyûtî. Hazret-i Ali-radiyallahu anh-den)
"Ona Mehdi denilmesinin sebebi şudur. O, Yahudilerin hac yaptığı Şam dağlarından bir dağın içindeki Tevrat'a dair kitapları çıkarır ve yahudilerden bir cemaat onun elinde müslüman olur." (İmam-ı Suyûtî)
"O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine: 'Mehdi' denilmiştir. O, Tabut-u sekine'yi Antakya mağarasından çıkarır." (İmam-ı Suyûtî)

Hakimiyeti:
"O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar." (Ebu Dâvud: 4286)

Zamanının Bereketi:
"Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: 'Bana ver!' diyecek, Mehdi de: 'Al!' diyecek." (İbn-i Mâce: 4083)
"Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam'a getirilir." (İmam-ı Süyûtî)

İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:
Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal'i anarak şöyle buyurdu:
"Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine'de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal'in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir."
Ümmü Şüreyk bint-i Ebi'l-Aker -radiyallahu anhâ-:
"Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?" diye sordu.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
"Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt'ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm'ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:
'Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.' diyecektir.
Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracak-tır." (İbn-i Mâce: 4077)
İsa Aleyhisselâm'ın inişini bildiren hadis-i şerif'lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam'a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek arasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: "Biz senin ümmetiniz!" diyeceklerse de onlara: "Yalan söylüyorsunuz!" diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.
Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif'lerinde de şöyle buyuruyorlar:
"Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri 'Gel bize namaz kıldır!' der. Fakat o: 'Hayır! Allah-u Teâlâ'nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.' buyurur." (Müslim: 156)
"Deccal, Beytül Makdis'de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.
Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: 'Bu tok bir adamın sesidir!' derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem'dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; 'Geç öne namaz senin için ikâme olundu!' der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur." (İmam-ı Suyûtî)
Yani Allah-u Teâlâ'nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. "Siz Allah-u Teâlâ'nın Resulü'nün nurunu taşıyorsunuz." mânâsına gelir.
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ'nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.
Nitekim ikisi de Hazret-i Peygamber'imizin ümmeti olarak gelecek, vazife yapacaklar.
Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk'ın yapacaklardır.

 http://www.hakikat.com/dergi/151/bsyz15108.html




PRENSLER SAVAŞI

Ergün Diler 

Dün Suud Hanedanı'nı ve onları bekleyen tehlikeleri yazdım! SUUDLAR'la ilgilenmem belli ki bazı dostlarımızın çok hoşuna gitmiş!
O zaman bugün de aynı yerden devam edelim!
Çünkü YENİ OYUN Suudi Arabistan üzerinden kuruldu! Merkezde onlar, dolayısıylaMÜSLÜMAN alemi var! İşin bir yönü de Ankara'ya bakıyor!
Hep dediğim gibi ülkeler AKILLA büyür, akılsızlıkla küçülür!
Kral Abdullah ölünce yerine Salman bin Abdulaziz bin Abdul Rahman bin Faisal bin Turki bin Abdullah bin Mohammed bin Saud geçti!
Kardeşler arasında YAŞÇA büyük olan, tahta geçerdi!
Dün de yazdığım gibi KRALLARIN yolunu açan aile SUDAİRİLER'di!
Devleti kuran Abdülaziz, ülkenin tamamına hükmedebilmek için neredeyse her kabileden bir kadınla evlendi! En kritik evlilik, Hassa Al Sudairi ile yapılandı! Bu evlilikten Fahd, Sultan, Abdul Rahman, Nayef, Türki, Selman ve Ahmet dünyaya geldi! Fahd'tan sonra Selman da KRAL olarak tahta geçti!
Bu 7 erkek çocuk tahtın kaderini belirliyordu! Bunların desteğini alan yürüyordu! Bunun ilk örneği, Kral Faysal'ın 1960'lardaki mücadelesi ve bu '7'linin desteği ile önünün açılmasıydı!
Ölen Kral Abdullah, Selman'ın üvey kardeşiydi! Anneleri bir değildi!
Yani Abdullah Sudairi değildi! Bu nedenle ölmeden önce bu ailenin gücünü budamak istedi! Bunun için de kral olacak ismin bir KOMİSYON tarafından seçilmesini istedi! Kral Abdullah hayattayken Prens SULTAN'ı veliaht olarak gösterdi! AMA SULTAN ÖLDÜ! Daha sonra da bir başka ismi işaret etti! O da NAYEF'ti! Ancak o da ÖLDÜ! Bir güç SUDAİRİailesinden bir başkasını işaret ediyordu! Kral da olsan dediğini yaptıramıyordun!
Abdullah ölmeden birkaç gün önce de dünya ajansları ilginç bir haber geçiyordu! Zamanlama garipti! "Suudi Arabistan, Kuzey komşusu Irak'tan gelecek IŞİD tehdidi üzerine Çin seddini andıran dev duvarların yapımını hızlandırdı.
IŞİD'e karşı yükselecek duvar Turaif ile Hafar el Batin kentleri arasında yaklaşık bin kilometre uzunluğunda olacak..."
Yani IŞİD, bir anda SUUDLAR için tehlike oluvermişti! Kendi paralarıyla kurdukları örgüt şimdi kapılarına dayanmıştı! Çare de TEL örgüydü!
Bulabilecekleri başka yöntem yoktu! Çünkü AKLIN olmadığı yerde çözüm olmazdı!
Bir de sınırı tel örgüyle kapatırken AIR FORCE ONE, Riyad'a iniyordu! Obama, James Baker'ı da yanına alıp başsağlığı diliyordu! Üstelik First Lady başını örtmeyerek masajın en büyüğünü veriyordu! Peki ne oluyordu?
CIA eski analisti Bruce Riedel, 79 yaşındaki yeni Suudi Kralı Selman'ın, Alzheimer olduğunu yazdı. Bilgi doğruydu! Zaten bu nedenle önü açıldı!
Hasta olan birinin koltuğa gelmesi isteniyorsa belli ki üzerinden operasyon yapılacaktı!
Suudi Arabistan, sadece bir krallık değil dünya PETROL krallığıydı!
Yeni senaryo, Kral Abdullah'ın öldüğü perşembe gününden itibaren hayata geçirildi.
Selman'dan sonra tahta Veliaht Prens Nayef bin Abdülaziz el Suud veya Mukrin bin Abdulaziz el Suud geçecekti!
Mukrin, 1968 yılında Cranwell'deki İngiltere Kraliyet Hava Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra yine aynı okuldan askerlik bilimi üzerine yüksek lisans derecesi aldı. Prens, emekliliğine kadar Suudi Kraliyet Hava Kuvvetleri'nde çeşitli pozisyonlarda görev yaptı. Nayef ise ABD'deki Lewis & Clark College'da siyaset bilimi okudu. 1985-1988 yılları arasında FBI'ın güvenlik eğitimlerine katıldı.
1992-1994 arasında Londra Emniyet Müdürlüğü'nün terörle mücadele timleri tarafından eğitildi!
Krallığın geleceğine bu iki isim karar verecekti!
Ya İngiliz ekolü ya da Amerikan modeli kazanacaktı! Çünkü Kral hastaydı! Amerika ve Avrupa arasındaki mücadele Charlie Hebdo ve Ferguson olaylarını saymazsak daha çok Rusya ve Çin üzerinden yürüyordu!
İki taraf kazanmak için sonucu değiştirecek oyuncu arıyordu! Bu nedenle her iki taraf da MÜSLÜMAN DÜNYASINI yanına çekmeye çalışıyordu! Birbirlerinin bileklerini bükmek için önce Ortadoğu'yu almaları gerekiyordu!
Ölen Kral Abdullah dışında, ne yeni Kral Selman ne de veliahtlar Suriye ve Esad konusunda ABDULLAH gibi düşünüyordu!
İran'a oldukça mesafeli olsalar da Esad ve özellikle petrol fiyatı konusunda Washington'un sözünden çıkmayacaklardı! Petrol fiyatları RUS RULETİNE dönmüş Moskova ile Tahran'ı bitirmeyi hedef almıştı!
Amerikan'ın İSLAM'ı yanına alabilmesi ve petrol üzerinden finansal operasyonlarla rakiplerini yıkabilmesi için SUUDLAR'a ihtiyacı vardı!
Rusya'nın Avrupa ile birleşmemesi, Merkel'in 20 maddelik anlaşmasına "Evet!" dememesi için zayıf düşmesi gerekiyordu! Yani BATI'nın kendi arasındaki yarışında kazananı Müslüman coğrafyası belirleyecekti!
Tabi i bunu bilen çok kişi yoktu!
Dolayısıyla İslam alemindeki kavgalar, bunlara yarıyordu!
Obama'yı Riyad'a gönderen AKIL, aslında İngilizler'den de korkuyordu!
Yanlarında gibi duran Londra'nın, cetvelle çizdiği bölgeden Washington'a karşı tarihi bir zafer kazanmasından çekiniyordu! Ortada hiç görünmese de PRENSLERDEN biri İngilizler'in elindeydi! Ve HANEDAN'ın her gün onlarca kez yaşadığı ÖLÜM TEHDİDİkapının önündeydi! Çoğu kez bu tehdit gerçeğe dönüşüyor ve can alıyordu!
Mesela Veliaht Nayef CİDDE'deki EL KAİDE patentli bombalı bir saldırıdan kıl payı kurtulmuştu!
Kim saldırmış, kim kurtarmıştı?
Kurtaranın hesabı neydi?
İngilizler bu işin neresindeydi?
İngilizler, hem Alman-Rus-Fransız ittifakını önlüyor hem de Amerika'nın en güçlü olduğu yerde kendi PRENSLERİNİN yolunu açıyordu! AKIL OYUNLARIYDI yaşanılan!
Bu arada First Lady Michelle Obama da başı açık inerek "Burada bizim kurallarımız işler!"diyordu!
Bizim sözde TÜRK medyası ise SUUDLAR yatırım yapmaya gelince yaygara koparmaktan geri kalmıyordu!
Herkesin olduğu yerde bir TÜRKİYE yoktu!
Asırlarca yönettiğimiz yere inmemiz onların bize gelmesi engellendi! Bizim YERLİ GÖRÜNÜMLÜ YABANCI medya bu işin bayrağını taşıdı!
Müslümanlığın bayrağını taşıyacak olan Türkiye, bu nedenle dönüşü olmayan BATI'ya yöneltildi! Oyunu kimse göremedi!
En güçlü yanımız "ÖCÜ" olarak gösterildi!
Herkes de bu oyuna düştü!
Sonuçta Suudlar, birkaç aile ama Türkiye MÜSLÜMANLIĞIN BAYRAĞIOnurlu taşıyıcısı!Kapımıza gelecekler! 
Yeter ki içeride birlik olalım!

Takvim Gazetesi / 29 Ocak 2015