.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

2 Aralık 2015 Çarşamba

ÜMİTVAR OLUNUZ…


Ümitvar olunuz denmişse ümit var olunmalıdır

2015 yılı bir hayli gerilimli ve sıkıntılı geçiyor. Olaylar peşpeşe, nefes aldırmıyor. Tabi bu da ufuk karartıyor. Hadiseler zihnimizi meşgul ediyor. Bölgemiz 24 yıldır krizden krize sürükleniyor. Herkes 3. Dünya Savaşı beklerken, yaşananların 3. Dünya Savaşı’nın çatışmaları olduğunu fark edemiyor. Ve sığınılan rivayetlerin lafzi manalarına hakikat payı verilip, işaretleri atlanıyor, bazen de başka bir rivayetle iltibas yapılıyor. 

Halbuki hazır krizlerin menşeini aramak daha akıllıca olur. Aslında oyunun adı tavşana kaç, tazıya tut oyunudur. Yani küresel beyin İslam’ın sahip olduğu tabii zenginlikleri gösterip hücum emri veriyor. Sonra da dönüp yandaşlarına siyasi ve ekonomik parsayı toplayan deniyor.

100 yıl önceki oyun, 2. kez sahneye konuyor. 100 yıl önce batılı emperyalistlerin hedefi sömürü için hilafetti yok etmekti. Hilafet bütün Müslümanların manevi koruyucusu ve kalkanı idi. Halife gitti mi tam sömürü kolaylaşırdı ve öyle oldu. İslam dünyasının 1918-1960 arasındaki hedefi sömürge olmaktan kurtulmaktı. 1960-1990 arasında ise vesayete karşı istiklal ve hürriyeti için mücadele etti. Hakim iki blok arasındaki dehşet dengesi 1990 bozulunca tek güç kalan batı bu kez İslam’ın zenginliklerini yine yağmalamak için saldırırken parsayı da İsrail topluyor. Hem güvenliği sağlanıyor, hem de bölgede nüfusu büyütülüyor. İsrail Mısır’ı iyi ilişkiler için mahkum etti, birçok körfez ülkesini avucuna aldı. Suudilerle bile alttan alta işbirliğine girişti. Körfez ise finansal yolla hizaya getirildi. Bize karşı numarası ise 28 Şubat’ta stratejik ortak adı altında iktidarımıza ortak olmaktı. İran’la iyi-polisi oyunu ile şaşırtırken, altımızı baronlar ve cemaatle az daha oyuyordu. Yemen ve Libya’nın hali malum.

Derken şu Rusya ortaya çıktı. Arap Baharı sönerken ve Ukrayna krizi derken Moskova tepeden iniverdi. Türkiye’den başka kimsenin gıkı bile çıkmadı. Şimdi Rusya gerilimi jet hızıyla tırmandırıyor. Uçağını düşürtüp mağduru oynayıp delice işler yapıyor. Mesele açık. Beşar Esed korunacak, kantonlar birleştirilecek ve İran’ına Akdeniz’e inmesine zemin hazırlanacak. Her şey petrol güzergahı için. O da Türkiye güzergahı iptal edilmek isteniyor. 60 milyar dolarlık ticarete konmak isteniyor.

İşin hazin tarafı İran’ın molla rejimi 35 yıldır hem komünizm döneminde hem sonrasında Rus’la ilişkileri bölge aleyhine kullanıyor. İran Genelkurmay Başkanı bir kaç gün önce Türkiye’yi suçlayıp tehdit etti. Mollalar Cuma’da Rusya’nın bombardımanın başarısı için dualar etti.

Bu tablo ümitsizlik verebilir. Ama unutulan bir şey var. 100 yıllık acı tecrübe İslam dünyasına şunu öğretiyor. Hilafet müessesesinin kıymetini. Yani ittihad-ı İslam’ı. Bu 100 yıl öncede baş hedefti şimdi de. O zaman Osmanlı, Selanik menşeli fitne-fesada mağlup oldu. Şimdi ise doğrudan İsrail kaynaklı bir fitnenin (Yinon Planı) ateşinde. 100 yıl önce ki, oyun yeniden sahneleniyor. Ama bir farkla, bu kez 100 yıl önceki fitnenin perde gerisindeki baş sorumlusuna karşı bu kez ilahi menşeli bir plan yürüyor. 

Herkes bekleye dursun, gelip giden bir Mehdi’nin başlattığı Mehdiyet planı işliyor. Çünkü ihbarı gaybide atlanan bir haber vardı, bir ara yazarım: “S.Abdülhamid gider (Vefatı 1918) 2 yıl sonra Mehdi çıkar.” Ve ne yapar? “Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır.” Yani öyle hizmetini yapacaktır. Kansız. Rahmet-i İlahi ile.

Şimdi ehl-i keşif alem-i misalide bir noktaya agrandize oluyor. Mehdi’nin 160 yıllık hizmetinin bir safhasına bakıp eldeki rivayetin malumatını ekleyip haber veriyor. İstanbul işgal olur, Mehdi gelir alır. Falan filan. Tamam Mehdi alıyor, ama ne zaman, zuhurdan 100 yıl sonra. 100 yıl öncesinin oyun ve aktörlerine bakıp iltibas yapıyorlar. Her sakallıyı dedeleri sanıyorlar. Ortalık krizli ve de kana mı bulanıyor. Hemen 100 yıl önceki oyunun benzer bir hali görünce Amik Ovası, Şam falan filan derken, müteşabih anlatım gerçek kabul ediliyor.. Her veli her hadiseye ancak lütf-u ilahinin bir nailiyeti sonucu görür. Ama derecelerine göre. Mehdi’yi ancak ekarribi ve nur-u iman sahipleri teşhis edecek. Hiçbir veli ve evliya demeyeyim çok ama çok azı onu tanıyabilecek. Ama kahır ekseriyeti bilemeyecek.

Şimdi 1911’de İslam birliğinin tehlikede olduğunu gören Bediüzzaman’ın “Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam” demesinin altında yatan gerçek, geniş dairede ortaya çıkan tehlikeye karşı İslamları ikazı idi. Ama çöküş başlamış. Bu defa bir başka hakikati terennüm ediyor: “Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek gür seda, İslam’ın sedası olacaktır...”

Yani gerçeği görüyor ve rahmet-i İlahi’nin ahır zaman planı muvacehesinde ne olacağını söylüyor. Evet ehl-i İslam mağlup oldu, toprakları işgale uğradı, ama netice. Netice şu: Mehdi zuhur edecek ve tevhid dini cihana hakim olacak. Yani Hz. Süleyman ve Zülkarneyn’den sonra bir kişi daha değil, Mehdiyet’in Mesihiyet ile çalışması sonucu Tevhid bütün cihana hakim olacak. Ne zaman? 100 yıl sonra.

İşte hadiselere böyle bakınız. Rusya, Ukrayna ile başlayan süreçte neoliberallerin ve neoconların tuzağına düşürüldü. Sonra ekonomisi ambargo ve petrol fiyatları ile sarsıldı. Sürek avında köpeklerle avın sürülmesi gibi yönlendirlidi. Ve ne oldu? Türkiye-İsrail-Rusya merkezli bir gerilim çıkarıldı. Akıllar karıştı. Nasıl ki, fecir öncesi en karanlık an olduğu gibi Alem-i İslam’ın fecr-i sadıkı öncesi en karanlık anı yaşanıyor. Siz İran’a falan bakmayın o, Safevilerin akıbetini uğrayacak. Ruslara da bakmayın pasta büyük adama yedirmezler. İsrail’e de aldırmayın. Çünkü…

O mazideki iki büyük fesad gibi yakın çağda işlediği iki büyük fesadın hesabını verecek. 1- Sermaye ile emeği çarpıştırarak fitne ve fesadla elde ettiği haksız devasa kazanç için 2- Baskı ve zulmünü gördükleri milletlerden intikam almak için fesad komiteleri oluşturup her ihtilale parmak bulaştırmalarının cezası fatura edilecek. Bu hesabı soracak olan da 100 yıl önceki mağlupların başı olan ülkedir. O ülke de biliniyor. Öyle büyük ahım şahım bir melheme falan beklemeyin. Müthiş bir operasyon. Ve İsrail diye bir ülke yok. 

Son hadiselere bakıp ümit kesilmemeli. Bir va’d-i İlahinin nasıl tecelli ettiğini seyreyleyin. Hikmet ve rahmetle vazife gören bir varis-i Nebi’nin, bir ekber ve ekmel müceddidin hizmetini izleyin. Malum o huruç ile değil zuhur ile vazife görür. Yani ağır ağır gelir, hikmetle işini yapar. Zulümlere son verir. Rivayet ne idi? “O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur.” Ve de hiç kan dökmez. Sadece onun bir şakirdi veya kumandanı veya siyasetçisi Şam’ın (bu Suriye’nin başşehri değil. Dımeşk ile Kudüs arasındaki bölgenin adı) fethini gerçekleştirirken kan dökülür. Bu kan ise az mı çok mu olacak? O ancak kaderin hükmü icra edilince anlaşılır. Çünkü devrede olan Rahmet-i İlahi’dir. Ve Yahudilerin yarısı Mehdiyete katılır.

Yok Anadolu istila edilecek, İstanbul işgal edilecek, yok ordular savaşacak. Yok öyle bir şey. Ahir zamanın 3. Melhemesi, melhemelerin en hafif ve tek bir savaş değil düşün yoğunluklu savaşlardan ibarettir.

Şimdi şu istikbal inkılabatı içinde en gür seda oluncaya kadar Bediüzzaman da gayb aşina bir gözle bir şey söylemiş. Çünkü o kader-i İlahi’nin sevki ile milis albayı olarak talebeleriyle Rus’a karşı savaşmış. Esir düşmüş. Ve gün gelince Rusya’nın göbeğinden firar edip Koca bir kıtayı kat edip Viyana üzerinden İstanbul’a dönmüş. Ve sonra acı ve meşakkatli bir dönemde eserini yazar. Sık sık, harp tehlikelerine karşı özellikle Rus tehlikesine karşı durmadan Sedd-i Zülkarneyn’e işaret eder ve “Korkmayın Kur’an’ın manevi mucizesi Risale-i Nur bizi korur” demiş. Hatta geniş bir kıtayı koruduğunu da belirtir. O karanlık yıllarda bir şeye dikkat çeker. Okuyalım:

Risale-i Nur, bu mübarek vatanın manevî bir halaskârı olmak cihetiyle, şimdi iki dehşetli manevî belâyı def etmek için matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.

O dehşetli belâdan birisi: Hıristiyan dinini mağlup eden ve anarşiliği yetiştiren şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı (komünizm), bu vatanı manevi istilasına karşı Risalei’n-Nur, sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî vazifesini görebilir ve âlem-i İslamın bu mübarek vatanın ahalisine karşı pek şiddetli itiraz ve ithamlarını izale etmek için matbuat lisanıyla konuşmak lazım gelmiş diye kalbime ihtar edildi. (Yani bu eserlerin basımına izin verilmesini ister. Ve ilk eser telifinden çeyrek asır sonra 1951’de gerçekleşebilir gizlice 1956 yılında da Demokratlar serbestiyet tanır. O Diyanet’in de basılmasını ister. Buraya dikkat)


….. Avrupa’da istilakârane hükmeden ve edyan-ı semaviyeye dayanmayan dehşetli cereyanın istilasına karşı Risale-i Nur hakikatleri bir kale olduğu gibi, âlem-i İslamın ve Asya kıt’asının hal-i hazırdaki itiraz ve ithamını izale ve eskideki muhabbet ve uhuvvetini iade etmeye vesile olan bir mucize-i Kur’âniyedir. Bu memleketin vatanperver siyasileri çabuk aklını başına alıp Risale-i Nur’u tab ederek resmî neşretmeleri lazımdır ki, bu iki belâya karşı siper olsun. 

Acaba bu yirmi sene zarfında iman-ı tahkikîyi pek kuvvetli bir surette bu vatanda neşreden Risale-i Nur olmasaydı, bu dehşetli asırda, acip inkılap ve infilaklarda bu mübarek vatan, Kur’ân’ını, imanını dehşetli sadmelerden tam muhafaza edebilir miydi? “

Ayrıca eserlerinin bir çok yerinde ve de özel sohbetlerde hep şunu söylemiş “Risale-i Nur varken Ruslar Türkiye’ye giremez”. Girdi mi? Hayır. Çünkü manevi sedd-i Zülkarneyn devrede idi. Ve çok ilginç olan da şu: Diyanet’in eserlerini yayınlamasını istemiş. Bu krizin arefesinde Diyanet tam tamına 60 yıl yıl sonra bunun gerçekleştirmiş. Sözler adlı eserini basıp piyasaya sürdü. İşte böyle bir zamanda Rus krizi çıktı. Ve neredeyse 100 ülke Türkiye’nin yanında yer aldı. Bu 1-2 yıllık zorlu bir süreç. En tehlikeli husus 3 yıldır Türkiye’yi Suriye’de çatışmalara girmek için teşvik ve tahrik edilmesi. Türkiye direndi. Ve doğrusu yaptı. Türkiye kılıcı ayağına değil düşmanın başına vurur, vuracak. Sonra da en gür seda bu vatanda tahakkuk ettiği gibi alem-i İslam’ın her yerine yayılacak. Tam tamına Yeniçeri Ocağının söndürülmesinden 100 yıl sonra Süfyan’ın hurucu gibi, 100 yıl önce Hilafetin’in ilgası ilebaşlayan esaretin hicri 100. Yıldönümünde bu (Tele’lü) edecek

Evet: “Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek gür seda, İslam’ın sedası olacaktır...”

Bir şeye daha var 12, 13, 14, 16 ve 17 yıl sonra hakikati. Bunun bir hakiki ve bir riyazi veçhesinden başka bir de 2012, 2013, 2014, 2016 ve 2017’ye olan veçhe-i işaratı var. Dikkatinizi çekerim 15 yok. Kayıp bir yıl. Son 4 yılda yoğunlaşan fitneler sonucu bunalan bir yıl. En karanlık yıl. Çünkü fecir yaklaşıyor. En gür seda fecri. 

2 yorum:

  1. Elhamdulillah Risale-i Nurdan alinan bu dersler ile zamanin hadisati daha rahat anlasilabiliyor.
    1.Dunya savasi ve sonrasi sufyaniyetin tasallutuyla halifeligin son merkezi zaten bir manada dibi gormus ve bundan sonra muvakkat arizalar disinda saltanat alemindeki mehdiyetin tahakkuku yolunda son demlere hizlica ulasacaktir insallah.
    Turkiyenin dogusu batisi guneyi isgal edilip Arap aleminin nufusunun yarisinin melheme-i kubrada zayi olmasini bekleyip bunun sonrasinda Mehdi ASin zuhuruyla harikulade haller ile dunyanin dizginini eline almasini beklemek safdillik olacagi kanaatindeyim.
    Hersey sunnetullah kaidelerince yani dunyanin darul hikmet olmasi bakimindan mecraasinda hareket ediyor ve umulmadik tarzda ehli nifak ve tugyanin planladigi oyunlar kendi baslarina donecek insallah.

    YanıtlaSil
  2. http://www.seslimakale.com/videodetay/ibrahim-karagul--kiyamet-savasinda-kabeyi-savunmak--10737

    YanıtlaSil