.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

21 Kasım 2015 Cumartesi

FETİH SURESİ, MEHDİ VE 3 FASLIN ZAMANI



Fetih Suresi, Mehdi ve 3 faslın zamanı

Evvela iki uyarı:

“Tevafukla işaretler, eğer münasebât-ı mâneviyeye istinad etmezse, ehemmiyeti azdır. Eğer münasebet-i mâneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı (doğrulayanı) hükmünde olsa ve müstesna bir liyakati bulunsa, o vakit tevafuk ehemmiyetlidir. Ve o kelâmdan bunun iradesine bir emâre olur. Ve ondan o ferdin hususî bir surette dahil olduğuna ya remiz, ya işaret, ya delâlet hükmünde onu gösterir.” (1. Şua)

“Hakaik-i imaniye girmeyen cüz’i hadisat-ı istikbaliye (gelecekteki küçük hadiseler) nazar-ı Nübüvvete ehemmeytsizdir.”(5.Şua)

Sıradan basit günlük olaylara değil, asrın ihtiyacına ve Kur’an’ın genel açısından hadiselere bakıp önem vermek lazım, delip sadede geleyim.


Fetih Suresi, Hz Peygambere fetih ve zaferlerin ilahi müjdesidir. Hudeybiye anlaşmasını bir zafer olarak haber verdiği gibi, hem Mekke hem de sonraki fetihlerin müjdesidir. Elmalı fetih için “Açmak yani kapalılığı gidermek” olarak nitelerken, Keşşaf’ın fetihlerin harpli, harpsiz, zorla veya barışla zafer anlamına geldiğini nakleder. Onun için Hudeybiye Anlaşması’nı Cenab-ı Allah apaçık ve parlak bir fetih olarak bildirir. Mekke’ye ibadet için giden Müslümanlardan barış anlaşmasını isteyen müşrikler olmuştu. Hz. Peygamber ve 1400 ashabı anlaşma sonrası Hudeybiye’den ayırılır ayrılmaz bu sure nüzul eder. Anlaşmayı fetih olarak niteleyen sureyi getiren Cebrail (as) de Hz. Peygambere, “Seni tebrik ederiz ey Allah’ın resulü” demiş.

Fetih Suresi ile İslam’ın bütün dinlere galip geleceği vaad edilir. Şimdi bu surenin istikbaldeki fetihlerle ilgili müjdesi olduğuna göre ahir zamana ve fetihlerine nasıl bakıyor? Neyin haberini işari olarak veriyor. Ahir zamanın fetihleri ise Hz. Mehdi’ye yani hizmetine bakar.

Evet Sure lafzı ve kelamı ve manası itibariyle direk Hudeybiye Anlaşması’na ve Mekke’nin fethini haber veriyor. Ama İlk ayetinin ebcedi 1331 hesabı ile de o tarihe de işaret eder. 1331 de ne oldu? İslam alemine göz koyan ve hala kem nazarlarıyle bize bakan garbın müstevli zalimleri topyekun Çanakkale’le saldırır. Garplı kuvvteler mağlup olur ama Osmanlı Fetih Suresi’nin işareti ile apaçık ve parlak bir zafer elde eder. Evet 1331 tarihine bakan bu ayetin, gayri melfuz harflerinin hesaba katılmasıyla 1381’e kadar bakışı vardır. Yani ahir zamanın ilk zaferine ve 1381’e kadar olan fütuhata da bakar. Bu İslam ülkelerine tecavüze kalkışan zorba kafirlere onların diliyle indirilen bir ağır bir darbedir. Aynı tarihlerde Bediüzzaman ise Şark cephesinde büyük deccale inkılap edecek Rus’a karşı savaşıyor. Cephede bir yandan da İşaret’ül icaz adlı tefsiri talebisine yazdırıyordu. Böylece tarihte İslam dini hem ilim, hem de fiili-ameli zaferini tebcil ediyordu.

Ancak bu zafere rağmen 3 yıl sonra İslam dünyası işgale uğradı, devlet ve hilafet yıkılmış ve İslam coğrafyasında fen ve felsefeden gelen dinsizlik cereyanları maddi kalelerden sonra iman kalelerini de sarsıyordu. Hıristiyan dünyası da kızıl tehlike ile dini zaafiyete uğrarken bunan paralel İslam’ın bayraktarının ülkesinde huruç eden Süfyanizm iman ve İslam’ı batı taklitçiliği ilme kasıp kavuruyordu.

Fetih Suresi işte bu dönemdeki fütuhata ebcedi işaratı kadar sure ve ayet numaralarıyla da bu ebcedi ihbarkat ve işaratı teyid eder. Hz. Mehdi’ye ve Mehdiyete ve fütuhatına, nasıl mı? Bakın nasıl. Bilindiği gibi Muhyiddin Arabi ve bazı büyük evliya ve ulema diyar-ı Rum’da zuhur edecek ahir zaman Mehdi’sinin doğum tarihini 1250 olarak verir. Bazıları ise 1294 tarihini. Tarihler farklı ama zaman ve vakit itbariyle ayn. Here iki taraf aynı tarihe işaret eder. Biri şemsi hicri takvime, diğeri ise kameri hicri takvimine göre. Arabi Hazretleri Rumeli’ne atıf yapmak için 1250’yi verir. Yani 1294 yılına. Şeyh Bestami Hazretleri ise direk 1294 tarihini istihraç eder. Yani Miladi 1878 yılına.

Sure-i Fetih geldiğinde Kureyş kafirleri İslam’a üstünlük sağlamıştı. Ama sure Hayber Kalesi ve Mekke’nin fethini haber veriyordu. Aynı zamanda hem yakın ve uzak istikbaldeki hatta ahir zamandaki Deccaller zamanındaki İslami fütuhata da işaret ediyordu. Hem de küresel çapta. Tabi ilahi yardım ve hidayet ile. Surenin başı asr-ı saadetten itibaren zaferleri haber verirken, Hz. Peygamber’in aynası, ahir zamandaki torunu Hz. Mehdi’ye nasıl işaret ediyordu? Sure 29 ayettir. Son 3 ayet yani 27-28-29 hem fütuhatın genel şifrelerini hem de işari olarak Mehdi’nin huruç tarih ve fütuhatına bakıyor.

Şimdi 27 ayette Cenab-ı Allah Resulünün gördüğü fetih rüyasının hak olduğunu bildirir. Bu ayetin bir işaret ettiği tarih aşağıda belirttiğim gibi 1918. Yani Sevr’in imzalandığı tarihe. Yani Kevser müjdesi ile fethi haber verilen Konstantiniyye’nin işgal edildiği tarih. O yıl Bediüzzaman’ın gördüğü rüyada alem-i İslam ve istikbalinin hali sorulur. O da bu mağlubiyetin daha büyük zaferlerle neticeleneceğini söyler.

28. Ayet ise çok yönlü ve esrarlıdır. Bakın (O Resulünü gönderdi) cümlesinin ebced hesaplamaları 1343(1926)-1373 (1952)-1379 (1958)-1380 (1980). Bu 37 yılda yani İslam’ın suç sayıldığı bir zamanda Mehdi ve Mehdiyet’in zuhuruna ve fetihlerine işaret eder. Mehdi ve daracık kadrosuna yani 1. Fasıla. Bunun da ne anlama geldiğini 29. ayette işaret edeceğim. Filizini çıkaracak çekirdeğe yani Mehdiye ve Mehdiyetin 1. Faslına işaret eder.

(O resulünü hidayetle gönderdi) cümlesi ise 1385 (1965)-1395 (1975)-1396 (1976)-1379 (1979)-1427 (2006)-1434 (2013) 50 yıllık 2. Faslın yani filizlenmenin hakimane muzafferiyetine bakar.

(Hidayetle ve hak din ile gönderdi) cümlesinin ebcedi hesabı ise, 1400-1410-1417-1517, Artık filizler gövde üzerine yükselen muhteşem bir ağaç hükmündedir. 100 yıllık artarak hayat ve şeriat fasıllarına bakar.

“Bütün dinlere üstün kılmak üzere” cümlesi ise 1369-1379-1380-1410-1440-1456. Bu ise Mehdiyet’in İsevilerle olan münasebetlerine işaret eder. Hatta bu tarihlerin birisinin Hz. Mesih’inh nüzulundan sonraki Alem-i İslam’ın istiklaline kavuşma hizmetine bakar.

Bu ebcedi işaretlerden sonra gelelim bu tarihleri teyid eden bir başka hesaba. 
Fetih 27. ayet X Sure numarası 48 = 1296 (Bu tarih bir hesaba göre Mehdi’nin ebcedi doğum tarihine bir başka hesaba göre 40 yıl sonra melek-i İlham ile değişimine uğradığı geceye bakar. 1336)

28. Ayet X sure numarası 48= 1344 (Bu hicri tarih ise Mehdi’nin hizmete başlama tarihine. 23 yıllık eserini telif ve hizmet programını hazırlama tarihine, miladi 1926. Bir hesaba göre ise İsevi cemaatinin Komünizm tehlikesine karşı İslamla inançta fiili ittifak tarihine tarihine 1966)

29. ayet X sure numarası 48 = 1392 Bu rakam yine iki tarihe bakar. Biri Bediüzzamman’ın 1. Şua’da 28. ayetin ihbarıyla Mehdi şakirtlerinin kızıl tehlike ve anarşinin zulumat bulutlarını dağıtma tarihinin başlangıcına bakar. Yine Miladi 1975 tarihinde Helsinki’de komünist ve batı dünyası yani Varşova-NATO askeri ittifakları arsında saldırmazlık anlaşmasının imzalandığı yani silahların terkine dair anlaşmaya. Ki bu anlaşma Sovyetlerin sonunu getirecektir. Çünkü hükmü altındaki ülkelere kendi kaderini tayin hakkını tanıyordu. Ve en önemlisi yeni bir hesaba göre 2014’e bakar. Bu neocon-siyonist-cemaat ittifakının bir yıldaki iki seçim mağlubiyetine ve Risale-i Nur’un devlet himayesinde basımın kabulüne.
Bu verdiğim rakamlar aynı zamanda hicri tarihleri de kapsar. Miladi karışılıkları ise 1296 = 1878-79, 1344 = 1926, 1392 = 1973.

Bu tarihlerin bir başka hesabı ise şöyle:
1296 + hicret tarihi 622 = 1918
1344 + hicret tarihi 622 = 1966
1392 + hicri tarihi 622 = 2014. 

Bu tarihlerin ne anlama geldiğini yukarda izah ettim. 

Fetih 29. ayetinde, dinin üstünlüğünün ve galibiyetinin ve her şeyin üstüne çıkmasını haber verildiği gibi bunun nasıl olacağını da işaret eder. İlki Rahim ve Hakim isimlerinin tecellisi noktasında ilim yönünden delil ve vesikada üstünlüktür, hidayetle sözü buna işaret eder. Diğeri ise ameli yönden Celal isimlerinin tecellisi ile yani fiiliyatta üstünlük ve hakimiyettir. Dini’l hak tabirinde de bunun gerçekleşmesine işaret vardır. Bu ise Bedir’den başlayarak Çanakkale ve bazı İslam ülkelerinin silahlı mücahade ile istiklallerini kazanmasına bakar ve işaret eder.

Şimdi son ayetin hikmetlerine ve işaretlerine ve muradına bakalım. Özellikle ahir zaman için. Bu adeta ümmet-i Muhammedin bütün ömrü boyunca dahildeki hallerine ve hariçten gelen düşmana karşı takınılan tavrı, vasıflarını yani niteliklerini sıralar.

Allah’ın Resulü ve onunla beraber olan ashabı ve ümmeti kafirlere karşı şiddetli ama kendi aralarında birbirlerine karşı merhametlidir. Yani ittihad -ı İslam sırrı ile birbirleriyle müttehid, müttefik ve de müşfiktir. İhlas esas olduğundan Allah’ın rızasını ve lütfunu ararlar. Yüzlerinde ise secde izi vardır (Mahşer’de görülecek hal) Bu Tevrat’ta böyle vasıflandırılmış. 

İncil deki teşbih ve benzetme çok ilginç. Mü’minler ekine benzetilir. Çekirdeğini Allah’ın izniyle çıtlatan ve büyüyen filiz, sonra kuvvet bularak başak veya ağaç haline gelmiş ve git gide gelişip devşiren ağaca benzetilmiştir. Burada Mehdi’ye atıf var. Ayrıca Mesih-Mehdi birlikteliğinin getireceği tevhidin cihan hakimiyeti sebebiyle böyle bir benzetmeyle işaret edilmiş.

Hz. Mehdi, Resulullah’ın aynası olması hasebiyle çekirdek Mehdi, filiz cemaati ve hakimiyeti dönemine koca ve kuvvetli bir ağaç olan Mehdiyet yani ümmetin cihan çapındaki büyüklüğüne işaret var. Tefsirler bu misalin Hz. Peygamber’e verildiğini belritir. Ama ahir zamandaki onun aynası olan Mehdiye de işaret eder. O da Hz. Peygamber gibi yalnız kıyam eder, ekini kendisi ve filizi 313 kişilik taraftarı ve bu filiz katlanıp kuvvetlenip Mehdiyete inkılap eder.

İşte Risale-i Nur’da anlatılan şahs-ı manevinin oluşumu böyledir. 3 aşamadan geçer. İman, hayat ve şeriat. Mehdi’nin ve Mehdiyet’in zuhuru böyle olur. Bir avuç çekirdek iken koca bir tarlayı dolduran başak veya ağaç olurlar. Bu manzara ziraatçıyı sevindirir. İşte Allah böyle ahir zamanda Mehdi ve cemaatini ve hakimiyet alanını büyütür. Öyle ki bundan murat kafirleri de öfkeye boğmak içindir. Ülkemizde az mı şom ağızlardan gerici, lakilki düşmanı, cumhuriyet düşmanı, çağdışı, Arap vaveylası, yobaz gibi öfke dolu kelimeler işittik.

Netice olarak Mehdiyet, Mehdi’nin ilmi hayata başladığı 1902 yılı ile başlar, hizmetinin sonunda Allah’ın izni ve yardımıyla kalp ve akıllardan silinen iman esasları yeşerir ve ekilen tarlanın yeşermesi gibi iman hakikatleri çekirdeğini yırtıp çıkar ve filizlenir. Ve çatallaşmayla büyümeye başlar 1952. Ve neticede kuvvet bulmuş olarak kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş hale. Gelir öyle ki, Mesihiyet’in katılım ve yardımı ile İslam ağacı bütün cihanı kaplar. Ve din tamamlanmış olur. 1456 yılda.

Bir koca ağaca dönmenin başlangıç yılı 2002. Bu tarihin yerine 2006’yı da veren olur. Çünkü Süfyanizmin 4. temsilcisi o yıl ölür. Mehdi’nin ülkesi açıkça Kudüs’e politik olarak sahip çıkar. Bu Gazze’nin düşmesinden tam tamına 90 yıl sonradır. Çünkü Rum Suresi hep 90 yıllık devire işaret eder. 1909+90 =1999. 1913 +90 = 2002. 1918 Sevr = 2008. Batı vesayetinin AK Parti’ye kapatma teşebbüsü akamete uğraması, Arap Baharı’nın başlangıcı. Ve daha nice haller.

Şimdi oturup Mehdi bekleyenler? Nasıl durumlar? Bu kadar işaret ne anlama gelir. Cenab-ı Allah Kur’an’da sık sık akıl erdirenlere atıf ve vurgu yapar. Vicdanın iki dalı kalp ve akıl. İkisi imtizaç edince hakikatin tecellisi anlaşılabilir..

Kainatta tesadüfe yer yoktur. Hem ayetlerin işaretleri vardır, tevafukları da. İbret alanlar için. Mehdi herkes uykuda yani gaflette iken gelir hizmetini yapar ve gider. Çekirdek çıtlar. Sonra 313 şakirdi filizlenir. Ve sonra malum haller. Herkes uyandıktan yani gafletten çıktıktan sonra, yasaklar kalkıp iman ve İslam aleni olduktan sonra Mehdi aranmaz ve beklenmez.

Şimdi bir çok alamet tevafuk ederse ne olur. Tevafuk, remiz ve delalet ne anlama gelir. Tevafuk cifrin anahtarlarından mühim bir anahtardır. Eğer tevafuk bir olsa delalet denilmez, ama gizli bir ima olur. İki cihetle tevafuk olursa imadan remze çıkar. Bu iki üç cihette olursa artık işaret olur. Eğer manaların lafızları işaratı- harfiye münasip gelirse ve işaretle bahsedilen insanların ahvali o manaya uyarsa o işaret artık delalet derecesine çıkar.

Bir başka husus. Tevafukat ittifaka işaret, ittifak ise ittihada emaredir, vahedete alamettir; vahdet ise tevhidi gösterir, tevhid ise Kur’an’ın 4 esasından en büyük esastır. Ne dersiniz?

Yoksa Mehdi yolu gözlerim vay benim emeklerim mi geçerli. Boğazlama ve katil yolu cihad bitti. Mehdi, cihad-ı manevinin mebdeidir. Gözünü kan ve ateş bürüyenler Rahmet-i İlahiyenin tecellisi Mehdi'yi hiç bir zaman  bulup tanıyamayacak. Asla.


7 yorum:

  1. Esselamün aleyküm,
    Abdurrahim abi yine bedüzzamanı mehdi olarak görüyorsun
    üstat hz. leri zamanın mehdisiydi abdulkadir geylani hz. leri şahı nakşibendi hz.leri gibi ama büyük beklenen mehdi as. değil
    üstat büyük mehdinin daha sonra geleceğini söylüyor vebizde kabrimizden seyrederiz diyor
    şu anda mehdi as. yaşıyor suudda iç karışıklıktan sonra çıkacak ozamanda ruslar istanbulu türkiyeyi işgal etmiş olacak ve mehdi as. suudu yenip idareyi ele alıp amik ovasına gelecek savaşın sonunadoğru, türkler ve diğer müslümanlarla birleşerek rusları yenip istanbulu tekbirlerle alacak
    Evliyaullah mehdi as. yaşadığını söylüyor ve mehdi as.ın çocukluğunu bile görenler var alim birzat ama çık emri daha verilmedi onu bekliyor
    bence tanıdığın bir evliyullah varsa görüş mehdi as. yaşadığını ögrenebilirsin ama ismini söylemez üstadın dediği gibi 3 vazifeden dolayı o ismi söylemek doğru olmaz
    senin verdiğin tarihlerde mehdiyette deccaliyette süfyaniyette başladı ama şahısları çıkmadı şahıs olarak çıkacaklar yakında inşaallah şuanda yaşıyorlar ve isa as. da mehdi as. arkasında namaz kılacak
    mehdi as.zamanı gelince tanınacak çık emri verilmeden sadece imanı kuvvetli ve evliyaullah olan zatlar tarafından tanınacak çogu evliyaullah bile çık emrinden sonra tanıyacak herkez çık emrinden sonra tanıyacak yani herkez mehdi as. tanıyacak gizli olmayacak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1*Şu veya bu zat Mehdi demedim. Ahir zamanı fütuhatının zaman ve alanını gösterdim. Mesela Süleyman Tunahan Hazretleri’nden bahsetmedim. Çünkü onun mesleği farklı. Ama çok azim bir hizmet yaptı. Bediüzzaman “O Kur’an’ı öğretir, ben hakikatini anlatırım” demiş. Şimdi herkesin hatası şuradan doğuyor, anlatalım:

      Bir çok insanın düştüğü hata nedir? Tartışılan veya üzerinde konuşulan müteşabih veya buna istinaden bildirilen gaybi bir haber için kesin söz edilmesidir. Halbuki konu vazıh yani muhkem değil, müteşabihtir.
      Bunun üzerinde duralım. Ayet ve hadislerin bir kısmı muhkem yani manaya delaleti açık ve vazıh olandır. Bir kısmı ise müteşabih yani manaya delaleti kapalı olandır. Muhkem olanın tevili ve tefsiri kolaydır. Çünkü manası açıktır, anlaşılır haldedir. Sıradan bir insan dahi hemen manasını kavrar. Namaz kılınız gibi. Oruç tutunuz gibi.

      Amma, müteşabih öyle değildir. Şüphe var, tereddüt var, mananın bir çok yönü var, ihtimal çoktur. Müteşabih esas değil fer’ yani ayrıntıdır. Cenab-ı Allah böyle murad etmiş:

      “Sana kitabı indiren de odur. O kitaptan bir kısmı muhkem âyetlerdir ki, onlar kitabın anasıdır; diğer bir kısmı da müteşabihattır. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak için müteşabih olanın peşine takılır da onu kendince yorumlamaya uğraşır. Oysa onların kesin yorumunu Allah'tan başkası bilemez. İlimde derinlik sahibi olanlar ise, 'Biz ona inandık; hepsi Rabbimizin katındandır' derler. Fakat bunu ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar.” 3/7

      Aslında müteşabih ayetler aklı işlettirmek, taklitten kurtarmak, muhatapların esaslı bir anlayışa ulaşmalarını sağlamak için dini ilimlerde uzmanlaşmayı teşvik içindir. Ufuk açar. Yani ufuk-u ala’da yol alırsınız. İnsan bu dünyaya tekamül ve terakki etmek için gelmiştir. Ebedi hayattaki yerini tayin içindir. Onun için dünya imtihan yeridir.

      Müteşabih anlatımda temsil ve mecaz kullanılır. Mesela “Allah’ın eli açıktır” denir. Halbuki Allah hiçbir yaratığa benzemez, benzemediği için de eli olmaz. Burada anlatılmak istenen Allah’ın cömert olduğudur. Peki nasıl cömert, ne ile cömert, niçin cömert, kime cömert? Bu tarz üzere gidildiğinde Allah’ı bilirsiniz, tanırsınız. Zaten Allah’ı bilmek onun varlığını bilmenin gayrıdır. Bunun için çok turuk var. Herkes ona ulaşmak istiyor. Bu müteşabihat sayesinde teşvik ve rağbet görüyor.

      Şimdi müteşabih bir meselede ona giden manalar bulunur ve bir, iki, üç, dört derken bir çok emare bulunur ve böylece netice delil haline alır. Benin de öyle yaptım. Cifir ve ebced üzerinden gidip işi kesinleştirdim. Beğenmeyebilirsiniz. Ama bir başka arkadaşımızın işine yarar.

      Sil
    2. 2* Mehdi meselesi zamanımızda bir istismar konusudur. Müslümanların magazin konusu olmuştur. Namaz yok; amel yok, İslam’ın meseleleriyle uğraşmak yok, ilim tahsili yok, okumak da yok. Ama hayal hanesinde bir Mehdi prototipi oluşturup, “Dediğim dedik öttürdüğüm düdük” hesabı ona aykırı söz söyleyen, eleştiriliyor. “Niçin bizim indi görüşümüze göre anlatımda bulunmuyorsun. Biz ehl-i hakkız” havasındalar. Halbuki mesele ilmi ve ledüni bir meseledir. Biraz üzerinde kafa yormak lazım. Bu da son 200 yıllık tarihi ve 1000 yakın hadisi bilmek bir kadar da rivayeti anlayarak taramak lazım. Ki meseleye az çok tevazzuh etsin.

      Şimdi böyle dünyevi bataklığına saplanan insanları çıkıyor, “Şöyle bir adam gelecek, riyaseti, siyaseti, saltanatı imanı kurtaracak. Çünkü o Mehdi.” Halbuki Mehdi bir tane değil belki 12 belki de 30 tane. Her biriyle ilgili rivayetler bir kişinin üzerine bilinmez bir Mehdi’nin üzerine giydiriliyor. Al sana değil peygamber, melek üstü bir yaratık. Halbuki din imtihandır ve hikmete ve sebebe dayanır. Açık değil müphem içinde doğruyu bulmaktır.

      Müteşabih olan zatı bin kişi anlatmış hepsi aynı hakikati müşahede etmiş ama detayda ihtilaf etmiş. O ihtilaftan da şimdi hatalı netice çıkarılıyor.

      Bediüzzaman’ın bir vazifesi var. O vazife de dünyevi veya dini makamat peşinde koşmak değildir. Mehdi, müceddit, evliya olmak onun çalışma alanı değildir. Şahsi kemalat peşinde koşmaz. Vazifessini yapar. Muvaffakiyet de. Ona verilecek ödül de Allah'a ait. İsterse verir isterse vermez. Yani böyle makamlar peşinde koşmuyor. Bediüzzaman her şeyi gayet açık ve net belirtmiş. Ama nasıl. Kur’an tarzında. Risale-i Nur Kur’andan tereşşüh etmiş, Kur’an'ın manevi bir mucizesi. Kur’an bir konuyu veya kıssayı 10 yerde anlatıyor? Bediüzzaman da Kur’an’dan sızıp gelen ve ilhami olduğu kanaati yaygın olan Risale-i Nur’da bu meseleyi Kur’an tarzında izah etmiş. Mehdi için 75 yerde birbirine bağlı ve tamamlayıcı açıklamalar yapıp konuyu ehl-i ilmin idrakine havale etmiş. Açık açkı belirtmiş. Zaman şahıs zamanı değil. Şahs-ı manevi zamanı. Bir mesele bir kişinin üzerine yüklenemez. O zat bir meselede davasında veya bir konuda mağlup olursa davası düşer.

      Hz. Peygamber de öyle idi. 10 yılda ona inananların sayısı topu topu 40 kişi idi. Yani o bir çekirdekti. Sonra sahabeleri iltihak etti, davası filizlendi. Sonra Sayıları iyice arttı o ondan 200-300 yıl sonra o zamanın dünyasının büyük kısmına hakim oldu. Her dine manevi maddi galebe çaldı. İlk 300-400 yıl çok parlak idi. Sonra 500 sene daha orta halli devam etti. Sonra tevakkuf etti. 300 yıl sonra da decaller huruç edince tahribat başladı. O zaman hizmet Mehdi’ye verilir. Sonra ona destek için Mesih nüzul eder.

      Fetih Suresi’nin son ayeti için müfessirlerin çoğunluğu din ağacının Mesih ile en koca haline geleceğini yani cihan hakimiyetine ulaşacağını belirtmişler. Bu bir kişinin yapacağı iş mi? O bir çekirdek. Filiz olacak büyüyecek koca ağaç olacak.

      Sil
    3. 3* 7. Şua’da 5. Hakikatte Allah’ı tanımak isteyen seyyah, İmam-ı Rabbani’nin zamanına götürülür. Orada ahir zamanın hizmetinin bir şahsa değil Risale-i Nur'a ve şahs-ı manevisine ait olduğu, İmam-ı Rabbani üzerinden anlatılır. Evet Mehdi’nin zuhurundan tam yüzyıl sonra Mehdiyet hakim olur. Bediüzzaman mezarında Mehdiyet’in hakimane üstünlüğünün şahıs ile değil şahs-ı manevi ile olacağını belirtmek için o sözü söylemiş. Zat demiş.O zat şahs-ı manevi olacak, demiş. “Risale-i Nur’u programı yapacak” demiş. Yani onun eserleri programı oluyor ve fütuhata vesile oluyor. Mehdi var, cemaati var, Al-i Beyt seyyidleri var, ulema var, ehl-i tarik var. Bunlar ittihad edecek. Mehdi’nin parmağını tıklaması ile okus pokus olmayacak bunlar. Cihad-ı manevi ile olacak her şey. Risale-i Nur’un ne önemi olduğunu Bedriüzzman’ın bin yıllık tahribatı tamir edeceğini 7. Şua’nın sonunda açık açık belirtiyor.

      Mehdi’nin zuhurundan itibaren hizmet süresi 160 yıl. Bir kişi bu kadar yaşayamayacağına göre hizmeti yani şahs-ı manevisi hükmeder. Bu mesele tasavvufun evliyasının meselesi değil ki, onlara soralım. Ancak yüzde 10’a hatta yüzde biri onu tanıyabilecek. 12. müceddit Halid-i Bağdadi 1250 tarihinde önce adam çıkartıyor, sonra kendisi Mehdi aramaya çıkıyor. Ama bulamıyor. Niçin? Mesele açık değil. Müphem. Yani belirsiz. Ve zamanın kutbu bunu bilemiyor

      Evliyanın tamamı aynı hakikati müşahade ederler. Ama rivayette ihtilaf ederler. Yani usul-u imaniyede ittifak etmelerine rağmen meşhudatlarında, keşiflerinde çokça ihtilafa düşerler. Makam ve derece farkından dolayı. Evliyaullah her şeyi bilmek durumunda değiller. Kendi hizmet alanları ile ilgili bazı İlahi iltifatlara nail olurlar, o hususidir. Geneli kaplamaz. Ferdi bir teveccühe hususi bir mükafaat.

      Şimdi alem-i misalde ehl-i keşif bir hakikati görüyor. Görülen nedir. Mehdiyet’in hükmettiğini, devrinin başladığını. Onlar bunu bir şahsa hamlediyorlar. Yaşıyor diyorlar. Daha önce gelenler Mehdiyet’in her bir devresi için ayrı bir sıfat ve isimlendirme yapıyor. Bir bakıyorsunuz bir değil birkaç Mehdi oluyor. Halbuki bu bir sıfat. İlimlerinin derecesinde bir devreye veya birkaç devreye şahit oluyor. Tabi Mehdi hayatta. Şahs-ı manevi olarak. Mehdi iman ve İslam tahribatının başladığı bir dönemde zuhur eder. Bir tek kişi. Çalışır çalışır ve muvaffak olur. Yani bir hizmet programı hazırlar ilham-ı İlahi ile. Ondan sonrası ise ekini yapan Allah’ın işi. Mehdi’nin değil

      Evliyaullahın meslek ve meşrebi ile Mehdi’nin meslek ve meşrebi aynı değil. Makamları farklı. Anvak müstesna bazı kimseler onun tanıyacak. Ve öyle çok olmuş. Tasavvuf yani tarikat evliyası velayet-i suğra sahibidir. Halbuki Mehdi velayet-i kübra sahibi ve mesleği hizmeti bunun üzerinedir. Ahir zaman fitnesi evliyaullahın üstesinden geleceği bir fitne değil. Daha geniş bir cemaatler ittifakına ihtiyaç duyulur. Mehdi bunu sağlar. Al-i Muhammed (asa) ve İbrahim (asa) cemaatleri ile.

      Siz benim getirdiğim deliller bana ait değil. Mazinin keşfiyatları ve ihbarlarıdır.. Bunlar anahtar. Konunun anlaşılması içindir. İster kabul et ister etme.

      Sil
    4. 4*Bundan sonra Mehdi falan beklemeyin. Fütuhatının büyümesine şahit olabilrsiniz. Tabi ilminiz varsa. Türkiye’deki kavga yakında bitecek. O zaman sıra İslam aleminde ittihadına gelecek. Bu konuda alt yapı hazır. Hatta Mesih’in cemaati bile hazırlık içinde.

      Büyük decaller hükmettiği topraklarda şimdi Allah’a inan veya inanmaya başlayan insanlar hükmediyor. Süfyan’ın ülkesinde ise final oynanıyor. Peki bu Mehdi ne yapmaya gelecek. O Küfür ortalığı kasıp kavururken tatile mi gitmişti. Arapça’da bir adet var. Her şey zıttı ile söz edilir.. Birinden bahsedince zıttı da söz konusu olur. Deccaller yıkıldı ise geriye ne kalır? Fütuhat. Alem-i İslam’ın istiklallerini kazanmaya başlama tarihi 1946’da başlar. 50 yıll da vesayet altında kalır. Sonra dizgini eline almak için hürriyet mücadelesi yapar. O devrin sonunda ise 3. Fasıl başlar.

      Mehdi’nin Türkiye’de zuhuru başka bir tarih. Suriye’ye ulaşması başka bir tarih, Mısır’a ulaşması başka bir tarih, Arabistan’a uğraması başka bir tarih. Güneş doğuncu her yer bir anda aydınlanmaz..

      Bu işler hikmet işi. Anlayana. Bakın kes yapıştır gibi olacak ama Risale-i Nur’un hizmetinin ne olduğunu 7. Şua’da bir okuyalım.


      "Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor. Belki, bin seneden beri tedarik ve terâküm edilen (biriken) müfsid âletlerle dehşetli rahnelenen ( yaralanan) kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun ve bâhusus avâm-ı mü’minînin de istinadgâhları (dayanakları) olan İslâmî esasların ve cereyanların ve şeâirlerin kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’ân’ın i’câzıyla (mucizesiyle) ve geniş yaralarını Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette böyle küllî ve dehşetli tahribata ve rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerreb ilâçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki, bu zamanda Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır" Said Nursî


      NOT? Niçin bin sene diyor. Ondan önceki 300 seneyi kast etmiyor. Çünkü o 300 yılı Hz. Peygamber övmüş. Bir nevi ibra etmiş. 300. yüz yıldan sonrasının tamiratı ise 1000 sene içine dahil oluyor.

      Sil
  2. her şeyin vakti saati vardır..ne önce nede sonraya ertelenir...nedir bu telaşımız,neden benim dediğim gibi çabalar?(hüküm vermeler) çok mu biliyoruz...çok şükür bulunduğumuz coğrafyada tek huzurlu ülke kaldık ama yine kavga-gürültü koparılıyor...şimdi nehri geçme vakti geldiğinde çok az insanımız bu konuda sağlam görüşe sahip olacak., ya diğerleri? bu nasip işi(!) namazını dosdoğru kılanlara belki mucizelere bilmeden şahit olacaklar, gelen bir Allah dostuna sıkı sıkı sarılarak doğru yola girecekler yada 90 günlük kaynama süresinde dışarıya çıkıp ellerine kana bulayarak KATİL damgasıyla ahiretini yakacaklar...kim bilebilir...bir fitne çıkışından sonra GOLYAT'I alnından vuracak olan gerçek Davud'un kim olduğunu kim biliyor? hiç bir şey bilmiyoruz...ama çok bilmiş gibi her konuda fikrimizi DİKTE ediyoruz ve karşımızdakini çok kırıyoruz...Allah c.c. hakkımızda hayırlı insanlarla karşılaştırıp güzellikler nasip eylesin İnşALLAH....

    YanıtlaSil
  3. Hadis leri çuvala koymuşsun.Kendin çal kendin oyna.Cihad, katil yolu değil. Mehdi, Nebi S.A.V. gibi hem ilmi hemde silahlı cihad yapacak.Onun iki bayrağı vardır, kırmızı yeşil.Kırmızı olan Türk Bayrağı, Yeşil olan Resulullahın sancağı....neyse..hicri tarihlerindede hatalar var miladiye çevirirken...

    YanıtlaSil