.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

21 Ekim 2015 Çarşamba

YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK EDEN YE’CÜC VE ME’CÜC


Kur’an, 40 ayrı insan tabakasına hitap eder. Yani hem peygambere, hem ashabına, hem Mehdi’ye, hem mezhep imamlarına, hem kutuplara, hem evliyaya diyerek 40 kadar insan tabakasına hitabı vardır. Kur’an muhkem ayetleri ile hükmünü açıkça bildirir. Müteşabihat ayetler vasıtasiyle de milyonlarca mesele ve hadiseye ezeli ve ebedi işareti, ihbarı, delili, dikkat çekmesi vardır. Bunlardan biri de ahir zaman.

Ahirzaman ve kıyamet artık bu alemlerin sonudur. Kur’an deccalleri aşağılamak için onlara yer vermez. Belki zımnen işaret eder. Mazide inkar-ı uluhiyet fikrinin mümessilleri olan firavunlara ve nemrudları ise ibret alınması için ve onlarla mücahede ve mücadele edenleri kılavuz kılmak için bahseder. Ama Kur’an deccallerin ürünü olan Ye’cüc ve Me’cüc taifesinden nedense açıkça ve serahaten bahseder. Çünkü o taife (kavim) tıpkı dinsizlik cereyanlarının neticesinde ortaya çıktıkları gibi istikbalde yine çıkacaklar. Ona işaret eder.

İlginçtir Kur’an iki ayrı surede bu ifsad ve fitne taifesinden bahsederken Kehf Suresi’nin 94. ayeti ile o taifeye özel olarak temas eder ve bozguncu manasında “mifsidun” olarak niteler ve örnek verir: “Ey Zülkarneyn,' dediler. 'Ye'cüc ile Me'cüc yeryüzünde bozgunculuk ediyorlar. Sana bir vergi versek, onlarla bizim aramıza bir sed yapar mısın?”

Yani bir mazlum var bir de ilahi mesajın temsilcisi var. Ahir zamanda da böyle olacak. Yani insanlığın vahşet ve bedevilik döneminde daha medeni olan kimselere bozguncular musallat olur ve Zülkarneyn’den imdat isterler. O da bir rivayete göre Moğol ve Mançur kabilelerinin güneylerindeki Çin’e ve Çin Hindi’ne saldırmalarını önlemek için bir sed inşa ettirir. Bir rivayete göre böyle bir seddin Kafkasya’da da oradaki bozguncun kabilelere karşı bir sed oluşturur. 

Sonra Kur’an Enbiya Suresi 96-97 ayetlerinde ise şöyle buyurur: “Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va'd olan (kıyamet) yaklaştığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkâr) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, «Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik» (diyecekler).”

Bu ayetler Kehf Suresi’ndeki ayetlerle birlikte mutalaa edildiğinde ahir zamanda Ye’cüc ve Me’cüc denilen müfsid ve bozguncu taifelerin Deccalizmin bir ürünü olarak ortaya çıkacağına işaret ediliyor.

Tabi ayetler yalnız bir zamana ve vakte işaret etmez. Bütün tarihte bu tip hareketlere işareti vardır. Vasfını açıklar ve çaresini gösterir. İşte ahir zamanda inkar-ı uluhiyet fikrinin musallat olması ile hayatın bütün safhalarında inkar ve bozgunculuk başlar. Bunlarla mücahede etmek ise Mehdi ve cemaatine ait bir vazifedir. Bu vazifede Mehdi’nin çalışması sonucu inkar-ı uluhiyet fikrinin yok edileceği ve onun Ye’cüc ve Me’cüc’e yani anarşı ve teröre hazırladığı zemini tamir edeceğinden o taifenin de önüne sed çekilir.
Burada bir husus var. Sed kelimesinin sedden ve seddün olarak iki okunuş şekli var. Sedden insan eliyle yapılan engele verilen isim ki, Kehf Suresi’nde işaret edilen Zülkarneyn bunu yapar. Bir de Sed kelimesinin seddün olarak okunuşu var ki bu da iman ile kalplarda oluşan manevi settir. İşte ahir zamanda dinsizlik cereyanının kalplerdeki sedde yıkması ile Ye’cüc ve Me’cüc denilen anarşi ve terör taifeleri ortaya çıkar. Bunun üzerinde duralım..

Ahir zamanın hizmeti, Hz. Mehdi ve talebelerine yani onların temsil ettiği şahs-ı manevisine aittir. Çünkü Deccaller fitnesi yalnız İslam dünyasını değil bütün cihanı küfür ve anarşi felaketine sürükleyecek. İşte Rahmet-i İlahi, Hatem-ül Enbiya Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselamın ve Al-i Beyti’nin varisi Hz. Mehdi’yi vazifelendirerek beşeri dünya ve ahiret felaketinden kurtaracaktır. İnşaAllah.

Bu zat öyle biridir ki hiçbir mezheb imamı, hiçbir kutub, hiçbir velayet-i kübra sahibinin bilmediği ve yapmadığı bir hizmeti icra edecektir. O da küfr-ü mutlakı bütün neticeleriyle bertaraf edecektir. Ne ile? Bunun sırrını sadece Hz. Peygamber ve damadı ilim beldesinin kapısı Hz. Ali (ra) biliyordu.

Bir gün Hz. Peygamber Hz. Ali’ye (ra) bazı ilmi sırları anlatır. Hz. Ali (ra) bunu ümmete açıklamak istediğinde Hz. Peygamber mani olur ve “Hayır o ahir zamanda senin neslinden gelecek biri bu sırları açıklayacak” buyurur.

Evet o sırlarla dini-i mübin hitam edecek. Çünkü Kur’an Hz. Peygambere nazil olmuş. Hz. Ali’nin (as) cehdiyle anlaşılmış, ama son hakikatini Hz. Mehdi söyleyecekti. Bu da Hz. Mehdi’nin de programı olan Kur’an’ın mucizeliğine mazhar olan Risale-i Nur’dur.

Çünkü imanın bütün rükünlerine inkarın olduğu bir zamanda, Kur’an iman hakikatlerini ikna ile akla tesbit ettirerek izah ediyor.

Risale-u Nur’da nakil yoktur. Tevil yoktur. Beşeri ilimlerden aktarma yoktur. O doğrudan doğruya Kur’an hakikatlerini vasıtasız olarak izhar eder. Öyle ki, bu vesileyle tevhid dini Hz. Mesih’in destek vermesiyle bütün cihana hakim olur. O zaman da Hıristiyanlığın teslis inancını kırarak tasaffi etmesiyle aslına rücu eder ve İslami ile omuza omuza gelmesi gerçekleşir. Zaten Allah’a iman dünyanın her bucağına ulaşmadan kıyamet kopmayacaktır.
Ahir zamanın hastalıkları nedir? İnkar-ı uluhiyet, ahiret hayatını inkar, Resullere inanmama, kitapları dinlememe. Ve neticede beşer saadetini kaybeder buhranlara, krizlere, bunalımlara düçar olur. Firavunlaşan ve neredeyse hayvanlaşan nefisler yüzünden hayatı yaşanmaz hale getirir. Üç büyük savaş, 100 milyona aşkın ölü, yıkalan şehirler, çekilen açlık ve sefalet, hep bir fitne ve ifsad sonucu ortaya çıkar.

Yani “komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ederek” huzuru, saadeti ve istikrarı bozar. Bununla nasıl baş edilecek. Yani Kur’an’ın tabiriyle kalplerde imanla inşa edilen manevi sedlerin yıkılmasıyla ortaya çıkan Ye’cüc ve Me’cüc’e yeniden nasıl sed çekilir? Vahşetin ve bedeviliğin hüküm sürdüğü bir zamanda fiziki sedler inşa edilerek medeni hayat korundu. Ya ahir zamanda ? O zaman yepyeni i sedlerin inşası gerekir. Ve Mehdi elindeki hakikatle yani Risale-i Nur ile buna bir yepyeni bir manevi sedd-i zülkarneyn inşa eder. Bu da silahlı ve maddi cihad ile değil manevi cihad ile, yani Kur’an’ın gayba iman hakikatleri ile.

Bediüzzaman dinde lakaytlığın ve ihmalin anarşiye yol açacağını daha 31. Mart vak’ası sırasında görerek laubali milliyetçilerle vatanseverleri ikaz etmiş. Hatta insanlığın anarşiye teslim-i silah edceği ihbarını o zaman söylemiş. Ve öyle olmuş. Nasıl mı? Osmanlı’nın dağılmasından sonara da kemalistlerin ve devrimbazları da uyarmış. Ancak özellikle 2. Cihan Harbi sonrası gelişen hadiseler, bunu kuvveden fiile çıkarmaya başlamıştı. Nitekim Bediüzzaman 1947’de 20 yıl sonrası ve 50 yıl sonraki dehşetli anarşi ve terör tehlikesine dikkat çekmiş. Bunun tokatlarının çok ağır olacağını belirtmişti.

İlginçtir Bediüzzaman Felak Suresi’nin işareti ile ilk büyük deccalin Cengiz-Kubilay çiftinin olduğunu ebcedi olarak ispatlamış. Felak Suresi’nin tefsirinde şöyle der: “Yalnız mânâ-yı işârî cihetinde bu sûre-i azîme-i hârika, "Kâinatta adem âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz" Peygamberimize ve ümmetine emrederek, her asra baktığı gibi, mânâ-yı işarîsiyle bu acip asrımıza daha ziyade, belki zâhir bir tarzda bakar, Kur’ân’ın hizmetkârlarını istiâzeye dâvet eder. “

İşte Ahmed Feyzi Kul bu görüşe destek olacak riyazi çalışmalar yapmıştı. Ve üstadının desteklemişti.

Dinsiz felsefeden doğan beşeri ve hayatını alt üst eden dinsizliğin yayılması belalara yol açacaktı. O belalardan birisi de” Hristiyan Dinini mağlub eden ve anarşiliği yetiştiren, şimalde çıkan dehşetli dinsizlik cereyanı (komünizm) bu vatanı manevî istilâsına karşı Risale-i Nur bir sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’anî vazifesini görebilir.” Mektubat ( 482 )

“Anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyesine çevirir. Âhirzamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cücün komitesi, anarşistler olduğuna Kur’an işaret ediyor.”Emirdağ Lahikası-2 ( 159 )

Bu durumda “saadeti ancak ve ancak hakikat-ı Kur’aniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmağa vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-yı ecanibden ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.”Emirdağ Lahikası-2 ( 24 )

“Bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir: Birincisi; merhamet.. ikincisi, hürmet.. üçüncüsü, emniyet.. dördüncüsü, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek.. beşincisi, serseriliği bırakıp itaat etmektir. İşte Risale-i Nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı vakit, bu beş esası temin edip, asayişin temel taşını tesbit ve temin eder.” Kastamonu Lahikası (241)

Şimdi kalkıp ülkemizi 50 yıldır ateşten ateşe kaostan, kaosa atan ve 4 darbeye yol açan terörist olayları Kur’an’a muhalefetin sonucu olmadığını iddia ederek “KESİNLİKLE MEHDİ VE KIYAMETLE ALAKALI DEĞİLDİR. BU TARZ PROPAGANDA MÜSLÜMANLARI PASİFİZE ETME PROJESİDİR.” demek nice olur. Ya gaflet ya da cehalet. Hele Cengiz Han ve taifesinin Türkistan’dan Mısır’a kadar olan bölgede yakıp yıkmadığı alt üst etmediği yer bırakmamışken. İyi de Kur’an bunu tarif ediyor. Ayrıca Bediüzzaman ebcedi işaretlerini vermiş. Hem Hz. Ali’nin (ra) hem de Gas-ı Azam’ın (ks) ihbarıyla.

Bediüzzaman Şualar’da Felak Suresi’nin tefsirini yaparken bu surenin “mânâ-yı işarîsiyle bu acip asrımıza daha ziyade, belki zâhir bir tarzda bakar, Kur’ân’ın hizmetkârlarını istiâzeye dâvet eder. “

Şimdi 3. Melheme olarak bildirilen ve 1990’da batılı ve NATO’nun düşman ilan ettiği İslam’a saldırmak için uyandırdığı anarşi ve terörle ile dini ve ırki etnisiteleri çarpıştırarak yeni bir istilaya hazırlanıyor. İşte sununla da mücadele iman ve Kur’an hakikatleri ile Mehdiyet’in ana vazifesidir. Bediüzzaman Türkiye’ye hariçten gelen iki tehlikesine işaret ederken bunun dinsizlik ve anarşi ile terörün olduğunu belirtmiştir. Bu tehlike şimdi İslam ülkelerine de yayılmıştır. Cezayir’din Hazar olan kadar bölge alev alev. Bununla Mehdi ve Mehdiyet mücadele etmeyecek de ne yapacaktı? Hele ki, Hıristiyan ve İslam aleminde iki deccali cereyana yataklık eden Siyonistlerin fitne-fesadı meydanda iken.

Şimdi ittihad-ı İslam zamanı. Bütün İslami grup ve cemaatler ve tarikatler Mehdiyet’in şahs-ı manevisini temsil ederek. Bununla mücadele etmek zorundadır. Bu da imana, İslam’a hizmete ederek sulh ve emniyete destek olmakla mümkündür. Sonrası ise mis gibi. 



15 yorum:

  1. Şahsı manevi diye bir şey yok.
    Yecüc mecüc seddin arkasındadır. Vaktini bekliyor.
    Ayetler açıktır. Hadisi şerifler açıktır.

    Şam da bir şeyler oluyor.
    Mehdiyet başlangıcı, hz insanın nuzülü ve yecüc mecüc istilası ile başlayacak olan büyük alametlerin arefesindeyiz.

    Geçmişte bir şey olmadı.
    Daha yeni başlıyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Kur’an ezeli ve ebedi kelam olması hasebiyle gaybın tercümanı, kainatta ve alemlerdeki oluşumların izahını yapar. Nasıl anlaşılır? Tabi ilimle. Cehaletle değil.

    Kur’an’ın her bir ayetinin mana mertebeleri vardır. Zahiri, batını, haddi ve muttalaı vardır. Ayrıca bu her mertebenin de füruatı, işaratı, dal ve budakları. Bunları nazar-ı itibare almadan konuşmak ilme suikast gibidir. Çünkü her bir ayetin 16 mana mertebesi oluyor ve 40 ayrı insan tabakasına hitabı. Ya her ayetin bütün Kur’an’a bakması, her bir ayetin yeni manalarla birleşerek yeni manalara işaret etmesi.

    Mesela Kur’an Allah’ın eli der. Allah yarattıklarına benzemeyeceği için bu el ne anlama gelir. Burada ilahi muradın insan anlayışının seviyesine inerek bir teşbih veya mecazla anlatımı vardır. Gerçekte Allah’ın eli yoktur. Çünkü o bize benzemez. Kur’an’ın bir de Sırran tenevverat olarak aydınlatması ve bilgilendirmesi vardır.

    Şimdi ayet diyor ki zamanı gelince Ye’cüc ve Me’cüc çıkar. Niçin çıkar? Çünkü deccalizmin yaydığı küfrü mutlak insanlardaki imanı yok eder. Kalplerdeki Allah inancını yıkar. O zaman insan esfel-i safilin derecesine düşer. Ve de vahşileşir. Ve çevresine kanlı dehşet salar. Bu fesaddır. Fesad, fitnenin ileri aşamasıdır. Kanlıdır. Anarşist ve terörist bu fiili icra eder. Ahir zamanın 3 büyük dehşetinden birisi budur.

    Kur’an südden diyor. Yani beşer eli ile yapılan değil, manevi sedlerin yıkılmasına işaret ediyor. Ki insan olarak yaratılan mahluk fesadla kan döküyor. Ki biz 50 yıldır bunun ceremesini çekiyoruz. Terör ve anarşi ilk bizde görüldü. Bunu idrak için mecazdan, teşbihlerden kurlup tefsire tabi olarak bihakkın anlamaktır.
    alki şimdi maddi seddin ne hükmü var. Uçaklar, füzeler, bombalar var.

    Sonra Hz. Mesih’in nüzül etmediğini nereden biliyorsunuz? Mehdi ve Mesih herkesin tanıyıp bileceği kimseler değil. Bütün alem-i İslam sömürge idi. Onların ?istiklallerini kim iade etti. Avrupalı sömürgeci güçleri kim çekti? Ve islam ülkeleri bağımsızlığını kazandı. Nasıl oldu? Her şey sizin ilminize tabi değildir.

    Bütün dünya anarşi ve terörden muztarib. Bu anarşist ve teröristlerin menşei neresi? Bir nevi manevi sed olan demir perde geresinde deccallerin rejiminde gelişen inkar fikriyle yetişen nesiller dalga dalga dünyaya yalıdı. Müteşabih ve mecazlı rivayetleri avam yani ilmi olmayanlar gerçek sanırmış.

    Rivayete göre Ye’cüc ve Me’cüc bir seddi yıkarak çıkacak. İyi de Kur’an o yıkılacak sed için seddün diyor. Yani fiziki değil, manevi sedlerin yıkılmasına işaret ediyor. Ve eski zaman çapulcu-talancı gruplar gibi gün gelecek her yeri yakıp yıkacaklar. Peki şimdi ne yapılıyor? Öyle olmuyor mu? Rivayetler perdelidir. Gaybi ancak Allah bilir hakikati sebebiyle gaybi hadiselere mecazla işaret edilmiş. Onu tevil için de avam mertebesinden çıkıp ilmi noktadan hadiseye bakmak lazım. Mesih ile Mehdi birleşecek Ye’cüc ve Me’cüc’ü yok edecek. Nasıl? Kalplerdeki sedd-i iman ile. İman sahibi terörist olamaz. Değil mi? Bu zamanda bütün ünlü teröristler nedense hep İslam coğrafyasından çıkıyor. Neden acaba?

    YanıtlaSil
  3. İlim ve hadisat-ı ilahiye size tabi değildir. Şahs-ı manevi yok derseniz. Cehlinizi ortaya koyarsnız .Çünkü ilim indi ve kıt anlayışınızı doğrulamakla yükümlü değildir. Kelimelerin manaları da. Kelime hazinesi de. Lügatlar da.

    O mahilerin ki derya içre deryayı bilmemeleri gibi ümmet-i Muhmamd’e tabi olacaksınız, ki o ümmet bir manevi şahsiyettir, sonra da “şahs-ı manevi yoktur” diyeceksiniz. Bu yanlıştır. Ümmet-i Muhammed bir tek fert gibi davranmıyor mu?

    Nedir şahs-ı manevi? Bunu inkarın en birinci sebebi rivayetlerdeki benzetmelerin, mecazların bire bir gerçek olduğunu yani ayniyle vuku bulacağını sanmaktan ileri geliyor. Buradaki incelik şu:

    Ravi, zamanının insanına o zamanın idrak ve idraki ile gaybı anlatacak. Ama bizi de uyarıp bilgilendirecek. Bu neyle olacak? Eşek gibi adam dendiğinde adam eşeğe benzemez. Eşek özelliğine sahip demektir. İşte o eşek özelliğine sahip biri gelince, ki fizyonomi olarak eşekle benzerliği yoktur, o haberi verilen kişi olduğu anlaşılır. Bunu da herkes bilemez. İhtisas işi.

    Bu tarifi sıkça ve medeni hayatta yaygın oluşu sebebiyle kullananların başında gelen Bediüzzaman’dır. Bediüzzaman Osmanlı döneminde telif ettiği Sünuhat adlı eserinde kullanır bunu ilk defa:

    “Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhit idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.
    Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mücanis olup, bir şûrâ-yı âliye-i ilmiyeden tevellüt eden bir şahs-ı mânevî olmak gerektir. Tâ ki, sözünü ona işittirebilsin. Dine taallûk eden noktalardan, sırat-ı müstakîme sevk edebilsin. Yoksa fert dâhi de olsa, cemaatin ferd-i mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır. Şu mühim mevki, böyle sönük kalmakla, İslâmın ukde-i hayatiyesini tehlikeye mâruz bırakıyor. “

    “Müteaddit (sayısız) eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı mânevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet, imtizâc edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.” Sözler

    “Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahısların dehası, ne kadar hârika da olsalar, cemaatın şahs-ı manevîsinden gelen dehasına karşı mağlûb düşebilir”

    Zamanımızda fertlerin değil şahs-ı manevi hükmündeki partilerin, şirketlerin, cemaatlerin, ekiplerin bir gücü olduğu görülüyor. Kaldı ki dinimiz cemaatleşerek ibadet edilmesini tavsiye ederken bunun daha makbul olduğunu belirtiyor.

    Geçmişte bir şey olmadı derseniz adama gülerler. 1960-80 arasının ilk 10 yılında öğrenci anarşisi ile ikinci yarısında ise öğrenci teröri sebebiyle, ekonomi durdu, siyaset zora girdi, halknı huzuru kalmadı. Her gün 5-10 can kaybediliyordu.. Sonra PKK terörü çıkı. 30 yıldır uğraşıyoruz. 500 milyar dolar paramız gitti, 50 bin kişi öldü. Millet olarak hop kalkıp hop oturuyoruz. Yani senin evinde bomba patlamayınca bir şey olmamış mı oluyor.

    Zülkarneyn mahlasını almakla bu işin uzmanı sayılmazsınız. Ve oturup mesnetsiz yorum yapamazsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. abdurrahim bey...

      çok haklısınız. uzman sayılmayız bu konularda tabiki. 25 sene önce kıyamet alametlerine merak saldığımızda o zaman piyasada bulunan kitap ve mecmuadan fikirlerimiz ve görüşlerimiz oluştu. bu kitap ve mecmualar iki elin parmak sayısını geçmezdi. bu mecmuaların çoğu ehli sünnet hadis kaynaklarından paylaşımlarda bulunuyorlardı. hepsinin içeriği ise aynıydı. sadece bir cemaate mensub bir kitap vardı. bu kitapda saidi nursiyi anlatıyordu ve 5. şua ve kastamonu lahikası ile o zaman tanıştım.

      bazı konularda hayret içinde kaldım. halifeyi yıkan şahsın süfyani olduğu inancım yıllarca sürdü. özellikle şapka inkilabı ile deccalin alnında kafir yazılacak hadisi şerifindeki mana çok önemli bir nokta idi. islam olan ümmetler sarık takarken, o kişi kafirlerin sembolü olan şapka yı kafasına takmış ve alnının ortasında kafir'liğini tüm dünyaya ilan ediyordu. müslüman olan, imanı olan müslüman, o şahsın alnına baktığında kafir yazısısını harfler olmadan okuyabiliyordu. Hilafetin kaldırılması ise islam tarihi sürecindeki en büyük ihanet idi. Ümmed ilk defa bu kadar şiddetli bir fitneye maruz kalmış ve o şahsın islama yaptığı bu ihanet hiç bir dönemde bu kadar şiddetli ve etkili olmamıştı. süfyan bu kişi olmalıydı. bu şekilde düşünüyordum. hatta üstad bediüzzaman saidi nursi hazretleri bu kişiyi öldürmek istediğinde bunu yapamıyacağını anlamış. süfyan i ortaya çıkmış ve görevini tamamlaması için izin almıştı. üstad iman'a yöneldi. süfyan görevini yapacaktı. engel olunamaycaktı. İmanı kurtarmak için çalıştı, çalıştı.

      Diğerleri onu mehdi ilan ettiler. Şahsı menevisi mehdi ve cemaat ise ordusu idi. risale nur ve talebeleri bu ordunun en baştaki aktörleri.

      Hz isa ise o zamanlar komünizm'le savaşan hristiyan devletler ve ortakları idi. hatta komünizmle savaşan hristiyanlar deccalin fitnesi karşısında mağdur oldular. zulüm gördüler. ve büyük deccal olan komünizm ve meteryalizmin ordularıyla savaştılar. Deccal ordularıyla savaştıkları için ölenlerin cennetlik olduklarını söylediler. deccale karşı savaştıkları için hristiyan bile olsalar cennete garantilemişlerdi. Bu ifadelerden sonra o kitabı sobanın alevlerine teslim ettim. Amerika ve hristiyan dünyası hz. İsanın şahsi manevisi olamaz idi. Risalei nurlarda Hz. mehdinin şahsi manevisi olamazdı.

      Bediüzzaman saidi nursi hazretleri yazdığı eserlerle insanları hidayete erdirdiği ve o zamanın insanlarının imanını kuvvetlendirdiği için bir rehberdir, önderdir. diğer önderler gibi küçük birer mehdidirler. ama ahir zamanın mehdisi değildirler. Hilafeti kaldıran şahısta süfyanilerden bir süfyandır ama asıl olan değildir.

      niye değildir onuda aşağıda yazalım.

      Sil
    2. asıl mehdi a.s. ve asıl en büyük deccal zuhur etmemiştir. zamanları belki yaklaştı, belkide yüzyıllar sonra. En doğrusunu Ellah c.c. bilir.

      dünyaya 4 kişi hakim oldu, 5. ise mehdi a.s. olacaktır. müslüman olanlardan hz. süleyman ve zülkarneyn a.s. ın olağan üstü ilimle kuşatılmışlardı. hz. süleyman cinlere hüküm ediyordu ve vezirlerinin öyle bir ilmi vardıki Belkısın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar ülkeler arası mesafeden anında hareket ettiriyorlardı. zülkarneyn a.s. ise bulutlarla seyahat eden ve en gelişmiş ilimlere sahip olan bir hükümdardı. aklımızın ve hayal gücümüzün almayacağı ilim ve teknolojiye sahip idi. son hakim olan Hz mehdi de böyle büyük bir gücün ve ilmin sahibi olacaktır. böyle olması gerekir. atilla yada osmanlı gibi değil. apaçık bir hakimiyet ve güç.

      Mehdi a.s. ın babasının ismi ve kendi ismi bellidir. şahıstır. fiziki özellikleri en açık şekilde anlatılmıştır. ruhi manevi de fiziksel özellikler olamaz ve insan gibi tarif edilemez. bu zorlamadır. Hz. sa da bu şekildedir. hadisi şerifler açıktır.canlı bir vücud şeklinde inecektir.

      yecüc ve mecücler gerçektir. moğol istilası, yada gelecekte gerçekleşme ihtimali olabilecek japon ve çin istilası olamaz. bu ırkların önünde set yoktur. çin seddi bile kendileri türklerden korunmak için kendi yaptıkları bir settir. zulkarneyn a.s. ın seddinin yeri belli değildir. yer altında yaşayan bir uygarlık yada uzaydan gelen bir topluluk olma ihtimali yüzdeyüzdür. saldıracaklardır. ve insanlar hz. isanın öncülüğünde dua etmekten başka hiç bir şey yapamıyacaklardır. saklanacaklardır. Ellah c.c. hz. isanın duasını kabul edecek ve o zamanın insanları yecüc ve mecücden kalan ganimetleri 7 sene boyunca yakacaktır. leşleri toprağa gübre olacak ve toprakdan çıkanlar çok verimli olacaktır. Hadisi şerfler nettir. açıktır. Kuranı kerimdede yecüc ve mecüc den haberler vardır.belki şöyle diyebiliriz. yecüc ve mecüc karakterli bir topluluk olan çinliler. ama sadece bu kadar. yecüc ve mecüc onlar yada avrupalılar filan değillerdir.

      mehdi a.s. ın karşısında süfyani çıkacaktır. şamdan çıkacaktır. o dediğin kişi osmanlının son zamanlarında şamda görev yapmıştır fakat, osmanlının bir subayı olarak orada bulunmuştur. fakat süfyani şamda zuhur ettiği zaman o zamanki şam ın sahibini devirecek ve 7-9 bayraklı devletler süfyaniye yardım edecektir. o kişi tekrar osmanlıya geri dönmüştür. şamdan çıkacak olan süfyani ıraka saldıracak bağdat, kerkük, kufe de katliamlar yapacaktır. o şahıs hiç bir şey yapmamıştır. diyebilirsinki o zaman şam toprakları osmanlı idi. doğrudur fakat süfyani samsun yada ankaradan değil özellikle şamdan çıkacak ve ırak topraklarına saldıracaktır.

      süfyani şamdan çıkıp faaliyete geçtiğinde karşısında horosandan siyah bayraklar çıkacaktır fakat böyle bir şey olmamıştır.

      süfyani ilk önce medineye, sonra mekkeye saldıracaktır ve ordusu çöle batacaktır. buda olmamıştır.

      süfyani siyah bayraklara yenilecek sonra yenecektir. olmamıştır. daha bir çok şey var, başlıca yukarıdaki örnekler bile süfyaninin o şahıs olmadığının kanıtıdır. fakat saddam, esad gibi küçük süfyanlardan bir süfyan olduğu aşikardır.

      risalei nurların maneviyatı vardır fakat bu maneviyat özellikle fgulen tarafından istismar edilmiş ve insanlar batıla yönlendirilmiştir. risalei nurlar kullanılarak insanlar mehdi a.s. çıkmış osa bile safında değil, karşısında durmaya zorlandırılmıştır. diyebilirsinki onlar temsil etmiyor fakat diğer gruplar çok küçük ve etkisizler. insanlar fgulen'in peşinden gidiyorlar.

      sayın abdurrahim çongürgör ağabey.
      sizleri eleştirmekle beraber yazınızdan kendime aldığım ve etkilendiğim yerler var. çok...
      fakat asıl meselerde bu şekilde düşünüyorum. batına değilde, zahire bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

      her şey batında değil, zahirde ve fantastik bir havada yaşayacağımızın aşikar olduğunu düşünüyor ve inanıyorum.

      selametle

      Sil
    3. Süfyani; Ürdün, Suriye, Filistin, Lübnan, Mısır, Türkiye, Irak, İran, Horsan (iran'ın doğusundaki ülkler), Hicaz ve Medine diyarlarını ele geçirecek ancak Mekke'yi doğrudan ele geçiremeyecektir - Mekke emiri onun emri altında hareket etse de Süfyani'nin ordusu o beldeye giremeyecek ve oraya kesin hakimiyeti gerçekleşmemiş olacak -. Bazı Batılı ülkeler ve Yahudiler Süfyani'ye yardım edecekler. Süfyani çıkınca dünya tamamen değişmiş bambaşka ve nüfusu tükenmiş bir dünya olacak.
      Hz Mehdi as, Deccal, Hz İsa as dahi yüzyıl başında gelecekler. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin ifade ettiği gibi; yüzyıl başından itibaren onların geleceğine dair ilginç emareler görülmedi ve İmam-ı el-Berzenci Hazretlerinin ifade ettiği gibi; tam yüzyıl başından 30 evvelinden 30 sene sonrasına kadar yüzyıl başı sayılır, şimdi dahi yüzyılbaşı biteli 7 sene olmuştur ve de rivayetlerde göre alametlerden biri de; onların neredeyse hiç anılmayacak kadar unutulmaları ve belaların her yeri kaplamasıdır, bir ara unutulmuştu bu mevzular, şimdi dünyanın çoğu yerinde görsel ve çoğunluk olarak basınsal-internetsel-nadiren tv'sel olarak bu konulardan bahsedilmektedir. rivayetlerde geçen alametlerden biri de her 200 senede bir mehdi'nin gelmesi olayıdır, hicri olarak geriye kalan yıllar 1600, 1800 ve inşallah son olarak da 2000.

      Sil
    4. Elinize yureginize saglik. Cok cok katildigim tespitler ve cok faydali bir yazi.

      Sil
  4. Yusuf Kaplan /Yeni Şafak
    İslâm’la savaşıyorlar! Küresel 28 Şubat geliyor!

    Küresel sistem, IŞID'i gösterip İslâm'la savaşıyor! Küresel 28 Şubat projesi geliyor adım adım!
    Hedef: Kitleleri İslam'dan uzaklaştırmak, sekülerleştirip içerden teslim almak!
    Ülkeleri, özellikle de Türkiye'yi kolayca parçalamak!
    Tam anlamıyla selefsizlik demek olan Suudi-yapımı İngilizlerin kuklası Selefileri kışkırtıyor, Şiilerin üzerine salıyor, yapay bir mezhep çatışması icat ederek İran'ın önünü açıyorlar.
    Bütün Arap dünyasında İhvan'ı bitiriyorlar!
    Kürtlerin İslâmî kimliğini yokediyorlar!
    Son kale Türkiye'yi vuruyorlar!

    Yazının devamı için link:
    http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/islamla-savasiyorlar-kuresel-28-subat-geliyor-2022574

    YanıtlaSil
  5. ırak hükümeti rusların ırakta operasyon yapmasına izin vermiş iran sonunda abdyi ıraktan atıyor sünnileri öldürüyorlar öldürecekler
    http://www.yeniakit.com.tr/haber/irak-parlamentosu-rusyaya-izin-verdi-102426.html

    YanıtlaSil
  6. Zülkarneyne Cevabımdır: Dedikleriniz doğru değildir
    1* Risale-i Nur’un bir iki yerini okumakla Risale-i Nur için veya adına konuşmak hatadır. Tamamı okunduktan sonra oluşan bir kanaate göre fikir beyan edilebilir. Ama bir konu üzerinde de Risale-i Nur’da ilgili bahisleri eksiksiz okuyup araştırarak bir görüş bildirme mümkündür. Bediüzzaman bir kurs görür gibi 15 ay müddetle Risale-i Nur’u okuyacak kimsenin bir alleme kadar ilim sahibi olabileceğini belirtmiştir. Tabi bunun için 2 özelliğe sahip olunması lazım 1. Osmanlıcaya vakıf olmak 2. İlmi idrak sahibi olmak.

    Risale-i Nur, Kur’an’ın arşından gelmesi ve ondan tereşşüh etmesi sebebiyle Kur’an’ın tarzını ve anlatım özelliğine sahiptir. Kur’an bir ayette açtığı bir konuyu başka surelerde veya ayetlerde tekrar bahseder. Çünkü önemli olan oradaki konu ve kıssa değil, Allah’ın o hadisede veya meseledeki esmanın tecellisini nazara vermektir. Yani Allah’ı şuunatı ile tanıtmaktır. Allah’ın bir yerde Hakim, bir yerde Kadir, bir yerde Rahim ismi tecelli etmiş ve o hadisede veya kıssada ona göre bir hüküm icra edilmiştir. Risale-i Nur da böyledir. Yalnız o vehbi ve sünuhat ve ilham üzere telif edildiği için müellifinin bir çok konuda üzerinde tasarrufu söz konusu değildir. Hatta bazı konularda kalem daha oynatamadığını belirtir. Yani Risaleler indi görüşe beyan etmez.

    Bediüzzaman Emirdağ Lahikası’nda ahir zamanda iman konusunda fetvanın Risale-i Nur’a ait olduğunu belirtir. Kur’an manevi mucizesi olması sebebiyle. Kur’an’ın 4 esası ve hakikatlerini izah ve tefsir ve tevil vazifesi de ona aittir. Burada bu vazife ifa edilirken temel unsur ihlastır. Dünyevi hiçbir makam, talep, fayda gözetilmesi asla ve kat’a söz konusu değildir. Sadece ve sadece rıza-yı İlahidir.

    Bunları kaydettikten sonra Bediüzzaman’ın meselesi Mehdi ve Mehdiyet falan değildir. Sadece ahir zamana ait kavram ve hadiseleri açıklaır. Bu da tali hedeftir. Esas mesele Kur’an ve imanın elmas hakikatleridir. Bu konulara ise gereği ölçüsünde temas edilir. Ve Mehdi ve deccal konusu Risale-i Nur’da belki 40 belki 100 yerde birbirine bağlı izahı vardır. Bunların hepsini bilmeden ve anlamadan Risale-i Nur’un Mehdi ve Mehdiyet’le ilgili bakış açısını anlaşılamaz ve konuşulamaz. Ve 1300 yıldan beri hiç kimse onun kadar vukufla tevil edememiştir. Çünkü geçmiş için bu mesele gaybidir. Sadece ihbarı yapılır. Ama Hz. Ali (ra) ve Gavs-ı Azam’ın (ks) işaretiyle Risale-i Nur’un bunu yapması için yüzlerce yıl önceden teşviki vardır. Çünkü o fitne-fesad onun muasırıdır.

    Risale-i Nur’un vazifesi ise, ahir zamanda dinsiz felsefenin tahrip ederek adeta gönül ve kalp ve akıllardan söküp attığı Allah’a iman noktasındaki Rabb-ül Alemi’ni isim ve sıfatları ve tecellileriyle anlatmasıdır. Öyle ki bugüne kadar hiç üzerinde durulmayan, hatta sadece Hz. Muhammed (asa) ve Hz. Ali’nin (ra) bilebildiği bir hakikati maharetle izahıdır. Bu Mehdi’nin de esas vazifesidir. İnsanlığın akli, fikri, teknolojik ve medeni terakkisi sonucu elde ettiği ilmi delillerle Yaradan’ı akla tesbit ettirmesidir. Ki bu hakikat ile din nihayete erere. Yani nazarlar Mehdi’nin değil, Allah’a imana çevrilmesi hadisesidir.

    Kur’an beşerin ilmi sınırlarını, Zülkarneyn ile değil Hz. Süleyman’a cinlerin yardımıyla verilen mucizelerin üzerinden tayin ve nihayetini gösterir. O da ve en önemlisi eşya naklidir. Beşeri ilmin de hayatın da nihayeti budur. Ses nakli, resim nakli, bazı hayvanlara ait seslerin algılanması vs.

    YanıtlaSil
  7. 2* İşte ilmin nihai sınırlarına gelindiği bir çağda Risale-i Nur imana hizmet vazifesini, ilmin ulaştığı son merhaleye uygun olarak görür. Mehdi konusu ise işin tali tarafıdır. Bediüzzaman asgari 40 yerde mücmel olarak bu konuyu anlatır. Bir şartla imtihan sırrına riayeti ile. Mehdi’ye işaret eder ama isim vermez. Çünkü Mehdi herkes tarafından bilinmeyecek. Hatta o keşfedilecek ve ona gidilecek “Sen Mehdisin” denece o red edecek. O zaman Mehdi’ye nasıl bileceksiniz? Bir şartla: NUR-U İMAN ile. İkincisi o Deccalin hakimiyetinin en koyu zamanında, herkes gaflet içinde iken hizmetini görürü ve gider. Yani bir hidayet cereyanı başlatır. Onun hizmetini yaymak ve büyütmek ise cemaatine aittir. Tıpkı bütün resul ve nebilerin sahabelerinin ve vazifedar aktabın talebelerinin hizmetlerini yayması gibi .

    İşte burada çok ince bir kavram ortaya çıkıyor. Şahs-ı manevi. Şahs-ı manevi kavramı daha insanlık yaratılmadan Cenab-ı Allah’ın "Ben Adem’i (insanı) yaratacağı dediği zamandan beri var. Buradaki Adem şahıs değil şahs-ı manevidir. Yani insanlıktır. Avamın, ve geleneksel İslam’ın kavrayamadığı, önünde olup da göremediği, hatta içinde yaşayıp anlayamadığı gibi kavram.

    5. Şuayı okudum diyorsun ama anlamamışsın. Bediüzzaman o risalenin ön sözünde 5. Nokta ile bize kıstaslar, ölçüler verir. Nedir onlar? 1. İman bir imtihandır. Teklifleri, meseleleri gözle görülecek kadar açık ve net değildir. Kıyamet alametleri de öyle. İmtihanı geçen anlar. 2. Hz. Peygambere Allah tarafından verilen gaybi işlerin a.) Kimi tafsilatlı b.) Kimi muhkem, c.) Kimi özetle. Burada iman hakikatlerine girmeyen küçük hadise ve olayların Nübüvvet nazarında bir önemi yoktur. 3. Burası çok önemli. Sizin gibiler için özellikle. Teşbihler yani benzetmeler, mecazla ve temsillerle anlatılan hadiseler zamanla avamın nazarında hakikat sanılır, oysa o gaybi haber vuku bulduğunda ihbardaki gibi olmadığı görülür. O zaman inkar mı edilecek? 70 yaşındaki kafirin taşa benzetilerek”70 yıldırı yuvarlanan taş bugün cehenneme düştü” denilmesi gibi. Aynı husus Deccal-Mehdi-Ye’cüc Me’cüc için de geçerli. Çıkmışlar ama basiret fukaraları olanları hala arıyor. 4. Gaybi olaylar birçok hikmet ve maslahat gereği gizlidir. Ölüm gibi. Güneşin batıdan doğması hadisesi hariç. 5. Her iki deccalin zamanında meydana gelen harika olaylar telgraf, telefon, uçak, otomobil, füzeler, gibi olağanüstü haller onlara izafe ve mal edilmiş. Sani onların eseri gibi gösterilmiş.
    Bediüzzaman Süyfan’ın ileri karakollarının hurucu için 1241 yani 1826 tarihi verir. Büyük Deccal için ise 1763 yılında süper zengin Rothschild Yahudi ailesi, Yahudi uluları ve hahamlarını toplayarak dünya hakimiyeti için Deccal’in çıkmasına yardımcı olunması kararı alınır. Masonik hücrelere uyandırılır ilk darbeleri Fransiz ihtilali. Ve arkasından bütün ekonomik ve siyasi doktrinler hazırlanarak marksizmden liberalizme, kapitalizme kadar bir çok doktirin piyasaya sürülar ve 1897 Basel’de Siyonist devleti kurulur. İngiltere’de doğan ve Almanya’da hazırlanan Marksist doktrin 1917’de Rus ihtilali ile uygulamaya geçirilerek hakimiyetini kurar. Yani in inkar-ı uluhiyet rejimi başa geçer. Adı deccal. Şahıslar var. Bu cereyan 200 sene sürecek. Çünkü o bir şahs-ı manevidir.

    YanıtlaSil
  8. 3* Hz. Sülyeman, saltanatında kaç yüzbin kişiye hükmetmiş. Ya Zülkarneyn kaç bin kişiye. Nebukadnezar ve Nemrud da. Onların hükmettiği bütün dünya ön Asya’dan ibarettir. Dünya o zaman o kadarı meskunmuş. Şimdi dünyanın nüfusu 5 kıtada 7.5 milyar. Mehdi gelecek bu 7.5 milyar insanın başına geçecek ve hükmedecek. Ne yapacak? Enflasyonu mu indirecek, dolara mı güç verecek, yoksa herkse araba mı verecek, yoksa ev mi? Yoksa herkese maaş verip karnını mı dolduracak. Böyle ne yapacak?

    Yoksa cabbar askerlerden bir ordu kurup Hitler ve Stalin gibi “Ya canınızı ya hakimiyetim” mi diyecek? Yani ya ona imanı edilecek, yoksa sizi asar keser mi denecek. Bu Kur’an’ın “dinde ikrah yoktur” hükmüne aykırıdır. Ne yapacak? Mehdi, Mesih ile tevhidi yayacak. Siyasi topuzla mı, Nur ile mi? Neyle? Hz. Peygamber demiş ki: “Ben deccalin zamanında gelirsem onu bürhanla mağlup ederim.” Yani Risale-i Nur gibi bir eser olur, iman ve Kur’an hakikatlerini anlatır ve insanlar gönülden Allah’a inanır. Böylece tevhid dini hakim olur. İşte Mehdi’nin, bizim Türkiye’nin nüfusunun 100’de beşi kadar nüfusu olan bir dünya hakimi olan diğer 4 kimseden farkı budur. Vahşet ve bedeviliğin yaşandığı ve kuvvetle hükmedildiği bir zamanda. Medeni zamanda? İnsan neyle ikna edilecek? İhtilalciler gibi mi? PKK gibi silah dayayarak mı? Hani insana galebe icbar ile değil, ikna ile.

    Deccallerin huruç tarihleri kesinkes 1336 ve 1341’tür. Ya Mehdi ne zaman gelir. Hz. Ali, 19 harften oluşan Besmele’nin son harfi bitince yani mim’de Mehdi zuhur eder. Başka ne demiş “Arabi harfler Acemiye çevrilince Deccali bekleyiniz” demiş. İbni Arabi Mehdi’nin doğum tarihi olarak 1255 yılını vermiş. Kutb-u Şa’rani, Şeyh Aliyyul Havas da. Ancak Şeyh Bestami onların hesabını şemsi takvime dayanarak yapıldığını belirtir ve kameri takvime göre tashih yapar ve 1294 yılına işaret eder. Bu tarih 1194 tarihinde doğan 12. Kutub Mevlana Halid-i Bağdadi’nin boğumunun 100. Yılıdır. Yani 13. İmam ve Mehdi 13. İmam olarak 1294 tarihinde dünyaya teşrif eder.

    Bediüzzaman Kur’an hakimiyetinin sona eriş tarihi olarak İbrahim Suresi’nin 1. Ayeti’nin işareti ile Sultan Abdülaziz ile başlatır Sultan Abdülhamid ile sona erişini verir. Yani 1909. Ayrıca Rum mağlup oldu ayetinin ebcedi işareti ile de 1909. İbrahim Suresi 14. Suredir. Yani Mhedi’nin asrına işaret eder. O Surenin başında insanların severek dünya hayatını tercih ettiklerini bildirir. Bu da 1300 yıllar olan 14. Asırdır.

    Bediüzzaman ne demiş? 13. Yüzyılda deccalin ileri karakolları 14. yüzyılda deccaller çıkar. Hz. Ali, Gavs-ı Azam, Şeyh Bestami, İbne Arabi de 14. Yüzyıla işaret eder. Yani Dünyanın sonuna 300 yıl kala deccallerin ileri karakolları, yüzyıla sonra deccaller huruç ederek hakimiyet kurarlar. Mehdi ise hilafet sonrasına yani cebabire döneminde vazifeye başlar. Onun başlattığı hidayet cereyanı son asırda yani Mehdi’nin şahs-ı manevisi olarak hükmeder. Bu kadar açık.

    YanıtlaSil
  9. 4*Ama siz 20 ve 21. Yüzyılda mucizelerin talim ettirdiği harikaların icad edildiği zamandan kalkıp ilk çağ ve ortaçağ insanının idrak ve telakkisine göre yapılan benzetmeleri ve temsilleri gerçek olacak olarak algılarsanız hakikati bulamazsınız. Neymiş efendim, Battal Gazi gibi bir Mehdi ata biner neredeyse bu ye’cüc ve me’cüc ile deccalleri bulur asar keser ve bütün dünyaya hakim olurmuş. Bu mantığın medeni çağda karşılığını bulamazsınız. Çünkü medeni insanlara zulüm ve baskıyla decaller gibi hükmedilemez.

    Sonra Allah’a iman ne olacak. Zorla mı? Yani burhanla Allah’ı tanıtarak imanıbillah marifetullah ve muhabetullah mertebelerine böyle mi varılacak? Yani silahla veya siyasetle hükmederek mi mü’min yapılacak. Siyasi topuzu gören kafir o zaman münafık olur ve mü’min kılığında bir münafıklar cemiyetine Mehdiyet çağının hükmedeceğini mi sanıyorsunuz.?

    Kur’anda yaş ve kuru herşey vardır. Kur’an, imam-ı Mübin ve kitabı mübinin tercümanıdır. Hakikatlerini anlamak ve bilmek ahir zamanda ancak Mehdi ile cemaatine ait bir husustur. Onların oluşturacağı bir çekim ve cazibe merkezi ile ehl-i iman ve İslam ittihad eder. Nerede? Önce Süfyan’ın rejiminin olduğu ülkede. O bid’atkarane rejimini isılah eder. Sonra alem-i İslma’a yönelinir. Alem-i İslam’ın ittihadı noktasında seyyidler cemaati, yani Al-i Beyt’in şahs-ı manevisi mümesilleri olan seyyidlerin yardımıyla bu gerçekleştirilir. Ve Hilafet-i İslamiye tesis edilir. Bu Hilafet ise bir şura ile temsil edilir.

    Bediüzzaman’ın bir talebesi hadislerin gaybi ihbarının ebcedi hesabı ile Mehdiyet’in başlangıcı olaraki Mehdi’nin ilim tahsilinin başladığı tarih olan 1902’yi gösterir. 1952 ile iman faslından hayat faslına 2002 ile de 3. Faslın başlayacağını söyler. Mehdi’in zuhuru 1343. Yüzyıl sonra ne zaman 4.5 yıl sonra. Onun şahs-ı manevsinin hakimiyeti, ki bu hakimiyet dünyevi saltanat değil, Türkiye semalarında Ayasofya’nın ezan-ı Muhammedi’ye kavuşmasıyla fiilen başlar.

    Şu anda din adına silahlı bir grup ana deccalin yani Siyonist tahrikiyle dünyada İslamfobiayı körükleyerek fesad başlatır. Bunun başlangıç tarihi 1990. Yani 1411. Bu aynı zamanda 3. Melheminin başlangıcı. Osmanlı’yı dini ve kavmi etnisiteleri tahrik ederek yıkan ve deccaliyeti doğuran zihniyet aynı yöntemle ırki ve dini etnisiteyi kışkırtarak İslam’ın sonunu hazırlamak için hareket geçti. Bunun çıkış tarihi 1961’dir. Bu Ye’cüc Me’cüc taifesi çeşitli simler altında kan döküyor. Bunlar hayatı herc ü merce uğrattılar. Ne rahat kaldı ne huzur. Döktükleri kan, kan değil mi? Bunları görmeyecek ve kalkıp, Yecüc ve Me’cüc diye bir kavim varmış. Şimdi onlar seddin arkasında oturuyormuş. Seddi yıkıp herşeyi yakıp öldüreceklermiş. Çünkü misal Moğollarmış. Onlar gibi olacakmış. Temsil ve benzetme gerçek olsaydı eşek gibi adam sözünden kinaye bir çok insan eşek olurdu.

    Bediüzzaman iki şey daha söyler. Ravilerin kendi yorumlarını gaybi haber veren hadislere karıştırdıkları için konuya mutabık olmayarak mübhem hale gelmesinde rol oynadıklarını belirtir. Ayrıca evliyanın alem-i misalde aynı hakikate görmelerine rağmen söylemde ihtilaf etmelerini örnek verir. Böyle keşif ve ihbarların sebebi tektir? Sırr-ı imtihan.

    YanıtlaSil
  10. 5* Tarih boyunca 3’ü büyük 30 deccal gelir. Büyüklerin ilki Cengiz-Hülagü çifti, İkincisi Deccal-Süfyan. Ve 1525’te son deccal huruç eder. Bu deccal hakkında hiç rivayet yoktur. Tam bur esrar perdesi arkasındadır. Ama Süfyan’ın zihniyetinde biri olması akla yakındır.

    Ümmet-i Muhammed’en (as) ömrü 1500 senedir. Zekavet-i betralar daha ne bekliyor? Hz. Peygamber “Mehdi’nin adı beni adıma, babasının adı benim babamın adı ile mutabık” buyurmuş. Yani aynı dememiş. Mutabık. Mutabıklık ise Mehdi ile babasının adlarının ebcedi hesabı onlara uyar demek istemiş. Mutabık, muvafık bunu anlatır. Bir şey daha var. Mehdi’nin unvan ismi Hz. Peygamber’in isminin iki katı. Çünkü o Hazreti Peygambere ayna olması sebebiyle ebcedi değerinin iki katı olur. Aynadaki kendisi. Böyle olması sırr-ı imtihan gereğidir. Burada da yanılgınız isimleri aynı olacağını ifade etmeniz vukufiyet eksikliği.

    Cenab-ı Allah bir kulunu dünya nimetleri ile ahiret nimetleri arasında serbest bırakmış. O kulu ahiret nimetini seçmiş. O Hz. Peygamber. Resulullah önce yalnız kendisinin olacağını sanmış. Sonradan Mehdi’nin de öyle olacağını anlamış. Bu da Mehdi’nin bir din müceddidi olduğu ve dünyevi saltanatı olmayacağını gösteriyor. Yani Hz. Süleyman ve Zülkaneyn gibi siyasi ve askeri gücü olan bir saltanatı olmayacağını gösterir.

    5. Büyük halife Hz Hasan (ra) idi. Ama o manevi saltanatı yani hakiki saltanat için dünyevi saltanatı bıraktı. Mehdi onun yarıda kalan hilafetini tamamlayacak. Yani dünyevi hakimiyeti yoktur. O sadece iman ve Kur’an hakikatleriyle dini tecdit edecek. Ki onun öyle olması da “Her şeyi yapan Allah’tır” ayetinin de gereğidir. Cenab-ı Allah Hakim ve Rahim ismine mazhar Mehdi kulunun üzerinden Kur’an 4 esasından biri olan Tevhidin cihan hakimiyetini kurar.

    Sonra her iki deccale ait rivayetler birbirine karıştırılmış. Büyüğünki küçüğe küçüğün ki büyüğe. Hz. Ali sadece İslam deccali ve Mehdi olayına odaklanmış. Onlara ilgili ihbarları ve tavsiyeleri olmuş. Hz. Peygamber Deccallerin silahla, siyasetle, dünyevi araçlarla değil dini bürhanla mağlup edilebileceğini bildirmiştir ki. Risale-i Nur bunu yapıyor. Yani tevhid, ilm-i lediün ile cihana hakim olacak. Hıristiyan dünyasında tevhide yöneliş var. 1951'de Zülfikar Risalesini gönderir.1962 Vatikan Konsül Kararı ile İslamı Hak din olarak tanır. Ve 1984’te 114 kilisenin aldığı ancak necon-siyonist zihniyetin açıklanmasına siyasi iktidarlar ile önlediği karar. O kararda mabud-u hakikiye Müslümanlar gibi Allah deme de var. Bazı hadiseler zemini oluşmadan zuhur etmez. Tevhidin cihana hakimiyet zirvesi ise 1456. Yani 20 yıl kaldı. 2016 ve 2107 ehli basiret değil, ehl-i feraset için mühim hadiselerin başlangıcı olacak. Bu da 2019-2020-20121’de yeni inkişaflarla 1456’da Mesihiyet-Mehdiyet cemaatleri tevhidi cihana hakim kılacak. Mehdiyet burada baş rolde.

    Bunu anlamak için Risalelerin iyi okunması ve gayri münteşir mektuplarla Bediüzzaman’ın bir talebesinin yazdığı ve Risalelere şimdilik dahil edilen bir eserin okunmasıyla daha iyi anlaşılır.

    Lafın kısası şahs-ı manevi bir hakikattir. Peygamber var ama peygamberlik de. Resul var ama risalette, nebi var, ama nübüvvet de, halife var ama hilafet de. Biri biyolojik bir kişilik biri de onun şahs-ı manevisi olan cemaati.

    Hazreti peygamber en çok 120 bin kişilik bir ümmeti vardı. 4 halifenin sonunda bu rakam1.2 mliyona ulaştı. Abbaseler zamanında 120 milyona, Osmanlı zamanında 350 milyon kişiye ulaştı. Burada hepsine de Risaletin şahs-ı manevisi ile hilafetin şahs-ı manevisi hükmetti. Osmanlı’nın nüfusu 30 milyondu ama 350 milyon kişiyi temsil ediyordu. Yani hilafetin şahs-ı manevisi saltanat cihetinde 30, veraset-i nübüvvet noktasında 350 milyon kişiden oluşuyordu.

    YanıtlaSil
  11. 6* Şimdi Risale-i Nur’da Mehdi ve rivayetinin önemi için şöyle denmiş.

    “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş.”( 19 Mektup)

    Peki bu Mehdi kim ve nasıl gelecek:

    “Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…”( 29 Mektup 7. Kısım)

    Mehdi ve Süfyan şahs-ı manevileri karşı karşıya gelecek:

    “Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.(15. Mektup)

    Bak bu şahs-ı manevi neler yapacak?

    “Mehdî-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi olduğu…”(14. Şua)

    “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair1müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”( 29 Mektup Yedinci Kısım)“Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var...” (29 Mektup Yedinci Kısım)

    Üç vazife kimin işi?

    “Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”( Kastamonu Lahikası)

    Herkes onları tanıyamayacak:

    “Hem de o eşhasın (Mehdi ve Deccal) şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas, hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları, hattâ kendisi de bidâyeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.”(24. Söz)

    “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak...”(Emirdağ Lahikası)

    .“…Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir...”(Kastamonu Lahikası)

    Umarım mesele anlaşılmıştır.Din arştan gelir. Ama bazı hakikatleri sırran tenevverat şeklindedir. yani yaygara ve demagoji yapmadan anlatmaktır.

    YanıtlaSil