.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

10 Ekim 2015 Cumartesi

SURİYE ÜZERİNE NOTLAR

ABDÜRRAHİM ÇOKGÜNGÖR

10 Ekim 2015




Rusya’nın Suriye’deki son askeri harekatı sürpriz değildir. Rusya, kaç yıldır Suriye’de? Kaç yıldır üssü var? 2011 yılından beri halkını bombalayıp katliam yapan deccal müsveddesi Esed, savaş uçaklarını ve silahları kimden alıyor? Bu tablonun ortaya çıkmasının provokatörü veya gerçek müsebbibi kimdir? Kim?

“Ortadoğu” coğrafi bölge tarifi İslam ülkelerine göz koyan Batılı emperyalistlerin icadıdır. Bir hedef adıdır. Müslüman beldelere Siyonist katkılarıyla verdikleri isimdir. Aslında bu tarif üç kıtaya yayılan İslam devletlerinin hükmettiği coğrafyadır. 1200 yıl Emeviler-Abbasiler-Osmanlıların hükmettiği Asya-Afrika-Avrupa yahut Atlantik’ten Pasifik’e kadar olan Büyük İslam coğrafyasının adıdır.


Emperyalistlerin göz koyduğu bu topraklarda İslam Alemi’nin temsilcisi Hilafet-i Osmaniye hükmediyordu. İhanetler ve hatalar sonucu o devlet yıkıldı, İslam’ın siyasi hakimiyeti son erdi ve İngiliz-Siyonist sömürgesi oldu.

O yüzyıl Bediüzzaman’ın helaket ve felaket asrı olarak nitelediği Hicri 1300’lü yıllarıdır ve Deccaliyet asrıdır. Deccaller o asrın ilk çeyreğinde huruç etti. Bediüzzaman işte o asrın başında, (Ve Rum mağlup oldu) ayetinin ebcedi hesapla işaret ettiği 1909’da Süfyan’ı doğuran keyfi-küfrü-cebri-askeri komitenin örfi idare mahkemesinde dünyanın son 250 yılının dahili ve harici küfri fitnesine karşı şunu haykırır: “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır”.


Buna riayet etmeyen ve hilafet-i Osmaniye’ye sahip çıkamayan Müslüman milletler bedelini Batılı emperyalistlerin boyunduruğu altına girerek ödediler. Ve hala kurtulamadılar.


Bediüzzaman’ın ünlü rüyası Hac’da sükut etmişti. Çünkü Hacc’a yani ittihad-ı İslam’ın yıllık kongresine iltifat etmeyerek ihmal eden alem-i İslam cezasını 100 yıllık esaret ve zilletle ödedi. Müstakil devletçikler kurulduktan sonra da ittihad-ı İslam farz vazifesine riayet edilmeyince yeni ilahi tokatlar geldi. Sonuncusu Eylül’de beldet-ün emin olan mukaddes topraklarda iki facia yaşandı. Ve hemen arkasından İslam’ın kanayan 3 yarasından biri olan Suriye’de şer güçlerin eseri kanlı kaosa Rusya da perde gerisinden çıkıp dahil oldu. Bu beklenen bir hamle idi. Küresel sermayenin darbesiyle petrol fiyatlarının düşmesiyle geliri yarı yarıya azalan ve mali krizin eşiğine gelen Rusya’nın Putin’i, ABD Başkanı Obama ile görüşüp ülkesine döner dönmez hücum emrini verdi. Demek ki, ABD-Rusya bir konuda anlaştı. O zirveden Rusya’ya yeşil ışık yakıldı. Yani Merhum Mahir Kaynak’ın dediği gibi enerji yollarında kontrolü ele alacaklardı.


Rahmetli Kaynak vefatından 2 yıl önce verdiği bir röportajda “Amerika ve Rusya eski düzeni kurmak istiyor. Avrupa ise hakimiyet kurmak. Bölgedeki savaşın sebebi enerji yollarının kontrolü. O yüzden Türkiye’nin yeniden bir devlet olmasını engellemek istiyorlar. Ama direncimiz gayet iyi” diyordu. Kaynak o röportajında direncimizin sebebini Erdoğan’ın politikalarına bağlar. Ve gerçekten şimdi Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin öngörüleri doğrulanırken, Kader, İslam’ın kahraman ordusu ve kılıcı Türkler’in, Müslüman Arap kardeşini vurmasına hükmetmedi. Bütün provokasyonlara ve algı operasyonlarına ve zekavet-i betra muhalefetin iftira yağmuruna rağmen. Tıpkı 1990 Körfez ve 2003 Irak operasyonunda olduğu gibi. 

Hatırlanacağı üzere Türkiye, Ak Parti’nin ilk yıllarında bölge barışı için Suriye ile İsrail’in arasını bulmaya teşebbüs eder. Barış düşmanı İsrail anlaşmaya bir hafta kala 2006 Gazze operasyonu ile bu teşebbüsü sabote eder. Buna rağmen Suriye ile Türkiye arasında ilişkiler hızlara gelişir. Bir dizi anlaşma olur, ortak hükümet toplantılar yapılır. Amma ve lakin Türkiye’nin elinin Mısır, Libya, Tunus, Irak ve Suriye’de güçlenmesi birilerini rahatsız eder?

Örnek mi? Afrika’da Türk şefkat elinin gönülleri fethetmesi. Örnek mi bölge dengelerini değiştirecek müthiş bir teşebbüs: Türkiye-Suriye yakınlaşmasını fırsat bilen Katar, Avrupa’ya Türkiye ve Suriye üzerinden doğalgaz nakletmek ister. Tabi fesad odakları hemen faaliyete geçer. Suriye iğfal edilir ve kandırılır. O İran ve Irak’taki Şii yönetimi ile doğalgazını Avrupa’ya nakli için yeşil ışık yakar. Yıl 2009-2010. Bu teşebbüsler Büyük İsrail hayalini kuran İsrail’i fena rahatsız eder. Küresel sermayeyi ve neocon çetesini fesad için devreye sokar.


O sıralarda neoconların canını sıkan bir gelişme olmuştu. ABD’de seçimi kaybetmişler, Obama Başkan seçilmişti. Küresel sermaye Obama iktidarını dünyada ekonomik kriz ile karşılar. Obama önüne konan bu krizle boğuşmak zorunda kalır. Bir dizi tasarruf tedbiri alır ve askeri bütçede kısıntıya da gider. Irak ve Afganistan’dan çekilmeyi planlar. Çünkü Irak bataklığı ABD’yi ekonomik olarak vurmuştu. 500 milyar dolarlık savunma tasarrufu için Afganistan ve Irak’tan çekileceğini açıklar. Ayrıca Demokratlar için Ortadoğu değil, Pasifikteki gelişmeler ve Çin’in güçlenmesi daha hayati bir tehlikedir.


Bu gelişmeler olurken, 2010 yılı sonuna kadar Türkiye-Suriye ilişkileri düşman çatlatacak seviyedeydi. Ama bölgenin enerji kayaklarına göz koyan dünya devleri ve çıkar şirketlerinin menfaat çekişmesi yüzünden hava bulutlandı, Suriye gerçekleri göremedi ve gerilim bir anda tırmandı. 2010’da Esed, İngiliz Sunday Times Gazetesi’ne verdiği demeçte İngiltere’yi Suriyeli muhaliflerini silahlandırmak istemekle suçluyordu. Ki aynı Esed kabul ettiği Türk gazetecilere Türkiye ile ilişkileri övüyor ve İsrail ile aralarındaki ihtilafı çözmek için Türkiye’den en iyi ara bulucu olduğunu söylüyordu.


ABD 2011 yılı sonunda Irak’ı terk ederken, Suriye’de Esed yönetimi demokratik haklar isteyen halkına karşı sert askeri tedbirleri artırır. Türkiye’nin bütün uyarılarına rağmen reformlara ve demokratik düzenlemelere bir türlü yanaşmayan Esed, demokratik haklar için ayaklanan halka katliama başlar. Mesele uluslararası plaforma ve BM’ye taşındı.


Suriye, bir anda Sovyetler dönemindeki saflaşmaya yol açtı. Bir yanda Rusya-Çin-İran, öbür yanda ABD ve Avrupa ülkeleri. Öyle ki bu saflaşma Ukrayna’da bir süre sonra patlak verecek olayların temeli sanki Suriye’de atılıyordu. Alman-Rus enerji işbirliğine rağmen gerilim ilk orada başladı. Almanya, Rus safında ABD safına doğru yol almaya başladı. Merkel-Rasmussen fitnesi ile Ukrayna krizi patlak verdi. 


Suriye’deki gerilim bir anda 2003’teki gibi bölgedeki haritanın değişim sinyalini vermeye başladı. Olaylar her gün artan yoğunlukta tırmandı. 2012 yılında Seul’de yapılan zirvede Batı dünyası Suriye için kararlılık gösterisinde bulunurken, ABD biraz isteksiz davrandı. 2011 Aralık ayında güçlerini çektiği Irak bataklığından sonra Suriye bataklığına düşmek istemiyordu. Obama sadece “Şam’da elçiliği kapattık” diyerek ilgisizliğini ortaya koyuyordu. Ve o günden sonra tutarsız ve isteksiz bir tutum sergiledi. Ama Obama Irak’tan çekilirken neocon-siyonist çete DAEŞ’e kurgulayıp sahneye sürdü. Suriye bir anda Ye’cüc ve Me’cüc’ü istilasına uğradı. Irak ve Suriye’nin neredeyse yarısını istila etti. Sınırımıza dayandı.

Türkiye ise Suriye’de yapılacak hür bir seçimle çözümü sona erdirmeyi teklif etti. Davutloğlu’nun 9 saatlik Esed ile yaptığı zirvede ona yaklaşan tehlikeler konusunda izahat verip çözüm teklif paketini açıklıyordu. Esad’a “Askeri operasyonlara son ver, asker kışlasına dönsün, reformlara biran evvel başla” dendi. Esed ikna olmuş görünüyordu. Ama Davutoğlu’nun ayrılmasında sonra Rus-İran ittifakının sözünü dinledi ve bildiğini okudu. Artık ok yaydan çıkmıştı.


Enerji nakil yolları için kartlar karılırken 2012 yılının ilk aylarında Suriye’de artan devlet terörü üzerine aralarında Suriyeli Türkmenlerin de bulunduğu yüzbinler Türkiye’ye göçe başladı. Eylül ayında ise Suriye-Rusya “zafere kadar işbirliği” kararı alıyordu. Yani İran-Rusya-Suriye ittifakı batılı ülkelere meydan okuyordu. Aynı gün ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey Ankara’ya gelerek “Afganistan’da Taliban’la siz savaşın. Suriye’de El Kaide örgütüyle mücadele için de devreye girin” diye Türkiye’den müdahale talebinde bulundu. İlginçtir Obama ve demokratlar üzerinde etkili olan Pentagon’un bu isteğine Ankara’nın yanaşmaması üzerine alçakça algı operasyonları sökün etti. Washington-Londra-Paris-Bonn Türkiye’yi İran ambargosunu delmekle suçladı. DAEŞ terör örgütüne katılacak militan geçişlerine göz yumduğundan tutun, silah ve para yardımı yaptığına kadar iftiralara yağdırdılar. Buna gezi operasyonu ve neocon-siyonist şebekesinin tetikçisi paralel devlet çetesi devreye sokuldu. Art arda iki yargı-polis cuntasının darbe teşebbüsleri oldu.


Bu yetmezmiş gibi Türk-ABD ve İngiliz istihbaratının faaliyetlerin kıskanan Almanya ise istihbarat örgütü BND de arenaya giriyor ve bilgi toplamak için bir istihbarat gemisini bile Suriye açıklarında demirletip kolları sıvıyordu. Onun da derdi enerji kaynaklarına 120 yıllık ulaşma rüyası. Kürt kartına maddi ve silah desteğine hız veriyordu. Suriye’de gerilim giderek tırmandı tırmandı. Bu arada Arap Baharı ittihad-ı İslam emareleri verip Türkiye’nin bölgede nüfusunu artırması korkuttu. Tunus, Libya ve mısır’da batılı provokasyonları sonucu karıştı. Darbeler art arda geldi.


Tahran-Rusya-Suriye ittifakına karşı batılı ülkeler DAEŞ kartına iyice sarıldı. Ve olaylar artan hızla büyürken Batılılar Türkiye’yi güç duruma düşürmek ve isteklerini yaptırmak için Kobani’de Kürt kartını açtı. Bu yetmezmiş gibi bu kez Güneydoğu’ya yöneldiler. Ve geçen yıl bu zamanlar ABD’de Neocon-siyonist odaklarından vurun-kırın talimatıyla HDP ve PKK ülkeyi karıştırmaya başladı. ABD’ye çağrılan Kürt liderlere ayaklanın sinyali verildi. 
O sıralarda Çeçenistan ve Türki devletlerdeki El Kaide ve benzeri grupları Rus istihbaratının maharetli yönlendirmesiyle bölgeye akın ediyordu. Batılı istihbarat servisleri bunu nedense kamu oyundan gizledi. Ama onlar da ülkelerindeki Müslüman gençleri DAEŞ’a katılmak için teşvik etti. Batılı ülkelerin de Rusya’nın da amacı sonradan anlaşılacaktı. Terör gruplarını Suriye’ye gönderip oradan temizlemekti. Rusya baştan beri kaosa müdahale edeceğini bilerek teröristlerini öldürmek için bölgeye göndertiyordu.

Hazar-İran-Körfez petrolünün Avrupa’ya taşınması kavgasında küresel sermaye, batılılar ve İran Türkiye’yi devre dışı bırakmak istiyor. İsrail de. İsrail enerji naklinde nazım ve büyük bir rol istiyordu. Ve bu amaçla fitne kazanını kaynatıyordu. Rusya ise Irak’ta çıkardığı petrolü taşımak için Suriye’de kontrolü elinde tutmak istiyordu. İran ise Şii Irak-Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşma hayali kuruyordu.


Bu arada kaos en çok İsrail’in emellerine hizmet ediyordu. Türkiye’nin bölgeye yönelmesi ve dümene geçmesi, Erdoğan’ın artan popülaritesi İsrail’i kahrediyordu. Peki sebep ne? Çünkü İsrail kendisini çevreleyen ülkelerin birleşmesini varlığı için tehlikeli görüyor. O çevresinde zayıf ve bölünmüş devletçikler istiyordu. Aslında İsrail, Türkiye’nin bölgeye müdahale edip kan kaosunda zayıflamasını ve ekonomik güç erimesini istiyordu. Ve bölünmesini amaçlıyordu. Ama o plan da tutmadı. Bu kez Avrupalılar, İngiltere ve küresel sermaye terör ve anarşiyi hortlattı.


DAEŞ, PKK, Kobani Kürtleri’ni el altında kışkırtırken ortaya çıkan manzara İsrail’i sevinçten kahkahaya boğuyordu. Ortalığın karışması en çok onu sevindirdi. Zaten onun amacı da bu ve küresel sermaye üzerinden bu planı tahrik ediyordu.


Putin BM toplantısı için gittiği New York’ta Başkan Obama ile görüştükten sonra Moskova’ya döner ve hücum emrini verir. İşin ilginç yanı iki hafta önce İsrail Başbakanı Netanyahu da Moskova’ya kadar gelip Putin ile görüşmüştü. Elbette Suriye operasyonu gündeme gelmişti. Çünkü İsrail de Esed’in iktidarda kalmasından yana. Nitekim İsrail’e dönen Netanyahu Rus operasyonu sonrası yaptığı ilk açıklamada Rusya’ya yardımcı olacaklarını söyledi.


İşin ilginç tarafı Rus operasyonunun zamanlaması. Arap ülkelerinin içinde bulunduğu sorunlar yüzünden ortam müsait. Türkiye’de hükümet kurulamamış, seçime gidiliyor. İran, ABD ve Batı ile nikah tazelemiş. S.Arabistan başına musallat edilen Yemen ile uğraşıyor. Yani şartlar Rusya’dan yana. Rusya bir anda hem kuzeyde Avrupa'da hem de güneyde ön Asya'da enerji havzalarını üçte ikisinin denetimini eline alabilecekti.

Mahir Kaynak Hoca'yı rahmetle anarız.

Şimdi ne olacak? Esed yerini koruyacak mı? Ne zamana kadar. Obama sonrası gelecek Başkan’a kadar mı? Yoksa ölünceye kadar mı? Ama Ukrayna pazarlığı sonrası oluşacak yeni durum veya Türkiye’nin takınacağı tavır mı belirleyici olacak. Türkiye’ye bir Rus saldırısı söz konusu olamaz. ABD-Rus çatışması da. Pazarlık yaptılar. 2016’da seçilecek yeni başkan mı karar verecek? Ama Türkiye’yi istediği kalıba sokamayan neocon ve Siyonist çeteler ile Batı’nın tahriki de söz konusu. Tahrik edip Türkiye’yi savaşa sürecek sonra da kaderiyle baş başa bırakacak. Bütün bu olaylar meselenin siyasi ve ekonomik cephesi.

Ya manevi cephesi? Birileri hemen Süfyani, Deccal, Mehdi hikayelerine sarılacak. Maziye ait ve artık istikbalde hükmetme geçerliliği kalmamış bu müteşabih rivayetlerle aktüel olaylarla karıştırıp kafa ütüleyecekler. 100 yıl önce İslam Alemi’nde yaşanan savaşlar, isyanlar, fitnelerin ve hilafetin batmasının yanında son olayların esamisi bile okunmaz. Unutmayın İslam Deccali o tarihte Şam’da vazifeliydi. Ve her şeyi yüzüne gözüne bulaştırınca Kudüs işgal edilirken o Medine müdafaasına son verilmesi emrini verip firar etti.


Şimdi esas mesele Mehdiyet’in vazifesine bağlı. 3. Fasıl ittihad-ı İslam ile Hilafet-i İslamiye’nin tesis ve alem-i İslam’ın toparlanması vazifesine bakar. Buna karşılık Mesih’in ve cemaatinin yapacağı katkılar söz konusu. Kimse oturup Mehdi gelecek masalvari işler yapacağını sanmasın. Alem-i İslam’ın kapısı Türkiye’dir. Her şey buradan başlayacak ve daire daire alem-i İslam’a yansıyarak yayılacak. Bu iş eninde sonunda İsrail’in başını yemekle sonuçlanacak. Nasıl mı? Hıristiyan alemi İsrail’in bitmez tükenmez fitnelerinden bıkacak. Ve tenkili için odaklar oluşacak. İşte o zaman Hz. Mesih cemaati siyasi tabloya son şeklini verecek. Bu ayrı bir yazı konusu. 3. Melheme’nin finali yani Armegeddon veya Hermecüdddin’in finalinin mahalli biliniyor. Zamanı?.


Ahir zamanın Melhemeleri 3’tür. Tamamı 100 yıl içinde olur ve biter. Hepsi Decaaliyet asrının işlerindendir. İlk Melheme yani 1. Cihan Harbi, üç imparatorluğu tasfiye etti. Bunların ikisinde Deccal ve Süfyan huruç etti. 1917 ve 1924. Bu iki tarihin 100’üncü yılına dikkat. Hem Miladi hem de Hicri. Bu ilk melhemeye hileyle karışıp tahrik eden, deccallerin fitnekarı ve provokatörü Filistin’de devlete kavuşmak isteyen siyonistlerdir. 1897’de Basel’de kurulan Siyonist devlet topraklarını istiyordu. İlk aşama müttefiki ve kendileri için vekaleten savaşan İngilizler’in Belfour Beyannamesi ile geldi. (1917) İngilizler Filistin’de Yahudi Devleti’ne yeşil ışık yaktı. 1924’te 2. kez teyid etti.


Ama olaylar arzu edilen neticeyi vermiyordu. Sabırsızlanan siyonistler İngiliz’i ikinci plana attı. Yeni vekil ABD tayin oldu. Antrenman verilip ABD devreye sokulur. Ve ırkçı Alman faşizmini arenaya çıkarıp 2. Cihan Harbi’ni fitnelediler. Bu ikinci melheme melhemelerin en korkuncu idi. Tam 100 milyon insan öldü. Ve ABD’nin katkılarıyla BM’nin fetvasıyla1948’de Filistin’nde İsrail devleti kuruldu. 2000 yıllık rüyaları gerçek oldu. Bitti mi? Olur mu?


“Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” Maide 64 “Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin” 2/60- 7/7.
1945 sonrası Komünist Deccali bir anda bütün dünyanın kabusu olur. Batının ittifakını istismar eden Yahudiler Kapadokya’dan Nil’e kadar arz-ı mev’ud peşinde koşmaya başlarlar.

Siyonistler devlet kurmanın sarhoşluğuyla 1955’te Müslüman Araplara saldırdı. İngiliz-Fransız birlikleriyle Süveyş harekatı ABD’nin müdahalesi ile engellendi. Ama İsrail rahat durmadı. Bu kez 1967 Haziran savaşı ile Kudüs’ü işgal etti. Bu İslam dünyasının gözünü açtı. Hele 1969 yılında Mescid-i Aksa’da bir Yahudi tarafından çıkarılan yangın İslam KongernasıTeşkilatının temelini attırdı. 1973 yılında Arap-İsrail Savaşı bir kez daha yaşanır. Bu kez İsrail Sina’dan çekilmek zorunda kalır. Ama imdada küresel sermayenin kurulması ve batıda neo liberaller iktidarların başa geçirilmesi ile İsrail baklayı ağzından çıkarır. Büyük İsrail için Yinon Planı. Yıl 1982. ABD’yi emellerine tam alet edemeyen Siyonistler 1975 sonrası Çin’i küresel sermaye ile devreye soktu. 3. Melhemede 3 devasa vekil kullandılar. İngiltere, ABD, Çin.


Düşük yoğunluk çatışmaların cereyan ettiği üçüncü melheme ise1990’da başladı. Necon-siyonist güdümlü baba Bush bir entrikayla Saddam’a Kuveyt’i işgal ettirir. 40 dünya devletinin katılımıyla Körfez Harekatı yapılır. 10 yıl sonra Beni İsrail’in Nebukadnezar tarafından Irak’a sürülmelerinin intikamının alındığı Irak Savaşı ile Yinon Planı yeni entrikalarla uygulamaya geçirilir. Ki O tarihten sonra ABD’nin diplomat ve siyasileri Ortadoğu haritasının değişeceğini hem de ülkemize geldiklerinde açık açık söylediler. Hedef Yinon Planı. İspatı mı?


Körfez harekatı ile başlayan ve şimdi Suriye’de 4 yıldır süren kanlı olaylar esas itibarıyla İsrail’in güvenliğini ve Büyük İsrail’i kurmaya matuftur. Irak-İran Savaşı, Afganistan’ın işgali ve kanlı çatışmalar, Türkiye’de PKK terörü ve amacı bu plana hizmettir. Şu anda iki ülkenin toprak bütünlüğü tehlike altında. Ve bu savaşlara müdahil ve destek olan bütün devletler, küresel Yahudi sermayesi ile neocon çetesinin desiseleri ve komploları ile harekete geçirilmiştir. İşin feci tarafı din kisvesine bürünen ve dünyevi menfaat ve küresel oyunlara alet olan bir cemaat 7 Şubat 2012 tarihinden beri Türkiye’yi mikser gibi karıştırarak krizlerle boğuşturuyor. 


Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ 2011'de M.Ali Birand’a televizyonda Türkiye’nin Irak harekatına katılmamasının faturasının, PKK terörü alınacağını ve açılımın başarıya ulaşamayacağını söylemesi çok manidardır. Bilir misiniz?. Türkiye 1975’ten beri silah ve teçhizat ambargosu altında idi. 28 Şubat’ta silah temini için ABD'nin teşvikiyle İsrail’e kapı kulu yapılmak istendi. Yıl 2002. TSK’nın silah ihtiyacının yüzde 9’u yerli. Yıl 2015. TSK’nın yerli silah ve donanımının yüzde 60'ı milli. 4 yıl sonra bu oran80-90’a ulaşacak. Son PKK operasyonlarnında kullanılan silahların tamamı milli imalat. Yani tedbir alınmıştı. Kim yaptı? Ak Parti. Muhalefet sadece dır dır etti. Cemaate de.

Yani o tarihte Demokratik Açılım’a rağmen PKK terörünün azacağının işaretlerini vermişti. Şimdi bu açılıma karşı çıkan ve HDP’nin yardımına kim koşuyor. Paralel yapı ve batılı yandaş sermaye ve basın. Geç kaldılar. O iş de bitiyor.


Arap Baharı’nın Libya-Mısır darbeleri ve Tunus’taki iktidar değişiklikleri, Yemen meselesi, Türkiye’de gezi olayları ve paralel yapının dış tahrikli darbe teşebbüsleri bir tek fitneye işaret eder. İslam ülkelerini kana bulayarak Büyük İsrail’i kurmaya. Bu hadiseleri Deccal-Mehdi açısından bakmadıkça anlaşılamaz.


Herkesi bildiğinin aksine Mehdi, Armageddon’u yapacak zat değildir. O savaş Mehdi’nin dini ihya hareketiyle Süfyan’ın mağlup edilmesi sonrasıdır. Yani Mehdi, alem-i İslam’ın kapısı olan Türkiye’de ittihad-ı İslam’ın tesisinden sonra sıra alem-i İslam’a gelir. İşte o merhalede Mesih veya cemaati tarafından Mehdiyete büyük bir siyasi yardımda bulunur. İslam Alemi’ndeki ihtilafların çözülmesinde desteği söz konusudur. Bu da Batılı bir ülkenin yardımı şeklinde tezahür eder. Sonuçta ise İslam’ın kahraman ordusu ve kılıcı gider Lut Gölü’nde bu son deccali öldürür. Yani siyonist devlete son verir. Kiminle Mesihi güçlerle. Bu savaşın cereyan tarzı da eski muharebelere falan benzememesi. Bir gece tırnaklarının sökülmesiyle gücü kırılacak Siyonist devlet çökecek.


Ve ancak ondan sonradır ki yeryüzünde her türlü darbede, terör ve anarşide ve fitnede şu veya bu şekilde parmağı olan bu şer devletin yıkılması hayırlı neticelere yol açacaktır. Bunlar da terör ve anarşinin sona ermesi, sulh-u umuminin tesisi ve iki büyük dinini yani İslamiyet ile tasaffi eden ve tevhide inkılap eden Hıristiyanlığın omuz omuza gelmesi söz konusudur.


Bediüzzazman Hazretleri 1930’ başında İslam’ın büyük şeairlerinden tesettür için telif ettiği risale sebebiyle yargılanır ve tek mahkumiyetini alır. İşte o tarihte çok ilginç bir müjdeyi üstü örtülü verir. Yıl 1935. Yani 80 yıl önce. Ne demek istediği yakında zamanda görülecek.


Ak Parti’yi batılı istihbarat ve şer odaklarının kışkırtmasıyla Suriye konusunda iftira sağnağına tutanlar Rus operasyonu ile çok fena şok oldular. Dünyadaki gelişmelerden habersiz, sadece batının üfürmesiyle düdük gibi ötenler apışıp kaldılar. Esed’e destek bile verenler de. Ama sonra anlaşıldı ki, bütün bunlar Türkiye’nin Suriye’de bir maceraya sürüklenip gücünün tüketilip Büyük İsrail projesine hizmet etmesine yol açacaklardı. Düşünebiliyor musunuz, dünyanın en büyük devleti ABD’nin askeri gücü Çin ve Rusya dahil 10 büyük ülkenin askeri gücünden daha büyük olan ülkenin Genelkurmay Başkanı Türkiye’ye geliyor ve kendileri için tetikçilik teklif ediyor. Hayır denince de sokak, yargı-polis cuntası; o biçim medya, ırkçı iki parti harekete geçiriliyor. Avrupalılar enerji havzalarına Suriye üzerinden geçirme hayalleri suya düştü. Mahir hocanın dediği çıktı. 


Doğalgazı Rusya, petrolü ABD kontrol edecek. İşte anlaşma bu. Merak konusu olan şu. Bu dağıtımda İsrail ne kadar karlı çıkacak. Çünkü Türkiye’ye yaptığı teklif Ceyhan’a enerjiyi getirin, dünyaya ben pazarlayayım. Türkiye ııh ııh deyince Ceyhan’a karşı Yafa’yı yani Gazze’yi devreye sokmaya kalkıştı. Bunun için Akabe Körfezi’nden Akdeniz’e kanal açmaya başladı. İngilizlerin de ortak olduğu bu paralel Süveyş kanalı için Londra’nın koyduğu sermaye 20 milyar dolar. Ve Suriye’de kaosun fitili ateşlendi. Çünkü İsrail Rusya ve İran ile petrol sevkiyatı için anlaştığı sinyali veriyor.

İşin hazin taraf zavallı Yahudi Rothschlid Ailesi. İngiliz’i devreye sokarak Hazara’a ulaşmayı 100 yıl sonra da beceremedi. Bilindiği gibi 100 yıl önce Troçkiye para verip ihtilal yaptırarak Hazar petrolüne konacaktı havasını aldı. 100 yıl sonra yine yanı akibete uğruyor. Bu sefer de Rus parmağı var. İşte Rothschild'lerin hazanı budur. Şimdi İsrail-İngiliz ittifakı üzerinden hesap yapıyor.


Bütün bu hengamede bütün tahriklere rağmen Ak Parti hükümetleri Suriye'de bir operasyona kalkışmadı. Sadece Türkmenlere silah yardımı yaptı. Yoksa katliama uğrayacaklardı. Bütün suçu batılı ve savaşan taraflara boyun eğmemesi. Yaptığı tek operasyon Şah Süleyman’ın mezarına taşıma. Bakın ABD ile İncirlik Anlaşması için mutabakata varınca PKK yuvalarını dağıtmak için Türk jetlerinin Irak’a girmesine batı ses çıkarmadı. Son Rus operasyonuna tepki gösteren Erdoğan’ın sözleri üzerine Avrupa nasıl yağcılığa başladı. Çünkü Rusya Suriye’ye hakim olursa petrol nakil projeleri düşmanlarının eline geçecek.


Onun dışında batının tetikçiliğini yapmadı. Bediüzzaman yıllar önce bunu gayb-aşinâ gözle görüp şöyle özetlemişti:


“Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Çünki Cenab-ı Hak bin seneden beri Kur’anın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat ârızalarla inşâallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir. Kılıncını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur. Kur’ana hizmetkar eder. Ağlayan alem-i İslam’ı güldürür.»


Komünizm sonrası İslam dünyasına yeni bir siyasi ve ekonomik sömürü saldırısı planlayan ve bunu Margareth Thatcher’in cadısının ağzından Iskoçya’da dile getiren Siyonist güdümlü neo liberal batılı iktidarlar, NATO şemsiyesi altında Müslüman Arapları, İsrail hesabına Türkiye ile vuracaklardı. 28 Şubat bu hedef için tasarlandı. Hatta AKKA anlaşmasına Güneydoğu’ya almayarak Kürt tahriki için zemin olarak kullanıp silah yığınağı yaptırıp arkasından Irak ve Suriye’de yaşanan kanlı olayları yaptıracaklardı. Ne oldu? Bunu kim önledi?


“Kılıncını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur” 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder