.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

14 Ekim 2015 Çarşamba

MÜ'MİN ŞU OLAYLARA NASIL BAKAR ?

Mehmet Ali BULUT / Haber 7
İmanın şartları 6’dır. Kuran’da geçen şekliyle 5 olmasına rağmen fukaha, “kadere imanı” yani bir “yazgının var olduğu” gerçeğini kabul etmeyi de imanın şartları arasında saymışlar. Son derece isabetli! Büyük bir rahmet!
Yoksa müminler de hadiselerin baskısı altında inanmayan ve her şeyi tesadüflere bağlayan kimseler gibi, bunalır ve zebun olurlardı. Her hadisei karşısında tir tir titrerlerdi. Ama kadere iman, onlara der ki, “korkma her şeyin dizgini Allah’ın elindedir. O senin Rabbindir. Rabbin ise rahmet ve merhamet sahibidir…
Evet, elbette olan bitenlerde insanların da bir sorumluluğu var. Hele insanlar eliyle gelen bela ve musibetlerde zulüm açıkça görülür. Bununla birlikte her olup bitenin, bir takdiri de içerdiğini her mümin bilir. Zaten mümin, her bir şeyin bir mukadderat çerçevesinde gerçekleştiğini, her şeyin dizgininin Allah’ın elinde olduğunu bilmek ve hayatını ona göre tanzim etmekle mükelleftir.
O yüzden de hadiseler karşısında –imanı nispetinde- titremez, korkmaz, sarsılmaz. Zira neticelerin halk edilmesi işinin Allaha ait olduğunu bilir ve ona göre hareket eder. Kendi işini yapar, Allah’ın vazifesi olan işlere karışmaz. Rahat eder.
İkinci olarak, her mümin, kıyamet kopacağını bilir. Kendi vücudu gibi, şu üzerinde yaşadığı dünyanın da – çünkü o da büyük insan olan kâinatın vücudunda bir zerredir- da bir gün öleceğini bilir. Hatta o büyük insanın da (yani evrenin de) bir gün öleceğini bilir. Hayatını o çerçevede tanzim eder. Olup bitenleri;  âlemin o maksada doğru akıp gittiğine işaret sayar, felaketleri ve hadiseleri gördüğünde sadece imanı artar! Çünkü vaat edilenlerin gerçekleşeceğine inancı tazelenir.
Kıyametin Kopmayacağına İnanan Mümin Var mı
İmdi, bu dünya hayatının, sona doğru yaklaştıkça karmakarışık bir hal alacağını bilmeyen bir mümin var mı?
Madem kıyamet kopacak, bu dünya harap olacak öyleyse onun gelmekte olduğunu gösteren çok emareler de olacak.
Size haber verilmedi mi “Bir gün gelecek, diğer milletler İslam ümmetinin üzerine sineklerin leşlere üşüştüğü gibi üşüşecekler” diye! Bunun da müminlerin, dünya hayatını ve lezzetini ahiret hayatına –hem de inandıkları halde- tercih etmekten kaynaklanacağını…
Size haber verilmedi mi zina yaygınlaşacak, fâiz almak vermek yaygınlaşacak, çalgılı âletler yani müzik dinleme ve yapma imkanı) yaygınlaşacak, her yerde içki içilecek, koyun çobanları, (Katar, Dubai, Kuveyt, Bahreyn vs)  binaları yükseltmekte birbirleriyle yarışacak…. diye!
Duydunuz! Size haber de verildi... Öldürme olaylarının çoğalacağı, toplu ölümlerin artacağı, depremlerin çoğalacağı, insanların kılık kıyafet ve suret bakımından değişeceği… Düşünsenize zamane gençlerini! Kendilerini ne kılığa sokacaklarını bilmez olmuşlar. Şeytana İblise benzemek için yarışıyorlar adeta!
Siz işitmediniz mi nenelerinizden dedelerinizden “Bir gün gelecek de insanlar giyinik oldukları halde çıplak sayılacaklar!” diye. Kadınlarımız, vücutlarını,  yatak odalarında eşlerine sunduklarından daha cömertçe, çarşıda, pazarda yabancı gözlere sunuyorlar…
Yalancı şâhitliğin çoğalacağı, gerçek şahitliğin azalacağı, kadınların birçok alanda erkeğin önüne geçeceği, Arap yarımadasına, yeşil otlakların ve ırmakların geri döneceği,  vahşi hayvanların ve cansız cisimlerin insanlarla konuşacağı. Hanginizin elindeki cansız telefon sizinle konuşmuyor? Evinizdeki cansız televizyon sizi anlıyor, ışığınız, kapınız, dolabınız sizin sesinize göre hareket edebiliyor… siz bunların hepsini biliyorsunuz zaten.
Şimdi bütün bunları size haber verildiği gibi yaşıyorsunuz garipsemiyorsunuz amma bir patlama çatlama olunca garipsiyorsunuz. Garipsemeyin. Size haber verilenlerin hepsini yaşayacaksınız!
Peki, İsrail devletinin kurulacağı, Kudüs’ün elden çıkacağı, Irak’ta bir ateşin çıkacağı, Yecüc ve Mecüc’ün, (yani PKK, İŞİD, El-Kaide gibi terör örgütlerinin) ortaya  çıkacağı, Müslümanların kendi kılıçlarıyla vurulacağı, yavmülmelhame (etin ete geçeceği, dünya nüfusunun büyük bir kısmının kıyıma uğrayacağı savaş) gününün geleceği, bunun Suriye, daha doğrusu Halep ve Reyhanlı (Amik Ovası) civarında olacağını duymamış mümin var mı?
Ve siz, en son Müslüman- İsrail savaşının aynı zamanda kıyamete kapı aralayacağınıda duydunuz! (İsra Suresi, 7. Ayet)
Bu dünyanın önünde sonunda harap olacağı, beş yaşındaki bir çocuğun bile dehşetten saçının ağarmasına sebep olacak hadiselerin yaşanacağı, yüklü develerin serbest kalacağı; yani yaşam dehşet, kargaşa, kaos, ölümler cinayetler ve tıpkı bugünün sanal animasyon filmlerinde görülen cinsten insanların birbirini cadde de pazarda yok ettiği, yaşamanın, cehennemi solumak kadar feci hale geleceği, insanlarda can kaygısından başka kaygı kalmayacağı ve bu yüzden de kimsenin mal ile mülk ile uğraşacak hali kalmayacağı… Ölüm korkusuyla kimsenin çarşıya, pazara, sokağa çıkamayacağı zamanların geleceğini de biliyorsunuz. Size söylediler, haber verdiler….
Ve bunun ekserisinin de dinini, diyanetini terk eden, inandığı halde dünya hayatının rahatını ahiret hayatına tercih eden Müslümanların başına geleceğinibiliyorsunuz biliyoruz…. Çünkü önce inananlar tükenecek. Hele siz bir 2063’lere ulaşın. Mümin olmanın ne büyük felaketlere gerekçe olduğunu göreceksiniz! İnsanlar modernlik adına, hayat adına müminleri sürek avı avlar gibi avlamaya çalışacaklar!  Bu da kaderin bir rahmetidir. Ta ki onlar daha sonra gelecek ve insan aklının taşıyamayacağı dehşetleri görmesinler diye…
Şimdi bu zaten bildiğiniz ve size haber verilmiş şeylerle karşılaşmaya başladınız. Ben size haber vereyim. Ankara’da yaşananlar küçük bir numune… daha büyük hadiseler olacak!
Kan ve Gözyaşıyla Yunuyoruz
Eğer dünya hayatına tapıyorsanız, haberiniz olsun o taptığınız şey elinizden sıyrılıp gidecek. Bırakmamakta ısrar ederseniz elleriniz de beraberinde parçalanır. Malum kıyameti müminler görmeyecek! Müslümanlar demiyorum, müminler diyorum. Defalarca yazdım, bugünün Müslümanı ayna zamanda mümin değil. Zaten bizler aynı zamanda mümin olsaydık, her şey farklı olurdu!
Geçen asrın başında ortaya çıkan ve süfyanın (islam deccalı) yaptığı manevi tahribatı eserleriyle tamir eden zatın İslam dünyasının üç temel marazından kurtulmak için biz bir yol bulamadık. O “Bizim düşmanımız cehalet, zarûret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı san′at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.” demişti.
Bunları yapamadığımız için şimdi kader bize bunları zorla yaptırıyor. İslam dünyası kendi iradesiyle yapamadığı şu işlerden dolayı cereme çekiyor, bir tür bedel ödeyerek temizleniyor. İçimizi istila etmiş, türlü türlü istibdat ve tefrikalardan kurtulmaya çalışıyoruz. Kanla gözyaşıyla yunuyoruz. Çünkü mümin temiz bir varlıktır. Hem hadesten hem necesten tâhir olmalı.
Şu sıralarda kan ve gözyaşıyla abdest alıyoruz. Maddi manevi kirlerden temizlenmek için.  Bunu yapmadan, bize taalluk eden ubudiyeti tahakkuk ettiremeyeceğiz.
Nedir o kulluk vazifesi?
Resulllahın, “Bir gün bile olsa –ki bu dünya saatiyle 40 yıl eder- benim soyumdan biri dünyada hükümran olmadıkça (yani ‘Kur’an hakiki manada insanlığa hâkim olsaydı nasıl bir yönetim olurdu’nun numunesini göstermek için) kıyamet kopmayacak”buyurmuş ya. İşte kader Müslümanları o görevi deruhte etmeye hazırlıyor.
Bu da zahmetsiz, kıyımsız, kansız olmaz. Cenab-ı Hakkın Kur’an’da ‘ke te be’  (yazıldı) diye andığı beş temel meseleden biri de ‘kital’dir. Yani inananların hayrı ikame etmek veya bir halkın kendi imkânlarını çoğaltmak için savaşmak zorunda kalacağı gerçeği! Beşerin varoluşsal reialitesi!  Namaz ve oruç da onun içinde ama sanırım insanlık bunu anlamadan göçüp gidecek!
Maalesef insan barış içinde paylaşıp yaşamayı beceremedi. İblis onun hakkındaki zannını gerçekleştirdi. Savaşmak mukadder oldu. O yüzden de bu İslam halkları, istila edilmiş yurtlarını, sinelerini, zihinlerini bedel ödemeden temizleyemeyecekler. Nasıl ki ahir peygamber “Sahibusseyftir”,  yani dinini yaymak için kılıç kullanmak zorunda kalacaktır, “âhir mehdi” dahi “sahibusseyf” olacaktır. O gelmeden önce asıl mehdi, onun adına zemin hazırlayacak, sonraki mehdi onun programı üzerinden hayatı tanzim edecektir… (İnşaallah)
İslam âlemi o zemin için hazırlanıyor. Çünkü Müslümanlar ona liyakatlerini kaybetmişlerdi. Şimdi istidat ikmali (upload) yapılıyor. Yeni şartlara hazırlanıyor. O yüzden de eski tüm yapılanmalar, anlayışlar, istibdatlar, kültür kaynaklı islamsı kurumlar, Kur’anın ruhuna aykırı yaklaşımlar yıkılacak. Köhnemiş bir binayı tamir ve tanzim etmek kolay değil…
Malum, sayısız milletler İslam’a dâhil oldular. Bunların her biri kendi cahiliyesinden bir şeyler de getirip İslam’a kattılar. Ve nihayet bu hale geldik. Şimdi bu vücut, bedenine girmiş tüm “zâid”ledirden kurtulmaya çalışıyor.
Her Şey Yolunda Gidiyor Telaş Etmeyin
Her şey yolunda devam ediyor. Ya mümince olaylara bakıp müsterih bir şekilde yaşayacak ve olup bitenleri –eğer size de bir görev düşmüyorsa- kemal-i surur ileseyredeceksiniz. Veyahut her dakikada başka ve yeni bir felakete şahit olup, Ay! Vay! Ah! Vah! diyeceksiniz!
Gerçi bu ahların, vahların, ayy ve vayların da kader nezdinde bir değeri vardır. NitekimBedizamman Divan-ı Harbi- Örfi’de, “Ümidim kavidir ki: çok masumların kalplerinden hararet-i hüzünle tabahhur (hüznün acısıyla buharlaşan) eden Ay! Vay! Ve Ah! lar rahmetli bir bulut teşkil edecektir” diyor ve bunun dahi rahmetin celbine vesile olduğunu söylüyor!
Ben size müminâne hali tavsiye ederim! Her mümin imanının kemali nisbetinde hadiseler karşısında tavır alacak. Hakiki iman sahipleri, yaşanan olayların şahsında,  Hz. Peygamberin ve Kura’nın yeni yeni mucizelerine tanıklık ederek imanlarını arttıracak ve kendileri için gayb olan meselelerin bir bir tahakkuk ettiğini görerek hayırlarını çoğaltacaklardır. Resulullah ne buyurmuştu, “Ben gaybı bilsem hayrımı çoğaltırım!”
İşte size gayben haber verilmiş olayların tahakkuk edişini izliyorsunuz! İman ile temaşa edin! Siz de hayrınızı çoğaltın! “Rabbimizin ve peygamberimizin haber verdiği hakmış!” deyin inancınızın gururunu yaşayın!
Bunu yapmazsanız, siz de hiç inanmayanlar gibi her hadise karşısında titrer ve helak olursunuz. Bu hiç de mümine yakışır hal değildir. Siz bulunduğunuz yerde imanınızın icabını yapmakla mükellefsiniz. Eğer vazifeli değilseniz, vazifeniz kulluğunuzu ve hayrınızı çoğaltmaktır. Çokça Tövbe ve İstiğfar edin, kardeşlerinize acıyla ve şefkatle dua edin.
Bunlar olacak ve sonunda Rabbin vaadi gerçekleşecek. Bütün bu coğrafyalarda Kur’an’ın hükmü hâkim olacak. Tabii ki bu yolda epey bedel ödenecek.  Allah, olacak bir işi gerçekleşmek isteyince kim mani olabilir ki! Amma “…ölen açık bir delil ile ölsün, yaşayan da açık bir delil ile yaşasın!” diye kudretini esbap perdeleri içinde gösterir(Enfal, 42). Yaşananları böyle görün.
Son bir anekdotla bu bahsi kapayayım. Yavuz Özüdogru kardeşimiz göndermiş… Bediuzzamanın talebelerinden Kastamonulu Ahmet Feyzi Kul abiden…
“Ülkemizdeki istibdat rejimi (yani cumhuriyet adı altında bize dayatılmış olan keyfi, küfri ve cebri -ve dahi askeri- rejim) yıkılırken -(çünkü bu aynı zamanda Avrupa sultasının da yıkılması anlamına gelir)- arap ülkelerinde karışıklık çıkacak ve Ankara’da da birazcık kan akacak!” (Kaynak, Risale-i Nurun Manevi Avukatı Ahmed Feyzi Kul, Nesil Yayınları, 2011, s 263)
Mümin olanlar için Rabbin hükmü açıktır. Allah onun üzerine sekinet indirmiştir. Kalbi her meselede Allah’ı gördüğü için huzur içindedir. Hiçbir hadise -velev inanmayanlar açısından tam bir bela ve musibet olsun- onları çökertmez, üzmez! Onlar Rableri katından rızıklanırlar da kendilerine verilenle ferah ve suru içinde yaşarlar.
Bu günlerde şu tesbihatı çokça zikretmekte yarar var:
Allahu Ekber (10 kere)
Ferdun, Hayyun, Kayyuk, Hakemun, Adlun, Kuddus. 
Fe enzelellau sekinetehu aleyhi. La yahzunuhumul fezeul ekber. Yurzakûna ferihîne bimâ âtahum. Selamun kavlen min rabbirrahim. Ya nâru kunî berden ve selaman. Lillezine âmenu huden ve şifâun ve nunezzilu minel Kurâni ma hüve şifaun ve rahmetun lil müminine. Vel hamdu lillahi rabbil âlemin!

8 yorum:

  1. Ahmet Feyzi Kul Abimizin anekdotunu Abdürrahim Çokgüngör kardeşimiz şerh ederse memnun oluruz...

    YanıtlaSil
  2. *Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiği üzere, bazı kavimler ceza olarak, maymun ve domuz suretine çevrilmiş ve fazla yaşamadan ölüp gitmişlerdir (Bakara, 2/65-66; bk. Razi İbni Kesir, ilgili ayetlerin tefsiri). Bazı alimler bu durumu mecazî olarak ele alıp, o insanların meshinin hayvan suretine çevrilmelerinin manevî olduğunu, ruhen o hayvanlara benzetildiklerini söylemişlerse de, alimlerin büyük çoğunluğu bu durumun hakikat olduğunu ifade ederler.
    *Mesh olan insanlar hayvan (maymun, domuz vb.) şeklindedirler; yani işlemiş olduğu günahın hayvansal şeklini bu dünyada onun insanî şeklinin üzerine giydirilmektedir ve mesh olan insana veya başka bir tabirle, hayvan kılıklı insan şekline dönüşmektedir.
    Kuran tefsircilerinin birçoğu, Kuran-ı Kerim'de geçen meshi gerçek mesh olarak bilmektedirler; yani günahkâr kimse gerçekten hayvan şekline dönüşmektedir. Ama bazı Ehl-i Sünnet müfessirleri bu çeşit meshi, insanın içyapısında olan mesh olarak bilmektedirler; yani günahkâr kimse hayvan şekline dönüşmemekte ama bu hayvansal kişiliğe sahip olmaktadır.
    Bir grup insanın mesh olmalarının illeti, onların işlemiş oldukları günahlar ve bu yüzden de diğerlerine ibret olmaları içindir. Rivayetlerden mesh olan kimselerin birkaç gün sonra yok oldukları anlaşılmaktadır ve günümüzde olan hayvanlar, mesh olan insanların soyundan değil, kendi asıl hayvani soylarındandırlar.
    *İbni Arabî [domuz ve maymun sureti ile ilgili] bu hadisle istidlal ederek dedi ki: "Geçmiş ümmetlerde insanların maymun ve domuz suretine dönüşmesi olduğu gibi, bu ümmetten de bir kısım insanların dönüşmesi muhtemeldir. Bu da ya zâhirî olur veya mânevî. Yani ihtimal ki, ahlak olarak maymun ve domuz gibi olurlar; İbni Battal dedi ki: Birinci ihtimale göre dönüşmek hakîkî, ikinciye göre ahlâkî ve mânevî olur. Yani mesh mecâzî manadadır.
    Bugün müslümanların zilletleri, müslümanlıktan dolayı değildir. Bilakis müslümanların İslama aykırı ahlak ve davranışlarındandır. Birçok büyük günahların işlenmesinde ar duymazlar. Evet, birçok ulema mânevî meshin devam ettiğini söylemektedirler. İbni Kayyim diyor ki: "Rabb Teâlâ'nın cezaları, hikmeti ve adaleti üzerine cârî olur. Aşikarede tam bir irtibatla günahlara alâkadar olmaları ve gizlide maymun ve domuz ahlakında olmaları sebebiyle hayvan suretine dönüşürler." İbni Teymiye de: "Bu ümmette mesh vâki'dir. Allah ve Rasûlune iftira ederekşer'î hükümleri değiştiren ulemâ-i sû' ve açıkta büyük günah işleyen, müskirat içen avam kısmı, dînin suretini değiştirdikleri için Allah Teâlâ da suretlerini değiştirir. Eğer bu mesh dünyada olmazsa kabirde, orada da olmazsa haşirde olacaktır." demiştir.
    Bozuk te'villerle haramı helal sayan birçok ehli ilim ve büyük günah işleyen birçok avamlar, bu işi çok hafif görmektedirler. İmam Aynî diyor ki: Ya bunlar Allah Teâlâ'nın haram kılmış olduğu zinayı, müskirâtı helal inanırlar. Böyle ise bunlar kafirdir. Ya da kalben inanmazlar; (elhamdulillah ben müslümanım demekle) İslam ismini haksız olarak kendilerine takarlar. Böyleler münafıktır. Yahud günahları çok hafif görürler. Bu da küfre çok yakın bir derecede fısktır (yani küfürdür).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. *İsmail ÇETİN hoca “terbiye-i nefis” adlı kitabında şunları söylemektedir; “Özellikle emmare nefis, değişik azalarla bir iş işlediğinde ruh mesh olup, işlediği işi kendisine galib olan hayvanın suretine dönüşür. Gazap itibariyle köpek- tazılaşır, şehvet itibariyle domuzlaşır. İsteğine kavuşması için nifak ve riya vasıfları yüzünden bukalemun, maymun ya da tilkileşir. Bütün bunlarda galib gelmesi için, helal haram demeksizin mideye celbettiği gıdalar sebebiyle diliyle otları karıştırıp yiyen inekleşir.
      Hırs, hased ve ihtirasından dolayı kurt olur. Faaliyetinde başarısız olursa akrebleşir, kendi kendini sokar- intihar eder. Başarılı olduğu takdirde, bir taraftan karga ve papağan gibi kendini temize çeker. Kırkayak gibi onunla göründüğü güzel ahlakla kamuflaj yapar ve zehirli yılan gibi sokar. İslam dininin aleyhine döndüğü için inkarını gizlemekle timsah suretine dönüşür ve ahtapot gibi gayrın kanını emmek için ona yapışır ve artık “ben” der, kendi kendine tapar yahut en çok korktuğu yahut en çok sevdiği gayrına tapar.”
      Görüldüğü gibi her bir günah’ın, kalbi hastalığın bir hayvani timsali vardır. Bu günahlar bizde galip geldiğinde manen o hayvanın şekline girmekteyiz.
      Eski ümmetlerde Allah’a isyan edenler bu şekilde zahiren farklı hayvan suretlerine dönüştürülüyorken Peygamberimiz (as)’in gelmesi ve kur’an'ın indirilmeye başlamasıyla birlikte Ümmeti Muhammed’e bir rahmet-i ilahi olarak suri mesh kaldırılmıştır. Ancak meshi manevi devam etmektedir.
      Meshi manevide, farklı günahlar işleyenler sureten hayvan şekline dönüştürülmeseler de manen hayvan şekline dönüştürülmekte ancak biz onları yine insan suretinde görmekteyiz.
      Hasan-ı Basri (ra); ahrette insan bedeni ve ruhuyla birlikte yaşamış olduğu hayvanın zahiri suretinde haşr olacaklarını ve orada insanın iç yüzü ne ise o yüzle görüleceklerini ifade etmiştir (terbiye-i nefis).
      Peygamber(as) efendimiz bir hadislerinde; “Sizden biri, rüku ve secdede başını imamdan önce kaldırdığı zaman Cenab-ı Hakk’ın, başını eşek başına veya suretini eşek suretine çevireceğinden korkmaz mı?” diyerek hem meshe işaret etmiş hem de namaz konusunda önemli bir adaba dikkatimizi çekmiştir.
      Gavs-ı Hizani Hz.leri şöyle buyurmuştur; İnsanda meshi manevinin iki belirtisi vardır. Birincisi kişiye vaaz ve nasihat tesir etmez. İkincisi de kişi işlediği günahlardan dolayı içinde hiç pişmanlık duymaz (Dr. Ahmet çağıl... yar ile şimdi. 225). Bunlar günahları işlemeye devam ederler.
      Manen meshe uğrayanları bizler fark edemiyoruz ama kalp gözü açık olan, feraset ve basiret ehli zatlar görebilirler. Nitekim tasavvuf ehli insanlar arasında meshi manevi ile ilgili olarak bir çok örnek anlatılmıştır.
      Bir gün Behlül Dane çarşıda insanların üzerine bevl eder. Bu insanlar da Behlül’ü Harun Reşid’e şikayet ederler.
      Harun Reşid Behlül’ü çağırıp, insanların üzerine bevl etmesinin sebebini sorar. Behlül ise insanların üzerine bevl etmediğini söyler. Harun Reşid, üzerine bevl ettiği insanların yanında olduğunu ve bunu onların söylediğini anlatır. Bunun üzerine Behlül Dane, Harun Reşid’in gözünün önüne cübbesini uzatır.
      Gördükleri karşısında Harun Reşid şaşırmış, adeta dili tutulmuştur. Çünkü, Behlül’ün cübbesinde biraz önce insan olarak gördüklerini şimdi farklı hayvanlar suretinde görmektedir. Yani Behlül Dane demek ister ki; benim üzerine bevl ettiklerim sureten insan olsa da manen değil. Cüneyd-i Bağdadi Hz.leri de bu konuda insanın suretle değil siretle insan olduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla suretten ziyade siretimize, gönlümüze, kalbimize bakmalıyız ki zaten Allah (cc) da bizim kalbimize bakmaktadır.
      Yıllar önce bir dergahta Molla İzzeddin isminde bir alim tanımıştım. Medresede hocalık yapıyordu. Bazen bizlerle sohbet ediyordu. Bir defasında şöyle söyledi; “Ben on dört yaşında bir mürşide gittim. O tarihten beri -şu vasıfta- olanları hiç insan suretinde görmedim” demişti. Demek ki bazı zatlar insanın gerçek sıfatı ne ise bizleri o halde görüyorlar. Kalbin iki gözü vardır. Birisi zahiri aleme diğeri ise manevi aleme açılır. Kimin kalp gözü manevi aleme açılmış ise eşyanın hakikatini görür.

      Sil
    2. *Bir insan kötü iş ve icraatları yaparken, Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri ona kötü sıfatlar taktığından ötürü; imanını alıyor, İslâm’dan çıkarıyor, sıfatını sıfat-ı hayvâniyeye çeviriyor, kalbini mühürlüyor, artık onu cehenneme gönderiyor.
      Allah’tan başka hiç kimse onun suretini bir daha çeviremez (Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri).
      *Suretlerin değiştirilmesi meselesine gelince, bu durum insan suretinin hayvan suretine dönüşmesidir. Bu dönüşüm de iki şekilde oluyor: Birincisi, maddi bir suret ve şekil değişikliğidir. Eski ümmetlerde birtakım günahları işleyen bazı insanların bu cezaya çarptırılarak domuz, maymun veya fare şekline çevrildiği olmuştur. Fakat daha sonra bunlar aynı gün ölmüşlerdir. Bir de manevi değişim vardır.
      İman nimetinden yoksun olan, hayat ve iffet nimetini kaybedip, utanıp sıkılmadan her türlü günaha dalan bu insanlar, her ne kadar insan kılığında görünseler de, yaptıkları günahlara göre manevî yönden çeşitli hayvanlara benzerler. Davranış, ahlâk ve karakter bakımından insandan çok hayvanı andırırlar.
      Günümüzde maddi bakımdan hayvana dönüşmek mümkün olmasa da, işledikleri sayısız zulümler ve büyük günahlar sebebiyle manevî yönden bazı hayvanlara benzeyen insanlar az değildir. Hadiste işaret edilen suretlerin değişiminin her iki şekilde de olması mümkündür (Mehmet Paksu).

      Sil
  3. 1*Ahmed Feyzi Kul çok değerli bir Nur talebesi. Bediüzzaman’ın ona “Nur’un Manevi Avukatı” rütbesini vermesi bunu anlatmaya yetiyor. Ahmed Feyzi’nin bir hususiyeti ise alim kişiliğin. Cifri ve riyazi ilmiyle ihbar ve keşifleri. Bediüzzaman’ın gerçek kimliğini cifir ilmine dayanarak keşfetmesidir. Onun Al-i Beyt mensubu olduğun kimse bilmezken riyazi delilerle bulan birisidir. Ahir zamanda hidayet cereyanının geçeceği safhaları ayet ve hadislere dayanarak riyazi delillerle açıklayandır.

    Şimdi M.Ali Bulut kardeşimizin yazısına aldığı o cümle tabiki önemlidir. Maksadı ne ola? Mesel bu. Bence onunla şunu anlatmak istemiştir. Hicri 15. Asrın başlamasıyla Alem-i İslam milletlerinin gerçek hürriyeti istemeye başladığı yıllardır. Batılı vesayetle iş başında bulunan diktatör ve diktatörlüklere isyanın tarihidir. Bu bölgede gözü olan ve bu uğurda yüzlerce yıldır vekaletlerle sahip olmaya çalışan Siyonistleri telaşlandırmıştır. Kur’an’ın işaretiyle her ihtilal ve darbeye dolap hilesiyle parmak bulaştıran bu kavim, İslam dünyasının karışmasında perde gerisine parmak bulaştıran gerçek suçludur.

    Şimdi gelelim Ahmed Feyzi Kul’a. Ahir zamanın en büyük fitnesi olan Deccaller ile onların ürünü Ye’cüc ve Me’cüc hakkında keşfiyatta bulunurken o birazcık kan sözlerini kağıda dökmemiş, ama bir röportajda üstü kapalı söylemiş..

    Yanılmıyorsam Ye’cüc ve Me’cüc olan anarşi ve terörün huruç tarihini ilk verenlerden biri Ahmed Feyzi Kul olmuştur. Bazı hadislerde bu taifenin “hamra” olarak rivayet edilen ve “kızıl tehlike” anlamına gelen bu cereyanın Marksist-Leninst menşeli komünist menşeli olacağına işaret eder.

    Anarşi ve terörü;
    1- Her nevi insani kıymetleri ve insan haysiyet ve hürriyetlerini ve her nevi iffet ve ahlak-ı milliyelerini red ve inkar eden,
    2- insanlığı her nevi necab-i ahlakiye ve insani kıymetlerden soyan,
    3-Mide ve şehvetinden başka bir şey düşünemez bir hayvan sürüsü halinde getiren,
    4- Bu mel’un cerayanın ayete-i kerimede işaret edildiği vecihle halen sedd-i Çin ve Kafkaslar’daki Derbend Seddi’nin arkasında tahassun ettiği (sığındığı) ve ayrıca Demirperde denilen manevi bir seddi de kendine siper yapan,
    5- Ve dünyayı istila ve insanlığı esir etmek için mütemadiyen hazırlanmaktadır” diye haber vermiş.

    Enbiya Suresi’nde bir ayete dayanarak terör ve anarşinin 1381 (1961)de huruç edeceğini de ta 1946’dan haber verir. Ki o tarihte Bediüzzaman bir CHP’li yetkiliye yazdığı mektupta “şimdiki günah tohumları ayıklanması 50 yıl sonra tokatları dehşetli olur” dediği zamanlar.

    Terör-anarşı meselenin dini yönü bu. Bunun siyasete ve dünya hayatına yansıması ise şöyle oldu:

    Bu tehlike ilk olarak Türkiye’de görülmüş. 27 Mayıs fitnesi sırasında ve sonrasında sokağa dökülen üniversiteli gençlikten doğan terör ve anarşi 1980’e kadar tam bir Ye’cüc ve Me’cüc vazifesi görür. (Adli istatistikler dünyada her 3 terör olayın birinin Türkiye’de cereyan ettiğini gösteriyor) Bu arada aynı cereyan Maocu kimliğiyle 1960’ların ikinci yarısında Avrupa’da da ilk örnekleri görülür. Ve yaygın bir hale alaraki bütün dünyaya yayılmıştır. Türkler arasında görülen bu taife 1970’lerin sonunda Kürtler’de PKK adıyla huruç etmiştir.

    YanıtlaSil
  4. 2* Böylece Deccal rejiminin demir perde gerisinde yetişen ideoloji, Süfyan’ın rejiminde ilk icraatını sergiler. Asayişi, huzuru ve hürriyeti tehdit eden anarşi olarak doğan bu tehlike daha sonra teröre inkılap ederek bizde Dev-Sol, Dev-Yol, DHKP-C, Acilci, PKK vs. adı ile görülür. Yıllar sonra İslam dünyasında ise El Kaide-Boko haram-DAİŞ gibi bir dizi isim altında ortaya çıkmıştır. Başlangıçta masum öğrenci hareketi iken bu kızıl tehlike 1990 sonrası batılı istihbarat örgütlerinin tahrik alanına girer. Yeni düşman ilan edilen İslam dünyasının başına bela edilir. Buna zemin hazırlayan ve tahrik eden siyonist-neocon şebekesi, bu terör örgütlerini bütün dünyanın başına bela eder. Bir maksada hizmet etmek için: İslam düşmanlığı. Bu Batı dünyasında İslamfobianın doğmasına sebep olurken, İslam dünyasında hem İslam düşmanlığını körükler hem de asayiş ve huzuru tehdit eden bir mahiyet alır..

    İslam ülkelerinin istiklallerini kazanmasından 50 yıl sonra Müslüman halklar bu kez gerçek istiklal için batı vesayetli diktatörlerden kurtulmak istediğinde bu defa neocon-siyonist-küresel sermaye şebekesi bu Ye’cüc ve Me’cüc taifesini kullanır. Hem sömürü için, hem de yoldaşları İsrail’in Kapadokya’dan Nil’e kadar olman coğrafyaya hükmetmesi için. Afganistan’da yakılan ateş ve Irak’ta 1 milyon Müslümanın canına kıyan savaş bunun eseri. Ardından Arap Baharı’nı çiçeklerini açmadan soldurur.

    İslam uyanış ve ittihad olursa Büyük İsrail kurulamaz. Öyleyse böl ve hükmet. İşte savaş ve terör bunu hizmet ediyor. Müslümanları terörize ettikleri evlatlarıyla vurmaya başladılar. Yinon Planı’nı siyonist-neocon şebekesinin maşa olarak kullandığı terörle gerçekleştirmeyi amaçladılar.

    2002 yılı İslam’ın yeni uyanışının başlangıcı olurken 2006’dan sonra Arap dünyasında bir Türk liderin rüzgarlarının esmesi şer cephesini telaşlandırdı. Hemen Arap ülkelerini hem de Türkiye aynı yöntemle karıştırılmak istenir. O da terör ve anarşi. Bununla AK Parti’yi yıpratıp eski vesayetleri olan partilerin önünü aşmak istediler. Terör ve anarşiye bir de ırkçılık kartını eklediler. Tabi cüzdanı kalabalıklar da ekonomiyi karıştırmaya kalkıştı,

    İşte Ahmed Feyzi Kul bunu kast etmişti.

    ABD 2011 Aralık ayında sözde Irak’tan çekildi. Ama ülkede çatışma tohumlarını yeşerterek. Bir düzine Amerikalı taşaron güvenlik teşkilatı faaliyetini sürdürdü. Neticede çok kocalı hürmüz olan DAİŞ ortaya çıktı. PKK da ve PYD de tuzu biberi oldu. Bunlar, İslam ülkelerinin yıkım proletaryalarıdır.

    Şimdi tekrar dini teşhise dönelim. Ne olacak bu İslam Alemi’nin hali? Sitede yer alan Bediüzzaman’ın yayınlanmayan “Mehdi Meselesi ve İseviler” mektubu buna ışık tutuyor. Bediüzzaman’ın Risalelerde bir çok yerinde bunu yansıtan görüşleri var. Şimdi o mektuptan bir bölümü okuyalım.:

    “Gerçi hakikat noktasında ahir zamandaki gelecek büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır. Ve bu nokta-i nazardan Risale-i Nur o zât-ı mübarekin veyahut onun cemaat-ı nuraniyesinin şahs-ı maneviyesinin çok vazifelerinden en ehemmiyetli vazifesi olan hakaik-ı imaniyenin isbat ve neşrini tam yapıyor.”

    YanıtlaSil
  5. 3*Yani iman ve hayat faslı ile 3. fasla (ki bu 2002’de başladı) zemin hazırlandığında Mehdiyet’e siyasi noktadan en büyük destek Hz. Mesih veya cemaatinden gelecekti. 20 yıl içinde. Onlar ne yapacak? Mehdiyet’in manevi hizmetine + Hz. Mesih de dahil olarak destek verecek?

    Bu ittifak geniş dairede 2 büyük hizmet görecek. İslam Alemi’nde ittihadı sağlamak ve tevhidi 1456 tarihine kadar bütün cihana yaymak. Bunun için bu ittifakın birinci hedefi dinsizlik ürünü Ye’cüc ve Me’cüc taifesini ortadan kaldırarak ana deccal Siyonizmi Lut Golü yakınında yok etmek. Bundan sonradır ki dünyada genel barış ve huzur sağlanacak. Yani Terör ve anarşi örgütleri temizlenecek dini-i Mübin dönecek.

    İşte küresel şer odakları bunu önlemek için İslam ülkelerini karıştırırken, İslami şuurun uyanarak ittihad etmesinde baş rolü olan Türkiye’yi terör ve anarşi maşasıyla kanla boğulmak istiyor.

    Demek ki, Ahmed Feyzi Kul hadis ve Kur’an’ın cifri işaratı ile elde ettiği ihbarı üstü kapalı anlatmış.

    Peki başarılı olacaklar mı? Bediüzzaman Emirdağ Lahikası’nda iki tehlike için çalışıldığın söyler: ”Biz, Risale-i Nur’la, bu memleketin ve istikbalinin en büyük iki tehlikesini def etmeye çalışıyoruz ve bilfiil çok emarelerle, hatta mahkemede de kısmen ispat etmişiz.
    Birinci tehlike: Bu memlekette, hariçten kuvvetli bir surette girmeye çalışan anarşiliğe karşı sed çekmek. İkincisi: Üç yüz elli milyon (şimdi 1.6 millyar) Müslümanların nefretlerini kardeşliğe çevirmekle, bu memleketin en büyük nokta-i istinadını temin etmektir.”

    Bu hizmetin fütuhatının geliniyor. Şimdi mesele seçimden bir güçlü hükümet çıkarmak. Çünkü Bediüzzaman’ın 1926 yılında 12, 13, 14, ve 16 yıl sonra diyerek verdiği haberin 3 devirde 3 hakikatli işareti vardı. Yani ehl-i küfrün ömrü ve zulmünün. Şöyle 1-2. Cihan Harbi’ndeki tokatlara 2. 1950’den başlayarak 1965, 1975 ve 1991 seçimleri tokatlarına 3. 2012’den itibarenki tokatlara.

    Mesut Zeybek buna dikkat çekmiş. “15 sizin oldu ama 16 bizim” Yani 2016 bir toparlanma ve 2017 bir zuhurat yılı olması söz konusu.

    YanıtlaSil
  6. 4* 2012’de 7 Şubat’ta Siyonist-neocon maşası Hasan Sabbah metoduyla çalşıan Paralel Yapı’nın darbe teşebbüsü önlendi. Hem de Rabbani bir yardımla. 2013’te Gezi provokasyonu ve 17-25 Aralık neocon-siyonist maşalarının 3 darbe teşebbüsü boşa çıkarıldı. 2014 ise hem mahalli seçim hem de Cumhurbaşkanlığı seçimi Siyonist-necon fitnekarlarının cümle emeklerini boşa çıkardı. 2015’te Yahudi asıllı ve neocon menşeli ve CIA mensuplarının bütün yüklenmelerine rağmen netice alamadılar. Şimdi son tuzaklarını tezgahlıyorlar.

    Irkçı liderin 7-8 Haziran gecesi ortada fol yokken yumurta yokken yaptığı iki telefon görüşmesinde aldığı talimatla erken seçim diyerek, ve herşeye no no no diyerek kaosun kapısını açmaya alkıştı. Halkçı-ırkçı ittifakını gizli bir örneğini verdi. Öyle ki 1 gün sonra ABD’deki neocon-siyonist odakların hepsi ayağa kalkıp bastırdı ve Ak Parti-CHP koalisyonu istedi. Niçin? Anladınız değil mi? Yukarda yazdım.

    Şimdi yeni seçime i gidilirken 2012’de ABD’ye çağrılan ve cumhurbaşkanlığı, gezi ve mahalli seçimler için taktik ve talimatları verilen Kürtçü tterörist mihraklar 2 yıl sonra bunu tekrarladılar. Ve ABD’den yeni talimatlarla dönen terörist Kürtlerin reisi hemen kan dökün çağrısı yaptı ve 6-8 Ekim olayları yaşandı, kan döküldü.

    Seçim arefesinde Diyarbakır’da bomba patlatıldı. 5 hafta sonra Suruç’ta bomba patlatılarak Kürt Ye’cüc ve Me’cüc’ne eylem startı verildi. Sonra 10 Ekim’de Ankara kana bulandı. İşin ilginç yanı düşman iki terör örgütü birbirinden haberli olarak bu sabotaj oyununda rol alması.

    Bunların hepsi yakında bitecek. Şöyle veya böyle. Mehdiyet-Mesihiyet devrede olacak. Şimdi imtihan zamanı. Ne imtihanı mı? Hendek imtihanı.
    Hendek muharabesinde Medine’de Müslümanlar, münafıklar ve Yahudiler diye 3 grup vardı. Yahudi ve münafıklar Müslümanları sürekli savaşmamak için taciz ettiler. Sonra bir tabii afetle çıkan fırtınada müşrik ordusu darmadağın oldu. Biz bunu Hendek’i 3 yıldır yaşıyoruz 3’ünü de kazandık. Kimin dik durmasıyla? Şimdi son imtihanda geriye kalanları göreceğiz.

    1 kasım dik duranların tesbit seçimi olacak. Kaos ve kan karşısında dimdik duranların sayımı olacak.

    YanıtlaSil