.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

28 Ekim 2015 Çarşamba

BEDİÜZZAMAN’IN AHİRZAMAN İLE İLGİLİ TE'VİLLERİNİN HAKİKATİ

Abdürrahim ÇOKGÜNGÖR

Zülkarneyne Cevabımdır: Dedikleriniz doğru değildir.

Risale-i Nur’un bir iki yerini okumakla Risale-i Nur için veya adına konuşmak hatadır. Tamamı okunduktan sonra oluşan bir kanaate göre fikir beyan edilebilir. Ama bir konu üzerinde de Risale-i Nur’da ilgili bahisleri eksiksiz okuyup araştırarak bir görüş bildirme mümkündür. Bediüzzaman bir kurs görür gibi 15 ay müddetle Risale-i Nur’u okuyacak kimsenin bir allâme kadar ilim sahibi olabileceğini belirtmiştir. Tabi bunun için iki özelliğe sahip olunması lazım. Birincisi; Osmanlıcaya vakıf olmak, ikincisi; İlmi idrak sahibi olmaktır.

Risale-i Nur, Kur’an’ın arşından gelmesi ve ondan tereşşüh etmesi sebebiyle Kur’an’ın tarzını ve anlatım özelliğine sahiptir. Kur’an bir ayette açtığı bir konuyu başka surelerde veya ayetlerde tekrar bahseder. Çünkü önemli olan oradaki konu ve kıssa değil, Allah’ın o hadisede veya meseledeki esmanın tecellisini nazara vermektir. Yani Allah’ı şuunatı ile tanıtmaktır. Allah’ın bir yerde Hakim, bir yerde Kadir, bir yerde Rahim ismi tecelli etmiş ve o hadisede veya kıssada ona göre bir hüküm icra edilmiştir. Risale-i Nur da böyledir. Yalnız o vehbi ve sünuhat ve ilham üzere telif edildiği için müellifinin bir çok konuda üzerinde tasarrufu söz konusu değildir. Hatta bazı konularda kalem daha oynatamadığını belirtir. Yani Risaleler indi görüşe beyan etmez.

Bediüzzaman Emirdağ Lahikası’nda ahir zamanda iman konusunda fetvanın Risale-i Nur’a ait olduğunu belirtir. Kur’an manevi mucizesi olması sebebiyle. Kur’an’ın 4 esası ve hakikatlerini izah ve tefsir ve tevil vazifesi de ona aittir. Burada bu vazife ifa edilirken temel unsur ihlastır. Dünyevi hiçbir makam, talep, fayda gözetilmesi asla ve kat’a söz konusu değildir. Sadece ve sadece rıza-yı İlahidir.

Bunları kaydettikten sonra Bediüzzaman’ın meselesi Mehdi ve Mehdiyet falan değildir. Sadece ahir zamana ait kavram ve hadiseleri açıklar. Bu da tali hedeftir. Esas mesele Kur’an ve imanın elmas hakikatleridir. Bu konulara ise gereği ölçüsünde temas edilir. Ve Mehdi ve deccal konusu Risale-i Nur’da belki 40 belki 100 yerde birbirine bağlı izahı vardır. Bunların hepsini bilmeden ve anlamadan Risale-i Nur’un Mehdi ve Mehdiyet’le ilgili bakış açısını anlaşılamaz ve konuşulamaz. Ve 1300 yıldan beri hiç kimse onun kadar vukufla tevil edememiştir. Çünkü geçmiş için bu mesele gaybidir. Sadece ihbarı yapılır. Ama Hz. Ali (ra) ve Gavs-ı Azam’ın (ks) işaretiyle Risale-i Nur’un bunu yapması için yüzlerce yıl önceden teşviki vardır. Çünkü o fitne-fesad onun muasırıdır.

Risale-i Nur’un vazifesi ise, ahir zamanda dinsiz felsefenin tahrip ederek adeta gönül ve kalp ve akıllardan söküp attığı Allah’a iman noktasındaki Rabb-ül Alemi’ni isim ve sıfatları ve tecellileriyle anlatmasıdır. Öyle ki bugüne kadar hiç üzerinde durulmayan, hatta sadece Hz. Muhammed (asa) ve Hz. Ali’nin (ra) bilebildiği bir hakikati maharetle izahıdır. Bu Mehdi’nin de esas vazifesidir. İnsanlığın akli, fikri, teknolojik ve medeni terakkisi sonucu elde ettiği ilmi delillerle Yaradan’ı akla tesbit ettirmesidir. Ki bu hakikat ile din nihayete erere. Yani nazarlar Mehdi’nin değil, Allah’a imana çevrilmesi hadisesidir.

Kur’an beşerin ilmi sınırlarını, Zülkarneyn ile değil Hz. Süleyman’a cinlerin yardımıyla verilen mucizelerin üzerinden tayin ve nihayetini gösterir. O da ve en önemlisi eşya naklidir. Beşeri ilmin de hayatın da nihayeti budur. Ses nakli, resim nakli, bazı hayvanlara ait seslerin algılanması vs.
 İşte ilmin nihai sınırlarına gelindiği bir çağda Risale-i Nur imana hizmet vazifesini, ilmin ulaştığı son merhaleye uygun olarak görür. Mehdi konusu ise işin tali tarafıdır. 

Bediüzzaman asgari 40 yerde mücmel olarak bu konuyu anlatır. Bir şartla imtihan sırrına riayeti ile. Mehdi’ye işaret eder ama isim vermez. Çünkü Mehdi herkes tarafından bilinmeyecek. Hatta o keşfedilecek ve ona gidilecek “Sen Mehdisin” denece o red edecek. O zaman Mehdi’ye nasıl bileceksiniz? Bir şartla: NUR-U İMAN ile. İkincisi o Deccalin hakimiyetinin en koyu zamanında, herkes gaflet içinde iken hizmetini görürü ve gider. Yani bir hidayet cereyanı başlatır. Onun hizmetini yaymak ve büyütmek ise cemaatine aittir. Tıpkı bütün resul ve nebilerin sahabelerinin ve vazifedar aktabın talebelerinin hizmetlerini yayması gibi .

İşte burada çok ince bir kavram ortaya çıkıyor. Şahs-ı manevi. Şahs-ı manevi kavramı daha insanlık yaratılmadan Cenab-ı Allah’ın "Ben Adem’i (insanı) yaratacağı dediği zamandan beri var. Buradaki Adem şahıs değil şahs-ı manevidir. Yani insanlıktır. Avamın, ve geleneksel İslam’ın kavrayamadığı, önünde olup da göremediği, hatta içinde yaşayıp anlayamadığı gibi kavram.

5. Şuayı okudum diyorsun ama anlamamışsın. Bediüzzaman o risalenin ön sözünde 5. Nokta ile bize kıstaslar, ölçüler verir. Nedir onlar? 1. İman bir imtihandır. Teklifleri, meseleleri gözle görülecek kadar açık ve net değildir. Kıyamet alametleri de öyle. İmtihanı geçen anlar. 2. Hz. Peygambere Allah tarafından verilen gaybi işlerin a.) Kimi tafsilatlı b.) Kimi muhkem, c.) Kimi özetle. Burada iman hakikatlerine girmeyen küçük hadise ve olayların Nübüvvet nazarında bir önemi yoktur. 3. Burası çok önemli. Sizin gibiler için özellikle. 


Teşbihler yani benzetmeler, mecazla ve temsillerle anlatılan hadiseler zamanla avamın nazarında hakikat sanılır, oysa o gaybi haber vuku bulduğunda ihbardaki gibi olmadığı görülür. O zaman inkar mı edilecek? 70 yaşındaki kafirin taşa benzetilerek”70 yıldırı yuvarlanan taş bugün cehenneme düştü” denilmesi gibi. Aynı husus Deccal-Mehdi-Ye’cüc Me’cüc için de geçerli. Çıkmışlar ama basiret fukaraları olanları hala arıyor. 4. Gaybi olaylar birçok hikmet ve maslahat gereği gizlidir. Ölüm gibi. Güneşin batıdan doğması hadisesi hariç. 5. Her iki deccalin zamanında meydana gelen harika olaylar telgraf, telefon, uçak, otomobil, füzeler, gibi olağanüstü haller onlara izafe ve mal edilmiş. Sani onların eseri gibi gösterilmiş. 

Bediüzzaman Süyfan’ın ileri karakollarının hurucu için 1241 yani 1826 tarihi verir. Büyük Deccal için ise 1763 yılında süper zengin Rothschild Yahudi ailesi, Yahudi uluları ve hahamlarını toplayarak dünya hakimiyeti için Deccal’in çıkmasına yardımcı olunması kararı alınır. Masonik hücrelere uyandırılır ilk darbeleri Fransız ihtilali. Ve arkasından bütün ekonomik ve siyasi doktrinler hazırlanarak marksizmden liberalizme, kapitalizme kadar birçok doktrin piyasaya sürerler ve 1897 Basel’de Siyonist devleti kurulur. İngiltere’de doğan ve Almanya’da hazırlanan Marksist doktrin 1917’de Rus ihtilali ile uygulamaya geçirilerek hakimiyetini kurar. Yani in inkar-ı uluhiyet rejimi başa geçer. Adı deccal. Şahıslar var. Bu cereyan 200 sene sürecek. Çünkü o bir şahs-ı manevidir. 

Hz. Süleyman, saltanatında kaç yüzbin kişiye hükmetmiş. Ya Zülkarneyn kaç bin kişiye. Nebukadnezar ve Nemrud da. Onların hükmettiği bütün dünya ön Asya’dan ibarettir. Dünya o zaman o kadarı meskunmuş. Şimdi dünyanın nüfusu 5 kıtada 7.5 milyar. Mehdi gelecek bu 7.5 milyar insanın başına geçecek ve hükmedecek. Ne yapacak? Enflasyonu mu indirecek, dolara mı güç verecek, yoksa herkse araba mı verecek, yoksa ev mi? Yoksa herkese maaş verip karnını mı dolduracak. Böyle ne yapacak?

Yoksa cebbar askerlerden bir ordu kurup Hitler ve Stalin gibi “Ya canınızı ya hakimiyetim” mi diyecek? Yani ya ona imanı edilecek, yoksa sizi asar keser mi denecek. Bu Kur’an’ın “dinde ikrah yoktur” hükmüne aykırıdır. Ne yapacak? Mehdi, Mesih ile tevhidi yayacak. Siyasi topuzla mı, Nur ile mi? Neyle? Hz. Peygamber demiş ki: “Ben deccalin zamanında gelirsem onu bürhanla mağlup ederim.” Yani Risale-i Nur gibi bir eser olur, iman ve Kur’an hakikatlerini anlatır ve insanlar gönülden Allah’a inanır. Böylece tevhid dini hakim olur. İşte Mehdi’nin, bizim Türkiye’nin nüfusunun 100’de beşi kadar nüfusu olan bir dünya hakimi olan diğer 4 kimseden farkı budur. Vahşet ve bedeviliğin yaşandığı ve kuvvetle hükmedildiği bir zamanda. Medeni zamanda? İnsan neyle ikna edilecek? İhtilalciler gibi mi? PKK gibi silah dayayarak mı? Hani insana galebe icbar ile değil, ikna ile.

Deccallerin huruç tarihleri kesinkes 1336 ve 1341’tür. Ya Mehdi ne zaman gelir. Hz. Ali, 19 harften oluşan Besmele’nin son harfi bitince yani mim’de Mehdi zuhur eder. Başka ne demiş “Arabi harfler Acemiye çevrilince Deccali bekleyiniz” demiş. İbni Arabi Mehdi’nin doğum tarihi olarak 1255 yılını vermiş. Kutb-u Şa’rani, Şeyh Aliyyul Havas da. Ancak Şeyh Bestami onların hesabını şemsi takvime dayanarak yapıldığını belirtir ve kameri takvime göre tashih yapar ve 1294 yılına işaret eder. Bu tarih 1194 tarihinde doğan 12. Kutub Mevlana Halid-i Bağdadi’nin boğumunun 100. Yılıdır. Yani 13. İmam ve Mehdi 13. İmam olarak 1294 tarihinde dünyaya teşrif eder.

Bediüzzaman Kur’an hakimiyetinin sona eriş tarihi olarak İbrahim Suresi’nin 1. Ayeti’nin işareti ile Sultan Abdülaziz ile başlatır Sultan Abdülhamid ile sona erişini verir. Yani 1909. Ayrıca Rum mağlup oldu ayetinin ebcedi işareti ile de 1909. İbrahim Suresi 14. Suredir. Yani Mhedi’nin asrına işaret eder. O Surenin başında insanların severek dünya hayatını tercih ettiklerini bildirir. Bu da 1300 yıllar olan 14. Asırdır.

Bediüzzaman ne demiş? 13. Yüzyılda deccalin ileri karakolları 14. yüzyılda deccaller çıkar. Hz. Ali, Gavs-ı Azam, Şeyh Bestami, İbn-i Arabi de 14. Yüzyıla işaret eder. Yani Dünyanın sonuna 300 yıl kala deccallerin ileri karakolları, yüzyıla sonra deccaller huruç ederek hakimiyet kurarlar. Mehdi ise hilafet sonrasına yani cebabire döneminde vazifeye başlar. Onun başlattığı hidayet cereyanı son asırda yani Mehdi’nin şahs-ı manevisi olarak hükmeder. Bu kadar açık. 

Ama siz 20 ve 21. Yüzyılda mucizelerin talim ettirdiği harikaların icad edildiği zamandan kalkıp ilk çağ ve ortaçağ insanının idrak ve telakkisine göre yapılan benzetmeleri ve temsilleri gerçek olacak olarak algılarsanız hakikati bulamazsınız. Neymiş efendim, Battal Gazi gibi bir Mehdi ata biner neredeyse bu ye’cüc ve me’cüc ile deccalleri bulur asar keser ve bütün dünyaya hakim olurmuş. Bu mantığın medeni çağda karşılığını bulamazsınız. Çünkü medeni insanlara zulüm ve baskıyla decaller gibi hükmedilemez.

Sonra Allah’a iman ne olacak. Zorla mı? Yani burhanla Allah’ı tanıtarak imanıbillah marifetullah ve muhabetullah mertebelerine böyle mi varılacak? Yani silahla veya siyasetle hükmederek mi mü’min yapılacak. Siyasi topuzu gören kafir o zaman münafık olur ve mü’min kılığında bir münafıklar cemiyetine Mehdiyet çağının hükmedeceğini mi sanıyorsunuz.?

Kur’anda yaş ve kuru herşey vardır. Kur’an, imam-ı Mübin ve kitabı mübinin tercümanıdır. Hakikatlerini anlamak ve bilmek ahir zamanda ancak Mehdi ile cemaatine ait bir husustur. Onların oluşturacağı bir çekim ve cazibe merkezi ile ehl-i iman ve İslam ittihad eder. Nerede? Önce Süfyan’ın rejiminin olduğu ülkede. O bid’atkarane rejimini islah eder. Sonra alem-i İslama yönelinir. Alem-i İslam’ın ittihadı noktasında seyyidler cemaati, yani Al-i Beyt’in şahs-ı manevisi mümesilleri olan seyyidlerin yardımıyla bu gerçekleştirilir. Ve Hilafet-i İslamiye tesis edilir. Bu Hilafet ise bir şura ile temsil edilir.

Bediüzzaman’ın bir talebesi hadislerin gaybi ihbarının ebcedi hesabı ile Mehdiyet’in başlangıcı olaraki Mehdi’nin ilim tahsilinin başladığı tarih olan 1902’yi gösterir. 1952 ile iman faslından hayat faslına 2002 ile de 3. Faslın başlayacağını söyler. Mehdi’in zuhuru 1343. Yüzyıl sonra ne zaman 4.5 yıl sonra. Onun şahs-ı manevsinin hakimiyeti, ki bu hakimiyet dünyevi saltanat değil, Türkiye semalarında Ayasofya’nın ezan-ı Muhammedi’ye kavuşmasıyla fiilen başlar.

Şu anda din adına silahlı bir grup ana deccalin yani Siyonist tahrikiyle dünyada İslamfobiayı körükleyerek fesad başlatır. Bunun başlangıç tarihi 1990. Yani 1411. Bu aynı zamanda 3. Melheminin başlangıcı. Osmanlı’yı dini ve kavmi etnisiteleri tahrik ederek yıkan ve deccaliyeti doğuran zihniyet aynı yöntemle ırki ve dini etnisiteyi kışkırtarak İslam’ın sonunu hazırlamak için hareket geçti. Bunun çıkış tarihi 1961’dir. Bu Ye’cüc Me’cüc taifesi çeşitli simler altında kan döküyor. Bunlar hayatı herc ü merce uğrattılar. Ne rahat kaldı ne huzur. Döktükleri kan, kan değil mi? Bunları görmeyecek ve kalkıp, Yecüc ve Me’cüc diye bir kavim varmış. Şimdi onlar seddin arkasında oturuyormuş. Seddi yıkıp herşeyi yakıp öldüreceklermiş. Çünkü misal Moğollarmış. Onlar gibi olacakmış. Temsil ve benzetme gerçek olsaydı eşek gibi adam sözünden kinaye bir çok insan eşek olurdu.

Bediüzzaman iki şey daha söyler. Ravilerin kendi yorumlarını gaybi haber veren hadislere karıştırdıkları için konuya mutabık olmayarak mübhem hale gelmesinde rol oynadıklarını belirtir. Ayrıca evliyanın alem-i misalde aynı hakikate görmelerine rağmen söylemde ihtilaf etmelerini örnek verir. Böyle keşif ve ihbarların sebebi tektir? Sırr-ı imtihan.

Tarih boyunca 3’ü büyük 30 deccal gelir. Büyüklerin ilki Cengiz-Hülagü çifti, İkincisi Deccal-Süfyan. Ve 1525’te son deccal huruç eder. Bu deccal hakkında hiç rivayet yoktur. Tam burası esrar perdesi arkasındadır. Ama Süfyan’ın zihniyetinde biri olması akla yakındır.

Ümmet-i Muhammed’en (as) ömrü 1500 senedir. Zekavet-i betralar daha ne bekliyor? Hz. Peygamber “Mehdi’nin adı beni adıma, babasının adı benim babamın adı ile mutabık” buyurmuş. Yani aynı dememiş. Mutabık. Mutabıklık ise Mehdi ile babasının adlarının ebcedi hesabı onlara uyar demek istemiş. Mutabık, muvafık bunu anlatır. Bir şey daha var. Mehdi’nin unvan ismi Hz. Peygamber’in isminin iki katı. Çünkü o Hazreti Peygambere ayna olması sebebiyle ebcedi değerinin iki katı olur. Aynadaki kendisi. Böyle olması sırr-ı imtihan gereğidir. Burada da yanılgınız isimleri aynı olacağını ifade etmeniz vukufiyet eksikliği.

Cenab-ı Allah bir kulunu dünya nimetleri ile ahiret nimetleri arasında serbest bırakmış. O kulu ahiret nimetini seçmiş. O Hz. Peygamber. Resulullah önce yalnız kendisinin olacağını sanmış. Sonradan Mehdi’nin de öyle olacağını anlamış. Bu da Mehdi’nin bir din müceddidi olduğu ve dünyevi saltanatı olmayacağını gösteriyor. Yani Hz. Süleyman ve Zülkaneyn gibi siyasi ve askeri gücü olan bir saltanatı olmayacağını gösterir.

5. Büyük halife Hz Hasan (ra) idi. Ama o manevi saltanatı yani hakiki saltanat için dünyevi saltanatı bıraktı. Mehdi onun yarıda kalan hilafetini tamamlayacak. Yani dünyevi hakimiyeti yoktur. O sadece iman ve Kur’an hakikatleriyle dini tecdit edecek. Ki onun öyle olması da “Her şeyi yapan Allah’tır” ayetinin de gereğidir. Cenab-ı Allah Hakim ve Rahim ismine mazhar Mehdi kulunun üzerinden Kur’an 4 esasından biri olan Tevhidin cihan hakimiyetini kurar.

Sonra her iki deccale ait rivayetler birbirine karıştırılmış. Büyüğünki küçüğe küçüğün ki büyüğe. Hz. Ali sadece İslam deccali ve Mehdi olayına odaklanmış. Onlara ilgili ihbarları ve tavsiyeleri olmuş. Hz. Peygamber Deccallerin silahla, siyasetle, dünyevi araçlarla değil dini bürhanla mağlup edilebileceğini bildirmiştir ki. Risale-i Nur bunu yapıyor. Yani tevhid, ilm-i lediün ile cihana hakim olacak. 


Hıristiyan dünyasında tevhide yöneliş var. 1951'de Zülfikar Risalesini gönderir.1962 Vatikan Konsül Kararı ile İslamı Hak din olarak tanır. Ve 1984’te 114 kilisenin aldığı ancak neocon-siyonist zihniyetin açıklanmasına siyasi iktidarlar ile önlediği karar. O kararda mabud-u hakikiye Müslümanlar gibi Allah deme de var. Bazı hadiseler zemini oluşmadan zuhur etmez. Tevhidin cihana hakimiyet zirvesi ise 1456. Yani 20 yıl kaldı. 2016 ve 2107 ehli basiret değil, ehl-i feraset için mühim hadiselerin başlangıcı olacak. Bu da 2019-2020-2021’de yeni inkişaflarla 1456’da Mesihiyet-Mehdiyet cemaatleri tevhidi cihana hakim kılacak. Mehdiyet burada baş rolde.

Bunu anlamak için Risalelerin iyi okunması ve gayri münteşir mektuplarla Bediüzzaman’ın bir talebesinin yazdığı ve Risalelere şimdilik dahil edilen bir eserin okunmasıyla daha iyi anlaşılır.

Lafın kısası şahs-ı manevi bir hakikattir. Peygamber var ama peygamberlik de. Resul var ama risalette, nebi var, ama nübüvvet de, halife var ama hilafet de. Biri biyolojik bir kişilik biri de onun şahs-ı manevisi olan cemaati.

Hazreti peygamber en çok 120 bin kişilik bir ümmeti vardı. 4 halifenin sonunda bu rakam 1.2 milyona ulaştı. Abbasîler zamanında 120 milyona, Osmanlı zamanında 350 milyon kişiye ulaştı. Burada hepsine de Risaletin şahs-ı manevisi ile hilafetin şahs-ı manevisi hükmetti. Osmanlı’nın nüfusu 30 milyondu ama 350 milyon kişiyi temsil ediyordu. Yani hilafetin şahs-ı manevisi saltanat cihetinde 30, veraset-i nübüvvet noktasında 350 milyon kişiden oluşuyordu. 


Şimdi Risale-i Nur’da Mehdi ve rivayetinin önemi için şöyle denmiş.

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş.”( 19. Mektup)

Peki bu Mehdi kim ve nasıl gelecek:

“Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…”( 29 Mektup 7. Kısım)

Mehdi ve Süfyan şahs-ı manevileri karşı karşıya gelecek:

“Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.(15. Mektup)

Bak bu şahs-ı manevi neler yapacak?

“Mehdî-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi olduğu…”(14. Şua)

“Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair1müteaddit rivâyât-ı sahiha var. Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur”( 29 Mektup Yedinci Kısım)“Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var...” (29 Mektup Yedinci Kısım)

Üç vazife kimin işi?

“Hem bu üç vezâif… Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdîde ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir...”( Kastamonu Lahikası)

Herkes onları tanıyamayacak:

“Hem de o eşhasın (Mehdi ve Deccal) şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise, o eşhas, hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları, hattâ kendisi de bidâyeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir.”(24. Söz)

“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak...”(Emirdağ Lahikası)

.“…Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir...”(Kastamonu Lahikası)

Umarım mesele anlaşılmıştır. Din arştan gelir. Ama bazı hakikatleri sırran tenevveret şeklindedir. yani yaygara ve demagoji yapmadan anlatmaktır.


7 yorum:

  1. risali nurların mehdiyet ve ahirzaman alametlerini zamanında okuduk. ahir zaman alametlerinden bilgilenmek için okuduk. faydalandığımız taraflar oldu. fakat asıl faydayı peygamberimizin hadisi şeriflerinde gördük. net ve açıktı.

    o zamanki okuduklarımız fgulen cilerinin gözüyle ve fikirleriyle yazılmış yazılardı. ve şu andaki fgulen cilerin geldikleri nokta ve ihanetleri ortada. kendilerini hz mehdinin şahsi manevisi ve orduları saymaları ortadadır. fgulen belkide bu yüzden amerikaya gitti mehdilikten hz isanın ruhi manevisine kadar kendini yükseltti. fgülen buna inanıyor. fakat her şey ters gidiyor ve Ellah c.c. yanında değil. duaları kabul olmuyor. bunu görüyor. yanlış anlamışız demeye getiriyor. belki tövbe edecektir. İnşeAllah nasib olur ve hatasından döner. dediğiniz gibi risalelerde bazı bilgiler çok açıktır, bazıları kapalıdır. fgulen bu şekilde anlamış, sizlerde farklı şekilde anlıyorsunuz. bizimde anladıklarımız bu şekilde fakat bizim kaynaklarımızın tümünün risalelere dayanmadığını parantez içinde belirtelim.

    dünyaya hakim olmuş 4 kişiden hz süleyman ve hz zülkarneyn i çok küçük bölgelere hapsettiğinizide belirtmek istiyorum. ortadoğu ve etrafı gibi dar bölgelere hakim olmak ve o zamanki nüfusa göre dünya hakimiyetini küçümsemek tarihe dar gözlüklerle bakmak demektir. kehf suresinde zülkarneyn a.s. yolculukları anlatılırken güneşin battığı yöne doğru bir yolculuk yaptığı ve güneşi kara bir balçık misali battığını gördü. sonra bir yolculuk daha yapıyor ve bir halk a ulaşıyor . bu halk la güneş arasında örtü yok.nasıl bir coğrafya ve güneşin batmıyor olması görüşümüzü destekliyor. (kehf suresi - 86) . zulkarneyn a.s. ilmi çok başka bir ilim ve yolculukları bizim anladığımızın dışında bir yolculuktu. uzayda galaksiler arası bir yolculuk belkide, en doğrusunu Ellah c.c. bilir.

    Deccal den önce çıkan akımlar ve temsilcileri meteryalizm, komünizm, ve diktatörler belki küçük birer deccaldirler. 30 adet deccal çıkacağı belirtilmiştir. asıl olan ise tüm bunların üstünde ve olağanüstü etkiye sahip olması ihtimal dahilindedir. paygamberimizin cessase ile ilgili anlattığı olay delildir. 1 doların üzerinde denizin ortasındaki piramit ve üzerindeki göz bize cessase hadisi şerifini anlatıyor. şu zamana kadar rockfiller ve daha bir sürü aile ve ülkeler ile arkaplanda faaliyette. fakat asıl çıkışı şahıs olarak adadaki piramit şeklindeki tapınağından çıkacak ve fitnesine başlayacaktır.






    YanıtlaSil
  2. birde kehf suresi hakkında kalbimize düşenleri sizlerle paylaşalım.
    18. suredir ve 118 ayetten oluşur...

    110 x 18 =1980 (bu tarih günümüze işaret olabilirmi? fikrim yok.)

    hadisi zaman şahsiyetleri olarak ashabı kehf hz. mehdinin yanıda savaşacaktır ve bu surede bahsedilmektedir.

    hızır a.s. ve hz. musanın yolculuğunda da ahir zamana işaret vardır. hızır a.s. ile deccalin karşılaşması ve deccalin hızır a.s. ikiye bölmesi hadisesi ve...

    hızır a.s. paygamber değildir. mehdi a.s. işaret olabilir. hz musa ise paygamberdir. Hz mehdinin ahirzamandaki arkadaşı hz isa misali. hz musa ile hz. hızırın yolculukları hz mehdi ile hz. isanın yolculularını anlatıyor gibi. benzerlikler hayret verici.

    yecüc mecüc olayıda kıyamet alametlerindendir. bahsedilmektedir.

    Hz. mehdiye işaret olarakda zülkarneyn a.s. kıssasına bakmamız yerinde olur. dünyanın hakimidir. hz. mehdi a.s. da dünyanın hakimi olacaktır. zülkarneyn a.s. ın hz mehdiye işaret ediyor olabilir.

    ayrıca zülkarneyn a.s. ın vezirinin hızır a.s. olduğu anlatılır. yani ahir zamanla ilgili olayların sırrı bu surede saklıdır.

    en doğrusunu Ellah c.c. bilir diyoruz.










    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hz.Musa ve Hizir kissasi banim kafamda kanal istanbul projesini cagristiriyor.
      "iki denizin bulustugu yer".
      muhtemelen 2020 lerde kanal istanbul projesi tamamlanmis olacak.
      bu arada "beldetun tayyibetun" ayetinde de bu doneme atifta bulunmus olabilir.
      ama 2020 tarihinin Mehdi acisindan cok kritik bir tarih oldugunu dusunuyorum.
      ayrica Ayasafyada muhtemelen 2019-2020 gibi ibadete acilmis olabilir.
      Allah bilir....

      Sil
  3. birde yeri gelmişken afganistan talibanı ile ilgilli tespitlerimi sunmak istiyorum.

    çoğu kişi afganistandan gerçek siyah bayraklar çıkacağını ve bu bayrağı açanın taliban olacağını söylüyorlardı. taliban harekete geçti ve afganistanda bir çok yeri ele geçirdi. ortadoğuda ki savaşa da katılma ihtimali yüksektir. el kaide talibana bağlılığını ilan etti. ışid de talibanı desteklediğini söyledi. fakat asıl dikkat çekmek istediğim şey başka.

    peygamberimizin hadisi şeriflerde mansur adında bir kişiden bahsetmektedir ve bu kişinin mehdi a.s. ile hareket edeceğini belirtmiştir. Talibanın yeni liderinin ismi mansur dur.
    haber linki: http://www.milliyet.com.tr/taliban-in-yeni-lideri-molla-mansur/dunya/detay/2095312/default.htm

    ilgili hadisi şerif :

    Naim b. Hammad, Ebi Ertad’dan rivayet etti ki: Süfyani Kufe’ye girer ve üç günlük bir işgalden sonra altmış bin kişiyi öldürür. Burada on sekiz gece kalır. Kufe’nin mallarının hepsini paylaştırır. Ancak Süfyani’nin Kufe’ye girişi Türkler ve Rumlarla “karkısa”da çarpışmasından sonradır. Sonra onların aralarına fitneler sokar ve onlardan bir grup Horasan’a döner. Süfyani öldürür, kaleleri yıkar, Kufe’ye girer. Sonra Horasan ehlini arar. Horasan’dan Mehdi’ye itaat edecek bir grup zuhur eder. Sonra Süfyani Medine’ye bir ordu gönderir, Peygamber (s.a.v.)’in soyundan bazı insanları Kufe’ye getirir. Sonra, Mehdi ve Mansur çıkıp kaçar ve Süfyani’de onları araştırır. Mehdi ve Mansur Mekke’ye vardığında Süfyani’nin ordusu da Beyda’da batmış olur. Sonra Mehdi Medine’ye gelerek Beni Haşim’den hapiste olanları kurtarır. Ve bu arada siyah bayraklılar çıkarak bir su kenarına varırlar ve bunu duyan Süfyani ile yakınları kaçarlar. Mehdi, bilahare Kufe’ye inerek buradaki Haşimileri kurtarır. Sonra Kufe havalisinden kendilerine “Usub” adı verilen bir cemaat çıkar ki silahlarını fark etmiş olan bir kısım Basralılar da bulunur. Böylece onlar Kufe halkından esir bulunanları Süfyanilerin elinden kurtarırlar ve ardından siyah bayraklı ordu biat için Mehdi’ye gelir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabi ilmi meseller futbol maçı gibi değildir. Gol atma değil, ilmi açıklama yapmak esastır. Siz nasıl ki Risale-i Nur’u okuyup anlamadınız ise Gülen de cemaati de anlamadı. Anlamadığı için de şimdi zecri tokatları yiyorlar. Manevi cihad entrikacılık değildir. Hazreti Peygamber bu tarzı tavsiye etmiyor.

      Hatta Gülen 1972 yılında Nur talebeleri ile Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandı. Orada mahkemede söylediği bir söz var. “Ben Nurcu değilim” Bundan bir iki yıl önce de kendilerinin Nur cemaati olmadığını avukatı aracılığıyla açıkladı. Sebebi 1. Güçlü olduğunu sandı 2- Risaleleri tahrif edince kendisine kızanlarla aynı görüntüyü vermek istemedi. Kesret-i etba ile muvaffakiyet olacağını sandı. Etrikacılık ile de. Darbecilik ile de. Maske düştü, kel göründü.

      Risale-i Nur’un daireleri var. Talebe, kardeş, dost gibi. Geniş dairede olanlar bakar ve gider. İyi niyet besler. Çünkü dinen böyle olmalı. Her cemaat ve grup diğerine dosttur. Müsabakada değiller. Aynı caddede yürüyorlar ama kulvarları farklı.

      Prof. Hüseyin Hatemi’nin de açıkça TV’lerde beyan ettiği gibi Gülen sahte bir Nurculuk peşinde idi. Nurculuk adı altında cemaatini oluşturuyordu. Nurculardan güç devşiriyordu. Ayrıca masonik bağlantıları olduğu gibi Gladyo bağlantıları da yeni ortaya çıktı. 1986 yılında Başbakan Turgut Özal’a CIA’cı Paul Henze ve Graham Füller “Bundan sonra Gülen ile çalışın” tavsiyesi yaptı. Sonrası malum. Özal’ı da Çilleri de ilk satan o oldu. Çünkü foyası meydana çıkmıştı.

      Bediüzzaman hayatta iken talebesi Mustafa Sungur’a komünizm yıkıldıktan sonra Türk devletlere gidip hizmet yapacağını müjdelemişti. Sovyet bloku çökünce oralara ilk giden M.Sungur’du. Sonra ne oldu bilir misiniz? CIA kılavuzluğunda cemaat oralara gidince ilk yaptıkları iş onu akarte etmekve etkisizleştirmek ve intibaha gelen Müslümanlara el koymak oldu. Bunlar 1972 ve 1999 yılından beri camia içinde bu iki husus bilinir ve konuşulur.

      Ama sizin gibi kıyıdan köşeden geçip giden veya çay sohbetine gelir gibi Nur talebelerine gelenleri Nurcu kabul ederseniz bir gün gelir mahcup olursunuz. 1993 yılında Gülen hakkında ilk kitap ve broşürleri ilk yazan Nur talebeleri oldu. Yeni Asya Gazetesi o zaman ona Cibali Baba diyordu. Girin arşivlere orada onlar duruyor.

      Diğer konulara gelince. Dediğim gibi gaybi haber açık olmaz. Müteşabih hadislerin manaları nasıl anlaşılacak? Orada temsil ve teşbihle anlatma var. Teşbihte odun gibi adam denir ama adam odun olmayacak. Yani anlayışsız olacak. 7. Yüzyıldaki insanın dünyayı algılaması ile 20. Yüzyıl insanı ile aynı olur mu? Birinin tem bineği at, diğerinin ki tren, otomobil, uçak, vapur. Yazdım. Okuyup anlamamışsınız. Avam gibi davranmışsınız. Risale-i Nur vazifesi olarak ve Nur-u Kur’an ile açık açık tevil ediyor. Ama zorla kimseye niçin anlamadınız diyemem. Fethullah Gülen ve cemaati anlamamışken sizin de anlamamanız normal. Gazete okur gibi okunmaz. Risale-i Nur nefisleri ıslah içindir. Islan olan nefis hem ilahi ferasete hem de basirete sahip olur. Hatta velayet-i kübra sahibi olur. Ehl-i tarik gibi senelerce sülukta talim yapmaz. İman mertebeleri akıl ile kat edilir.

      Ye’cüc ve Me’cüc ile diğer şahıslar için yazdıklarının hiçbir ilmi değeri yoktur. Sadece işin hikaye-kinaye tarafı. Ne diyelim Allah ilmini artırsın.
      Koca 7 milyon kilometre karelik imparatorluğun nüfusu topu topu 30 milyondu. Yani bizim Marmara bölgesi kadar. Ve nüfusun yarısı Hıristiyan ve Yahudi idi? Neymiş 4 kişi dünyaya hakim olmuş. Allah akıl genişliği versin, ne diyelim.

      Sil
  4. Güzel ve gayet açıklayıcı bir yazı olmuş emeğinize sağlık.Herşeyin en doğrusunu Allah c.c. bilir bu yüzden Allah c.c. bizlere '' Hakkı hak olarak bilip ona uyacak feraset ve basiret nasip etsin ve batılın batıl olduğunu idrak edecek hikmetlerle donatsın İnşallah.''

    YanıtlaSil
  5. a.çok güngör ilmi meseleleri sığ düşüncelerine mahkum etme bediuzzaman risalelerde araştırdığım kadarıyla mehdi as nin zuhurundan çok ona yardımcı olacak şahısların varlığında ve mehdiyetten bahsetmiş biraz ulemaya olan teveccühünüzü artırırsanız ne olduğunu neler olduğunu olacağını belki daha salim anlar selim değerlendirirsiniz bediuzzamanın hemşehrisi müştakı bitlisi bu konuda imdada ve yardıma daha açık bir şekilde koşuyyorve mehdinin1.5 asır sonra olacağını söylüyor araştırmakata fayda var araştırın ve bu asırlarda mehdinin zatını beklemeyin hadisleri de göz önün de bulundurmak daha ilmi bir tavır olacaktır ilmi meseleler risalei nurlardan ibaret değil açın gözünüzü ve nurcular olarak taasubdan skolastik tavırlarınızdan kendinizi sıyırın dostum

    YanıtlaSil