.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

16 Ağustos 2015 Pazar

MEHDİ NEDEN GELMELİ / MUSTAFA ÖZCAN

Mustafa Özcan
Mehdi’nin en büyük hizmeti, siyaset aleminde tecdit yapmasıdır. Siyaset alemindeki tecdidinden dolayı kimileri Ömer Bin Abdulaziz’e Mehdi nazarıyla bakmışlardır. Ömer Bin Abdulaziz sünnetin tedvini ve ihyası konusunda da tecdit görevini ifa etmiştir. Elbette daha sonra alimler Ömer Bin Abdulaziz’in Mehdi değil de müceddit olduğunda hemfikir olmuşlardır. Neden? Mehdi siyaset aleminde olsa da ahir zamanda zuhur edecektir. Mehdi’nin büyüklüğü de bu alanda asırların ihmalini telafi etmesidir. Her asırda tecdit yapılmış ama siyaset alemi bundan mahrum kalmıştır. Özellikle de Osmanlı’nın çöküşünden sonra hepten bu alan kısırlaşmış, kesata uğramıştır. Bu nedenle de siyaset alemindeki tecdit görevinden dolayı müceddit olsa da Ömer Bin Abdulaziz’in mehdiliği reddedilmiştir. Bununla birlikte Mehdi olmasa da mehdi sıfatı taşımaktadır. Nedenine gelince; Mehdi aslında raşid sıfatına haiz, ahir zamanda siyaset aleminde görevli şahıs demektir. Bütün raşid halifeler beklenen Mehdi olmasalar da aynı zamanda mehdi sıfatına haizdirler. Lakin içlerinden sadece birisi tahsisle Mehdi’dir. Raşit ve mehdi halifelerin çığırı ve dinde yenilikleri bidat değil aksine Hazreti Peygamberin devamı ve eseri sayılmıştır. Bu nedenle de Hazreti Ömer’in teravihi camide kıldırması, Hazreti Osman’ın cuma günü ikinci ezanı ihdas etmesi ve Ömer Bin Abdulaziz’in  hutbelerde ‘innallaha yemuru bil’adli’ ayetini okuması ve okutturması izlenecek çığır mesabesinde görülmüştür. İtiraza medar olmamıştır. İrbad İbni Sariye tarikiyle rivayet edilen hadiste Peygamberimiz ‘fealeyküm bisünneti ve sünneti’l hulefa’ir raşidin el mehdiyyin’ diye bir ifade kullanmıştır. Burada raşid ifadesi sıfat iken bu ikinci bir sıfatla da pekiştirilmişlerdir. Bu da raşid halifelerin mehdi sıfatı da taşımalarıdır.
***
İslam tarihini beşe ayıran hadiste de görüldüğü gibi raşid halifelerin hilafetleri ‘ala minhüci’n nübüvve’ karakterli olduğundan yani peygamberi metoda haiz olduğundan dolayı onların sünneti de Hazreti Peygamberin sünnetine ilhak edilmiştir. Söz konusu hadiste peygamberlik metodu üzerine hilafetin iki dönem olduğuna parmak basılmaktadır. İbnü’l Kayyım hayır cephesinde mehdi misal insanlar çok olacağı gibi şer skalasında da birçok deccal bulunacağına parmak basar. Bunlar kimi zaman deccaller olarak kimi zaman da cebbarlar olarak nitelendirilmekte, anılmaktadır. Zorba yönleri itibarıyla onlara cebbar veya cebbarlar denildiği gibi sahte misyonları veya kendilerine kurtarıcılık misyonu yüklemeleri nedeniyle de deccal veya deccaller denmiştir. İbnü’l Kayyım çok sayıda deccal numunesinin yanında içlerinde büyük bir deccal olacağını öngörmektedir. Buna mukabil hayır cephesinde de birçok mehdi misal kişinin ve yöneticinin yanında Mehdi-i Ekber olacağını da ifade etmektedir. Deccal sıfatlı birçok yönetici olacağı gibi aynı zamanda mehdi sıfatlı birçok yönetici de olacaktır.  Ama bunların içinde tek biri mutlak anlamda Mehdi’yi temsil edecektir. Bu itibarla sıfatı çok ama Mehdi tektir. İşte kimileri buna Büyük Mehdi de demektedir (El Hanabile ve’l İhtilafu Mea’l Selefiyye el Muasıra, Mustafa Hamad ve Alyan Hanbeli, Daru’n Nur, s: 451) .
***
27 veya 30 deccal arasında Süfyani bulunmamaktadır. Süfyani ile Deccal’ın vuruşacakları ve Şam’da karşılaşacakları yönündeki haberlerin sıhhat derecesi meşkuk bulunmaktadır.  İslam deccalleri çok olmasına rağmen Süfyani bunlardan değildir. Muhtemelen Süfyani haberleri Şii ravilerin uydurması ve Sünnilerin de titizlenmemeleri sonucu literatüre girmiştir. Zira buna dair hadislerin uydurma, münker ya da çok zayıf olduğu erbabınca ifade edilmektedir. Evzai tarikiyle Ebu Hureyre’ye dayandırılan Süfyani hadisindeki zincirdeki ravilerden Velid İbni Müslim müdellistir. Dolayısıyla rivayet ettiği hadisler müdellles/karmaşık sıfatı taşımaktadır.  Bu hususta Ramazan el Gannam’ın yazısı aydınlatıcıdır. (http://ar.islamway.net/ article/20313 ). Hatta Süfyani meselesinin efsane olduğu yönünde kanaat belirtilmektedir. Kimileri Süfyani’nin Saddam Hüseyin kimilerinin de Osmanlı’yı yıkan zatın olduğunu söyleseler de bu sıhhatli görülmemektedir. Bununla birlikte Süfyani olarak nitelendirilen kimi eşhasın İslam deccalleri arasında olduğu bir gerçektir. Süfyani sıfatını kaldırsanız da öteki sıfat bakidir. Dolayısıyla zait Süfyani sıfatı kaldırıldığında geride bir sorun kalmamaktadır.

 Hadislerde Mehdi’nin zuhur atmosferi kargaşa dönemi olarak tasvir edilmektedir. Adeta İslam alemi fitnelerden dolayı, gönüller arasında muhabbet bağlarının köreldiği bir döneme tanıklık edecektir. İslam alemi büyük bir bölünme parçalanma içinde olacağı gibi aynı zamanda zihin ve gönül dağınıklığına da sahne olacaktır. Mehdi, Müslümanların yeniden kaynaşmasına vesile olacak ve ellerinden alınmış (selbedilmiş) nimetlerini ve ülfetlerini iade edecektir. Otağını Beyt-i Makdis’e kuracaktır. Müslümanların perişan hallerini izale etmesi ve dağınık gönüllerini bir araya getirmesi bile Mehdi’nin zuhuru elzem kılmaz mı? Öyle bir zat olmasa bile olmasına temenni edilir. Reddedenlerin kıyamet yahut dağınık kalmaktan başka karşı bir reçetesi var mı?

11 yorum:

  1. 1* Muhterem Mustafa Özcan, Şam ve Kahire’de ilim tahsil etmiştir. Alem-i İslam’daki olayları derinlemesine bilir. Sonra Risale-i Nur’a vakıftır. Mehdi-Mesih konusunu iyi bilenlerdendir. Yalnız bu yazısında kendini günün hadisatına kaptırdığı için heyecanla “Mehdi’nin en büyük hizmetinin siyasette aleminde tecdit yapmasıdır” demiş. Bence hata etmemiş ama, binanın temelini ve iskeletini atlayarak çatının dünyevi güzelliğini nazara vermiş. Meseleye hilafet ve siyaset-i İslamiye üzerinden gitmiş. Ve İslam alemini decallerin hurucu yıllarındaki acıklı durumunu tasvir etmiş ve hükmünü vermiş: Kargaşa dönemi çıkar, fitnelerden gönüller arası muhabbet biter, İslam Alemi’nde bölünme ve parçalanma olur. Çözüm ise: Mehdi gelecek kaynaşmaya vesile olup, Müslümanların elinden alınan nimetleri geri verecek.

    Doğru ama eksik. Böyle bir olay eski zamanda veya masallarda olur. Çünkü ahirzamanın hükmü böyle değil. Şahsın bir önemi yok. Cemaat zamanı, yani şahs-ı manevi zamanı. Bir ferdin ne hükmü olabilir ki. Çünkü Mehdi kelimesi, “El İşa’a” gibi kitaplarda Mehdinin şahsiyet-i nuraniyesi hidayet cereyanı olduğu için ona unvan olmuş. Hadislerdeki zahiri manaya göre hüküm vermek eksik kalır.

    Mustafa Özcan’ın çizdiği tablo bir neticedir. Kur’an ve sünnete uymamanın akibetidir. Risale-i Nur’a vukufiyeti olan birinin 1 ve 2. faslı atlayarak geniş dairenin şaşası üzerine yaptığı bir yorumdur. Çünkü Mehdi’nin en büyük hizmeti ve vazifesi sadece Hz.Muhammed (as)-ve Hz. Ali’nin (ra) bildiği Kur’an ve iman hakikatini izhar ve talim vazifesidir. Geniş dairede yani siyasi sahadaki hizmet bir neticedir yani meyvadır. Hz. Mehdi, bir çekirdek ve ağacın gövdesi kabul edilirse, yaprakları hayat faslı ve meyvası siyasi dairedeki hizmettir.

    Bediüzzaman Mehdi ile Mehdiyet mefhumunu gayet vazıh izah etmiştir. Evet Mehdi bir şahıstır. Al-i Beyt’tendir. Seyyitler cemaatinin mümessilidir. Hatta Al-i Beyt ve Al-i İbrahim’in gayretleri ve hizmete katılmasıyla vazifesini yapacaktır. Yani Mehdi + Al-i Beyt + Al-i İbrahim = Mehdiyet’tir. Mehdi ve Mehdiyet kavramları, halife-hilafet, veli-velayet, nebi-nübevvet gibi. O bir imanıbillah-marifetullah-muhabbetullah hazinesinin mükemmel bir şifresi ve anahtarı ve kılavuzudur.

    Hz. Peygamber kendinden sonraki devrileri Hulafa-i raşidin, saltanatçı halifeler, emirler-melikler, cebabire ve Mehdi olarak sıralar. Bu son iki dönemi, kimi 500 yıl, kimi 300 yıl olarak açıklamıştır. Hz. Peygamber ümmetinin ömrünü 1.5 gün yani 1500 yıl olarak belirtir. Bediüzzaman Kevser Suresi’nin tefsirini yaparken cifri istihraç ile silahlı cihad ile hakimiyet-i İslamiye’nin Hicri 1222 yani 1808’e kadar devam edeceğini. Daha sonra masonik fitnenin tezahürü ile 1826’da yani H1243’te (Ahir zaman sürecinin başladığı tarih) Deccalin ileri karakollarının çıkacağını belirttikten sonra 1343’te ise Süfyan’ın huruç tarihini keşfeder. Osmanlı hilafetinin, yani salat-ı kübra imametinin (fesalli)’nin ebcede ile 484 yıl süreceğini tesbit eder. Yani işin püf noktasının başlangıç tarihi hicri 13. Yüzyıl yani miladi 19. Yüzyıldır. Bu Mehdi’nin zuhur çağıdır.

    Mehdi’nin ve devrinin bir çok unvan ve sıfatı var. Bir çok İslam alimi çeşitli unvan veya sıfat altında Mehdi’yi ve hizmet dilimlerini keşfetmiş ve haber vermişlerdir. Ayrıca bazı hadislerin cifri tarihleri üzerinden giderek 1255’ten 1423’e hatta 1435’e kadar zuhur tarihleri vermişlerdi. Aslında kimi veladet tarihini, kimi ilim tahsiline başlama yılını, kimi Şam’a gidiş tarihini, kimi hilafet merkezi İstanbul’a geliş tarihini, kimi vazifeye başlama tarihini (1918’de Kuyruklu Yıldızı), kimi eserlerini telife başlama tarihini, kimi iman, kimi hayat, kimi siyaset alemindeki hakimiyet tarihlerini bulmuş. Mehdi bir iken 1 milyon esere konu olmuş.

    Muhterem Mustafa Özcan ahir zamanın bir başına bir sonuna bakıp Mehdi’nin (Mehdiyet’in )hakimiyet dönemini nazara vermiş. Peki bu Mehdi ne zaman gelir? Herks boyunu posunu, göz rengini, kılıcını, ayakkabısını keşfederken kimi de zuhur tarihini bulmuş.

    YanıtlaSil
  2. 2* Hz. Mehdi kimine göre 12. kimine göre 13. İmam. Veya müceddit. Veya 30. Mehdi. Ama o Mehd-i Azam. Hz. Mehdi sahabelerden sonraki en yüksek manevi makama sahiptir. Hiçbir veli ve imam onun mertebesine erişemez. Hilafetin, yani İslam Alemi’nin fitneler sebebiyle dağılmasından sonra zuhur ederek, ilhamat-ı İlahiye ile dini, iman yani temelden başlayarak ihya edecek zattır. O bir Kur’an alimi.

    Birçok İslam büyüğü ihbar-ı gaybi ve hadisler üzerinden onun zuhur zamanını bulmaya çalışmışlar. 12. Yüzyıl müceddidi Mevlana Halid-i Bağdadi de. Çünkü o, kendisinden sonra Mehdi’nin geleceğini bilmiş. Önce bir talebesini göndermiş, iki yıl sonra bizzat Mekke’ye giderek Mehdi’yi aramaya koyulmuştur. 1242’de. Ama bulamaz. Ve ona kavuşamadan vefat eder. Ama cübbesini ona bırakır.

    Şeyh Bestami “Ed Dürret-ün Nasia” adlı eserinde Hz. Mehdi’nin doğumu olarak Hz. Ali’nin Besmele’nin harflerinin bitimi ihbarına dayanarak, Şa’rani, Aliyyul Havas ve Muhyiddin-i Arabi de aynı yolla 1255 yılını istihraç eder. Ancak Bestami Mehdi’nin doğum tarihi olarak güneş takvimine göre değil kameri olarak 1255+39 (hicri-miladi yıl farkı)= 1294 yılını verir. Yani Mehdi’nin doğum tarihi Hicri 1294 yılıdır. Bu tarih miladi olarak 1876-77 yılına denk düşer.

    Bestami Hazretleri bir şey daha söyler. Bu çok mühim. Mehdi’yi kıymetli mücevhere benzetir. Onun sebep kapısından edep mektebine gireceğini ve levh-i şuhude çıkarak kainatın bütün sırlarını çözerek akıl ve tefekkür sahiplerine izah edeceğini keşfeder. Yani Hz. Mehdi, esma-yı ilahiyenin kainattaki tecellilerini müşahede ederek haşmet-i Rububiyeti ve hilkatin sırlarını açıklayacak. Mehdi’nin esas vazifesi budur. Yani iman ve Kur’an hakikatlerini ispattır. Akla tesbit ettirmektir. Ehl-i tasavvufun kalp ayağı uzun ve meşakkatli bir süreçte ulaştığı mertebeyi akıl-kalp birlikteliği ile kısa zamanda varmaktır. Bu da velayet-i kübraya işaret eder.

    Hz. Mehdi’nin bu hakikatleri nazara ve akıllara tesbit ettirmesinden sonradır ki. Hz. Peygamber’in müjdesi gelir. Zulüm ve cefanın herc ü merc ettiği dünya adalet ve huzurla dolar. Yani inkar-ı uluhiyet fikrini yayan dinsiz felsefeyi mağlup eder, onun canavarlaştırdığı insanların terör ve anarşiye yenik düşerken, ihtilaller ve darbelerle, Yahudi fitnesi ve dolap hilesinin dizayn ettiği siyasi iktidarların baskıcı ve zalim yönetimlerini ıslah eder. Tevhidi yayar ve hakim kılar. Mehdi-Mesih birlikteliği ile. Böylece dünyaya adalet ve huzur gelir. Bu Bediüzzaman’ın öngördüğü Mehdiyet’nin üç vazifesi olana iman-hayat- şeriatın son halkasıdır.

    Peki bu zulüm ve vahşet dönemi ne zaman görülür. 1800’lü yıllardan başlayarak 20. Yüzyılın başında bütün Alem-i İslam’ı esir alır. 40 yıl batılı zalimlerin işgali ve onu takip eden vesayetlerinin zamandır. Çünkü ittihad-ı İslam’ı temsil eden ve istiklali sağlayan hilafet yıkılmıştır. Alem-i İslam istiklalini kaybetmiştir. Nitekim Mekke Müftüsü Ahmed Zeyni Dehlan, Fütühat-ı İslamiye adlı eserinde, Osmanlı devletinin Mehdi’nin zuhuruna kadar yaşayacağını belirtir. Yani 93 harbi felaketinde dünyaya gelen Mehdi, 1918’de vazife alır. Bir gecede. Gördüğü bir rüya ile. Dehlan bir şey daha söyler. Askeri ve hazineleriyle Osmanlı’nın Mehdi’ye yardımcı olacağını haber verir. Yüzyıl sonra. Tabi bu da Hz. Bediüzzaman’ın haberini verdiği fecr-i sadıka bakar ki…

    YanıtlaSil
  3. 3* Miladi 1876’da doğan Mehdi 1918’de vazife alır. Küfri-cebri-keyfi-askeri Süfyan rejimine karşı cihad-ı manevi ile mukabele ve mağlup eder. Ve 40 yıl hizmet eder. Bu Mehdiyet’in zuhur alametlerinin belirdiği 1902’de başlayan tarihten itibaren 50 yıllıktır. 1952. Sonra Mehdi ve şakirtlerini yeni bir dönem bekler. Şeair-i İslamiye’nin hayata yansıması dönemi. 1952-2002’dir. Ya bundan sora ne olur?
    Fecr-i sadık ile Osmanlı bakiyesi Türkiye’nin Alem-i İslam’a sahip çıkması, ittihad-ı İslam’ın gücü ile 100 yıldır hüküm süren Yahudi-Deccal ve avanesinin fitne-fesadına sed çekmesidir. Hatta onu ağır bir şeklide cezalandırmasıdır. Bunun da anahtarı Kürt meselesidir.

    Bugün Alem-i İslam’ın batılı askeri güç ve terör ve anarşi ile huzurunu yok eden siyonizmdir. Yinon Planı ile Büyük İsrail’i kurmak için 9 İslam ülkesini 22 küçük devletçiğe bölme operasyonunun balatan Siyonistler , küresel sermaye ile sağladığı ekonomik ve siyasi gücü fesadı için kullanıyor. Körfez ülkeleri üzerinde etkili olurken, Irak-Suriye-Mısır-Libya-Yemen’i ateşlere attı. Attığı yetmemiş gibi şimdi de Türkiye’yi 30 yıldır tezgahladığı Kürt devleti komplosuyla diz çökertmek istemektedir. İran’ı iyi- kötü polis ile perdelediği bir başka fitne ve fesada alet ediyor. O da bölgedeki Hazar-İran-Körfez-Irak petrolü için, Yahudi Rothschlid’ ile kölesi İngiltere’yi de yanına alarak yeni bir melanetin peşindedir.

    Tabi bütün bu sinsi ve hainane ve fesad planın önündeki tek engel, Mehdiyet’in merkez üssü Türkiye’dir. 2010’larda Arap Baharı ile başlayan fecrin doğması tehir oldu. Tıpkı 1950’nin 1960’ta sönmesi gibi. Bu karmaşanın durdurulacağı tarih 2017- 2019-2021-2023’tür. Bunlar Mehdiyet’in 3. faslının yani ittihad-ı İslam’ın üzerine bina edilecek Hilafet-i İslamiye ile mümkündür. O tesis olmadan, Alem-i İslam istiklalini kavuşamayacaktır. Onun için yazar Mehdi’nin niçin gelmesi üzerine kafa yormuş. Gelecek ama, yani hükmedecek ama Siyonist deccal’infitnesi mani oluyor, İşte açık-gizli müttefikleri; Cemaat,neocon, Siyonist, baron çete-PKK terörü -DHP-ırkçı parti-halkçı- Marksist DHKP-C.

    Muhterem Mustafa Özcan bu gerçeği bilen biri olarak Mehdi’ni şaşalı siyasi ve dünyevi hizmetini yani neticesine bakıyor. Bunun da yolu ancak ve ancak ittihad-ı İslam ile olur. Önce bütün dini cemaatlerin ittihadının sağlanması. “Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslâm ordularıyla zemin yüzünde saltanat-ı İslâmiyeyi sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyasette, hususan bu asrınefkârında” olan vazife mümükn olacak,

    NOT: Süfyani kavramı sünni bazı rivayetlerde de geçer. Orada Süfyani kavramı ile asıl Süfyanın benzeri mesleğe sahip mesela Nasır veya Esad’a işaret eder. Bunların ana Deccal ile savaştılar. Sonra bu Şam meselesi de vuzuha kavuşturulmalı. Şam Suriye’nin başşehri Dımeşk’in adı değildir. Dımeşk ile Kudüs arasındaki coğrafyanın adıdır.

    YanıtlaSil
  4. Ben Mevlana Halidi Bagdadi Gazali ve Abdulkadiri Geylaniyi de mehdi biliyorum.Hatta mehdi ali resul.risalerde mehdi ve mehdi ali resul tabirleri var degil mi abdurrahim abi.ve ayrica sanirim ustaddan sonra mehdi gelmeyecegini ve hatta hz isa nin gelip gorevini tamamladigini baska bir yazinizda okumustum.abi buyuk ve kucuk mehdi tabirleri mehdi ve mehdi ali resul icin kullanildigini biliyorum.buradaki biliyorumlar dogrusunu biliyorum demek degil öyle biliyorum manasinda soyluyorum.oyle biliyorum ve inaniyorum ki ustaddan sonrahz isa ve uc mehdi daha geldi veya gelecek.siyasi askeri ve dini olarak.neye dayaniyorsun derseniz sizin bildiginizin milyonda birini bilmem.mustafa abim ve abdurrahim abimin yorumlarini okuyorum.suleyman d.ve hz isa nin gelisi haric benim kalbim cogunlugunu kabul ediyor:).abdurrahim abi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasan Ömür'e
      Mehdi-i Azam, ahir zamanda gelecek zatın ünvanıdır. O hilafet devrinin sona ermesinden sonra zuhur edecek ve dini ihya edecektir. Ondan önce Mehdi misal çok İslam büyüğü gelmiştir. Ve onların her biri Mehdiyete ait bir vazifeyi yerine getirmişlerdir. Kimi siyasette, kimi diyanette dairesinde hizmet etmişlerdir.

      Ahir zamanda gelecek zatın, üç fasılda, yani devrede, yani dönemde hizmeti olacaktır. Bediüzzaman bunu iman-hayat-şeriat olarak belirtmiştir. Hilafetin kaldırıldığı tarihten itibaren Mehdi ile başlayacak dini ihya hizmeti genişleyerek Hicri 1506 tarihine kadar hükmünü icra edecektir. İman hizmeti ve şeairin ihyası ile cemiyette ağırlığını hissettirecek Mehdi’nin ve şahs-ı manevisinin; yani tüzel kişiliğin, yani Mehdiyet’in yüzyıl sonra en geniş dairede ittihad-ı İslam ile kendini gösterecektir. Bu da 2020 sonrasına işaret eder.

      Mehdiyet’in 3 devresinin olması 3 Mehdi beklentisine yol açmıştır, ki bu yanılıştır. 3 Mehdi yok. Mehdi hem hatem-ül müceddidin hem de hatem-ül velayet-ül kübradır. Hadise göre din onunla tamamlanıyor.

      Mehdiyetin hakimane 3. Fasıl ile hükmetmeye başlama tarihi Kehf Suresi’nin işareti ile1998’dir. Bazı istihraçlar da bu tarihi 2002’dir. Mehdiyete hazırlanan zemin ile kendini göstermeye başlar.
      Ben hiçbir zaman herhangi bir siyasi lidere Mehdi’lik izafe etmedim. Ama Mehdi ve şahs-ı manevsinin desteklediği siyasiler ve siyasi partiler vardır. O da Kur’an namına ve milletin selameti içindir. Onun esas vazifesi dini hizmettir. İman ve Kur’an hizmetinin genişlemesi ve dinin ihyası neticesi ehl-i imanın yapacağı tercihler ittihad-ı İslam’ın önce Anadolu sonra da bütün Alemi- İslam’a yayılması söz konusudur. Mustafa Özcan bu üçüncü aşamayı yazısında nazara vermiş ve dikkat çekiyor. Bu da önümüzdeki yıllarda yaşanacak haldir inşallah.

      Mehdi’nin hizmetinin yayılması ile çeşitli dönemlerine ait ünvanlar verilmiştir. Cabir, Mensur, Haris, Eshab, Ebka gibi. Bunların hepsi Mehdinin unvan veya sıfatlarıdır. Onun dışında iki önemli kişi daha var. Biri ona bitişik olarak çıkan Kahtani. Diğeri ise geniş dairede hizmet yapacak biri. Onun için kimi İsrail’le savaşı yönetecek, kimi Ayasofya’yı ibadete açacak, kimi de her ikisini yapacak bir kumandanı.

      Bunların ne anlama geldiği ancak gerçekleşmesinden sonra tevil ve tefsir edilir.
      Hz. İsa meselesi, çok daha karmaşıktır. Yarı dünyevi yarı ruhanı bir hayatı olana Hz. İsa’nın, bir iki defa nüzul ederek hizmet etmesi söz konusudur. Bunun içinde 3 tarih verilir. Hz. İsa’yı bilmek ve tanımak Hz. Mehdi’yi tanımaktan çok daha zordur. Yapılan hizmetlerle İseviyetin hakimane görünmesi 20 yıl sonra.

      Sil
  5. Abdürrahim Ağabeye:
    Evliya- veli- şeyhlerin bazı görme haline bende sormak isterim. Geçenlerde bir tarikat ehli babmız camide şeyhinin namaz kıldırırken bütün cemaati maymun kafalı ve domuz kafalı gördüğünü şeyhinden dinlemiş, Bu şeyhin durumunu veya görüşünü nasıl yorumlamalıyız; zira buna benzer bazı şeyhlerin özellikle İstanbul depreminde sıkça kulağımıza gelmişti

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer kardeş: Hitabınız her ne kadar Abdürrahim kardeşimize yönelik ise de ben de kendi duyduklarımı yazayım. Annem ve babam bir süre Uşşaki tarikatına girmişler. Oradaki seyrisüluk esnasında kişilerin hayvani sıfatlarını görmüşler. Buna göre kimisi tilki, kimi ayı, kimi kedi, kimi köpek vs. suretinde görünmekteymiş... Tarikatler terbiye yoluyla bu hayvani sıfatları insani sıfatlara tebdil etmek manasındadır.

      Sil
    2. Mustafa kardeşim kısa ve öz bir izah yapmış. Ona ilaveten şunu belirteyim, İslam’da her meslek ve meşrebin kendine has görüş açısı, sıfat yakıştırması vardır. İnsan, esfel-i safilinden ala-yı illiyine terakki etmekle yükümlüdür. Ve mail-i tekamül ciheti açık tutulmuştur. Nefs-i emarenin veya şeytanın aldatmasıyla kul bazı hataları işler. Yani günah işler, seyyiata dalar, sefahat işlerini yapar. O özellikler insana yakışmaz, daha çok akılsız ve şuursuz bir yaratık olan hayvanın işleri olduğundan, bir kul o fiili işleyince yakışan hayvanın sıfatı verilir. O insan, maymun, tilki veya hınzır değildir, ama işlediği fiile uyan hayvani bir sıfat olur.

      Bir İslam büyüğü müritliğinin ilk yıllarında riyazete girer. Nefsine muhalefet eder. Dünyevi bütün nimetlerden elini eteğine çeker. Bir gün mutfak penceresinden bir kase süt görür. Nefis bu, imrenerek baktığı sırada ağzında birden bir köpeğin çıkarak o süt kasesini yalamaya başladığını görür. Hemen, “Oh, nefsi-i emmareden kurtuldum. Artık seni içime almayacağım” diye sevinir. O mübarek nefsinin dünyevi nimetlerine karşı olan iştihasını yendiğini alem-i misalde böyle görür. Şimdi onun şeyhi bunu alam-i manada görür ve “Ama ne iyi talebem köpek olmaktan kurtuldu” dese, bu bir teşbihtir ve sadece ve nefs-i emareden kurtulması için geçerlidir.

      Sözünü ettiğiniz şeyh de takva ve meşrebinin manevi ölçüleriyle cemaatin bir özelliğine bakarak maymun ve hınzır sıfatının delalet edebilen geçici heveslerin ve art niyetliliğini kast etmiş. Her Müslümanın her sıfatının Müslüman olmasını beklenemez. Ama o kötü sıfatların terki müslüm sıfatlarını çoğaltması istenir. Kaldı ki mü’min gafil de olsa kıldığı namaz, hele ki imama uyarak kıldığı namaz geçerlidir. Fazileti eksik olabilir ama o vecibeyi yerine getirmiştir. Yani o cemaat maymunlar ve hınzırlar topluluğu değil, namaz ibadetini yerine getiren mü’min ve Müslüm bir cemaattir. Zamanın seyyiatından doğan bir ortak nahoş özellikleri eksiklikleri olabilir. Bu tasavvufi olarak eksik ama ami ve sade bir mü’min için normaldir değerlendirmesine tabi tutulmalı. Herkes ehl-i tarik olmak zorunda değildir. Manevi mertebeler sonsuzudur. Ve sıfır üstü her mertebe falah sebebidir.

      Atmak bir fiildir. Bu fiile uyan belki yüz belki 1000 hareket vardır. Gol atmakla, yumruk atmak, taş atmak ayrı ayrı mana verir. Gol atamayana, "Eşek adam" dendiğinde burada kast edilen kişinin eşek değil o hareketteki beceriksizliğidir. Böyle anlamak lazım.

      Sil
    3. Abdürrahim Ağabeye de Mustafaya da Teşekkür..Allah razı olsun güzel sohbet oldu. Avam bu tür olaylarda genel de '' eyvah şeyh bizi domuz-maymun kafalı gördü demekki biz cehemmliğiz bahsi açılıyor.''
      Aslına bakarsanız bir şeyhin böyle şey görüp ortalıkta konuşması hoş değil, çünkü kulaktan kulağa yayılıp habbe kubbe oluyor ve insanlar kendilerini bir cehennemliğiz diye bir nevi psikoljik sıkıntıya sokuyor .
      Ben bu bahis ilk açıldığında Risaleden okudum dersle hemen dedimki:
      -Bu durum cemaatle değil o Şeyhle alakalı, yani Şeyh kendine sormalı dedim, ben niye cemaati böyle gördüm diye...'' Çünki Bediüzzaman Hazretlerine Muhittin arabinin halleri ile ilgili soru soruyor talebeleri, orada Bediüzaman Hazretleri bu durumlar Şahsın kendini bağlayacağını artı bu hallerinide kendisinin yorumlayamacağını okumuştum.
      Elhamdulillah Bediüzzaman Hazretlerini ve Risaleleri tanıdığımdan bu tarafa artık şeyhe falan ihtiyaç duymuyorum açıkçası şeyh kuruntularını pek takmıyorum, Üstad demiyormu ilerde daha nefs-i emmaresini tam öldürememiş şeyhlerin çıkacağını, bu tür şeyler birde bazı görmeler yapıp kendi halini yükseltmek için avam halkı ürkütmeye çalışması olarak görüyorum birazda...

      Sil
  6. Hz.Mehdi Bediüzzaman hazretleri ise o kadar sahih hadis boşa çıkmıyor mu? Kaldı ki üstadın risalelerinde "biz de mezarımızdan Mehdi'yi seyredeceğiz" şeklinde yazıları var. Üstad'ın Mehdi olduğu iddiası bence asılsızdır, zorlama bir yorumdur. Hz. Mehdi'nin Avrupa'yı fethedeceği, orada 7 yıl civarında kalacağı, Deccal çıktı söylentilerinin 2.sinde (yani gerçekten çıkınca) Mekke taraflarına geleceği, orada sıkışacağı vs. vs. hangisi Üstadın zamanında yaşandı. Mehdi'nin hayatında hapse gireceği yada tutsak edileceği ile ilgili hiç hadis okumadım. Ama üstadımız 20 küsür sene hapis hayatı yaşamadı mı?

    YanıtlaSil