.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

21 Temmuz 2015 Salı

YA YENİ HAL YA YENİ HAL

Okurların dikkatine....
Mehmet Ali Bulut'un Haber 7 sitesinde yayınlanan yazısı içerik olarak birbirinden farklı iki bölümden oluşuyor. Biz burada blogumuzun konseptine uygun olan ikinci bölümünü alıntıladık. 
Blogumuzda alıntılanan yazıların daima kendi yazarlarının görüşünü yansıttığının unutulmamasını istiyoruz. 
..................
İRAN, BATININ TAKTİĞİNE YİNE YENİK DÜŞER Mİ Kİ
Şehabettin Tekindağ hocamız anlatmıştı rahmetli; “Turan taktiği çok basittir ama düşmanı her seferinde tuzağa düşürür” demişti.
‘Turan Taktiği’ denilen şey, meydan savaşlarında ordunun merkez kuvvetlerinin sanki yenilmiş gibi geriye çekilmesi ile başlayan ve düşmanın, sağ ve sol kanatlar tarafından tamamen çembere alınıp imha edilmesiyle sonuçlanan bir savaş şekli… Hakikaten de düşman orduları her seferinde bu Türk taktiğini yutmuşlardır…
İran’ın üzerindeki ambargonun tam da şu sıralarda kaldırılmış olmasını düşünürken aklıma bu misal geldi. Acaba bizler (yani Müslümanlar) de birilerinin taktiğini her seferinde yutuyor muyuz?
Batı şu kadar asırdır bizi her seferinde tuzağına düşürebiliyorsa “evet” demek zorundayız. Evet, Batı her seferinde aynı numaraları bize çekiyor ve biz de yutuyoruz. Bizi daima içimizden ve kardeşimizle vurabiliyorlar… Müslümanların bir kesimini daima ötekine karşı kullanabiliyorlar…
Maalesef Müslümanların din kaynaklı sosyal yapısı, bu kullanımlara fırsat verir durumdadır. Hıristiyan Avrupa, mezheplerin, “din” imiş gibi dayatılması yüzünden yüz yıllarca savaştığı için nihayet aydınlanma çağında buna bir son verdirecek çareyi buldu. Birliğini de kurdu. Yüreklerinde birbirlerine karşı taşıdıkları kin ve nefrete rağmen([1])birlik olabildiler. Ama bizi mezheplerin yol açtığı tefrika ile vurabilmek için, o yaramızı hep kaşıyıp tazelediler. Din adamlarımız da buna çanak tuttu. İman ve imana dair her biri Uhud dağı kıymetindeki “müşterek”liklerimizi görmezlikten geldiler de çakıl taşı mesabesindeki farklılıkları önemsediler de önemsediler… kültürel farklılıklarını Kurani kavramların önüne geçirdiler..
İşte bakın, İslam dünyasında son yıllarda Batıya karşı yükselen öfke ve direnç, onları eski bir manivelayı yeniden kullanmaya yöneltti. Yıllardır ‘öcü’ gibi gösterdikleri –ki o da esasında bir taktikti, defalarca yazdım- İran’ı birden bire sevimli bulmaya başladılar. Ambargo uyguladıkları İran, güya her arzularını yerine getirmiş gibi bağırlarına bastılar ve bloke ettikleri 140 milyar dolarını da serbest bıraktılar.
Şimdi şu vaziyette İran, İslam dünyasıyla birlikte hareket eder mi?
Etmez!
Batı, Osmanlı tarihi boyunca bu taktiği her daim uyguladı ve her daim de İran’ı kendi yanına çekmeyi başardı. Ne zaman ki Osmanlı Avrupa üzerine güçlü bir sefer düzenlese, Osmanlı ordusu, İran sınırında meydana gelen ağır tahrikler veya olaylar yüzünden acilen dönüp Anadolu ile meşgul olmak zorunda kalmıştır. Şimdi de aynı taktik.
Elbette günümüz Türkiye’sinin Batıya yapabileceği bir şey yok. Öyleyse batının İran’ı kendi yanına çekme çabasının sebebi ne?
Efendim Türkiye artık Batının boyunduruğu altında kalmak istemiyor. İşte işlerine gelmeyen bu! Türkiye’nin bu boyunduruğu üzerinden atmaya gücü yeter mi, imkânı var mı bilemiyorum ama Sevr ve Lozan ile bize dayatılmış bazı siyasi ve manevi ambargolardan kurtulmak istediği de hissediliyor.
Batı uzun süre, Türkiye’yi bu tür hamleler yapmaktan caydırabildi. İşte hemen burnumuzun dibindeki bir mesele; Ayasofya’nın açılması meselesi! AK Parti, seçimlerden önce Ayasofya’yı ibadete açabilseydi, seçimi kazanırdı. Kendilerine de haber verildi. “Eğer açmazlarsa iktidarı kaybedecekler diye…” Efendim konjonktür müsait değilmiş!
İşte o konjonktür dedikleri şey, o hegemonyanın siyasiler arasındaki adıdır…
Ama artık galiba onlar da biliyorlar ki Türk halkını, istikbalini istemekten vaz geçiremeyecekler. Batının boyunduruğu artık bu millet ar geliyor zira!  Milleti bundan vaz geçirmek için onu kendi coğrafyasındaki –yine kendi eserleri olan- problemlerle boğmak istiyorlar. Sınırlarımızın içinde ve dışında sayısız hadiseler meydana geliyor. Bağımsız ve onurlu bir ülkeyi harekete sevk edecek, “yeter be!” dedirtecek bir yığın olay yaşanıyor.  Türkiye’yi de İslam dünyasının içinde boğulduğu atmosfere sokmak istiyor. Bunu ırakta denediler olmadı. Suriye konusunda da tutmadı. Ama her iki olayda da gerçek zarara uğrayan hep Türkiye ve Türkler oldu.
Türkiye tüm kırmızıçizgilerini çiziktirdi. Türkmenlere ait coğrafya yok edildi. Kerkük, Musul, Erbil, Diyarbakır, Elbeyli ve Halep civarı Türkmen yurtlarıydı. Şimdi Erbil, Kürdistanın başkenti. Diyarbakır Kürt coğrafyasının ana merkezi. Musul bitik, Kerkük elden çıkmış. Caber terk edilmiş, Halep yanmış, yıkılmış.
Türkiye hiç huzurunu korumak maksadıyla maalesef bütün bunları uzaktan seyrediyor. Suruç’taki patlama bunların en sonuncusu. Daha ne tür olaylar yaşanacak bilemiyoruz. Temel maksat, Türkiye’yi de tıpkı Suriye ve Irak gibi olayların içine çekerek parçalamak ve Harput ile Tarsus arasındaki bölgeyi tartışılır hale getirmek… Elbette bunu Kürtler için yapacaklar zahirde… Ama değil! Bunu zaman içinde Kürtler de öğrenecek!
Bu işlerin arkasındaki akıl, ve saik Kürtler değil. Kürt liderler zurnada son delik. Müslüman Kürt halkının talepleri de esasında umurlarında değil.
Şu coğrafyada olup biten hadiseleri ihaleye çıkaran İsrail’dir. İşin sahibi o!  Amerika ve Avrupa üstlenici firma! Bölgedeki Irkçı Kürtler ve Ermeniler de taşeron. (Bir vakitler Türkiye de bu işlere nezaret ediyordu “BOP eş başkanlığı” adı altında) Hapsi birlikte Arzı Mevut arazisini ‘krizme’ ediyorlar…
İşte Amerika’nın İran’a şirinlik muskası takması bu yüzden! Çünkü  Arzı mevudu inşa etme konusunda zaman daralıyor. Bir an önce harekete geçilmeli idi. Mamafih onların hazırlığı çok eskiye dayanıyor. Ama fiili adım 90’ların başında atıldı. Ben Amerika’nın Irak’a ilk saldırısını –hatırlayanlar vardır- II. Babil Operasyonu diye yazdım.
Arap uyanmadan, işlerini bitirmek istiyorlar. Çünkü Arabın uyanmasıyla İslam intibaha gelecek (uyanacak). İslam (yani Sünni ana aks) uyanınca –İsrail ve batının- bu coğrafyadaki varlıkları zora girer. Arzı mevud da ertelenir veya hiç olmaz!
İşite her dönemde kendi yanlarına çekmeyi başardıkları partnerleri İran’a güç pompalamaları bu yüzdendir. Hatırlayın Irak’ı! Saddam’dan alıp parçaladılar ve sonra ülkeyi, bütün Sünni dünyanın gözü önünde Şii militan olan Maliki’ye teslim ettiler. Savaşın giderlerini de Suudilere ödettikleri halde…
Amerika / İsrail hakikaten İran karşıtı olsaydı bunu mu yapardı? Yıllarca Almanya el altından İran’a nükleer destek verdi. Ambargoya rağmen İran’la ilişkilerini sürdürdü, Batı bunu bilmiyor muydu?
Şimdi de güya İsrail, Amerika’nın İran’la yaptığı anlaşmadan rahatsızmış. Hadi canım ordan? İran ne zaman İbranilere hasım olmuş ki şimdi, en güçlü zamanlarında olsun!
Yahudileri Babil zulmünden kurtaran Farslar, Ninova zulmünden kurtaran Farslar, onları kendi coğrafyalarına iade edip koruyan yine Farslar. Düşünün ki Yahudiliğin en güçlü iki mezhebinden biri Ferîsilerdir (Yani Farslar). İran halkının ve Çinlilerin zihinlerindeki gerçek “kırmızı kuvvetleri” (yani düşman) Türklerdi (Turan). Adamların efsanelerinin baş düşmanı Turan! Tarihi ve efsaneleri doğru okumak gerekir.
Elbette biz, Müslüman İran ile iyi geçinmekle mükellefiz Müslümanlar olarak. Ama yazık ki, Hasan Sabbah’ın, “Türklere hizmet ediyor” diye Nizamül Mülkü öldürttüğü, tüm Sünnileri İran coğrafyasından silip attığı tarihlerden bu yana, İran hep, büyük İslam kütlesi aleyhine kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Velev ki idarecileri –Safeviler döneminde olduğu gibi- Türk olsun. Ben bu durumun, rahmetli Humeyni’den sonra değişmiş olabileceğini umuyordum. Görülüyor ki değişmemiş. Irak’tan sonra Suriye, Suriye’den sonra Yemen! İran hep el altından karıştırıp tahrik ediyor. Bu saklı ittifakı sezen Müslümanların tepki vermeye kalkışması da yine Batılıların işine yarıyor. Bu sinsi oyuna tepki duyan Sünni gençleri, IŞİD ve El-Kaide gibi isimler altında örgütleyip, elerine silahlarını da verip İslam âlemine tebelleş ettiriyorlar.
Fakat inşallah bu taktikler tutmayacak. “Gulibeti’r-Rum” suresi bu çekişmenin nasıl neticeleneceğini haber veriyor. Dileyenler “Rum Yenildi” başlıklı yazımı okuyabilirler…
Allah’ın izniyle batı artık istediğini yaptıramayacak. Batı daha bir müddet galip görünebilirler. İran’ı kullanabilirler. İçimizdeki Selahaddin Demirtaşların ağzından kendi amaçlarını dile döktürebilirler (Kürt halkı kendi ordusunu kursun buyurmuş hazret. Bir o eksikti!) Ama ilanihaye Müslümanları boyunduruk altında tutamayacaklar.“Ya yeni hal ya izmihlal” demeye bile hakkımız yok. Ya yeni hal ya yeni hal!
Yeni hal İslam’ın ayağa kalkmasıdır.  Hz. Zekeriya’yı kısırlıktan kurtaran Allah, kabiliyetini kaybetmiş Müslümanları da Yahya adıyla yeniden hay kılacaktır… Hem de çok uzak olmayan bir zamanda!
Selam ve dua ile
Mehmet ali bulut – Haber7

[1]) “Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır….”

1 yorum:

  1. İran müslüman evet ama maalesef Şia lığın dünyaya yayılması adına herşeyi yapabileceğine inanıyorum.Rabbim Ehli Sünnet itikadını muhafaza etsin.
    osmanlidunyaduzeni.blogspot.com

    YanıtlaSil