.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

28 Temmuz 2015 Salı

ANKARA'DA SIR TOPLANTI

DAEŞ’e karşı başlatılan operasyonların ardından Ankara’da sürpriz bir toplantı yapıldı. DAEŞ ve Esad’a karşı savaşan 20 Türkmen tugayının temsilcisi MİT’in koordinasyonunda biraraya geldi. Kurulması planlanan 5 bin kişilik Türkmen ordusuna son şekli verildi. Türkiye ile koordineli olacak ordu, bölgedeki etnik temizliğe de engel olacak.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Bundan sonra sınırımızda DAEŞ'i görmeyeceğiz. Nasıl yapacağımız bizde saklı" açıklamasının ardındaki detayları ortaya çıkmaya başladı. Bu kapsamda, MİT'in koordinasyonunda muhalif Türkmen tugaylar Ankara'da sürpriz bir toplantıda biraraya geldi.
Suriye kuzeyinde ve Halep çevresinde bulunan muhalif Türkmen tugaylar, MİT koordinasyonunda, güvenlik, istihbarat ve askeri birimlerden yetkililerin de katılımıyla geniş kapsamlı bir toplantı düzenledi. Dün başlayan toplantıda ele alınan ağırlıklı konu ise kurulma çalışmalarına hız verilen Birleşik Türkmen Ordusu oldu. Çağrıları "gizli" yapılan toplantıda kurulması planlanan 5 bin kişilik Birleşik Türkmen Ordusu'na son şekli verildi.

YENİ YOL HARİTASIToplantıya Halep ve Bayır-Bucak bölgesinde Esad ve DAEŞ'e karşı savaşan muhalif tugaylardan yaklaşık 20 temsilcinin katıldığı ifade ediliyor. Toplantıya Sultan Murad, Muntasır Billah, Sultan Mehmed gibi etkili tugaylardan temsilcilerin katıldığı ve yeni dönemdeki yol haritasının şekillendirildiği öğrenildi.

EĞİT-DONAT İFLAS ETTİABD öncülüğünde başlatılan eğit-donat projesinin istenen başarıyı göstermemesi üzerine yeni formüller devreye girdi. Bu formüllerin başında ise Ankara'nın destek verdiği Birleşik Türkmen Ordusu olduğu belirtiliyor. Bu ordunun TSK'nın yapacağı sınır ötesi harekatlarda Ankara'yla koordineli olacağı iddia ediliyor. Türkmen Ordusu, DAEŞ'ten kurtarılacak Türkmen bölgelerinde denetimi ele alacak ve bölgenin nüfus yapısının değiştirilme tehlikesinin de önüne geçecek.

İKİ BÖLGEDE KONUŞLUKurulma çalışmalarında son noktaya gelinen Birleşik Türkmen Ordusu, 2 bölge odaklı şekillendirilecek. Ordunun Bayır-Bucak yapılandırması geçtiğimiz hafta tamamlandı ve Ahmet Arnavut Genel Komutan olarak tayin edildi. 2. Sahil Tümen Komutanı Teğmen Tarık Solak, Dış İlişkiler Sorumlusu Başşar Molla, saha komutanları ise Ömer Abdullah ve Adil Orli oldu.

HALEP'TE TEK ÇATIDAHalep bölgesinde ise en büyük üç tugay başta olmak üzere mahalli Türkmen birliklerle beraber diğer grupların da Sultan Murad Tümeni adı altında toplanması bekleniyor. Dün Ankara'da başlayan toplantıda ordunun görev dağılımının tesbiti bekleniyor. Birleşik Türkmen Ordusu'nun Türkmen Dağı'nda büyük bir gövde gösterisiyle tüm dünyaya ilan edileceği öğrenildi. Türkmen Ordusu'nun Suriye içinde ve dışında yaşayan Türkmenlere "vatanınızı savunun" çağrısında bulunacağı da belirtiliyor.

İLK HEDEF LAZKİYEOrdunun, Bayır-Bucak bölgesinde mevzilendireceği tümen ise diğer muhalif ordularla birlikte Esad'ın kalesi Lazkiye'yi hedefliyor. Ordunun öncelikli hedeflerinden biri olarak Lazkiye sahil yolunun Esad ve İran unsurlarından temizlenmesi ve Lazkiye'ye gidecek yolun açılması gösteriliyor.

Yeni Şafak

17 yorum:

  1. Doğru karar olmuş inşallah ülkemiz geçmişimizdeki yine barışı, kardeşliği, birliği tesis eden otorite olur.
    osmanliduzeni.blogspot.com

    YanıtlaSil
  2. Bu arada başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere bazı yayın organlarının savaş karşıtı ve operasyonun itibarını sarsıcı yayınlarının tek bir anlamı var: Demek ki bu operasyonlar gerçekten PKK'ya ciddi zararlar vermektedir. Dolayısıyla dağ taş boşuna bombalanıyor demek doğru değildir.

    YanıtlaSil
  3. esad iyi dayandı artık nusayriler dışında desteği kalmadı
    iran ve hizbullah ile durumu kurtarmak istiyor yanlız muhalefet iyi silahlandı modern topları ve savaş malzemeleri var
    sanırım esad her bölgeyi savunmak yerine belli bölgelere çekiliyor
    yapacağı son numara ypg ye suriye askeri elbisesi giydirip türkiye sınırını onlara teslim etmek olabilir
    hatta abd pkk ya türkiye saldırısını bu ihtimale binaen destek vermiş olabilir
    fakat suriye de esad gitse problem bitmeyecek
    1250 li yıllarda anadolu da olduğu gibi çok sayıda kanton devletcikler olacak
    ve israil bunları ve lübnanı yutup bize dayanacak ALLAH(C.C)bilir

    YanıtlaSil
  4. Ya çok doğru karar olmuş dünya kadar sitede bu ismi zikredilen şahısların eski öso militanı olduklari ve yüzlerce cinayet işledikleri yaziyor, bu mu doğru karar isimizi katillere mi gordurecegiz koskoca cihan devleti kendi göbeğini kendi kesemiyor mu ?

    YanıtlaSil
  5. Bediüzzaman'ın talebesi Salih Özcan vefat etmiştir. Bediüzzaman Salih Özcan hoca efendiye 'Mehdi'yi ben göremeyeceğim ama sen göreceksin demişti ama göremedi; çünkü Bediüzzaman'ın ifşaatına göre Mehdi 2002 yılında zuhur edecekti, etmedi. Evliyaların ifşaatları bazı kere yanlış çıkar. Bediüzzaman'ın bu ifşaatı tutmadı vesselam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hastanede olmam sebebiyle Salih Özcan Ağabeyin vefatını şimdi sizden öğrendim. İnna Lillah ve inna ileyhi raciun.... Müslümanız ... Ölümü metanetle karşılıyoruz.
      Bediüzzaman Salih Özcan ağabeye Mehdiyi göreceksin demiş... Zahirde Mehdi henüz Mehdi zuhur etmemiş görünüyor. Sanırım Nur camiasında bu husus değerlendirilecek ve bir yorum yapılacaktır. İnsanlar layuhti - hatasız değil... Özellikle keşifler konusunda yanılma payı yada başka sebepler altında kader kaleminin revizyonları olabilir. Zira Levh-i ezeli değil, ama hadiste Cenab-ı Hakkın her gün kadere 700 kere nazar ettiği ve yeniden yazdığı ifade edilmiş. (Hadisin hakiki suretini Allah ve Resulüne havale ediyorum)

      Sil
    2. Öncelikle tekrar büyük geçmiş olsun Admin, her şeyin çaresi Allah (cc) katındadır. Mevlam hayır eylesin inşallah.
      Bu konu hakkında Nur cemaatine giden ve ama körü körüne Nurcuların Bediüzzaman'ı Mehdi sanarak söyledikleri Mehdi-i Azam'dır sözüne karşı çıktığını söyleyen mübarek bir dedemiz 13. yüzyılın müceddidi ihtilaflı olmakla beraber Nurcular cemaatine göre Said Nursi (Hz) kabul edilmiştir ve ister müceddid ister alim olsun evliyaullah'ın bazı kere ifşaatlarının hatalı çıktığını ama yanlış ifşaatlarında bile bir hataya bir sevap aldıklarını dile getirdi. Zira Allah (cc) Mehdi'yi evliyaullah'tan bile gizlemiştir.

      ''Bazı kere de evliyaullah'ın hatası bütün gemiyi hem kendini hem de başkalarını batırdığını, bunun acı örneği olarak da maalesef 2014 yılında vefat eden Şeyh Nazım Kıbrısi (Hz)'lerinin ifşaatlarını söyleyerek örnek olarak 2005 yılında Mehdi çıkacak, işinizi gücünüzü bırakın, bütün malınızı mülkünüzü satın ya da bize getirin, oturduğunuz yerleri terkedin dediğini ve Mehdi çıkmayınca da buna inanan bir kısım insanların rezil rüsva bir halde yoksul hallere düştüğünü, yine 2011 yıllarında büyük şehirlerin çok büyük depremlerle tamamen helak olacağını söyleyerek insanları zan altında hicrete teşvik ettirerek yerlerinden ve işlerinden ederek bir kısım insanları yoksulluğa sürüklediğini ve yaşlılığın vermiş olduğu bunalımla İngilizler tarafından kandırılıp tuzağına düşerek rivayetlerce Şam'da Süfyani tarafından bozguna uğratılacak kuzey ABD ordusunun Mehdi'nin ordusu olduğunu, onlara ve zalim Ürdün kralına biat etmemiz gerektiğini söyleyerek bir kısım insanların itikadi tehlikelere sürüklenmesine sebep olduğunu ve yine onların tezgahladığı ve Batı'dan çıkacak olan sahte yeni Osmanlı devletinin çıkacağını ve o orduya katılmamız gerektiğini söyleyerek bir kısım insanların itikadi tehlikelere sürüklenmesine sebep olduğunu'' dile getirdi.

      Sil
    3. Bediüzzaman elhak dört dörtlük bir ihbarda bulunmuş ve o doğru çıkmıştır. Ama Salih Özcan siyaset ve dünyevi tarafı ağır bastığından o sözü anlayamamış. Evet O Mehdi'ye görmüş, ama aklı gözünde olduğu için o manevi lideri bilememiş. Çünkü göz maneviyatta kördür. Şimdi mezarda “Tüh be nasıl da atlamışım” diye hayıflanıyordur.

      Bediüzzaman’ın bir hususiyeti muhatabının kapasitesine göre muamele etmesidir. Ona Mehdi’nin kim olduğunu söylemesi sırr-ı teklifi aykırı idi. Ama soruya da cevap vermeliydi. Ve cevabı o karşısındaki adamın kapasitesine göre olmuş.

      Ben Salih Özcan’ın o sözünü ilk duyduğumda ve sonradan dillere düştüğünde aklımdan hep şu geçmiştir. “Bu adama bir gün ölüp gidecek. Ve Mehdi’ye gördüğünü söyleyemeyecek. O zaman onan inanan bir yığın safdilin hali ne olacak” Kendi kendime kıs kıs gülmüşümdür.

      132 eser 6000 sayfa Kur’an ve iman hakikatini ilham-i İlahi ile telif eden bir zat üstelik vazifeli iken, palavra mı atacaktı. Bütün mesele o ve onun gibi on binlerce bakar ama çakmaz insanın basiretsizliği.

      Mehdi’nin zuhur tarihi 1343 Hicri. Hilafet ilga olur Süfyan huruç ile hükmeder, Mehdi zuhur ile vazifeye başlar. 23 yılda vazifesini tamamlar. Bütün yardımcıları 313 kişidir. Ve Mehdiyet’in sosyal hayata intikal tarihi 1952. 50 yıl sonra ise son fasılla hakimiyetinin tesise başlama tarihi. 20 yıl sora fecr-i sadık. Mehdi’nin vazife alışından 100 yıl sonra Mehdiyet hükmeder. Şahs-ı manevi. Hani bir yığın aklı masal ve rivayetlerle karışık insanların anlayamadığı şahs-ı manevi. Bütün mesele biraz aklı kullanmak. Mehdi nur-u iman ile bilinecek. Herkesin uykuda yani gaflette olduğu bir zamanda hizmet eder.


      Sil
    4. hak yolu

      1* Türkiye’de tahkik-i imanı meslek edinen tek cemaat Nur cemaatidir. Risale-i Nur’un temel prensibi tahkiktir. Sonra ispattır. Çünkü Kur’an'dan tereşşüh eden Risale-i Nur, Kur’an’ın bu hususiyetini aynen benimser. Mesleği tahkiki ve ispattır.

      Mehdi’nin kim olduğunu bilmek nur-u iman ile mümkündür. İkincisi Mehdi kendisini davul ve zurna ile ilan etmeyecek. Herkes onu ne görecek ne gösterecek. O bilinse dahi bu sefer o bunu kabul etmeyecek. O herkes uykuda iken, yani gaflette bulunurken hizmetini yapıp gidecek. Mehdi her kim ise hizmet eder, makam peşinde koşmaz. Onun prensibi ihlas yani rızay-ı İlahidir. Aksini iddia etmek Mehdi’ye bühtandır. Ben “şuyum buyum" demez. Bunu tayin edecek ve takdir edecek Cenab-ı Allah olacağından, ona ait bir vazife konusunda oturup ahkam kesmeniz nice olur?

      Bak Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası’nın sonuna doğru aynen şunu yazar:
      “Her asırda dine ve imana tam hizmet eden mücedditler geldikleri gibi, bu acip ve komitecilik ve şahs-ı mânevî-i dalâletin tecavüzü zamanında bir şahs-ı mânevî müceddit olmak lâzım gelir. Eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da harika olsa, şahs-ı maneviye karşı mağlûp olmak kabildir. Risale-i Nur'un o cihette bir nevi müceddit olması kaviyyen muhtemel olduğundan, o sıfatlar -hâşâ benim haddim değil; belki mükerrer yazdığım gibi, benim hayatım Risale-i Nur'a bir nevi çekirdek olabilir. Kur'ân'ın feyziyle, Cenâb-ı Hakkın ihsanıyla o çekirdekten Risale-i Nur'un meyvedar, kıymettar bir ağaç hükmüne icad-ı İlâhî ile geçmesidir. Ben bir çekirdektim, çürüdüm, gittim. Bütün kıymet Kur'ân-ı Hakîmin manası ve hakikatli tefsiri olan Risale-i Nur'a aittir.”

      Risale-i Nur’u okumaz, Nur talebelerinin ne dediğini tam anlamaz ve abuk sabuk sözler edersen, gıybet olur. Ayrıca Bediüzzaman, Seyyidler cemaatinden bahseder. Kimdir seyyidler cemaati. Yani Al-i beyt. Onlar Al-i İbrahim ile birlikte kıyamete kadar dini hizmeti elinde tutan aileler değil mi? Onların saltanatı manevidir.Bu Seyyidler cemaatini nereye koyacaksın. İşte sahs-ı manevi budur.

      Sil
    5. hak yolu

      2* Bediüzzaman 24. Söz’de evliyaullahın imanın usullerinde ittifak etmelerine rağmen gördüklerinde ve keşiflerinde çokça ihtilafa düşmelerinin sebebini, hatta gördüklerinin ve söylediklerinin hak çıkmamasına dair sorulara cevap verir. Çok ilmi ve uzun bir cevaptır. Hakikati arayanların iktidarının cüz’i, istidalarının farklı, arzularının farklı oluşuna dikkat çeker. Ve binlerce perde arkasında hakikat aramanın güçlüğüne hatırlatır. Bir başka eserinde alem-i misali giren evliyanın gördüğünü ihata yani algılamama, küçüğü büyük, büyüğü küçük görme gibi bir durumla karşı karşıya geldiklerini anlatır. Hatta hakikati tam elde edenlerin bu kez bunu mecazla, sembollerle, benzetmelerle ifade ettiklerine işaret eder.

      Şeyh Kıbrısi mutasavvuftu. İkincisi İngiliz hakimiyeti altında yaşıyordu. Onun siyasi tahakkümü altında idi. Ayrıca süfyan’ın Kıbrıs’taki taraftarlarının baskısı vardı. Ayrıca rivayetleri bazen tahkik etmeden günün anlayışına göre bir karıştırması oluyordu. Ehl-i tarik sulük sırasında elde ettiği bilgileri kalp ve akıl birlikteliği ile telif edemiyordu. Şatahat denen bazı hatalı ifadeleri bile oluyordu. Onlar sekr ve istiğrafk halinde olduklarından bundan sorumlu değiller. Yani senin iddia ettiğini gibi gemi batırmazlar. Ayrıca cenab-ı Allah bazı sevgili kullarına bir hakikati gösterip müjdeyi veriyor. Ama o şarta muallak olduğundan şartları oluşmayınca gerçekleşmiyor veya erteleniyor.

      Mehdi meselesi bir cemaat hizmeti olduğundan. O hizmetin geçirdiği evreler ve dönemlere göre unvan veriliyor. Verenler de hem ehl-i keşif hem de veliler. Mesela Cabir oluyor, Mensur oluyor. Mesela Eshab oluyor, Selim oluyor, Bu bilinmediği zaman bu ünvanların bir şahıs olduğu sanılıyor. Sanılınca da beklentiye giriliyor. Olmayınca da yanılmış diyorlar. Halbuki yanılmıyorlar. Feraset veya ilim sahibi olmayanlar anlamıyorlar. .

      Şimdi Kıbrisi, 2011 yılına bakmış. Alem-i misalde viraneler görmüş. Bunun sebebini bulamamış. Ama bu olsa olsa depremle olur demiş. Halbuki o bilad-ı Şam’da çıkacak çatışmaların neticesidir. Ve şimdi öyle oluyor. Mertebesi o kadar ve o kadarına göre görmüş.

      Mehdi 2005’te çıkacağı meselesi ise. O da öyle bir dönemi şahsa yakıştırması sonucu hataya düşülmüş. Mehdiyet’in zuhur ettiği ülkeden diğer ülkelere ulaşması zaman alır. Kendi ülkesinde 90 yıllık bir süre gerekirken, bunu başka yere ulaşması +7, bazen +10 yıl bazen +15 yıl alır. Bu keşifte, alem-i manada, veya alem-i misalde şahıs olarak görülür. İşin doğrusu şu: Mehdiyet’in 3. faslında ana deccal, Alem-i İslam çapında bir fitneye karşı harekete geçer. Mesela Bush-Şaron ittifakı sonucu Filistin devleti kurulmaz, İsrail Gazze’den çıkmaz ve Oslo Anlaşması’na uyulmaz. Üstüne üstlük Türkiye dahil bazı ülkelere tuzak kuruluyor. Mesela Büyük İslam Coğrayası Projesi yani ittihad-ı İslam bir kez daha baltalanır. İktidarı indirmek için entrikalara girişiliyor. Suriye ile barışı baltalıyor. Ve Danıştay saldırısı ile Türkiye krize sokulmak isteniyor. İşte o 2006’da bütün bunlar açığa çıkıyor. Çıkınca Mehdiyet tedbir alıyor. Mehdi o mesele için zuhur eder sanılmış. Doğrusu şahs-ı manevi çıkan bir çatışmanın ve tehlikenin hakim olmasına karşı tavır alır. Tedbiri ise alem-i İslam’ın dağınıklığı sebebiyle zamana alacaktır. Çünkü Mehdi zuhur eder. Zuhur ağır ağır olur. Hikmete ve sebeplere bağlıdır. Anlatması uzun sürer 2005 daha doğrusu 2006 Mehdi’nin (şahs-ı manevinin) deccal siyoniste karşı tavır aldığı yıldır. Başarısı rivayetlere göre 10 veya 20 yıl kadar.

      Bugün Irak-Suriye-Ürdün-Lübnan ve Güney Türkiye'de malını mülkünü kaybeden milyonlarla kaynıyor. Parası olan uzakla yerlere kaçıp rahat ediyor. Şeyh Nazım ehl-i tarik. Ehl-i Mehdi olmadığından hakikati ancak bu kadar kavramış ve keşfetmiş. Başkasının başına gelecek felaketi başka yerle karıştırmış. Ve hadisatın karşısında telaşa ve hayal kırıklığına uğrayıp öfkeyle çare arama hengamında rivayetlere dayalı aklına geleni söylüyor. İltibası yapıyor. Yani karıştırma. Ama zaman tarikat zamanı ve tarikatın vazifesi olmadığından Mehdi’nin vazifesin anlayamıyor.

      Tıpkı senin gibi.

      Sil
  6. Abi guncelleseniz siteyi ne haber nede yorumlari okuyamiyoruz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 10 gündür hastanedeyim.. İnşallah yarın çıkacağım.

      Sil
    2. Sitenizi takip ediyorum. Daha once hic yorum yazmamistim. Bu ilk yorumum yanlis hatirlamiyorsam. Gecmis olsun. Umarim sagliginiza kisa zamanda kavusursunuz. Selametle.

      Sil
  7. İngilterör

    Kraliçe'nin adamları "Onlar bilgi toplamak için örgütün içindeydi" dedi. Ajanlık yaptığı söylenen 120 askerin neden aynı anda bir arada olduğunu ise kimse açıklayamadı

    DAEŞ'in arkasındaki İngiliz eli bir kez daha kanıtlandı. ABD'nin DAEŞ'a karşı yürüttüğü hava bombardımanında, İngilizler'in en seçkin alayı olarak gösterilen SAS komandolarının da isabet alması, İngilizler'in DAEŞ'le bağlantısını bir kez daha inkar edilemeyecek şekilde deşifre etti. İngiliz basınında Express gazetesinin yer verdiği habere göre geçtiğimiz günlerde DAEŞ hedeflerini bombalayan ABD uçakları, DAEŞ hedeflerinin arasından bir mesaj aldı.

    II. ELİZABETH SUSKUN
    Mesajda kendilerinin İngiltere'nin en donanımlı asker birliği olan SAS (Özel Hava Taburu) üyesi olduğunu söyleyen askerler, kendi bulundukları bölgenin vurulmamasını istedi. Askerlerin doğru bilgi verdiği, hem İngiliz hem ABD ordusunda bulunan gelişmiş yazılıma sahip, özel UAV kamera sistemleri ile tespit edilirken ABD uçakları söylendiği gibi bu bölgeyi vurmadı. Ancak bu olay basına yansıyınca ortalık karıştı. 120 İngiliz özel harekatçının DAEŞ safında ne aradığı merak konusu oldu. İngiliz ordusundan yapılan açıklamalarda "Askerlerimiz DAEŞ safında çatışmıyor, DAEŞ'e karşı savaşıyor" açıklaması gelirken, 120 İngiliz askerinin DAEŞ kıyafetleri içinde olması ise bu söylemi çöpe attı. Ardından Kraliçe'nin basını devreye girdi. The Sun, Mirror, gibi medya organları, 120 askerin, ajan olarak DAEŞ içine katıldığını ve önemli istihbari bilgiler topladıklarını öne sürdü. Ancak ajanlık yaptığı öne sürülen 120 tam donanımlı askerin neden aynı noktada ve bir arada bulunduğu sorusu da bu açıklamayı adeta yalanladı. Ordudan ve hükümetten üst düzey yetkililerin yalanladığı iddialar karşısında Kraliçe ve David Cameron'dan ise bir yanıt gelmedi. Bu arada DAEŞ içindeki İngiliz asker sayısının 120 ile kalmadığı ve yaklaşık 800 kişilik özel harekatçının birçok noktada terör örgütü safında savaştığı öne sürüldü.

    http://www.takvim.com.tr/Guncel/2015/08/15/ingilteror

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.takvim.com.tr/yazarlar/bekirhazar/2015/08/15/balik

      Sil
  8. Fransız sosyolog Alain Touraine, Habertürk'e verdiği röportajda ''Fransa’dan IŞİD’e katılmış dönme Yahudiler bile var.'' açıklamasında bulundu.

    http://www.yeniakit.com.tr/haber/iside-katilan-yahudiler-var-87081.html

    YanıtlaSil
  9. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri hakkında ben de zaman zaman şüphe ve vesveselere düşerdim. Yine böyle bir zamanda şöyle bir rüya gördüm:


    "Şeyh Nazım Kıbrısî Hazretleri’ni görüyorum… Sonra “Hasan Ali Zengin!” diye bir isim… Bu onun bilinen isminin önündeki ilk ismi imiş ama kullanmadığı için bilinmiyor…/Kasım-2013"

    Bir süre sonra aynı şüpheler canlanınca da rüya da şöyle bir ikaz geldi:

    “Eğer Allah-u Teâla şuna veli diyenlere siz de diyemiyorsanız!” diye bir söz…/Aralık-2014

    Yani Allah'ın veli dediklerine sen diyemiyor musun?..

    Bu ikazdan sonra da onun hakkında içten ve dıştan susmayı tercih ettim...

    YanıtlaSil