.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

29 Haziran 2015 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN YENİ BİR ASKERİ İTTİFAKA İHTİYACI VAR!...

Ardan ZENTÜRK  / Star Gazetesi
İslam ve Demokrasi” üzerine kalem oynatan batılı meslektaşlarla, kendi ülkelerine benzer oryantalist yaklaşımlar sergileyen Müslüman coğrafya aydınlarının sergiledikleri üstten bakış beni rahatsız eder. “Sömürgecilik çağından” elde edilmiş küresel servetlerin üzerine inşa edilmiş“yeni-emperyalist” dönemin konforlu Batı demokrasileri ile Müslüman toplumların demokratikleşme süreçlerini karşılaştırmak ve bu karşılaştırmadan “İslam ile demokrasi bir arada yaşayamaz” gibi büyük bir coğrafyayı karanlığın içine -bilinçli- iteleyecek sonuçlar çıkarmak haksızlıktır. 
Müslüman coğrafya, 20’nci yüzyıla -Türkiye hariç- sömürge olarak başladı ve bu topraklardaki insanlara zulüm siyasetinden başka hiçbir seçenek tanınmadı.
Batı’nın, “Arap Devrimi” olarak adlandırılan tarihsel gelişme, özellikle Mısır Darbesi öncesi ve sonrasında sergilediği tutum, demokrasi kavramını seçkin ulusların yaşam biçimi olarak gördüğünü “ötekilere” bunu önermediğini gösterdi. Artık, Batılı araştırmacılar(!) tarafından yazılmış“İslam ve Demokrasi” kitaplarını ciddiye almıyorum, tamamını emperyalizmin perdeleyicisi olarak değerlendiriyorum.
“Demokratik” İslam ittifakı...
Yaşanılan olaylar, Müslüman coğrafyanın kalbini oluşturan Arap Dünyası’nda demokrasinin gelişmesine üst akıl güçlerinin bugün de izin vermediğini gösteriyor. Bu nedenle, Arap Devrimi’nin çıkış noktasını da oluşturan Tunus’taki “uzlaşmacı demokrasi deneyimini” çok önemsiyorum. Aynı şekilde, birer “anayasal monarşi” olan Fas ve Ürdün’de demokratik güçlerin ağırlığının artmasını dikkatle takip ediyorum.
Bununla birlikte, “İslam ve Demokrasi” adına ciltler dolduran o kalemlerin bütün üstten bakışlarına rağmen, Endonezya, Pakistan, Bangladeş, Malaysiya ve -sıkı durun- Senegal’de giderek olgunlaşan demokratik sistemleri dikkatle takip ediyorum. Bu coğrafyalardaki Müslüman toplumlar, çok önemli bir işi başarıyor: Emperyalizmin Soğuk Savaş yıllarında ulusal ordularına verdiği “vesayet” sistemini deviriyor, bunu da “fakir demokrasisi” olarak adlandırılabilecek hayli zorlu bir ekonomik zeminde gerçekleştiriyorlar.
Müslüman coğrafyayı “seçmenlerine hesap veren” siyasetçiler olarak yöneten kadrolara, tarihin bu kırılma noktasında çok önemli bir görev düşüyor: Bu coğrafyada, demokratik kriterler zemininde yeni bir ittifakı yaratmak zorundalar.
Çünkü, Mısır Darbesi bir gerçeği ortaya koydu: Müslüman toplumların demokrasileri bugün de emperyalizmin ağır tehditi ve saldırısı altındadır.
7 Haziran seçim sonuçlarından sonra Türkiye’nin sergilediği mükemmel siyasal olgunluk ve kurumsallaşan demokrasi sahnesinden memnun kaldılar mı, hayır!
DEAŞ’ı bir tek Müslümanlar sonlandırır...
2004-2014 arasında ülkesindeki “radikal gruplara” karşı ABD ile birlikte savaşmış Afganistan eski Cumhurbaşkanı Karzai’nin son buluşmalarında Putin’e, “Ülkeme DEAŞ’ı bir yabancı güç yerleştiriyor, hedefi ise Orta Asya’dan başlayarak Rusya ve Çin’i istikrarsızlaştırmaktır” demesi gerçek bir alarmdır! Karzai, bizim Suriye-Irak’ta yaşadığımız senaryonun arkasında “bir büyük yabancı gücün” olduğunu ve yeni hedefleri bulunduğunu söylüyor.
Suriye sınırımızda yaşanılan son gelişmeler “küresel terörizmle mücadele” konusunda artık Amerikan yönetimine güvenemeyeceğimizin açık örneğidir.
O zaman, Müslüman coğrafyanın öncü demokrasi ülkesi olarak Türkiye’nin yalnız “siyasi” değil, “askeri” yeni ittifaklara da ihtiyacı vardır, bu ittifakın ana zemini, Müslüman toplumların demokrasileridir.

Yazının devamı için:
http://haber.star.com.tr/yazar/turkiyenin-yeni-bir-askeri-ittifaka-ihtiyaci-var/haber-1039935

6 yorum:

  1. http://m.haber10.com/makale/default.aspx?id=23099

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Gelecek tasavvuru: Maddî ve manevî “ordular”
    Yusuf Kaplan / Yeni Şafak

    http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/gelecek-tasavvuru-madd%C3%AE-ve-manev%C3%AE-ordular-2014814

    MELİKŞAH VE NİZAMÜLMÜLK
    İşte büyük devrimci ve önaçıcı vezir Nizamülmülk'ün yaşadığımız birinci büyük medeniyet krizi'nin nasıl aşıldığını gösteren bir sözü, bize de ışık tutuyor, geleceğe de!
    Şöyle diyor büyük vezir:
    “Ey âlemin sultanı!
    Ben sana öyle bir manevî ordu vücûda getirdim ki, duaları, Allah'a kadar yükselir. Halbuki askerlerinin okları, bir milden öteye geçmez.”
    Tarihi yapan Ruh bu işte!
    ÖNCE MANEVÎ ORDULAR OLMADAN ASLÂ!
    Bizim hem Melikşah'a hem de Nizamülmülk'e, yani hem maddî güce / ordu'ya hem de manevî güce / ordu'ya ihtiyacımız var şu an âcilen.
    Yaşadığımız ikinci büyük medeniyet krizini aşmamızı sağlayacak fikrî hazırlıkları yapacak öncü kuşakların / manevî orduların yetiştirilmesi, bunun için de bu ülkenin ruh köklerini yıkmaya değil yeniden diriltmeye ve insanlığa sunmaya and içecek güçlü İslâmî eğitim, kültür, sanat, medya kurumlarının kurulmasına yani.
    Maddî ordular olacak elbette. Ama önce manevî ordular kurulacak, sonra “fetih” yolculuğuna çıkılacak. Manevî ordularınız yoksa maddî ordularınız ne kadar güçlü olursa olsun, büyük dalgalarla, fırtınalarla boğuşamaz; boğulur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  4. İmam-ı Rabbani Hazretleri:

    "Dua askerleri, boyun eğişleri ve kendilerini aşan görüşleri ile savaş askerlerinden daha öne geçip, sebepleri yaratana yükselmişlerdir.

    Mısra; Topu kaptılar, bu meydanda gönlü kırıklar...…

    Devamla… Dua, kazayı –verilen hükmü- kaldırır. Nitekim doğru haber veren (s.a.v) buyuruyor ki;

    «Kaza, ancak dua ile reddedilir.»

    Kılıç ve savaşın, kazayı def etmekte bir gücü yoktur. Dua askerleri, zayıf ve boyun bükmelerine rağmen savaş askerlerinden daha güçlüdürler.

    Yine, dua askerleri, savaş askerleri için ruh gibidir. Savaş askerleri de, onların kalıpları yerindedir. Dolayısıyla savaş askerlerine dua askerleri mutlaka lazımdır. Çünkü ruhdan boş kalan bir kalıbın, yardım alıp zafere ulaşması mümkün değildir./mektubat-ı rabbani-459.mektub

    not:İmam-ı Rabbani Hazretleri bu mektubun sonunu "Bu fakir, her ne kadar kendini dua askerlerinden saymaya layık bulamıyorsa da" sözleri ile bitirir... Her elini açanın kendini bu taifeden görmemesi için güzel bir ikaz...

    YanıtlaSil
  5. Türkiye'de dini hizmetler tırnakla kazına kazına 80 yılda şimdiki hale gelebildi. Pek çok islami şeair (islami hayatın gerekleri) masonik yapıların ayak diremesiyle çok geç hayata geçirilebildi. Halen de bu konularda bir çok eksikliğin olduğu söylenebilir. Mücadele halen çok canlı bir biçimde cephe cephe, mevzi mevzi sürüyor.
    Akparti'nin dine hürmetkar idaresi altında müslümanlar rahat bir nefes aldılar. Bu rahatlık kısmen bir rehavete dönüştü. Rehavet altında kimileri için sanki şeriat gelmiş bile sanabilirler. Ama farkındayız ki din düşmanları halen çok büyük bir kitle ve cephe halinde güçlüdürler.
    Biz bile artık dine hürmetkar Akparti idaresi tek başına iktidardan asla düşmez sanırken işlerin birden tersine dönebileceğini gördük. Seçim öncesi Akparti giderse müslümanların başına neler gelebilir diye uyarılar yaptık, ama demekki bunlar birer farazi uyarılar değil, ciddi tehlikeler imiş.
    Akparti dönemindeki serbestlik ortamı dini hizmetlerin serbestçe icrası yanında sefih bir hayatın da alabildiğine özgürce at koşturduğu bir zaman dilimi oldu. Öyle ya demokrasi var, herkes istediğini yapmakta özgürdür. Bu rahatlık ortamında insanlar dinimizi daha sağlamca yaşıyalım derdinden çok hayatımızı en iyi şekilde yaşayalım diyenlerin baskın çıktığını gördük. İslami hayat bile oldukça sulandırıldı. Tesettür şiarımız bile bu dönemin rengi ile renklendi.
    En önemli husus leşker-i kaza, leşker-i dua ile ayakta durur. Yani savaş askeri dua askerinin manevi desteğine ihtiyaç duyar. Ağzı dualı insanlarımız olmalı. Onlar olmazsa bizler bu ülkede rahat ve huzur ile gezemeyiz. Belki bu dönemde özden çok kabuk ile ilgilenildi. Özün güçlendirilmesi için her türden müstakim cemaat ve tarikatlere ihtiyaç var.
    Bu dönemin en büyük şoklarından birisi de dini cemaat sanılan bazılarının tamamen para ve dünyevi iktadara odaklanmış hırslı bir örgüt olduğunun ortaya çıkmasıdır. Bu durum insanların zihninde müslümanlar insanları Allah yoluna çağıran, insanları güzel ahlak ile yetiştiren kimseler değil, böyle görünen ama niyeti dünyevi amaçlar olan insanlar olarak algıladı. Bu da dindar cemaatlerin algısına büyük zarar verdi.
    Şimdi bir restorasyon dönemi lazımdır. İhlasa, duaya, ibadete, samimiyete çok çalışmak lazımdır. Dindar cemaatler kendi alanı içinde kalmalıdır. Devlet içinde çift otorite olmaz. Bu çok önemli kural sebebiyle bir padişah devlet işlerini bırakıp maneviyata girmek istediğinde izin vermemiştir. İki alemin şartları birbirinden farklıdır. Devleti elbette müslümanlar yönetmeli ama dini cemaatler kendi maneviyat sahasında kalmalıdır. Aksi takdirde güç zehirlenmesi cemaatlerin ayağını kaydırabilir.

    YanıtlaSil