.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

17 Haziran 2015 Çarşamba

SÜLEYMAN DEMİREL VEFAT ETTİ

Bir süredir tedavi gören 9. Cumhurbaşkanı  91 yaşında hayatını kaybetti. 17 Haziran 2015 Saat 02.05'te hayata veda eden Demirel'in ölüm nedeninin solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği olduğu açıklandı.

Hakkında siyasete girmek için mason değildir belgesi verilmesi nedeniyle Türkiye masonlarının ikiye bölündüğü, Morrison Süleyman, Barajlar kıralı ve Çoban Sülü diye de anılan Demirel altı kere gidip yedi kere gelmesiyle ün yapmıştı. 

Yeni Asya Nur cemaati için o kadar önemli bir şahsiyet olarak kabul edilmişti ki, 1977 yılında bir hatıra yayınlanmıştı: "İslam köyden birisi çıkacak kurana dayanırsa muvaffak olacak dayanmasa atisi vahimdir" denmişti. Bediüzzaman'a atfedilen bu gerçekliği tartışmalı hatıra sonraları fazla dillendirilmez olmuştu. 

Demirel her ne kadar ülkemizin kalkınması ve CHP zihniyetinden kurtulması için önemli hizmetlerde bulunmuş olmasına rağmen, özellikle 28 Şubat sürecinde dümeni post modern darbecilerden yana kırmıştır. 

27 yorum:

  1. bu aile demirel daha siyasete girmeden bediüzzaman a bazı hizmetleri oldu mesela üstadın arabası bozuluncaa bir hafta kadar jeep lerini ona şöförü ile tahsis rtmişler ((bunu bana o jeep in şöförü islamköylü ak mehmet kendisi anlattı
    artıları da vardı eksileride
    millet chp ile kavga etti zamanında kendileri ise damatlarını chp den vekil yaptı
    şu son 15 yılda muhalefetin akıl hocası idi
    28 şubatta erbakan la beraber askere direnseydi sıcak darbe olurmuydu
    zamanında imam hatipler açıldı
    ilk cumaya resmi olarak giden başbakandı
    + ve- leri vardı ALLAH(C.C) taksiratını affetsin....o makam bizide kandırırdı belki

    YanıtlaSil
  2. + ları da vardı - leri de vardı
    - leri arbistan a gitsinler lafı 230 ahkam ayeti ile ilgili sözleri
    artıları
    28 Şubatta sıcak darbeye engel olması
    Türkiye’nin kalkınması, barajlar kıralıydı,
    özelleştirme adı altında satılanları Demirel yaptırmıştı,
    12 Mart muhtırası ve 12 Eylül askeri darbeleri ona karşı yapıldı, hakikaten amarikacı olsaydı yapılırmıydı
    İmam Hatip Okulları da onun devrinde açılmıştır.

    YanıtlaSil
  3. 1*Süleyman Demirel öldü. Hoş bir başlık değil. En azından vefat etti denebilirdi. Evet, Demirel’den söz edilecekse önce onun gaybi haberinden başlamak gerek. Neydi o haber? “İslamköy’den bir adam çıkacak. Bu milletin başına geçecek. Eğer Kur’an’a dayanırsa muvaffak olacak. Eğer Kur’an’a dayanmazsa atisi (geleceği) vahimdir.”

    İslamköy Bediüzzaman için ne ifade eder? El cevap: “Ben İslâm Köyünü Nurs köyü (doğum yeri) gibi biliyorum; o hocalara da akrabam nazarıyla bakıyorum. Evet, onların insafı ve Risâle-i Nur’a karşı dostluklarıyla, Nur fabrikası o köyde dağdağasız teessüs etti tahmin ediyorum.” (Kastamonu Lâhikası, s. 155)
    İslam Köyü’nün en önemli ismi şüphesiz Hafız Ali’dir. Zehirlenerek öldürülmek istendiğinde ıztırab çektiğini gördüğü Bediüzzaman’ın kurtulması için Allah’a onun canını alması için dua eden Hafız Ali. Ve öyle olur.
    Peki Hafız Ali’nin başka ne önemi var? Süleyman Demirel ve kardeşleri, iman ve Kur’ân derslerini annesi Ümmühan ile dayısı Hafız Ali’den almış.
    Bu İslam Köyü’nün daha ne önemi var? Nur Talebesi Abdullah Çavuş. Bediüzzaman bir gün ona mektup gelir: “İslam Köy’den bir adam çıkacak. Bu milletin başına geçecek. Eğer Kur’an’a dayanırsa muvaffak olacak. Eğer Kur’an’a dayanmazsa atisi (geleceği) vahimdir.”

    Abdullah Çavuş bu mektubu okur ve bir tarafa koyar. Aradan çok seneler geçer bir gün bir köylüsü ülkeye Başbakan olur. 6 yıl sonrada devrilir. Birden Abdullah Çavuş’un aklına üstadının o mektubu gelir. Ve o mektubu alır Ankara'ya gider köylüsü Demirel’i ziyaret eder. Çıkarıp mektubu ona verir. Der ki: “Sen Kur’an’a dayanmadın yıkıldın. Kur’ana sarılsaydın bu işler başına gelmezdi” der. Ve çekip gider. Olay kulaktan kulağa yayılır. Hatta röportajlara konu bile olur. Peki mektup nerede. Çünkü Mustafa Özcan dahil bunu inkar eder ve dalgalarını geçenlerni sayısı az değil. Evet bu mektup nerede?

    20 yıl sonra Demirel Cumhurbaşkanı olur. Bir yıl sonra Günaydın Gazetesi’nden Erdem Noyan, Demirel’in küçük kardeşi Hacı Ali Demirel ile bir röportaj yapar. Hacı Ali orada ilginç bir detay verir: “Ağabeyimin yüksek makamlara çıkacağına manevi bir işaret vardı” diyerek o yazılı mektubun kendisinde olduğunu açıklar.1.11.1994.

    Ankara Yükseliş Koleji’nde çalışan bir arkadaşımız vardı Ayhan diye. Rahmetli Mehmet Emin Alpkan’ın damadı. O anlatmıştı. “Demirel 12 Mart muhtırasından sonra sık sık kütüphanemize gelir Kur’an meali ve tefsiri okurdu”

    Nitekim Demirel MC hükümetini kurduktan sonra sık sık Kur’an’dan iktibaslar yapması dikkat çekmişti. Hikmeti bu Abdullah Çavuş’un mektubu imiş. Demirel böyle bir mektupla karşılaşınca sırrını kimseye anlatmaz ve Kur’an bilgisi açığını böyle tefsir ve meal okuyarak Kur'an hakikatlerini ve hükümlerin öğrenmeye çalışmış.. 12. Eylül’den sonra ise Risale-i Nur okuduğu biliniyor. Bediüzzaman için “Derin bir alimi” sözü çok ünlüdür.

    Sözü bu gaybi haberle açtık. Gaybi haberden çıkan biri ile ilgili bazı hususların bilinmesinde fayda var.

    YanıtlaSil
  4. 2* Demirel’in politik hayatının iki özelliği göze çarpar. 1. Demokrasi Menderes’le başladı ise yerleşip kökleşmesinden Demirel’in şahsen büyük katkısı vardı. Yani Demirel’in mücadelesinin merkezinde demokrasi vardır. 2- Demirel her işinde aklı ile hareket eden tek liderdi. Cumhuriyet tarihinde hislerine kapılmadan her meselede akla başvuran tek lider oydu. Çok güçlü bir hafızası vardı. Bir ara 5 Gigabytlık bir benzetme yapılmıştı. Yani hafızası 5 milyar harfi tutabilecek kapasitede. Yüksek Planlama Kurulu toplantısında bütün yatırım planlarını ezbere bildiği görülmüştü. Sabancı “Süleyman Bey büyük düşünmeyi sever” derken yabancıların bunu önce abartılı olduklarını sandığını ama bir süre sonra öyle olduğunu anladıklarını anlatmıştı.

    Demirel çok insanın gözünden kaçan bir kaç başka özelliği daha var. Mirasına konduğu Menderes’in 4 politikasını sahiplendi. 1. Rusya ile ilişkileri ağır sanayi kuracak seviyede tuttu. 2-İslam ülkeleri ile ilişkileri Menderes’ten kaldığı yerden sürdürdü. 3. Kalkınmaya ağırlık verdi. 4- Menderes’in zamanında başvurulan AET (AB) ile ilişkileri geliştirdi.

    Demirel İslam ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye başlayınca söylediği söz “Artık dış politikamız çok çizgili oldu” idi. Aksa Camii’ne yangın sabotajı üzerine İslam Kongresi Teşkilatı’nın kurulmasına yol açan ilk toplantıya bizzat Çağlayangil’i göndererek Türkiye’nin yerini belli etti . Arafat’ı ilk defa Türkiye’de davet ederek sahip çıktı. 5 Haziran 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra Rus askeri yardımın Türkiye üzerinden geçmesine izin verdi.

    Bu 4 politikanın özellikle ilk ikisi ABD ve Avrupa’yı çok fena kızdırdı. Ve alameti ise Marksist-Leninst Ye’cüc ve Me’cüc’ü sokağa salıp ülkemizi alt üst ettiler. Bugün gençleri sokağa salarak politika üretenlerin batılı istihbarat servisleri olduğunu herkse biliyor. Demirel o politikalardan vaz geçmeyince İngiliz-ABD tertibi12 Mart muhtırasına muhatap olup yıkıldı. Öyle ki bir daha iktidara gelmemesi için de gerekli siyasi düzenlemeleri birilerine yol vererek de sağlamaya çalıştılar ama nafile..

    Bugün Ak Parti batılı şer güçlerin tepkisin topluyorsa aynı sebepten. Ortadoğu ve İslam Dünyası ile ilişkileri yüzünden. İsrail ve ABD ve İngiliz ve Alman ekseninden saptığı için.

    70’li yıllar çalkantılı bir ortamdı. Tıpkı 100 yıl öncesi 93 harbi gibi meydana gelen karanlık oyunların olduğu 1973-1976-1978’deki zulumatın dağıtılmasında MC’lere önderlik etti. Benim kanaatim o dur ki Bediüzzaman’ın o mektubunu bir maksadı da bu dönem idi. Düzenlenen bayrak mitinglerinde Kur’an hediye edilmesinde o mektubun tesiri muhakkaktı. Çünkü Bediüzzaman Tevbe Suresi’nin o ünlü ayetinin tefisirini yaparken Mehdi’nin talebelerine vurgu yapar ve onların Mevlana Halid’in talebeleri yerinde zulumatı dağıtacağına dikkat çekmişti. Onlara politik destek ise Demirel’in liderlik ettiği MC’lerden geldi. Müthiş bir ittihad sergilenmişti.

    Bütün bu olaylar, 1971 krizine kadar AP Genel Başkanı olarak temayüz eden Demirel, 12 Mart Muhtırası sonrası sergiledi direniş ve demokrasi taraftarlığı ile lider vasfını elde ediyordu. Artık o bir liderdi.

    YanıtlaSil
  5. 3* Süfyani akımın iki defa büyük bölünmeye yol açacağı rivayet edilir. İlk bölünme 1970’in başında görüldü. İkincisi ise 12 Eylül ile. Ve merkez sağ kitle art arda gelen iki “kılıç”la bölünme yüzünden 1971’den 2002’ye kadar bölünmüş olarak geldi. Anavatan’la başlayan toparlanma semere vermedi.

    Demirel ülkenin demokrasiye geçişte sağladığı katkıya rağmen 28 Şubat sürecindeki tutumu hep tartışılır. Bundaki sır nedir.

    Anavatan niçin ilk seçimden sonra oyları 36’ya düştü. Özal ne yaptı da bildik şer güçleri eski taktiğine başvurarak ona cephe aldı. Sebep aynı. Menderes ve Demirel’in batının ortaya koyduğu yoldan sapması. İslam dünyası ile ilişkileri sıcak tutup geliştirmesi.

    Demirel’e 1960’larda ve 70’lerde muhalefet eden sabataycı-kapital çevre Özal’a da aynı oyunu oynadı. Özal küresel sermayenin parladığı ve neoliberal iktidarların başa geçirildiği bir dönemde vazife aldı. Onun yeni neoliberal politikalara aykırı tutumu husumet çekti. Çünkü Büyük İsrail hedefli Yinon Planı hazırlanmış ve yürürlüğü konmuştu. Kürt kartı da açılarak ülke karıştırılmaya başlandı. Bu Yinon için Türkiye’den koparılacak parçanın ameliyesi böyle başladı. 1986’da başlayan bu süreç ile politik bölünmelere artarken, terör hortlatıldı. PKK tipi isyanla.
    Ve 1993’ten sonra tırmandırıldı. 1990 sonrası NATO’nun yeni hedefleri için operasyon tezgahlandı. Dini ve ırki etnisiteyi kışkırtarak. Öyle ki İsrail ile ilişkilerin asker üzerinden arttığı nisbette terör azdırıldı, ekonomik kriz tırmandırıldı. Türkiye’nin adeta nefesi keslidi. Öyle ki Refahyol hükümetnin birinci yılı dolarken 12 Haziran 1997 günü bir cunta idareye el koyacaktı. Koyacaktı da ne olacaktı.

    O zaman dillerde dolaştırılan ve abartılı görülen iddia 50 bin dindar içeri alınacak, 10 bin kişi infaz edilecekti. Tam bir siyonist plan. Kimse bunu açıkça dinlendiremedi. Neden sonra bazıları oturup yazdı:

    28 Şubat’tan 13 yıl sonra Namık Kemal Zeybek, oynanan oyunları yazarken satır aralarında kalan şunları söylemişti: ” Ülkemiz Global kapitalizmin oyunlarının kolayca oynandığı bir alan durumuna düşürülmüştür. Bu arada belirtmeliyiz ki, olaylara sığ mantıkla bakanlar sandığı gibi 9. Cumhurbaşkanı 28 Şubat sürecinin destekleyicisi değil; darbeci cuntanın oyunlarını bozup büyük felaketten kurtarıcı olmuştur.”

    Hasan Celal Güzel de bu mealde yazdı. Vefatı dolayısiyle bir beyanat veren AK Parti İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık Demirel’le yaptığı bir görüşmede “Ben darbeyi önledim” dediğini söyledi. Eski Demokrat Parti Milletvekili Gıyaseddin Emre de bu konuda Demirel’i suçladığında ona da aynı şeyleri söylediğini kaç defa yazdı.

    YanıtlaSil
  6. 4* Peki bu kanlı olaylara teşebbüs doğru mu? Alper Tan da birkaç gün önce ilginç şeyler yazdı:
    “28 Şubat döneminde yasakçı sisteme uymayan, yasakçı düzenin değişmesi için gayret eden veyahut “şimdilik” bir şey yapmasa bile ileride sistem açısından tehlikeli olabileceği varsayılan insanlarla ilgili infaz kararları veriliyordu. Anlatıldığına göre infaz kararı çıkanların sayısı 11 bin 800 civarındaydı. Çok çeşitli yol ve yöntemlerle infazlara da başlanıyordu. 2003 yılına kadar devam eden süreçte bu 11 bin 800 infaz kararından yaklaşık 3 bin 600’ünün uyguladığı anlaşılıyor.”

    Demirel yıllar sora 2005’te derin devletin tarifini yaparken sırrını söylemişti: “Derin Devlet, normal devletin korkudan raydan çıkmış halidir. Korku cumhuriyeti kuranlarda da vardı. Yani devlet çöküyor biz kurtaralım.”

    Evet, Demirel o dönemde cuntasal bir azgınlığı frenlemiş ve etkisiz hale getirmişti. Rüşvet-i kelam ve fiil ile. Münasebetsiz tutumları olmadığı değil. Ama baş yerine parmak kesmek daha mantıklı olurdu. Kur’an’a toptan cephe alınmaya kalkışıldığında o ünlü 250 ayet sözünü söyledi. Yani Kur’an’ın 6666 ayetinde sadece 250’sinin yerine modern hukukun geçerli olduğunu söyledi. Toptan inkar eden zihniyete göre çok daha ehven-i şer idi. İslam’la bin yıl mücadeleyi göze alan kafanın hamlesi böyle boşa çıkarıldı.

    Demirel iki konudaki büyük başarısı demokratikleşme ve Türk halkını fakirlikten kurtulma konusundaki büyük emekleri ile huzur-u İlahiye’ye gidiyor. Recep Tayyip Erdoğan 2002 seçim zaferinden sonra Demirel’i Güniz sokaktaki evinde ziyarete gider. Orada Demirel demokratik mücadelenin faydasını anlatmak babında ona: “Demokratik mücadele ile iktidar oldunuz” yolunda sözler etti.

    Din ve vicdan hürriyeti konusunda Demirel’in taraftarlığı tartışma götürmez. Tabi takdir edecek olan Cenab-ı Allah’tır.

    Demirel yasaklı olduğu yıllarda 1986 yılında Yavuz Donat’a bir beyanat verir. Bence tarihi sözler eder:

    “Türkiye Atatürk ilkelerinden başka bir fikir ve düşünce olmayacaksa o zaman, çoğulcu idareyi sürdürmek mümkün değildir. Veya herhangi bir düşünce Atatürk ilkelerine aykırı sayılıp kötülenecekse veya ona karşı tavır takınılacaksa bu da çok partiyi yaşatmaz. …Atatürk ilkeleri denilen ilkeler nedir? 1937 yılında Anayasa’ya girmiş, ama aslında CHP’nin umdelerini (prensiplerini) simgeleyen 6 oktur. Ve bizim Silahlı Kuvvetler’imizde ve entellektüellerimizde Atatürk İlkeleri böyle bilinir. Nitekim Silahlı Kuvvetler’in çeşitli rehber kitaplarında Atatürk ilkeleri olarak bu 6 ilke gösteriliyor. Halbuki bu 6 ilke Halk Partisi’nin ilkeleridir. Atatürk ilkeleri dendiği zaman başında hakimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olması ve ülkenin muasır medeniyet seviyesinin ötesine ulaşması ve Silahlı Kuvvetler’in siyaset dışı kalması gibi üç tane umdeyi düşünmek lazım. Fakat Halk Parti’sinin senelerce kullandığı bir takım ilkeleri, eğer devlet müesseseleri Atatürk ilkleri diye bilir ve öylece ortaya koyarlarsa ülkenin okullarında bunlar okutulursa o zaman çok partiyi yaşatmak mümkün değildir.”

    YanıtlaSil
  7. 5* Hatasız kul olmaz. Demirel’in hatalar vardır.. Bence büyük bir hatası 1991 seçimleri sonrası Anavatan ile değil de SHP ile koalisyon ortaklığı oldu. Arazisine gecekondu yaptığını kabul ettiği Anavatan’la koalisyon kurmayarak hata etti. Bu hata Türkiye’ye 10 yıl kaybettirdi.

    Süleyman Demirel, basit dindar bir köylü ailenin çocuğu. Ama okuduğu zamanlarda Türkiye’de dini anlayış ve operasyonlar tüyleri diken diken eden ve utanç verici. Tek parti hakimiyeti var.

    Demirel 1955 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürü olur. O yıllarda yükselmek hırsı da var. Mason Yükseliş Locası’na kaydı olur. Aidat ödediği ve toplantılarına katıldığına dair hiçbir kayıt ve bilgi yok. O zaman Mason olan Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un etkisi olduğu anlaşılıyor.

    27 Mayıs darbesi olunca askere alınır. Askerliğini bitirdikten sonra AP Genel İdare Kurulu üyesi olur. Ünü çok yaygındı. Ama o zaman bildik sokak eşkıyası AP Merkezi’ni basınca “Bu ülkede siyaset falan yapılmaz” diyerek istifa eder. Parti’nin kurucu lideri Ragıp Gümüş Pala vefat edince Saadettin Bilgiç partiyi kongreye kadar temsil eder. O sırada Kıbrıs olayları var. Bir gün Meclis’te Genel Görüşme açılır. Parti’nin müstakbel lideri gözüyle bakılan kişi kürsüye sarhoş çıkarak hükümeti yıkacak bir netice alınacağı yerde yüzüne gözüne bulaştırınca, parti ileri gelenlerini bir telaş alır. İşte o hengamede Sanayi Bakanı Mehmet Turgut, Demirel’in adını ortaya atar. Partide adı çok iyi bilinen Demirel’e teklif götürülür. Neyse aday olunca milliyetçi kanat buna kızar ve masonluk konusunu ortaya atar. O kongrede Demirel yaptığı konuşma ile göz doldurur. Ve”Bizim aile Kur’an okumadan kahvaltı etmez” sözü seçilmesinde büyük rol oynar.

    35 sene korumalığını yapan polis müdürü Demirel’in orucunu tutup namazlarını kıldığını söyledi. 1992 yılında Dvos’ta yaptığı konuşmadalarda birin konusu İslam’ın yeniden canlanışında Avrupa’nın rolü” idi. “İslamiyet demokrasi için bir tehdit değildir. İşte örneği Türkiye” demişti. Acaba NATO’nun İslam düşmanı politikasına laf mı etmişti? Allah bilir.

    Demirel’i Türkiye’de sevmeyeni çok en başta derin devlet tarafındna kışkırtılan dindar kesimler. Kendilerinden başka güç istemeyen o karanlık güçlerin yediği naneyi bilmeyen kalmadı. Ama Türkiye çok yıllarını kaybetti. İstikrasızlık ve darbeler yüzünden.

    Ahir zamanda dini hizmet siyasiye ait değil. Onun vazifesi İslam’ın önünü açmaktır. Baskı uygulamamaktır. Emniyet ve asayiş, siyasi ve ekonomik ve dünyevi açıdan halkını refahını düşünmeleri olmalı. Bu Demirel’de çokça vardı. Atilla İlhan bir yazısında şunu söylemişti: Demirel’in Türkiye’ye katkısı Atatürk’ten fazladır.

    Ben rahmet dilerim. Ölüleri hayırla anmak lazım. İçtiğimiz suda, kullandığımız elektrikte, gittiğimiz yollarda, dışarıya sattığımız mallarda onun katkısı büyüktür. Türkiye’nin bütçesi birkaç milyar dolardan 350 milyar dolara geldi. 1980’de devrilirken Türkiye’ni dış borcu 15 milyar dolardı. 10 yıl sonra 50 milyar dolar a, 2000’de ise 127 milyar dolara çıktı.

    YanıtlaSil
  8. Başlığı değiştirdim. Merhuma rahmet diliyorum. Kimsenin gaybi durumu belli değildir. Hüsn-ü zanna memuruz. Hakkında Bediüzzaman'a atfedilen sonra tartışılan gaybi haber bence tahakkuk etmiştir. Aslında küçük bir hareketiyle büyük bir şan kazanacakken son dönemdeki hataları bu ünü gölgelemiş olsa da halkın CHP zulmünden kurtulmasına vesile olması takdire şayandır. Çocukluğumda hep "Başbakan Demirel" lafını duyardım. Sanki hep O imiş gibiydi.

    YanıtlaSil
  9. 12 Haziran 1997 günü çok canlı bir şekilde hafızamda... O günle ilgili bilgileri -bu konuya ehil kişilerden- işittim.
    O gün Madelein Albright üst üste iki defa Türkiyede demokrasinin devamı ile ilgili açıklama yaptı. Bu dikkatimi çekmişti.
    Ankara'daki derin konulara vakıf kişiler söylemişti.
    O gün Emre Gönensay Başbakanlığında 30 subaydan oluşan bir Alevi cuntası Ankarayı ele geçirmişti. Milletvekillerinin çoğu Ankarayı terk etmiş, bir kısmı da soluğu yurt dışında almıştı. Buna karşılık o zamanın Erbakan ve arkadaşları Ankarayı terk etmemişlerdi.
    O gün Cumhurbaşkanı Demirel'in yanında Çankaya'da Doktor Emin Bey vardı. Sanırım Abdürrahim kardeşimizin belirttiği üzere darbeye karşı durulması konusunda yapılması gerekenler yapılıyordu.
    Mason Emre Gönensay başbakanlığında tertip edilen İngiliz darbesine Amerikanın bir kanadı karşı çıktı. Darbeyi reddetti. Darbe Amerika'dan gerekli desteği göremeyince çökmüş oldu.
    Söylendiğine göre-ad ve yer belli- O zaman yüksek makamda olan birine yine o darbede görevli olan biri tarafından "Eğer darbe başarılı olsaydı ertesi sabah Türkiyede ezan okunmayacaktı" denilmiştir. İlk planda 3000 kişinin hemen derdest edilip yok edileceğini ve ardından değişik rakamlarla 80-100 bin civarında insanın enterne edileceğini söylemiştir. Hatta seni ben öldürecektim demiştir.
    Türkiye böyle bir badireyi atlatmıştır. Galiba bunda Demirel'in basiretli tutumu ve rical-i gayb zatların nasihatlerine kulak vermesiyle memleket kurtulmuştur.
    Türkiyede her zaman böyle kapkara bir zihniyet taşıyan, Türkiyeyi çağdışı karanlıklara sürüklemek isteyen, Türkiyeyi dininden söküp islam öncesi döneme çevirmek isteyen, sınırları kapatıp içeride tiran bir cunta ile ülkeyi yönetip, kapalı bir sistem ile kendi ütopik cennetlerini kurmak isteyen bir kesim var.
    İşte bu üyopik kesim şimdi ne yaptı etti, yüzde bir - iki ile oynayıp, milletin iradesini bile ters yüz etti.
    Allah devlete zeval vermesin ama, henüz üç aylık tertip dönemi içinde olup olmadığımızı bilmiyoruz. Zira gidişat o yöndedir. İnşaallah bu netameli dönem hayra tebdil olunacak diye ümidimiz vardır.

    YanıtlaSil
  10. Sabah gazetesinden Şeref OĞUZ: "İki farklı Demirel "başlıklı yazıda Demirelin önceki ve sonraki tutumunu yansıtmış...

    http://www.sabah.com.tr/yazarlar/oguz/2015/06/18/iki-farkli-demirel

    YanıtlaSil
  11. Star Gzetesi / Nasuhi Güngör
    Hangi Demirel? Hepsi ve hiçbiri

    Başlıklı makaleden anekdot:

    Efsane midir, bilinmez. Ama ömrü boyunca kendisine çok yakın olan isimlerden bizzat dinlediğim için gerçeğe yakın olduğunu düşünüyorum. Hikaye malum. Partilerin aday listeleri açıklanır. Ancak Adalet Partisi listelerinde Nur talebelerinden beklenen isimler yoktur. Soluğu Demirel’in yanında alırlar. ‘Efendim. Listelerde arkadaşlarımız yok. Cevap beklenmediktir: ‘Var kardeşim var.’ Bu taraf ısrarlıdır: ‘Efendim, listede Nur talebelerinden kimse yok. Hani kim var?’ İşte efsane cevap: ‘Var kardeşim var. Ben varım ya!’

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bahsettiğiniz husus dedikodudur. İnternette çok geçer.. Çünkü Nur talebelerinden bir iki milletvekilliği talebi gelince Demirel sorar “Ne gerek var?” O zaman verilen cevap, “Cemaat büyüdü kamuda işlerimiz oluyor. Onun için” denince 1977’de R.Ö. yanılmıyorsam Konya veya Isparta’dan milletvekili yapılır..R.Ö. halen hayatta. Bir bilene rastlarsanız sorun anlatsın.

      28 Şubat’ın ABD cephesine girmedim. O darbe teşebbüsünün arkasında neocon-siyonist çete var. Hatta bütün işleri organize eden Alan Makowski. Ki bu adam geçenlerde gene Ankara’daydı. O adama o dönem Türkiye'nin gölge başkanı gibi idi. Tam bir siyonist kuşatma altnıda idik. Ama Clinton ve ekibi darbeye karşıydı. Darbe planını Tansu Hanım, faxla arkadaşı olan ABD’nin Adana Başkanosolosu hanıma geçer. O da merkeze bildirir. Onun üzerine bizim saatimizle gece 21.00 sabah 09.00’da ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright o ünlü açıklamasını yapar.

      28 Şubat hadisesi Kur’ani işaretle haberi verilen tağuti bir harekettir. 6 sene yani 72 süreceği ise başka rivayetlerde var. Hatta 2002 seçiminden 2 partinin çıkacağı bile. Bediüzzaman Şualar’da o bölümü siyasi diyerek es geçer. Aslında 3. Faslın başlangıcıdır.

      Sil
    2. Abdürrahim Ağabey ne uzun yazmışsın, daha hepsini okuyamadım.
      Ben Demirel için uzun yazmıycam sadece bir kelime: Canbaz.

      Allah aşkına hangi müslüman hayattayken anıt mezara razı olur, duyduğam göre anıt mezarın hektar alanı selanikli kemalinkindende büyükmüş. o kadar hektar alanda yaşayan börtü-böceğe üzüldüm.

      Sil
    3. o islamköy mezarlığında saatci hasan bediüzzamaın talebesi gibi evliyadan şahıslar var
      o insanların yattığı mezarlık ona nasip olmadı diye düşündüm

      Sil
    4. Siyaset dünyevi bir meslektir. Siyaset için baba oğlunu, kardeş kardeşini öldürmüş. Koskoca Sultan Fatih devletin ali menfaati için kardeş katlini gelenkselleştirmiş. Adalet-i mahzayı ihmal etmiş. İzafi adalete teslim olmuş. Siyaset İslam tarihinde topu topu 50-60 sene müstakim olmuş, onun dışında hem de halifeler varken bile kirli bir meslek olmuş. Ehl-i dinin rıza-yı ilahi ve uhrevi maksadı onu dünyevi siyasetten uzak tutmuştur. Hatta ehl-i din, siyasetçileri yakınlarına yanaştırmamış ve onlardan uzak durmuştur. İmam-ı Azam Ebu Hanife bunun en güzel örneğidir. Ama dünyevi işler yürüyecek. Her zaman bir siyasi otorite veya lidere ihtiyaç vardır. Asayiş ve kalkınma için. Harici tecavüze karşı harp ilana için. Siyaseti kendi gerçek ve şartları ile değerlendirilmeli.

      Demirel, tankla, tüfekle, baron dayatması ile gelmiş biri değildir. Milleti seçmiş. Onları temsil etmiş. Onların ihtiyaçlarını karşılamış. Hem maddi, hem manevi . 400 imam hatip oklunun 360’ını o adama açmıştır. Din dersini yeniden o koymuştur. İslam Enstitülerini fakülteye çevirmiştir. Adam bundan dolayı 3 darbeye maruz kalmıştır. Üçüncüsünde politik davranmasa idi katilam olacaktı.


      Şimdi anıt mezar bir türbedir. Yani mabet değil. Öbür adamın anıtı ile karıştırma. Siyaset idare sanatıdır. Canbazlıktır. Dün dediğini inkar, inkar ettiğini savunmaktır. Siyasetin tabiatında bu vardır. Bir gün diyanet mensuplarına hitap ederken onlara şunu söylemiştir: “Ehl-i diyanet siyasetten uzak durmalıdır. Çünkü siyaset değişkendir. Dün savunmadığınız bugün savunabilirsiniz. Din ve hakikatleri öyle değildir. O hakikatler değişmez. Onun için politikadan uzak durun”

      Benim üstünde durduğum çıkar çevrelerinin değil. Milletin reyi ile seçileni bir dereceye kadar sahiplenmek hayırla anmaktır. Erdoğan onun için "Bir firmadır" dedi. Beni o temsil etti. Oyumu aldı icraat yaptı. Vefat etmiş. Dinimiz hayırla anılmasını istemiş. Bu onun hakkı. Demirel demokrasi kahramanıdır.. Yani millet hakimiyetinin savunucusu idi. Darbeci ve dayatmacı ve çıkar çevrelerinin adamı değildi. Kimse ona küfür isnat edemez. Demek ki bir mü’min. Onunla ilgili hükmü Cenab-ı Allah verecek.

      Sil
  12. Cemaatlerin bu siyaset meraklari bitmiyor bir turlu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye’de dinsizlik cereyanları siyaset üzerinden, hatta devlet üzerinden geldiği için nazarlar oraya çevrilmiş. Koruma hissiyle vatandaşlar, topluluklar kendilerine göre tedbir almaya çalışmış. Kabil-i hitap bir parti bulunca da ona dört elle sarılmış. Çünkü işin içinde ebedi kelam, ebedi saadet, ebedi kurtuluşun yanı sıra dünyevi ferecvar. Eline silah alıp vurup öldürmemiş, yolları kesip eşkıyalık yapmamış, kahır günlerinde evlerine kapanıp tecrid içinde yaşamış ve Allah’a dua etmiş yardım etsin diye. Sonra bir gün bakmış siyasete bahar gelmiş. Ve ona hitap eden birileri çıkmış ona koruma sağlamış. O da inanıp destek vermiş. Kur’an da o yolu gösteriyor. Millete sorulsun demiyor mu? Millet de hem cevabını veriyor sonra da cevabının arkasında duruyor. Fiilen siyasetle uğraşmıyor destek izhar ediyor.

      Çünkü neydi o ünlü söz: “"Bitarafane muhakeme, iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin, hem insandaki senin şakirtlerin, dediğiniz bitarafane muhakeme ise, taraf-ı muhalifi iltizamdır. Bitaraflık değildir, muvakkaten bir dinsizliktir."

      İşte ölçü bu. Muhakeme yapıyor ve bitaraf olmayı red ediyor. Taraf oluyor. Tabi böyle olunca da suret-i haktan görünen bazı suni yapılar çıkmıyor değil. Size bir düzine sayarım, Koca koca hocalar, koca koca eski askerler veya memurlar, çıkıyor ve şaşırtmacalarla eski hali sürdürmek adına Truva Atları oluyorlar. Kafa karıştırıp oy böldürüp birilerinin saltantalarını sürdürmesini sağlıyor. Onun da artık tedbiri var.üyor.

      Sonra dinde siyasi makama gelmek tayinle değil rey iledir. Eğer dini cemaatlerin bu tutumu olmasa idi. Türkiye ne kalkınır, ne köy olur ne kasaba. Dini cemaatlerin desteklediği siyasi akımlar hem hürriyeti hem refahı sağladı. Ve en önemlisi bir cıfıt azınlığın Türk ekonomisini yıllardır sömürmesine mani oldu. Hem siyasi, hem de iktisadi oligarkların saltanatına son verildi.

      Dini cemaatler bu ülkenin her alanda emniyet sübabıdır. Oligarklar ve uşakları hoşlanmasa da.

      Sil
    2. Dini cemaat neden milletvekiline sahip olmak sister? Veyahut bit cemaat liderinin felanca partiye oy verin demesi caizmidir?

      Sil
  13. Yeni Akit gazetesinden Yavuz Bahadıroğlu: Demireli Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak iki farklı şekilde değerlendirmiş.
    Başbakan Demirel Türkiyeyi hizmet ve yatırımlarıyla ayrıca İmam Hatipler, Yüksek İslam enstitüleri, camiler, dini hizmetlerin önünü açmasıyla ileriye götüren bir Demirel, Cumhurbaşkanı Demirel ise tam tersine giden bir Demirel yorumu yapmıştır.

    http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yavuz-bahadiroglu/suleyman-demirel-11015.html

    Birinde: “Herkes göğsünü gere gere, ‘Ben Müslümanım’ diyecek” demiş, Diğerinde ise Başörtülüler Suudi Arabistana gitsin demiştir.

    YanıtlaSil
  14. Bir gün, “Nurcu kardeşlerimiz” gitmiş Demirel’in evine... “Nurcu’ların geleceğini” bilen Demirel, hemen masanın üzerine Said Nursi Hazretleri’nin “Külliyat”ından, “Lem’alar” ve “Sözler” gibi kitaplarını koymuş!..

    Nurcular, o kitapları görünce, “Tamam” demişler, “Demirel de bizden!.. O da Nurcu!”

    Başlamışlar;

    “Demirel güzellemeleri” yapmaya!..

    Bir süre sonra; aynı Demirel’i “Marksistler” ziyaret etmiş...

    Yine aynı oda, yine aynı masa!..

    Ama bu defa, masanın üzerinde Karl Marks’ın “Das Kapital” adlı kitabı var!..

    Marksistler demiş ki;

    “Yahu biz bu adamı Nurcu biliyorduk ama o da Marksistmiş!”

    Demirel, işte böyle biriydi!..

    Herkese “mavi boncuk” dağıtır, herkesi kafaya alırdı!..

    http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/6-defa-gitti-7-defa-geldi-akit-vurdu-bir-daha-gelemedi-11016.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* İslam’ı siyasal noktadan hareketle hakimiyetini sağlama veya savunmanın bu zamanda hiçbir hükmi değeri yoktur. Öyle olunca da siyasal İslamcıların da bir hükmü yoktur. Bediüzzaman siyasi yolla hakimiyet ve hizmeti topuza benzetir ve bunun kullanılması halinde kafirin münafıklaşacağı sebebiyle daha çok zarar vereceğini belirtir. Onun için fetret devri olarak kabul edilebilecek bu zamanda siyaset ve siyasi makamların dini hizmet açısından pek bir önemi yok. Onun idarede İslam’a saygılı olması ve taraftar olması yetiyor. Siyaseti dinsizliğe alet etmemesi istenir. Esas dine hizmet yolu ise başka tarzdadır.
      Baba Yahya Demirel’in evinde Risale-i Nur yazılıp çoğaltılmış mı? Evet. Yani o ailenin bir özelliği bu. Ona şahit olan ailenin çocuğu gitmiş dünyevi maksatlarla tahsilini yapmış. Bir gün kader ona Başbakanlık nasip etmiş. Bir dönem Milli Savunma Bakanlığı da yapan eski vali Ahmet Topaloğlu seçim arefesinde Nur talebelerini çağırıp konuşmayı teklif eder. Kabul edilir ve buluşulur. Topaloğlu vali iken Nur talebelerini keyfi takibata karşı nasıl himaye ettiğini anlatır. O toplantıda Yahya’nın oğlu da “Yani bizim evde de Risale-i Nur yazılırdı” demiş. O Risalelerin siyasi muhtevalı değil de iman ve Kur’an hakikatli olduğunu bilir. Önemli olan bu. Yani siyasetçinin en büyük sermayesi olan teveccüh-ü nas ile tercih edilen halk kitlesi ehl-i iman olmuş. Ve hep onların oylarıyla iktidar olmuş veya siyaset yapabilme imkanı bulmuş.

      Şimdi o yazarın münasebetsizliğine bakalım. Nur Talebeleri gelirken o kitabı, Marksistler gelirken bu kitabı masaya koymuş. Koymuşta övmüş mü? Bir Marksist küfrü isnadı söz konusu. Tam bir siyasal İslamcı demagojisi. Onu söyleyen kim. Bir siyasal İslamcı. Geçiniz. Adam siyasi makamı, tekke şeyhi ve kurs hocasının makamı sanıyor. Hz. Peygamber ne buyurmuş: “Hilafet deccalin muhrip elinde biter.” Sonra ne olur demiş: “Mehdiyet başlar.” Yani hüküm değişir. Onu da bilmem hangi yazar tayin edemez.

      Ama siyasi İslam’ı şiar edinmiş, dini değil de siyasi görüşü üzerinden durmadan Demirel’i eleştirip muhalefet eden biri elbette ki o tavrını vefatından sonra da sürdürecek. Ama bunun Risale-i Nur üzerinden yapması çirkin. Çünkü Risale-i Nur’un tarzı o tip adamlarla mutabık ve muvafık değil. Onların özelliği dinde hassas lakin muavazene-i akliyeden noksan. Muhakeme edemiyorlar yazıyorlar. Kara aynası ne gösteriyorsa onu yazıyor.

      Ona cevabı Demirel versin: Yıl 1987, Mart ayı bir dergiye anlatıyor:
      *“Cumhuriyetin kurulmasından bu yana geçen 64 sene zarfında çeşitli devirler olmuştur. Bu dönemler içinde dinin baskı altında olduğu günler olmuştur. Ama Türk milleti, yine bana göre milleti millet yapan en önemli unsurlardan birisi olan Müslümanlığa sarılmıştır. Müslümanlık üzerindeki bilhassa Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasından doğan tazyikler, halkı devlete küstürmekten başka bir şeye yaramamıştır.

      *Demokrasiyle birlikte Müslümanlık bazı zihinlerce gericilik telakki edilmekten çıkmış, kalkınmamışlığımızın sebebi sayılmaktan da çıkmıştır.

      *İslam’da kötülük yoktur. İslamın içinde irtica aramak yanlıştır. Din ve dindarlardan korkmak yanlıştır. Hele devletin dinden ve dindarlardan korkmasını anlamak hiç mümkün değildir.

      *Kitlelerin İslam’a yönelmesi değil de olay, kitlelerin üstündeki baskının kaldırılması olayıdır. İşin aslına bakarsanız, o baskının olduğu devirde de kitlelerin Müslümanlığa iyi sahip, iyi sarılmış.

      Sil
    2. 2*Peki Demirel’i 28 Şubat dönemde bazı ciddi münasebetsiz sözler etmesinin sebebi nedir? Onun iyi irdelenmesi lazım. Çünkü siyasetçi ile din adamanın, devlet adamı ile siyasetçinin vazifesi, beklenti ve bakışı farklıdır. Öncelikleri de.

      Türkiye 15 Ağustos 1984 yılından beri önce gizli gizli sonra ayan beyan bir bölünme tehlikesi ile karşı karşıya. Vatandaş bazı şeyleri hemen algılayamaz. Dağın başında oturan ile vadide oturanın bakış açısı farklıdır. Demirel’e daha yasaklı iken devletin bazı birimlerince PKK bölücülüğü konusunda bilgilendirilmişti. Özellikle Almanya ve Fransa’nın başını çekti AB ülkelerinin “Dicle’nin doğusunu bırakın, sizi hemen AB’ye alalım” teklifini biliyordu. Hatta bunun ilk kez yasağının kalkıp Meclis’e girdiği yılın bütçe görüşmesi konuşmasının sonunda “AB’ye girmek için Dicle’nin doğusunu feda etmemizi istiyorlarsa AB’yi başlarına çalsınlar” söze ile bitirmesi gözden kaçmıştı.

      Demirel Başbakan olurken o yıllarda her özel görüşmede şu korkusunu söylüyordu: “Sevri canlandırmak istiyorlar” Öyle ki Erdal İnönü’yü yanına alarak gitti Diyarbakır’da “Kürt realitesini tanıyoruz” sözünü söylemesi bir dönüm noktasıdır. Ayrıca o dış tehlikenin içinde ise Siyonist-neocon darbesi tezgahlanıyordu. Yukarda Mustafa Kardeşimiz bir Alevi cuntasından bahsediyor. Doğu değil, aralarında sabataycı subayların da bulunduğu bir grup darbeye hazırlanıyordu. Hatta bu konuda Alevilerle darbe konusunda ihtilaf çıkınca 28 Şubat tezgahlandı. İsrail’le işbirliği yapılırsa bölünmekten kurtulacağını sanan bir grup gitti İsrail’le işbirliğine yanaştı. Onun sonucunda Apo teslim edildi ve güya tehlike savuşturuldu.

      Anlatmak istediğim Demirel’in bazı sözleri rüşvet-i kelam olarak kabul edilmeli. Çünkü bir darbe daha yaşamak istemiyordu. Öyle ki o dönemde infazlar konusunun MGK da görüşüldüğü ve yapıldığı iddia edilirken. Demirel'in yaptığı araştırmada bu iddiaların doğru olmadığını tesbit etmişti. Ama gerçeği bir gazeteci İsmet Berkan tarafuından ortaya çıkarlıdı. Meğer MGK Genel Sekreteri'nin direktifiyle olmuş her şey. Yani derin derin becermişler. İşte öyle bir dönem. Başörtüsü sembolü üzerinden resmen İslam’a savaş açılmıştı. Hele Merv’e hanıma gösterilen tepkiler. Utanç verici. Türban için 411 oyla 10 yıl sonra Anayasal düzenleme yapılmasına rağmen derin güçlerce geri çevrilmişti. Demirel bir çeşit onlarla bir olup darbeyi önlediği biliniyor. Bakanlık yapan iki kişinin bunu açık açık hem de kanlı temizliğin olacağını söylemesi bunu doğruluyor.

      Gayem Demirel’in tarzı ile bir İslamcı’nın arasındaki farkı ve çatışmayı anlatmaktır. Demirel bugünden itibaren ameli ile baş başa. Hangi amacı güttüğünü mahşerde anlayacağız. Veya yeni delillerin ortaya çıkmasını. Ama politik hayatının sonunun vahim olması düşündürücüdür. Yani hoş bitmedi. Bediüzzaman 1417 için ne demişti, yani 28 Şubat’ın olduğu döneme. "...inkar edenlerin velileri ise tağut'tur..." 2/257 ayetindeki "tağut" (batıl fikir sistemi) kelimesinin kendi içinde çöküş tarihini de Bediüzzaman (ebced değerini) 1417 (miladi 1997) olarak vermişti. Demek istediğim o dönem galip sayılır o yoldaki mağlup ile mağlup sayılır o yoldaki galip. 72 ay sonra gümbürt diye yıkılıp gittiler.

      Hz. Ali (ra) bir gün eliyle havada 9 yapar sonra ellerini bitti anlamında çarpar ve Mevlevi gibi sevinçle etrafından döner. Yani 9. Cumhurbaşkanından sonra 10 ile yeni bir dönem başlar. Bu 9. da ihtilaflı. Birinciyi saymazsak 1997 değil de 2007 o sistemin bitiş tarihi oluyor veya 1997-2007 aralığıdır.


      Sil
    3. Kur'anda bir şehirdeki 9 kişilik bir şer çetesinden bahsedilir. Buna istinaden Süfyaniyetin 9 reisi olacağı yada 9 cumhurbaşkanının süfyaniyet sistemine dahil olduğu şeklinde yorumlar yapılmıştır. İşin doğrusunu ve kimler oldukları konusuna hiç girmiyorum.
      9 konusunda bir başka kanaat ise benim Et-Tağut kelimesi Bediüzzamana göre şeddesiz 1417 dir. Tı harfi şeddeli olrsa bir 9 daha eklenir. Bu durumda 1426 olur. 1997 + 9: 2006 civarı olur. Darbe teşebbüslerinin akim kalması ve 28 Şubat sürecinin sona ermesidir diye düşünüyorum.
      30 kişilik Alevi cuntası konusunu dediğim gibi Ankara derin devlet konularını takip eden kimselerden işittim. İsimleri şimdi aklımda değil... Böyle bir dönem gelmiş geçmiş.
      Eski Demirel, yeni Demirel farkı hakkında bu kadar detaylı bilgiye sahip değilim. Ancak yine o kulislerden edindiğim bilgiler bahsettiğiniz gibi Demirel'in teşebbüslerin yakınında yer alıp fazla ileri gitmesini önleme siyasetini doğrulamaktadır. Son söz O şimdi gerçek dünyaya gitti.
      Rüşvet-i kelam siyaseti ise derin devletin (suikastçi devletin değil, hakiki manada derin devletin) batının tehditlerini savuşturmada kullandığı en önemli araç olmuştur. Dereyi geçinceye kadar ayıya dayı denmiştir.

      Sil
  15. sayın sülayman demireLin 33 kademe li mason oldunu bilen cok dur. bu siyasi düzenikuranların bitaktigi vardır. timsagın alt ve üst cenesi gibi kapitalizm köminizm birini cıkarırlar ondan nefret ed3n digerini tutar siyaset böyledir . taktik gereyidir aslında ikiside gerçekde özde Müslüman Türk milletişne hizmet etmekdne ziyade o makama getirenlere hizmet eder . gercekde İslami hizmet yokdur sadece ılımlı gözüküp muhafazakar kesimin oyu ile ikdidar polmakdır . bakıonız iş Türkiyede cidiye binince saflar renkler daha belirginleşdi bence siyasilere bek güvenmeyin yok islami hizmet filan yaşantısına bakınız sadece duygularımız ChP karşı durdu diyipde yine siyonizm hizmet eden leri aklamak dogru degildir. cok tefaruata girmeye gerek duymuyorum. sadece direk göbek bagı olmuyan cumhuriyet tarihinde Rte var. ama Demirel onuda indirmek için cok perde arkasında baronluk yaptıgını fikir verdini tahmin ediyorum. bence siyasete bek beL baglayıp islami hizmet gibi sunulması dogru degiL. nezaman ki Aya sofya cami oldumu müslümanlar namaz kıldı zaman bilin kİ Türkiyede Mason lun beLi kırılmışdır şuan bile Rte cevresinde bile varlar.her siyaside az cok var. öyle agız oyunları vardır ki zamanla müslümanı dahi kurtarıcı sistem demokrasi gösterme hayretleri olur . bunlar ılımlılık adı altında rengini gizleyerek aşılama taktikleridir.Ahir zaman da madde prestlik revaçdadır satın alınmıcak kişi 100 1 civarındadır. oda kavi imanı olan anca perde arkasında antlaşmalar olur bize dokunmasan seni başa getiriz bu mosanlar veya dış isitkbarat calışma sistemleri tek lider parti üzerinden olmaz hepsinle paslaşırlar . fazla söze gerek duymuyuom DemireL cok profesyenel bi liderdi anadolu kültürüne hakim hafızası aklı saglam ama kalbi nereye bagLı Allah gercegi bilir . ben şahsen islami hizmet etttini düşünmüyor tam aksini düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  16. Abdurrahim abinin yazilarinin tamamini okuyorum belki demirel ile ilgili olanlarida okudum benim kalbim isinmiyor c.baskanligindan inince bari dusuncelerini aciklasa hükümete destek verse sanki tersini yapti.iyi bilmiyorum.Allah hakkını versin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1* Demirel’in bir hususiyeti sır saklamasıdır. Devlet adamı öyle olur. 12 Mart muhtırasına muhatap olunca Meclis Grubunda yaptığı konuşmada, “Bazı sırlara vakıf oldum. Onlar benimle mezara gidecek” demiştir.

      Mesela 1970’te Gediz depremi oldu. Cumhuriyet tarihinde ilk defa depremzedelere birkaç ay içinde ev yapılıp teslim edildi. Bütçede para yoktu. Savunma içini yedek olan fondan 500 milyon lira çekip harcadı. Yetkisi vardı. Askerler o sırada Bilgiç ve arkadaşlarını AP’den koparıp darbe hazırlığı içinde. Ona kin besliyordu. Bunu duyunca çok kızdılar. Neyse deprem evlerini açmak için askeri bir uçakla Denizli’ye gidecekti. Havaalanında uçağa bineceği sırada Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay telefon açıyor. “Sayın Başbakan lütfen o uçağa binmeyin. Can emniyetiniz için” der. Demirel’in cevabı “Mukadderatta ne varsa o olur” der uçağa biner ve gider evleri sahiplerine verir. Yıllar sonra başkası anlatır. Meğerse onu bindiği uçakla Ege’ye götürüp denize atacaklarmış. Demirel’in cesaret ödlek askere caydrımış. Kahramanlar ya.

      Bir başka sır. Darbeciler arada sırada bir arabaya binip Ankara yakınlarında bir benzin istasyonunda toplantı yaparlarmış. Kod adları Yavuz Bey, Selim Bey. Yani Gürler ve Batur. Orada ihtilal planlarlarmış. Demirel bunu öğreniyor. Kimseye açıklamıyor. Seneler sonra Cüneyt Arcayürek yazdı bunu. Mesela onun kuyusunu kazmakla meşgul olan ABD elçisini gönderip haşhaş ekimini bahane edip Demirel’i tehdit ediyor. Demirel o elçiyi evinden kovuyor. Bilir miydiniz bunu? C.Başkanlığ seçimi için oylamaya gidileceği günden bir gün önce milletvekillerine şunu söyler: “Yarın ailelerinize vade edip, helalleşip öyle gelin” O sırada Genelkurmay BaşkanıSemih Sancar haber gönderir. Biz onları desteklemiyoruz. Bu sır kalır. Mesela Keban Barajını yapacak. Dünya Bankası’nda kredi istenir. Vermezler. Suriye ve Irak Başkanları bankayı tehdit etmişler. Demirel bunu açıklamaz. 1967 Arap-İsrail Harbinde silahsız kalan Arap ülkelerine Rus yardımı gidecek. Demirel Türkiye’den Rus uçaklarının geçişine izin verir. Batı ayağa kalkar ve solcu veletleri kışkırtır sokağa dökerler. 2 yıl sonra seçim olur. Batı bekliyor ki Demirel kaybedecek. Ama kazanır. Yüzde 48 oyla. Çağlayangil AB toplantısında gittiğinde Avrupalı baknalar ona terbiyesizce sorarlar: “Seçimde hile yaptınız da mı kazandınz” Mesela ABD İncirlik üslerinden bizden habersiz casus uçakları kaldırıp Kafkaslarda casusluk uçuşu yaparlarmış. O uçaklardan biri düşürülür. Rusya Demirel’e haber verir. Yıl 1966. Demirel ABD Elçisini çağırır ve bir daha uçuş yapmalarını için ikaz eder. Uçaklarını alıp Libya’ya götürürler. Oradan uçururlar.

      Sil
    2. 2* Mesela Türkiye’nin en büyük baronu 1970 yılında çıkarılan Finansman Kanunu için küplere biner. Kütahya Milletvekili ve TBMM Bütçe Komisyonu Başkanı Mahir Ablum’u çağırır. “Git ağana söyle biz bu vergileri vermeyeceğiz” der. İki ay sonra Anayasa Mahkemesi yetkisi olmamasına rağmen kanunu iptal eder. 8 ay sonra da ihtilal olur. Yıllar sonra o barona bilmem ne fabrikası için gelir ondan Hazine arazisi ister. Demirel de verir. Niçin 10 bin kişiye istihdam sağlayacak diye. 12 Mart darbesinin olacağını Demirel, Çağlayangil vasıtasiyle İran Şah’ından öğrenir.

      1974 yılında Kıbrıs’a çıktık. Ondan önce 1967 yılında Rum katliamı başlayınca askere derhal Kıbrıs’a çıkma talimatı verir. Asker kömür şileplerine bindirilir ve Kıbrıs’a doğru yola çıkar. O sıradan ABD Dışişleri Bakanı Vance gelir. Yunanistan’dan taviz haberi getirir. Hareket durdurulur. Demirel, kömür şilebi olayını duyunca derhal çıkarma gemisi inşası için emir verir. 7 yıl sonra Mehmetçik o gemilerle Kıbrıs'a çıkar. Yanında tankları ve topları olarak. Yani askerin dievrdiği başbakan ilk defa Türk asekirne çıkarma gemisi yaptırmış.

      Cumhurbaşkanı iken cuntacılar darbe yapıp Müslümanlara kesip asacak içeri tıkacaklar. Bununla ilgili 17 Ocak 1997 günü gözdağı brifingi verilir. Eski Milli Savnuma Bakanlarından Vefa Tanır anlatır: “Beni toplantıdan sonra çağırdı gittim. O anda bir müşavir değil doktor çağrıldığını sandım. Yorgun ve yüz rengi uçuktu.. Hayrola Cumhurbaşkanım dedim. Kötü bir gündü, dedi. Meğer 28 Şubat’ta yüzde yüz bir darbe eşiğindeymişiz. Demirel bir hareketi ile bu ihtilali bertaraf edecek bir yol izledi de kurtulduk”

      DP eski milletvekillerinden Gıyaseddin Emre 28 Şubat kararlarından sonra Demirel’e uzun bir telgraf çeker ağzına geleni söyler. Demirel onu Köşke davet eder. 2 saat görüşür. Demirel “Gıyaseddin Bey ilk etapta 2 bin kişinin faili meçhul bir şeklide imha edilmesi sonra binlerce kişinin kanının dökülmesine razı olur muydunuz?” demiş. Emre “Aman efendim kim razı olur” cevabını vermiş. Demirel “Ben bunu önledim. Meclis’in açık kalmasını sağladım. Ehven-i şerri tercih ettim. Bundan dolayı takdiri Allah’tan bekliyorum” demiş.

      Tansu Çiller bazı uygulamalar ve Refahyol hükümetine katılması dolayısiyle Demirel’le arası açılmıştı. Demirel ona müthiş kızıyordu. Erbakan’dan sonra ona Başbakanlığı vermedi. İşte o kadına cenaze töreninde bu ihtilaf sorulur. Kadının cevabı çok erkeği utandıracak cinsinden. Başkası olsa zırlar dururdu. Ama o Tansu Hanım bunun kavgasına girmiyor. Ve mümine yakışan biri gibi konuşuyor: “Bugün söylenecek herşey söylendi. Artık dua etme zamanı. Mekanı cennet olsun Allah gani gani rahmet eylesin”

      Siyaset fikri hezeyanlaştırmada üzerine yoktur. Bizde ise çok ama çoktur.

      Sil