.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

26 Haziran 2015 Cuma

HADİSELERİ DOĞRU OKUMAK

Abdürrahim Çokgüngör

Hadiselerin iyi okunması lazım.  Ve mazideki hadiselerin süreklilik arz eden uzantıları. Şu ifade edilir. Türkiye 200 yıllık bir yıkım projesinin hedefinde. İlk bölümü 1918’de bitti. Sonra işgal ve vesayet dönemleri başladı. Sonra bu merhale 12 Eylül’e kadar devam etti. Sonra 12 Eylül 1980-3 Kasım 2002 arasındaki merhale. Bu merhalede önemli bir husus var. Bugünkü sancıların müsebbibi bu dönemdir. 

1.Yinon Planı hazırlandı. 
2.PKK terörü ile Türkiye karıştırma ve bölme planları devreye girdi. Bir eşi Irak-İran savaşı 
3. 1990 NATO’nun yeni tahakküm için bölgeyi karıştırarak müdahale kararı Ve müdahale 1991.Körfez savaşı. 
4. 28 Şubat aynı güçlerce tezgahlandı. 

2002 3 Kasımı ise bir dönüm noktası oldu. Geçen yıl önce BBC Türkçe’ye konuşan Graham Fuller, AKP iktidarında Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşanan en önemli gelişme olarak doğuya yönelik izlediği dış politikayı gösterdi: " Diğer bir deyişle Türkiye, ilk defa kendisiyle ve dünyadaki rolüyle ilgili küresel bir bakış geliştirdi". 

"Türkiye'nin bölgeye, Orta Doğu'ya İslam dünyasına, Asya'ya hatta Müslüman olmayan bölgelere sunacağı çok şey var.”

"Erdoğan, Davutoğlu ve Abdullah Gül'ün Türk dış politikasına getirdikleri değişikliklerin kalıcı değişiklikler olduğunu düşünüyorum. Türkiye artık hiçbir zaman yalnızca ABD'nin sadık müttefiki ya da Nato üyesi olarak tanımlandığı eski politikasına dönmeyecek. Artık küresel bir politikası var. Türkiye'nin Sünni mezhepsel bir devlet olmaktan kaçınması kesinlikle elzemdir.”

Bu sözlerin sahibi Graham Füller Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra ağız değiştirdi. Meğer yenilgi bekliyorlarmış. Olmayınca.. Ve Yılbaşında facebook’unda şu kehanetlerde bulundu: 1. IŞİD güç kaybedecek. 2. İran’ın bölgedeki rolü büyüyecek. 3. Erdoğan 2015 yılında gücünün yıkılmaya başladığını anlayacak. 4. Rusya, Ortadoğu’da diplomasisinde büyük rol oynayacak. 5. Taliban Afgan hükümeti içinde güç kazanacak.

Füller’in diğer bir yol arkadaşı ise Henri Barkey. Bu adama Irak işgalinden, yani 2003’ten beri açtığı ağzını hiç kapatmadı. Ak Partiye Erdoğan’a eleştiri yağmuruna tutuyor. Bu adam Füller ile birlikte cemaatin üst aklıdır. Üstadları Paul Henze’yi de unutmayın. Bunlar AK Parti iktidarına karşı yürütülen operasyonların mimarıdırlar.

Kritik kavşak 2005-2006 oldu. Çünkü Büyük İslam Coğrafyası’na AK Parti’nin açılma şekli ile ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde İsrail fitnesi sebebiyle çatışma ve ayrılık yaşandı. Ondan sonra Türkiye hem eski vesayet, hem de yeni vesayet cemaatle kurulan tuzaklarla sıkıştırıldı. One Minute hadisesi ile iş çığırından çıktı ve adice mizansenlere döküldü. Erdoğan’ın bitirme planı o yıl devreye girdi. 6 yıl sonra itiraf ettiler

Mahir Kaynak, terör ve anarşinin dış politika enstrümanı ve bir vasıtası olduğunu ve modern zamanda bir ülkeye nizamat verme aracı olduğunu söylerdi. İktidarı te’dip için iki yola başvuruldu. Dışa bağımlı ve emireri örgütlü yerli sermaye üretimi kıstı. Bu sermaye ile birlikte 28 Şubat'tan beri hareket eden cemaat el altından entrika (dinlemeler ve uyduruk operasyonlarla) yürütürken 2011 seçimleri ertesi gazeteleriyle alenen o kampanyaya katıldı. 

Arap dünyasında ise kurgulu bahar söndürüldü. Arkasından ABD’nin 10 yıldır hükmettiği ve üçe böldüğü Irak’ın bağrından (Sünni bölgeden) DAEŞ diye batıdan gelen 10 bin kadar militanın da katıldığı bir kurgu terör örgütü salındı. Bunda İngiltere’nin payı muazzam. Onun da arkasında küresel sermayenin gizli beyni Yahudi Rothschild ailesi var. Onların 100 yıllık hayali Hazar petrolü.

Bu gelişmelerden sonradır ki yazının başında belirttiğim Füller’in cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası maskesi düştü. 1982 projesine uygun 1990 NATO kararına muvafık senaryo sahneye kondu. Bundan karlı çıkan iki grup var. Küresel Sermaye enerji kaynaklarına direk kavuşma ve güvenlik açısından İsrail.

İşte DAEŞ olayı böyle okunmalı. Başta Türkiye’ye destek veren daha doğrusu birlikte hareket eden ülkeler çark etti ve Türkiye’yi suçlamaya başladı. Bunun da en büyük sebebi 1. Türkiye’nin Ortadoğu ve Afrika’ya neredeyse 60 milyar dolara varan ihracatı ile ekonomik olarak güçlenmesi. 2. İsrail’i rahatsız etmesi 3. Enerji kaynakları konusunda hem batının güzergahları planını bozması, hem kendisinin enerji kaynakları güzergahı olması. Bu batının kabul edeceği bir şey değildi. Hele ki küresel sermaye. Ve de İsrail. Onun gözü petrolde. Dünyaya pazarlayacak.

Şimdi önce DAEŞ sonra PYD ile Türkiye’nin güney ülkelerle irtibatının kesilmesi ve Kürt kantonlarla yeni enerji güzergahı oluşturması. Bunun için 4 yıldır İran’la sürdürülen yumuşama müzakerelerinde büyük mesafe alınınca Tahran-Bağdat-Şam-Beyrut hattı onlara açıldı. İran bugün PYD-PKK olayına destek vermesinin sebebi budur. Cemaatin orkestra şefliğinde Ak Parti iktidarının zayıflatma ve ülke siyasetini kaosa sokma planı seçimde 4X4’lük gerçekleşmedi. Ama Türkiye’yi belirsizliğe itti. İtince de planlanan hamleye geçildi. DAEŞ terörünü kullanarak PYD-PKK terörüne yürü ya uşağım dendi. Demirtaş-Füller görüştü. 6-8 Ekim oldu.

Olay budur. Şimdi Türkiye’nin kavganın içine sürüklenmesi niçin isteniyor? Güney Kürt koridorunda Kuzey koridoru ekleme çabasıdır. Ve bu 1960 Londra Kürt Konfernası ile başlayan ve 1965'te çiçeği burnunda Demirel’e sunulan ancak red edilen Türkiye-Kürt Federasyonu projesinin alternatifini 50 yıl sonra gerçekleştirme aşamasıdır. 1965'te red cevabı alan için ABD Milletlerin değil halkların kendi kaderini tayin etme, kültürel hakların siyasi bölünmelere gerekeçe olması için bir düzine kuruluşun sözleşmelerine ilave yaptırdı. 1975 Helsinki Senedi’ne etnik halkın kaderini tayin maddesini koyarken 7 yıl sonra UNESCO etnik kültür tanımını kabul etti. PKK buiki madde arasında kuruldu. Ve kabulden sonra saldırıya geçti. 1984.

Kürt kartının esas sahibi ta 1932’den beri devlet bile değilken İsrail’dir. 1960’te ise icraata geçti. Önümüzdeki ay veya yıllarda alenen Güneydoğu’nun koparılması için destek verecektir. Siyasetin iki ana partisinin oyları düşerken iki ırkçı partinin oyları yüzde 10 arttı. Meclis sandalyelerini üçte biri oranında ırkçı iki parti paylaşıyor. Gerginlik için her şey hazır. Peki bundan sonra ne olacak?
Türkiye buna ilk karşılığını 2017’de verecek. Ondan sonrası ise çok karmaşık. Benin gibi amatör birinin izah edemeyeceği yani haticesini değil de neticesini öğrendiğim kadarıyla yeni bir Hıttın söz konusu. O zaman 1187’de Kudüs için İslam-Yahudi ittifakı vardı. Kudüs için bu sefer Hıristiyan-İslam ittifakı söz konusu. Mehdi-Mesih rivayeti buna işaret eder. Bunu da 2016 ABD seçimleri ilk belirleyici olacak.

Üçüncü Melheme 25. Finale kaç yıl kaldı acaba? O final Alem-i İslam’ın fecr-i sadıkıdır. Bir şeyin 100. Yılı olabilir. Kılıç alem-i İslam’ı vuracakken düşmanın başına vurur saiki budur. Acaba? Allah bilir. 

1 yorum:

  1. http://ottomanm2d.blogspot.com.tr/2015/06/yahuda-basn-nasl-saldrr-desifre-2015.html?m=1

    YanıtlaSil