.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

22 Mayıs 2015 Cuma

NUR CEMAATİNİN AKPARTİ’YE OLAN DESTEĞİ NEDEN?

Nur cemaatinin (Yeni Asyacılar hariç) Erdoğan’a verdikleri destek bir manada fazla görülmemelidir. Zira Menderes kendi dönemi içinde şahsi hayatında islami gerekler konusunda oldukça zayıf olmasına rağmen sadece ezan-ı Muhammediyi serbest bıraktığı için öyle bir şeref kazandı ki, lahikalarda Menderes’e islam kahramanı denildi.

Menderes her ne kadar Başbakandı. Ancak gerçek iktidarı elinde tutan masonların etkisiyle onun döneminde dahi dindarlara zaman zaman takibatlar sürmüştür. Masonlar baskı uyguluyor, bunu hükümete mal etmek istiyorlardı.

Şimdi ise elhamdülillah iktidar gerçekten bu milletin evlatlarına geçmiştir. Laik iç ve dış sermayenin ve masonların etkisi oldukça geriletilmiştir. Ancak iktidar ile onların muhalifleri arasındaki çekişme bütün hızıyla sürmektedir.

Erdoğan döneminde Müslümanlar açısından pek çok kazanımlar olmuştur. İyi şeylerin yanında serbestlik ortamında yozlaşma anlamında birçok olumsuz durum da açığa çıkmıştır. Bunları hükümete mal etmiyoruz. Zira islamdan uzak bir hayat sürmek isteyenler de kendilerince uç bir hayatı yaşamaktadırlar. Müslümanları en çok endişelendiren husus; Müslüman tipolojisindeki tuhaf görünümlerin ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıdır.

Bizler selef-i salihinin takvadar, amel-i salih, güzel ahlaka, hizmet ve gayrete, zengin olmaya ancak zengin yaşamamaya ve kanaate dayalı hayatını istiyoruz. Müslüman zengin olmalı, ancak Osman bin Affan gibi hayra sarfetmelidir. Fakir ve muhtaç Müslümanlığı teşvik etmiyoruz. Müslüman herkesten daha çok bilgili, eğitimli olacak, teknolojide icatlarda yarışacak; ancak peygamber ahlakını, ibadet ve takva hayatını yaşayacaktır.

Hangi cemaatten olursa olsun, kendi cemaatini sevecek, ona bağlı olacak, ancak başka cemaatlere saygı ile yaklaşacaktır. Hakkın tek olmadığına hakkın bir bölümünün kendilerinde, başka bölümlerinin de başka cemaatlerce temsil edildiğini bilecektir. Hiçbir cemaate karşı rekabet ve soğukluk hissetmeyecektir.

Siyaset her ne kadar halka dayanarak güç kuvvet kazanır, ancak ben şahsen siyasetin aslında daima üst sınıfların iktidar aracı olduğunu düşünürüm. Cumhuriyetin başında zengin sınıf yoktu. Birileri bazı aileleri seçti ve yüceltti, zenginleştirdi.

Bu aileler dışarıdaki güçler tarafından özel olarak seçilmiştir. Bu aileler bu millete değil, dışarıdaki ailelerin Türkiye’deki temsilcileridir. Mesela bir aile 400 yıldır Londra’dan Hong Kong’a kadar olan bölgeyi denetim altında tutmaktadırlar. İşte büyük şehirler sermayesi dediğimiz bu elit grup Türkiye’nin ve onun ruhu olan islamın denetim altında tutulmasıyla görevlidirler.

Dış destekli bu elit sermaye grubuna karşı zaman içinde Anadolu’da yerli, kendi değerlerine bağlı, muhafazakar yenilikçi bir girişim ortaya çıktı. Bu hareketin halihazırdaki görünümü Akparti olarak tecelli etmektedir. Dış destekli sermaye baştan beri çeşitli kösteklerle bu yerli sermaye ve onun siyasi görünümlerini darbe vesairelerle akamete uğratmaya çok çalıştı. Ancak başaramadılar. Milletin desteği ile bugünlere kadar geldiler.

Bu millete fırsat verilseydi, istikrar kesintisiz sürseydi, Türkiye kısa zamanda Japonya benzeri bir kalkınmayı çoktan gerçekleştirirdi. Halbuki Menderes döneminde sadece 10 yıl, Demirel’in birkaç yılı, Özal’ın birkaç yılı dışında Erdoğan’ın 13 yılı bu milletin hızla kalkındığı zamanlar olmuştur.

Batı Türkiye’yi sürekli baltalamak istiyor. Maalesef sorunumuz sadece dışarısı ile uğraşmak olsaydı, iş kolaydı. Ama baltalayıcılar içeridedir. Bunlar o kadar çoktur ki sayılmaz. Kabaca Sabataycılar ve gizli Ermeniler olarak adlandırılabilir. Bana göre eski anarşi dönemlerinin arka planında bunlar olduğu gibi, biz Kürt isyanı ile uğraştığımızı sanırken aslında kendini kamufle etmiş Ermenilerle uğraştık durduk. 

Bu arada Türkiye’de Osmanlıdan bu yana Müslüman olmuş insanlar bu tanımlamanın dışındadır. İslam geçmişi siler. Kişi samimi Müslüman olduktan sonra etnik orijini ne olursa olsun saygındır. Meselemiz münafıklardır. Türkiye’nin düşmanı bunlardır.

İktidar ve siyaset sermayeye dayanır dedik. Gülenin kurduğu ve başlarda Nur cemaatine atfedilen hareket kısa bir süre sonra farklı bir yol izlemiş ve hareketin Nur cemaatinden farklı hareket edeceği Gülen tarafından varis ağabeylere bildirilmişti. İşte bu kardeşler kendi bildikleri hizmet tarzıyla yakın zamanlara kadar geldiler. Kimse onları bu noktada eleştirmedi. Cemaat giderek sadece cemaat olmaktan çıktı, muazzam bir sermaye de topladı. Dini holdinglere ve her şeye sahip oldu.

Cemaat bu iktidarın imkanlarından sonuna kadar yararlandı. Her yere nüfuz etti. Üniversiteler, emniyet, yargı ve devlet kademelerinde birçok yeri ele geçirdi. Bu güç zamanla cemaatin elit kısmını zehirlemeye başladı. Hizmetin uluslarası boyuta yayılmasını biz önce kardeşlerin ihlasına ve gayretine yorarken, aslında Amerika’nın isteği olmadan bu kadar yayılmalarına izin verilemeyeceğini akıl edemedik. Hep hayra yorduk.

Meğer iş taa başından beri bir proje imiş. Adamı taa işin başında devşirmişler. Kurgulamışlar. Finanse etmişler. Dindar görünümlü bir dünya projesi olarak bize sunmuşlar.

Cemaat giderek meşru yolları bırakmış, hedeflerine erişmek için önlerindeki engelleri devire devire hak olmayan yöntemleri kullanmışlar. Bütün soruları çalmışlar. Devlet kademelerindeki hiyerarşileri alt üst etmişler. Rakip gördükleri herkese birer dava musallat etmişler.

Cemaat muhtemelen bir –mukadder güne- hazırlanıyordu. Ancak bir şey oldu. Onların açgözlüce istekleri Erdoğan’ı uyandırdı. Erdoğan derin ve gizli gidişatı gördü. Mesela Ankara’nın derin kulislerinden haber alan birisinden dinledim. Cemaat 2011 seçimlerinde güya hükümetle pazarlık yapmak istemiş. 50 milletvekili, MİT’in kontrolünün kendilerine devrini vesair istekleri sıralamışlar. İşte bu gibi istekler Erdoğan’da bunların niyetleri konusunda dikkat oluşturmuş. İstekleri reddedilmiş. İpler kopmuş.

İşte ondan sonra cemaatin MİT ve Hakan Fidan üzerinden İçişleri Bakanına ve Erdoğan’a ulaşmak girişimi oldu. Bu durum ters tepti. Gezi olaylarında kurgulayıcılar yine dış destekli cemaatti. 17-24 Aralık darbesi de böyle… Cemaat dışarıdan kendilerine verilen ihale gereği bu desteğe güvenerek kendilerine gelen aşırı öz güvenle akılsızca bir erken harekete sürüklendi. Girişimleri akamete uğradı.

Girişimlerin hedefinde dış sermaye elitinin akamete uğratmak istediği ve Akparti’nin girişimci motoru olan işadamlarının tasfiyesi idi. Bu çok önemli bir noktadır. Şimdi de hala Akparti karşıtı bütün güçleri güya organize etmeye ve seçimleri etkilemeye uğraşıyorlar.

Bundan iki yıl kadar evvel bir başka cemaat ehli ağabeyimiz geldi. Ona bir büyüğü demiş ki: Yakında cemaat darmadağınık olacak. Bu bilgi neydi? Bir keşif mi, yoksa bir istihbari bilgi mi, bilemiyorum. Neticede bu haber aynen zuhur etti.

Cemaat aslında dış bir proje olarak islamın savunma reflekslerini yani dişlerini sökmek, yumuşak başlı, batı sömürüsünün devamına elverişli bir islamın temsilcisi olarak yeşertilmiş ve sonuçta Türkiye’nin muazzam bir tertip neticesi tereyağından kıl çeker gibi tekrar batı güdümüne uysal koyun olarak sokulması ve ardından F.Gülenin Amerika’dan debdebe ile Türkiye’ye getirilip, milletin maddi ve manevi zaptedilip bastırılmasıydı.

Ancak Allah’ın muradı başka idi ki, bu planlar tutmadı. Erdoğan inşallah islamın parlak hakikatinin zuhuru için önemli bir aşamadır. Bu yüzden çok değerli bir görevi ifa etmiş ve etmektedir.

Şimdi Türkiye’nin artık mason zincirlerinden kurtulduğunun alameti olacak hadise Bediüzzaman’a göre Ayasofya’nın cami olarak açılmasıdır. Bu vazifenin zamanı gelmişse buna kimse engel olamayacaktır. Bu vazifeyi de kim ifa ederse çok büyük bir makama sahip olacaktır. Hadiste İstanbul’un tekbirlerle fethi ile Ayasofya’nın camiye çevrilmesi aynı şey mi bilemiyorum. İşin doğrusunu Allah bilir.

Her şey zamanı gelince Allah’ın dilediği gibi olacaktır. Buna rağmen halen evliyaullahın haber verdiği üç aylık tertip dönemi tam olarak nedir? Gelip geçti mi, yoksa bizi bekleyen bir tehlike olarak önümüzde mi, onu da zaman içinde göreceğiz. Her şeyin bir hikmeti ve gereği var. Halen Erdoğan’ı % 52 ile seçilen Mursinin idam kararı ile tehdit edenler var oldukça temkin şarttır. Endişemiz bu yönden gayet makuldür.

Nur cemaatinin geçmişte ağzı çok yanmıştır. O nedenle böyle bir dönemde Erdoğan’a verilen tam destek makul karşılanmalıdır. Burada önemli olan Nur cemaatinin hizmet bağımsızlığı korunmalı, iktidardan dünyalık isteme hastalığına kapılmamalı, desteği oy ile ve dua desteği sınırlı tutmalı, hizmet gereklerini etkilememeli, cemaatin Akparti'nin arka bahçesi olarak algılanmasına meydan verilmemelidir.

Nur hizmetinin amacı imanı kurtarmaktır. Bu vazife kıyamete kadar sürecektir. Olası fırtınalarda Nurun zarar görmesine fırsat verilmemesidir. Nurun geniş dairesi olan siyasetin cennet-asa bir baharının içinde dahi olsak bu herhalde esas hizmete kuvvet vermek olacaktır.

Son söz olarak Nurun varis talebeleri halen hayatta olduğundan onların reyleri isabetli olsa gerektir. Onların rey'inin hatada birleşmeyeceğine inanıyoruz.


13 yorum:

  1. Bilindiği gibi ahirzaman deccalleri iki tanedir. Büyük Deccal ve İslam Dünyası’nda çıkacak ve daha küçük bir coğrafyada hükmedecek olan Süfyan’dır. Bunların tasfiyesinden sonra Mesih-Mehdi cemaatlerinin veya iktidarlarının bir vazifesi daha vardır. Lut Golü civarında bu iki deccali himaye eden ve çıkaran ana Deccali öldürmektir. İşte o deccal Yahudi şahs-ı manevisini temsil eden İslam aleminde ve dünyada deccalane fitneler çeviren neocon-siyonist çetetedir. Bu çetenin üçüncü ortağı Pansilvanyalı ve cemaati olmuştur. Bütün İslam dünyasındaki faaliyetleri ile onlaron fitneleri ortaklık edip kolaylıklar sağlamıştır. Sisi’ye bile alkışlatmıştır.

    Din adına kalkış, dine aykırı her tarzı ihtiyar edin. Bu Allah’ın izin vereceği bir şey değildi. Ahir zamanın şahs-ı manevisinin üstadının üzerine üstad kesime, Mesih iddiası, bencillik ve makamperestlik kişiyi dünyevi-uhrevi açmazlara sokar. Meczup yapar meczup. Artık hedef gayri şuuri makamperestliktir. Makamatla dine hizmet edeceğini sanmaktır. Halbuki ahir zamanın hizmeti şahs-ı maneviyeye ait. Şahsın bir hükmü yoktur. Bunu anlamayan Pansilvanyalı cemaatler arasındaki müsbet tutum ve hüsnü niyetten yararlanarak senelerce alttan alta gayri nizami hizmeti bir gün geldi sonunu hazırladı. Riyakarane de olsa meşru cihadı, Hasan Sabbah mesleğine çevirince sonu geldi. Bakın nasalı işareti ediliyor.

    Onun ihbarı Tevbe Suresi’nin 90. Ayetidir. Tevbe Suresi Medeni bir Suredir. Sure müşriklerle işbirliği yapanlara ihtarla başlar. Münafıkların hilelerini anlatır. Besmelesizdir. Çünkü Müşriklere ve münafıklara çok ağır tehditler yapılır. Müşriklere karşı harp ilanı yapıldığı için rahmet ve emniyet ve selameti ifade eden Besmele bu surenin başında yer almamış ve sure Besmelesiz başlar. İşte böyle bir surenin 90. Ayeti Süfyanın hakimiyetinin 90. yılında ona adaveti değil muhabbeti sergileyen Pansilvanyalı cemaatine akıbetlerine ihtaren işaret vardır..

    90. Ayet şöyle: Bedevilyerden mazeret ileri sürenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah ve Resulü’ne yalan söyleyenler de izin bile istemeksizin evlerinde oturdular. Onlardan kafir olanların başına acı bir azap gelecektir..


    Evet son cümlede acı azap anlamındaki “azabün elim” sayılmaz ve lam çift sayılırsa 1435 eder. Miladi 2013-2014. Bu tarih cihad etmeyen bir topluluk (yani milli iradenin mümessili hükümetin çağrısına uymayıp yurduna dönmeyen ve neocon-siyonist korumalı yeni evi olan Pansilvanya’da oturan) ın cemiyeti o tarihte büyük bir belaya ve çözülmeye maruz kalacağına işaret eder.

    Bu Surenin 112. Ayetindeki “İşte sen bu mü’minlere müjdele” 13 Harftir. 1435=13. 13 sırrı bir kez daha hayırlı bir tarihe ve fütühata işaret eder. Ve mü’minlere korkmayın der. Müjdeler olsun. O meczup, çadaş Cibali baba ve taifesine acıklı bir son gelir. 2013'ün 13 ünde başlar 15'inde biter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçen gün Tevbe Süresini okuyordum ezber tekrar yapıyordum. Neden Besmelesiz başladığını düşünüp durdum araştırayım dedim sağolsun Abdurrahim Abi bir gün sonra cevabı yazmış.

      Sil
    2. Abdurrahim Abi seyrek yazıyon yorumlarını sıklaştırsan. bir gün yazsan üç gün ara veriyon.İşin de vardır ama yorumlarından çok şey ögrendik. Sakıncası yoksa nerde ikamet ediyorsunuz Kayseride ikamet diyorsanız sizinle tanışmak isterdim.

      Sil
  2. gülen üstadın hizmetinin mirascısı gibi görülürken mirasyedisi oldu
    gülen ekibi şimdi diğer cemaatlere sızıyor orada iş görüyor bu cümleden
    sdü rektörlük seçimde pralel in adayına karşı diğer gruplar birleşip bir aday çıkardı ancak ilim yayma vakfı (sungur ve bayram abi grubu)da bir rektör adayı çıkardı ve geri çekmedi neticede grupların ortak adayı seçimi kazandı ve cumhurbaşkanı onayı ile seçildi yalnız 40 -50 oy yerini bulmaı
    diğer nur cemaatleri azami dikkat etmeleri lazım bu gruptan içlerine girirenleri

    YanıtlaSil
  3. Geçenlerde diriliş dizisini izlerken Muhyiddin İbn Arabi hz lerine diyor ki biri Mehdi As gelse artık o da diyorki Allah herşeyi en iyi bilendir ve arkasından Osmanlı Devleti kuruluyor hoşuma gitti paylaşmak istedim şimdi bu ifaderler bin yıl önce tabi elbette sizler çok daha iyisini bilirsiniz hadislerle ilgili de Bediuzzaman Hz lerinin lahikalarında da Mehdi As geleceği yakın gibi görünüyor fakat böyle de bir durum söz konusu yani bizler Mehdi As gelecek diye beklemek yerine eğer Allah izin verirde görürsek yaşarsak onun ordusunda olabilmek için o şerefe layık olabilmek için mücadeleye devam etmeliyiz bu arada ilgiyle takip ediyorum sizleri Allah yolunuzu açık eylesin....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşim.. İnşaallah Cenab-ı Hak islam aleminin halihazırdaki keşmekeşinden kurtarıp, islam birliğini kuracak bir zatı göndermesini bekliyoruz. Ümidimiz o zatın geldiğinde bizi vazife başında bulmasıdır. O zat dağınık olan çalışmaları derleyip düzene koyacak ve bu muazzam gücü doğru hedeflere yöneltecektir.

      Sil
  4. 1*Şehid Başvekil Adnan Menderes hakkında acımayla karışık sevgimiz vardır. Feci sonu, şefkat damarlarına dokunduğu için bu sevgiyi artırır. Ama gerçek Menderes kimdir? Bu sorunun cevabını bilmek için derinlemesine bir araştırmayı gerektirir.

    Evet Ezan-ı Muhammedi’yi aslına döndürmek büyük bir hizmettir. Ama yalnız bu husus onu İslam Kahramanı yapmıyor. O iktidarının daha ilk ayındaki icraatı idi? Ve M.Kemal’in Başvekili Celal Bayar’a rağmen uyguladığı bir milli talepti. Üstüne üstlük kanunun veto ihtimaline karşı Çankaya’ya “O kanun imzalanmazsa, bir daha Ankara’ya dönemem” diye mesaj gönderip arkasından uçağa atlayıp Antalya’da gider. Tek parti diktatoryasının ünlü eski Başvekili Bayar’a rest çekmek. O dönemi yaşamayan ve bilmeyene anlatmak çok zordur.

    Menderes Türkiye’de dinin ihyası konusunda resmi idareye düşen bir çok şeyi yapmıştı. Maddi- manevi kalkınmanın mimarıdır da? Türk insanını köyden şehre götüren insandır. Onun döneminde refah seviyesine paralel nüfus artışı gözlendi.

    Bediüzzaman onun hatırana siyasete dönüp bakmış. Ve bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Ve bir gün gelip ona kahraman sıfatını da vermişti. Niçin?
    Menderes, Cumhuriyet tarihinde 35-40 yıl sonra dönüp İslam dünyasına bakan ilk Türk liderdi. Dışişleri yaptığı Prof. Fuat Köprülü isteneni veremeyince yeni bir politika geliştiremeyince bizzat insiyatifi ele aldı. Ortadoğu’ya yeni ve milli bir şuurla bakıp gerçeği bulmuştu. Ve ittihad-ı İslam’ın ilk ciddi teşebbüsü ondan geldi. İyi bir hazırlıktan sonra Irak’a gitti. Bağdat Paktı anlaşmasını imza etmek için.

    O ziyarette İmam-ı Azam’ın türbesini ziyaret eder. Orada uzun bir müddet kalır. Heyette bulunan Ataman’a “Mezarını ziyaret ettiğimiz bu şahsiyet burada ve yakın şarkta bizim memleketimiz dahil bütün İslam ülkelerinde ebed olabilecek bir nizam kurmuştur. Osmanlı yıkıldıktan sonra bu nizam da darmadağın olmuştur. Şimdiki İslam ülkelerinin vaziyetini görüyorsun. Bu nizamın başka esaslar dahilinde yeniden kurulması, sulh ve sükunun avdet etmesi lazımdır. Biz de buraya bunun için geldik. Bu olacak, muhakkak olacak biz görmeyeceğiz ama torunlarımız muhakkak görecek” (Bugün işaret)

    Bu fikirleri o zaman savunan çok az insan vardı. Bunlardan biri de bu fikrin hareketli savunucusu Bediüzzaman. 40 yıl önce 1911’de savunmuştu: Bu zamanda en büyük farz vazife ittihad-ı İslam’dır. Belki de Menderes’e bu fikri ilham eden de oydu. Bunun zorluklarını da biliyordu. Menderes’in başlattığı bu teşebbüs olacak mıydı? Bediüzzaman da Menderes’in hissettiğini hissetmiş ve bunun zaman alacağını biliyordu. Menderes’e bu teşebbüsünden dolayı övmüş:

    “Menderes bir din kahramanıdır. Dine büyük hizmetleri olmuş ve olacaktır. Fakat Adnan Bey arzu ettiği hizmetinin semeresini (meyvasını) göremeyecektir.”
    Ne ilginç değil mi? Olacak ama göremeyecek. Niçin acaba?

    YanıtlaSil
  5. 2* Menderes’in Bağdat’a gitmesi 2 bin yıl sonra Filistin’e dönüp devlet kuran ve gözünü bilad-ı Şam’a diken İsrail’i fena kızdırmıştı? Ateş püskürdü. Şimdi olduğu gibi. Bağdat Paktı’na imza atan 2 lider Irak Kralı Faysal ve Menderes iki yıl arayla öldürüldü.

    Ve o İslam Birliği teşebbüsü gören İsrail 1960’ların başından başlayarak Irak Kürtleri’e sızdı. Onları silahlandırdı. Ayaklanmaya teşvik etti. O tarihte başlayan Irak’ın Kürt meselesine Türkiye’yi de karıştırdı. Uzatmayayım. Suriye-Irak’ta başlayan fitnenin kaderi için 7 Haziran bekleniyor. Her iki halde de büyük bir oyuna şahit olacağız. Zamanı gelince herkes bunu görecek. Tabi sonuçlarını da. Akibetini de.

    Menderes imanlı, barış ve gönül adamı idi? O karanlık yıllarda böyle düşünüp hareket etmesi için mutlaka bazı önemli özelliklere haiz olması lazımdı. Onun siyasi fikri ve görüşleri biliniyor. Ya dini yönü? Bediüzzaman talabelerin sık sık Menderes’e gönderirdi. Ona selam gönderip kendilerine yardımcı olmasını istemişti. Menderes selamı alıp “Müsterih olsunlar Arzularını yerine getireceğim” haberini göndermişti.

    Emirdağ Lahikası’nda bir mektubunun takdiminde şu ifadeler kullanılır “Risale-i Nur’un vatana, millete ve İslamiyete büyük hizmetini kabul ve takdir eden Başvekil Adnan Menderes’e Üstadın yazdığı bir mektup” O mektupta Bediüzazman mevcud tehlikeli ve çarelerini anlatır.
    Onun bir hususiyeti daha vardı. Süfyan’ın kimliğini bilmesi. Nesebini, kimin oğlu olduğunu. Başbakanlıktaki gizli kasada onun vesikaları vardı? Ne oldu dersiniz acaba?

    YanıtlaSil
  6. 3* Menderes’in ünlü Konya nutku geniş yankılar uyandırmıştı. Bediüzzaman o nutuktan bazı bölümleri Emridağ Lahikası’na almıştı. Şöyle diyordu Menderes:

    “Türk milleti Müslümandır. Ve Müslüman olarak kalacaktır. Evvelâ kendine ve gelecek nesillere dinini telkin etmesi, onun esasını ve kaidelerini öğretmesi, ebediyen Müslüman kalmasının münakaşa götürmez bir şartıdır. Halbuki mekteplerde din dersi olmayınca, evlâdına kendi dinini telkin etmek ve öğretmek isteyen vatandaşlar bu imkânlardan mahrum edilmiş olurlar. Müslüman çocuğu, dinini öğrenmek gibi pek tabiî bir haktan mahrum edilmemek icabeder. Böyle mahrumiyet ve imkânsızlık vicdan hürriyetine uygundur denilmez. Bu itibarla orta mekteplerimize din dersleri koymak, yerinde bir tedbir olacaktır.
    "Dinsiz bir cemiyetin, bir milletin pâyidar olabileceğine inanmıyoruz. En ileri milletlerin dahi din ile siyaset ve dünya işlerini birbirinden ayırdıktan sonra ne derece dinlerine bağlı kaldıklarını biliyoruz.
    İslâmlık, milletimizin vicdanında en musaffâ seviyesini bulmuştur. Müslümanlığı ve onun esaslarını, farizalarını ve kaidelerini kifayetle telkin edip öğretecek öğretmenlerimizin yetiştirilmesine ayrıca gayret sarf edilecektir. Gelecek sene lise derecesinde ilk mezunlarını verecek olan Konya İmam Hatip Mektebinin ileri seviyede din tahsili veren bir tedris müessesesi haline getirilmesi ve bu müesseselerin benzerlerinin yurtta fazlalaştırılması uygun olacaktır. “
    Ne garip. Menderes ile İnönü’nün son tartışması Bediüzzaman yüzünden olur. O tartışmada Menderes Bediüzzaman’a şu sözlerle savunması ilginçitir. “Said-i Nursi gibi bir pir-i fani bütün hayatını iman ve Kuran davasına vakfetmiş; dünyayı bu derece bırakmış bir insandır. Bütün dünyasını ilme, Kuran’a ve ahirete feda etmiş bir zattır. Siz bundan ne istiyorsunuz?”
    Bugün din ve vicdan hürriyetini binde birinin olmadığı o zamanda, dini hissiyatın neredeyse yok olduğu bir zamanda, Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’u tanıyıp bilmediği bir zamanda Menderes’in tavrı ve sözleri kahramanlıktan da ötedir.

    Kader noktasından bakıldığında Menderes mağdurdur. Mağfur bir şehiddir. Kusurları ve günahlarını zulmen bu dünyayı terk ederek ödemiştir. Onu alalcele hem de öğle vakti idam edilmesi üzerinde durulması gereken bir konudur. Yalnız şu var. Menderes ruhunu teslim ettiği anda çevredeki binalardan çok sayıda kuş havalanır. Gökyüzünü kuş sürüsü kaplar. Saki şehid Mehderes’in ruhunu karşılıyorlardı Kuşlara binek yapan ruh ve ruhaniler kim mi?

    Onun bir hususiyeti daha vardı. Süfyan’ın kimliğini bilmesi. Nesebini, kimin oğlu olduğunu. Başbakanlıktaki gizli kasada onun vesikaları vardı? Ne oldu dersiniz acaba?

    YanıtlaSil
  7. Said Nursi Şualar adlı bir eserinde Beşinci Şua'da yazılan hadis-i şerifler yüzünden mahkemeye gönderilince talebelerine şu satırları yazıyor.

    "Bütün mekteblerde ve dairelerde ve halkta, o ölmüş dehşetli adamın muhabbeti telkin ediliyor. Bu hal ise, alem-i İslama ve istikbale pek elim ve acı bir tesiri olacaktı.

    Şimdi ihtiyarımızın haricinde onun mahiyeti ne olduğunu, en başta ve en ziyade alakadar ve en son ondan vazgeçecek adamların ellerine kat'i hüccetler ile gösteren ve isbat eden Risale-i Nur geçmesi, kemal-i merak ve dikkatle okunması öyle bir hadisedir ki; bizler gibi binler adam hapse girse, hatta i'dam olsalar, Din-i İslam cihetiyle yine ucuzdur. "

    YanıtlaSil
  8. "en başta ve en ziyade alakadar ve en son ondan vazgeçecek adamların....."

    Bu kısma dikkat buyurulsun....

    YanıtlaSil
  9. Kişinin iki şahsiyeti olur. Şahsi hali ve vazife şahsiyeti... Şahsi halleri itibariyle Menderes birazda yaşadığı zamanki durum itibariyle ibadet veaireden hissesi zayıf bulunabilir. Ancak başlattığı hizmetlerin büyüklüğü çok önemlidir. O bir müessis idi.
    Erdoğan kendi zamanına kıyasen dini açıdan daha iyi yetişmiş, İmam-Hatipli idi. İbadet hayatı elbette daha iyiydi. Kendisi de bir çok konularda dini hayatın önündeki engelleri kaldırmış olmasının yanında daha çok iyi bir geliştirici olmuştur.
    Bu açıdan Menderes'in kendisine atfedilen bazı kusurların varlığına rağmen her ikisi de islamın önünü açan liderler olarak bu millet tarafından bağra basılmış ve sahiplenilmiştir.
    Bediüzzaman Mektubatta bu milletin içine ebedi kabil-i iltiyam olmamak üzere bir inşikak gireceğini söylemiştir. Bu inşikak milletin bir kısmının laik, dine lakayd hatta ırkçı milliyetçi, solcu, ehl-i dünya kısmının yanında: dindar, dindar milliyetçi, muhafazakar kısımları arasında bir algılama uçurumu olacağını öngörmüştür.
    Bu itibarla milletin bir kısmı Menderes ve Erdoğanı bağrına basarken diğer kısmı ise Menderesin idamını hoş gören yada ses çıkarmayan, hatta Erdoğanın da Menderesin akıbetine uğramasını isteyenler olmaktadır.
    Şimdiki oran aşağı yukarı yarı yarıyadır. Dine taraftar kısım yüzde ellinin üzerindedir. İnşallah yakındaki gelişmelerle milletin yüzde altmış yetmişi tam dindar mütedeyyin olacak ve buna göre bu devletin siyaseti de islam birliği idealine sağlam bir irade ile yürüyecektir.

    YanıtlaSil
  10. BEDİÜZZAMAN'IN TALEBESİ ABDULLAH YEĞİN:
    İHANET CEPHESİNE KARŞI AKPARTİ'YE OY VERECEĞİM

    Bediüzzaman’ın hayattaki son talebelerinden biri olan 94 yaşındaki Abdullah Yeğin, doktorların uyarılarına rağmen bir günlüğüne tedavisine ara verip oy kullanmak için İstanbul’a geleceğini açıkladı. “Bu ihanet cephesinin karşısında yer almak ve AK Parti’nin lehinde oy kullanmak, hepimizin başta gelen vazifesidir” mesajı gönderen Abdullah Yeğin, “zaman küskünlük, kırgınlık, gevşeklik zamanı değildir, herkes oyunu kullansın” dedi
    Bediüzzaman Said Nursî'nin yaşayan vârislerinden Abdullah Yeğin, Ankara'da tedavi gördüğü hastaneden, yakınlarının ve doktorların uyarılarına rağmen oyunu kullanmak için bir günlüğüne ayrılarak İstanbul'a gelecek.

    http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/06/02/bediuzzamanin-talebesi-ihanet-cephesine-karsi-ak-partiye-oy-verecegim

    YanıtlaSil