.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

18 Mart 2015 Çarşamba

MUHALEFET KÜLTÜRÜ

Mehmet Ali Bulut / Haber 7

Uzun zamandır yazamadım. Hastaydım ve nekahet dönemim uzun sürdü. Hala da tam atamadım.
Bu süre içinde gaybın sayfalarına sayısız yazılar yazdım. Sayısız iç konuşmalar yaptım. Muhalefetimizin ölümcül yıkıcılığı üzerine...
Gerçek bir muhalefet, demokratik hayatın olmazsa olmazıdır oysa. O muhalefeti oluşturamadığımız için demokrasimiz de bir türlü oturmuyor. Memleket meseleleri iktidar muhalefet işbirliği gerektirecek dengeye bir türlü oturtulamıyor. Her Salı, grup konuşmaları yüzünden iç savaş çıkacak diye paranoyaya kapılmaya başladım.  Çünkü taraflar adeta kin ve nefret dolu birer hasım! Sanki bir halkın her biri sorunlara farklı yöntemlerle yaklaşan, değişik düşüncedeki siyasi liderleri değil, birbirine savaş ilan etmiş iki ülkenin düşman liderleri gibi! Hiçbir hassasiyet gözetmeden saldırıyorlar, saldırıyor, saldırıyorlar. Belden aşağı vuruyorlar belden yukarı vuruyorlar… Bunun, toplum ruhunda ne tür ayrışmalara ve yıkılmalara yol açtığını ise ne iktidardakiler düşünüyor ne muhalefet! Zaman zaman Bahçeli’de o da çok cılız bir şekilde o hassasiyet hissediliyor. Hiç kimse sözünün nereye vardığını, varacağını hesaba katmıyor.
Muhalefet yapmayı bilmiyoruz yani. Maalesef bizde muhalefet kültürü hiç gelişmemiş.
Bu noktadan toplumu da pek eleştiremiyorum. Çünkü İslam siyasetinde muhalefet müessesesi hiç olmamıştıd. Ululemre muhalefet nasıl olur?
Ya karnınızdan konuşursunuz, ya eski şairlerimizin yaptığı gibi dehrden, talihten, kaderden ve felekten yakınırsınız ya da susarsınız. Ululemre mahalefet etmek, eleştirmek tehlikelidir! Konuşursanız sonucunuz ya ölümdür ya zinden! 
Ben II. Abdülhamid hanı tenzih ederim, ama birçok insanımız hala onun dönemine ağıtlar düzmesi, dönemin sıkı kontrol kabiliyeti ve baskısından dolayıdır. Çünkü bizim ıslahat programlarımız, “sallayacaksınız birkaç kişiyi, bakın ortam nasıl düzelir” esası üzerine oturtulmuştur. Nitekim geçmiş tüm İslami dönemlerde iktidarlara karşı sesini çıkartanlara reva görülmüş en makul hal, zindan olmuştur. Buna sayısız örnekler verilebilir ama muhalefetine rağmen hayat hakkı tanınmış insan örneklerimiz yok gibidir.
Hz. Osman (ra), Ebuzer (ra)’i muhalefet yaptığı için çöle sürdürmüş. Gitsin eleştirilerini orada gayba yapsın diye… 
Bazı dindarlar, sanki ondan daha iyi bir yönetim şekli ellerinde varmış da biz tenezzül etmiyormuşuz gibi her demokrasiden söz ettiğimizde nerede ise bizi tekfir ediyorlar, bundan rahatsızlık duyuyorlar. Oysa Müslümanların elinde henüz insanlığa sunabilecekleri, içinde muhalifini de barındıran, ona da söz hakkı tanıyan bir yönetim şekli bile yok. Buna rağmen demokrasiden rahatsız olmalarını da anlamak zor değil çünkü hürriyetlerinin farkında değiller ve onun kıymetini bilmiyorlar. Hala reaya mertebesindeler… hürriyet iman açısından tehlikeli bir şeydir zira(!). hatta bir şair diliyle şöle denmiş: “Hürriyyetun harriyyetün binnari/ li enneha tahtassu bil kuffari” (Hürriyet ateşlere yanmaktır. Çünkü hürriyet kâfirliğe mahsus bir haldir)
Tabii ki “İslamiyet bu değil…  İslamiyet, insaniyet-i kübradır” diyeceksiniz, el-hak doğrudur. Fakat ortaya koyduğumuz idare biçimleri, değil insaniyet-i kübraya layık olmak, hür ve demokrat bir günümüz insanın bile içinde rahat nefes alarak yaşayabileceği bir ortam, şehir ve ülke var edememişiz. İnsan haklarının kavramış, bireysel özgürlüğün farkında vicdanı ve fikri hür hiçbir insan, kendi isteğiyle İslam yurtlarında kalmayı içine sindiremez! Hâlbuki İslam yönetimi, değil sadece Müslüman için, tüm insanlık için imrendirici olmak zorundadır! İslam idaresi altında bulunan topraklar bir ‘kuds’ olmak (herkesin can ve mal hakkının güvence altında olduğu bir yer) zorundadır. Ama öyle olmadığını hepimiz biliyoruz.
Çünkü İslami yönetimler maalesef muhalifleriyle barış içinde yaşama kültürü oluşturabilmiş değiller. Bu ta Hz. Osman (ra)’dan itibaren hep böyle oldu. Muhalif iktidar için düşman telakki edildiği için ya ölüme sürüldü, ya zindana atıldı ya susturuldu… Osmanlılarda“ekber evlat” meselesinin sonradan kardeş katline dönüşmesinin altında dahi bumuhalifine tahammülsüzlük gerçeği yatmaktadır!
“İktidar şerik kabul etmez” varsayımı o kadar ileriye vardırılmış ki muhtemel olabilecekler de muhalif olmadan önce imha edilmişlerdir.
Bu durun tabii ki, dünyanın tüm iktidarları için geçerliydi. Ama batı bundan kendine müşterek yaşam pratiği olan demokrasi dersini çıkarabildi. Biz ise elimizdeki Kur’an’a rağmen böyle bir yönetim çıkaramadık. Batılı değerleri de ‘batılı’ olduğu için hazmedemedik ve böylece kendimize özgü, tahammülsüz, iktidarın muhalife muhalifin de iktidara hayat hakkı vermemek üzere kurgulandığı bir cinnet mustatiline dönüştürdük siyasi hayatımızı. Her Salı, “bu gün iç kargaşa çıkabilir” telaşına düşüyorum gurup toplantılarında sarf edilen sözlerden ve sergilenen yaklaşımlardan dolayı…
Evet maalesef muhalefet kültürü bizde gelişmemiş. Mamafih İslam’da siyasi muhalefet hep‘bağy’ –isyan – ile eş anlamlı sayıldığı için, sağlıklı bir muhalefetin oluşması ortamı tarihin hiç bir döneminde gerçekleşmemiştir. Bunun sebebi, bizatihi baskı ve istibdadın membaı olan padişahlık ve saltanatın, kendini hilafet makamına masumiyet kürsüsüne oturtması ve ulamanın da destek bulmasıdır. Siyasetnamelerin en geniş tutulmuş bahisleri, ‘ulul emre itaat’ bahsidir!
İslam’ın ilk devlet başkanının Rasullah efendimiz olması ve ardından gelen raşid halifelerin de kısmen o makamın kutsiyetinden istifade etme geleneği, başlangıçtan itibaren muhalefeti menfi bir mevkie oturtmuştur. Zira ilk halifeler, her ne kadar bir tür seçimle iş başına gelmiş olsalar da, iktidarlarını bir tür dini ritüel olan biat ile pekiştirmeyi uygun görmüşlerdir.
Çünkü her seçilen, ölünceye kadar iktidarda kalmak üzere seçilmiştir. Doğal olarak bu da ‘halifenin’ elini güçlendirmek için, itaati sağlayacak biat kültürüne işlerlik kazandırmıştır.
Bana göre biat, dini bir kavramdır ve kutsal olana bağlılığı sağlamak için kullanılması gereken bir araçtır. Çünkü biat kültürü beraberimde masum imam fikrini de getiriyor. Oysa siyaset hiç de masum insanların yaptığı iş değil. Siz birisine bir kere biat ettiniz mi, artık ebediyen ona itaat etmek zorundasınız. Onu eleştirme hakkınız da kalmaz. Eğer eleştirirseniz, bu bir tür inancınızın sorgulanması anlamına gelir.
Mesela Saad bin Ubade (ra) altı ay kadar Hz. Ebubekir’ (ra)e biat etmedi. Bu durum nerede ise Saad’ın toplumdan tard edilmesine neden olacaktı. Sonra ikna edildi ve biat etti. Biat etmemesine tahammül edilemedi. Çünkü onun biat etmemesi, hz. Ebubekir’in iktidara karşı doğrudan bir tehdit olarak algılandı. Bu duygu tarih içinde hep olagelmiştir.
Keza Hz. Ömer (ra)’ın  “ben adil bir idareci olmazsam ne yaparsınız” sorusuna “seni kılıçlarımızla düzeltiriz” diyenler, hiçbir zaman bunu yapmadılar. Mamafih, o çıkış, doğru bir çıkış değildir. İşini doğru yapmayan idareciye kılıç göstermek yerine, onu tahttan indirip daha uygun birini oraya geçirmek yolu daha İslami ve eslem olurdu. Ama bu kültür başlangıçta yoktu sonrasında da hiç oluşmadı. Fırsat verilmedi. Dolasıyla da Müslümanlar kılıca başvurmaktan başka muhalefet şekli bilmediler. Nitekim iktidarlar da -Hz. Osman (ra)’dan itibaren- muhalefete kılıçtan başka bir mücadele şekli bırakmamışlardır. Hz. Alitaraftarlığının, sununda, Şia gibi uzlaşmaz bir muhalefet kültüründe karar kılmasının altında, Emevi iktidarının her türlü muhalefeti şiddetle cezalandırması ve muhalifleri isyancı kabul etmesi kültürü yatmaktadır.
Hâlbuki başlangıçta, yani halifelerin seçimi sırasında oluşturulmuş heyetlere, pekala“uygun görüldüğünde halifeyi azletme hakkı da” tanınabilirdi. Eğer “seçici kurulun, azletme ve yenisini tayin etmek” gibi bir teamülü olsaydı eminim, Hz. Osman döneminin ahirinde o teamül işlerlik kazanır ve belki de yaşanan o acı hadiseler hiç yanmazdı. Elbette murad-ı ilahi esastır ama aklın imkânlarını kullanmaya mard-ı ilahi mani değildir.
İşin kötüsü, bugün de İslam siyasetinin seçmenler ve seçileceklerle ilgili bir teamül yoktur. Bugünkü uygulamalarımızın tamamı batıdan devşirilmedir. Şu gün bir halife –ki bana göre artık hilafet ve onun bir saltanatı da olmayacaktır- seçmeye kalkışsak –ki bu seçimi kimlerin nasıl yapacakları da belli değil- ortaya çıkacak pratik durum, bir padişahın seçimle iş başına getirilmesinden öteye gitmez. Nitekim İslam dünyasındaki tüm diktatörler seçimle iş başına gelmiştir. İktidar olan eğer biraz da muktedir ise, hemen biat kültürünü devreye sokuyor ve kendisini ömür boyu saklı bir halife ilan ediyor. Suudi Arabistan dışındaki tüm İslam yurtlarında durum budur. Arabistan yöneticileri yine de dürüstler çünkü kendilerini kral biliyorlar ve öyle davranıyorlar. “Cumhuriyetiz” gibi bir soytarılık yapmıyorlar…
İslam dünyası ve bir çok âlim ulema da dâhil, hala İslami idarecileri birer padişah gibi tasarlıyorlar. Toplumun derin bilinçaltındaki yönetici profili de öyle! Tutup sallandıran, ipe çeken, kimseye göz açtırmayan ama adil(!) bir despot!
Demokrat, dokunulabilir, iktidardan indirilebilir, sonra mücadele edip yeniden oraya çıkabilir idareci tipine alışkın değildir. Allahtan bizdeki İslamcı siyaset, biraz Erbakan ile bu uygulamayı nefsine yedirebilmeyi öğrendi. Buna rağmen “Türk toplumu artık demokrat bir toplumdur” diyemiyorum. Çünkü yüreğimizdeki gerçek idareci bir adil padişahtır!
Risale-i nur, bir parça bireysel özgürlüğü önceleyen ve bireyin hakkını devletin kutsallığından önde tutan bir anlayışı getirmeye adaydı ama –şimdilik- kaybetti.
Beduizzaman toplumun derin katmanlarına sirayet etmiş saltanat hatırası istibdatlarıbertaraf etmek için, birey merkezli –şeyhlik- bir irşad tarzını, kitap merkezli bir irşada dönüştürmek istedi. Gelmekte olan çağı doğru okuyabildiği için İslam’ı aklın idrakine uygun aktarmaya çalıştı. Kendi hayatında ve İslam anlayışında ciddi değişikliklere gitti. Meşru hürriyeti esas almış meşrutiyetin, insana bahşettiği nimetlerin farkında olan bir bireyi; reayalıktan çıkmış, devredilmez bir takım hakları olduğunu müdrik, kanun karşısında eşit bir “vatandaş”  mertebesine taşımaya çalıştı. Risale-i Nur’u Hz. Hasan hilafetinin devamı sayarak, yeni Türkiye’nin ilk adımlarını attı. Bireyleri hür, her türlü istibdattan temizlenmiş, fikren ve vicdanen hür insanların yaşadığı bir medeniyeti fazıla var etmenin temellerini attı.
Ama yazık ki nurcuların bile büyük bir kısmı onun bu yüksek demokratlık fikrini anlamadı. Risalelerin imanî boyutunu aldılar ama eski siyaset anlayışını olduğu gibi yüreklerinde muhafaza ettiler. Bu, Said Nursi’nin, siyasette ve yaşamda  “hür ve mümin insan” tipini var etme çabasına bir darbe idi ama en büyüğü değil! İki çok daha elim olumsuzluk yaşandı.
Biri, bir kitlenin AP’nin kuyruğuna takılıp işi resimden ibaret hale getirmeleriydi, ikincisi ve en büyüğü ise Gülen cemaatinin yapısıydı. Risale-i Nur “Zaman tarikat zamanı değildir”demesine rağmen, Fethullah Gülen, Bediuzzamana ‘pir-i muğan’ diye diye kendine bir“muğanlık” makamı hazırladı ve cemaatini, tarihte bile eşi benzeri görülmemiş bir yöntemle, saliğine hiçbir insiyatif hakkı tanımayan, sadece emredileni yapan şahıslardan ibaret bir örgüte bir tarikata dönüştürdü. “Ben sizin ancak bir yol arkadaşınızım” diyen bir anlayıştan hevimetal bir tarikat mantalitesi çıkardı. Bugün cemaatte tarikatlar taş çıkartacak kadar yüksek bir kontrol ve yönlendirme söz konusu. Kitle tamamen merkezden gelen talimatlarla sevk ve idare ediliyor. Ve yazık ki onlar da nurculuğun bir fraksiyonu sanılıyorlar veya öyle sanılması birilerinin işine geliyor.
Öte yandan büyük bir nurcu kesimi de eski geleneğin yeni bir uygulamasından ibaret olan İslamcı siyasetçilerle bütünleşmiş durumda. Demokrat bir İslam yaklaşımından saltanatçı geleneğe doğru evrilmeye başladılar. Ve artık Münazaratta tanımı yapılan, cennet asa baharı getirecek hür ve bağımsız; yüreğini ve aklını her türlü baskı aracı olan istibdattan temizlemiş insandan da toplumdan söz etmek çok zor.
Böyle olunca mevcut şartlar ve anayasa ile Yeni bir Türkiye kurmak da imkânsız olur. Siz yeni döneme yeni Türkiye, diyebilirsiniz ama bu isimden ibaret kalır. Çünkü Anayasal zemin ve toplumun her kesimini tatmin edecek bir sirayet belgesi yok ortada.
En temel problemlerden biri olan Kürt meselesi bir parça çözülme yoluna girmiş gibi görünse de onu destekleyecek Anayasal değişiklikler acilen yapılmazsa o da kadük kalır. Her şeyden ama her şeyden çok üzerinde anlaşılabilecek, uzlaşılabilecek bir siyasi metin lazım. Ve maalesef bunu gerçekleştirecek bir parlamento gücü de yok. Bir sonraki dönemde Anayasayı değiştirecek çoğunluk elde edilebilir mi bilemiyorum. Maalesef bugüne kadar zaman zaman anayasayı değiştirecek sayısal yeterlilikler oluşmasına rağmen siyasi ve psikolojik zemin oluşmamış olmalı ki Anayasa bugüne kadar değiştirilemedi. Bundan böyle değiştirilebilir mi? İnşallah değiştirilebilir. Zaten böyle bir şey yapılamazsa başkanlık sistemi de bir masal olur. Yeni Türkiye projesi de…
Ve tabii böylece ertelenen ve evrilen sadece demokratlaşma maceramız değil, İslam’ın yeniden inkişafıdır. Geleceği haber verilen cennet asa istikbaldir. Çünkü mevcut siyasi anlayışlar üzerinden yeni bir hayat tarzı inşa etmenin imkânı yok.
Bugün toplumun büyük bir kısmı gelenekten yana ağırlık koymuş durumda. Muhafazakârlık, kutsal değerleri korumak yerine geçmişin adetlerini yeniden inşa etme olarak algılanıyor. Bu yaklaşımın hayat bulması dışarıdan da destek görüyor esasında. Çünkü geleneksel yaklaşımların sürdürülmesi Batının işine geliyor. IŞİD ve el-kaide gibi ‘cihatçı’ yaklaşımları terviç etmeleri o yüzdendir.
Ama bu İslam’ın geleceği açısından ölümcül bir haldir. Kılıç, pala ve silah etrafında şekillenen cihat anlayışı Batnın çok işini geliyor. Onların güya İslam adına yaptıkları her hamle çağımız insanını İslam’dan biraz da uzaklaştırıyor.
Ne yapıp edip bu çağa ait, herkesi kucaklayabilen yeni bir İslam anlayışı var etmeliyiz ki aklın hükümran olduğu alem çarşısında bizim malımız da müşteri bulsun!

25 yorum:

  1. Burada yayınladığım her yazıyı mutlaka beğendiğim ve kabul ettiğim anlamı çıkmaz. Mehmet Ali Bulut'u mümkün olduğunca takip ederim. 26 Şubat 2015 tarihinde yazdığı son yazısını tuhaf karşılamıştım. Meğer bir saat sonra yayından kaldırılmış. Üzüldüm, zira biraz sıradışı yazan bir kimseye tahammül yok...
    Biz zaman zaman iktidarı eleştirmek isteriz ve eleştiririz de.. Bunun amacı hataların fark edilip düzeltilmesi ve iktidarın ömrünün uzatılmasıdır. Yazılarımız nasıl anlaşılıyor bilmiyoruz. Aslında siyaset yapmıyoruz derken hayır siz siyaset yapıyorsunuz diyebilirler. Biz müslümanların hürriyet içinde yaşadığı bir ülke ve devleti istiyoruz. Yani hürriyet-i şer'iye yönetimi... Demokrasinin küfür olduğu yolundaki toz duman nedeniyle islamın ne ölçüde demokrasi ile uyuştuğu konusunda fikir üretmekten korkuyorum. Bilmeden küfre temas etmemek için. Şeriatın tam hürriyet-i şer'iye olduğunu düşünüyorum, ama bu iddiada olan örgüt, hilafet devleti ve cemaatlerin koyu bir istibdattan ibaret olduğu durumu kafamı karıştırıyor. Böyle bir durumda da bu konuda Allah katındaki gerçeğe iman ediyorum.
    Mehmet Ali Bulut buna temas eden şeyler yazmış. Gerek Erbakan'ın Adil Düzeni, gerek Erdoğan'ın Yeni Türkiye ideali ve gerekse Mehdi'nin ideal düzeni nasıl olacak.?
    tatışılması gereken konular... Açıkça benim fikren zayıf olduğum konular. Hatta Bediüzzaman'ın bu konudaki düşüncelerini bile tam özümlemiş sayılmam.
    Bu konuda samimi olarak düşüncelerimi yazdım.
    Cemaatlerimiz, tarikatlerimiz bize ne öneriyor?
    Düşünce yasak mı, Şeyhimiz, önderimiz daha iyi bilir mi? Kişi hakimiyeti mi, kural hakimiyeti mi?
    Bu konudaki tartışmaların olumlu ve verimli olmasını umuyorum.
    Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp...

    YanıtlaSil
  2. Sakarya seyf mehdi olmuş yada bir zarf atmış tebrikler ve yazıklar olsun diyorum... Onlarca hadiste mehdinin kendini bilmediğini hatta alimler söyleyince defalarca kaçacağını okuduk... Yazıktır yani hiçbirşey demiyorum sacmaladigi şeylere az bi saygımızı vardı onu da kaybetti sen kim kendi kim...

    YanıtlaSil
  3. Hayır! Eğer (gerçeği) kat‘î bir ilimle bilseydiniz (böyle yapmazdınız)!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yazdığım ayet Tekasür Suresi 5.ayet mealidir.

      Sil
    2. gerçeği kat'i bir ilimle bilmiyoruz ama hiç değilse böyle yapmasaydık!

      Sil
  4. İçten ya da dıştan kaynaklı Ekonomik göstergelerin çokta iyiye gitmediği konuşuluyor. Bizimkilerin zamanında bol bol gelen sıcak parayı sadece betona(inşaat sektörüne) gömdüğü,üretime yönlendirmediği belirtiliyor.Benim kıt aklımla gördüğüm ise Alman ekonomisi kriz mriz dinlemiyor..Hatırlayın,halen var olan Avrupa Ekonomik Krizinde bile adamlara hemen hemen hiçbirşey olmamıştı.Sebebi basit,üretim ekonomisi olmaları.

    Şu ya da bu şekilde Türkiye'de Ekonomik Kriz var diyenlerin oranı gün geçtikçe yükseliyor ve bu kriz diyenlerin içinde ideolojik taraf olmayanlar da mevcut. Tamam dışarıdan da bize müdahaleler oluyor ama ben bunu bilir bunu söylerim :Üretime dayanan bir ekonomimiz yok. Sıcak paradan beslenen ve inşaat ağırlıklı ekonomimiz yavaş yavaş imdat vermeye başladı. Bunu görmemek için aptal olmak gerekir. Bir partiyi ya da bir şahsı eleştirmek yerine hatayı nerde yaptığımızı anlamak lazım. Seçimlere az kaldığı için vatandaşa yansıtılmamaya çalışılıyor ama bazı uzmanlar seçim sonrası dolar artışıyla birlikte hükümet tarafından seçim hatırına frenlenen kalemlerde zam üstüne zam geleceğini söylüyorlar. Hatta işi daha da ileriye götüren bilinen bir şahıs ekonomik krizin seçimden sonra iç savaş çıkarabileceğini tahmin ettiğini söyledi.

    Velhasılı kelam şu anda eskisi kadar sıcak para girişi yok..İnşaatlar yavaş yavaş boş kalmaya başladı,alımlar azaldı. Bazısı çok karamsar tahminlerde bulunuyor ve 6 ay sonrasında hükümetin maaş ödeyemeyecek duruma gelmesi gibi bir durumun olabileceğini söylüyor.

    Bense dediğimi tekrar ediyorum : Üretim(Ağır sanayi,bilişim teknolojisi vb.) Ekonomisine geçmezsek sonumuz iyi değil. Bu konuda maalesef çok geç kaldık. Bu Ekonomik Kriz eğer mevcut durumdan daha ağırlaşmaya başlarsa(ki göstergeler pek iyiye yorulmuyor) sokak olayları,anarşi vb.den kurtulamayız.

    Allah sonumuzu hayr etsin.

    YanıtlaSil
  5. Bu arada seçime az zaman kala, biraz da anketlerin verdiği rehavetle nasıl olsa seçim sonucu şimdiden belli havası var. Ortalık bir sakin bir sakin sormayın. Derken aniden ya seçim sabahı yada daha evvel bir durum mu dersiniz... Fikir konforumuzu zorluyorum. Bu rahatlık hayra alamet değil. Bir B planı olması lazım. Herşey iyiye gitmeyebilir. Bizim ki mesela dedik babından... İnşallah olmaz ama hazırlıklı olmalıyız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tuhaf olaylari recep ayinda bekliyorum. Bu aya "receb'ul acayip" de denilmiş. Acayip tecellileri olan bir ay. Bakalım hayırlısı...

      Sil
    2. Muhyiddîn Arabî hazretleri demiş:
      “İzâ câer’receb tural-aceb= Recep (ayı) gelince acâib şeyler görülür”

      Sil
    3. Hadis-i şerif'lerde de bildirildiği üzere ilerideki Receb-i şerif aylarında nice hayret verici-tuhaf haller-olaylar görülecek inşallah ama bu zamanları Cenab-ı Mevla'dan başka kimse bilemez. Cübbeli bu hususta henüz bu tarz hususlar için ufukta bir ışığın görülmediğini daha epey sonra olacağını tabi bununla birlikte geçmişteki bazı recep aylarına bakınca sıradan anarşi olayları görüldüğünü ve ilerideki dönemlerde de nice sapıtanların ortaya çıkmasıyla da daha şiddetlilerinin görüleceğini belirtmiştir.

      Sil
  6. Batili, gayri-islami ekonomik sistemin çökmesi için dua ediyorum, Haram dolu ticari alis verisler, belimizi dogrultmazlar bunlar bize bu ribacilar, seriat'taki ekonomi lazim bize, tez vakit Allah Kahhar sifatiyla tecelli eder insaAllah bu bozuk sistemlere. Fakirler, zenginlerin nefsini doyurmak içn gece gündüz calismak zorunda kaliyor. "Paran kadar konusmak" cumlesi artik yakinda tarih olur insaAllah, Hazreti Ömer, yamali elbiseyle, deveyle giderken dedigi söz ne güzel: Allah bizi İslam dini ile aziz kılmıştır; bundan başka bir şeyde izzet aramamız beyhudedir. Madem ki, bizi aziz eden İslam’dır; izzeti ve şerefi onun dışında aramayız ve istemeyiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstanbul'un henüz fehedilmediği zamanlarda Edirne'de bulunan Fatih sultan mehmet hazırlıklarını yaparken diğer bir taraftan halkın durumunu kontrol etmeyi ihmal etmiyordu. Ona göre önemli olan milletin birlik beraberlik içinde olmasıydı. Bunu fetihin gerçekleşmesinin şartlarından biri olarak görüyordu. Sultan Mehmet bir sabah kılık kıyafet değiştirip pazara çıktı. Satılan malların kalitesini, fiyat durumunu ve esnafın hâlini kontrol etmek için, Edirne'nin çarşılarını gezmeye başladı. Sultan Mehmet, sokağın başındaki ilk dükkâna girdi.Selam verdikten sonra:


      – Bana yarım batman yağ, yarım batman bal ve biraz da peynir veriniz, dedi.

      Müşteriyi güleryüzle karşılayan esnaf, selâmı alıp memnuniyetle yarım batman yağı tarttı. Yağı verirken, karşısındakinin padişah olduğundan bihaber konuştu:

      – Ağam, dilerseniz bal ve peynir verebiliririm. Ancak ben bu yağı satarak siftahladım. Diğer isteklerinizi de daha siftahlamayan karşı komşumdan alırsanız memnun olurum.

      Bu duruma içten içe sevinen padişah karşı dükkana geçti. Yarımşar batman bal ve peynir istedi. Dükkân sahibi yaşlı adam balı tarttıktan sonra:

      –Allah'a şükür bugün de siftahımızı ettik. Ancak peyniri henüz siftah etmeyen komşumdan alırsanız sevinirim.

      Sultan Mehmet diğer dükkandan peyniri aldıktan sonra:

      –Bu millette bu yüksek ahlak varken değil İstanbul Dünya alınır. diyerek çarşıdan mutlu bir şekilde ayrıldı.

      Sil
  7. Ebubekir Sifil18 Mart 2015 Çarşamba 04:00İran, İslam Coğrafyasındaki yayılmacı politikasını büyük bir ustalıkla sürdürüyor. Hatta etki alanı sadece İslam Coğrafyasıyla sınırlı değil; değil, küresel çapta yürüttüğü politikalara bakıldığında –hakkını yemeyelim– İran artık küresel bir aktör haline gelmiş durumda. Bundan, çok değil 30 yıl önce ABD-İsrail karşıtlığı söylemi üzerinden İslam Dünyası'nda kendine meşruiyet alanı açma gayreti ile kıvranan bir ülkeydi. Geldiğimiz noktada yürürlüğe koyduğu politikalarla İslam Dünyası'nda kimseye eyvallahı olmayan, istediği ülkeye ordu gönderip işgal eden, istediği ülkenin yönetimini değştiren dominant bir güçten bahsediyoruz. İslam Ümmeti ve coğrafyası çok zalim gördü, çok zulüm yaşadı bugüne kadar. İran'ın ve Şia'nın sergilediği zulüm ve vahşet manzaraları da onları aratmıyor. Nesiller boyunca Sünnî dünyaya karşı içlerinde biriktirdikleri kin şimdilerde varlık sebebini en çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Artık Kerbela törenlerinde kendilerini zincirleyip kanatmıyorlar; zira İslam Coğrafyasında kanı akıtılacak milyonlarca Sünnî, onların da kan akıtmak için yeterli kin ve imkânları var!Batı, DAİŞ/IŞİD problemini konuşurken onu ortaya çıkaran şartların başında gelen Şii zulmünü göz ardı edebilir, hatta ona göz yumabilir; ama bu hataya bizim düşmememiz gerekir. Zira DAİŞ/IŞİD'i ortaya çıkaran, Irak'taki Şii yönetimin Sünnîler üzerinde uyguladığı acımasız zulüm politikalarından başkası değil. Başta ABD olmak üzere Batı'nın, bölgede İran'ın önünü açmak arzusunda olduğu artık ayan-beyan anlaşılıyor. Irak'ın işgali sürecinde defalarca yazmıştım; bir kere daha belirteyim: Ne ABD onca masrafı ve tepkiyi göze alarak işgal ettiği Irak'ın yönetimini, kendisine "Büyük Şeytan" diyen Şiilere bırakıp gidecek kadar aptaldır, ne de İran yanı başındaki bu katliamı kınamak için olsun sesini yükseltecek kadar ilkeli ve dürüst! Şimdi bu kirli ittifak "DAİŞ/IŞİD terörü"yle mücadele görüntüsü altında İslam Dünyası'nda Şii yayılmacılığının önünü açmak için devrede. İran ve Şia, "terörle mücadele" başlığı altında Batı'yla göstere göstere ittifaklar tesis edip DAİŞ/IŞİD'i ele geçirdiği yerlerden söküp atarken, yeni mevziler elde etmiş oluyor. Ve elbette ele geçirdiği yerlerde her türlü yola tevessül ederek coğrafyayı Şiileştirme politikalarında hedefe her gün bir adım daha yaklaşmış oluyor.Geldiğimiz noktada bölge insanı sanki "ya kırk katır ya kırk satır" gerilimine sokulmuş durumda. İran'ın karşısındaysanız DAİŞ/IŞİD'in yanında, bunun karşısındaysanız onun yanında yer almak zorundaymışsınız gibi bir durum söz konusu.Oysa tarihimizin mirasını bunların hiç birisin temsil etmiyor. İslam Ümmeti'nin ana gövdesini oluşturan çoğunluk henüz son sözünü söylemedi…

    YanıtlaSil
  8. Bu şahsın "bulut" yazısını zerreeeeeee kadar begenmedim hasta kalbler millete şifaa dagıtamaz . cok polemiye girmicem . o kadar faso var ki içinde yazmaya degmez. artık öyle bi zamana geldik ki Ahirinde ahirindeyiz. 1900 asırın sonlarında öyle tiplemeler yazarlar türediki islami reformucuk adı altında.
    Üüzldüm nokda bediu zaman saidi nursi yi anlamadan o maskeyi kulanıyolar ya
    sapla samanı karıştırıyolar. hele hele Ashabı kiram hakındaki konularda onların asla koltuk derdi yokdu . baş olma sevdalarında o konular cok derin ümmetin ihdilafında rahmet vardır babında idi.
    cemaL vakasından bile ehLi sünnet (mealen Allah ashabı kiramdan razı ashabı kiram Allahdan razı) dan dolayı haklarında aleyhlerinde konuşmakdan sukut etmişler hazreti ALi radıyallahu anha haklı idi muvaiye radıyallahu anha haksız degildi. denmiş öyle bi zamandayız ki muazam bi kavram kargaşası işte Ahirin de ahirindeyiz cok söz zamanı degiL, Allaha kuLLuk la iştigal zamanıdır. agzı olan yazar cizer konuşur. yönlendirme yapar. basiretli ferasetLi Allah dostları ilim bilim adamları cok ender oldu bizamanda böyle her kafadan ses cıktıgında ALLAHA DUA İLE SIGINMAK LAZIM DIR.

    YanıtlaSil
  9. Allahu teala kularının kalblerine nazar eder(bakar) kim kalben Allaha yakınsa üstün odur. (İman nuru ) sistemlere gelince Kuranı Kerim Allahın kelamıdır anayasasıdır. demokrasiyi övsünler bakalım şu an avrubada yaşıyan coocujların bir cogu babası belli degiL . (domakrasinin kurucusu demokratis adında felsefeci bi yunandır.) peygamberin getirdigi vahye iman etmemek için... akLi kuralarla tam özgürlükcülük diye yuturmacadır. aslında dini kuraları benimsememiş alkol zina kumar her kez kafasına göre yaşasın nefsani isteyen istedinle beraber olsun eglensin nefsin cok benimsedi bi sistemdir. bize yuturdukları laik anlayışmesla avrubada bizdeki gibi degildir. din hristyan papazlara hürmet koruma kuraları vardır. coocuklarına dini egitim verirler. bizdekilerin hepsi çakma. sistem. dir.kandırmaca dilcanbazlıgı.. bu zamandada dünyada hiç bir müslümanların yaşadıgı ülkede ise Allahın kanunları anayasası ile yönetim yokdur. ki " islamı Ameli iman ve tatbikat ameli yanı vardır oda müslümanlar arasında cuma namazı gibi Mehdi alehiselam zuhur etmeden de bu gidişat düzelmez. (Allahu alem) kıyametin kopmasına 1 gün kalmaz ki Allahu teala resullullahın züriyetinden (ehLi beytinden) muhammed yada Ahmed adında Mehdi alehiselamı 40 yaşında vazifesi verilir. bir cok yorumlarda filan süfyan filan mehdi filan deccal derler. hadisi şeriflere vurursunuz. bakarsınız AkLi yaklaşımlarla dar cercevede olaylara bakdıgında. deccaliye veya süfyani fikriyata olan ufak süfyani veya deccaliyeleri aslı gibi lanse ederler. o konunun cevresinde gezip durular hayalerinde bişey üretirler farkına varmadan kurgu vehim kaplamışdır. namaz kılmak agır gelir günceL mevzulara dala dala. sonra yazar cizerse az övgü şan şöhret varsa nefis kabarır. biliyom edasına kapılır. şeytanda verir vesveseyi senin büyük kitlen var. farklı şeyler yaz cagdaş gözük geçmişdekiler gibi olma bak cagdaş bi zamandasın telkinini eder . başlar yazmaya cizmeye konuşmaya. ortamın hali bu. Allahu alem. evliyaların bi sözü vardır.
    HASTA HASTAYI TEDAVİ EDEMEZ.
    DİN İSLAM ALLAHIN DIR. onun korumasıda ALLAHA aitir. zeyd derKi
    sen İSLAMI kurtarmaya calışma İSLAMLA kurtulmaya ÇALIŞ.

    YanıtlaSil
  10. mesla avrubanın benimsedi sistemde özgürlük anlayışları eşleri yabancı biri ile gezmek tozmak istedigi zaman onun hakıdır düşüncesi vardır. begenirse istedigi gibi yaşama hakkı vardır. bunun adı demokrasimi cagdaşlıkmı medeniyetmi
    islam yaşantı fitne fesadı aile yaşantısını insanlıgın mutlulugu içindir. Ahir zamandaki algılamalarımız arızalandı için. bilgimiz olmadıgına her kez yazar cizer konuşur normaldir. kıyamet Alametidir. hatta zalimler şerefsizler Ahir zamanda şerefli gösterilir. mazlum zalim gösterilir. dimaglarımız görselere baka baka hastalanmış müdrike kuvvetimiz körermişdir.
    İSLAMın bayana verdigi o kadar hak hukuk vardır ki. tatbikatta yaşamıyoruz. Agır işte calıştırılmaz. kapanması Fitne toplum fitnesine fuhuşu bireyseL aile sistemini yuvayı kourmak içindir.
    üryan olmak açılmak hüriyett degildir. tam aksine hüriyetini sergilemek dir. hazinesini sergilemek ve israf eden tüççar gibi dagıtmak dır. bu sistemlere avruba lı özgürlükcü yakıştırmasını yapmışdır. bunuda dünya düzeni olarak sunmuşdur.
    kimse merak etmesin Allah ömür verirse zamanı yakındır o özenilen Avrubanın çökmeside yakındır. unutulmasın Ki Mülk Allahındır. kul cüzi iradesini kulanabilir takdir ise Külli irade Allaha aitir bunda kulun yapabilce bişey yokdur. tedbir almak la mesuliyeten kurtulur. takdir geldimi tedbiri deler geçer.
    sistemeler düzgün olsaydı saten _ Hazreti Mehdi Alehiselam İSA Alehiselam zuhuru olurmu? demeki dünyadaki sistemler insanların mutluluguna yeterli degiL. hazreti Mehdi Alehiselam tam Adaleti içraaedecekdir vasıflarından biride odur. şu bile NİDA bile demem ki ahir zamandaki sistemlerin topyekün bozukluguna işaretir mealen __ HAZRETİ MUHAMMMED SALLALLAHU ALEYHİ VESSELLEMİN ÜMMETLİĞİNDEN BAŞKA HİÇ KİMSEDE ŞEREF YOKDUR. ZALİMLERİN ZÜLM EDENLERİN SONU GELMİŞDİR.__ VE Mekkede emireL müminin hazreti Mehdiye iltihak (biat) demeki hazreti Mehdi alehiselam bu fitnleri bitirmeye vesile olacakdır. dünya fitne kan kaos savaşlar o ise İnsanlıga hayır bereket mutluluk adalet bolluk için de olmasına vesile olacakdır. ezilen horlanan Müslümanların ve insanlıgın mutluluguna vesile olacakdır.
    büyük harblerden sonra osmnalıdan büyük topraklara hakim olur müslümanalr. tek bayrak altında olurlar tevhid ayet hadisi şerif (Allahu alem hanefi mezhebinin içtihatını benimser) bu ayrılıklar kafa karışıklıkları biter.
    ne kadar unutulmuş sünnet varsa açıga cıkartır. fakirlik olmaz toprak yer gök bereketli olur. Mehdi alehiselamın Hilafetinin son 3 5 7 yıL kala hazreti İSA alehiselam yere iner et ceset. Mehdi Alehiselam ona 7 sene civarı vezirlik dönemidir. İSA aLehiselam hazreti Muhammed sallallahu aleyhi vessellemin şeriatıyla AmeL eder. (isa Alehiselamın duası vardır Allahım onun Ahmed alehiselamın habibinin ümmetliginle şereflendir beni diye) SÜFYAN ŞAHISDIR,
    MEHDİ ALEHİSELAM ŞAHIS DIR. DECCAL ŞAHISDIR. İSA ALEHİSELAM ŞAHISDIR. Bir cok Ahir zamanlaalakalı sahih hadisi şerfiler vardır. hiç bir Müslüman bunu inkar edemez. yoksa kafadan yorumlaması hatadır..
    (aklınca hayaliyle ayet ve hadisi şerfilere hüküm vermesi yok o öyle degilde böyle demek dir gibi müçdehidmisin yoksa mücedidmisin ?
    adama sorarlar) haddi bilmek .. "kimse üzerine alınmasın"
    "LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULLULLAH"

    YanıtlaSil
  11. 1* Evvela Muhterem Mehmet Ali Bulut Kardeşimiz çok değerli bir yazardır. Ufku çok yazardan geniştir. Hayatı okumak, öğrenmek ve yazmakla geçmiş ehl-i kalemdir. Hakşinastır. Öyle ki hep adalet-i mahzayı gözetmiştir. Onun bunun hatırı için eğilip bükülmeyenlerdendir. Ama bu demek değildir ki, bazen sehven veya malumatı olmadığı bazı hakikatleri atlamaz. Atlar. Atlayınca da çıkan boşluk onun Risale-i Nur’u tanımadan öncesi dönemine ait fikriyatı dolduruyor. Öyle olunca onları ayıklamak gerekir. Bu yorumu o şekilde anlayınız.

    Eski devirlerde ilim ve kültür şimdiki gibi yaygın değildi. Hatta okuma yazma oranı yüzde 10-20’yi geçmezdi. İnsanlar ümmi idi. Ama va’z ve irşad kanalıyla elde ettiği bilgilerle hükme varırdı. Cami-kadılık çifti onu beslerdi. Siyasi hayat hürriyet ve demokrasi üzerine kurulu değildi. Öyle bir takat ve gücü de yoktu. Öyle olunca siyaset sadece saltanat ve çevresinin tekelinde idi. Sultanlık vardı. Ama Hak dinin hüküm sürdüğü ülkelerde sultanlığa rağmen insanlar kula kul olmamayı bilecek kadar fazilet sahibi idi. Aşirtler, kabileler, boylar vardı. Ve her birinin başında bir reis vardı. Adalet vardı. Dini ve fikri meslek ve meşrepler de kendi içlerinde bir hiyararşiye tabi idi. Ama bu o zamanlar için bir eksiklik sayılamazdı. Koca Osmanlı toprağı 7 milyon kilometre kare iken, nüfusu 30 milyondu. Şimdi aynı topraklarda ki nüfus 750 milyon-bir milyar civarında. Sonra ulaşım ve iletişim kervanlar ve ulaklarla yapılıyordu. Ordunun İstanbul’dan Viyana önlerine gitmesi 3-5 ayı alıyordu.

    Böyle bir dönemde şimdi sahip olduğumuz bir çok anlayış ve telakki gelişmemişti. Ama insanlar kendi zamanlarına göre hür ve serbestiyeti vardı. Bugünün ölçüleriyle kalkıp geçmişi kıyaslayarak yargılamak ne derece doğrudur. İnanın İslam dünyası 1700’lere kadar dünyanın en müreffeh, bilgili ve entelektüel dünyası idi. İslam Dünyası’nda yaygın bir kadılık sistemi hakimdi ve adaleti sağlardı. Şunu söyleyeyim Cumhuriyetimizde ve diğer İslam topraklarında din ve inanç grupları hiçbir zaman Osmanlı’daki kadar hür ve serbest olmadı.

    İslam Medeniyeti’nin ışıkları Avrupa’ya yansımasından, Haçlıların gelip gitmesinden ve Endülüs’ün etkisinden sonra batı muharref dinini bırakarak ilmi hakikatlerin kılavuzluğunda batı Avrupa terakkiye başladı. Bizde ise akli ilimlerde tembellik yapıp dini ilimlerde ihmal başlayınca tevakkuf ve gerileme başladı. Avrupa’nın medeniyeti teknoloji yani sanayi medeniyetidir. Ahlak ve fazilet medeniyeti değildir. İki Cihan Harbi’nin yaşanmasından sonra despotik iktidarların önünü kesmek için demokratik hayata önem verildi ve alt tabakaların maddi manevi gelişmesiyle söz sahibi olabildi. Yani demokratik hayatın tesisi iki büyük felaketin yaşamasından sonra önem kazandı. Ama bu sefer finansı elinde tutan Yahudi-Hıristiyan şebekelerin hakimiyeti söz konusu oldu. Dünya 1970’yerden beri Yahudi ağırlıklı bir finans hakimiyeti altında. Ekonomiyi, siyaseti, sosyal ve kültürel hayatı o yönlendiriyor. Ve bu hakimiyet 1990’dan beri İslam dünyasını hedef almış vaziyette.

    Bu kadar uzatmamın sebebi demokratik hakların ve hürriyetlerin öyle asırlardır çok yaygın olmadığını belirtmek içindir. Bediüzzaman bu dönemi malikiyet ve serbestiyet devri olarak niteler ve bu anlayışı temsil eder ki, Muhterem Mehmet Ali Bulut onu anlatmaya çalışmış. Bizde 1909’dan beri tek parti hakimiyeti var. Daha demokratik haklarımızı elde etmiş değiliz. Türkiye İtthatçı-Kemalist sultadan kurtulma mücadelesi veriyor. Öyleyse değerlendirme öne göre yapılanmalı. Çünkü bu merdut zihniyet ehl-i imanın bile etkiliyor.

    YanıtlaSil
  12. 2* İslam Dini’nin yayıldığı ve hakimiyet yıllarında dünyada milletler arası ihtilaf savaşlarla, devlet içinde ise isyanlarla ortaya konurdu. Medeni hayatın gelişmesi ve demokratik haklara paralel tepkilerin sivilleşmesi topu topu bir iki asırlık meseledir. Şimdi geçmişi bugünle kıyaslayıp eleştirmek haksızlık olur. Kölelik, esirlik ve ücretli devirlerini yaşayan insanlığın demokratik haklardan ve siyasi hürriyetlerden yararlanması kısıtlı olabilir, ama o zamanın icaplarına göre ileri bir hayat tarzları vardı. İnsanlık şimdi malikiyet devrinde. Yani hem mülkü, hem finansı, hem siyasi iradeyi eline alma gayretinde.

    İşte Risale-i Nur’un tarzı burada öne çıkıyor. Ve tecdit vazifesini yapıyor. önce ferd bazında sonra toplumsal ıslah. Cemaatleşmeyi ve ortak görüşü geliştirerek ittihad-ı İslam’ı ihya ediyor. Çünkü Hilafet devri kapanmış. Cebabire yani Deccaliyet çağı başlamış. Ve deccaller siyasi, iktisadi ve askeri güçlerle, iktidarın sahibidir. Tıpkı modern Nemrut ve Firavunlar gibiler. Risaletin temsilcileri ise değil inançlarını yaşamaktan, hem medeni haklardan, hem demokratik haklardan hem de iktisadi haklardan bile mahrumdur. Bediüzzaman Hürriyet’in ilanı öncesinden beri, ekilen Nur tohumlarının bir asır sonra meyva vereceğini belirtmiştir. Ve aynen çıkmıştır ve çıkıyor.

    Bu zaman şahıs zamanı olmadığı için ferdin şuurlu kılmanın yanı sıra fertlerin oluşturacağı şahs-ı manevi öne çıkıyor. Dini hayatın idamesi en önemli ve hayati meseledir. Bunun da yolu imanları tahkim etmektir. Bu da şahsla değil şahs-ı manevi iledir. Çünkü şimdi sultan değil partiler yani şahs-ı maneviler hüküm sürüyor.

    Siyasi yolla mücadele imanların zayıfladığı bir dönemde hiçbir önemi yoktur. Çünkü siyaset topuzu küfre düşenleri münafıklığa sevkeder. Bu da dahili nizamın tam bir kangren olmasına yol açar. Bir örnek vereceğim. Adnan Menderes seçim kazanmış. Tek başına kahir ekseriyetle iktidar. Ama nasıl bir iktidar, adem-i iktidar. İstanbul’a imam hatip okulu açılacak. Heyet gelir bakanla görüşür. Bakan emir verir. Ama devlete egemen halkçı artığı bürokrat direnir “olmaz” der. İzin vermez. Olay başbakanı intikal eder. Başbakan kalkar bakanlığa gider ve SS subayı gibi olan bürokrata niçin izin vermediğini sorar. Bürokratın cevabı “Mevzuat böyle.” SS bürokratı konuyu savsaklamak için “Emir lazım” der. Menderes orada yazılı bir emir verir. Ve ancak öyle okul için izini alınır. Böyle bir zamanda siyasetin ne önemi var. Hem milletin siyaseti zayıf, hem de ehl-i iman güçsüz. O zaman zımıni bir ittifak yapılacak. Şöyle: Dünya işler için seçilen siyasilerle uhrevi hizmette yeni bir çığır açan Risale-i Nur’un kılavuzluğundaki ehl-i imanın zımni ittifakı.

    Ama bır engel var. Dinde hassas muvazene-i akliyeden noksan bizim eski kafalı dindarlarımız ve milliyetçilerimiz ise bir çiçekle bahar geldi diye ortaya dökülür. Ve bu hassas dengeyi bozar. Fevzi Çakmak’la başlayan bu süreç Bölükbaşı, Alican, Erbakan, Türkeş ile devam eder. Ayranı olmayanın tahtaravelli ile iktidar olmaya kalkıştılar. “Hak geldi batıl zail oldu” diyerek bir hocadan icazet alarak kendilerini Hak ilan edenler batıla karşı savaşmaya kalktılar. Nasıl mı? Ehl-i imanın dostu siyasetçileri dinsiz, kafir ilan ederek. Kimin yardım ve tahrikiyle. Derin güçlerin. Yani cuntacıların. Hepsi de öyle. İstisnası yok. İsviçre’ye kaçıp giden bir siyasi lider, ABD’nin İngilizlerle devirdiği siyasi partinin iktidara gelişini önlemek için yaptığı baskı üzerine oyların bölünmesini sağlamak için gladionun has generali ta İsviçre’ye kadar gönderip o zatı Türkiye’ye getirip seçim meydanlarını gezdirip Ecevit’e iktidar yolunu açtılar.








    YanıtlaSil
  13. 3* M. Ali Bulut o tarihte Nur talebelerinin buna engel olmak için gösterdiği hakşinas hareketle AP’yi desteklemesini “bir kitlenin AP’nin kuyruğuna takılıp işi resimden ibaret hale getirmeleriydi” diyerek eleştiriyor. Ama Bediüzzaman’ın ayetin işaretiyle o tarihin “Bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir” olduğunu anlayamadı. MC, bir nevi ittihad-ı İslam’la kızıl tehlikenin, anarşinin, azgın solun, harici dinsizliğin önüne çekilen seddin siyasi motoru AP idi. Na haber?

    Bediüzzaman halkçı istibdadın başladığı yıllarda bir soru üzerine, “Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse, galebe çalınca o kafirler münafık derecesine iner. Münafık kafirden daha fenadır. Demek topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez” cevabını verir. Yani manevi cihadın maddi cihadın yerini aldığını nazara veriyordu. Tabi anlayana. O yıllarda ki görüşleri ise şöyle:
    * Hakkı müdafaa için kuvvet kullanmak zulme sebebiyet verir * Evvela: Kur'an, bizi siyasetten men etmiş; ta ki elmas gibi hakikatlar, ehl-i dünyanın nazarında cam parçalarına inmesin. Saniyen: Şefkat, vicdan, hakikat, bizi siyasetten men ediyor. Çünkü tokada müstehak * Risale-i Nur idare ve asayişe zarar veren siyaseti men etmiştir * Biz Risale-i Nur şakirtleri, Risale-i Nur'u, değil dünya cereyanlarına, belki kainata da alet edemeyiz. Hem Kur'an bizi siyasetten şiddetle men etmiş. Evet, Risale-i Nur'un vazifesi ise, hayat-ı ebedîyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı îmanî olan hakikatlarla gayet katî ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi îmana getiren kuvvetli bürhanlar ile Kur'an'a hizmet etmektir. Onun için Risale-i Nur'u hiçbir şeye alet edemeyiz. * Evvela: Kur'an'ın elmas gibi hakikatlarını, ehl-i gaflet nazarında bir propaganda-i siyaset tevehhümüyle cam parçalarına indirmemek ve o kıymettar hakikatlara ihanet etmemektir. * Risale-i Nur İslam birliği siyasetine dahi alet edilmemeli.

    Bir not daha. Bediüzzaman manevi hizmetinin 6. Yılında Türkiye’de muvazaalı bir parti kuruluşuna sahne olur. Bu parti kısa sürede büyük teveccühe mazhar olur. Öyle ki o gün seçim yapılsa iktidar silinir giderdi. İşte öyle bir hengamede Serbest Fırka mensupları Nur talebelerine sarılır. İşbirliği teklif eder. Beidüzzaman ortada dönem muvazaayı bildiğinden mahrem bir mektupla şu uyarıyı yapar:


    “Kahraman Burhan'ın Serbest Fırkasının reisine verdiği cevap güzeldir. Evet, Nurcular, siyasetlerle alakaları olmaz. Yalnız İmân hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya alet edenler, istibdad-ı mutlakla Nurcuları ezdiler. İnşaallah, bir sebep çıkar (Haşiye) o istibdadı kıracak,masum ve mazlum Nurcuları kurtaracak. Fakat çok dikkat ve ihtiyat lazımdır. Risale-i Nur, dünyada her cereyanın fevkinde bulunması ve umumun malı olması cihetiyle, bir tarafa tabi ve dahil olmaz. Belki mütecaviz dinsizlere karşı haklı tarafa yardımcı olur ve dost olur ve ihtiyat kuvveti hükmünde onlara bir nokta-i istinat olur. “ Haşiye: Demokrat çıktı, bir derece kırdı.” Emirdağ 140

    Bunlar 1950 yılına kadar tek parti diktatoryasının bütün zulmüyle hükmettiği zamandaki önemli görüşleri idi. Bu 2. Said Dönemidir. Ve yeni Said dönemi ise 1950'den sonra başlar. Çünkü demokratik hayat başlıyordu.

    YanıtlaSil

  14. 4* 1950’den sonra haşiyedeki parti iktidar olur. Türkiye’nin karanlık günlerinin dağılmaya başladığı tarihtir. Bediüzzaman Kur’an ve millet namına onlara destek verir. Oyunu göstere göstere onlara atar. Yani siyaset yapmıyor, ama demokratik hakkını kullanırken kime ve niçin verdiği gösteriyor: Lahikalara bunlar şöyle yansır:
    * “İşte bunun için, hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için, Demokrat Partiyi, Kur'an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum"
    * Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur'an menfaatına kendimizi mecbur biliyoruz.
    *Biz dünyaya bakmıyoruz. Baktığımız vakit de onlara yardımcı olarak çalışıyoruz. Asayişi muhafazaya müsbet bir şekilde yardım ediyoruz. İşte bu gibi hakikatlar itibariyle bize zulüm de etseler hoş görmeliyiz.
    *Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslamiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yeganesi; ittihad-ı İslam cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır.
    Talebelerinin Bediüzzaman’nı bazı görüşlerini şöyle açıklıyordu:
    *Yirmi beş seneden beri ehl-i ilmi, ehl-i tarikatı ezen, ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı bu noktadan istifade edip Demokratları devirmemek için, Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemayı, hem milleti memnun ve minnettar etmek; hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için(komünist tehlikesine karşı) bütün kuvvetleriyle, ezan meselesi gibi şeair-i İslamiyeyi ihya için mümkün oldukça tamire çalışmaları lazım ve elzemdir.
    * Üstadımızdan, ne için Demokrat Partiyi muhafazaya çalıştığını sorduk, cevaben, "Eğer Demokrat Parti düşse, ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidara gelecek. Halbuki Halk Partisi İttihatçıların bozuk kısmının cinayetleri ve hem cumhuriyetin birinci reisinin Sevr Muahedesiyle ve çok siyasî desiselerin icbariyle, on beş senede yaptığı icraatının kısm-ı azamı tamamiyle eski partiye yüklendiği için, bu asîl Türk milleti ihtiyariyle o partiyi kat'iyyen iktidara getirmeyecek. Çünkü, Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hakim olacaktır. Halbuki, bir Müslüman kat'iyyen komünist olamaz, anarşist olur. Bir Müslüman hiçbir zaman ecnebilerle mukayese edilemez. İşte bunun için, hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için, Demokrat Partiyi, Kur'an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum" dedi.
    Milliyetçilere gelince, "Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, Demokrat Partiye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman hürriyetin başında olduğu gibi, bu asîl ve masum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek, o vakit hakikî Türkleri, ecnebiler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebiye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur'an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkar Demokrat Partinin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum" dedi.

    YanıtlaSil
  15. 5* Tekrar başa dönersek muhalefet etmek İslam toplumunda var mıydı yok muydu? Demokratik olarak belki yoktu çünkü bir küçük örneğine karşılık yaygın ve bilinen bir demokratlık yoktu. Ama mezheplerin ortaya çıkışı dinin anlaşılmasında büyük hizmet gördü. Hakikatlerin anlaşılmasına yardım etti. Bugünkü manada bir demokratik hayat ve medenileşme olmadığından yani nüfusun seyrek oluşu, hayatın toprağa bağlı olarak sürdürülmesi, siyasi muhalefete gerek görülmüyordu. Hakimiyet sultandan çok İslam Dini’nde idi. Ve bu konuda hakikatlerin izah ve açıklanması ilim erbabının elinde idi. O da tıkır tıkır işliyordu. Hele ki, 5. Yüzyıldan sonra tarikatların ortaya çıkışı bu alt tabakanın emniyet sübapları oluyor ve gerginlikleri gideriyordu ve üstüne üstlük harici düşmana karşı koymada kaynaklık ediyordu.

    Batılı anlamda medeni hayatın ve buna bağlı olarak medenileşmenin yani şehirleşmenin artması demokratik hakları ortaya çıkardı. Bu da 2 asırlık yeni bir tarz idi. Hiçbir geleneksel meslek ve meşrep buna ayak uyduramadığı içindir ki, hilafet çöktü. Artık söz ve hüküm Hilafetten Mehdiyet’e geçti. Mehdiyet ise eski telakkilerin yerine yenileyerek tarikat ve dini cemaatler bununla ihya olacak. Mehdiyet’in kılavuzluğunda hem uhrevi hayat kurtarılacak, sonra da dünyevi hayat. Bunun da süresi 100 yıldır. 100 yılın sonunda yani her iki deccalin şahıs olarak sahneye çıktığı 1902’den sonraki yüzyılda kendini gösterecek.

    O tarihte deccalizme yataklık eden ve deccaliyet artıklarını kullanarak dünya hakimiyeti peşinde koşan siyonist tehlikesi zirvede olacaktı. Onun işini bitirmek ise ayrı bir gayretin işidir ki, o da 20 yıllık bir hazırlığı gerektirir. Bununla da mücadele ancak iman hakikatleri ile teçhiz edilmiş bir milletin siyasi iradesinin Mesih’in cemaatinin yardımını alarak bunu başaracak. Tarih veremem. Bu gaybi yasaklar zümresindendir. Ancak iki yıl içinde bunun emareleri ehl-i ilim ve feraset tarafından görülecek. Hatta bazı avam da bunu anlayacak. 3. Melheme’nin finalini yaşıyoruz.

    Türkiye’nin seçim öncesi karıştırılmak istenmesinin sebebi budur? AK Parti iktidarı, dindar demokratları temsil ediyor. Karşısında ise eskiden bir ırkçı parti vardı şimdi ikiye çıktı. Her ikisi de Yahudi ve frenk meşrep menşeli ve desteklidir. Yani onların tanzim ve tahrikiyle sahneye sürüldü. Biri imparatorluğu tasfiyesinde kullanıldı, diğer ise Mehdi’nin ülkesinin alem-i İslam’a dönüşünü engellemede kullanılıyor. O hem İsrail’in hem de kendisinin felaketini hazırladığının farkında değildir. Ana ile yavrusu birlikte yıkılıp gidecek. İnşallah. Ve ittihad-ı İslam’ın temelleri atılırken, batıda tevhidin güneşinin tuluu görülecek. Büyük meseleler büyük kafalarla anlaşılır. Mehmet Ali Bulut Beyin bir tesbiti çok yerindedir. Diyor ki:

    (İslam dünyası ve bir çok âlim ulema da dâhil, hala İslami idarecileri birer padişah gibi tasarlıyorlar. Toplumun derin bilinçaltındaki yönetici profili de öyle! Tutup sallandıran, ipe çeken, kimseye göz açtırmayan ama adil(!) bir despot! Demokrat, dokunulabilir, iktidardan indirilebilir, sonra mücadele edip yeniden oraya çıkabilir idareci tipine alışkın değildir. )

    Bu ayakta alkışlanacak bir tesbittir ve Mehdi’yi bile böyle sanan kafalar da aynı kafa. Bugünkü muhalefetin bu topraklarda tabii temeli yoktur. Yapaydır. Harici cereyanların ürünüdür. Bu vatanda ve alem-i İslam’dan kovulmaya mahkumdur. Çünkü “Şu istikbal inkılabatı içinde en gür seda islam’ın sedası olacaktır” müjdesine mazhariyet olduğundan, hak ve hakikatin inkişafı ve tatbikatı ve yaşanması ve milli iradenin tecellisi üzerine muhalefet edenler hayat hakkı bulacaktır.

    YanıtlaSil
  16. Nur hareketiyiz adı altındakilerin 100/15 bi grub cemat harici siyasete cok bulaşmışlardır. bir cogu Risale nurun özünden uzakdırlar. akLi fikir yorum abilerine itibadadırlar. Risale nurları okurlar görürsünüz ama bir cok yorum yaparlar yorumları bir cogu isabets,iz dir.. kendilerine inandırmak için Takiyye yapmayı uygun görürler demokrasi cengaveride oluverenleri var malisef fetulahın yaptıgı gibi hoş görü fiyoaskosu iLe müslüman yahudi hristiyan kardeşli tezhagını müslüman lara benimsetmek için yazdıgı cizdigi eserler meydanda üstazBediu zaman saidi nursi nin (rahmettullah) yolundayız havası verip de kendileride bir cok eser yazan basiret ve feraseten uzak hakikatın zerre kokusundan bi habersiz tipler ne feyz den ne bereketin zerre hakikatından yakınen bilgileriyokdur paso hakikatdan dem vururlar lakırtıdan ibaret boş reformistler türemişdir.
    osmanlıca esKi terimleri kulanırlar milletin bilgisi olmuyanlar bunlar hoca derin alim sanır aslında da af buyurun BALON dur cogu kalbleri Allah bilir. ama zanımca bir cogunun ne feyz den ne bereketen haberi yok. nefsani bilgi, deposu oda felsefe ile siyasetle yorulmuş ..
    kesimleri ele geçirmek sempatilerini kazanmak içinde onların önder lider kabuL ettikleri ne yakın 3 5 yazı söz ederler. hıh bu bizden algısı yayılır adam sonra yazar cizerr vaaaz eder. adıda hoca olur
    ( Ahir zamanda Ümmetin Büyüklerine ilk zamandakilere , Ahir zamanda gelenlerin dİl uzatını görürsünüz siz sakın bunlardan olmayınız)
    Risale nur olsun Diger Allah dostlarının eserlerini okuyup Allah ve resullullahın yolunda amel eden ehLi sünnet itikatında olan müslüman kardeşlerime Allah dan selamet temeni ederim (bizim stemimiz hak üzere olan eserleri yorumlarıyla degiştiren zümreyedir.)

    5 vakit namaz dan taviz vermemek cok koyu kimsenin adamı olmamak en Büyük Lider Muhammed sallallahu aleyhi vesssellem dir. Hayatını okumak ise sevgi bagının muhkemleşmesine vesile olur. hermüslüman kardeşe üstaz seyid İsmaİL çetin elabbasi (rahmettullahın) hın "EhLi sünnetin Nazarı ititkatın ÖlçüsüdüR" adLı eseri bu zamandaki müslümanların okuması Lazım dır . O eSeri okuyan demokrasinin felsefenin Allah inancına ait bilgileri nedir sapkınlıkları nedir. eser İSLAM aKAİDİ ittikat üzerinedir. ayet ve hadis şerifler le ne kadar İslam Karşıtı görüşler akımlar fikirler varsa Mubarek eserinde hepsini delileri ile RED etmişdir.
    Risale nurlar dan bİle cok daha kapsamlıdır. zamanımızla alakalı ne varsa sapıkfırkalardan tutunda tasavvuf mı aşk mı medeni ahlakmı zikir salavat mı Hadisi şerif şerhimi 3 veya 4 cilt Risale Nurlardan cokdaha kapsamlı ve anlaşılması daha kolaydır. tavsiye ederim

    YanıtlaSil
  17. 1* Sayın Bulut diyor ki ”Risale-i Nur “Zaman tarikat zamanı değildir”demesine rağmen, F.G. Bediuzzamana ‘pir-i muğan’ diye diye kendine bir“muğanlık” makamı hazırladı ve cemaatini, tarihte bile eşi benzeri görülmemiş bir yöntemle, saliğine hiçbir insiyatif hakkı tanımayan, sadece emredileni yapan şahıslardan ibaret bir örgüte bir tarikata dönüştürdü. “Ben sizin ancak bir yol arkadaşınızım” diyen bir anlayıştan hevimetal bir tarikat mantalitesi çıkardı. Bugün cemaatte tarikatlar taş çıkartacak kadar yüksek bir kontrol ve yönlendirme söz konusu. Kitle tamamen merkezden gelen talimatlarla sevk ve idare ediliyor. Ve yazık ki onlar da nurculuğun bir fraksiyonu sanılıyorlar veya öyle sanılması birilerinin işine geliyor.”

    İşte bu nedir? Karaman’ın koyunu sonradan çıkar oyunu hikayesidir. Ama hakiki Nur talebeleri bunu hiç yemedi. CIA ve neocon ve Yahudi küresel sermaye ile aşna fişna olup ortalığa çıktığı 1980’lerin sonundan beri buna kardeşlik hukukun zedelemeden ifade edilmeye başlandı. Hele ki 28 Şubat’ta ağır eleştirilere rağmen. Ama dalalete sapanın dalaleti sergilemeden ne mal olduğu anlaşılmaz..

    Hz. Peygamber’in bir bahtiyarlığı Ebu Bekir (ra) oldu. Lakabı sıddık. Bütün mesele sadakatte. Hz. Peygamber onunla hizmet ve hicret etti. Onunla mağarada zikrullahı yaptı. Mirac’tan dönünce onu ilk doğrulayan o oldu. Servetini ona adadı. 40 kişi 10 sene onan inandı 40’ı da sadıktı. Sıdık hizmet-i Kur’aniyye ve imaniyede birinci hususiyettir. Sıdık ihlasın da delilidir. Bizim bu Pir-i Mugancı meczubu mecnun ne yaptı bilir misiniz? 1995’te çıktı açık açık dede ki: “Mehdiyet’in ikinci faslını din+finans+medya ile gerçekleştireceğim.” Ama tarzı imani ve İslami değildi. Çünkü manevi cihadın olduğu bir devride Yahudi’nin alamet-i farikası olan finans gibi dünyevi vasıtalarla ne hizmeti yapılacak. Para ile insan mı satın alınacak. Yoksa bir yığın münafık talebe elde edip darbe mi yapılacaktı? Kaldı ki Nur davasını kontrol ve yönetmek isteyen galdiyoya hizmeti ta 1960’lardan beri bilinmesine rağmen bukelamun gibi binbir kılığa girip aldatarak güç devşirdi. Prof. Hüseyin Hatemi’nin belirttiğine göre çiçeği burnunda Başbakan Turgut Özal’a CIA “Bu adamla çalışın” tavsiyesini yapmış. Üstüne üstlük tam bir kandırmaca ile sonradan inkar edeceği bir Nur Cemaatini lideri lakabını da aldı. Molla kafası o kadar çalışır işte.
    Ve ihlas ve uhuvvet üzere kurulu olan bir hizmete-i Kur’aniyyenin şakirtlerini elde edip güç devşirince manevi halka bir anda menfaat şebekesine dönüştü. Bununla önce siyasilere, sonra yerli baronlara sonra da küresel sermayeye yani Siyonist ve neoconla ittifaklar kurdu. Bu ne anlama gelirdi: 2006’dan beri görüyoruz. Masonik darbeci gibi örgütlenme ve yabacı şebekelerle ülkesine, iktidarına saldırmak ve hükümetçilik oynamaya kalkışmak. İmanıbillah davası bir anda iblis-i lain davasına dönüştü. Evet ahir zamanın davasının siyasi, iktisadi ve askeri olmadığını bilmeyenin akıbet-i dallesi budur. Bu herkese ders olmalıdır.

    Siyasi iktidarların vazifesi dünyevi ihtiyaçları karşılamak iç-dış güvenlik ve asayiş konularına odaklanmak ülkenin manevi hizmetlilerine Süfyani rejimdeki gibi ilişmemek, hatta İslam’a hadim olmak. Bu demokratik hayatın gereğidir de.

    YanıtlaSil
  18. 2. Bir husus daha. Paralel yapının birçok şirketi Yahudi sermayesi ile içli dışlı. Bir TV ve medya grubunun sahibinin yurt dışı şirketlerle işbirliği biliniyor. Bu şirketlerin sahibi kimdir bilir misiniz? Yahudi hakimiyetinin en büyük ayağı ünlü Yahudi Rothschild. Sonra bir gazete var. Balyoz ve Ergenekon davalarını sayfalarına taşıyarak bu davaların muhbirliğini ve savunuculuğun yaptı. O gazeteni ilk sahibi Mugancı’nın bir şakirdinin oğlunun idi. Çok ünlü bir petrol şirketinin Türkiye temsilcisi. Irak boru hattını üzerinden Türkiye’ye petrol taşınmasının aleyhine çalıştı. Kürtlerle yapılan petrol anlaşmasını batılıları ihbar etti. Bir çok şakirdi ABD’de Yahudi kuruluşlarının ve CIA ile FBI’nın himayesinde eğitim alıyor, ticari faaliyet gösteriyor. Bu ne anlama geliyor. TANAP’ın bile Türkiye’den geçişini engellemeye kalkıştılar.

    Gayet açık ve net yazayım. Bugün Türkiye’nin alem-i İslam’a dönüşünün önünün kesilmesi isteniyor. Bir hatırlatma yapayım Menderes’i ipe götüren bu. Çoban Sülü’yü sürm sürüm sürründüren de bu. Özal’ın feci ölümüne kadar gidişin sebebi de bu. Erbakan-Çiller iktidarının yıkılması e 28 Şubat’ın sebebi de bu. Şimdi İran’ı kullanarak Türkiye’nin önü Irak ve Suriye’de kesilmek istiniyor. Mısır’la ilişkilerin bozulması için darbe yaptırıldı. Süveyş yolu kapandı. Libya’daki drabe de Türkiye ile yatırım ve ticari işbirliğini önlemeye matuf. Afrika’ya ihracatın önlenmesi isteniyor. Sadece Yahudi ve neocon uşağı paralelcilerin cirit atmasına izin var. Ananaslar onların tekeline bırakılıyor. Kürt kartını terör ve anarşiye döndürmek isteyen ve açılımı sabote eden kim? Bunlar değil mi? Niçin?1- İsrail’in güvenliği 2-Rothschild ailesinin asırlık Hazar petrolü rüyası. 3- Ceyhan’a akacak petrolün Hayfa’ya akıtılımsı. 4- Türkiye’nin Ortadoğu ve Afrika’ya ticaret hacmının artarak zenginleşmesi ve güç haline gelmesininin önlenmesi.

    Ve bizim mugancı soytarılar onların ön safında. Bütün dinlemelerin sebebi de hem askeri, hem siyasi, hem de enerji hatları politikası matuftur. Böyle bir dini ve Kur’ani ve imani ve İslami hizmet olur mu? İnanın hiçbir fitne fesad kliği bunlar kadar olmadı.

    Muvaffakiyetleri asla ve söz konusu değildir. Hatta bunun için koruduklarının kıtır kıtır kesileceği bir armageddon muharebesine bile sebep olur değil olacak. Şimdi olan bütün hadisatın sebebi. Kaderin kanlı tokadının esbab-ı mucibesi olması sbarıdır.

    YanıtlaSil
  19. 3* Sayın yazar bir hata ediyor. Marksist-leninst-kemalist-siylonist-neocon ve onların paralelindeki yapının saldırısına maruz kalan müsbet iktidarlar ve demokratları Bediüzzaman gibi “Kur’an adına, İslam adına, millet adına” desteklemenin neresi yanlışmış ki Nur talebelerini eleştiriyor. . Onların hizmeti manevi. Sabah akşam aklını politika ve siyasetçi ile bozmamış ki, öyleleri gibi olsunlar. Kaldı ki ittihad-ı İslam’a mani bulutların ufukta dolaştığı bir zamanda bu desteğin varlığı Allah’ın da rızasına mazhariyeti şüphesizdir.

    Bugün mamaları kesilen baronlar, onların güdümündeki medya, yazarlar, çizerler, siyasetçiler ve bazı akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları papağan gibi diktatör, basın özgürlüğü, padişah, tek adam diye zırvalarken kimse hapse atılmıyor, gazeteleri TV’leri kapanmıyor. Kaldı ki öyle bir şey olsan bu kadar meydanı boş bulmazlardı. Yürütülen algı operasyonuna katılarak Nur talebelerinin demokratlığını sorgulama biraz acayip kaçıyor. Son 77 ABD'li senatörün mektubu bunları ele veriyor. ABD uşaklarına sahip çıkıyor.

    Bediüzzaman Nurcuların ve Risale-i Nur’un demokratlara bir nokta-i istinad olabilir demişken. Değil mi yani. Bakın Bediüzzaman hayata iken talebelerini bir mektubu Risale-i Nur’da nasıl yer almış


    “Hem mânen eski İttihad-ı Muhammedîden (a.s.m.) olan yüz binler Nurcularla, eski zaman gibi farmason ve İttihatçıların mason kısmına karşı ittifakları gibi, şimdi de aynen İttihad-ı İslâmdan olan Nurcular büyük bir yekün teşkil eder. Demokratlara bir nokta-i istinaddır. Fakat Demokrata karşı eski partinin müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müthiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar

    Demokratları devirmemek için, Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnettar etmek, hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle ezan meselesi gibi şeâir-i İslâmiyeyi ihyâ için mümkün oldukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.

    Maatteessüf, bazı müfrit ve mason ve komünistler, Demokrat aleyhinde olduğu halde kendini Demokrat gösteriyorlar ki, Demokratları tahribata sevk etsin ve din aleyhinde göstersin, onları devirsin.”

    YanıtlaSil