.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

19 Mart 2015 Perşembe

İSLAM BİRLİĞİ ÖNCESİ GENİŞ DAİRE HİZMETİ

İTTİHAD-I İSLAM ÖNCESİ GENİŞ DAİRE HİZMETİ YAPILIR MI?
Risale-i Nur’da “İman Hayat Şeriat” denilen üç vazifeden ikinci ve üçüncü vazifelerin icrası İttihad-ı İslâm’a istinad edeceği yani İttihad-ı İslâm’dan önce bu vazifelere girme ve müsbet idarî icraata sahib olma müşkildir. Çünkü beyn-el milel cereyanın tasalutunu önlemek için büyük kuvvetin varlığını gerektirir. Evet, şu beyanlara dikkat gerek:
 O gelecek zâtın “İkinci Vazifesi:
Hilafet-i Muhammediye (A.S.M.) ünvanı ile şeair-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve manevî tehlikelerden ve gazab-ı İlahîden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lâzımdır.
 Üçüncü Vazifesi:
İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’aniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) kanunları bir derece ta’tile uğramasıyla o zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle ve bütün ülema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmağa çalışır.”(Emirdağ Lâhikası-I sh:266)
Bu kısımda, müsbet ve tavizsiz icraat yapabilmek için, ittihad-ı İslamın orduları ve bütün müslüman sınıflarının desteğinin lüzumu beyan edildi.
Şu beyanlar da aynı mes’eleye bakıyor:
 “O cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir.
Ve Kur’ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi’ ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir.” (Mektubat sh:57)
Bu kısımda dahi, hakiki İsevîlerin, yani Avrupa ve Amerikadaki dindar ve hamiyetkâr olan hür rejim tarafdarlarının islamiyet beraberliğinde bulunmalarının lüzumu anlatıldı.
Geniş dairede dinsizliğin kuvvetli görüneceği haberini te’yid eden ve 1946 sonrasında yazılan şu ifade de dikkat çekicidir:
“Bu geniş boğuşmaların neticesinde eski harb-i umumîden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin istinadı, menbaı olan Avrupa’da deccalane bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi teselliye medar; Âlem-i İslâm’ın tam intibahıyla ve Yeni Dünya’nın, Hristiyanlığın hakikî dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle ve Âlem-i İslâmla ittifak etmesi ve İncil, Kur’ana ittihad edip tâbi’ olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşâallah galebe eder.”(Emirdağ Lahikası-I 58)
Yani İkinci Cihan Harbinden sonra, ya manevi veya maddi veya hem maddi hem manevi zarardan haber verildi. Manevi zararın kasdedildiği ihtimali galib olsa gerek.
Bediüzzaman Hazretleri, bu zamanda nifak perdesi altında ifsad eden komiteler, yani hâkim cereyanlar, resmiyete ve kanun sahasına giren geniş dairedeki İslâmî faaliyetleri kendi menfaatına çevirdiklerine dikkat çekip şöyle ikaz eder:  
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” (Kastamonu Lahikası sh:90)
Burada anlatılan o gelecek zat, yani onun cereyanı, bid’aları kaldırıp şeairi ihya etmek vazifesi olduğundan, vazifesi ve mesleği, bid’ata taviz veremez. Bu ifadede bir feveran hareketinin kokusu hissediliyor.
 Çünkü mevcud  ictimaî, hukukî, iktisadî ve siyasî şartlar muvacehesinde tavizsiz hareketin yolu açık değil. Ancak İslam hukukunun kavaid-i külliye kısmında yazılı olan “ehven-üş şer” kaidesiyle hareket edilebilir.
“İttihad-ı İslâm Partisi: Yüzde altmış-yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini, siyasete âlet etmemeğe, belki siyaseti dine âlet etmeğe çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeğe mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.Emirdağ lah.2, sh:163
Yani bu partı, ehvenüşşer partisi değildir ve şimdilik mevcud de değildir.
Ehvenüşşer partisi hakkında, Hz. Üstad diyor ki:” Madem siyasetçi­lerin bir kısmı Risale-i Nur’a zarar ver­miyor, az müsaade­kârdır “ehvenüşşer” olarak bakınız. Daha “âzamüşşer”den kur­tulmak için, onlara zararınız dokun­masın, onlara fayda­nız dokun­sun.» (Emirdağ Lâhikası-II sh: 245)
Ehvenüşşer şartları devam ettiği müddetçe, ehvenüşşer kaidesi de devam eder.
Ancak sivil sahada kalan Nur mesleğinin haslar dairesi gibi azimeti esas alan örnek bir cemaat, faaliyetini, bid’ata girmeme hududuyla ayarlar. Tebliğ faaliyetinde ihtiyar dışında kalmakla beraber yine de bulaşan bid’alar, bizzat işlenen bid’a derecesinde olmaz.
Bir rivayette: “Bir zaman gelecek riba yemiyen kalmıyacak, yemese dahi tozu isabet edecek”. (Ramüz-ül Ehadis. Sh. 306,503 ve İbn-i Mace,.226-78. hadis) buyurulduğu gibi, ihtiyar dışında kalan durumlar var.
İctimaiyata ve bilhassa siyasete girenler, bid’aları kalben kabul etmemek şartiyle siyaseti, yani siyasî makamları, imkân nisbetinde müsbet işlere vesile ederler.
“Bid’a ile amel eden, kalben tarafdar olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için, az bir kusur ile düşman sınıfına iltihak etmemek için dışarıya atmayınız. Fakat Risale-i Nur’un erkânlarında ve sahiblerindeki esrar ve nazik tedbirlere, onları teşrik etmemek gerektir.”  K:249
Bediüzzaman Haretleri, Diyanet İşleri Reisi Ahmed Hamdi Efendiye yazdığı bir mektubunda diyor ki:
“Bir hâdise-i ruhiyemi size beyan ediyorum: Çok zaman evvel zatınız ve sizin mesleğinizdeki hocaların zarurete binaen ruhsata tabi ve azimet-i şer’iyeyi bırakan fikirler, benim fikrime muvafık gelmiyordu. Ben hem on­lara, hem sana hiddet ederdim. “Neden azimeti terkedip ruhsata tabi olu­yorlar” diye Risale-i Nur’u doğrudan doğruya sizlere göndermezdim. Fakat üç-dört sene evvel yine şiddetli kalbime sizi tenkidkârane bir teessüf geldi. Birden ihtar edildi ki:
“Bu senin eski medrese arkadaşların olan başta Ahmet Hamdi gibi zat­lar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karşı “ehven-üş şer” düsturuyla müm­kün olduğu kadar bir derece bir kısım vazife-i ilmiyeyi, mukaddesatın muha­fazasına sarfedip, tehlikeyi dörtten bire  indirmeleri, onların mecburiyetle bazı noksanlarına ve kusurlarına inşaallah keffaret olur” diye kalbime şiddetli ihtar edildi. Ben dahi sizleri ve sizin gibilerini, o vakitten beri yine eski med­rese kardeşlerim ve ders arkadaşlarım diye hakiki uhuvvet nazarıyla bakmağa başladım.” (E.Lahikası.II.sh.10)
İşte bütün bu nakillerdeki açık beyanlar, kat’iyetle gösteriyor ki: Mezkür kuvvetler ve ittifaklar tahakkuk etmeden önce, ikinci ve üçüncü vazifelerin icrası yapılamaz. Ancak imanî hizmetler başta olarak o şart ve kuvvetlerin tahakkukuna, yani İttihad-ı İslâm’a çalışır. 
Kaynak: http://www.ittihad.com.tr/ittihad-i-islam-oncesi-genis-daire-hizmeti/

41 yorum:

  1. Nur cemaatinden bazı kardeşler İslam birliği tahakkuk etmeden Mehdiyetin üç vazifesi olan iman-hayat-şeriatten ikinci ve üçüncü vazifelerin yapılamayacağı kanaatindeler.

    YanıtlaSil
  2. Mehdiyet diye bir şey yok, zaten düzeni Mehdi kurmayacak düzen Mehdi'ye teslim edilecek.İslam düzeni olacak.Son dünya düzeni, her kuralında hikmetler olacak düzen kurulacak.Zaten Mehdi'den sonraki dönemde de çin fethi tamamlanıp uzay fethine başlanacak.Mehdi'yi olduğundan farklı gostererek Mehdi'ye zarar vermeyin.Mehdi şu an Mekke'de...Said Nursi,acayip kişinin Mehdi olmadığını kabirde öğrendi ve acayip kişiye acayip göründü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyelim ki Mehdi 2015'te zuhur etti.. Ama bu arada fetret devri olmalı.. Yani süfyan cabiri indirmeli.. 2015 sonuna kadar nasıl düzeni hazırlayacaksın? Tweet atarak mı?

      Sil
    2. Halife varsa hilafet de var. Nebi varsa nübvvet de, resul varsa risalet de, evliya varsa velayet de vardır. Bunlar hepsi ünavan ve sıfattır. Halife müşahhastır, hilafet ise makamdır. Mehdi varsa Mehdiyet de vardır. Ama cahiller için bu farklıdır. Cahil ne derse o, onun doğrusu vardır. Yalancı varsa yalancılık da gibi. .

      Mehdi İslam deccali var olduğu için zuhur eder. Süfyan idari ve askeri güçle iktidarı ele geçirir ve makama oturur ve dünyevi ifsada başlar. Rahmet-i İlahi ise buna Mehdi ile cevap verir. Ve Mehdi önce onu ortadan kaldıracak, sonra zararını ve hasarını tamirat ile giderecek sonra da “Allah istediğini yapar” ayetininin tecellisi ile dini-i mübin bütün haşmetiyle ihya edecek.Ve 23 yıl büyük büyük zahmetler ve zulümler görecek. Ancak rahmet-i İlahi son kez içtimai olarak tecelli edeceği ve dinini her yere ulaştıracağından ehl-i kitabın kalabalık diğer dini Hıristiyanlığı Mesih vasıtasıyla Mehdi’ye yardımcı yapacak. Ve böylece Hz. Muhammed’in (as) tevhid dini bütün dünyaya hakim olacak. Bütün bunlar safha safhadır. Ve müessiri hakiki ise Cenab-ı Allah’tır. Halifeler veraset-i nübüvvet makamına otururlar. Mehdi ise Halifetullah olarak velayet-i nübüvvetin gölgesinde veraset-i Resullullah’a mazhar olur. Çok yüce bir makamdır ki, onu 7. Cennet Seyyidi yapar.

      İşte Allah Allah diyenin olmadığı bir zamanda zuhur edecek Mehdi’nin bir sırrı da Muhammed ismine ayine olmasıdır. Yani hem ismine, hem vazifesine ayine olacaktır. İsmi, ebcedi Muhammed (as) isminin iki katı kadar ebcedi sayıda olacaktır. Ayinelik sebebiyle. Ve onun tarz ve usulüne mazhar olacaktır. Başlangıç gibi dinin tekmili de öyle olacaktır. Bedir, Uhud ve Hendek’in sonunda Feth-i Mekke olduğu gibi, Ayine-i Muhammediye olan Mehdiyet de ona mazhardır. 3 Safhada zuhuru tamamlanacak. Son safhası İslam’ın hakimiyetidir. Her manada. Öyle ki, kedi-köpek ve kurt-kuzu yanyana yürüyecek. Ama birbirini ısırmayacak. Cahiller müstesna. Onlar cehl-i mürekkep içinde debelenip duracaklar. Derken nasıl ki hilafet Süfyan ile yok oldu, Mahdiyet de öyle. Son deccal ile hizmeti nihayete erdiği anda kıyamet insanlığın başına patlayacak.

      Mehdi’nin ve Mehdiyet’in zuhur kişi olarak tahsilini tamamlayıp cemiyeti duhulü ile başlar, 1902’dir. 1952 onun hayat faslının yani Şear-i İslamiye’nin hayatta rücu’ tarihidir. 50 yıl sonra ise tahribatın siyasi ve sosyal hayatı tamir safhasıdır. Fecr-i sadıkı takiben önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Tabi Mehdi 314 talebesi ile bu işi başaracak. Yani Mehdiyet’i yoluna koyacak. Ve kademe kademe aşama aşama, safha safha hakimiyet kuracak. Tıpkı nübevvet gibi. Muhammed-i Arabi Alehissalatü Vesselamın zuhuru gibi. İslam ancak etba-i etbain devresinden sonra bütün hakiki haşmetiyle parıldadı. 300 yıl. Mehdiyet 3 safha 50’şerden 150 yıl. 1915 ile başlayan ve 1925 ‘te zuhuru başlayan Mehdiyet tam 100 yıl sonra güneş gibi kör gözlerin bile göreceği şekilde parıldarken, bazılarına bunu anlamak müyesser olmayacaktır.

      Kargalar insanın ilk ölü gömücü hocasıdır. Kardeşini öldüren Kabil cesedi ne yapacağını ona öğreten bir karga olmuştur. Hakikati anlamayan cahillere de hakikati tahrifatla dejenere etmeyi öğreten ise deccaliyettir. Deccaliyetle ittifak olunacak. Nasıl mı? Fiilen, iltizamen, iltihaken.
      Çevrenize bakın nasıl da Mehdi ve Mehdiyet konusunu madara ediyorlar. Mehdi’in bir hususiyeti de vefatından sonra tasarruf sahibi olmasıdır. Din onunla tamamlanıyorsa tasarruf da ona Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin torunu ve müridi (talebesi) olması hasebiyle verilmiştir. Hz. Mehdi Hz. Geylani üzerinden Hz Ali’ye (ra) onun üzerinden de Hz. Muhammed-i Arabi Aleyhissalatü Vesselam’a ulaşmıştır. Hz.Ali-Geylani çifti Mehdi hayata iken onu hep murakabe altında tutmuşlardır.

      Cahillerin iıttılaına arz olunur.

      Sil
    3. Abdurrahim, Said Nursi'yi görürsen şu dedigimi ona ilet: Sakarya Seyf size diyor ki "Said nursi abartmamalıydın ve yapmamalıydın.Bu dediklerimi dünya hayatında anlasaydın 40lardan 33.sıra degil,7.kişi olurdun."

      Ömer Gül, sivriliklerini törpüle anlamsız gururundan vazgeç ve bugünlerde sende baslamıs olan yanlış kişilere muhabbeti sona erdir.Nefret etmen gerekene muhabbet, muhabbet etmen gerekene nefret ediyorsun.Cabir yatağa düşerse o yatak kefen olur.
      Ne olursa olsun süfyani fetulaha ve süfyani fetulahın önünü açtığı mehapeye aldanmayın.pkklılara da kanmayın.

      Sil
    4. güzel bir anlatım olmuş kalbimzden geçenleri satıra dökmüşsünüz teşekkürler

      Sil
    5. Ehl-i tarikten Yusuf abimiz bir gün bana demişti ki: "Bütün makamlar Allah'ındır" Hayatımda en çok tesir eden gerçeklerden birisidir. Allah makamlarını dilediğine ve kendi katındaki hikmete binaen bahşeder. 7 olmuş, 33 olmuş, 7 milyar olmuş mühim değil.. Rabbimizin şanı yücedir bu bize yeter.
      Evliyaullahı kategorize etmek bize göre değil. Allahın bütün velilerininin kalbimizde yeri var. Makamlarını tartışmayız.
      Çok üzülüyorum ama takdiri Allah'a havale ediyorum. Kendi kusurlarım bana yettiği için kal u kıyl etmeyeceğim.
      Selam ve dua... Hidayet ve selamet. Allah sahibimizdir.

      Sil
    6. Sakarya Seyf. Bizim seyfimiz Zülfikar'dır. Manaları çifte çifte keseriz.
      Bediüzzaman Hazretlerine senin gibilerinin iletilecek bir sözü yoktur ve olamaz. Bütün çiçekler güneşin bir rengini gösterir. Hiçbiri güneşe tam ayine olamaz. Ama bir çiçeğe sorsan ben güneşin ayinesiyim der. Ay da öyledir. Güneşin ışığının gölgesidir ama güneşe ayna olamaz. Ama bir cam kırığı veya bir damlacık su güneşin tam aynasıdır. Hem kendini hem ışığını yansıtır. Bir damlacık su nerede çiçek nerede. Genel müdür yokken kapıcı koltuğuna oturmuş ben de genel müdür oldum demiş. Sabah mesai başlarken aşağı inmiş. Bazı çok bilmişler de böyledir. O makama otururlar ama o makamı temsil edemezler. Ama kendini allame-i cihan sanırmış. Onun için mecaz ve teşbih ve kinaye ile haber verilen gaybi haberleri tevil etmek her kişinin harcı değildir. Milyonda bir ihtimaldir. O da sende izi bile yok.

      Sil
    7. güzel bir anlatım olmuş kalbimzden geçenleri satıra dökmüşsünüz teşekkürler........ abdürrahim bey içindir

      Sil
    8. Sakaryalıya devam

      Tasavvuf ve ehl-i velayetin mesleği seyr-i süluka tabidir. Berzahlardan geçmek durumundadırlar. Vecd içinde hakikatleri ararlar. Sekerat halinde akla mugayyir halleri olabilir. Gördüklerini rumuzlarla ifade ederler. 3, 7 ,40’lar derler. Ne olduğunu kimse bilmez, çoğu zaman kendileri de bilmez, mevhumdur. Bazen geldikleri berzahı geçemezler ve başka yöne saparlar. Akla değil şuhuda tabidirler.Ama alem-i misal alem-i dünyaya mutabık değildir. Hasılı kelam tasavvufta hakim his ve vecdir. Bunu için velayetleri velayet-i suğra olarak kalmıştır..

      Ama Bediüzzaman ehl-i hakikattir. Ehl-i tarik değildir. Zamanın hadisatı onu kalbe değil akla tabi olmasını gerektirmiştir. Velayet-i kübraya mazhariyeti münasabetiyle Risale-i Nur berzahlara uğramadan imanıbillah ile marifetullah ve muhabebetullaha götürür. Böyle olunca şeyh-mürid ilişkileri yoktur. Üstad ve talebe vardır. Biri öğretir, diğeri öğrenir. Böyle olunca tarikatın ritüelleri, berzahları, makamları yoktur. Hakikat tarikiyle Abdullah olunur. Risale-i Nur’un en önemli mesleği acz,fakr, şükür ve tefekkür olduğundan ve ihlas-ı tammı ihtiyar edindiğinden, ehl-i tarik ve tasavvuf gibi makamatı yoktur. Makamatı olmaz. Netice onu ilgilendirmez. O Allah’a aittir. Çünkü müessir-i hakiki O olduğundan onun takdiri esastır.

      Bediüzzaman hayatta iken, hem zamanın hem de istikbalde senin gibilerinin tasavvuf meşreplilerin makamat ve dereceler peşinde olamadığından ve olamayacağından bunu açıkça lahikalarda belirtmiştir. Hatta geçenlerde Kazım Güleç köşsinde yayınladığı gayri münteşir bir lahikada bu makamata Risale-i Nur’un dahi talebliğinin olmamasını istemiş. Bu onun talebidir. Hal böyle iken senin kalkıp onun ilmen ispatlanan ve olduğu belirtilen Mehdiyet yoktur diyerek yalancı demen, tasavvuf adabına da uygun olmadığından yakında ağır bir tokat yemen işten bile değildir. Meczuplar meczubiyetlerini kendi aralarında halledecekler. Ehl-i hakikate bulaşmayacaklar. Manevi sarhoşlar, mübarek mecnunlar olabilir ama ehl-i aklı rahatsız etmemelidir.

      Bediüzzman hayatta iken bak ne demiş. Oku ve bir daha Risalelere ve Bediüzzaman’a bulaşma seni Cibali Baba gibi makamından ıskat ederiz. Tabi öyle 1 milimlik makamın bile olsa:

      “Risale-i Nur'daki sırr-ı ihlâs, yüzde doksan ihtimaliyle de olsa o makama tâlib olmamaklığımı iktiza ediyor. Çünki küçük bir memuriyet veyahut zabit olmak gibi bir makamı düşünen, harekâtını o makama tevcih ediyor. Onu maksad yapıp ona çalışıyor, ihlâsını kaybeder. Uhrevî amellerini ona basamak yapsa, bütün bütün yanlış olur. İşte böyle kudsî ve parlak bir makamı ve memuriyeti dünyada dahi kendine düşünmek ve gaye-i hayal yapmak, bütün harekâtını hattâ uhrevî amellerini o makama yakıştırmak suretini verdiğinden hakikati ihlâsı bozar.
      Eğer öyle bir makam verilse de ihsan-ı İlâhî olur. İnsanın kesb ve ameli ona vesile olamaz ve ekseriyetle bilinmez. Bilinmese daha iyidir. Ve bilhassa efkâr-ı âmmede siyasetçilik ve hâkimiyet mânası bu Mehdi unvanında bulunduğu ve geçmiş bazı mehdi-misal halifeler o gibi hâdiselerin bir mâsadakı ve medarı olmuşlar. Elbette bu zamanda siyasete her şeyi feda eden insanlar nazarına karşı Risale-i Nur mesleğindeki ihlâs, böyle şeyleri aramaz.”

      Tamam mı Sakaryalı. Bir daha bulaşayım deme. Sen şimdi gene giti kayıp ol. Yanar söner misin değil misin o bizi ilgilendirmez.

      Sil
    9. Allah sabredenlerle beraberdir.
      Allah sabredenleri sever.
      Allah ahkemül hâkimindir. Hüküm Ona aittir.
      Teenni, sabır, dikkat ve hilm lazımdır. Güzel ahlak islamın özüdür.
      Allah kendinizi tehlikeye atmayın buyurur. Allah velilerine uygun olmayan sözler söyleyerek kendimizi tehlikeye atmayalım.

      Sil
    10. Sakaryalı değilim, kimilerine göre Sakarya'yım kimilerine göre Seyf'im...İmani yönden kendimi tehlikeye atmam uzun konuşarak kendinizi tehlikeye atmayınız.Bilakis...ALLAH'a emanet olunuz.

      Sil
    11. muhterem İsmail Çetin Hocaefendi ‘den bizzat dinlediğim bir hadiseyi ibret nazarlarınıza arz etmek istiyorum. Şöyle anlattı hocamız;“Isparta’ya ilk geldiğim seneler(1971-72) bir köyde imamlık yapıyordum. Benden önceki imam, kırk sene bu köyde vazife yaptığı halde kendi çocukları dâhil hiç kimseye bir şey öğretememişti.

      Neden kırk senedir kimseye bir şey öğretemediğini sorduğumda “benim pardösümün üzerine oturdular, kalkamadım, bir şey yapamadım” dedi(Halk partililerin engel olmasını kastediyor)

      Kendisi Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin talebelerinden imiş. Ama seferberlik(Birinci Dünya Savaşı) çıkınca icazet alamamış. Daha sonra da Mehmed Vehbi Efendi’ye ulaşamamış. Ama ilmi çok güzel idi.

      Bir gün konuşurken Bediüzzaman’dan bahis açtı. “Bir gün tarlada çalışıyordum. O Barla’daki Kürt Hoca köye gelmişti. Kitaplarını bana hediye etti, ben reddettim. Kitapların köye girmesine de mani oldum. Hatta bu olaydan sonra hoca, Atabey yolu bu köyden geçmesine rağmen bu yolu hiç kullanmadı ” dedi.

      Baktım ki üstadın aleyhinde.. Aynı gün Mesnevi-yi Nuriye’nin Arapçasını, dışını kâğıtla kaplayarak kendisine götürdüm. Kitaptaki bir ibareyi göstererek “Hocam ben burasını anlayamadım. Bana anlatır mısın?” dedim.

      Okudu, çok hoşuna gitti “Bu ibare Kadı Beyzavi’nin mi?” dedi. Başka bir yer gösterdim, yine okudu, hayran kaldı. Üçüncü defa aynı durum tekerrür edince “bu kitap Kadı Beyzavi’nin mi?” diye sordu. “Hayır” dedim “Said Nursi’nin.”

      Hayretle “Yahu bana onun için “ ümmi” demişlerdi “bir şey bilmiyor” demişlerdi deyince, “Ümmi olan böyle bir şey yazabilir mi” dedim.

      Sonra ona ; “Hocam, ben senin ilminin bereketinin neden olmadığını, kırk senedir neden kimseye faydalı olmadığını şimdi anladım. Sen Bediüzzaman’ı rencide ettin. O da senin ilminin feyzini kesti” dedim”

      Durdu, düşündü, sonra hızla eli benim tütün tabakama gitti. Ben, bana vuracak sandım. O, büyük bir üzüntü ile onu kendi kafasına vurdu ve pişmanlık içinde “Eyvah! Hoca keşke kırk sene önce bu köye gelseydin” dedi.

      “Dedim ki “Hocam, Allah Teâlâ iki kişiye harp ilan edeceğini haber veriyor;

      1-Faiz Yiyenler; Bu ayetle sabittir.

      2-Allah’ın velilerine eziyet edenler. Bu kudsi hadisle sabittir. Üstad Bediüzzaman’ın ise en büyük velilerden olduğuna şüphe yoktur.”

      “Anladım anladım, ama şimdi anladım” dedi. Çok üzüldü. Ondan sonra nerede beni görse hüngür hüngür ağlıyordu. Kısa bir süre sonra da hastalandı ve vefat etti.

      İsmail Hocamız bu hadiseyi anlattıktan sonra şunları söylediler; “Bediüzzaman asrı tedavi edecek çapta bir insandır. Cem’ül Cem mertebesindedir. Nadir ulema bu mertebeye çıkmıştır. Bizim Bediüzzaman’ı tartacak terazimiz yoktur. Bizim dar terazimize onu koymayın.”

      Bir sorumuz münasebiyle de Hocamız şunları ifade ettiler. “Üstad Bediüzzaman’ın dediği haktır. O bir şey söylemişse başkalarının ne dediğine bakılmaz. Bakın şunu söyleyeyim; Üstad, zamanının âlimleriyle, zamanımızın âlimleriyle kıyas edilemez. Onlara benzetilemez. Bunu akıldan çıkarmamak gerek.”

      Sil
    12. Sakarya Seyf, 2013 kasım öncesi tweetlerine baktım fg hakkında bir eleştiri vs göremedim.
      Ayrıca alevilere, fetoculara ve saptırıcı imamların peşinden gidenlere muhabbet beslememe konusunda kendimi her zaman kontrol altında tutmaya çalışan biriyim.
      Firavunun sarayında büyüdüm ve bütün avanesini karşıma aldım, haddini aşma.
      MHP PKK filan diyorsunda sen o yolları giderken biz geliyorduk. Sana daha önce mesaj verdim ama anlamadın.

      Sil
    13. Sakarya Seyf,
      Üslubun hiç güzel değil. Ölen bir kişi günahkar olsa bile arkadan böyle konuşulmaz.

      Hz.Peygamber s.a.s ile konuştuğunu iddia eden bir kişinin böyle tavırlarıyla davranması bana şüphe uyandırıyor. Maalesef biz saf müslümanlar her yazılana inandık. Allah bizlere merhamet etsin.

      Sil
    14. üstaz Bediu zaman saidi Nursi rahmettullah eserinde üstaz ı azam Seyyid ismaİL çetin eL abbasi rahmettullaha imalı işaret etmişdir. benden 25 30 yıL sonra ıspartaya dogu meşrebLi ilmi İle AmİL biri gelir hangi makama cıktım sa Ayak izinigördüm dedigi zevat Allahu Alem üstazı azam İsmaİL çetin el abbasi rahmettullah dır .
      hatta bazı Bediu zaman saidi Nursi vefst etiginde bazı muhipleri bu zevata intisab etmeye gelmişler 2 otobüs her biride üstaz bediu zamanın işareti ile geldik demişler. üstaz onlara bi sohbet etmiş. gerisini bilmiyom ama üstaz bediu zamanın 11 yıL yanında bizatt hizmet eden Tefik adında bi amca intisab etmiş dir . üstaz İsmaİl çetin rahmettullah ilimde cok derindir. coook ileridir. Tüm meşrebleri kapsıyan eserleri vardır.
      Şöhretin afat oldugunu bildirdine bek medyatik olmmaış hayatını ilim ve irşaada adamışdır 12saat diz üzerine oturan devamLı ilim Le iştigaL etmiş aynı zamanda ehLi irşaad ır. üstaz bediu zaman saidi nursi ilede bazı gençliginde iştişare ve anıları vardır. Allah hepsinden razı olsun cok tevazu yapar evliyalar nefislerini ön plana cıkarmaz vefatından bazı meşayıh onun hakında yakunlarına o zamanın En büyügü demişlerdir Kabede AkıLı müslüman hiç bir Evliya aLim hakında hafife alıcak tabir kulanmaz.
      üstaz seyid İsmaİL çetin eL abbasi_ bir sohbetinde azizler yüküm agırdır şu zamanda bu eserleri yazcak dünyada biri olsaydı eser yazmadım demişdir. (eserleri cok kapsamlıdır ) daha cok sırLı sölerine vakıf olanlar hiç medyatik degiler . Allah hepsinden ehLi sünnet evliya Alimlerimden razı olsun bizleride dua feyz ve bereketlerinden sevenlerini faydalandırsın ( amiN)

      Sil
  3. islam birliğinin kurulması için islam ülkeleri halklarının başındaki kuklaları indirmesi lazım. aslında arap baharı zamanında diktatörler tek tek indirildi. ama deccalime hizmet edenler ne yaptı yaptı yine başlara kuklalarını yerine getirdi. ve bu kuklaların tüm icraatleri israil politikalarına uygun durumda... islam birliği için liderlere değil halklara hitap etmek gerekir.

    YanıtlaSil
  4. Şu tesbite katılıyorum o bahsedilen şeriatı getirecek parti mevcut iktidar partisi değil. Ha şu olur başına şeriat yanlısı birisi geçer ve ince bir siyasetle şer'i hükümleri şeriat demeden getirir. Aslında Türkiye'deki iç isyanlar,suçlar ve geleceğini tahmin ettiğim anarşi günleri şeriatı uygulamak adına benzersiz fırsatlar sunabilir. Ondan öte özellikle dış ve yanında iç kaynaklı malî operasyonlarda faiz sisteminden çıkmak için bir fırsat olabilir. İşid'in varlığının da hakîki Hilafet Sancağının açılmasında bulunmaz nimet olduğunu görüyorum. Mehdî kardeşimiz gelecekse en müsait zaman karışıklığın zirvede olduğu zaman olacaktır diye düşünüyorum tabii ki Cenabı Allah'ın takdiri yücedir,benim aklım ermez,hikmetinden sual olunmaz..Bundan dolayı karışıklık zamanı çıkacağını Hz.Ali keremAllahu veche Efendimiz beyan etti diye düşünüyorum. Bazen öyle çıkmaz sokaklara girilir ki çıkmak için geriye gidilip başka sokağa sapılır. Biz medeniyet diye bir yol tutturduk gidiyoruz. Fakat o yolun sonu çıkmaz sokak olduğu görülünce yani hadisata karşı mevcut kanunlar yetersiz hale gelince geriye dönüp yani evvelce tatbik ettiğimiz kanunlara dönüp kendimize yeniden bir yol çizmemiz ihtimal dahilindedir. Yeterki başımıza çok akıllı,aklı fikri imanı yayıp şeriatı usulca tatbik edip Müslümanları birleştirecek samimî insanlar geçsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şeriat dediğin şey irandaki gibi ise olmaz o iş... şeriat osmanlıdaki gibi olmaldır. hoşgörülü olarak.. şeriat diyince akıllara idam veya zorbalık geliyor. tam aksine şeriat demek adaletli sistem demek her alanda ama bu... gayri müslüm ile müslümana devlet olarak eşit davranmak şartı zorunludur. gayri müslüm diye ona islama kuralları dayatmak yanlış olur... ayrıca gayri müslümlerinde farklı inanışlarına göre diyazn edilmelidir toplum... bu durumda, ki saten gayri müslüm böyle hoşgörülü bir dinin hak din olcağını anlayaıp kendiğinden otomatik olarak islama yönelecektir.... ayrıca ak parti öncesi türkiye yani 12 yıl önceki hali hatılrıyorumda ne haldeydik şimdi ne haldeyiz... eee sonuçta 90 yıllık bir sistemi yıkıyoruz kolay değil sabır inş.. inş birgün namaz vakitleri paydos yapılcağı , cuma günün tatil sayılacağı günleri de göreceğiz inş..

      Sil
    2. Bediüzzaman yıkmak değil, tamir etmek tabirini kullanmıştır.
      Süfyanın tahrip ettiği islam binasını Mehdi tamir edecek.
      Sakarya Seyf demiş ki: "Düzen Mehdiye teslim edilecek".

      Sil
    3. Türkiye'de şeriat yoktur demek, şeriata bühtandır, Kur'an’ı yalanlamaktır. Şeriatın yüzde 99'u ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilettir. Buna mani bir hal mi var ki şeriatyok ama gelecek deniyor. Yüzde 1'i siyasettir. Onu da bu ülkeyi yönetenler düşünmek durumundadırlar. Kaldı ki demokratik haklar onu da milletin üzerine yıkmıştır. Seçimlerin çoğunda milletin dediği oldu. Ancak vesayet var. Vesayet 100-150 yıllık bir meseledir. Bu da ittihad-ı İslam olmamasından hem ülkemizde hem alem-i İslam'da hüküm sürüyor. Sen üzerine düşeni yap. Neticeyi Allah'a bırak. İran'ı miranı ne yapacaksın. Yüzde biri yüzde 99 yapanların işi şeriat değil ki. Bizim bir hastalığımız da ırkçılıktır. Bütün İslam dünyasını kasıp kavırıyor. Dinci ırkçılık şeriat değildir. Şeriatın ilk basamağı kelime-i şahadettir, sonra da namazdır. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelir ki ahlak ve fazilet 3. Ve 4. basamaklarıdır.

      Sil
    4. hz mehdi şeytanın sistemine savaştığı için insanlar onu kabullenecek yoksa hazır sistem ona sunulacak ise ne anlamı olur mehdiliğin...

      Sil
  5. Mevcut şartlar altında bu millete çok yönlü zorlu bir ameliyat şarttır fakat imkânsız değildir. Bize siyaset ustası Cenab'ı Allah'ın kanunlarının hastası bir adam ve ekibi lâzım. Bu şahıslara çok maddiyatta gerekecek ki ben o maddiyatın Cenabı Hakk'ın bereket sırrıyla oluk oluk akıtılacağını tahmin ediyorum.Her işte bir hayr vardır. Allah'tan cemaat Ak Parti'ye darbe vurdu da rengini belli etti ve o saatten sonra Askeriye kerhende olsa Tayyip'in safına geçti. Bence işin bu tarafı çok önemli. Eğer aptal ya da satılık değillerse önümüzdeki anarşi günlerinde hükümeti destekler mahiyette tavır alırlar. Fırsat aslında bu fırsattır. Bakınız şu faiz sistemi bile ekonomik operasyonlar bahane edilerek çökertilebilir. Yeterki Müslüman idarecilerde samimiyet olsun. Mehdî kardeşimiz bilemeyiz partinin başına da geçebilir. İslam Birliğini kurmak için siyasî bir adım şart. Devletler ölçeğinde anlaşmalar şart. Evvelden bahsetmiştim biz birliği kurarken hilafetide üzerine giydirmeliyiz ki temeli sağlam olsun. Gönüllü iştirak prensibi olmalı. Katılanların bazı ihtiyaçları özellikle güvenlik gibi taahhüt edilmeli. AB kriterleri gibi kriterler şart tutulmalı. İdam cezası,faizsiz sistem vb.en temek şer'i kurallar en baştaki olmazsa olmaz kriterler olmalı. Gönüllü olanlara canla başla yardım edilmeli. İnşallah kötü günlerden sonra iyi günler olacaktır. İnne meâl usri yusran inne meâl usri yusra. Yeterki samimi olalım Cenabı Allah insanı en aşağıdan en üste pat diye çıkarır. Davut meselesinde de böyle düşünmüştüm. Dağlarda meşakkatle çobanlık yapıp ailesinin geçimini temin eden bu zayıf adam eğer Rabbi dilerse tüm şer ittifakının karşısına tek başına dikilecek yere getirilir.

    YanıtlaSil
  6. Mehdi Merlindir, elinde asası bi şöyle yapacak hopacık dünya eline verilecek dakkada (!)

    YanıtlaSil
  7. ALLAHIN selamı bütün insanlığa olsun sevgili kardeşlerim neden birbirinizi kırıp üzersiniz sizler bu haldeyken nasılki mübarek evladı Rasülün sancağı altında birleşmeyi hayal edersiniz lütfen iman ehli insanların davranışı değil bunlar yorum ve düşüncelerinizi en ince ayrıntısına kadar izliyorum konuları ve olayları egonuz şartlandığınız biçimde okumaya duygularınızın dikine dikine görmeye çalışıyorsunuz. Hala okuyamıyorsunuz önce sünnetullahı okumaya başlayın , olaylar bu günden itibaren aklınızın ve hayalinizin alamayacağı şekilde kötüleşecek dünya genelinde yarım ekmeğin dahi bulunamadığı günlerde savaş kan nükleer atom istila isyan salgın bu sadece Türkiye değil dünyanın büyük bir bölümü kendinize gelin uyanın sizler birbirinizi ölesiye sevip saymadıkça şu anki sahnede A yı B gösterir şer güçte farkına bile varmazsınız vede farkına varmıyorsunuz, mehdi as a gelince o şuan Mekke'de değil Anadolu'da , ilahi görevi verilmedi sanırım ama kendindeki fiziki ve manevi özelliklerin farkında sadece izleyip beklemede ALLAHU alem diye düşünüyorum RABbim sancağı altında şeksiz şirksiz olmayı cümlemize nasip etsin .Saygılarımla ALLAH a emanet olun kardeşlerim.

    YanıtlaSil
  8. Anlaşılan fitne buraya da sıçramış çok yazık. Deccale aklını ve fikrini teslim etmiş olanlara...

    YanıtlaSil
  9. ''Ki o deccal öyle bir fitne getirir ki Hz Adem (as) dan Hz Muhammed ( sav ) Efendimize kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin ümmetlerine haber ve öğüt verdiği kadim dünyanın görüp görebileceği en şiddetli fitne dönemidir'' ...

    YanıtlaSil
  10. Üslub u beyan, ayniyle insan....

    YanıtlaSil
  11. Yüce Rabbimiz her şeyi al aşağı ediyor,alaşağı ediyor,alaşağı eddiyor Kalp gözünüzü açın yeter. Rahmet melekleri semavat üstünde hala acizane haldesiniz.Yüce allah isveçde rahip in Kalbine vahi verip İslam nedir bilmeyen namaz a başlıyor. kimseye bir misyon yüklemeyin, eğer bir iifade kullacaksanız İmanı zayıf demeniz yeterli Allahtab Hİdayet dileyin yalnızca. ALLAH her duyı kabul edendir unutmayınız yazdıklarınız ,konuştuklarınız dahi duadır.

    YanıtlaSil
  12. Sakarya Seyf bazı tespitlerin doğru bazıları yanlış buda hem rahmani hemde şeytani vahi aldığını gösteriyor bir birine karıştırıp ayırt edemiyorsun.Bildiğin zaman susmayıda öğreneceksin.Biz dahi korkudan birşey diyemiyoruz kulağımızla görmemize rağmen, Her an ALLAHA sığınıyoruz ''O'' en güzel yol göstericidir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kardeşimiz var. O da şühudi olarak uyku ile uyanıklık arasında vizyonlar görmekte. 2002 den bu yana onu dinler ve şeriate göre değerlendiriyorum. Blogda tek tük paylaşımlar dışında hiç bahsetmem. Zira hususi olduğunu düşünürüm. Halen Yüzde doksandan fazlası şer'i hususata uygundur. Bazılarının kaynaklarını yıllar sonra buldum. Mesela hiç duymadığım bazı konuları Mevlana Mesnevisinde buldum. O dahi bu gördüğüm şeyler hak mı der. Bir şey diyemem. Şeriatte yeri varsa tamam. Bulamazsak zamana bırakırız.
      Bu derslerin özü gelecekteki büyük savaşta hayatta ve ayakta kalmak için gereken maddi ve manevi derslerdir. Ben şühudi değil, akli ve kalbi gidiyorum. Gayba imanı şühudi imandan üstün görüyorum. Şühuda bazı arızaların karışması muhtemeldir. Rüya ve şühudun dinde kaynak olma vasfı yoktur. Şer'i delil sayılmaz. Ancak şeriate uygun olmak kaydı ile gören kişiye delil olabilir.
      Bunun dışında başkalarının gördüklerini eleştirmem. Kaynağını bilmediğim hususları ne kötülerim ne de göklere çıkarırım. Şeriate uygun ise bir değeri vardır. Cinni görüntülerden kaçınırız. O yüzden alem-i gayba dalmak yöntemini denemişken bu işlerden uzaklaştım. İstemeden gösterilirse eyvallah, ama niyet ve kast ile bu gibi şeylere teveccüh etmiyorum. Zira bu konularda salimen yürüyebilmek için hem haram-helal noktasında çok dikkat etmek lazım, hem de alem-i gaybda yol gösterecek bir mürşide ihtiyaç vardır. Mürşidin yoksa balıklama dalmayacaksın. Çünkü perdenin arkasında bekleyen çok cinniler, ifritler, şeytanlar var.... Allah saklasın.

      Sil
    2. Bu sayfada son diyeceğim; sahtelere aldanarak haddi aştınız!!!

      Sil
    3. Ölçümüz şer'i şeriftir. Ona uymayan şeyleri kabul etmiyoruz. Şühud şeriata uygunsa baş göz üstüne... Şeriata uymayan haddi aşar.

      Sil
    4. birkaç gündür yoktum sayfaya girdim neler olup bitmiş bu Hacerül esved kimdir bilmiyorum lakin benimle alakası yoktur zira benim hiçbir inancım düşüncem fikirlerim Allahın izniyle Sakarya Seyf le ters düşemez.Ama bu lakabın kullanılmasıda ilginç bir durum...

      Sil
    5. Sakarya Seyf, senin bir şey dediğin bildiğin yok. Rivayetleri alıp aktüel şahıslara giydirip bilmişlik taslıyorsun. Kendine biraz da esrarlı bir hava veriyorsun. O kadar. Öyle rivayetler ve müjdeler var ki, velilere verilen, meşiet-i İlahi sonradan onları tağyir ve tebdil ediyor. Levh-i mahfuzdan başka levh-i mahv ispat var. Yani İmam-ı Mübin ve Kitab-ı Mübin. Levh-i Mahfuz’da olup Levh-i Mahv İspat’a aktarılarak meleklere verilen kaderi hükümler, cüz’i ihtiyarı ile değişmesi sonucu tağyir ve tebdile uğruyor. Allah'ın izniyle.

      Şimdi bütün rivayetler böyle bir akibete uğrama ihtimali dahilinde iken, birçok rivayetlere karışan nakilcinin indi yorumlarının ne hükmü olabilir ki? Şunu herkes kafasına iyi yer etsin. 1. Here iki deccal geldi ve gitti. 2-Hem Mehdi hem de Mesih geldi ve gitti. 3- Bunları bilmek hele ki, Hz. Mesih’i çok az insana belki 13 kişiye veya 313 kişiye müyesser olacak. Hz. Mesih’in gayretleri sonucu İslam ülkelerinin tamamına yakını 2. Cihan Harbi sonrası tek kurşun atmadan istiklaline kavuştu. Bunu kim sağladı sanıyorsunuz
      .
      Hz. Mehdi'yi ise ancak nur-u iman sahipleri bilecek. Mehdi-Cabir-Mensur aynı kişilerdir. Her biri bir döneme işaret eder.Onun için biler bilmez insanları yanlış ümitlere kaptırmayacaksınız. Bediüzzaman ne demişti. Bir asır sonra biz mezarda iken onu göreceğiz. Neyi. Mehdiyet’in bütün haşmetini. Beyda olayı vuku bulalı 13 yıl oldu. Beyda’da ne olur? İki kişi kurtulur. Biri kime, diğeri kime gider. 1324 Masonik Komite’nin Hilafete ve merkezine çapulcu ordusu ile saldırması hadisesinin yüzüncü yılında ne oldu? Yani 2006-2010 arası. 1960’tan 50 yıl sonra ne oldu?. Hz. Ali devirlerin 50-60-70-80-90-100 yıl olarak tahdit eder. Bediüzzaman kısa devirleri ise 20 yıl olarak açıklar.

      Sen kalkmış yok fetoş süfyani, Cabir bilmem kim. Yok bilem ne bilmem ne? Bunlar masalımsı palavralardan ibaret. Gaybi haberlerden bir tek devir kaldı. Hilafet-i İslami’yenin İttihad-ı İslam ile tesisi dir ki, Şimdi bu aşamadayız. Hilafet kanlı boğuşmalar sonucu yıkıldığı gibi ona benzer olaylarla cemahir-i müttefikayı İslamiye tesisi oluyor. Ye’cüc ve Me’cüc gibi küresel hakimiyet kuran siyonizmin devleti ve sermayesi ile yıkılıp gitmesidir. Ve sulh-u umuminin tesisidir. Acaba senin buna bir katkın var mı? Hz. Mesih’in cemaati ne yapıyor? Biliyor musun? Yok. Şu unutulmamalı ahir zamanda zafere giden yol siyasi değildir. Hz. Peygamber’in tavsiyesi şu idi:

      “O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevi kılıç hükmünde i’caz-ı Kur’an’ın nurlarıyla mukabele edilir.”

      Onun için ahir zamanın hizmeti manevidir. Halifetullah Allah'ı bütün meşieti ile tanıtıyor. Mü'minler artılor. Ve fasıldan fasıla geçiliyor. Aki hal muhal. Bir çok İslami cemaat gibi fetoşun cemaati yani paralel yapı da aynı hataya düştü ve gitti ana deccal Yahudi’nin kucağına oturdu. Halbuki Kur’an’ın ve imanın hakikatlerini ortaya koyacaksınız ki dinsiz felsefenin ve ehl-i küfrün açtığı yaralar şifa, harabiyetler imar görsün. Hz. Peygamber’in ahir zaman için tek kelimesi var. Mehdi gelecek. O kadar. Cahil cühela onu köpürtüp köpürtüp habbeyi kubbe yapıp, her asrın Mehdi’si için ayrı ayrı yapılan rivayetleri bir kazana koyup çorbaya çevirdiler. Onun içindir ki, Mehdiyet anlaşılamıyor?

      Sana göre biz sahtekar olduk. Ama hüccetimiz Kur’an. Bende bin taneye yakın Kur’andan tereşşüh etmiş tarih var. Çoğu verilen tarihte manasına tevafuk etmiş. İslam güneşi battığı yerden yani hilafetin yıkıldığı yerden doğuyor. Bugün elde edilen kazanımların hakkını takdir edemeyenler istikbali tebşirata nail olup göremezler.

      Sil
  13. Son bir şey katıksız sadece ''Ney'' tasavvuf musiki dinleyin büyük bir hikmeti vardır '''Göklerin ötesinden geliyor sesi''

    YanıtlaSil
  14. 1* Mehdi ve Mehdiyet mevzuu imtihan sırr-ı sebebiyle daha çok yorumlara ve görüşlere vesile olacaktır. Çünkü gaybi bir hadisedir. Ve ancak vukuundan sonra tefsir edilebilecektir. Ancak makamın ve hizmetin büyüklüğü ister istemez iştihaları kabartıyor. Ve herkes yorum sofrasına oturuyor.

    Hz. Peygamber’in (sa) Mehdi’yi müjdelemesinin sebeb-i hikmeti nedir? 1.Her asırda ehl-i imanın kuvve-i manevisini muhafaza için 2. Al-i beytine ehl-i imanı manen bağlamak içindir. Çünkü her asırda bir Mehdi gelecek, bir de ahir zamanda Büyük Mehdi gelecek. O zat için Bediüzzaman ilginç bir tarif yapıyor: * Âl-i Beyt-i Nebevînin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdî. * Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek.

    İşte işin püf noktası budur. Çünkü Kader Al-i Beyt’e dünyevi saltanatı ve hilafeti münasip görmedi. Siyasetten çekip aldı. Ona manevi sultanlığı verdi. Hz. Hasan’dan başlayarak. Mehdi’de o silsilenin devamı olduğu için iman ve Kur’an hizmeti onun için çok önemli olacak. Çünkü Al-i Beyt’in mümeyyiz vasfı budur. Manevi cihadla manevi kemalattır. Onun için Mehdi ve şakirtlerinin esas vazifesi imana hizmettir. Yani “ Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır...” Bu vazife kıyamete kadar sürecektir. Öyle ki insanlığın son anlarına kadar iman kurtarma devam edecektir.

    “İkinci vazife Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâm’ın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddî ve mânevî tehlikelerden ve gazab-ı İlâhiden kurtarmaktır” Bu ikinci aşama, şeairi ihya ve cemiyetin bid’alardan ve sefih medeniyetin hayat tarzından kurtarmaktır. Şeair nedir? İslam’ı temsil eden alametlerdir. İşaretlerdir. Kaidelerdir. Bunların başında ezan, camiler, tesettür, İslami giyim, selamlaşmak Allah’a hamd etmek ve sünnetlerdir. Bunlar İslam cemiyetinin alamet ve işaretleridir. Dindarlaşmanın ilk belirtileridir. Öyle ki, ezanın alenen okunması bir beldeyi Dar-ül İslam yapmaya kafi olarak görülmüştür. Bu şearin olduğu yerde İslam’ın varlığından bahsedilebilir. Bunların da tesisi milyonlarca insanı, hizmetkarı ve hakimiyetini yani sözünün geçerliliğini gerektirir. Tabi imanın güç ve tesiri olmazsa bunlar ortaya çıkamaz. Kısacası hayat faslı, İslam’ın, imana dayalı olarak sosyal hayatın, günlük hayatın, yaşam tarzının ortaya çıkmasıdır. Bu da ferdlerin evvela iman açısından donatılması sonrası mümkün olabilir. Onun için 2. Fasıl, İslam’ın günlük hayatta uygulanması safhasıdır.

    Bu iki daire içiçe değildir. Ayrı dairelerdir. Önemli olan merkezi güç ve cazibe olan imandır. Çünkü iman olmayınca, yani esas olmayınca 2. Ve 3. dairenini inşaatı mümkün değildir. Hz. Hasan’ın zahiri hilafeti bırakarak hakiki hilafet olan manevi saltanatı seçmesinin sebebi budur. Ve Al-i Beyt tarih boyunca gerçek hilafetin yani manevi saltanatın sultanları oldular. Ve dinin yüzyıllar boyu parıldamasına vesile oldu. Ve Mehdi, Hz. Hasan (ra) ın yarıda kalan hilafetini icra edecek 5. Büyük halifedir.

    Bu aşamada, yani küfr-ü mutlakın cebri ve keyfi hakimiyeti varken zuhur eden Mehdi ve şakirtlerinin hayat ve siyaset safhalarını ihtiyar edinmeleri söz konusu olamaz. Çünkü hakim cereyana kapılmamak için siyaseti gündemden çıkaracak. Aksi halde bid’alara düşecek. Tesiri kırılacak.

    YanıtlaSil
  15. 2* 2. ve 3. dairede esas olan, güç verecek olan ittihad-ı İslam’dır. İttihad, hayat faslının inşası için güç kaynağı olacaktır. Bu ittihada bütün dini cemiyetlerin Hüda’da yani Kur’anda ittifakını gerektirir. Kendi meslek ve meşreplerinin prensipleri onlar için baki kalacak, ama Hüda’da yani hakta işbirliği yaparak bu safhanın hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Bu sağlanmadan şeair ihya olmaz. Süfyanizm engeller, ki engelledi. Bu safha Mehdi’nin cemiyet-i Nuraniyesi kadar diğer cemaatlerin ittifakı ile olur ki Mehdiyet bununla bu daireyi genişletecektir. Bu daire iman hizmetine açılabilir, ama iman dairesinin işi bu değildir. O ayrı dar bir heyetin ve hasların işidir. Hayat dairesi ise artık bütün cemaatlerin sorumluluğu altındadır. Ama Mehdiyet’in esasları dahilinde icra edilecektir. Bu dairenin hayata geçirilmesi için Bediüzzaman 1945 yılında yazdığı bir mektupta şunlara nazara verip dikkat çekiyor:
    “Hürriyetçilerin ahlak-ı içtimaiyede ve dinde ve seciye-i milliyede bir derece laubalilik göstermeleriyle, yirmi-otuz sene sonra dince, ahlakça, namusça şimdiki vaziyeti gösterdiği cihetinden, şimdiki vaziyette de, elli sene sonra bu dindar, namuskar, kahraman seciyeli milletin nesl-i atisi, seciye-i diniye ve ahlak-ı içtimaiye cihetinde ne şekle girecek, elbette anlıyorsunuz. Bin seneden beri bu fedakar millet, bütün ruh u canıyla Kur'ân ın hizmetinde emsalsiz kahramanlık gösterdikleri halde, elli sene sonra o parlak mazisini dehşetli lekedar, belki mahvedecek bir kısım nesl-i atinin eline elbette Risale-i Nur gibi bir hakikati verip, o dehşetli sukuttan kurtarmak en büyük bir vazife-i milliye ve vataniye bildiğimizden, bu zamanın insanlarını değil, o zamanın insanlarını düşünüyoruz.”
    Yani o safhada da iman hakikatleri ahlakın bozulması karşısında hayat faslı içinde bir hizmet görecektir ki öyle olmuş.

    Siyasi daire de öyledir. Dini, manevi, ahlaki ve ahkam-ı Kur’aniye’nin zedelenmesi ve şeriat-ı Muhammediye’nin tatile uğraması sebebiyle Mehdiyet bütün ehl-i imanın manevi yardımları ve ittihad-ı İslam’ın yardımıyla ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt neslinden her asırda kuvvetli ve kesretle bulunan milyonlar fedakar seyidlerin iltihaklarıyla o vazifeyi yapmaya çalışır.

    Bu itithad-ı İslam hem yurtta hem de Alem-i İslam’da ayrı ayrı uygulanması ile 2. ve 3. safha hayata geçirilir. Ehl-i imandan teşekkül eden ve şeairi hayata geçiren bir toplumun başa geçireceği partinin 2/3 si elbette dindarlardan oluşacağından bu 3. Safha hayata geçirilir. Ama bundan şu yanlış anlam çıkarılmamalı. 1. ve 2. dairede velev ki bir partinin tamamı dindar olsa başa geçmemesi lazım. Çünkü bu adetullah’a aykırıdır. Zamanında (1950’lerde) sakallı ve dindarlardan oluşan bir parti ve devamı (1960-70’lerde) hem bu daireyi hayata geçiremediği gibi hakim süfyanist cereyana alet olup, ehve-i şer partilerin 3 kez mağlubiyetine ve halkçıların başa geçmesine sebep oldu. Bu mesele iyi anlaşılmalı. Dindarlaşmanın yarıdan fazlası geçmesi durumunda o parti söz konusu. O da 1 ve 2. Daire ile 3. Dairenin tahakkukundan sonra mümkündür.

    “Hak geldi batıl zail oldu” diyen parti hem iki darbeye, hem ehven-i şer olanın yıkılmasına, hem de Ye’cüc Me’cüc anarşi ve terörün hortlamasına hem de batılı vesayetin tahakkümüne yol açtı.

    YanıtlaSil
  16. Adamın tüm hayatını yazmışsınız .. :-) gayıptan haber vermek ? Tuhaf .. bu konu hıristiyan ve yahudilikten bize geçmiş olma ihtimali yüksek fakat bizden onlarada geçmiş olabir bu ihtimalde söz konusu lakin hadis diye anlatılanların bir çoğu tevratta yer alan cümleler tıpkı bir çok ilmihal kitabına hurafelerin girmiş olması gibi ... diğer konu peygamberin her sözü kur-an da olmalı kur-an a olmayan sözü söylemez ? Baktığımızda kitapta yok yada bizmi anlamıyoruz ? Bu da bir çelişki . Tarih ten bir çok olayda mehdiyeti kışkırtmak baş kaldırmak v.b. gibi olaylarda siyasi argüman olarak kullanılmış . Güzel dinimizi hurafelerle doldurup talmud varı olaylarla pekiştirmeye çalışmak yanlıştır .... farkına varmasını biz bir konuyu söyleyeyim sen mehdiyet diye bekledigim şeyi hıristiyan ve yahudilerde bekliyor fakat müslümanları katledip ( müslümanları antichrist deccaliyet olarak görüyorlar ) altın cağ yasaayacaklarına inanıyorlar .. kur-an varken. Bu tur masalları ne diye dinlersiniz anlamam ? Hikaye dinlemeye bayaa meyilli bir toplum olmuşuz ne yazıkki .. aklı varsa çıkmasın bence :-) kesin aşarlar ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ahmet3 Nisan 2015 01:51'e
      Gayb Allah'ın tasarrufu altındadır. Cenab-ı Allah, sevgili peygamberimize ümmetinin istikbaldeki ahvali hakkında bilgi verdiği gibi Kur’an’da da ihbarını yapmıştır. Kuru ve yaş her şey Kur’an’da olduğu ayetle sabit olduğu gibi, ebedi ve ezeli kelam olması hasebiyle bütün zamanların hadisatını da kapsar. Kur’an 40 beşer tabakasına ayrı ayrı hitabı vardır. Her tabaka kendi idrakine olanını alır. Bazı hükümleri için sadece Rasih olarak nitelenen ialimlerinin anlayacağı bildirilmiştir. Kur’an’ın mana mertebeleri vardır. Nedir bunlar?

      Şualar’da açıklandığı gibi, Hadis’te varit olduğu gibi “Her bir ayetin mana mertebelerinden bir zahiri, bir batını, bir haddi (sınırı) bir muttalaı (çıkış yeri) vardır. Bu dört tabakadan her birisinin hadisçe (şucuvun ve ğusuvun) tabir edilen füruatı (ayrıntı), işaratı (alametleri), dal ve budakları vardır.” Mealindeki hadisin hükmüyle Kur’an hakkında nazil olan (zümer sure’sinin ilk ayeti) fer’i bir tabakadan ve mana-i işarisiyle de Kur’an’la münasebeti çok kuvvetli bir tefsirine bakmak, şe’nine (özelliğine) bir nakisa (eksiklik) değil bir lisanü’l gaybtaki (gelecekten haber veren) i’caz-ı manevisinin (manevi mucizesinin) muktezasıdır. (gereğidir).

      Ayetlerin tefsiri ile gaybi hadiseler hakkında, benzer olaylarda Allah’ın tecelli eden esmasının hükümlerine bakılarak anlaşılabilir. Ayrıca İstanbul’un Fetih tarihi ile 484 yıl İslam Alemi’nin salat-ı kübrasına imamet edeceği bilinebilir. Mesela Süfyan ve taifesininin kimlikleri Kevser Suresi’nin işaratıyla keşfedilebilir. Hıristiyan ve Yahudilerin kitapları zamanında Hak kitaplardı. Onlardan bazı hükümler ve gaybi hadiselerle ilgili istihraçlar yapıldı. Bunlar nakil yoluyla, o kitaplar tahrif edilmesine rağmen sahih olarak günümüze gelebilir. O gelen ihbarların Kur’an’ın ihbarıyla doğrulanması halinde sahihtir. Beni İsrail ilahi kelamı en çok yorumlayan kavimdir. Öyle ki onlarda Kohen denilen bir sınıf istikbalde gelecek hadisatı istihracen keşfederken, İncil’de Hz. Peygamberimizin teşrifi konusundaki ihbari ayetleri vardır. O tahrifattan önceki Hak istihraçlar elbetteki İslam tarafından kabulü vardır. Çünkü Kur’an hem Tevrat’ı hem de İncili’i hem de Zebur’u kapsıyor. Onlarda olan herşey Kur’an’da da vardır.
      Şu Mehdi için öyle bilgiler var ki, zamanı, adı, doğum tarihi, hizmet süresi bildirilmiştir. Tabi arayıp bulana. Mecmuat’ül Ahzap’ta bunlar bir kısmı var. Hz. Ali’nin (ra) Kaside-i Ercuze’sinde neler var neler. Hele Celceluti’ye de ne şifreler var neler. Bizim deccalin çıkış tarihi bile var. Risale-i Nur’a işaret eden 33 Ayet. Öf kaymaklı dondurma gibi.
      Gaybi ihbarlar hakkında Kur’an ve Hadislerin dışında olanlara inanmayabilirsiniz. Ama inkar doğru değildir. Hele ki Al-i Beyt mümessilleri aktap ve imamların keşfiyatı perdeli ve mecazla ifade edilmesine rağmen itibar edilir. Hz. Peygamber bize iki emanet bıraktı: 1. Kur’an 2-Al-i Beyt. Al-i Beyt İslam’ın kıyamete kadar Kur’an ve iman hakikatlerinin hizmetkarlarıdır. Hz. Ali (ra) bir ebced ve cifir dâhisi idi. Bir çok gaybi haberi belirtirken rakamsal dökümleri vaktini takribi olarak tesbit ederdi. Ve gaybi bazı şifreleri yine aynı ebced ile istibaldeki evlatlarına bırakmıştı. Hizmet için,

      Onun için biri bilmez Kur’an ve Hz. Peygamber tarafından haberi verilen hatta bunlarla ilgili rivayetler, perdeli de olsa bildiren ehl-i beyt’in keşfiyatına itibar etmek vazifemizdir. Bunda dünyevi bir menfaat söz konusu değildir. Gaybi ihbarlar vazifedarlara bir şifredir. Yalnız mal ve mülk değil ilimi haberler de veraseten bırakılır. Kur’an ne diyor denizler mürekkep ağaçlar kalem olsa onun hakikatlerini ifadeden aciz kalır. Evet aciz kalalım ama inkar etmeyelim.

      Sil
  17. Bediuzzaman Hazretlerine laf söyleme cesareti göstermek, Allah muhafaza... tövbe estagfirullah

    Kardesim birbirinizle tartisabilirsiniz ama lutfen evliyaullah'i nefslerinizden kaynaklanan tartismalara karistirmayiniz, zira zararli cikarsiniz..

    Bediuzzaman Said-i Nursi k.s talebesi olmadigim halde yaziyorum bunu, zira talebesi olmasamda kendisine saygim ve sevgim sonsuzdur..

    YanıtlaSil