.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

10 Mart 2015 Salı

CHP İKTİDARINDA EZANI SUSTURMA VAADİ

CHP aday adaylarının ağırlandığı Halk TV'de skandal vaatler sıralandı. CHP İstanbul 1. Bölge Aday Adayı Şahin Ciner, CHP iktidarında Diyanet'in revize edileceğini ve başkanının da inançlarını gizleyen biri olacağını söyledi.



İmam hatiplerin sayısının azaltılacağını ve 28 Şubat döneminde olduğu gibi, sadece ilahiyatlara öğrenci yetiştireceğini kaydeden Ciner, hoparlörlerden okunan ezanın topluma baskı yaptığını savunarak ezanın çıplak sesle okunacağını açıkladı.
CHP’nin İstanbul 1. Bölge Milletvekili Aday Adayı Şahin Ciner, milletvekili olması ve partisinin iktidara gelmesi halinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı revize edip başına inançlarını gizleyen birini getireceklerini söyledi. İmam Hatiplerin son yıllarda çok sayıda açılmasından şikayetçi olan Ciner, konuk olduğu Halk TV’de İmam Hatiplerin sayısının revize edileceğini ve sadece ilahiyatlara öğrenci yetiştirmesi gerektiğini ifade etti. Ciner’in bu söylemi, 28 Şubat sürecinde İmam Hatipler için getirilen ilahiyat dışı tercihlerde kat sayı uygulamasını hatırlattı. Ciner’in en çarpıcı vaadi ise ezan sesi ile ilgili. Ciner, hoparlörlerden okunan ezanın topluma baskı yaptığını kaydederek, “Hoparlörlerden okunan ezan topluma baskı yapar hale geldi. Ezanın artık hoparlörlerden okunmaması için mücadele edeceğim” dedi.

http://www.ulkehaber.com/siyaset/haber/97472-chp-iktidarinda-ezani-susturma-vaadi?utm_source=f5haber&utm_medium=f5haber&utm_campaign=f5haber

29 yorum:

  1. Nur talebelerinin zamanın Başbakanı Adnan Menderes'e mektubu....Emirdağ Lahikasından...


    Sayın Adnan Menderes,
    Otuz beş seneden beri siyaseti terk eden Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, şimdi Kur'ân ve İslâmiyet ve vatan hesabına, bütün kuvvetiyle ve talebeleriyle, dersleriyle Demokrat Partinin iktidarda kalmasını muhafazaya çalıştığına, biz Demokrat Parti mensupları ve Nur talebeleri kat'î kanaatimiz gelmiştir.
    Üstadımızdan, niçin Demokrat Partiyi muhafazaya çalıştığını sorduk.
    Cevaben: "Eğer Demokrat Parti düşse, ya Halk Partisi veya Millet Partisi iktidara gelecek. Halbuki, Halk Partisi İttihatçıların bozuk kısmının cinayetleri ve hem Cumhuriyetin birinci reisinin Sevr Muahedesiyle ve çok siyasî desiselerin icbariyle on beş senede yaptığı icraatının kısm-ı âzamı tamamıyla eski partiye yüklendiği için, bu asil Türk milleti ihtiyarıyla o partiyi kat'iyen iktidara getirmeyecek.
    Çünkü Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır. Halbuki, bir Müslüman kat'iyen komünist olamaz, anarşist olur. Bir Müslüman hiçbir zaman ecnebîlerle mukayese edilemez. İşte bunun için, hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin iktidara gelmemesi için, Demokrat Parti'yi, Kur'ân ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum" dedi.
    "Milletçilere gelince: Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, Haşiye Demokrat Partiye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu parti, ırkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman, Hürriyetin başında olduğu gibi, bu asil ve mâsum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek. O vakit hakikî Türkleri, ecnebîler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcut ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebîye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise, dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur'ân ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkâr Demokrat Partinin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum" dedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önümüzde çok önemli bir seçim var. Dindar cemaatlere duyurulur... Mesele siyaset ve particilik davası değil... Bediüzzamanın ikazları da kendi zamanı ile sınırlı değildir. CHP aynı CHP dir. Belki daha beterdir. Diğer parti / partilerin durumunu da yukarıdaki dersten çıkarınız...

      Sil
    2. Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanda Türkiye’ye musallat olacak fitnelerin kaynağını, hatta tarihini vererek bunun harici iki dinsizlik cereyanına bağlarken bazı tavsiyelerde bulunur. Bu harici cereyanların biri komünizm ise diğeri de batılı kaynaklı dinsizliktir. Bediüzzaman o zaman bu tehlikelerden komünizme dikta çekerken buna yataklık edebilen hatta fikirdaşı olan zihniyeti ve siyasi cereyanını bildiği içindir ki, demokratlara destek vermiştir. Hatta dindar demokratlar tabirini kullanmıştır. O demokratlar bugün yerini dindar demokratlara bırakmıştır.

      Ama bugün komünizm tehlikesi bertaraf edilirken geriye ondan ülkemize terör ve anarşi miras kalmıştır. Çünkü halkçı zihniyet buna yataklık etti ve ediyor. Batılı kaynaklı yani siyonist-neocon tehlikesine de tüm hızıyla tesirini sürdürüyor. Bediüzazman 1946 yılında CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a gönderdiği mektupta komünizm yataklık eden zihniyetten vazgeçilmesini tavsiye eder ve şöyle der:

      “Şimdi âlem-i İslâmı mahva çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe mağlub olup, âlem-i İslâmın kal’ası ve şanlı ordusu olan bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimalîden çıkan dehşetli ejderhanın istila etmesine sebebiyet verecek.” (Nitekim öyle olmuş anarşi ve terör ile Türk toplumu parçalara ayrılmış, hatta o tarihte yazdığı mektupta 50 yıl sonraki PKK terörünü nazara vermiştir.)

      Öyle ki Bediüzzaman 1945 yılında 50 yıl sonra diyerek bölücü tehlikeye dikkat çektiği gibi Falak Suresi’nin tefsirinde 1971 yılındaki terör ve anarşi olaylarına işaret etmiştir

      ”Evet hariçte iki dehşetli cereyana karşı bu kahraman millet, Kur’an kuvvetiyle dayanabilir” diyen Bediüzaman dıştan gelen komünistlik ve ifsad komiteciliği denen, İslam dünyası ile Türkiye’nin arasını açan İngiliz siyaseti, iki ana tehlike olduğunu belirtir. Bugün değil PKK terörü, IŞİD ve El Kaide gibi Siyonist-neocon tahrikli tehlikeler ortalığı kasıp kavurmaktadır. Bu tehlikeye karşı demokratların desteklenmesiyle ilgili tavsiyesinin önemini devam ediyor.

      Bu açıdan bu mektup halene güncelliğini korumaktadır. Olayı sadece komünizm değil diğer dinsizlik cereyanın içerdeki yandaşı ile birlikte deccalane faaliyetini sürdürüyor. Bugün iktidarın karşısındaki ittiafaka bakarsanız Bediüzzaman'ın ne kadar haklı olduğu Nur-u Kur'an ile ortaya çıkıyor.



      CHP






      Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle bu asrımızın dört büyük şerli inkılâplarına ve fırtınalarına mânâ-yı işârî ile bakar. Aynen öyle de, dört defa tekraren (şedde sayılmaz) kelimesiyle, âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu fitnesinin ve Abbâsî Devletinin inkıraz zamanının asrına dört defa mânâ-yı işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.
      Evet, şeddesiz beş yüz (500) eder; doksandır (90). İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza, hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde istikbalden haber veren İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı âzam (k.s.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. Kelimeleri bu zamana değil, belki bin yüz altmış bir (1161) ve sekiz yüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî mânevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Milâdi bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.

      Sil
  2. Diyanet'in kayda değer hiçbir faydasını ben şahsen göremiyorum. Paralı namaz kıldırma memurları. Bence kaldırılmalı. Onun yerine tüm Ehli Sünnet cemaatlerin çatı kuruluşu kurulmalı. Yüksek İslam Konseyi olabilir. Tüm Dinî faaliyetler bu kurumun yetkisiyle yapılabilmeli. Ehli Sünnete mugayyir herşeyi yasaklama,toplama,yayın durdurma vb.geniş yetkileri olmalı. Öyle bir kurum olsaydı hem sahte şeyhleri millete gösterirdi hemde örneğin yaşar nuri,Mustafa İslamoğlu,fettoş,iskender evrenesoğlu,hilal tv,ırmak tv,mpl tv,adını yazdığım isimlerin kitapları,tv sohbetleri,internet sohbetleri vb.yayınlatılmazdı. Diyanet şu haliyle ne yapıyor bilen var mı ? Kur'an kursu vb.söylemesin kimse. Artık onuda yapsın o devasa bütçesiyle. Bence kaldırılması lazım. Hem rejimin islamı ve muslumanları yönlendirmesine yarıyor. İmam hatiplerde nice Ahmet Hakanlar yetişiyor. Geçen Cubbeli demişti ilahiyatlar bizim medrese seviyesinde bile değil diye.Adam doğru söylüyor. İlahiyatlar sapık düşünceli kişiler yetiştiriyor. Geçen bir ilahiyatçı izledim. Abdest namaz oruç bırakmış bektaşiliğe geçmiş youtube da var. Birde kitap yazmış üzerine abdest namaz tırıvırı diye. Düşünün işte. Ezanın çıplak sesle okunması da doğru. İmam namaz kıldırırken hoparlör kullanmamalı o zaman gerçek insan sesi olmuyor yankı oluyor.

    Mehdi geldiğinde öyle şeyler yapacakki ona önce Müslümanlığın suretini yaşayanlar karşı gelecek. Ben yerinde olsam bir tane yerden yüksek mezar taşı bırakmazdım turbeler dahil. O türbelerdeki mubarekleri de normal mezarlara defnederdim azap görüyorlar milletin kendilerine tapınmalarını görünce. Ben vahabi falanda değilim bu arada.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadar çok dini cemaatin yansıttığı birbirinden farklı anlayışlar yanında bir de devletin bir nevi hakem rolü oynayan dini kurumunun olması normal karşılanmalıdır. Diyanet içinde bir çok suistimaller olsa da şahsen bir nirengi noktası olarak görüyorum.
      Bir şeyi ya ıslah etmeli yada eğer faydası zararını karşılamıyorsa yok etmeli. Bu durumda Diyanetin fayda-zarar dengesini sağduyuya havale ediyorum. Ayrıca ilahiyatçı kimliğiyle zarar veren kimselerin hatasını Diyanete yüklemek doğru değil. Diyanet öyle yada böyle hizmet ediyor. Hataları uygun bir sözle elbette ifade etmek lazım.

      Sil
    2. Kurgucu Davut kardeşim doğruları söylüyor maaşallah...
      Diyanette hiçbir nirengi noktası göremiyoruz artık. Bazı noktalarda güzel konuşuyorlar ama ehemmiyetli hususlarda başvekilinden kışvekiline kadar hepsinde itikad bozukları görülmektedir...
      https://www.youtube.com/watch?v=V0cLRMpVDkU

      Sil
    3. Mustafa Abi,özür dileyerek şunu söylememe izin verin : Diyanet'in hakem olma gibi bir vazifesi de yok vasfı da yok. Diyanet Müslümanları yönlendirmek için ihdas edilmiş bir muessesedir. İtthadı İslam'dan bahsetmez Anneler gününden,ağaç dikmenin öneminden vs.bahseder. Diyanet'in özür dilerim ıslah olacak yanı yoktur. İçinde yetişenleri Eygi Hoca zaman zaman yazıyor. Başlangıcı zaten sakattır dedim ya yönlendirme,gütme gayesi ile kurulmuştur. Burada kurulmuştur kelimesinin diğer anlamı da üzerinde tecelli etmiştir : Kurulu saat gibi belli zamanlar belli konuları hutbelerde işler durur. Bağımsız değildir. Diyanet'i kaldırıp bütçesini acilen Ar-Ge'ye yatırmamız lazım. Personelini TSK'ya Moral Destek Birimi adı altında devretmek lazım. Müslümanlar adam gibi kendi dinî teşkilatlarını kursun. Millet camilerde imamlık yapsın azıcık imamlık öğrensin. Onu da beceremeyiz zannetmiyorum.. Müslümanlar özellikle bizim ülkedeki Müslümanlar birleşemiyor.

      Sil
    4. Allah'tan korkun sebil gibi zekat fitre sadaka kurban bağış abonelik dergi vb.para alıyorsunuz. Bari adam akıllı işler yapın. Birleşin. Yüksek İslam Konseyi adı altında tek çatı altında toplanın. Bir tane adam gibi gazeteniz bir tane dergi tv.radyonuz olsun. Üye sayınız milyonları geçince görün iktidara kim gelirse gelsin nasıl muhattap alınıyorsunuz. Şimdi Ak Parti iktidarda yarının ne getireceğini Rabbım bilir. Teşkilatlanın. Hatta her üyenize yakın dövüş sanatlarını öğretin. Silah edinin. Yarın ne olacağı belli olmaz. Atıyorum ihtilal oldu Ordu üzerinize yürüdü Ordu Size zulmetmeye başlarda elinizden ne gelir ki ? Alın Size Suriye örneği Irak örneği. Dağınık ham yaparlar,birleşirseniz gücünüz katlanır cesaret edemezler. En azından elinizde güç olur belirli bir yere kadar savaşabilirsiniz. Teşkilatlanma çok ama çok önemli. Biliyorum yazdıklarım ham hayal. Bunu ancak çok kuvvetli çok teşkilatçı çok paralı bir kişi veya ekibi başlayabilir belki. Yoksa bizim iflah olacağımız yok.

      Sil
    5. Bakınız ABD'de halk meşru silah bulundurma hakkını şiddetle savunuyor. Lobiler zaten arkalarında. Ordu darbe yapsın sıkıysa. Halk darbeyi kendi menfaatine ters görsün kök söktürür. Ağır silahla bir yere kadar kırarlar sonra gayri Nizami harp başlar. Amerikan halkında kıytırık silahlarda yok. Bir bakın isterseniz internette alabilecekleri silahlara. Envai çeşit ağır silah var. Biz var ya bizi bölük pörçük etmeden bırakmazlar. Sonumuz çok kötü olur. Bazı şeyleri takmıyoruz. Ezan nostalji gibi okunuyor geçiliyor cemaatle namaz yok ezan okundu mu ayak indir o kadar. İşimize gelince inşallah maşallah..Yatacak yeriniz yok. Bela geliyorum diyor biz altın dolar hesabındayız. Erdoğan herşeye hakim sanıyoruz. Orduda o kadar çok ihtilalci mezhepçi ırkçı vb.adam var ki..Seneler geçecekte emekli olacaklar. Çok dikkat etmemiz lazım çok.

      Sil
    6. Osmanlı döneminde Hilafet iki kurumdan oluşurdu. din ve siyaset yani saltanat ve Meşihat. Ama ülkede tarikatlar da vardı, dini gruplar da. Hatta tarikatların devlete istihbarat sağladığından bile söz edilir. Bir nevi mili iradeyi temsil ederdi. Mutlak bir serbestiyete sahiptiler. Siyaset de onlara ilişmezdi Meşihat da. Onlara nizamat verilmezdi. Ülkede çok iyi bir adli sistemi vardı. Her şey kayıt altında. O zaman da bazı sapık şeyh ve hocalar çıkmıştır. Hatta isyan edip kan dökenler bile. O zaman buna Meşihat yani Diyanet değil, yargı karışırdı. Meşihat adeta fetva müessesi gibi idi. Bir şeyin doğru ve yanlış olduğunu dine uygunluğunu tayin ederdi.

      Saltanat ve Meşihat dinin icaplarının uygulanmasında birlik içinde idi. Ancak farklılıkları dine aykırı olmamak kaydıyla müdahale etmek gibi durumu söz konusu değildi.

      Hilafetin ilgası üzerine saltanat kaldırıldı, ama Diyanet’e ilişilemedi ve muhafaza edildi. Ama inkılaplara paralel zamanla Diyanetin etki ve çalışma sahası azaltıldı, yetkileri elinden alındı. Hatta baskı altında tutuldu. Öyle ki bu makamı kahramanca savunan başkanlar sayesinde ayakta kalabildi. Süfyani zümre her vesile ile Diyanet’e saldırıp durdu. Hatta laikliğe aykırı görülüp lağvı bile istendi. Aleviler aleyhine kışkırtıldı. Çünkü Lozan’da verilen söz “İslam ile bağımızı koparacağız” idi. Ama başaramadılar.

      Şimdi Diyanet uhrevi işleri tedvirle mükellef ve bunu icra ediyor. Başka bir şey beklenemez. Bediüzzaman Diyanet’i destek verdiği gibi yaşamasına çalışmış, hatta eserlerinin Diyanet tarafından basılmasını vasiyet etmiştir.


      Diyanetin vatan sathındaki vazifesi yapamadığı iddia edilemez. Dinimizde bütün cemaatlerin birleşip bir çatı altında toplanması gibi bir hüküm yoktur. Bu tek fikirlilik başka meslek ve meşreplere baskılara yol açar. İslam dininde Führer gibi, Saddam gibi, Nasır gibi bizim sözde cumhuri diktatörlere yer yoktur. Yani dayatmacı ve tepeden inmeci anlayış merduttur.

      Cübbeli Hoca bir tarikat ve meşreb mensubudur. Kendini güzel sayması tabiidir. Ama Diyanet, Medrese değil teşkilattır. Medrese de öğrenci yetiştirilir. Diyanetin böyle bir dini vazifesi yoktur. O kontrol eder, dini adam ihtiyacını karşılar. Cübbeli kendi cemaati ile ilgili konuşması hakkıdır, ama Müslümanları temsil yetkisi yoktur. Kendi kendine gelin güvey olur gibi, fetva makamına oturamaz. İşine baksın. Onun futbolcudan Diyanete her şeye karışan şımarık hali puan kaybettirir.

      Osmanlı topu topu 300 milyona Hilafet noktasından, topraklarında ise 30 milyona hükmediyordu. Şimdi İslam Alemi 300 milyondan 1.5 milyara dayanmış. Bazı İslam ülkeleri de Cumalar 20-30 bin kişi ile kılınıyor. Maksat imam ile son saftaki cemaat ile irtibatı sağlamaktır. Ha sesli olur hoparlör ile ne fark eder. Canlı değil mi? Dini inkişaf noktasında ilmi olmayanlar oturmuş alet edevat ile ilgili hüküm çıkarak kafa karıştırıyor. Takva, sünnet, iman için fikir yok, tın tın.

      Mehdi’nin vazifesi mezhepler ve fıkıh değildir. Mezhepler haktır ve lazımdır ve olmalıdır. Köylü ile şehirlinin din anlayış ve yaşayışı bir olabilir mi? Bu sebeple dinde hak taaddüt eder. Yani birden fazla olur. Reçber Şafinin eli kanasa abdesti bozulmaz ama, medeni Hanefi’nin eli bir parça kanarsa bozulur. Çünkü Kırda reçberin yanında kimse yok. Mikrop- bakteri bulaşmaz. Şehirde ise o tehlike var. Onun için yıkanması lazım ki mikrop ve bakteri yayılıp başkasına bulaşmasın.

      Sabah akşam dine ve imana sladırıolduğu bir zamanda, had safhaya gelen ladini taarruzların ve ahir zaman fitnelerini bırakıp uyduruk meseleler icad etmek ne olsa acaba? Ambrik bilgisinde deve-at-eşek olan, toprak sürüp, bahçe sulayan kişinin medeni hayatı ile; arabası, uçağı, fabrikaları, üretim araçlarının fazlasıyla yaygın olduğu şehirlinin medeni hali aynı olmasa gerektir. Köylü zihniyeti ile medeni yani şehirli muaheze edilemez.

      Sil
  3. Birde bakara süresiyle dalga geçenleri yazarmısınız. En azından tarafsız ve islamın yanında olduğunuzu anlayalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küfre rıza küfürdür, Zulme rıza zulümdür. O kimsenin sözleri sürç-ü lisan olmalıdır. Bilerek böyle söylemek insanı dinden çıkarır, tevbe etmek gerekir. Kimsenin küfrüne razı olmayız. Açıkça ve bilerek küfür işlemedikçe kimseye kafir demeyiz. Bu konuda şeriatın ahkamına riayet ederiz. O kişinin sonradan tevbe etmesi mümkün olduğundan biz O kişinin küfür işlemesini temenni eden bu gibi ithamlardan kaçınırız.

      Sil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Kazım Karabekir 1970 yılı Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan yazısında, 1923 senesinde mecliste geçen bir tartışmayı anlatıyor:

    Tevfik Rüştü bey konuşuyordu:
    “Ben kanaatimi millet kürsüsünden de haykırırım.. Kimseden korkmam.. Teşkilâtı Esasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır..” diyordu.
    Ben söz aldım ve sordum:
    “Teşkilâtı Esasiyede dinimizin İslâm olduğu yazılıdır. Tevfik Rüştü bey? Hangi kanaati haykıracaksın? Teşkilâtı Esasiye’ye hangi dini yazdıracaksın?… Hıristiyanlığı mı? Mahmut Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi:
    “Evet hıristiyanlığı… Çünkü islâmlık terakkiye manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez..” dedi.
    Ben söz alarak dedim ki:
    “İslâmlığın terakkiye mani olduğu Avrupalıların uydurmasıdır. Bu meseleyi istediğiniz kadar münakaşa edebiliriz. Fakat münakaşaya tahammülü olmayan bir mesele varsa, din değiştirme gayretidir. Netice İslâm kalırsak mahvolmayız, fakat din değiştirme oyunuyla bizi, kolay mahvedebilirler…”
    Fethi Bey söz olarak… Bana gayet sert, katı cevap verdi:
    “Evet Karabekir… Türkler İslâmlığı kabul ettiklerinden böyle kaldılar. Ve İslâm kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar… Bunun için islâm kalmayacağız..” dedi.
    Ben de aynı sertlikle şu cevabı verdim:
    “Fethi bey bu yabancı fikri şiddetle reddederim… Ben İddia ediyorum ki Türk milleti ne Hıristiyan olur, ne de dinsiz kalır. Hakikat budur… Bir milletin asırlardan beri, en mukaddes duygularını bir hamlede atabileceğine inanışınız objektif bir görüş değil, hayalinizdir. Böyle bir harekete cüret, memlekette kanlı bir istibdat ile başlar ve İstiklal Harbinin birliğini de birbirine katar. Nasıl bitebileceğin! de söyleyebilirim. Düşmanlarından kanı pahasına İstiklalini kurtaran Türk milleti, hürriyetini kendi evlatlarına boğdurmayacak.. Buna cüret edeceklerin de hakkından gelecektir Fethi Bey…”
    Mustafa Kemâl Paşa’ya hitaben sözlerime şöyle devam ettim:
    “-Paşam, maddî cephemiz zaten zayıftır, güvenebileceğimiz manevî cephemizi de düşmanlarımızın yaldızlı propagandasına kurban edersek, dayanabileceğimiz ne kalır? Bizi silah kuvvetiyle parçalayamayan düşmanlarımız, görüyorum ki, bizi fikir kuvvetiyle mahvedecekler. Buna müsaade edecek misiniz? Siz ki millete karşı, bizi bu hale getiren belânın istibdat olduğunu, zaferden sonra milletin tamamiyle iradesine sahip olarak yürüyeceğini milet kürsüsünden dahi defalarca haykırdınız. Millet Meclisini tekbirler, selatlar arasında açtınız. İslâmlığın en yüksek bir din olduğunu hutbelerle ilân ettiniz. Hepimiz aynı iman ve kanaatla aynı yolda yürüdük. Şimdi ne yüzle ve ne hakla bir kanlı maceraya atılacağız…” dedim.
    Mustafa Kemâl Paşa sözümü burada keserek dedi ki:
    “Müzakereler çok hararetlendi., burada kesiyorum”…

    Kaynak:Temellerin Duruşması, Ahmet Kabaklı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ömer Avcı Süfyan'ın çevresinde dolanıyorsun.

      Sil
    2. "CHP İKTİDARINDA EZANI SUSTURMA VAADİ " adlı bu başlığın altında Kazım Karabekir'in anısını paylaştım ... çünkü anı da anlatıldığı gibi chp zihniyetin hep aynı olduğu göstermek istedim.... neden bana : Ömer Avcı Süfyan'ın çevresinde dolanıyorsun. dediğini sorablirmiyim

      Sil
    3. Allah (cc) bizleri komünist kafir deccallerden ve kapitalist münafık süfyanlardan öte eylesin inşallah...
      https://www.youtube.com/watch?v=N4D8q872Vug

      Sil
    4. Ömer Avcı kardeş... Abdürrahim kardeş sana mülatefe yapmış. Ben ne kastettiğini anladım. Biraz dikkatle ne kastettiğini anlayacaksın...

      Sil
    5. Aynen öyle....Hedefi vuruyor, (yani gösteriyor) ama göremiyor. Herkes o hatırayı bir daha okusun ve akla-karayı bulsun. Milli Mücadele,istiklalimizi, saltanatı, hilafeti, dini, milleti hasılı kelam maddi-manevi değerleri korumak ve kurtarmak için yapıldı. O vazife bu maksada binaen verildi. Ama sonra o hedef saptırıldı. Kim saptırdı? O hatıratta var. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi ile Süfyan'a zemin hazırlandı. Ve süfyan nasıl ortaya çıktı? O hatıratta onun ön bilgisi var. İsimlere dikkat edin.

      Sil
    6. hedef dediğin kişiyi saten bilmeyen kalmamıştır.. o o yüzyılın süfyanıdır... o amacına ulaşmış kişidir. saten türkiye böyle ahlaksız bir yapıya sahip oldu ise onun yaptığı icraatlerden olmuştur.. ben her zaman söylüyorum tekrar söyliyeyim.. her zaman büyük fotoya bakın .. yani bugüne yorum yaparken dünede bakın ... kahraman diye öğrettikleri adam aslında bu ülkenin en büyük vatan hainidir. hatta dolaylı olarak islam dünyasına da ihanet etmiştir..

      Sil
    7. ben sürekli yazılarımda isim vermeden 100 yıllık reklam arası bitti derken . asıl hedefim onun getirdiği sistemdir... demişimdir saten...

      Sil
    8. ben 6. sınıfta iken yani orta okul birinci sınıfta iken ... tanışdığım bir kardeşim var... zamanla samimiyetmiz devam etti...

      o günlerde ben tabiki bir çocuk gibi yaşardım ne siyaset ne ekonomiyi düşünürdük top peşinde koşardık... birgün bu arkadaş bana gelip ben sana çok güveniyorum kardeşim olarak görüyorum.. sana bazı şeyleri anlatmam lazım artık demiştir... önce bana bediüzzaman said nursi yi anlatmaya başladı ve onun mücadelesini... ve tabiki bahsettiniz islam deccalini anlattı bana ... önceleri şok olmuştum .. çünkü bizim kahramanımızdı ülkeyi o kurtarmıştı ... ama arkadaşım bana anlattıkları şeyler doğru şeylerdi. Ben o günlerden beri islam adına gelen en kötü mahluklardan birisi olarak görmüşümdür... o kişiyi... saten 1923 ten sonra attığı adımların hepsi bu topraklardan islamı kaldırmak içindir. onun kurduğu sistem yüzünden adnan menderesler turgut özallar alimler öldürülmüştür... onun kurduğu sistem yüzünden darberle olmuştur anarşi olmuştur .. neden çünkü islam adına savaşan her kişi onun sisteminde engellenmiştir.... bugün onun kuruduğu sistem sayesinde FG gülen türemiştir. Fg gülen onun yanında pamuk kalır...ama o islam deccalinin son neferi de FG lendir... bugünün süfaynı odur... ben fg süfyan derken bütünün bir parçası olarak görüyorum saten asıl o baş islam deccalini asla kenara koymam... çünkü o baş deccalin neferidir...

      bugün abd cıa, israil,mossad, kemalizm, soslaizm, ingletere, ingliz bankaları, bankacalık sistemi, televizyon, internet, hollwood , müzik piyasası, FG , illumunati, masonlar, tapınak şovalyeleri, 11 eylül, vs vs vs bunlar ayrı ayrı duran resimler ama birleştiği zaman büyük resmi yani deccali göstermekterdir.. bunları ayrı ayır incelerken büyük foto üzerinden incelemek lazım... hepsi birbirine destek çıkan güçler veya düşüncelerdir

      bassetiiği arkaşa gelince kendisi fg cemaati ile hiç bir bağlantısı olmayan kişidir... ve onun çevresi de öyledir... sadece said nursi yazıtlarını okuyarak ilham almıştırlar... çünkü ben evde sözler bulmuştum bu arkadaşa göstermiştim bak bizim evde ne buldum diye... o ise baktıktan sonra bana bu kitap sadeleştirilmiş demişti.. olmaz bu demişti ... yaş 12-13

      Sil
    9. Ömer Kardeş Deccal başka, Süfyan başka, Deccaliyet başka, Süfyanizm başka. Deccal ve Süfyan'ın rejimlerinin hesabı görüldükten sonra, Deccal'i ortadan kaldıran Hz. Mesih cemaati ile Süfyan ve süfyanizmi ortadan kaldıran Mehdi cemaati yani şahs-ı manevileri, 1773 yılında Deccali çıkarmak için toplanan Avrupalı Yahudiler'in açtığı fitne fücur zeminine sıra gelir. O da İsrail'i ortadan kaldırmaktır. Şimdi gördüğünüz ekonomik krizler ile Ye'cüc ve Me'cüc olarak bildirilen anarşi ve terörle İslam dünyasını karıştıran fitne ve fesadın kaynağına sıra geldi. İsrail ortadan kalkınca bütün bu kan ve ateş ve fukaralık sona erecek. Silahsızlanma revaç bulacak. Ve 70 yıllık bir huzur dönemi yaşanacak. Onda sonrası ayrı bir konu. Unutma Deccal ve Süfyan kişi olarak Yahudi asıllıdır. Komünist komitenin 8 üyesinden 5’i Yahudi olduğu gibi Karl Marx bir Yahudi idi. Süfyan ise baba tarafından Yahudi’dir. Hatta Sabatay Sevi’nin torunu olduğundan bile bahsedilir. Onun en büyük yardımcıları Yahudiler oldu. Yahudiler Deccal değil ama Deccalizmi ve Süfyanizmi Yahudi tarlası ürünü olduğu için deccal sayılır. Diğer dinlere düşmanlıkları yeni değil, 3 bin yıldır var. Diğer dinleri tahrif ederek kendilerine yalnız kendilerine bir dünya tasarladılar. Ama altında kalıyorlar. Bir defa oldu kaldılar. Şimdi ikinci zillet ve meskenete gidecekler. Biraz sabır. Unutma Beyda 3 Kasım’dır. Bediüzzaman’ın müjdesi (yed beyza-ı İslam) der. Ne demek? Bir düşün.

      Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi anlaşılması için değil. Orijinalliğini kaybettirip meczup bir hocanın zırvalarına yer açmak içindir. Ama başaramadılar. Tayyib’in bu ülkeye 4 büyük hizmeti oldu. 1. Milli iradenin tecellisine vesile olmak. 2. One minute. İslam Alemi’nin ayağa kalk borusu oldu. 3.Türban 4. Risale-i Nur’a koruma sağlaması. Bu dördüncüsü her şeyin fevkinde ve Ayasofya’ya giden yola açmasıdır. Buna kendisi tam olarak farkına varmadı ama kainat çapında bir iş yaptı. Onun için gezi ve 17-25 Aralık’ı atlatıp Köşk’e çıktı. Bu hakimiyet-i milliyenin ilk külli tecellisidir. 1950 Bedirvari oldu ise 2013 Hendek zaferi gibi oldu. Bilirsiniz Hendek’ten sonra Hz. Peygamber’in müjdesi ne oldu? Artık sıra bize geldi. Biz onlara saldıracağız.

      Evet artık biz başlayacağız. Fetoşçukçular hoşlanmasa da, Yahudi ortakları hoşlanmasa da, neocon ortakları hoşlanmasa da?

      Çanakkale Zaferi için Bediüzzaman Sure-i Feth’in, Mekke’nin fethi gibi direk Çanakkale Zaferi’ne baktığına işaret eder. İlk Çanakkale fethinden bir asır sonra İstanbul fethedildi. İlk Çanakkale fethi Süleyman Paşa’nın 40 fedai ile Çanakkale’ye geçişi ile gerçekleşti. Ve İstanbul'un fethine giden yol oldu. Bir asır sonra Fatih İstanbul'a girdi. 2. Fethin kapıda olmasın sırrı budur.

      Sil
  6. Küfür ehlinin;
    İmam hatip mekteplerini azaltmasındaki gaye insanların dini/maneviyatı öğrenme heveslerini kırıp onları sadece materyalist bir bilime yönlendirerek uyutmak. Sloganları ise Karl Marx'ın sözü olan: (Haşa) din afyondur.
    Diyanet İşleri Başkanı sanki dinin gizleyince onun verdiği fetvalardan münafık mı, kafir mi olduğunu anlamayacak mıyız sanki! Mümin demiyorum çünkü mümin inancını asla gizlemez. Aşağılık, soysuz, melun zihniyet batıl inancını güya gizleyerek şeytanın uşakları olmayı arzuluyorlar.
    Ezanın hoparlörden okunmasına gelince, bu konuda gavuru öldürelim ama hakkını yemeyelim. İslamiyete göre, hoparlörlerden okunan veya dinlenen kur-an, hadis, fetva, dini sohbetler ve ezan asla caiz değildir (Fakat bunları TV, radyo, cep telefonu, mp çalar gibi sanal aygıtlardan öğrenmek maksadıyla dinlemek ise caizdir). Hoparlör şeytan işidir, araya elektromanyetik dalgalar karışıyor ve sesin orijinalliği gidiyor. Doğrusu yalın sesle anlatmak ve okumaktır. Bugün Mekke, Medine, Kudüs gibi kutsal diyarlarda bile maalesef hoparlörlerle ezan okunmaktadır. Şimdi akla şu gelebilir: İnsanlar ezan sesini nasıl duyacaklar, diye. Lakin; dinimiz öyle demiyor. Ezanın mutlaka duyulması lazım demiyor. Hatta imamın sesini bütün cemaatın duyması gerekir demiyor. Sultanahmet gibi camiler hoparlör çıkmadan önce de vardı. Peygamber efendimiz yüz bin sahabiye hutbe okudu. Herkes duymadı, duyması da lazım değil. Yani duyulması hutbenin şartlarından değildir. Duymayanlar çok olsa da hutbe yine sahih olur. Ama emin olun CHP bu sözünü İslamiyete uyduğu için söylememiştir, karavanaya derken bilmeden tutturmuşlar akılsızlar.
    Son olarak CHP zihniyetine ait açık küfür sözü: 'Eteğin boyunu uzatma, zihniyeti değiştir.' Burada resmen İslamiyete apaçık küfür etmişler melun insanlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahir Zaman'a

      Bediüzzaman hakikatin tecellisi için kalp-akıl birliğini savunur. Bediüzzaman der ki "Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder."

      İlmin ve fen ve teknolojiyi yaratan Cenab-ı Allah’tır. Burak nasıl bir binektir acaba? Bir hayvan değildir. Hadis'in tasvirinden farları ve kapıları olan bir uzay gemisini tarif çıkar. Muhyiddi-i Arabi Hazretleri günümüzden haber verirken der ki” Bir gün gelecek iki demiri birbirine vuracaklar (telgraf) haber getirecek, yere atacaklar uzakları yakın edecek (tren).” Bunlara teknolojiye işaret eder.

      Hz. Peygamber’e izafe ettiğiniz o 100 bin kişiye hitabını ve salatin camilerde ezanların ve kametlerin hatta rukü ve sücuda ait tekbirleri müezzinler tekraren söyleyerek en dıştaki cemaate duyururlardı. Camilerde hoparlörler bunun vazifesini görüyor. Ha dilli ses ha teknolojik ses ne fark eder. Sadece dini zaviyeden günlük hayatı tanzime kalkamazsınız. Kalkarsanız, yobazlık tehlikesi söz konusudur. Bu da maddeten gerilemeyi netice verir. Şimdiki gibi.

      Cenab-ı Allah’ın bir ismi de alim yani ilim sahibi olmasıdır. Onun ilk insandan başlayarak kıyamete kadar farklı tecellileri ve bunlara dayanarak keşif ve icatlar olacak. Hz. Süleyman ile Sebe Melikesi ile ilgili Kur’andaki bütün kıssalar insan ilmine ve teknolojisine ve son sınıra işaret eder. Son merhale de son sınır ise eşya naklidir. Ses nakli, resim nakli ve görüntü naklinden sonra sıra geldi eşya nakline bu da son noktadır. Ondan sora hayat biter.

      Binaenaleyh, Hilafet 30 sene yaşamasının ve sonra saltanata inkilabının sebebi ataerkil ve toprağa bağlı toplum yüzündendir. Ambrik bilgiye dayanmasıdır. Yani nakle ve görgüye ve geleneği dayanır. Kur’an ise istikbale ileriye ta ebedi hayata giden yolları gösterir. Geleceğin görülmesi ve planlanmasını öngörür. Nitekim hazır medeniyet ambrik bilgiden istikbali planlamaya geçtiğinden muvaffak oldu? Rivayetlerin çoğu bunun izlerini taşır. “Gün gelecek karpuz büyüklüğünde elma yetiştirilecek” rivayeti neye dayanır acaba. Bütün amelleriniz kayd ediliyor denir, elleriniz ayaklarınız konuşacak denir nasıl? Herşey tescilleniyor.

      Şu anda etrafınızda binlerce ses ve görnütüvar. Siz göremiyorsanız diye onları inkar edemezsiniz. Bir TV cihazı bir anda o görüntü ve sesleri yanınıza getirir. Cinni ve meleki ses ve görüntüler ise duyulup görünmüyorsa o da size renk skalasının sadece yüzde 10’unu görme kabiliyeti verildiğinden. Tavşanlar gece görüyor. Nasıl? Aynen asker de görüyor nasıl? Gece gözlüğü ile. Yobazlık İslam dinine cehalet izafe eder ve mucizelerin yalanması anlamına gelir. Mucize insanları teşvik içindir. Yeri delip su çıkardı denerek makineler ile yerden su çıkarılacağına işarettir. Siz de yapabilirsiniz anlamındadır Sebe Melikesi’nin önce tahtanın görüntüsü sonra kendisi Hz. Süleyman’ın huzuruna getirilir. Şimdi bunlar sana göre caiz değildir. Çünkü sen İslam'a aykırı görüyorsun. Kur’an işaret ediyor sen inkar edemezsin. Tıpış tıpış uyacaksın. Şimdi köy yernide değil metropollerde yaşanıyor. Hayat mucizelerin işaretiyle kolaylaştılıyor. Köyde cemaat 30 kişi, şimdi ise 30 bin kişi. İmamı duymasa da olur, peki imamı nasıl uyacaksın? Fenni yöntemlerle, camelire de makineler yapıyor. Orada namaz kılınır mı? diyeceksin yani yani.

      Sil
    2. Kardeşim, senin dediğin duyulmayan seslerle hoparlörün ne ilgisi var!!! İnsan kulağı belli desibeldeki sesleri duyabilir, çok uzaktaki ve küçük sesleri sen bile işitemezsin. Bunun inkarcılıkla ne ilgisi var. Kalkıp hem Süfyani'nin fitnelerinden bahsedeceksin hem de Süfyan'ın fitnesine kapılıp bunu hak sayacaksın öyle mi! Ilıman İslamcılık burunumuzun içine kadar girmiş, kimse kalp gözüyle hakikatleri göremiyor. Senin lügatında, ben yobazsam sen de ....!
      'Köyde cemaat 30 kişi, şimdi ise 30 bin kişi. İmamı duymasa da olur, peki imamı nasıl uyacaksın?' diyorsun. Bunun cevabını yukarıda verdim, ısrarla tekrar etmenin anlamı yok.
      Senin yolun sana benim yolum bana vesselam.

      Sil
    3. Sen tarihi iyi oku Hz. Peygamber Veda Hutbesi'ni okurken geri saftakiler için münadiler aynen tekrarlıyordu. Maksat bilginin yerine ulaşmasıdır. Bu zamanda bu insan yerine teknoloji kullanılıyor. Teknoloji şeytan veya Hıristiyan keşfidir. Ama onu icad eden ilm-i ilahidir. Onun ilmine dahil eden odur. Hz. Ömer hutbede iken Suriye’deki kumandanı savaşıyordu. O sırada bir hezimet söz konusu idi. Hz. Ömer o kumandana 'Ey Sariye! Dağa Dağa” diye üç defa bağırdı. O ses o kumandana bin kilometre nasıl gitti. Şeytan mı yardım etti, yoksa bir ilmi esasa dayalı olarak tabii olarak mı tecelli etti. Bu dünya dar-ül hikmettir. Her şey bir sebebe binaen olur. Mucizeler ilmi ve fenni teşvik etmek içindir. Yoksa tabii olan her sesin iradeye bağlı olarak yerine ulaşması ve duyulmasıdır. Mesafe ne kadara uzak olursa olsun.

      Cennette insanlar bir anda bir kaça yerde olacak, birkaç kişi ile uzaktan konuşacak. Nasıl? İlmi ilahi, ilkel ve basit insanların idrak edeceği bir şeydir. Bir şartla. Üzerinde çalışarak.

      Yalnız ses değil görme ve işitme, koku alma dahil her şey bu basit dünyanın şartları için sınırlandırılmıştır. İnsan fakir, iradesi cüz’i, imkanı külli olmayan bir varlıktır. Aczini ve fakrını bilip Allah’a sığınması içindir. Allah’a sığınan kuluna teknoloji bir nimet olarak verilir. Rahman isminin tecellisi gereği kafire de mü’mine de. Senin simanda kaderin ve ne olduğun yazılı, hatta tecelli eden esma dahil.. Onu o ilme vukufiyeti olan veya bir mürşid-i kamile hizmet için verilen bilgi dahilinde çözülür ve okunur. Hatta kalbinden geçenleri de. Bu nasıl oluyor. Tabii olanı budur. Yağmur yağmayınca tarla nasıl sulanır? Motorla kuyudan su çekilir ya arıklarla ya da fıskiyelerle sun’i olarak yağmur yağdırılarak sulanır. Bu da mı şeytan işi mi yoksa Süfyan’ın işi mi, yoksa bilgili kişinin işi mi? Yoksa rahmet-i İlahiyeyi tahattur için Allah’ın verdiği zahmet mi? Din aklı olan içindir. Herşey akla tesbit ettirilmek içindir. Yoksa Gerçek bir mü’min için ebedi hayatta hiçbir engel ve müşkülat ile karşılaşmadan isteğinin yerine getirilmesidir. Cennette eşya da canlıdır değil mi? Gel dersin gelir.

      Süfyan’ın en büyük fitnesi inkar-ı uluhiyettir. İman esaslarını tahriptir. İnkar üzerine dayalı bir fikir ve idare sistem oluşturmasıdır. Onun teknoloji ile ilgisi yoktur. Otomobile kafir de biniyor mü’min de. Tıpkı ata binildiği gibi. Sapla samanı karıştırma. Süfyan hüküm süreli 90 yıl oldu. Hala hükmü sürüyor. Niçin? Teknoloji yüzünden mi, yoksa cahil cühela mü’minlerin çokluğu yüzünden mi?

      Duymadan önündekinin ruku ve sücudu ile imama uyum olmaz. Namazda insanın bütün duygu ve melekelerinin hisseleri var. Onların inkişafı sözkonusu. Din yalnız fıkıh değildir. Fıkıh uygulama içindir. O da ilmi gelişmelere açıktır. Sen Alim olan Allah’ın ilmini niçin daracık bir alana hapsediyorsun. Kainatta heryşey ilm-i ilahi ile oluyor. Senin attığın her adım ve söylediğin her sözü yaratan odur. Bu nasıl oluyor? Sen mi yapıyorsun yoksa ilm-i İlahi mi? Kırsal kesim, köylü, iptida insan , basit insan zihniyetini terk etmek lazım. Şimdi ilim çağındayız. İlim olamadan ilahi hikmetler anlaşılamaz.

      Sil
    4. Yobazlık-İnkarcılık-Hakikat arasındaki ayrım; yanlış tarihi okuyarak değil, Kur-an'ı Kerim'i, hakiki İslami tarihleri, hadisleri, icmaları, kıyasları ve ilmihalleri okuyarak öğrenilir. Teknolojiyi müminler buldu, kafirler de çaldılar bu doğru. Lakin teknolojinin melun yönlerine de karşı çıktılar. Ama sen bunu kabullenemiyorsun ne yazık ki.
      Hz. Ömer Suriye'deki kumandana: 'Ey Sariye! Dağa Dağa” diye üç defa bağırınca o sesin oraya bin kilometre gitmesi ise asla teknolojik aygıtlarla değil, onun nurlu sesinden (meleklerin yardımıyla) ileri gelmektedir elhamdulillah!
      Herkesin yolu kendine...Lakin kimin ne yolda olduğunu hakkıyla bilen Allah (cc)'tır.

      Sil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil