.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

10 Ocak 2015 Cumartesi

MÜKEMMEL ŞARLATANLAR

Salih Tuna
Paris olaylarını Fransız kibrine ve ayrımcılığına karşı Mağripli çocukların tepkisine bağlayabilirsiniz.
Bir nevi sosyal ve kültürel grizu patlamasıdır, diyebilirsiniz.
Nihayetinde dünyanın gelmiş geçmiş en büyük 3-5 futbolcusundan birinin, Fransa’ya dünya kupasını kazandıran Cezayir asıllı Zinedine Zidane’nın bile kendisini birinci sınıf vatandaş hissetmediği, hiçbir zaman bir Michel François Platini katına yükseltilmediği bir ülkeden bahsediyoruz.
İslam’a ve kutsal değerlerine en galiz şekilde hakaret etmenin “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirildiği ama büyük Fransız filozofu Roger Garaudy’nin “Siyonizm Dosyası” adlı kitabının yasaklandığı tuhaflıkların arz-ı endam ettiği bir ülkeden yani.
Elbette...
Bütün bunlar ve daha nicesi hiçbir şekilde insan canına kıymaya, hele ki teröre gerekçe teşkil etmez.
Kıymet hükmümüz şudur: Terör kimden, hangi ırk veya din mensubundan, hangi nedenle gelirse gelsin karşı çıkmak, “insanım” diyen herkesin boyunun borcudur.
Kaldı ki, teröre malzeme devşiren ortamla, terör üzerinden ortam oluşturulmasını tefrik etmek zorundayız. 
Soruyu doğru koymalıyız:
Kim yaptı, sorusu kriminal sahanın konusudur. Bizi cevaba ulaştıracak olan, “terör üzerinden kim neyi elde etmek istiyor” sorusudur. 
***
İsveç, İrlanda, İspanya ve Hollanda’nın ardından Fransa’nın da Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımasının İsrail terör devletini çok rahatsız ettiğini biliyorsunuz.
O kadar ki, Fransa’nın kararını “büyük hata” olarak değerlendiren Netanyahu, “Avrupa’da birçok kesimden İsrail’in bazı konularda taviz vermesi yönünde talepler geliyor. Ancak verilecek söz konusu tavizler sadece İsrail’i değil Avrupa’yı da tehdit altına alacaktır...” demişti.
Bunun nasıl bir tehdit olduğu da Avrupa kamuoyuna Charlie Hebdo katliamıyla gösterilmiş oldu.
Ayrıca...
Avrupa Adalet Divanı’nın AB’nin Hamas’ı terör örgütleri listesinde tutma kararını iptal etmesinden ırkçı Siyonist network çok rahatsız olmuştu.
Şu bizim paralelci muhibbi yerli İslamofobik şarlatanların arzuladığı soruyu geçen gün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsüne (Psaki) sordular.
Hangi soruyu mu?
Şunu: “Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal’in Ankara ziyareti üzerine  Türkiye’nin kendisi için terörü destekleyen devletler listesinde bulması tehlikesi taşıyor mu?..” 
Evet, bu fecaat soruyu bile gündüz gözüyle sorabildiler.
Şimdi anlaşılıyor mu MİT TIR’larına yapılan o menfur saldırının nedeni?
Şimdi anlaşılıyor mu Dışişleri Bakanlığı’mızdaki gizli toplantının faş edilmesinin hangi projeye malzeme taşımak için gerçekleştirildiği?
Şimdi anlaşılıyor mu paralelci takımının İngilizce çıkardıkları gazetelerde, Türkiye’yi terörü destekleyen ülkeymiş gibi gösterme gayretlerinin nedeni?
Şimdi anlaşılıyor mu Türkiye’nin işgaline zemin hazırlamaya çalışanların korkunç karanlık yüzleri?
***
Mathieu Kassovitz’in 1995 yapımı “La haine” (Protesto) filmi Paris banliyölerinde 3 göçmen gencin Fransız dışlayıcılığına karşı hıncını anlatır.
Bir binadan düşen adam düşerken şunu söyler: “Buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda, an itibariyle 25. kattayım ve şu an her şey yolunda...”
Dış Ses noktayı şöyle koyar sahneye: “Önemli olan düşüş değil ama, yere inme anıdır...”
Aslında, Samuel Huntington marifeti “Medeniyetler Çatışması” da medeniyetler planında “düşüşün” hem tasarımı hem de habercisiydi.
Düşüş, 11 Eylül saldırılarıyla başladı.
Unutmayalım ki bu saldırı üzerine ABD Başkanı Bush, “Haçlı Seferi” ifadesini terennüm etmişti.
***
Postmodern Haçlı Seferleri için her şeyden evvel Batı kamuoyu hazırlanmalı yani ikna edilmeliydi.
İslamofobi işte bunun manivelasıydı; El Kaide ve IŞİD de yakıtları.
Batı mahut terör örgütleri üzerinden kamuoyunu konsolide ederken, Doğu’yu da (zihni ve coğrafi) paramparça ediyordu.
O kadar ki etnisiteler ve mezhepler aynı kilimin farklı desenleri olmaktan büsbütün çıkıyor, herkes herkese düşman kesiliyordu. Tam da Kissinger’ın 11 Eylül saldırısının ardından, “Bundan sonra çatışma Müslümanların arasında olmalıdır...” dediği gibi. 
Bu hali görenlerden biri de Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’du; “Batı İslam dünyasını bölmeye çalışmamalı.. Müslümanları birbirine kırdırmaktan vazgeçmeli...” demişti.
***
Fransa Irak işgaline vaktiyle karşı çıkmıştı. Suriye politikasında son günlerde Türkiye’ye yakınlaşmıştı.
Enerji sahasında da Rusya ve Türkiye ile hareket etmeye başlamıştı.
Bir de, Almanya’nın ardından Avrupa’ya yayılan PEGİDA’nın İslam düşmanı gösterilerine Fransız kamuoyu yeterince katkı sunmuyordu.
Bizdeki mükemmel şarlatanlar da, AK Parti de düşer mi, diye bu küresel düşüşe, yani postmodern Haçlı Seferi hazırlıklarına alkış tutuyorlar.
Yazık, kendilerini bu küresel “düşüşün” dışında tutacaklarını sanacak kadar da salaklar.