.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

30 Ocak 2015 Cuma

KİRLİ SAVAŞ

11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ – 1

Prof.Dr.Burhanettin Can

Giriş

11 Eylül 2001 günü ABD iki sivil uçak New York’taki ikiz kulelere, bir sivil uçak Pentagon’a(!) çarpıyor. Bir sivil uçak da, ABD Başkanının olduğu söylenen “Air Force One” uçağını vurmak için ararken boş bir araziye düşüyor ya da düşürülüyor. “İslami terör”(!) denerek İslam dünyasına, 21. Asrin haçlı seferleri adı ile bir savaş ilan edilmiş ve ardından Afganistan ve Irak işgal edilmiştir.

7 Ocak 2015 Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie Hebdo’ya, 12 kişinin hayatını kaybettiği profesyonelce bir saldırı düzenlenmiştir. Yapılışı itibarıyla 11 Eylül 2001 saldırısı ile mukayese kabul etmeyen bir eylem olmasına rağmen, “Fransa’nın 11 Eylülü”, “İslam’ın 11 Eylülü” olarak dünya kamuoyuna servis edilmiş ve İslam’a daha örtülü ifadeler kullanılarak savaş açılmıştır.

Bu iki olayın büyüklüğü hariç, birbirleri ile benzer tarafları bulunmaktadır. Olayların yapılış şekilleri, İslam ve Hıristiyan dünyasında meydana getireceği etkiler, olayların muhtemel sonuçları açısından her iki olayın mukayese edilmesinde fayda vardır. Burada, öncelikle her iki olayın icra ediliş ve kamuoyuna sunuluş şekli ele alınarak bir sorgulama yapılacaktır.

İki Olayın İcra edilmesinde ve Kamuoyuna Sunulmasındaki Benzerlikler

Birinci Benzerlik:


11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, ilk günlerdeki yorumlar; eylemin çok uzun vadede (en az üç yıl), uzun bir eğitim döneminden sonra, yüksek istihbarat ve yüksek teknolojiye sahip, her tarafta eli ayağı bulunan uzman bir ekip tarafından, son derece zekice ve mesaj yüklü bir tarzda yapıldığı istikametinde olmuştur. Ancak bu ilk değerlendirmeler, ABD yönetiminin Usame bin Ladin’i hedef göstermesinden sonra birden değişmiş; “buraları vurmanın sıradan bir iş olduğu”, “profesyonelliğe gerek olmadığı” ve “herkesin bunu başarabileceği” ifade edilmeye başlanmıştır. Neden?


7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, Paris’in göbeğinde, Charlie Hebdo dergisine çok profesyonelce bir baskın düzenlenmiş ve 12 kişi öldürülmüştür. Başlangıçta, olayın çok profesyonelce yapıldığı yorumları yapılırken; daha sonra amatörlük çağrışımı yapan bilgiler servis edilmeye başlanmıştır. Neden?

İkinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, toplam 50-100 kişilik bir eylemci gruptan söz edilmiş olmasına rağmen böylesi büyük bir operasyondan haberdar olamayan istihbarat örgütleri, 24 saat içinde 19 kişi oldukları iddia edilen eylemcilerin kimliklerini, hangi ülkelerden ve hangi örgütlerle irtibatlı olduklarını, anında tespit edebilmiş, çeliği eriten bir yangının külleri arasında yanmayan kimlik kartlarını bulabilmiştir. FBI ajanı (Adnan Burkarı), bir yıl önce ölen (Amir Abbas Burkarı) ve Kazablanka’da bulunan şahıslar, listeye nasıl girdiği ise bir türlü anlaşılamamış ve de açıklanamamıştır.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, eylemcilerin tüm kimlik bilgileri, arabalarında unuttukları iddia edilen kimlikten tespit edilip medyaya servis edilmiştir. Olay, Cezayir kökenli, Fransız vatandaşı iki kardeşe anında mal edilmiş, bütün şecereleri belirlenip kamuoyuna sunulmuştur. Sabıkalı Şerif Kouachi’nin El Kaide örgütüne destek vermekten dolayı Fransa’da hapis yattığı, abisi Said Kouachi Yemen’de El Kaide terör kampında eğitim gördüğü, Kouachi kardeşlerin yıllardan beri CIA tarafından, El Kaide teröristi olarak bilindiği ve terörist listesinde yer aldığı, haklarında “ABD’ye giriş yasağı bulunduğu” ve karıştıkları tüm eylemler, kamuoyuna servis edilmiştir.

İkiz kuleler olayında olduğu gibi aranan bu terörist kardeşlerin Fransa’ya nasıl girdikleri ya da sokuldukları, kimlerle temas kurdukları, lojistik desteği kimin sağladığı hiç sorgulanmamaktadır. Belki de 11 Eylül İkiz Kulelerin vurulmasında olduğu gibi hiçbir zamanda sorgulanmayacak, tüm delil ve failler yok edilecektir. Eylemi yapanlarla öldürülenlerin farklı şahıslar olabileceği hiç sorgulanamayacaktır.

Üçüncü Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, uluslararası bir terörle karşı karşıya kalındığı; uluslararası teröre ve bunları barındıran devletlere karşı uluslararası bir savaş verilmesi gerektiği şeklinde bir kampanya başlatılmıştır. Ancak dikkati çeken husus, uluslararası terörden kastedilenin yalnızca halkı Müslüman olan ülkeler olmuş olmasıdır. Medya aracılığıyla yapılan şartlandırmayla teröristle Müslüman özdeşleştirilmek istenmiş, yeni bir kavram olarak “İslami terör” literatüre sokulmuştur.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, baskını yapanların “Allahuekber” diye bağırdıkları, “El Kaide mensubu oldukları”, “Peygambere yapılan hakaretin intikamını aldıkları” ve “Charlie Hebdo’yu öldürdük” şeklinde konuşmalar yaptığı iddiası ile provokasyon, “İslam’ı terör” olarak nitelendirilip büyük bir kampanya başlatılmıştır. Bu eylemi yapan herkesin, bu ifadeleri bilinçli bir şekilde kullanarak yanlış hedef gösterme ihtimalinin olabileceği, tartışmaya bile açılmadan hüküm verilmiş, suçlu ilan edilmiştir.

Dördüncü Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, herkesi uydudan takip edebildiğini söyleyen ABD istihbarat örgütleri, 4-5 sivil uçağın aynı anda kaçırılmasından haberdar olamamıştır. Nedense kaçırılan uçaklardan hiçbiri, kulelerle irtibata geçememiş ve fakat yolcular aileleriyle görüşebilmiştir. Yolcuların görüştüğü ailelerden hiç kimse, polise haber vermeyi akıl edememiştir. Ya da haber vermişlerse niçin güvenlik harekete geçmemiş; hiçbir savunma sistemi otomatik olarak devreye girmemiştir? Pentagon’un erken uyarı ve güvenlik sistemini kimin devre dışı bıraktığı açıklanmamıştır.

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda, medya yer alan bilgilere göre eylemciler “oldukça sakin ve profesyonel”, “özel askeri eğitim” aldıkları anlaşılmaktadır. Böylesi profesyonel bir ekip, Charlie Hebdo’nun bulunduğu sokakta önce derginin arşivinin bulunduğu binaya (6 numaralı bina) gitmiş, oranın merkez olmadığını anlayınca iki el ateş edip çıkmış, derginin merkezine (10 numaralı bina) girdiklerinde ise ofislerin hangi katta olduklarını bilememiş, sorarak öğrenmişlerdir. Son derece profesyonel bir ekip, son derece amatör bir eylem yapmaktadır. Bu sizce mantıklı mıdır? Derginin çalışanları, etrafa rastgele ateş ederek karikatüristlerin çalıştığı ofisi soran maskeli silahlı kişileri, polise niçin bildirmediği; bildirdi ise polisin niçin gelmediği anlaşılabilir değildir.

Beşinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonundan önce Amerikan istihbarat servislerinin bir terör saldırısı bekledikleri, ama zamanını bilemedikleri sürekli ifade edilmeye başlanmış ve bu çerçevede bir kamuoyu oluşturulmuştu. Buna rağmen 50-100 kişilik bir grup ABD’ye sızıp eylemi gerçekleştirebilmiş olması mantıklı mıdır?

7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonundan önce, bir saldırının Paris’te olacağı bekleniyordu; ama ne zaman olacağı bilinmiyordu. Yılbaşından önce Fransız polisi ve istihbaratı yüksek alarma geçirilmişti. Böylesi yüksek bir alarma karşılık iki gariban Cezayirli kökenli kardeş, Fransız devletini ters köşe yaparak eylem gerçekleştirebiliyor, tüm dünyayı ayağa kaldırabiliyor. İlginç değimli?

Altıncı Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, sivil uçakların nasıl ele geçirildiği bilinemediği gibi 7 Ocak 2015 Fransa’da Charlie Hebdo Provokasyonunda da, farklı katlardaki şifreli iki çelik kapının nasıl açıldığı, şifrenin nasıl elde edildiği bilinmemektedir.

Yedinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, Başkan’ın “Air Force One” adlı uçakta olduğu bilgisi, eylemcilere nasıl ulaştığı izah edilememiştir. Başkanın uçağını koruyacak savaş uçaklarının, başkanın çevresinde olmadığı bilgisi medyada sürekli yer almıştır.

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunda, Pazartesi olan dergi yönetim kurulu, Çarşamba gününe alınmış ve toplantılara katılmayan karikatüristler, topluca toplantıya davet edilip katılmaları sağlanmıştır. Gün değişimi ve katılımcalar bilgisi saldırganlara nasıl ve kim tarafından ulaştırılmıştır; bu, bilinmemektedir. Bu bilgileri servis edenlerin kimler olduğu sorgulanmamaktadır. Yaptığı yayınları sebebiyle 2011’den beri dergi, polis korumasına alınmıştır. Ancak baskın günü hiçbir güvenlik mensubu görev bölgelerinde bulunmamıştır. Güvenlik kameraları, devre dışı bırakılmıştır.

Güvenlik kameralarının devre dışı bırakıldığı bir mekânda, medyaya servis edilen görüntüler, kim tarafından hangi amaçla çekilmiştir? Görüntülerin montaj olup olmadıkları hiç sorgulanmamış, tesadüfen orada bulunan ve eylemciler tarafından vurulan polis memurunun, “Hayır, sorun yok şef” diye katillerine cevap vermesi, kim tarafından, nasıl duyulup kayıt altına alındığı bilinmemektedir.

Sekizinci Benzerlik:

11 Eylül 2001, ABD ikiz kulelerinin vurulması provokasyonunda, ABD içerisinde en az 3 yıllık bir hazırlık döneminde uçak kullanmayı öğrenip hiç iz bırakmayan profesyoneller, nasıl olup da kullandıkları arabalarda Kur’an ve Arapça yazılı uçak kullanma kılavuzları bırakabilmişlerdir? Ertesi gün ölüme gidecek bir mücahit(!), nasıl olurda bir gece önce bara gidip kafayı çeker ve “ertesi günün çok muhteşem olacağını” söyleyebilir? Bu bilgiyi kim nasıl elde etmiştir?

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunda, son derece profesyonel oldukları ifade edilen eylemciler, her nedense kimlikleri arabada unutmakta; “cihadist bayrak” bulundurmaktadır. Profesyonel bir eylemde herkesin dikkatini çekecek şekilde arabanın kapıları açık tutulmaktadır.

Sonuç: Eylemin Amacı İki Yıl Önceki Karikatürlerin İntikamını Almak İmiş

Eylemcilerin, Hz. Peygambere yapılan hakaretin intikamını almak amacıyla eylemi gerçekleştirdikleri, medyaya servis edilmiş ve ısrarla gündemde tutulmaya çalışılmıştır. 2011 yılından bu yana, iki yıl içerisinde, Hz. Peygamberle ilgili hakaret içeren herhangi bir karikatür çizilmediğine göre bu eylemciler ya da onların dâhil olduğu örgüt, bu hakaret olayını anlaşılan iki yıl sonra duymuş, öğrenmiş ve intikam almaya kalkmıştır. Bu mantıklı mıdır?

Yeniçerinin biri, Yahudi’nin birini “ulan siz Hz İsa’yı öldürdünüz” diyerek öldürmeye kalkmış. Yahudi kaçarken “arkadaş o olay 1500 sene önce vuku buldu, benim suçum ne?” dediğinde; yeniçeri “ben onu bunu anlamam, ben şimdi duydum” diye bir cevap vermiştir.

7 Ocak 2015 Fransa Charlie Hebdo provokasyonunun bundan farklı bir tarafı var mıdır?

İki yıl önceki bir olayın iki yıl sonra intikamını almaya kalmak mantıklımıdır?

Öyleyse ne planlanmaktadır?

Çizilen strateji nedir?

Olayın gerçek aktörleri kimlerdir?


*****


11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ – 2

Giriş

7 Ocak 2015 Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie (Çarli) Hebdo’ya, 12 kişinin hayatını kaybettiği profesyonelce bir saldırı düzenlenmiştir. Yapılışı itibarıyla 11 Eylül 2001 saldırısı ile mukayese kabul etmeyen bir eylem olmasına rağmen, “Fransa’nın 11 Eylül’ü”, “İslam’ın 11 Eylül’ü” olarak dünya kamuoyuna servis edilmiş ve İslam’a daha örtülü ifadeler kullanılarak savaş açılmıştır.

Bu iki olayın büyüklüğü hariç, birbirleri ile benzer tarafları bulunmaktadır. Olayların yapılış şekilleri, İslam ve Hıristiyan dünyasında meydana getireceği etkiler, olayların muhtemel sonuçları açısından her iki olayın mukayese edilmesinde fayda vardır. Geçen hafta, her iki olayın icra ediliş ve kamuoyuna sunuluş şekli ele alınarak incelenmiştir.

Burada her iki olayda çatışan/savaşan karanlık güçlerin kimler olabileceği konusu ele alınıp tartışılacaktır.

İhtimaller

7 Ocak 2015, Fransa’nın başkenti Paris’te haftalık dergi Charlie (Çarli) Hebdo’ya, 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan baskının stratejisini kimin çizdiği, planladığı, organize edip icra ettiği ya da ettirdiği, kimi taşeron olarak kullandığı? En hayatı soru budur. Medyada yürütülen Psikolojik Harekât, olayın çok uzun vadeli sonuçlarının olabileceği ve bu olaya dayalı olarak birilerinin uzun vadeli stratejik hedeflerinin olduğu anlaşılmaktadır. Psikolojik savaşın şiddeti bunun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Bu olayın gerçekleştirilmesi ile ilgili muhtemel ihtimalleri, aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

1- Fransa’da yaşayan ve Fransız vatandaşı olan göçmenlerin 3. ve 4. Kuşağının içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek için Fransa’daki göçmenler tarafından organize edilen ve iki kardeş tarafından icra edilen bir intihar saldırısıdır.

2- 2012 yılında Hz. Peygambere karikatür üzerinden yapılmış bir hakareti, yeni duymuş(!) Fransız vatandaşı olan Cezayir kökenli iki kardeş, intikam almak arzusuyla kendi başlarına planlamış, organize etmiş ve icra etmişlerdir.

3- 2012 yılında Hz. Peygambere karikatür üzerinden yapılmış bir hakareti, yeni duymuş olan(!) El Kaide (Yemen El Kaidesi), IŞİD gibi örgütler, bunun hesabını sormak, intikamını almak için planlamışlar, organize etmişler ve icra edilmek üzere Fransız vatandaşı, Cezayir kökenli iki kardeşi bu iş için görevlendirmişlerdir.

4- Yaşlanan Fransa, kökenleri Müslüman olan ve fakat kendi dil ve dinlerini gereği gibi bilmeyen ve fakat sisteme tam olarak da entegre olup asimile olmayan bu insanları, Fransız kabul etmeyip öteki olarak görmektedir. Fransız derin devleti, bunların nüfuslarının Fransızların aleyhine artmasını tehlike olarak kabul etmektedir. Bunları ülkelerine geri gönderebilmek, hareket alanlarını kısıtlamak çoğalmalarını azaltmak için bir provokasyon yapmıştır.

5- Yaşlanan Avrupa, kökenleri Müslüman olan, fakat kendi dil ve dinlerini gereği gibi bilmeyen ve fakat sisteme tam olarak entegre olup asimile olmayan bu insanları, Avrupalı kabul etmeyip öteki olarak görmektedir. AB’nin derin güçleri bunların nüfuslarının Avrupalıların aleyhine artmasını tehlike olarak kabul etmektedir. Bunları ülkelerine geri gönderebilmek, hareket alanlarını kısıtlamak, artışlarını engellemek ve “pegida” hareketine destek verip kuvvetlenmesini sağlamak için bir provokasyon yapmıştır. Bu provokasyonla, olay bahane edilerek İslam coğrafyasında birçok stratejik ülkeye müdahale etme gerekçesi hazırlanmıştır, tıpkı 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler provokasyonunda olduğu gibi.

6- ABD-İsrail/Siyonizm-İngiltere ittifakı, son zamanlarda Fransa’nın ittifaka rağmen daha bağımsız politikalar izlemesinden şikayetçidir. Çizginin dışına çıkan, bağımsız politikalar uygulayan Fransa’daki mevcut yönetime iyi bir ders vererek kendilerine çizilen dairenin dışına çıkmamaları için yapılmış bir uyarıdır. Aynı zamanda Avrupa coğrafyasındaki Pegida hareketinin şiddete başvurması, baskıyı artırması; böylelikle AB yönetimlerini istikrarsızlaştıracak bir ortamın hazırlanması için yapılmıştır.

Bu 6 ihtimalden hangisi daha gerçekçidir? Bunu anlamak için Fransa üzerinde etkili olan dinamiklere bakmakta fayda vardır.

Fransa ve Etkili Dinamikler

Stratejiler, genel olarak ülkeleri değerlendirirken iç, bölgesel ve küresel üç dinamiği birlikte ele alırlar. Fransa’da vuku bulan 7 Ocak 2015 Çarli provokasyonunu, bu üç dinamiği ele alıp incelemekte yarar vardır.

Fransa ve Avrupa’nın İç dinamikleri

Fransa, Avrupa coğrafyasında tarihi, kültürel arka planı ve coğrafi konumu itibariyle en stratejik ülkelerinden biridir. Tarih boyu sömürgeci ülke olmuş, hâlâ rengi ve şekli değişmiş olmakla birlikte Afrika’da ciddi sömürgeleri vardır. Laikliğin kalesi olarak bilinir ve Fransız aydınlarının tüm dinlere karşı keskin bir muhalefeti vardır. Laiklik anlayışları, ateizme yakın olarak nitelendirilebilir. Fransa’da Fransızların haricinde etkili olan iki ana dinamik daha vardır: 1- Nüfus olarak, her geçen gün etkisi artan Müslümanlar, Göçmenler; 2- Çok güçlü olan Siyonist lobi.

Fransız laikler, hem Fransa’da hem de Avrupa’da Müslüman nüfusun çoğalmasından ve etkili olmasından rahatsızdırlar. Laiklerin yanı sıra Fransız mason ve Siyonistleri de, bu durumdan çok rahatsızdırlar. Türkiye’de AKP ve MHP işbirliği ile mecliste, 411 oyla üniversitede başörtüsünün serbest olması yasası çıkarılmıştır. Bu yasaya en sert tepki, Fransız masonluğu “meşriki azamlığından” gelmiştir. Meşriki azam, başörtüsünün serbest kalmasının “irtica, geriye dönüş olduğunu, buna müsaade etmelerinin mümkün olmadığını ve Türk Masonları ile çok iyi dost olduklarını” söylemiştir. Bununla bağlantılı olup olmadığını bilememekle beraber bu açıklamanın hemen ardından Anayasa Mahkemesi, meclisten çıkarılan bu kanunu acil bir şekilde görüşüp ret etmiştir. Bu, Fransız Masonluğunun gücünün bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Özelde Fransa ve genelde AB ülkeleri için göçmenler ve Müslümanlar, çok ciddi bir sorun olarak kabul edilmektedir. Eski Alman Başbakanı Schmidt ‘Geleceğin Devletleri’ kitabında, “ABD, dünyayı bir ‘medeniyetler çatışmasına’ sürüklüyor. Avrupa açısından bu “medeniyetler çatışması’, ülkelerimizde çalışan Müslüman Afrikalılar ve Türklerle çatışmadır. Avrupa bu çatışmanın yaratacağı istikrarsızlıkları nasıl göğüsleyebilecektir. Bu durumda, bırakın milyonlarca Türkü Avrupa ülkelerine kabul etmeyi, bugün çalışan milyonlarca Türkü kendi yurtlarına nasıl geri göndereceğiz, bunun yollarını bulmamız gerekir.”(1) demiş olması, bugün AB’de yükselen Pegida hareketini anlamlandırma açısından çok önemlidir. Alman Eski Başbakanı Schmidt, kitabında üstü kapalı bir şekilde, ABD’nin, medeniyetler çatışması tezi çerçevesinde, Avrupa’daki Müslüman unsurları istismar ederek AB’yi istikrarsızlaştırabileceği tehlikesine dikkat çekmekte; buna bir tedbir düşünülmelidir, demektedir.

Diğer taraftan Avrupa’nın İslamlaşmasını korkuya dönüştürme noktasında en fazla gayret sarf edenler, Siyonistlerdir. Medeniyetler Çatışması tezini ortaya atan, katı bir Siyonist olan Samuel Hantington olduğunu unutmamak gerekmektedir. Huntinton gibi keskin bir Siyonist olan Bernard Levis, 1990 yılında yazdığı bir makalede, Batının tarihi şuur altına hitap ederek, medeniyetler çatışmasına dikkat çekerek İslam düşmanlığını uyandırmaya ve diri tutmaya gayret sarf etmiştir:

“…Bir medeniyetler çatışmasından daha az bir şey değildir bu: belki irrasyonel ama bizim Judeo-Hıristiyan mirasımıza seküler varlığımıza ve her ikisinin dünya çapında ki genişlemesine karşı, kesinlikle eski bir rakibin tarihi bir tepkisidir...” (2)

Keza gene Bernard Levis, Almanya’da yayınlanan Die Welt (28.7.2004)’e verdiği röportajda ‘Avrupa İslamlaşacak’ diyerek Avrupalıları İslam’la mücadeleye çağırmaktadır:

“Bu yüzyılın sonunda Avrupa İslamîleşecek... Avrupa, Arap dünyasının batısı olan Mağribin bir parçası olacak. Göç ve demografi bunu göstermektedir. Avrupalılar geç evleniyorlar ve çocuk yapmıyorlar ya da az çocukları oluyor. Fakat büyük bir göç söz konusu; Almanya’da Türkler, Fransa’da Araplar, İngiltere’de de Pakistanlılar var. Bunlar erken evlenip çok çocuk yapıyor. Bugünkü eğilime bakılırsa, en geç 21. yüzyılın sonunda Avrupa’nın nüfusunda Müslümanlar çoğunlukta olacak.”(3)

1990’lı yıllarda 12 ülkeden/ulustan meydana gelen AB içerisinde yaşayan ve ‘on üçüncü ulus’ olarak kabul edilen Müslümanlarla bir hesaplaşma öngörülüyordu:

“Batıdaki Müslümanların çoğalmasıyla birlikte Avrupa’da ‘on üçüncü ulus’ ortaya çıktı... Bunun yarattığı korku giderek bütün Batıyı sarıyor... Batı ile Avrupa’daki ‘on üçüncü ulus’ arasındaki sürtüşmenin bundan sonraki aşaması tarihi bir hesaplaşmaya kadar varabilir.” (4)

Avrupa’nın İslam’la olan ilişkisi ABD’nin İslam’la olan ilişkisinden çok farklı olup kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanır. Avrupa, Endülüs’le batıdan, Osmanlı ile doğudan kuşatılmanın şuuraltında meydana getirdiği kırılmayı unutamamaktadır. Avrupa’nın şuuraltında İslam’a karşı oluşmuş fay hatları ve bir ‘İslamofobi’ (İslam Düşmanlığı) vardır.

Bu açıdan bakıldığında Pegida hareketinin yükseldiği bir dönemde göçmenler ve Müslümanlar üzerindeki baskının şiddetlenmesi ve göçe zorlanmaları ve düşmanlıkların tazelenmesi amacıyla Fransız ve/veya AB derin devlet mekanizmaları bu provokasyonu gerçekleştirmiş olabilirler. Bu bir ihtimal olarak göz önüne alınmalıdır. Ancak Alman Eski Başbakanı Schmidt’in kitabında, ABD’nin, Medeniyetler çatışması tezi çerçevesinde Avrupa’daki Müslüman unsurları istismar ederek AB’yi istikrarsızlaştırmak istediği iddiasını göz önüne aldığımızda; istikrarsızlaşma politikalarının AB’nin işine gelmediği, yaramadığı anlamında değerlendirilmelidir. Diğer taraftan Bernard Levis gibi katı Siyonistlerin AB içerisinde Müslüman nüfusun artışını AB için ciddi bir tehlike olarak görüp hesaplaşma çağrısı yapmaları, bu yolla AB’yi istikrarsızlaştırmak istemeleri, 7 Ocak 2015 Çarli Provokasyonunda, Fransız ve AB derin devlet mekanizmalarından daha ziyade ABD-İsrail/Siyonizm-İngiltere İttifakının daha ciddi bir rol aldığını göstermektedir.

Kaynaklar

1- Aydınlık, 13.11.2005. S:46.
2-. Huntıngton S., Medeniyetler Çatışması, Vadi Yayınları, Ankara, 1997.
3- Birol Akgün, Faşizm, Bilim ve Çatışmacı Zihniyet: Huntıngton, Lewis ve Batının Bitmeyen Düşmanları, Liberal Düşünce, yıl 9, sayı 35 yaz 2004 S: 109-112
4- Kotkin, J., ‘Dünya Ekonomisine Yön Veren Kabileler’, NPQ, c.1/3, 1992, s. 50-55.

****

11 EYLÜL 2001 İKİZ KULELER PROVOKASYONUNDAN 7 OCAK 2015 KARİKATÜR PROVOKASYONUNA KİRLİ SAVAŞ - 3

Geçen iki haftadaki yazılarda, 11 Eylül 2001 provokasyonu ile 7 Ocak 2015 Charlie (Çarli) provokasyonu belli boyutları ele alınıp incelenmişti. Çarli provokasyonunu yapan gücün, kimliği, bu operasyonu yapma nedenleri, amaçları ve hedeflerini daha iyi anlayabilmek için 11 Eylül İkiz Kuleler Provokasyonunu yapan gücün amaçları, nedenleri ve hedefleri üzerinde öncelikle durmakta fayda vardır. Burada, bu konu ele alınacaktır.

11 Eylül 2001 İkiz Kuleler Provokasyonuna doğru ABD’yi Rahatsız Eden Gelişmeler

ABD dev tekeller, karteller ve uluslararası şirketlerin hakim olduğu bir ülkedir. Her şey bunların menfaatine göre ayarlanmıştır. Gerek ulusal ve gerekse uluslararası ilişkilerde ölçü, bunların menfaatlerinin korunmasıdır. Bu dev organizasyonların dünya hâkimiyetinin yeni adı ‘Küreselleşme’dir. Siyasi programı, ‘Yeni Dünya Düzeni’; hâkim kılma aracı ise ‘Özel Savaş’tır (1).
Başkan Clinton’ın Çalışma Bakanı Robert Reich’e göre Küreselleşme sürecinde; “ne ulusal ürün ve teknolojiler, ne ulusal şirketler, ne ulusal sanayiler olacak”, “sınırlar, ekonomik açıdan iyice anlamsız hale” gelecektir (1). 1981 yılında Reagan’ın Dışişleri Bakanı Alexander Haig, ulusal kurtuluş savaşları ile ABD’nin menfaatleri arasındaki zıt bir ilişkinin olduğunu ifade etmiştir (2). Prof. Michael Parenti 1995’te yazdığı İmparatorluğa Karşı adlı kitabında, ABD askeri operasyonlarını asıl amacının “rakip toplumsal düzenlerin ortaya çıkmasını önlemek”, “kapitalist bağımlı devlete karşı işleyebilir tüm alternatifleri ortadan kaldırmak” ve “bağımsız bir gelişme rotası izleyen hiçbir ülkenin, öteki halklar için tehlikeli bir örnek oluşturmasına izin vermemek” olduğunu ifade etmektedir (3). Dolayısıyla ‘Öteki uluslar için tehlikeli bir örnek oluşturmak’, küreselleşmenin önünde en ciddi ve en tehlikeli bir engel olarak görülmektedir.

İşte 11 Eylül 2001 öncesindeki ABD’ye ve dünyaya baktığımızda, “kötü örnek oluşturan” ve “küreselleşmeye ve onun baş patronuna kafa tutan” yeni bir dünyanın varlığına şahit oluyoruz:

* Birleşmiş Milletler’de İsrail’in ırkçı uygulamalarının protesto edilmesi sonucu ABD ve İsrail toplantıdan çekilmiştir.

* Ortadoğu’da İsrail sıkışıp kalmıştır. Her geçen gün İsrail’e olan düşmanlık artmaktadır. İsrail, sivilleri öldürmekten dolayı uluslararası arenada giderek yalnızlaşmaktadır.

* AB, bir Avrupa ordusu kurarak NATO dışı yeni bir güç oluşturma gayreti içindedir.

* Rusya-İran-Hindistan-Çin yeni bir cephe meydana getirmiştir ve hele Çin, ABD’yi hemen hemen hiç kaale almamaktadır.

* Fransa ve Almanya, ABD politikalarına ciddi muhalefet etmektedir.

* Almanya, yeni bir güç olarak, Rusya üzerinden Türki cumhuriyetlerdeki enerji kaynaklarına ve kıymetli madenlere göz dikmektedir.

* Çin, Hindistan ve Pakistan yeni birer nükleer güç olma çabası içindedirler.

* Yapılan tüm baskılara rağmen İran rejimi yıkılmamakta ve yeni ittifaklar içine girerek Çin ve Rusya’dan teknoloji transferi yaparak durumunu kuvvetlendirmektedir.

* Afganistan’da Taliban yönetimi gittikçe kuvvetlenmekte, Bin Ladin’i topraklarında barındırmakta ve korumaktadır. Afyon tarlaları onların kontrolündedir.

* Endonezya ve Malezya’da İslâmî hareketler gittikçe kuvvetlenmektedir.

* Sudan’da ABD karşıtı İslâmî bir yönetim mevcuttur.

* Somali petrol yatakları birçoğunun iştahını kabartmaktadır.

* Saddam ve Kaddafi, ABD’ye rağmen iktidardadırlar

* Kıbrıs ve Ege sorunu çözülememektedir.

* 2030 yıllara doğru dünya doğalgaz ve petrol ihtiyacının %75’ini karşılayacak olan Ortadoğu ve Türki cumhuriyetler enerji ve kıymetli madenler havzası, ABD tarafından kontrol edilmek istenmektedir. Ancak Mevcut durum, buna imkân vermemekte; buralar, yeni oluşan “Rusya-İran-Hindistan-Çin ittifakının” nüfuz alanı içinde bulunmaktadır.

* Japonya, dünyanın her tarafında ABD firmaları ile çok ciddi rekabet halindedir.

* ABD savaş sektörünün bir krize girmemesi için dünyanın değişik yörelerinde savaşın devam ediyor olması gerekmektedir. ABD halkı ise, silahlanmaya ve çocuklarının dünyanın başka bölgelerinde ölüme gönderilmesine karşı çıkmakta, yönetimin ‘Füze Savunma Kalkanı Projesine’ destek vermemekte, yeni bir soğuk savaş sürecini başlatacak her şeye karşı çıkmaktadır. Dev tekellerin istekleri ile halkın istekleri arasındaki çelişki gittikçe derinleşmektedir.

* Sanayileşmiş toplumlarda özellikle ABD’de halkın toplumsal değerlerinde (toplumsal sermaye) çok ciddi çözülmeler meydana gelmekte ve insanlar bunalıma girerek yeni değerler aramaktadır. ABD içinde mevcut hâkim kültürün karşısında yeni bir kültür (‘karşı kültür’) oluşmaktadır. İnsanlar, başta İslam olmak üzere diğer doğu dinlerini tercih etmektedirler.

Yukarıdaki maddelere dikkat edilirse Küreselleşmeye, ABD’nin patronluğuna ve İsrail’in politikalarına en ciddi muhalefet, İslam dünyasından ve “Rusya-İran-Hindistan-Çin ittifakından” gelmektedir. İslam dünyası sadece ABD’nin hegemonyasına başkaldırmıyor, aynı zamanda insanlara ayrı bir yaşam tarzı ve ayrı bir dünya görüşü de sunmaktadır. Müslümanlar; tüketime, lüks ve israfa, sınıfsal ayırıma karşı olan bir düşünce ve yaşama tarzını bir alternatif olarak dünya insanlığına sunmaktadırlar. Batı toplumlarında insanlar, Batı türü yaşam tarzına karşı ciddi bir tepki göstererek İslam’ı benimsemeye başlamışlardır.

Batı yönetimleri için en kötü ve en tehlikeli örnek, İslam’ın bir yaşam tarzı olarak 21. asırda ilgi görmüş olmasıdır. 1990’lı yıllarda Avrupa’da ‘on üçüncü ulus’ olarak kabul edilen Müslümanların tasfiye edilmesi bir hesaplaşmanın yapılması öngörülmektedir (4).

11 Eylül gününün hemen ertesinde, tüm İslam coğrafyasını suçlu konumuna sokacak, hiçbir delile dayanmayan bir suçlular listesinin kamuoyuna sunulması, bir rastlantı değildi. “İslami terör”, yeni bir kavram olarak üretilip kamuoyuna servis edilmiş ve olay, İslam’a mal edilerek bizzat İslam hedef alınmıştır. Amaç, “Medeniyetler çatışması” tezine uygun olarak İslami, büyük, tehlikeli bir düşman olarak Batı dünyasının şuur altına yerleştirmekti.

Başkan Bush’un konuşmasında, “21. Yüzyıl Haçlı Seferleri başlatılmıştır” ifadesinin yer almış olması, bir tesadüf değildi. İfadeler son derece dikkatlice seçilmişti ve Hıristiyan bir dünyaya verilen özel bir mesajdı. Başlatılmış olan uzun soluklu bir savaşın mahiyetini bu kavramla anlatmak istiyordu. Başlatılan bu yeni dönem savaşın (‘Özel Savaş’) en temel özelliği, Yarbay Oliver North’a göre, hiçbir ahlaki değerinin olmaması, tamamen yalana ve aldatma üzerine inşa ediliyor olmasıdır (5).

Halkı İkna Etmek: Korku ve Terör

Düşük yoğunluklu ve uzun süreli kirli bir savaşı başlatabilmek için önce ABD halkının, sonra da Batı toplumlarının ikna edilmesi gerekmekteydi. Halkı dehşete düşürecek, çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldığına ikna edecek ve o panikle savaş baltalarını biletecek bir eyleme, bir olaya ihtiyaç vardı. 11 Eylül böyle bir olaydır.

ABD yönetimleri; halka korku salarak halkın hükümet politikalarına reaksiyon göstermesini engellemeyi, özel savaşın bir gereği olarak görmüşlerdir. Yarbay Oliver North’a göre, “Amerikan vatandaşları dünyanın büyük tehlikelerle dolu olduğunu, Amerikan ulusunun bu tehlikeli dünyada risk altında olduğunu bilmek zorundadır” (2). Diğer taraftan dönemin dışişleri bakanı George Shultz; ‘düşük yoğunluklu’ bir savaşın “yeni dünya düzeninin güvenliği” açısından kaçınılmaz olduğunu ileri sürerken, gerekçe olarak “Amerikalıların büyük bir tehdit ve tehlike altında olduğunu” göstermiştir (2).

11 Eylül İkiz Kuleler Provokasyonu: ABD Derin Devletinde Bir İç Hesaplaşma

ABD, ABD’nin Politikalarına ters düşen ülkeleri, istenen dairenin içine almak ve dünyanın önemli enerji kaynak ve yollarını kontrol altına alabilmek için girişeceği kirli savaşın haklılığına, ABD halkını ikna etmek zorundaydı. Bunun için ABD halkının büyük bir düşman, tehdit altında olduğunu ona göstermesi gerekmekteydi. Bu olayın bir boyutu idi, diğer boyutu ise, Neocon-Siyonist ittifakı ile ABD milliyetçileri (WASP) arasında gittikçe keskinleşen ve derinleşen kavgadır. ABD milliyetçileri (WASP) ikiz kuleleri vurarak bir taraftan Neocon-Siyonist ittifakına mesaj verirken diğer taraftan hem ABD halkını hem de dünya kamuoyunu teröre karşı mücadeleye ikna etmiştir. İkiz Kulelerin, Siyonist sermayenin merkezi olduğunu, olaydan sonra Siyonist sermayenin, Londra’ya taşınarak İngiltere ile özel bir ittifak yaptığını göz önüne alırsak, ABD’deki iç çatışmanın boyutunu daha açık görebiliriz.

Sonuç

11 Eylül Provokasyonu; Amerikan kamuoyunu düşük yoğunluklu bir savaşa ikna edebilmek için, Küresel ABD Derin Devleti tarafından şeytanca hazırlanmıştır. Suçlu ilan edilenlerin listesine baktığımızda; İslam coğrafyasının tümü, boy hedefi haline getirilip dolaylı olarak hem suçlu, hem de düşman konumuna sokulmuşlardır. Dolayısıyla düşük yoğunluklu savaşın ilk muhatapları Müslüman ülkeler olmuştur. Afganistan ve Irak farklı zamanlarda işgal edilmiş; Yemen, Sudan, Somalı, Pakistan iç kargaşa içine sokulmuştur. Iran iki bölgeden kuşatılmıştır.

Diğer taraftan Küresel ABD Derin Devleti, bu eylemi Müslümanlara yamamakla, Batıda kesif bir Müslüman düşmanlığını başlatmış; Batı insanının İslam’a bakışını olumsuz yönde etkilemiştir.

Kaynaklar

1 Akfırat, A., Özel Savaş Pentagon ve CIA Belgeleriyle, Kaynak y., İstanbul. (1997) s:111
2 Akfırat, A., age s:199-201
3 Parenti, M., İmparatorluğa Karşı, Çeviren Özcan Buze, Kaynak y., İstanbul. (1996) s:49-50
4 Kotkin, J., “Dünya Ekonomisine Yön Veren Kabileler”, NPQ, c.1/3, 1992, s. 50-55
5 Akfırat, A., age s: 69-71.

Kaynak: Milli Gazete

2 yorum:

  1. Birinci dünya harbinde yaklaşık 40 milyon

    İkinci dünya harbinde yaklaşık 73 milyon

    Asker,sivil ölmüş.

    Said Nursi bir kitabında bu iki dünya savaşından daha beter bir savaşın Avrupa'yı tokatlayacağını yazmıştı yanlış hatırlamıyorsam..Avrupa'nın deccalane felsefik firavun tarafı aklını başına almazsa demişti.

    Buradan hareketle iki dünya savaşında toplam 113 milyon kişi ölüyor.

    Avrupa'nın toplam nüfusu 507 milyon civarı.

    İki savaştanda beter diyor 113'e yarısını ekleyip biraz üste eklesek 200 milyon kayıp tahmini çıkıyor Allahu alem. Bu benim çok yüzeysel hesabım.

    İngiltere Rusya'nın saldırısından ölü çıkarsa ABD o zaman silkelenir. Kendi öz anası ölecek çünkü..

    YanıtlaSil
  2. manevi süretleri insan olmuyan batı adalet dagıtamaz onların adalet anlayışı malisef kendi vatandaşlarına dır. müslüman öldürüldügünde sesiz kalan batı kendi insanı öldürüldü zaman sihirli kelimeleri kulanarak insan hakkı derler insan hakları dedikleri kendi insanları içindir. maddiyatın verdigi şımarıklıkla var güçleri iLe müslüman ülkelrini karıştıran japonyada dahi atom bombası atanlar sözde adalet dagıtıp sözde özgürleştiriyoz tezhaglarıile dünyayı uyutmakdadırlar. resmen zalimdirler. Çin bunlardan daha beterdir. Allahın dinine harb ilan eden anlayış putprestlerde yogunlaşmışdır . batı insan hakına madem cok önem veriyosa Çin deki Müslümanların hakkı ne olcak 8 yaşındaki cocuklar dahi ayaklar aldında ezilirken işkenceye maruz kalırken Müslümanların yöneticileri neden sesiz kalır iran sudiler mezheb gerginligi ile tahtlarını koruma derdine düşmüşken Türkiyeden ise cılız bi ses cıkarken. kralin 18 milyar doları kefenliyip götüremez ken nasıL kardeşiz birazda Müslüman idareciler kendilerine ceki düzen vermeLi bi zalim batı kadar birlik gösterememek dedirler.

    YanıtlaSil