.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Ekim 2014 Cuma

MUHYİDDİN ARABİ’NİN OSMANLI DEVLETİ DAHA KURULMADAN EVVEL YAZDIĞI BEYİT



Muhyiddin-i Arabi’nin Fütûhât-ı Mekkiyye  adlı eserine bulunan bir beyitte Osmanlı Devleti'nden ve onun kıyamete kadar devam edeceğinden bahsedilmektedir.

Bu beyit levha hâline getirilerek Sultan Abdülhamid’e takdim edilmiş. O da bunu Yıldız Câmii Şerifine astırmıştır.  Mâlum olduğu üzere Muhyiddin-i A'rabi Hazretleri yaşarken Osmanlı Devleti mevcut değildi.

”İnne eslahad düvele ba’de’s sahabete, eddevletü’l Osmaniyyete, Fela İnkarâda-d devlete ila zuhuri’l hatmi vel kıyam.”

“Sahabe (dönemin)den sonra devletlerin en iyisi Osmanlı devletidir. Bu devlet sonun ve kıyametin zuhuruna kadar yıkılmaz.”

Burada “eslah” tabiri, islama en çok bağlı manasındadır. 

30 Ekim 2014 Perşembe

500.000

GAYBİ HABERLER BLOGUMUZ 
HALİSEN LİVECHİLLAH 
2013 YILI ŞUBAT AYINDAN BU YANA SÜRDÜRDÜĞÜ YOLUNDA 
BUGÜN 500.000 TIKLANMA BARAJINI AŞMIŞTIR.  

BİLMEYEREK BİR KUSUR ETMİŞSEK AFFOLA...

YENİ EMPERYALİZME KARŞI YENİ TÜRKİYE



Bülent ERANDAÇ

Altı küresel güç, Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Çin; içinde bulunduğumuz en az 2099'a kadar sürecek 21'inci Yüzyıl'ınKÜRESEL PAYLAŞIM planları üzerinde harıl harıl çalışıyor. Bu güçlerin yeni emperyalizm yolundaki taktik ve stratejileri, günümüzün parlayan bölgesel güçleri, Türkiye, Hindistan, Brezilya tarafından dikkatle takip ediliyor. YeniKÜRESEL PAYLAŞIM savaşında, 1 ve 2'inci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi bloklar resmen savaşmıyor. Yeni emperyalist mücadelede, esas olarak sivil görünümlü PSİKOLOJİK HAREKÂTicra ediliyor. Altı küresel gücün amacı, hükümetleri, kurumları, silahlı kuvvetleri, kanaat önderleri ve halkın düşüncelerini, davranışlarını değiştirerek, kendi emelleri uğrunda kullanmak... Asker, tehdit unsuru olarak, onun yıkıcı ateş gücü kenarda bekliyor. Onların yerine, bu harekâtın içinde terörist guruplar, istihbarat destekli sivil toplum kuruluşları, hukuk ve yargı, medya, etki ajanları, ekonomi (faiz lobisi- silah ve petrol baronları) var. Yönlendirme aracı olarak ta para, din ve mezhep en çok kullanılan enstrümanlar. 

PLAN 2001'DE BAŞLADI 

KÜRESEL PAYLAŞIM 
planlarında, ne tesadüftür, 1. Numaralı Sıklet Merkezini Genişletilmiş Ortadoğu ve Avrasya oluşturuyor. Bu bölgenin seçilmesinde, petrol/gaz ve enerji boru hatlarının güvenliğinin birinci derecede önemli olduğunu görmemek, anlamamak mümkün mü? Amerika-İngiltere (Ve Avrupa) merkezli stratejik beyinler, yeni emperyalizm planlarını 2001'de, İkiz Kulelere saldırı sonrasında uygulamaya başladı. Önce Afganistan işgali başladı. EL KAİDEbahane edilerek dünyanın yeni küresel gücü Çin'in önünü kesmek için harekete geçtiler. Yeni Ortadoğu dizayn edilirken, petrol/gaz merkezlerini ırkmezhep ayrımları üzerine şekillendirmek ve İsrail'im güvenliğini sağlamak öncelikli olarak değerlendirildi. Irak işgal edildi. 3'e bölündü.
Kürt, Şii, Sünni bölgeler şekillendi. Sıra Suriye'ye gelince, Rusya ve Çin'in gelişmelere set çekmesi, bugün sınırlarımızda yaşanan kan ve gözyaşlarına yol açtı. Türkiye, Mısır ve Ukrayna üzerinde psikolojik harekât başlatıldı.
Ukrayna ve Mısır'da işi hallettiler.
Tayyip Erdoğan liderliğindeki YENİ TÜRKİYE ise planlarını çökertti.
IŞİD'in Yeni Ortadoğu şekillenmesinde çok iyi kullanılan bir enstrüman olduğu ortaya çıktı. IŞİD'i yaratan, hazırlayan Batı'dır. Şimdi, PKK-PYD aşkını gözlüyoruz.
İlginçtir, 1999 YILINDA Öcalan'ı Türkiye'ye teslim eden ABD, 15 yıl sonra PKK'ya, onun Suriye kolu PYD'ye sarıldı. Derin Amerika, PKK'da ne cevher görmüş olabilir? Derin Amerika-İngiltere-Almanya-Fransa, Kandil'i şımarttılar. Bir taraftan Yeni Türkiye'nin çözmekte olduğu çözüm sürecini sabote ettiriyorlar. Diğer taraftan PKKPYD'ye Kuzey Suriye'de hayat veriyorlar.
ERDOĞAN-DAVUTOĞLU OYUNU GÖRÜYOR: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan "Her türlü melanetin, olanların arkasında bir ÜST AKIL VAR" diyerek, oynanan oyunlarını, emperyalizmin paylaşım mücadelesini gördüğünü, iyi analiz ettiğini gösterdi. Başbakan Ahmet Davutoğlu, oynanan küresel paylaşım kavgasının ruhunu biliyor. Nitekim önceki gün; Ortadoğu'yu dizayn eden İngiltere'nin yayın organı BBC'e anladıkları dilden konuştu: "Sınırlarımızda, PKK, İŞİD, Esad istemiyoruz.'' Bu ne demektir? Esad üzerinde, Amerika-Rusya'nın oynadıkları oyunun görülmesidir. Batı'nın, PYD üzerinden, Kuzey Suriye'de yeni bir devletçik çıkarmalarının iyi analiz edilmesidir.

SONUÇ: Yeni emperyalizmin, petrolgaz ve enerji boru hatlarını kontrol bağlamında ırki-mezhebi yeni devletçciklerle kurgulanan yeni paylaşım planlarını bertaraf etmede olmazsa olmazımız şudur: Yeni emperyalizmin paylaşım haritasını bir zamanlar Sevr planlarını yırttığımız gibi yırtmanın dayandığı güç 77 milyonun birliğinden geçiyor.
91'İNCİ YAŞINA GİREN CUMHURİYETİMİZ YENİ BİR RUH VE HEYECANLA BİRLİK VE BERABERLİĞİNİ SARSILMAZ BİÇİMDE SÜRDÜRDÜKÇE ERDOĞAN-DAVUTOĞLU YENİ TÜRKİYE LİDERLİĞİ; HER OYUN PLANINI BERTARAF ETMEYE-YIRTMAYA MUKTEDİR OLACAKTIR.

http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/erandac/2014/10/30/yeni-emperyalizme-karsi-yeni-turkiye

İSRAİL MESCİD-İ AKSA'YI MÜSLÜMANLARA KAPATTI

İsrail polisi, Batı Kudüs’te aşırı sağcı hahama yönelik silahlı saldırının ardından ikinci bir bildirime kadar Mescid-i Aksa’nın tüm Müslümanlara kapatıldığını duyurdu.



Batı Kudüs'te "aşırı sağcı" hahamın silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmasının ardından İsrail polisi, ikinci bir bildirime kadar Mescid-i Aksa'nın tüm Müslümanlara kapatıldığını duyurdu.

Buna göre turistler ve Yahudi yerleşimciler de dahil hiç kimsenin Aksa'ya girişine izin verilmeyecek.
İsrail basınında çıkan haberlerde, yaralanan kişinin haham Yehuda Glick olduğu ve "aşırı sağcı" bir Yahudi örgütünün başkanlığını yaptığı ifade edilmişti.

Bu arada, İsrail polisinin, Batı Kudüs'te "aşırı sağcı" hahama yönelik silahlı saldırının ardından bir Filistinliyi öldürdüğü bildirildi.

İsrail Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Micky Rosenfeld, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Terörle mücadele polisi, Abu Tor'da (Doğu Kudüs) bir evi kuşattı. Kendilerine ateş açılması üzerine şüpheli vurularak öldürüldü" ifadesini kullandı.

Öldürülen Filistinlinin 32 yaşındaki Mu'taz Hijazi olduğu öne sürüldü.


Filistin yönetimi, İsrail'in Doğu Kudüs'te yaşanan gerilimin sorumlusu olduğunu belirterek, devam eden saldırılar ve gerilimin tırmandırılmasının Filistin halkına, kutsal değerlerine, Arap ve İslam ümmetine açılmış bir savaş olduğunu belirtti.

29 Ekim 2014 Çarşamba

BİZİM ÜST AKLIMIZ VAR MI?

Ali Nur Kutlu 

Biraz canımızı acıtacak uzun bir yazı. Duygusal tepki yerine, sakin kafayla sorunumuzu anlamak isteyenler için yazdım.
Türkiye'yi hedef alan bir kaç olay var ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın deyimiyle, üst akıl tarafından yönetiliyor. Bu üst aklın kurgusal zekasına, geniş çaplı etkisine ve hedefe kilitlenmesine komplo teorisinden uzak, dikkatlice bakmalıyız. Bu zeka; hepimizi şaşırtan beklenmedik hamleler yapan, ittifaklar kuran, sokağı ve toplumun farklı sosyal katmanlarını harekete geçirecek kadar güçlü, stratejik, derin ve uluslararası etkilere sahip. Bu üst aklın kimler olduğu, ne amaçlarla Türkiye'ye karşı bu operasyonları yaptığını, kime hizmet ettiğine dair hepimiz farklı tahminlerde bulunabiliriz.
Bence tartışılacak konu, üst aklın kimler, hangi ülkeler, hangi güçler olduğu meselesi değildir. Bu daha spekülatif, daha popüler bir tartışmadır. Size şunu söyleyeyim, bu tartışmalar züğürdün zenginin malını konuşup yorulmasına benzer. Sonunda Yahudileri, İngilizleri, Amerikalıları, onların istihbaratını, düşünürlerini, sermayesini, medyasını yüceltir ve kendimizi ezik hissederek tartışmaya son veririz.
Biz dört olayda bu üst akıl denen merkezin yönettiği operasyonlara maruz kaldık: Suriye, Gezi, Cemaat ve Kürt (Kobani) sorunu. Hepsinde çok büyük zorluklar yaşadık ve hepsinde ülke uçurumun eşiğinden döndü. Çok derin yaralar aldık ama Allah'ın yardımı, milletin ülkesine ve devletine olan bağlılığı ve R.T. Erdoğan'ın liderlik özellikleri sayesinde ölümcül darbelerden kurtulduk ama tehlike hala geçmiş değil.
Suriye konusunda üst aklın yapmaya çalıştığı şey Alevi fay hattında deprem, Suriye ve İran ile sıcak bir savaşa sokmaktı bizi. Şaşkınlıkla izledik; bu tartışmada en rafine İslamcı gruplar, cemaatler, yazarlar, aydınlar bile sarsıldı, şaşırdı ve hükümet karşıtı oldu birden. Ülkenin içinde resmen Esed yanlısı bir muhalefet oluşturmayı başardılar ve alenen de propagandasını yaptılar. CHP gibi devletin kurucu partisinin vekilleri Esed ile fotoğraf çektirip, destek verdi. Anketlerde milletin bu konuda hükümeti beklendiği kadar desteklemediği çıktı, Ak Parti içinde bölünmeler bile oldu. Uçağımızı bile düşürdüler bu oyun içinde. İran ve Suriye akıllara zarar bir istihbarat ve iletişim çalışmasıyla milletin aklını çeldi.
Acı gerçek şu ki, hükümet tüm bu kamuoyu oluşturma operasyonu karşısında başarısız kaldı. Suriye muhalefetini istediği gibi örgütleyemedi, uluslararası kamuoyu oluşturamadı ve haklı olduğu Suriye politikası konusunda bile haksız konuma düştü. Devlet, İran ve Suriye'nin yıllardan beri inceden, derinden, gizliden oynadığı oyunları göremedi, okuyamadı, önlemini alamadı. Üst akıl denen şey, Rusya'nın, Çin'in, İran'ın da içinde olduğu bir oyunla az kalsın bizi boğuyordu.
Suriye krizi devam ederken, patlak veren Gezi olaylarını yönetmek için kurulan kriz masasında, ülkenin tüm önemli kurumları en üst düzeyde temsil ediliyordu. Toplantıda ortak kanaat, Gezi olayını küçük, marjinal grupların tahrik ettiği, kısa sürede bitecek, önemsiz eylemler olduğu yönündeydi. Ancak Gezi; hükümeti, ülkeyi, milleti esir alacak kadar sarsıcı şiddet olaylarına, toplumun büyük kesimlerini etkisi altına alan bir krize dönüştü. İngiltere'deki finans merkezlerinden Amerika'daki medya kartellerine, Türkiye'deki reklam sektöründen sanatçı dünyasına, çevrecilerden polis teşkilatındaki illegal yapılanmaya, internet korsanlarından yasa dışı örgütlere, Alevi fay hattından eski derin devlet artıklarına kadar akıl almaz çevreleri etkileyen, dönüştüren bir olaydı aslında Gezi. Bu çapta bir olay, hiç Taksim'deki ağaç meselesi gibi komik bir gerekçe ile büyüyebilir mi? Gezi, çok uzun süredir gizliden ve derinden mayalanmış, beslenmiş, büyütülmüş doğrudan hükümeti devirmeye amaçlayan bir olaydı. Yine bir üst aklın yönettiği, yönlendirdiği bu operasyondan haberimiz olmadı, okuyamadık, öngöremedik, önlem alamadık. İddia ediyorum hala da Gezi'nin soğukkanlı, analitik ve derinlemesine bir analizi yapılmamıştır.
Sanırım Gezi olaylarından daha fazla bizi şaşkına çeviren şey, Cemaatin isyan bayrağını çekmesi olmuştur. Tabii bu isyanı da dershane düzenlemesine duyulan tepkiye bağlayan saf kişiler oldu. Cemaatin örgütlenmesi, faaliyetleri, uluslararası ilişkileri ve motivasyon yöntemleri üzerine onlarca yazı, makale ve kitap yazılabilir. O kadar derin, karmaşık geniş bir konu ve kesinlikle farklı bir akılın ürünü. Devletin, hükümetin ve Ak Parti'nin can damarlarını kesmeyi hedefleyen bu yapı, ilginçtir yine aynı yerlerin yıllarca safça verdiği destek sayesine bu kadar güçlendi. Fark edilmedi, okunamadı, önlem alınamadı. Halen de tam anlamıyla çözülmüş, anlaşılmış değil. Buradaki üst aklın daha sofistike, daha steril ve derin olduğunu itiraf edelim.
Yıllardan beri sıkıntısını yaşadığımız Kürt sorununun artık gizli bir üst akıl değil, neredeyse yabancı ülkelerin dışişleri bakanları tarafından yönetildiğini artık hepimiz görüyoruz. Kobani meselesiyle Kürt sorunu hem fiziki toprak melesine dönüştü, hem Suriye konusuna dahil oldu, hem de üçüncü ülkelerin PKK aşkının aleni ilanına neden oldu. Sözde bizimle Katolik nikahı yapmış Amerika, havadan attığı silahlarla birden PKK'ya aşık olduğunu itiraf etmiş oldu. Kürt sorununa istediği anda, neredeyse tüm şehirlerde, sokaklarda şiddeti tırmandıracak kadar hakim olan üst aklın varlığını ne zaman keşfettik acaba? Keşfettiysek ne yaptık sorusu bence daha zor bir soru.
Sonuçta farklı ya da aynı kişilerden, çevrelerden, güçlerden oluşan üst akılların yönettiği çok kapsamlı, çok derin ve çok tehlikeli saldırılarla karşı karşıyayız. Şaşırtıcı olan şey örneğini verdiğim dört olay tam olarak bitmedi ve hala tehlike olmaya devam ediyor. Unutmayınız Ukrayna, Mısır, Libya bu karanlık üst akılların tek bir hamlesiyle perişan oldu, iç savaşlar çıktı. Allah'a ne kadar şükretsek azdır, ülkemiz ve milletimiz hala dimdik ayakta, ekonomimiz güçlü ve demokrasimiz işliyor.
Bir soru sorumamız ve büyük devlet olarak gereğini yapmamız lazım:
Bizim tüm bu oyunları görecek ve ülkesini korumak için karşılığını verecek bir üst aklımız var mı?
Twitter.com/alinurkutlu
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/AliNurKutlu/bizim-ust-aklimiz-var-mi/56661

28 Ekim 2014 Salı

BEL'AMIN SON KEHANETİ



Mustafa ÖZCAN

Henri Kissinger  iki de bir Daily Squib adlı yerel gazeteye aynı kehaneti tekrarlıyor.   Daily Squib adlı gazeteye 27/11/2011 tarihinde konuşmuş, ABD’nin Rusya-Çin mihverini ezmek için 7 petrol zengini Arap ülkesini işgal edeceğini ve mali imkanlarına el koyacağını söylemişti. Bu sözleri epey yankılanmıştı.  Eylül 2013 ve Ekim 2014 tarihinde yine aynı kehanetini güncellemiştir.  Daily Squib gazetesine 2011’deki konuşmasını 89 yaşında iken yapmıştı. Şimdi 93 yaşında yine kehanet suretindeki hezeyanlarını tekrar ediyor. Daily Squib gazetesi Kissinger’i şöyle tanıtıyor: Henry Kissinger, the most famous living practitioner of international statecraft.  Uluslararası siyaset sanatının en iyi ustası!  2011 yılındaki konuşmasında ezcümle şunları söylemiş: “ABD Çin ve Rusya’yı dövecek, bu, İsrail’in temel tehdidi olan İran’ın tabutuna son çivi mesabesinde olacaktır.  Çin’in askeri olarak güçlenmesine göz yumacağız ve Rusya’nın Sovyet dönemini özenerek sahte kabadayı güveni  kazanmasını sağlayacağız. Ardından da ümüklerine bineceğiz.  Bu onların hızlı bir biçimde imha olmalarını sağlayacaktır. Biz cesaretle tetiğe basacağız. Onlar teşebbüse geçtiklerinde silah ateş alacak.  Gelecek savaş böylece tek bir süpergücü ortada bırakacaktır.  Rusya ve Çin tasfiye olacak ve geride kalan sadece bizim halkımız olacaktır.  Avrupalılar talihin kimden yana olduğunu idrak ederek; kendilerini buna uyarlıyorlar.  Talihin kime güldüğünü görerek Avrupalılar iç bütünlüklerini koruyan müşterek bir devlet haline gelmeye azimet gösteriyorlar.  Üçüncü Dünya Savaşının patlama anını iple çekiyor, özlemle bekliyorum!” Kissinger Batılı orduların yahut en azından ABD’nin ordu olarak iyi eğitilmiş ve zinde olduğuna parmak basıyor.  Kaynaklarına el koyacakları 7 ülkenin ise adını  vermiyor.
Ekim 2014 yılı itibarıyla ve aynı gazete üzerinden Kissinger kehanetini yinelemiştir.  Zamanın olgunlaştığını ve yükselişe geçen Rusya ve Çin’i dünya sahnesinden indirmenin vaktinin geldiğini düşünüyor. Bu yükselen güçleri devre dışı bırakmak için 7 Arap ülkesini işgal edecekleri kehanetini tekrarlıyor. Irak işgalinin bahanesi kitle imha silahları olsa da aslında amacı PNAC programı dahilinde ABD’nin müstakbel rakiplerini Ortadoğu üzerinden silmek, bertaraf etmekti. Lakin direniş nedeniyle hesapları bozulmuş ve petrol fiyatlarının artması nedeniyle de işgal ABD’nin değil aksine Rusya’nın işine yaramıştır. ABD Suriye’de Rusya ile birlikte hareket ederek İslam alemini zayıflatmak istemiştir.  Arap Baharı ve kurulu rejimlerin refleksi üzerinden zeminin gevşemesiyle birlikte ABD’nin cesareti geri gelmiş, Kissinger de kehanetlerine  geri dönmüştür.  11 Eylül 2001’den sonra direniş ABD’nin hesaplarını bozmuştur.  2011’den itibaren gelen Arap Baharı zemini yeniden yumuşattı.  Böylelikle ABD’nin sönen rüyaları ve umutları yeniden nüksetmiştir. Oyunları onlara yeni bir tuzak olabilir. Şimdi Obama ve sonrasında George  Walker Bush’un yapamadığını tekrarlamak istiyorlar. Bu yeni bir dünya savaşı anlamına gelmektedir. Ortadoğu’nun üzerine çökerek, onun üzerinden yeniden dünyaya nizamat vermek, dünyayı denetimleri altına almak istiyorlar.  BOP projesinde olduğu gibi İslam dünyasını İsrail ve ABD şemsiyesi altına alarak Çin ve Rusya’yı bastırmak istiyorlar.
Son gelişmelerle birlikte bahardan kışa; Obama’dan Bush’a dönmüş olduk.  Kissinger açıkça Bush’ların planını yeniden ısıtıyor. Bu da bölge üzerinden dünyaya hükmetmek. PNAC programı bundan başka bir şey değildi.  Bush yönetimindeki bir ekip Ortadoğu’nun kaynaklarına el koyarak dünyaya hükmetmeyi kafalarına koymuştu.  Şimdi aynısını Kissinger bir kez daha ortaya atıyor (Kissinger: America is forced to occupy 7 oil countries to dominate the world). 11 Eylül sonrasında bunu denediler ama direniş üzerinden sekteye uğradı.  Saddam ve Taliban’ı bahane edenler günümüzde IŞİD  bahane ederek, İran’ı yanlarına çekerek aynı hedeflerine varmaya çalışıyorlar.  İran, Rusya ve Çin’i yedekte tutsa bile Batı bloğuna göz kırpıyor.  Batı bloku da Sünni çoğunluğa karşı İran’ı  gizli müttefik olarak görüyor.  Hem Deccal hem de Yecüc Mecüc bloğuyla birlikte hareket ediyor.   Kissinger mezhep savaşları ve kargaşa üzerinden (Arap Baharını yerli uşaklarıyla birlikte kaosa çevirdiler) ABD’nin Ortadoğu’yu ve ötesinde dünyayı yeniden şekillendireceğini düşünüyor. Bütün bu gelişmelerin neticesinde üçüncü dünya savaşının patlak vereceğini ve Ortadoğu’nun bu savaşın sahalarından biri olacağını öngörüyor.  ABD-AB ortaklığının Rusya ve Çin ile kapışacağını ve Müslümanların da bu savaşın yakıtı olacaklarını tasavvur ediyor. Kissinger, Çin ve Rusya’nın dünyada büyük heybete haiz olduğunu ve bunun izalesi gerektiğini savunmaktadır.  Kissinger’in 2011, 2012 ve 2014 tarihlerinde yaptığı konuşmaları alt alta topladığınızda İngiliz gazetesi Daily Mirror’ın Aynu’l Arabın düşmesinin üçüncü dünya savaşını tetikleyeceğini boşuna yazmadığını kanaatine varıyorsunuz.  Suriye Kobani’nin alt tarafına indirgenmiştir.  İşgale namzet ülkeler,  Arap Baharı sonrasında son güçlerini halklarına karşı kullandıklarından hiçbir işlevleri, rezervleri kalmamıştır. Türkiye ise IŞİD ve PYD kıskacıyla  bunaltılmaktadır.  Paralel yapıyla ilgili üst akıl değerlendirmesinde ek olarak Kobani konusunda konuşan  Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’ye yönelik yıpratıcı bir kampanya yürütüldüğüne parmak basmaktadır. Kobani üzerinden bir üst  aklın devreye girdiğini söylemiştir. Adeta Esat’ı yıkma hedefi yerine, Türkiye’yi yıkma hedefi konulmuştur.  Kürtler üzerinden bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar.   Bu, üst aklın marifeti midir? 

Kaynak: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/mustafa-ozcan/belamin-son-kehaneti-8213.html

ÖNÜMÜZDEKİ ALTI AY

Mehmed Şevket Eygi

Mehmed Şevket Eygi

09 Ekim 2014 Perşembe

Uyanın Tedbir Alın… 
HER tarafın, her kesimin, devletin hesabı kitabı, planı, stratejisi, mekri var. ABD’nin, Rusyanın, AB’nin, İsrail’in, Suudî Arabistanın, İran’ın, Çinin ve Türkiyenin… 
Kripto Yahudilerin, Kripto Haçlıların, Sabataycıların, Pakradunilerin… 
İktidarın hesapları, muhalefetin hesapları… 
Dinî cemaatlerin… 
Masonların… 
Militan Kürtlerin hesapları… 
Peki hangisinin hesabı kitabı stratejisi başarıya ulaşacaktır? 
Hiçbirininki… Allahın takdiri/kaderi neyse o olacaktır. 
ABD’nin, İsrail’in tezgahladığı Büyük Ortadoğu Projesi İslam dünyasını kan ateş boğazlaşma içinde parçalamaya devam edecek ama sonunda o plan proje de çökecektir. 
Şeytanî şer güçleri dünyayı üçüncü bir genel savaşa sürüklüyor. Enkazın altında Müslümanların kalacağını sanıyorlar. Kendileri de kalacaktır, kendileri de yıkılacaktır… 
Çok uzağa gitmeye lüzum yok… Önümüzdeki altı ayın büyük ama çok büyük ve korkunç hadiseleri sahne olacağını sanıyorum. 
Sen kâhin misin? Hayır kâhin değil, muhamminim (tahmin edenim). 
Bayramdan birkaç gün önce, üç dört dostum bendenizi, bir güney doğu şehrimize iki günlük bir seyahate çağırmışlardı. Gitmedim… Onlar gittiler ve dönüşte hakkın varmış dediler. 
Yukarıda altı ay içinde demiştim… 
Neler olacakmış? 
Kâhin değilim… Neler olacağını bilemem ama çok acayip işler olabilir. 
Goeben=Yavuz zırhlısının 1914’te Sivastopolu vurması… 
Kobanideki savaş yüzünden bazı doğu ve güneydoğu şehirlerimizde, İstanbulda olup bitenleri görüyorsunuz. 
Çarpışmalar, bombalar, Molotof kokteylleri, ölenler, yaralananlar… Sokağa çıkma yasakları… 
Türkiyemiz bir tuzağın içine çekilmek isteniyor. 
Ya Rabbi ne korkunç, ne şeytanî hesaplar… 
İslam ve iman kardeşliğini yıktılar, Türkiyenin parçalanmasına yol açtılar. 
Türkiye yüzde 99 olmasa bile çoğunluk itibarıyla Müslüman bir ülkedir. Ümmet birliği olsaydı, iman kardeşliği olsaydı bugünkü duruma düşer miydik? 
Müslüman halkı dünyevileştirdiler, sonunda büyük bir çözülme, gevşeme ve yabancılaşma oluştu. 
Merhum Üstad Necib Fazıl ne demişti: Biz uzun yıllar boyunca küfür buzulunu hohlalaya hohlaya erittik ama sonunda korkunç bir çamur deryası içinde kaldık. 
Olup bitenlerle, olacaklarla zinanın, ribanın, iffetsizliğin, namazı terk etmenin, rüşvetin, haram kara servetlerin, şeytanî yüksek binaların, açıkta utanmadan arlanmadan işlenen büyük günahların alakası vardır. 
Ayasofya ve bugünkü vahim hadiseler… Bunların arasında bir bağ var mıdır? Elbette vardır. 
Doksan yıldır bu memlekette ne zulümler edildi… Biz hatırlamasak bile nice ahlar var. Önümüzdeki aylarda o ahların nasıl yakacağını göreceğiz. 
Bunca şirk, küfür, nifak ve günah… Bunca azgınlık… Bunca ah birikimi… Bunlar büyük çalkantılara, âfetlere, azaplara sebep olur. 
Kurtuluş yok mu bunlardan? 
Hiç olmaz olur mu? Ölümden başka her derdin devası vardır. 
İşlenmiş kötülükler bilinecek, kabul edilecek, bunlardan pişman olunacak ve tevbe edilecek. 
Bunların telafisi için ne yapmak gerekirse yapılacak. 
Mesela Ayasofya tekrar Müslümanlara iade edilecek. 
Azgınlıklar, yüzde yüz kaldırılamasa da frenlenecek. 
Mü’minler kardeş olacak ve bu kardeşliğin bütün icaplarını yerine getirecek. 
Bir İmam-ı Kebir’e biat ve itaat edilecek. 
Ahlaksızlıkla, iffetsizlikle, haram yeme ile mücadele edilecek. 
Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılacak. 
Ortadoğu, içi ateş dolu bir uçurumun kenarında, bizim param parça bölük pörçük Müslümanlar, İslamcılar ne yapıyor? 
Birleşmek için bir adım atan, bir parmağını kaldıran var mı? 
Tashih-i itikad seferberliği var mı? 
Beş vakit namaz konusunda yurt genelinde bir kampanya var mı? 
Kur’ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına yöneliş var mı? 
On kadar icazetli alimin, fakihin, şeyhin Müslümanları uyandırmak ve toparlamak için yayınladıkları bir beyanname var mı? 
Bu yazımı okuyacak kardeşlerime acizane ve naçizane bazı tavsiyelerim olacak: 
1. Az da olsa mutlaka sadaka versinler. 
2. Namazlarını aksatmasınlar. 
3. Can u gönülden ihlasla dua etsinler. 
4. Tûl-i emellerini, dünya hırslarını frenlesinler. 
5. Kesinlikle israf etmesinler. 
6. Doğalgaz kesilmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olsunlar, tedbir alsınlar. 
7. En az bir haftalık su ve erzak depolasınlar. 
Perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş… Dedikoduları, magazin edebiyatını bırakalım ve önümüzdeki altı ay içindeki perşembelerini sezmeye çalışalım. 
Ne acayip günler yaşıyoruz! 
Diyarbakırda altı katlı binanın terasındaki keçi aşağıya atlamış ve bir çocukcağızı öldürmüş. Tarih boyunca böyle bir kaza olmuş mu? 
Umraniyede bir AVM inşaatının temeli kazılırken dinamit patlatılmış ve gökten taş yağmış. 
Fuhuş, müstehcenlik, azgınlığın, ahlaksızlığın her türlüsü. 
Milyonlarca çocuğumuz bonzai tehdidi altında. Devlet, aileler ve okullar bunu niçin önleyemiyor? 
İnşaallah fazla kötülük olmaz. İnşallah Türkiye kendini ıslah eder de azaba uğramaz. 
Siz yine tedbirli olun, hazırlıklı olun. 
Ayasofyayı hiç unutmayın, Fatih Sultan Mehmed’in lanet şartlı vakfiyesini hiç unutmayın. İskilipli Âtıf efendinin feryadını duymuyor musunuz? O Ankarada bir sabah ezanı okunurken sehpaya çıkartılıp asılmıştı. 
Osmanlı şerbetçisi tatlı su Müslümanları, uyanın uyanın artık? 
Hakiki İslam hocalarının, ulemasının, meşayihinin ellerinden öperim ama din baronlarına bağırabildiğim kadar uyanın uyanın diyorum. 
Ben kim mi oluyorum?.. 
Biçare bir feryatçı… 


ÖNEMLİ TAVSİYELERİM

Mehmed Şevket Eygi

27 Ekim 2014 Pazartesi 

Muhterem dostum… Selam ve hürmetten sonra… Bu yazımı okumanı tavsiye ediyorum. Okuduktan sonra düşün, aklın keserse tekliflerimi hayata geçir. Bu yazdıklarım beş altı ay sonrası için geçerlidir ve çok önemlidir.
1. Toplumda anarşi ve kaos başlarsa, yağmacılara karşı tedbirli ol. Kapını sağlamlaştır.
2. Bir haftalık veya on günlük (daha fazla için de olabilir) yiyecek stoğu yap. (Soğan ve sarımsağı ihmal etmeyin. Her ikisi de tabiî ilaçtır.)
3. On günlük su (içme ve kullanma suyu) stoğu.
4. Soğuk kış aylarında doğal gaz kesilirse soba ve odun kömür.
5. Elektrik kesilmelerine karşı mum, gazyağı lambası vs.
6. İlk yardım için tıbbî malzeme, aspirin, Çin Yağı, romaren=biberiye, lavanta yağı gibi birkaç temel ilaç.
7. İstanbul’dan yazlığına veya köyüne intikal edebilmek için plan ve program yap.
8. Bir kenara bir ay yetecek para koymaya çalış.
9. Yaşadığın mahallede, apartmanda aklı başında kimselerle toplanıp gerekli kararları alın.
10. Mânevi tedbir: Allah rızası için, gücün nispetinde sadaka ver. Allah için ihlasla verilen az sadaka çok belayı def’eder.
11. Bildiğin duaları oku, bilmediklerini öğren.
12. Allahtan korunma ve yardım iste.
13. Azgınlıklardan, beyinsizliklerden, büyük günahları açıkta ve açıkça işlemekten uzak dur.
14. Haram gelirler, servetler belaları, azapları, uğursuzlukları çeker. Onlardan arınmaya çalış.
15. Henüz namaz kılmıyorsan beş vakti kılmaya niyet et ve başla.
16. Hiç olmazsa arada bir camiye, cemaate git. (Arkasında kılınan namazların makbul olacağı sanılan salih imamlar ara, onların camiine git.)
17. Sakın beddua etme, başta kendin olmak üzere herkesin ıslahı için dua et.
18. Dilini gıybet, nemime=laf taşımak, iftira, yalan gibi kötülüklerden koru.
19. Her türlü israftan, hele aziz ekmeği çöpe atmaktan uzak dur.
20. Hayvanlara ve bitkilere merhamet et. Sakın onlara zarar verme, acısını çok acı çekersin.
21. Nefs-i emmâreni, en azından nefs-i levvame derecesine çıkartmaya çalış.
22. Medyadaki müstehcen fuhuş yayınlarını okuma, seyr etme.
23. Zinadan, göz zinasından uzak dur.
24. Ribadan bucak bucak kaç.
25. Mü’min kardeşlerini sev, onlara acı, onlara yardımcı ol, onlara güler yüz göster.
26. Eski günahlarına tevbe et, pişman ol.
27. Her sabah ve akşam üçer kere besmele duası oku. (Bismillahirrahmanirrahim… Bismillahi hayril esma… Bismillahillezi lâ yadurru şey’un fil ard ves sema ve hüves Semiül Alîm…) Bunu sakın ihmal etme. Can simididir.
28. İtikadını tashih et. Mezhepsizlikten, Mutezileden, mürcieden, mücessimeden, müşebbiheden, Necdîlikten, dinde reformculuktan, dinde yenilikten, dinde değişimden, Fazlarruhmancılıktan, BOP’çuluktan, light ve ılımlı İslamdan, her türlü İslamcılıktan, İslam Protestanlığından, cemaat holiganlığından uzak dur.
29. Evine, matbaa baskısı da olsa sanatlı bir Hilye levhası as. Hayırlara ve korunmaya vesile olur.
30. Kapına Yâ Mâlike’l-mülk yazılı bir hat as.
Muhterem dostum!.. Sana esenlikler, sıhhat afiyet selamet korunma diliyorum. Lütfen bu fakire de dua buyurunuz.
Allahın hıfzına ve yardımına nail olmak için gereken sebep ve vesilelere yapışalım.
Ey Ekremülekremîn ve Erhamürrahimîn olan Rabbimiz!.. Biz günahkâr, âciz, gafil mü’min kullarını âhir zaman fitnelerinden koru…


Not: Üstad Mehmed  Şevket EYGİ'nin iki yazısını uyarı açısından önemli gördük. Yayınlıyoruz.  


25 Ekim 2014 Cumartesi

DÜNYANIN YARISI ÜÇ GÜN KARANLIKTA KALACAK

ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) önümüzdeki aralık ayında Dünya'nın yarısının 3 gün karanlığa gömüleceğini açıkladı. 

Dünya'nın yarısı 3 gün karanlıkta kalacakNASA yetkilileri yaşanacak bir Güneş fırtınası nedeniyle, 21, 22 ve 23 Aralık tarihlerinde Dünya'nın bir bölümünün Güneş yüzü görmeyeceğini bildirdi. 

Haberi medyayla paylaşan NASA'nın Başkanı Charles Bolden, Dünya kamuoyuna olağanüstü olay karşısında sakinliğini korumasına yönelik çağrıda bulundu. Bolden, uzay olayının son 50 yılın en büyük Güneş fırtınası olacağı için Dünya'daki karanlığın bu kadar uzun süreceğini belirtti.


Not: Bu haberin asparagas olduğu ifade edilmiştir. Yine de gaybi bir çok haberde üç gün karanlık konusu işlenmiştir. Ne zaman gerçekleşeceğini Allah bilir.

23 Ekim 2014 Perşembe

ODED YİNON PLANI: 1980’LERDE İSRAİL İÇİN BİR STRATEJİ



A Strategy for Israel in the Nineteen Eighties

by Oded Yinon 

İngilizce metni için link:


Türkçe tercümesi için link: 


Dileyen okurlarımız Yinon planının tam metnini ingilizce ve türkçe olarak okuyabilir. Ancak yazı çok uzun olduğu için yazıdan seçmeler yaptık.

YİNON PLANI ÖZETİ

İnsanın gideceği yönü seçmesinde etik değerlerin hiç bir payının olmadığı buna karşın maddi ihtiyaçlarının yönlendirdiği görüşü günümüzde ağırlık kazanmaktadır ve dünyada hemen hemen tüm değerlerin yok olmaya yüz tuttuğunu görmekteyiz.

 Dünya kaynakları, petrolde Arap tekeli ve Batı dünyasının ihtiyaç duyduğu hammaddelerin çoğunu üçüncü dünya ülkelerinden ithal etmesi ihtiyacı için olacak savaşlar dünyamızı şekillendirmektedir.
Müslüman Arap dünyası yabancılar tarafından sakinlerinin istek ve talepleri gözönüne alınmadan yapılmış geçici bir kağıttan kule gibidir. 1920’lerde Fransa ve İngiltere tarafından gelişigüzel bir şekilde hepsi azınlıkların ve birbirine düşman olan etnik grupların kombinasyonundan oluşan 19 bölgeye bölünmüştür.

Mısır dışında, tüm Mağrip devletler Araplar ve Arap olmayan Berberilerin karışımından oluşmaktadır. Cezayir’de Kabile dağlarında şu anda bile ülkedeki iki ulus arasında iç savaş devam etmektedir. Fas ve Cezayir kendi içlerinde yaşadıkları kargaşanın dışında, İspanyol Sahrası için birbirleri ile savaş halindedir.   Militan İslam Tunus’un bütünlüğünü tehdit etmektedir ve Kaddafi, seyrek nüfusa sahip ve güçlü bir ulusu olamayacak bir ülkeden Arap bakış açısına göre yıkıcı olan savaşlar organize etmektedir.

Bugün Arap Müslüman dünyasındaki en parçalanmış ülke olan Sudan birbirlerine düşman olan 4 gruptan oluşmaktadır; Arap olmayan Afrikalı, putperestler ve Hıristiyanlardan oluşan çoğunluğu yöneten Arap Müslüman Sunni azınlık.

Mısır’da Sunni Müslüman çoğunluk yukarı Mısır’da baskın olan sayıları 7 milyona yakın olan büyük bir Hıristiyan azınlıkla karşı karşıyadır.

İsrail’in doğusundaki tüm Arap devletleri Mağrip’teki devletlerden bile daha fazla iç çatışmalar yüzünden parçalanmaktadır.  

Suriye temelde Lübnan’dan çok farklı değildir sadece güçlü bir askeri rejim tarafından idare ediliyor olması farkını taşır. Ancak  bugünlerde Sünni çoğunluk ve yönetimdeki Şii Alevi azınlık (nüfusun sadece %12’si) arasında yaşanan gerçek içsavaş içerdeki problemlerin göstergesidir.  

Irak, çoğunluğun Şii ve yönetimdeki azınlığın Sünni olmasına rağmen özünde komşularından hiç farklı değildir, Nüfusun %65’i politik konularda söz sahibi değildir, %20’lik elit bir zümre tüm gücü ellerinde tutmaktadır. Buna ek olarak Kuzey’de büyük bir Kürt azınlık vardır.

Körfez ve Suudi Arabistan’daki dengeler içinde sadece petrol olan bir kumdan ev üstüne inşa edilmiştir. Kuveyt’te, Kuveyt’liler nüfusun sadece %25’ini oluşturmaktadır.   Bahreyn’de Şii’ler çoğunluktadır ancak güç onlarda değildir. Birleşik Arap Emirlikleri’nde Şii’ler yine çoğunlukta olmasına rağmen Sunni’ler yönetimdedir.   Amman ve Kuzey Yemen içinde aynı şey geçerlidir. Güney Yemen’de bile önemli bir miktarda Şii azınlık bulunmaktadır.  Suudi Arabistan’da nüfusun yarısı yabancıdır, Mısır’lı ve Yemen’lidir; ama Suudi bir azınlık gücü elinde tutmaktadır.  

Ürdün aslında Trans-Ürdün’lu Bedevi bir azınlık tarafından yönetilen Filistin’lidir, ancak ordunun çoğunluğu ve  kuşkusuz bürokrasi şu anda Filistin’lidir. Aslında Amman en az Nablus kadar Filistin’lidir.  

Bütün bu ülkelerin göreceli olarak güçlü orduları vardır. Fakat aslında bu durum da bir problem yaratmaktadır. Suriye ordusu bugün çoğunlukla Sunni’dir ancak  subaylar Alevi’dir, Irak ordusu Sünni kumandanlara sahip Şii bir ordudur. Bu uzun vadede çok önemlidir ve bu sebeple uzun süre ordunun sadakatini korumak mümkün olamayacaktır. Sadece tek ortak payda olan İsrail’e olan düşmanlıkları konusunda anlaşabilirler ve bugünlerde bu bile yeterli değildir.  

Arap’lar gibi, bölünmüş olsalar da diğer Müslüman devletler de benzer bir  durumla karşı karşıyadırlar. Iran nüfusunun yarısı Farsça konuşan bir gruptan oluşur ve diğer yarısı da etnik olarak Türk bir gruptur. 

Türkiye’nin nüfusu Türk Sünni Müslüman bir çoğunluk (%50 civarı) ve iki büyük azınlıktan oluşur, 12 milyon Şii Alevi ve 6 milyon Sünni Kürt.  

Afganistan’da 5 milyon Şii nüfusun üçte birini oluşturur.

Sünni Pakistan’da 15 milyon Şii devletin varlığını tehdit etmektedir.  Fas’tan Hindistan’a  ve Somali’den Türkiye’ye uzanan ulusal etnik azınlık resmi, istikrarın yokluğuna ve tüm bölgenin hızlı bir şekilde dejenere olmasına işaret eder.  Bu tablo  ekonomik tabloya eklendiğinde tüm bölgenin nasıl ciddi problemlere karşı koyamayacak kağıttan bir kule şeklinde inşa edildiğini görebiliriz.  

Lübnan parçalanmıştır ve ekonomisi de parçalanmaktadır. Devlette merkezi bir güç yoktur sadece 5 fiili egemen otorite vardır; kuzeyde Suriye tarafından desteklenen ve  Franjieh aşireti tarafından yönetilen  Hıristiyan bölge, doğuda Suriye tarafından işgal edilmiş bölge,  merkezde Falanjistler tarafından kontrol edilen Hıristiyan kuşatma bölgesi,  güneyde ve Litani ırmağına kadar Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından kontrol edilen Filistin bölgesi ve Binbaşı Haddad’a ait Hıristiyan bölge ve yarım milyon Şii. 

Suriye çok daha vahim bir durumdadır.

Mısır en kötü durumda olan ülkedir; milyonlar açlık sınırındadır, işgücünün yarısı işsizdir ve dünyanın en kalabalık nüfüsuna sahip bu bölgede konut çok seyrektir. Ordu dışında verimli olarak çalışan bir bölüm yoktur ve devlet sürekli iflas halindedir ve barıştan bu yana verilen Amerikan yardımına muhtaçtır.

Körfez devletlerinde, Suudi Arabistan, Libya ve Mısır’da paranın ve petrolün birikimi çok fazladır ama bundan faydalanan küçük elit bir zümredir. Bu zümre geniş tabanlı bir destek ve kendine güvene sahip değildir ve bunlar hiç bir ordu tarafından garanti edilemez.

Bütün ekipmanları ile Suudi ordusu rejimi içte veya dıştaki gerçek tehlikelerden koruyamaz ve Mekke’de 1980’de yaşananlar bunun küçük bir örneğidir.

Günümüzde durumu tamamen başka bir hale dönüştürmek için önümüzde büyük fırsatlar vardır ve bunu önümüzdeki 10 yılda gerçekleştirmeliyiz aksi takdirde (İsrail) bir devlet olarak hayatta kalmamız mümkün olmayacaktır.      

MISIR

Mısır günümüzdeki politik görünüşe göre ve artan Müslüman-Hıristiyan ayrışması dikkate alındığında zaten halihazırda bir cesettir.   Mısır’ı coğrafi olarak farklı bölgelere bölmek İsrail’in Batı cephesindeki politik hedefidir.  

Mısır bir çok otorite merkezine bölünmüş ve parçalanmıştır. Eğer Mısır parçalanırsa, Libya, Sudan ve hatta daha uzaktaki devletler mevcut şekilleri ile varlıklarını sürdüremez ve Mısır’ın çözülmesi ile birlikte onlar da çöküşe katılır.  

Mısır’ın yukarı bölümünde Hıristiyan Kıpti bir devlet ile birlikte merkezi bir hükümet olmadan bölgesel güçleri ile bir kaç zayıf devlet düşüncesi tarihi gelişimin anahtarıdır ve barış anlaşması ile sekteye uğramış olsa bile uzun vadede kaçınılmazdır.

SURİYE

Lübnan’ın beş bölgeye bölünmesi Mısır, Suriye ve Irak da dahil olmak üzere tüm Arap dünyası için bir başlangıçtır ve aslında Arap yarımadası şimdiden bu yolda ilerlemektedir. Suriye ve daha sonra Irak’ın feshi ve Lübnan’da olduğu gibi etnik ve dini bölgelere ayrılması İsrail’in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana hedeftir.  

Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpki bugün Lübnan’da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet, Halep bölgesinde Sünni bir eyalet, Şam’da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğe Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan’da, mutlaka Havran’da Kuzey Ürdün’de  başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır.

IRAK

Bir taraftan petrol zengini olan ancak diğer taraftan parçalanmış bir ülke olan Irak’ın İsrail’in hedeflerine aday olması garantidir. Bizim için Irak’ın feshi, Suriye’nin feshinden bile dha önemlidir. Irak Suriye’den daha güçlüdür. Kısa vadede İsrail’in en büyük tehdidi Irak’ın gücüdür. Bir Irak-İran savaşı Irak’ı parçalayacak ve bize karşı geniş bir cephede çatışma organize etmesine imkan vermeden çökmesine sebep olacaktır.   Araplar arasındaki her türlü çatışma kısa vadede bize yardımcı olur ve Suriye ve Lübnan’da olduğu gibi önemli bir hedef olan Irak’ın parçalanması için yolu kısaltır. Osmanlı döneminde Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da etnik/dini bazda bölgelere bölünme mümkündür. Üç büyük şehir etrafında üç (veya daha fazla) eyalet var olacaktır: Basra, Bağdat ve Musul ve güneydeki Şii bölgeler Sunni ve Kürt kuzeyden ayrılacaktır. Mevcut İran-Irak çatışmasının kutuplaşmayı derinleştirmesi olasıdır.

SUUDİ ARABİSTAN

Arap yarımadasının tamamı iç ve dış baskılar sebebiyle çözülmeye adaydır ve özellikle Suudi Arabistan’da bu sonuç kaçınılmazdır. Petrole dayalı ekonomik gücünün baki kalması veya uzun vadede azalmasından bağımsız olarak, iç ayrışmalar ve kırılmalar mevcut politik yapının doğal ve açık bir sonucu olarak ortaya çıkacaktır.

ÜRDÜN

Ürdün kısa vadede stratejik bir hedeftir, uzun vadede ise değildir zira feshinden ve Kral Hüseyin’in uzun hükümranlığının bitmesi ve kısa vadede yönetimin Filistin’lilere geçmesinden  sonra gerçek bir tehdit.  

Mevcut yapısı ile Ürdün’ün uzun süre var olması ihtimal dahilinde değildir ve İsrail’in hem barışta hem savaşta sürdüreceği politika mevcut rejim esnasında Ürdün’ün tasfiyesi ve yönetimin Filistin’li çoğunluğa devri yönünde olmalıdır.

Filistin Kurtuluş Örgütü ve İsrail Arap’larının kendi planları olan 1980 yılındaki Shefa’amr planı göz önünde bulundurulduğunda, mevcut durumda iki ulusu ayırmadan, Arap’ları Ürdün’e ve Yahudi’leri ırmağın batısındaki bölgelere ayırmadan bu ülkede yaşamaya devam etmek mümkün değildir.
 

Yahudi nüfusunun dörtte üçünün nükleer bir dönemde büyük bir tehlike yaratan ve yoğun bir şekilde yerleşilmiş olan kıyı şeridinde yaşaması mümkün değildir. Dolayısıyla nüfusun dağıtılması mümkün olan en yüksek mertebedeki milli hedefimizdir, aksi taktirde hangi sınır içerisinde olursak olalım varoluşumuzu sürdüremeyiz. Judea, Samarya ve Galile ulusal varlığımız için tek garantidir. Bu dağlık bölgede hakim çoğunluk haline gelmez isek ülkeyi yönetemeyiz ve zaten kendilerinin olmayan, birer yabancı oldukları bu ülkeyi kaybeden Haçlılar gibi oluruz. 

Demografik, stratejik ve ekonomik olarak ülkeyi tekrardan dengelemek bugünün en önemli hedefidir. Beersheba’dan yukarı Galile’ye kadar olan su havzasını ele geçirmek için şu anda Yahudi’lerin bulunmadığı dağlık araziye yerleşmek çok mühim bir stratejik düşüncedir.

18 Ekim 2014 Cumartesi

GAYBET-İ NUMANÎ'DEN

Gaybet-i Numanî’nin yazarı şeyh Muhammed bin İbrahim-i Numanî’dir.  Cevad GÖK tarafından türkçeye "Hz. Mehdi hakkında hadisler" adıyla çevrilen eserden yaptığımız bir özeti sunuyoruz.


* "Üç şeyden hz. Mehdi'nin zuhurunu bekleyin." dediler ki: "ey emirülmüminin! O üç şey nedir?" buyurdu ki: "Şam ehlinin aralarında ihtilaf etmesi, horasandan çıkacak olan siyah bayraklar ve ramazan ayındaki dehşet.

* "doğudan çıkan kızıl-sarı ve büyük bir ateşi gördüğünüz zaman, Al-i Muhammed aleyhimusselam'ın ferecini (hz. Mehdi'nin zuhurunu) bekleyin inşallah.

* Filanca (abbas) oğulları aralarında ihtilaf ettikleri zaman, zuhuru bekleyin. Sizin kurtuluşunuz sadece filancanın oğullarının aralarında ihtilaf etmeleri iledir. Onlar ihtilaf edince, ramazan ayındaki nidayı ve Kaim'in zuhurunu bekleyin. Şüphesiz Allah istediğini yapar. Kaim'in zuhuru ve sizin görmek istediğiniz, sadece filanca oğullarının ihtilafından sonra olacaktır. İşte böyle olunca halk onların hükümetine tamahlanacak, herkes ayrılığa düşecek ve Süfyani zuhur edecek. 
Ve buyurdu ki: filanca oğulları mutlaka hükümet edeceklerdir. Onlar hükümet edip ihtilaf edince hükümetleri dağılacak ve durumları bozulacak. Sonunda Horasani ve Süfyani onların aleyhinde ayaklanacaklar. Biri doğudan diğer batıdan süratli iki at gibi Kufe şehrine doğru koşacaklar. Biri oradan biri de buradan. Öyle ki filanca oğulları onların eliyle helak olacaklar. Ve onlardan hiç kimseyi sağ bırakmayacaklar. 

* Süfyani, Yemani ve Horasani aynı yılda zuhur edecekler. Aynı ayda ve aynı günde… Tıpkı bir zincirin halkları gibi ... Birbirlerinin ardınca zuhur edecekler. Bayrakların içindeki tek hidayet bayrağı, Yemani'nin bayrağıdır. Çünkü sizi sahibiniz olan Hz. Mehdi'ye davet edecektir. Yemani zuhur ettiğinde halkın ve bütün müslümanların silah satması haram kılınacaktır. Yemani zuhur ettiğinde ona doğru kalk. Şüphesiz onun bayrağı, hidayet bayrağıdır.

* "Şüphesiz zikri yüce allah'ın mutlak ve kesin olarak onayladığı kaza ve kaderine göre Ümeyyeoğullarını açıkça ve kılıçla devirecek, filanca (abbas) oğullarını ise ani olarak devirecektir."
Daha sonra imam Muhammed Bakır aleyhisselam sözlerine şöyle devam etti: bir değirmen taşı mutlaka dönmelidir. O taş tam olarak milinin etrafında bir kez döndüğünde Allah taş kalpli ve soyu belli olmayan birini onların üzerine gönderecek ve zaferler onunla olacak. Onun askerlerinin saçları ve bıyıkları çok uzun olacak, elbiseleri siyahtır ve onlar, kara bayrakların adamıdırlar. Onlara düşmanlık edenler mahvolacaktır. Ve onları hiçbir fark gözetmeksizin topluca öldüreceklerdir. Allah'a and olsun ki ben onları, onların yaptıklarını ve facirlerin onlardan görecekleri eziyetleri görür gibiyim. Allah cefakar Arapların başına onları acımadan musallat kılacaktır. Fırat kıyılarındaki şehirlerinde, karada ve denizde onları öldüreceklerdir.

* Abbasoğullarının mülkü hiçbir zorluğa uğramadan kolayca kurulacaktır. Eğer Türkler, Deylem'liler, Sind'liler, Hint'ler, Berberler ve Taylesan Türkleri birleşseler dahi, onların hükümetlerini yok edemezler. Onlar her zaman sevinç içinde olacaklar ta ki sonunda onları sevenler ve devletleri için çalışanlar onlardan ayrılacaklar. Sonra Allah savaşçı bir adamı onlara musallat edecek ve tam onların hükümetinin kurulduğu yerden ayaklanacak. Geçtiği bütün şehirleri fethedecek, karşısına dikilen bayrakları devirecek ve bütün nimetleri yok edecek. Ona düşmanlık edenlere eyvahlar olsun! O her zaman zaferlere ulaşacak ve sonunda zaferini benim itretimden olan birisine teslim edecek. O hakkı söyleyecek ve hakkı uygulayacak." 

* Kaim'in kıyamından önce bir yıl halk aç kalacak ve onları öldürülme korkusu saracak; malları, canları ve mahsulleri azalacak

* Kaim'in beş alameti vardır: Süfyani'nin zuhuru, Yemani'nin zuhuru, gökten bir nida, Nefsi Zekiyye'nin öldürülmesi ve Beyda'da yerin çökmesi. 

* Halk tam zuhurdan ümidini kestiği anda o zuhur edecektir.

* Abbasoğulları mutlaka hükümet edeceklerdir. Onlar hükümet edip, sonra ihtilaf edip ayrılığa düşünce horasani ve Süfyani onların aleyhinde kıyam edecekler. Biri doğudan, diğeri batıdan tıpkı süratli iki at gibi Kufeye koşacaklar. Biri oradan biri buradan… Hatta öyle ki onların helakı o ikisinin eliyle gerçekleşecek. O ikisi onlardan hiç kimseyi asla sağ bırakmayacak." 

* Kaim aleyhisselam tek yıllardan birinde zuhur edecektir: dokuz, bir, üç, beş…

* "Azerbaycan'dan mutlaka bir ateş çıkacak ve hiçbir şey onun karşısında duramayacak. Böyle olduğu zaman evinizden dışarı çıkmayın. Biz sükünet ediyorsak, siz de sükunet edin. Ve bizim kıyam edicimiz harekete geçtiğinde bir adım dahi olsa ona doğru koşun. Allah'a andolsun ki yeni bir kitap üzerine Kabe ile Makam arasında halkın ona biat ettiğini görür gibiyim. Bu, Araplara çok zor gelecektir."

* Münadı şöyle nida edecek: şüphesiz (al-i Muhammed'in) mehdi'si falanca oğlu falancadır. Onun ve babasının adını getirecek. Şeytan da şöyle nida edecek: "şüphesiz falanca ve taraftarları haklıdırlar-beni Ümeyye'den birinin adını getirecek."

*  Halk Arafat'ta durduğunda hızlı bir deveye binmiş birisi gelerek halifenin öldüğünü bildirecek. İşte onun ölümü ardından, al-i Muhammed aleyhimusselam'ın ve bütün halkın kurtuluşu gerçekleşecektir.
Ve buyurdu ki: gökyüzünün doğu tarafında büyük bir ateşin geceleri doğduğunu gördüğünüzde işte o zaman halkın kurtuluşudur. Ve onun hemen ardından Kaim aleyhisselam'ın öncüleri gelir." 

* Süfyani zuhur edecek, Yemani gelecek ve Hasani harekete geçecek. Ve bu emrin sahibi Medine'den Mekke'ye doğru Resulullah'ın mirası ile hareket edecek. Arzettim ki: Resulullah'ın mirası nedir? Şöyle buyurdu: Peygamberin kılıcı, zırhı, sarığı, abası, bayrağı, asası, atı, araç gereci ve eyeri…

*İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Ben doğuda kıyam etmiş bir kavimi görür gibiyim. Onlar hakkı isteyecekler ama onlara verilmeyecek. Sonra tekrar hakkı isteyecekler ama yine verilmeyecek. Bunu görünce kılıçlarını boyunlarına alacaklar, işte böylece istedikleri onlara verilecek. Ama onlar kabul etmeyerek kıyam edecekler. Ve onu sadece sizin sahibinize (Mehdi'ye) verecekler.

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam'a şöyle arzettim: nida hakk mıdır? Buyurdu ki: "evet, Allah'a andolsun ki her kavim onu kendi dili ile duyacaktır". Ve şöyle buyurdu: "halkın onda dokuzu helak olmadıkça mehdi zuhur etmeyecektir."

* Kaim Horasan'da kıyam ettiğinde Kufe ve Moltan'a galip gelecek ve Benî Kâvân adasını(186) ele geçirecek. Ve bizden olan bir Kaim Gilan'da kıyam edecek ve Abir'lilerle Deyleman'lılar(187) ona itaat edecekler. Ve köşe bucakta benim oğluma yardım edecek olan dağınık Türk bayrakları zuhur edecek. Onlar kısa aralıklarla zuhur ederken Basra şehri harabe olacak ve emirlerin emiri mısır'da kıyam edecek. 

*  İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Küfe mescidinin ibni Mesud'un evine yapışan son duvarı yıkıldığında filanca oğullarının hükümeti yıkılacaktır. Biliniz ki onu yıkan bir daha onu onarmayacaktır." 

*  İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim'in kıyamından önce oniki kişi kıyam ederek hepsi birden onu gördüklerini söyleyecekler. O da onları tekzib edecek." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim'in kıyamından önce Kays savaşı başlayacaktır." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın yanında Süfyani'den bahsettiklerinde şöyle buyurdu: "o gözlerinden uyku akan adam San'a (Yemen) de zuhur etmedikçe, o nasıl ortaya çıkabilir ki?" 

* İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "ey Cabir! Kaim'in kıyamından önce Şam'da halkı öyle bir fitne saracak ki ondan kurtulmak isteseler de kurtulamayacaklar. Sonra Kufe ile Hîre şehirleri arasında sayıları eşit olan katliamlar olacak.

* Birinci alamet, Abbasoğulları'nın kendi aralarındaki ihtilaflarıdır. Sen bunu göremeyeceksin ama benden sonra gelecek olanlara bunu benden rivayet et. Ve gökten bir münadi nida edecek ve sizlere Şam taraflarından fetih müjdeleyen ses gelecek, Şam köylerinden biri olan Cabiye(190) köyü yerin altına girecek. Sonra Şam mescidinin sağ duvarı yıkılacak ve Türkler tarafından dinden çıkan bazı insanlar isyan edecekler. Hemen ardından Rum'larda karışıklıklar çıkacak. Türk kardeşler geri dönecekler ve adaya(191) inecekler. Dinden çıkmış olan bir grup Rum ise geri dönecek ve Remle'ye inecekler.

Ey Cabir! O yıl dünyanın batısının her yerinde ihtilaflar çıkacak. Viran olacak ilk toprak, Şam topraklarıdır. Sonunda tüm ihtilaflar üç bayrağın altında toplanacak: Esheb'in bayrağı, Ebka'ın bayrağı, Süfyani'nin bayrağı. Süfyani ile Ebka' birbirleriyle savaşacaklar ve Süfyani, Ebka' ile ona uyanları öldürecek. Sonra da Esheb'i öldürecek. Daha sonra onun tek arzusu Irak'a doğru hareket etmektir. Sonra ordusu Kırkısia(192)'dan geçecek ve orada savaşarak yüzbin zorbayı öldürecek. Sonra Süfyani Kufe şehrine sayıları yetmişbin olan bir orduyu gönderecek. Onlar Küfe'lileri öldürüp asacaklar veya esir alacaklar. Onlar o durumda iken Horasan taraflarından bayraklar gelecek, onlar süratle hareket edecekler. Onlardan birkaçı, Kaim aleyhisselam'ın ashabıdırlar.

Sonra Küfe ehlinin işçilerinden biri isyan edecek ama Süfyani ordusunun komutanı onu öldürecek. Süfyani medine'ye bir ordu gönderecek ve Mehdi oradan Mekke'ye geçecek. Ve Mehdi'nin Mekke'ye doğru gittiği haberi süfyani ordusunun komutanına ulaşacak. O da onun izini bulmaları için bir ordu gönderecek. Sonunda o tıpkı Musa bin İmran'ın sünneti gibi çekinerek ve dikkatle Mekke'ye girecek.
Sonra buyurdu ki: Süfyani ordusunun komutanı Beyda'ya inecek ve tam o sıradaki gökten şöyle nida gelecek: "ey Beyda! Bu kavimi mahvet." çöl de onları toprağın içine çekecek ve onlardan sadece üç kişi kurtulacak, Allah onların yüzlerini arkalarına çevirecek, o üçü Kelb kabilesindendir  
(190)- Bugünkü Suriye-İsrail sınırındaki Golan tepelerinin yakınındaki bir köyün adıdır.
(191)- Bu ada, büyük ihtimalle Arap yarımadası veya Kıbrıs adasıdır.
(192)- Bugünkü Fırat üzerindeki Habur ilçesidir.


* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim, aşura günü kıyam edecek."

* Kaim'imiz aleyhisselam zuhur ettiğinde sadece ter ve pıhtılaşmış kan ile atın üzerinde uyku olacak. Kaim'in elbisesi hep serttir ve yemeği hep lezzetsizdir."

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "yüce Allah vakit tayin edenlerin vaktini boşa çıkarmayı ahdetmiştir." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: "biz Mehdi'nin zuhur vaktini bildirmeyiz." 

*  Kaim aleyhisselam ne zaman zuhur edecek? İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "ey Ebu Basır! Biz ehli beyt vakit belirtmeyiz. Resulullah buyurdu ki: "vakit tayin edenler yalancıdır." ey Ebu Basir! Zuhurdan önce beş alamet vardır. Birincisi ramazan ayındaki nidadır, sonra Süfyani'nin çıkışı, Horasani'nin çıkışı, Nefsi zekiyye'nin öldürülmesi ve Beyda çölünün çökmesi."

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: "kıyam için vakit tayin olunmuştu ve bu vakit yüz kırk yılında idi. Ama siz onu açıklayıp ifşa ettiğiniz için Allah -azze ve celle-onu erteledi." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "ey Ebu İshak! Bu iş, (kıyam) iki kez ertelendi."

* Abdurrahman bin Kesir şöyle der: ben İmam Caferi Sadık aleyhisselam’ın yanında iken Mehzem adlı birisi içeriye girerek şöyle arz etti: sana feda olayım! Beklediğimiz zuhurun ne zaman gerçekleşeceğini bana bildirir misin? Şöyle buyurdu: "ey Mehzem! Vakit bildirenler yalancıdır, acele edenler helak olur, teslim olanlar ise kurtulur." 

* İbrahim bin Mehzem'in babasından naklettiğine göre Abbasoğulları'nın hilafetinden bahsolununca İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "halk, hakkın devletini beklerken sadece acele ettiğinden dolayı helak oluverdi. Allah, kulların acelesi yüzünden acele etmez. Bu olayın gerçekleşeceği bir zaman vardır. O vakit geldiğinde ne bir saat geri alınacak ne de bir saat ertelenmeyecektir." 

*  İmam Ebu Abdullah Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim, savaşlarda Resulullah'ın çektiği eziyetlerden daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Doğrusu Resulullah halka geldiğinde halk yontulmuş taş ve tahta parçalarına tapıyordu. Ama Kâim geldiğinde halk Kur'anı ona karşı yorumlayacak ve ona karşı Kur'an üzerinde savaşacaklar." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Hakk'ın bayrağı zuhur ettiğinde doğudakiler ve batıdakiler ona lanet okuyacak. Biliyor musun neden? Dedim ki: hayır. Şöyle buyurdu. "çünkü onun zuhurundan önce halk onun ehlinden çok eziyetler görecektir." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Onüç şehir ve halk Kaim'e karşı savaşacak, o da onlara karşı savaşacak: Mekke'liler, Medine'liler, Şam'lılar, Ümeyyeoğulları, Basra'lılar, Dest Meysan'lılar(198), Kürtler, Araplar, Zabbe, Ganı, Bahiler, Ezr'liler ve Rey'liler." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Süfyani kesindir, recep ayında çıkacak, onun ilk çıkışı ile ölümünün arası on beş aydır. Ve altı ay savaşacaktır. Beş bölgede dokuz ay hükümet sürecek ama onun hükümeti beş ayı bir gün dahi geçmeyecektir." 

* Süfyani fitnesi kadının hamilelik süresi olan dokuz ay kadardır. İnşaallah dokuz ayı aşmayacaktır." 

* İmam Muhammed Bakır aleyhisselam'a Süfyani'yi sorduğumda şöyle buyurdu: "Süfyani'nin çıkışından önce karşınıza Şeysabanî çıkacak, tıpkı yerden su çıkar gibi Küfe'den çıkacak, o sizlerin kervanınızı öldürecek. Ondan sora Süfyanin'in çıkışını ve Kaim aleyhisselam'ın zuhurunu bekleyin." 

* Süfyani ortaya çıktığında Abbasoğulları hükümeti ayakta olacak.

* İmam Muhammed Bakır aleyhisselam bana şöyle buyurdu: "Abbasoğulları ile Mervani Kırkısia'da çarpışacak ve körpe gençler dahi orada dehşetten ihtiyarlayacak ve Allah da onlardan yardımı kesecek. Gökteki kuşlarla yerdeki yırtıcılara şöyle ilham olunacak: "zorbaların etine doyun". Sonra da Süfyani ortaya çıkacak." 

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Süfyani beş memlekete hakim olunca dokuz ay sayın ... Hişam bin Salim beş memleketi şöyle tahmin eder: Dimışk, Filistin, Ürdün, Humus, Halep. 

* Emirülmüminin aleyhisselam şöyle buyurdu: "Mehdi'nin gözleri yere bakar, saçları karışıktır, yanağında ben vardır, onun çıkışı doğu tarafındadır. Böyle olunca Süfyani zuhur edecektir. Onun hükümeti bir kadının hamileliği olan dokuz ay sürecektir. Hakka itaat eden taifeler dışında bütün Şam halkı ona itaat edecektir. Allah onları onunla birlikte ortaya çıkmaktan koruyacaktır. Saldırgan bir ordu ile Medine'ye gelecek ve Medine çöllerine ulaştığında Allah onu toprağa gömecektir, işte bu, Allah azze ve celle'nin Kur'an'daki şu buyruğudur: "ve dehşetli bir korkuya kapıldıkları ve hiçbirinin kurtulamayıp en yakın bir yerde azaba uğratıldıkları gün bir görsen onları."

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Yemani ve Süfyani, süratle koşan hızlı iki at gibidir." 

*  İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Emirülmüminin (aleyhisselam) şöyle buyurdu: iki mızrak karşılaşıp çarpışınca allah'ın alametlerinden biri ortaya çıkıncaya dek birbirinden ayrılmayacaktır. Dediler ki: o alamet nedir ey emirülmüminin? Şöyle buyurdu: Şam'daki bir depremde yüzbin kişi ölecek Allah bu depremi müminlere rahmet, kafirlere ise azap olarak gönderecektir. Böyle olunca siyah-beyaz ve kulağı (veya kuyruğu) kesik atlara binen süvarilere ve sarı bayraklara bakın. Onlar batıdan gelerek Şam'a ulaşacaklar. O sırada en büyük dehşet ve kızıl ölüm gerçekleşecek. Sonra Şam yakınlarındaki Haresta(204) köyü toprağın altına girecek. Tam o sırada ciğerler yiyen kadının oğlu kurak çöllerden ortaya çıkacak ve Şam minberine hakim olacak. Böyle olunca Mehdi'nin zuhurunu bekleyin." 

*  İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Süfyani kızıl suratlı, kızıl beyaz ve mordur. Allah'a asla ibadet etmemiş, ne Mekke'yi ne de Medine'yi hiç görmemiştir. O şöyle diyecek: ey Rabbim halkın kanını cehenneme gitmek pahasına da olsa dökeceğim.  
* İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim'in üçyüzonüç kişilik ashabı, Acem (Arab olmıyanların) evlatlarıdır. Bazıları gündüzleri bulutlar üzerinde taşınacak, ismi, babasının ismi, künyesi ve lakabı tanınacak. Bazıları ise yatağında yatarken birdenbire Mekke'ye getirtilecek." 

*İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim aleyhisselam Bedir savaşına katılanların sayısınca üçyüzonüç ashabı ile birlikte Zî-Tuva tepesinden aşağı inecek ve sırtını Hacer-ül Esvede dayayacak. Sonra muzaffer bayrağı açacak." 

* Emirülmüminin Ali aleyhisselam'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Kaim aleyhisselam'ın ashabı gençtir ve içlerinde yaşlı yoktur.

* İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Talut'un ashabı bir nehirle imtihan olunmuş ve allah onlar hakkında "sizleri bir nehir ile deneyeceğiz."(208) buyurmuştu. Kaim aleyhisselam'ın ashabı da tıpkı onun gibi imtihan olunacaklar." 

*  Daha sonra bir orduyu Kostantiniye (istanbul'a) gönderecek. Ordu, Haliç'e vardığında ayaklarına bir şeyler yazarak suyun üzerinde yürüyecekler. Onların suyun üzerinde yürüdüklerini gören Rum'lar şöyle diyecekler: eğer Mehdi'nin ashabı suyun üzerinde yürüyebiliyorlarsa, kendisi nasıldır acaba? Sonra da şehrin kapılarını Mehdi aleyhisselam'ın ashabına açacaklar. Onlar da şehre girecek istedikleri gibi hüküm verecekler." 

*İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim aleyhisselam ondokuz yıl ve birkaç ay hükümet sürecektir."