.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Temmuz 2014 Perşembe

ÇİZİYORUM / Osman Turhan



31 Temmuz 2014 Yeni Şafak

Kaynak: http://yenisafak.com.tr/karikatur-galeri/osman-turhan-153

ÇİN, DOĞU TÜRKİSTAN'I DÜNYADAN KOPARDI

Ramazan ayında Çin yönetimi tarafından getirilen oruç yasağıyla gündeme gelen Doğu Türkistan'da baskı, zülüm ve katliamlar yeniden başladı. Bayramın birinci günü Yarkent bölgesinde başörtülü kadınlara yapılan saldırı sonrası büyüyen protestolara ateşle karşılık veren Çin güçleri çok sayıda insanı öldürürken, bölgeyle iletişim tamamen kesildi.

2 milyon metrekareye yaklaşan yüzölçümü ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin en geniş idari bölgesi olan Doğu Türkistan, sözde özerk bir cumhuriyete sahip olsa da Çin'in baskıcı politikaları ile yıllardır zulüm altında.

1933 ve 1944 yıllarında iki cumhuriyet kurulan Doğu Türkistan bölgesi, 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edildi. Çin Halk Cumhuriyeti bünyesinde 1 Ekim 1955'de özerklik statüsü verilerek "Sincan Özerk Bölgesi" olarak isimlendirilen Uygur Türklerinin yaşadığı toprakların başkenti Urumçi, 5 Temmuz 2009 yılında yaşanan katliamla anılıyor.
"Doğu Türkistan'da 1985 yılından bu yana geçerli olan uygulamaya göre şehirde yaşayanlara bir çocuk, kırsalda yaşayanlara iki çocuk sahibi olma kotası konulmuş durumda."

Sistematik asimilasyon

Toplam nüfusu 20 milyona yaklaşan Doğu Türkistan'da, 2000 yılındaki nüfus sayımı sonuçlarına göre yüzde 45'lik bir oranla Uygur Türkleri çoğunluğu oluşturuyor. Ancak bu oran 1950'li yıllarda yüzde 80 civarındaydı. Çin'in uyguladığı asimilasyon uygulamaları, doğum yasağı ve göç politikaları sonucu bölgede nüfus dengesi sürekli değişiyor. Uygur Türkleri, Çin'deki başka bölgelere göçe zorlanmalarına ve topraklarına Çin'in en büyük etnik grubu olan Han nüfusunun yerleştirilmesine tepki gösteriyor.



Camiye gitmek yasak

Uygur halkı, geleneklerini, dillerini ve dinlerini yaşayamamaktan da şikayetçi. Bir önceki yıl olduğu gibi geçtiğimiz Ramazan ayında oruç yasağıyla yeniden gündeme gelen baskılar namaz ibadeti için de geçerli. Dünya Uygur Kurultayı Genel Başkan Yardımcısı Seyit Tümtürk'ün belirttiğine göre, 65 yıldır fiili bir işgal ve sistematik bir asimilasyonla mücadele veren Doğu Türkistan'da, Komünist Parti üyeleri, 18 yaşından küçükler, işçi ve memurlar, kadınlar ve öğrencilere camiye giriş yasağı getirilmiş durumda. Seyahat özgürlüğü olmadığı için pasaport alamayan Müslümanlar hacca da gidemiyor.

Haberin devamı için link:

http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/cin-dogu-turkistani-dunyadan-kopardi-31.07.2014-671227?ref=manset-1

24 Temmuz 2014 Perşembe

SALDIRILAR UZAYDAN GÖRÜNÜYOR

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının uzaydan görünümü ortaya çıktı. Alman astronot Alexander Gerst, Gazze fotoğrafını "Bugüne kadarki en üzücü fotoğrafım" ifadeleriyle paylaştı.



Kaynak: 
http://yenisafak.com.tr/dunya-haber/saldirilar-uzaydan-gorunuyor-24.07.2014-669796?ref=manset-13

21 Temmuz 2014 Pazartesi

KUR’ANDA İSRAİL’İN SONU


İsra Suresi 4-8. Ayetler

4 - Biz İsrailoğulları'na Tevrat'ta şu hükmü verdik: "Muhakkak siz, yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir yükselişle yükseleceksiniz."

5 - Birincisinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Onlar, evlerin aralarına girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir vaad idi.

6 - Sonra sizi tekrar o istilacılar üzerine galip kıldık ve size mallarla ve oğullarla yardım ettik. Ve toplum olarak sizin sayınızı artırdık.

7 - Eğer iyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz yine kendinizedir. Artık diğer fesadınızın zamanı gelince, yüzlerinizi üzüntüye sokmaları, kötülük yapmaları ve ilk kez girdikleri gibi yine Beyt-i Makdis'e girmeleri, ele geçirdikleri yerleri mahvetmeleri için onları tekrar göndereceğiz.

8 - Olur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama siz tekrar dönerseniz biz de döneriz. Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı bir zindan yaptık.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

HER GÜN ÖLDÜRÜLEN BİN MÜSLÜMANIN YÜZDE DOKSANININ KATİLİ MÜSLÜMAN KARDEŞİ

Dünya Müslümanları temsilcilerinin İstanbul'da bir araya geldiği Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi toplantısının 19 maddelik sonuç bildirgesi, Conrad Otel'de düzenlenen toplantı ile açıklandı. Diyanet İşleri Başkanı Görmez, "Günde ortalama bin Müslüman katlediliyor. Yüzde 90'ı kardeşi tarafından katlediliyor" dedi.
Dehşete düşüren rakamı Diyanet İşleri Başkanı Görmez açıkladı
DHA
Toplantıda söz alan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, son yıllarda yapılan bazı araştırmaların sonuçlarını açıkladı. Görmez, "Yapılan bazı araştırmalara göre son yıllarda günde ortalama bin Müslüman katlediliyor. Bunun yüzde 90'u Müslüman tarafından, kardeşi tarafından katlediliyor. Sadece Suriye'de, Irak'ta değil. Libya'da, Pakistan'da, Afrika'da, Myanmar'da... Buralarda ortaya çıkan hareketler var. Şebaplar, İŞİD'ler, Boka Haram'lar var. Bütün bunlar nasıl türedi. Müslüman kamu oyunda nasıl ortaya çıktı. Üzerinde durmamız gereken en önemli husus bütün bu yapılar nasıl ortaya çıktı. Yanlış yapılar nasıl oluştu. Asıl gaye ise temelinde mezhepçilik ya da fitne ateşini nasıl söndürebiliriz" diye konuştu.

"İNSANLIK DIŞI KATLİAM"

32 ülkenin temsilcileriyle gerçekleştirilen toplantıda sonuç bildirgesini okumadan önce açıklamalarına devam eden Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı İslam dünyasının ağır şartlarla karşı karşıya kalması üzerine geçtiğimiz Haziran ayında sağduyu çağrısı yapıldığını ifade etti. Söz konusu çağrının İslam dünyasında büyük ilgi uyandırdığını ifade eden Görmez, bu doğrultuda İslam Dünyası Sağduyu İnsiyatifi adıyla İstanbul'da bir forum düzenlendiğini belirtti. Forum hazırlıklarının yapıldığı günlerde İsrail'in Gazze'ye yönelik olarak başlattığı hava saldırıları olduğunu kaydeden Görmez, "Mübarek ramazan ayında pek çok kadın, çocuk ve masum insan hayatını kaybetmiştir. Forum esnasında Gazze'ye başlatılan kara harekatı ise yaşanan acıları iyice derinleştirerek olayın vehametini kat kat artırmıştır. Böylesi bir ortamda gerçekleşen İslam dünyası sağduyu insiyatifi delegasyonu, insanlık dışı bu katliamı telin ederek hayatını kaybedenlere Cenab-ı Allah'tan rahmet dilemekte ve başta Filistin ve Gazze olmak üzere tüm mazlum ve mağdur müslümanların kurtuluşa ermesini temenni etmektedir" dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez açıklamalarının ardından 19 maddelik bildiriyi okudu. 19 maddelik bildiri şu şekilde;

1.İslam medeniyetinin kadim şehirleri olan Bağdat ve Şam başta olmak üzere İslam coğrafyasının bir çok beldesinde yaşanan acı, göz yaşı, ıstırap, şiddet ve çatışmalar bütün müslümanları derinden yaralamaktadır. Yaşanan bu hadiseler, modern zamanlarda medeniyetimizin ortak değerlerinin giderek zaafa uğradığını ve bu değerlerin yeniden hayatiyet kazanması için İslam dünyasının ortak bir çaba göstermesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira bu medeniyet değerleri inanç farkı gözetmeksizin birlikte yaşadığı toplulukların temel haklarını teminat altına almış ve onların bugüne kadar varlığını sürdürmesini sağlamıştır. Çünkü bütün insanlık Hz. Adem'in çocuklarıdır ve doğuştan gelen eşit haklara sahiptir. İnsanlar, renk, cinsiyet, dil, coğrafya, v.b. yönlerden bir ayrıma ve ayrımcılığa tabi tutulamazlar. İnsanlığın muhtelif kabile, dil ve renge ayrılması fıtridir. Bu durum Allah'ın ayetlerindendir ve tanışmak, dayanışmak ve hayırda yarışmak içindir. İnsanlar arasındaki bu farklılıkların bir üstünlük ve ayrımcılık gerekçesi yapılması dini, ahlaki ve insani temelden yoksundur.

2.Bütün müminler kardeştir. Hiçbir gerekçe müslümanların birbirine zarar vermesini haklı kılamaz; bunu meşru kılacak etnik, siyasi, mezhebi hiçbir sebep de ileri sürülemez. Hiçbir siyasi, dini sosya-kültürel yapı İslam kardeşliğini ve müslümanların vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara girişemez. Nitekim İslam kimliği bütün müslümanlar için en üst aidiyettir. Bu kimlik siyasi, toplumsal, mezhebi her türlü alt kimliğin üstündedir. Mezhep, meşrep v.b. dini oluşum ve aidiyetler, ikincil aidiyetler olup İslam kimliğinin önüne geçirilemez.

3.İslam dini insanlığa huzur, barış, güven ve iki cihan saadetini sağlamak için gelmişir. İslam, ahlakî kaygılara dayalı bir toplum inşa etmeyi hedefler. Tarihsel süreçte ortaya çıkan itikadi-fıkhi mezheplerin gayesi de İslamın asli değerlerini anlamak ve onlara her zaman ve zeminde hayatiyet kazandırmaktır. Mezhepler, İslamın bu temel gayesini ortadan kaldırmaya yönelik tutumlar için gerekçe yapılamaz.

4.İslam ilke olarak kin, nefret ve düşmanlığı meneder ve her koşulda hak, hukuk, adalet ve barışı önceler. İslam, hukuki olmayan ve meşruiyet temeli bulunmayan şiddet ve çatışmayı asla onaylamaz.

5.İslam dünyasının Suriye, Irak v.b kadim merkezlerinde yaşanan mevcut çatışmaların asıl sebebi din ve mezheb değil, farklılıkları istismar eden güç ve çıkar elde etme tutkusudur. Çıkar çatışmalarının kurbanı olan savunmasız insanların, çocukların, kadınların ve yaşlıların hayatlarına kıyılması ve insanların yerlerinden yurtlarından sürülmesi üzerine inşa edilecek bir yapının kendisini İslâm'la bağdaştırması mümkün değildir.

6.Toplumda kaos çıkartma, kargaşa var etme, insanları topluca öldürme, camileri bombalama ve katliam yapmanın adı terördür. Terör, cihat olarak kabul edilemez. İslam'ın cihadında terör asla bir yöntem olarak kabul edilemez ve uygulanamaz. Nitekim İslamın inanç, kültür ve geleneğinde kategorik olarak din ve mezhep savaşı yoktur. Cihat ise insanların hukukunu korumayı ve hukuk ihlallerini önlemeyi amaçlar.

7.Zulme, sömürüye, işgale, savaşa, baskıya, menfaate, korsanlığa, silaha ve güce dayalı egemen anlayıştan kurtularak adalete, dayanışmaya, bağımsızlığa, barışa, özgürlüğe, dostluğa, bilgeliğe, hukuka ve ahlaka dayalı değerler Müslümanların üst referans değerleri olmalıdır.

8.Hukuken meşruiyeti bulunmayan hiçbir oluşumun, kendiliğinden siyasi bir topluluğa, herhangi bir ülke veya cemaate savaş ilan etme yetkisi yoktur. Hiçbir müslüman da farklı düşünce, değer ve inanç sahiplerine husumetle yönelemez, hasmane bir tutum takınamaz, onları düşman olarak göremez. İnsanların kendi mezhep, meşrep ve geleneklerine uygun biçimde yaşama hakları vardır.

9.İslam tarihinde ortaya çıkan fıkhi, kelami oluşumlar birer düşünce ekolüdür ve bunların her biri kendi özgül koşullarında oluşmuştur, bu tarihi koşulların sonsuza kadar devam etmesi düşünülemez. Tarihte kendi şartları içinde ortaya çıkan ihtilaf ve gerilimlerin bugün tekrarlanması ve devam ettirilmesi istenemez.

10.Hiçbir mezhep, meşrep ve dini oluşum kendi kanaatini mutlak hakikat yerine koyamaz, farklı inanış ve düşünüşleri İslam dışı ilan ederek tekfir edemez, buna dayanarak hayat haklarının ortadan kaldırılmasını tecviz edemez. Bu kabil yaklaşımlara İslamın temel kaynaklarından hiç bir dayanak getirilemez, herhangi bir fetvaya da konu yapılamaz.

11.Bugün müslüman âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Bugün, akan kanı durdurmayan bir sözün kıymeti olmadığı gibi, kan akmasına sebep olacak fetvaların da hiçbir değeri yoktur. Bu tür fetvaların hiçbir dini dayanağı olmadığından bunlar yok hükmündedir.

12.Aslolan herkesin akıl, din, can, mal, nesil, onur ve haysiyetinin korunmasıdır. Müslümanlık beyanında bulunan her fert müslümandır ve hiç kimsenin bu beyanı ilga ve iptal hakkı yoktur. Keza hiçbir fert ve oluşum, ehli kıbleyi İslam dışı ilan edemez. Müslümanları tekfir etme anlayışının, dinen meşruiyeti yoktur. Müslümanların ortak vicdanı da bunu asla kabul etmemiştir. Müslüman toplumların sağduyusu ve akl-ı selimi geçmişte olduğu gibi, bugün de böyle bir anlayışın İslam coğrafyasında tutunmasına müsade etmeyecektir.

13.Hiçkimse bir başka grubu, mezhebi veya dini tezahürü tahfif ve tahkir edici ve küçümseyici bir tavır içinde bulunamaz. Başta sahabe-i güzin ve ehl-i beyt olmak üzere islam büyükleri ve farklı dini yorum çevrelerince referans alınan değer ve şahsiyetler hiçbir şekilde istihfaf edilemez.

14.İslam beldelerindeki her türlü dini mekanlar, mabetler, manevi değeri haiz yapılar ve tarihsel yapıtların hedef alınması, tahrip edilmesi ve saldırıya maruz bırakılması veya yok edilmesi kabul edilemez.

15.Bugün çatışma üreten bütün anlayış ve yapıların temelinde eğitim meselesi olduğu görülmelidir. Müslüman topluluklar başta eğitim alanı olmak üzere sosyal ve kültürel alanlarda çok ciddi bir özeleştiri yapmak ve yaşanan olumsuzlukların nedenlerini dışarıda aramak yerine öncelikle kendi hata ve eksikliklerinde aramak durumundadırlar. İslamın geleneksel değerleri ile günümüz gerçekliklerini bağdaştıran, İslamı bir bütün olarak anlayan ve yorumlayan nesillerin yetiştirilmesi için gereken adımlar mutlaka atılmalıdır. Başta dini yüksek öğretim veren müesseseler olmak üzere bütün eğitim sistemleri güncellenmelidir. Ayırımcı, ötekileştirici ve dışlayıcı değil çoğulcu bakış açısını ve İslamın rahmet ve hikmet mesajlarını özümseyen nesillerin yetiştirilmesi sağlanmalıdır.

16.Sağduyu inisiyatifi delegasyonu tarafından forumda alıınan karar doğrultusunda girişimlerde bulunmak ve çalışmalar yapmak üzere yedi asil ve üç yedek olmak üzere on kişilik temas grubu oluşturulmuştur. Sağduyu temas grubunun kendi aralarında yapacakları çalışma ve program bilahare ilgili kamuoyuyla paylaşılacaktır.

17.İslam coğrafyasında yaşanmakta olan medeniyet içi çatışma hali bir an önce durdurulmalı ve çatışmazlık durumu sağlanmalıdır. Başta siyasi sorumlular olmak üzere sosyal, kültürel, dini bütün ilgililer çatışmazlık durumunun ve kültürünün yaygınlaşması, birlikte yaşama kültürüne dönüşmesi ve toplumsal bilince evrilmesi yönünde çaba sarfetmelidirler. Sağdayu inisayitifi tarafından dillendirilen çatışmazlık çağrısına İslam dünyasındaki sivil ve resmi bütün çevrelerin katkı ve destek vermesi bu çağrının makes bulması için hayati önemi haizidir. Bu konuda ilgili kurum, kuruluş, teşekkül ve şahısların gerekli duyarlılığı göstereceğine ve beklenen desteği vereceğine olan inancımız tamdır.

18.Temas grubu hükümetler, parlamentolar, uluslararası kurum ve kuruluşlar, dini müesseseler, kamuoyu oluşumunda etkin olan teşekküller, bilimsel ve akademik çevreler nezdinde temaslarda bulanacaktır. Barış durumunun devamını sağlamak için atılması gereken adımları içeren öneri paketini bir mektupla ilgili çevrelere iletecektir. Aynı zamanda İslam dünyasındaki ulusal ve uluslararası faaliyette bulunan teşekküllerin sağduyu inisiyatifine katılım ve destek vermeleri için çağrıda bulunacaktır.

19.Sağduyu temas grubu, siyasi ve politik herhangi bir çerçeveye dahil olmadan salt dini ve ahlaki hassasiyetler bağlamında çatışmazlık durumunun sağlanması için çaba sarf edecektir. Çalışmalarında sadece İslam kardeşliğini ve Müslümanların birliğini önceleyecektir.

18 Temmuz 2014 Cuma

BEDİÜZZAMAN'DAN İKİ ANEKDOT

"Bir gün bu tayyareler İslamiyete büyük bir hizmet edecek."

Kahraman Ordu "Elindeki kılıncı ayağına vurdurmaz. Düşmanına vurdurur. Kur'ana hizmetkar eder. Ağlayan Alem-i İslamı güldürür."


İSRAİL GAZZE’YE KARA HAREKATINA BAŞLADI


İsrail’in Gazze’ye saldırdı. İsrail Gazze’yi bombalıyor
İsrail'in düzenlediği hava ve kara saldırılarında biri çocuk 6 kişi hayatını kaybetti, 45 kişi yaralandı. İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 246'ya, yaralıların sayısı bin 860'a yükseldi.

Gazze'yi tamamen işgal tehdidi
İsrail Gazze’ye karadan girdiği dün akşamdan beri 30 Filistinliyi daha öldürdü. Ölü sayısı 274'e yükseldi. İsrail hükümeti kara harekatını genişletme tehdidi savurdu.


Obama'dan İsrail'e destek
Ölenlerin çoğu sivil olsa da İsrail Batı'dan destek görüyor. ABD Başkanı Barack Obama, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yla konuştuğunu belirtip, İsrail’in ‘kendini savunma hakkı’nı destekledilerinin altını çizdi.

Almanya Başbakanı Merkel: 'Biz İsrail'in tarafındayız'
İsrail'in Gazze'ye yönelik kara harekatı devam ederken, Almanya Başbakanı Angela Merkel'den "Biz İsrail'in tarafındayız" açıklaması geldi.

Clinton'dan İsrail'e: Hamas heybetinizi bitirdi
ABD eski başkanlarından Bill Clinton, Hamas'ın İsrail'in dünyadaki konumunu zayıflattığını, heybetini düşürdüğünü söyledi.

TBMM'de ortak kınama
TBMM'de grubu bulunan 4 parti, ortak bildiri hazırlayarak İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısını kınadı.

Cumhurbaşkanı Gül, İsrail'in Gazze saldırılarına ilişkin , "Bu saldırganlığı durdurmazsa çok daha büyük olaylara gebedir" dedi.

Erdoğan: Haçlı ittifakıyla karşı karşıyayız
Başbakan Erdoğan Bursa'da partisinin mitinginde halka hitap etti. Terör devleti İsrail, Gazze'de masum insanları acımasızca vurmaya devam ediyor. Ortadoğu'daki bu katliama dünya suskun davranıyor. İstiyorlar ki biz de konuşmayalım biz de susalım ama herkes susar biz susmayız. Bakıyorsunuz çıkıyor biri diyor ki İsrail savunma hakkını kullanıyor. Bu nasıl bir savunma hakkı ki İsrail'den kimse ölmüyor ama Gazze'de 240'ı aşkın kişi ölüyor. Bunlar samimi değil bunlar doğru değil, açıkça söylüyorum, yeni bir haçlı ittifakıyla karşı karşıyayız.

Başbakan Erdoğan: 'Artık İsrail'le normalleşme olmaz'
İsrail'in Gazze'ye kara harekatını başlatmasının ardından ilk kez konuşan Başbakan Erdoğan, İsrail ile bundan sonra normalleşmenin olmayacağını, görevde bulunduğu sürece iki ülke arasında olumlu hiçbir şey düşünmeyeceğini söyledi.

İsrail, Türkiye ile diplomatik ilişkileri en düşük seviyeye indirdi
İsrail, Türkiye'deki diplomatik temsiliyeti de en düşük seviyeye indirildi. Diplomatik personel de minimum seviyeye indirilecek

İsrail'e tepki çığ gibi büyüyor
İsrail'in Gazze'ye düzenlediği kara saldırısı tüm yurtta düzenlenen gösterilerle protesto edildi.

AB'den acil ateşkes çağrısı
Gazze'de acil ateşkes çağrısı yapan AB, İsrail'in kendini savunma hakkı olduğunu ancak bunu yaparken orantılı hareket etmesi gerektiğini belirtti.

Paris Valiliği, İsrail'i protesto gösterisini yasakladı
Paris Valiliği, yarın düzenlenmesi planlanan İsrail karşıtı gösterinin yasaklandığını açıkladı.

CNN muhabiri Diana Magnay, Gazze saldırısını kutlayan İsrailli kalabalık tarafından tehdit edildiğini belirtti.
Tehdit edildiklerini söyleyen Diana Magnay, Twitter hesabından şunları: "Sderot'taki tepelerde İsrailliler Gazze'ye düşen bombaları kutluyorlar. Yanlış bir şey söylersem bizi arabamızı parçalamakla tehdit ediyorlar. İğrenç."

CNN, İsrail'i eleştiren muhabirini görevden aldı
ABD merkezli yayıncı kuruluş CNN, İsraillilere tepki gösteren tweet'inden sonra dünya çapında yankı uyandıran muhabiri Diana Magnay'ı görevinden aldı.

İsrail bebek Razel'i de öldürdü!
İsrail'in Gazze'ye dün gece başlattığı kara harekâtı sürüyor. İsrail operasyonu 11'inci gününe girerken, Gazze'de hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 268'e ulaştı. Dün İsrail saldırısında yaralanan bir yaşındaki Filistinli bebek Razel'den de kötü haber geldi. Minik Razel verdiği yaşam savaşını kaybetti.


Gazze Sağlık Bakanlığı: 'İsrail, saldırılar sırasında insan bedenini eriten bir silah kullanıyor" açıklaması yaptı.
İsrail Gazze saldırılarına devam ederken aynı zamanda yasaklı olan silahları da Gazzeliler üzerinde deniyor. Son sadırılarda İsrail Ordusu'nun Gazze'de kısa adı DIME olan [Dense Inert Metal Explosive] olan  "Pudra Bombası" kullanmaya başladığı bildirildi.



15 Temmuz 2014 Salı

RECEP TAYYİP ERDOĞAN BU DEVRİN TALUT'UDUR

Gazeteci Yazar Mustafa Özcan bir hadisi şerife dayanarak yaşadığımız devri deccaller ve cebbarlar devri olarak tasnif ederken, Başbakan Erdoğan'ın da bu devrin "Talut'u" olduğunu belirtti.


Röportaj: Umut Yavuz / ROTAHABER - ÖZEL
GİRİŞ: Ortadoğu ve İslam dünyası denilince ilk akla gelen isimlerden biri olan Mustafa Özcan geçtiğimiz günlerde Akit gazetesindeki köşesinde iki gün üst üste “Talut ve ordusu” ve “Tarihin Geçiş Devirleri” başlıklı makaleler yayınladı. Özcan bu Makalelerinde bir Hadis-i Şerif’ten yola çıkaran tarihin beş devre ayrılabileceğini bunların, “Birincisi, nübüvvet dönemi… İkincisi nübüvvet veya peygamberlik metodu üzerine hilafet dönemi… Üçüncüsü ısırıcı saltanat veya ümera dönemi… Dördüncüsü cebabire ve decacile dönemi. Beşincisi ise başa dönüş yani peygamberlik ve nübüvvet yöntemi üzerine hilafete geri dönüş dönemi” olarak tasnif edilebileceğini ifade etti. Özcan şu anda bizim yaşadığımız dönemin ise “dördüncü dönem olan decacile ve cebabire yani ‘Deccaller ve Cebbarlar’ dönemi olduğunu kaydetti.

Özcan bu iddiasını bir adım daha ileri götürerek Erdoğan’ın dördüncü dönem ile beşinci
dönem arasındaki geçiş lideri olduğunu yazdı. Özcan, Erdoğan’ı Hz. Musa’ya, Gül’ü de Harun’a benzetenlere mukabil, “Ben daha ziyade Recep Tayyip Erdoğan’ı yine Beni
İsrail tarihinden başka bir döneme tekabül eden ve o dönemde zuhur eden Talut’a benzetiyorum” dedi.

Özcan'ın bu iddiası geçtiğimiz günlerde yine Rotahaber'in gündeme getirdiği Bediüzzaman'ın "4. devir" yorumunu ve Erdoğan'ı dördüncü devrin temsilcisi olarak yorumlayan haberi akıllara getirdi. Erdoğan hakkında bu kadar çok benzetme ve yorumların yapılıyor olması şüphesiz onun ve AK Partililerin dini söylemleri ve dine çok fazla referans veren siyaseti sebebiyle yaşanıyor. Özcan'ın yorumu da bunlardan biri...

Daha önce uzun yıllar teşriki mesai ettiğimiz ve bir anlamda hocamız sayılan Mustafa Özcan’a bu ilginç makaleleri üzerine ulaşarak ne demek istediğini sordum. Çok
yoğun olduğundan kısa kısa cevaplamak nezaketini gösterdi.

İşte Özcan’a yönelttiğim sorular ve cevapları:


ERDOĞAN DİNİ BİR FİGÜR MÜ SİYASİ BİR FİGÜR MÜ?

-Başbakan'ın devr-i iktidarını ilahi dinler tarihinde Hz. Musa döneminden ziyade Talut ve dolayısıyla Davud Aleyhisselam öncesi döneme benzettiniz. Bu tarz bir benzetme ihtiyacı Erdoğan'ın siyasi bir figür olmaktan öte, "dini" bir figür olarak algılandığı anlamı çıkarır mı?

Elbette benim yaptığım tarihi dilimler ve şahsiyetler arasında karşılaştırma ve mukayese yapmaktır. Elbette Talut bir kral ve Allah tarafından Beni İsrail’e
gönderiliyor. Süleyman Aleyhisselam gibi kral peygamber değil. Beni İsrail’in ona karşı kusurları olduğu gibi o da hatalardan münezzeh olmayan bir kimsedir. Başbakan için dini bir figür benzetmesi yapılabileceği gibi dini olmayan bir figür olarak da görülebilir. Bu hususta bir netlik aranmamalı. Arapların deyimiyle hammalu evcüh. Yani hem oraya hem buraya çekilebilir yönleri var. Net bir tanım yapmak zor. Dini anlamda bazı iyileştirmeleri olduğu gibi sekülerleştirme etkisi de oldu. Ters etkiyle birlikte rejimi tahkim ettiği de söylenebilir.


TALUT’UN NEHRİNDEN SU İÇEN MÜCAHİTLER, MÜTEAHHİT Mİ OLDU?

-Bu benzetmenizde Talut'un ordusunun Ürdün nehrinin suyundan kana kana içip savaşamayacak hale gelmesini AKP devrinde muhafazakarların, mücahitlikten-müteahhitliğe geçişiyle bağdaştırıyorsunuz. Günümüz muhafazakarları için bu büyük bir imtihan ve badire değil mi? Bunun müsebbibi kim ve çaresi nedir?

Talut’un ordusu Ürdün nehrinden kana kana su içtiği gibi zamanımızın dindarları da dünya nehrinden kana kana içtiler. Peygamberimiz de ümmetinin imtihanının dünya ile olacağını haber vermiştir. Yaşananlar hadisin tasvirine de uygundur. Pratiğimiz Peygamberimizin koyduğu teoriyi tasdik ediyor. Meselenin sorumlusuna gelince: Burada da işler karışık. Elbette AKP’nin sorumluluğu var. Ama külli bir sorumluluk değil. 28 Şubat sürecinden sonra İslami kesimler duvara toslamışlardı. Çıkış yolu görünmüyordu. Başbakan Erdoğan dini değerler ve özellikle söylem bazında kitleyi geri vitese aldı. Bu yanlış, zorunlu bir yanlıştı. Bu zorunlu yanlış içindeki doğrular daha fazla öne çıkabilirdi. Dindarlar hırsı, dünyayı değil de paylaşımı ve ahlakı daha fazla öne çıkarsalardı bu süreçten hepimiz daha kazançlı çıkabilirdik. Buradaki zincirleme sorumlulukta elbette Başbakan Erdoğan’ın payı olduğu kadar seleflerinin ve ondan öte rejimin aman vermeyen yapısının ve dünya sisteminin de payı vardır. Dünyevileşme cereyanı dünyadan bağımsız değildir. Ama yalıtımın azlığı ve geçirgenliğin yüksekliği noktasında muhafazakarların kusuru çok. 

ERDOĞAN TALUT İSE PEKİ YA DAVUD KİM?

-Eğer Erdoğan, Talut devrinin temsilcisi ise Davud kim olacak? Böyle bir beklenti ve ümit mi var?

Davud kimdir? Bölgede yeni düzeni kuran adam, zamanın Davud’u olmaya namzettir. Elbette onun makamının temsilcisidir. Buna Mehdi diyenler olabileceği gibi salih adam veya halife diyenler de çıkacaktır. Bu isimlendirmelerden hiçbirisi yanlış olmayacaktır. Her biri diğeriyle türdeştir. 

ERDOĞAN’I TEMSİL EDEN EL BADHİ EDGAM KİMDİ?

-Yine köşe yazınızda İslam tarihini beş devre ayırıyorsunuz. Daha doğrusu bu tasnifi ilgili hadis-i şeriften yola çıkarak yapıyorsunuz. Erdoğan iktidarının 4. Dönemdeki yahut beşinci döneme geçişteki El Badhi Edgam olduğunu söylüyorsunuz. Edgam kimdir ve özellikleri nedir?

Tunuslu bir rüya yorumcusu içinden geçtiğimiz dönemle alakalı ilginç bir rüyayı naklediyor ve yorumluyor. Yolun ortasında Zeynelabidin Bin Ali’yi görüyorlar. Onu kenara çekiyorlar. Ardından Mübarek’i yolun ortasında görüyorlar ve çekil diyorlar çekilmiyor. Çekil diyorlar çekilmiyor sonra da çekilmek zorunda kalıyor. Bu kareden sonra rüyada hatıftan/gaipten bir ses El Bahi el Edgam gelecek ardından da peygamberlik metodu üzerine hilafet zuhur edecek diyor. Tabirci burada el Bahi el Edgam üzerinde duruyor. El Bahi el Edgam, Burgiba döneminde Tunus başbakanlığı yapmış bir isim. Gelecekte değil geçmişte yaşayan bir adam. Lakin bugün peygamberlik metodu üzerine hilafete mukaddime olacak bir adama benzetiliyor. El Bahi el Edgam Tunus’ta cumhuriyet sistemini kurmuş ve milli orduyu teşkil etmiştir. Kara Eylül sonrasında Arafat ve Filistinlilerle Ürdün Kralı Hüseyin arasında arabuluculuk yaparken, barıştırmaya çalışırken Burgiba tarafından merhum Muhammed Mzali gibi azledilmiştir.

Bu rüyayı tabir edenler bunu şöyle yorumluyorlar: Gelmekte ve yaklaşmakta olan hilafetten önce ara bir devreden geçilecek. Bu devrenin aktörü de el Bahi el Edgam suretindeki adam ve sistemi olacak. Arap yorumcular rüyada Mübarek ve sair tağutların devrilmesinden sonra el Bahi el Edgam gelecek ve ardından da Peygamberlik metodu üzerine hilafet zuhur edecek ifadesini şöyle yorumluyorlar: Arap Baharıyla birlikte despot liderler yıkılacak ve eseren bade ayn olacaklar. Yani bir varmış bir yokmuş haline gelecekler. Gümbür gümbür gidecek ve tepetaklak olacaklar. Bunların yerini ise El Bahi el Edgam tarzı bir idare alacaktır. Yine bu yorumculara göre El Bahi el Edgam elbette ölen Tunus başbakanının yeniden dirilmesi değil; Tayyip Erdoğan modelinin Arap dünyasında hakim olmasıdır. Hemen bunun ardından da hilafet-i raşidenin yeniden doğmasıdır. Zeynelabidin Bin Ali’nin devrilmesinden sonra başbakan olan Hammadi Cibali ilk konuşmalarından birisinde raşit hilafeti müjdelemiştir!


ŞİİLER ERDOĞAN’I SÜFYAN’IN ADAMI OLARAK GÖRÜYOR

Bu dönemden sonra insanlar yeniden dinde derinleşecek ve gri alanlar kaybolacak ve hızla beyaza dönüşecektir. . Arap Sünniler Recep Tayyip Erdoğan ve onun modelini alan Arap Baharını hilafetin hazırlayıcısı olarak görürken Şii yorumcular ise başka telden çalmaktadır. Bunlardan birisi olan Ebu Ali Şeybani, Recep Tayyip Erdoğan’ı Süfyani’nin adamı olarak nitelendirmektedir.

ERDOĞAN DÖNEMİ BİR GEÇİŞ DÖNEMİDİR

-Bu devri "cebabire ve decacile" dönemi olarak niteliyorsunuz. Bu "cebbar" ve "deccaller" mücessem ve müşahhas olarak kimlerdir. Erdoğan'ın dönemi de bir nevi "istibdat" dönemine benzemiyor mu?

Osmanlı’dan sonra gelen yöneticilerin tamamına yakını bu kategoriye giriyor. İstisnalar elbette var ama istisnalar kaideyi bozmaz. İdeolojik olarak İslam’ın dışında referans arayan ve şuranın dışında istibdatla iş görenlerin tamamı kastediliyor. Medine yerine siyasi başkent ve model olarak Paris’i ve Fransız Devrimini esas alanlar yine bu kategoridedir. Hadislerde bunlara dair ipuçları var. Bu tasvire göre, Erdoğan dönemi geçiş dönemi olduğundan, kapıları hem doğruya hem de yanlışa açılabiliyor. İyiye doğru bir seyir olmakla birlikte yetersiz ve alacalıdır. 

Röportaj: Umut Yavuz / ROTAHABER - ÖZEL

http://haber.rotahaber.com/recep-tayyip-erdogan-bu-devrin-talutudur_474160.html

11 Temmuz 2014 Cuma

YIL 2053: TÜRKİYE BİRLEŞİK DEVLETLERİ

BÜLENT ERANDAÇ 
Bülent ERANDAÇ / Takvim

Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı vizyon belgesini bugün açıklayacak.
Başlangıcı, 2014-2019 süreci olan, 2023, 2053 ve 2071 hedeflerini çerçeveye alacak vizyon belgesi, aziz milletimizin önüne yepyeni bir ufuk açacak...
Erdoğan'ın direksiyonunda olacağı Çankaya'nın ufuk çizgisine göre, Türkiye 2023 yılına kadar yükselişin bütün temellerini atacak, bölgesel bir güç merkezi haline gelecek.
Erdoğan, İstanbul'un fethinin 600. yılı olan 2053'ü, Türkiye'nin yükselişi için önemli bir sıçrama noktası olarak görüyor. Anlaşılan o ki, Türkiye'nin hedefleri bölgesel bir güç merkezi olmakla sınırlı kalmayacak. Türkiye, 2053 yılında dünya devleriyle yarışan küresel bir güç merkezi haline gelecek. 

1453'ten 2053'e 
İstanbul'un fethinin küresel düzeyde yarattığı gelişmeleri yeniden düşünmeliyiz.
Osmanlı, "İstanbul merkezli" bir dünya düşünüyordu. "İstanbul merkezli düşünce", Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Karadeniz ve Balkanlar'ı içine alan daireye egemen olmaktı. Fatih Sultan Mehmet, bu düşünceyle Osmanlı'nın büyümesini hedeflemişti.
21'inci yüzyıl Türkler'in yüzyılı olacak...
Bölgemiz tarih boyunca büyük imparatorluklar, büyük devletler tarafından yönetilmiştir, bize yine aynı büyüklükte büyük bir ÇATI lazım.
Türkiye'yi merkeze alan AVRASYA'NIN kadim halkları bir arada siyasi ve ekonomik birlikler kurarak büyüme fırsatını kaçırmamalıdır.
Güzel Türkiye'miz, Birleşik Devletler modeliyle büyüme fırsatını yeniden ele geçirme şansına sahiptirStratejik okumalar ve doğru pratiklerin geliştirilmesi sonucu, 'TÜRKİYE BİRLEŞİK DEVLETLERİ' ÇATISI altında yeni dünya düzeninde şöyle yer alabiliriz: 
 Bosna, Makedonya Arnavutluk (Balkanlarda) 
 Azerbaycan, Gürcistan, Nahçıvan (Kafkasya'da) 
 Filistin-Gazze, Kuzey Kıbrıs, Tunus ve Libya'dan çıkan yeni devlet (Afrika'da) 
 Suriye'nin Sünni ve Kürt, Irak'ın Kürt ve Sünni Devletçikleri Ortadoğu'da) Ortadoğu yeniden şekillenirken Türk-
Kürt Konfederasyonu: "Yavuz Sultan Selim-Şeyh İdris-i Bitlisi"den ilham alan bu formül, hem Kürt, hem Kerkük-Musul petrollerini ve doğal zenginliklerini, günümüzün ABD'sinin yaptığı gibi Birleşik Türkiye Devletleri'nin inisitayitifine sunacaktır.

Yazının devamını kaynağından okuyunuz...
http://www.takvim.com.tr/Guncel/2014/07/11/yil-2053-turkiye-birlesik-devletleri

9 Temmuz 2014 Çarşamba

İSRAİL RAMAZAN'DA VURUYOR

İsrail iftar vakti Gazze'de katliam yaptı

·     09.07.2014 Sabah
Gazze Şeridi'ne yönelik operasyonlarını artıran İsrail, "acımasızca, uzun bir saldırı" kararı aldı. Gazze'nin çevresini kuşatan İsrail askerleri kara harekâtına hazırlanıyor. Gazze halkı sahurlara bombayla uyanıyor
Filistin ile İsrail arasında 12 Haziran'dan bu yana yaşanan gerginliğin önüne geçilememesi nedeniyle Gazze'de 3'üncü intifada endişesi arttı. İsrail ordusu Gazze Şeridi'ne karşı günlerdir süren operasyonlarını dün denizden ve havadan artırdı. İsrail ordu sözcüsü, "Koruyucu Sınır" ismini verdikleri operasyonlarında kara harekatının da masada olduğunu bildirdi. Gazze Şeridi'nin 40 kilometrelik çevresine yüzlerce İsrail askeri yerleştirildi. 40 bin yedek asker de, göreve çağrıldı. Gazze'de pazartesi gecesi 50 hedefe düzenlenen hava saldırısında aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 20 kişi yaralandı. Dünkü saldırılarda 7 kişi yaşamını yitirdi. İsrail'in güvenlik kabinesinden de "acımasızca uzun bir saldırı" kararı çıktı. Başbakan Binyamin Netanyahu askeri operasyonların uzun süreceğini söyledi. İsrail'in son iki günde düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 20'ye, yaralı sayısı 98'e yükseldi. 

* * * 

Gazze'ye yönelik saldırılarda bilanço ağırlaşıyor /  Yeni Şafak

İsrail ordusu, havadan ve karadan Gazze'ye saldırmaya devam ediyor. Pazartesi gününden bu yana Gazze Şeridi'ne yönelik başlatılan askeri operasyonda 200 hedef vurulduğu belirtilirken, bir gün içinde 24 Filistinlinin öldürüldüğü ifade ediliyor.

* * * 

Bu anlayış işgali savunmak demek /  Yeni Şafak

İki günde 20 cana kıyan İsrail'in katliamlarına karşı tarafsız kalmaya çağıran Ekmeleddin İhsanoğluna cevap Davutoğlu'ndan geldi: Tarafsız kalmak işgalin yanında yer almaktır.

* * * 

İsrail Gazze'ye hava saldırılarını artırıyor / The Wall Street Journal


8 Temmuz 2014 
image

İsrail Salı günü Filistinli militanlara ve bölgedeki altyapılarına karşı uzun bir operasyonun başladığını ilan etti ve Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırıları artırdı.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığı hava saldırılarında en az 50 kişinin de yaralandığını bildirdi.İsrail savaş uçakları 50 bölgeye saldırı düzenleyip en az 5 Filistin vatandaşını öldürdü. İsmini vermeyen İsrail yetkilileri Başbakan Benjamin Netanyahu hükümetinin Gazze'yi yöneten İslamcı hareket Hamas'a karşı kollarını sıvadığını ifade etti.
İsrail, savaş uçaklarının sivil mahallelerde bulunan ve Hamas tarafından kontrol edilen askeri üsleri hedef aldığını açıkladı. Hava saldırılarının aynı zamanda İsrail'e roketlerin atıldığı alanları hedef aldığı belirtildi. İsrail bu saldırıların Filistin bölgesinden son 20 ayda yapılan en yoğun roket saldırılarına bir cevap olarak düzenlendiğini bildirdi.
İsrail yetkilileri Pazartesi günü Gazze Şeridi'nden 85'in üstünde roketin atıldığını belirtirken Hamas da ilk kez yapılan saldırıların bir kısmını üstlendi.
İsrail savaş uçakları Gazze'yi vurmaya devam ederken İsrail ordusu yakın bir zamanda çağırdığı 1500 yedek askerin üstüne birkaç bin yedeği daha orduya çağırdı. Bu askerler İsrail'in Gazze ile 58 kilometrelik sınırını kontrol eden Güney Kuvvetleri'ne katılacak.
İsrail ordusu sözcüsü Libby Weiss, ordunun Hamas'a uzun süreli bir saldırı yapacağını açıkladı.
Weiss, "Bu kısa bir operasyon olmayacak. Bir gece sürüp bitmeyecek," ifadesini kullandı.
İsrail kuvvetleri Gazze'ye son 5 yıldaki üçüncü büyük çaplı askeri operasyona hazırlanırken İsrail hükümet yetkilileri daha kısıtlı bir hedef belirledi: Hamas'ın askeri altyapısını çökertip Kasım 2012'deki son büyük askeri operasyondan beri Gazze-İsrail sınırında kaçan huzuru tekrar onarmak.
Netanyahu Hamas'ın kökünü kazımak için yeni çağrılar yapıyor. İsrail otoriteleri Batı Şeria'da kaçırılıp öldürülen 3 İsrailli gencin ölümünden Hamas'ı sorumlu tutuyor.
12 Haziran'da İsrailli gençlerin esir alınmasından sonra İsrailli güvenlik kuvvetleri Batı Şeria'daki Hamas üyelerini hedef alan operasyonlar düzenlemişti.
İsrail saldırılarına cevap olarak Filistin İslami Cihat Örgütü'nün de içinde bulunduğu Gazze'deki küçük örgütler İsrail'in güneyine roket saldırıları düzenlemişti.
Filistinli örgütler geçen Çarşamba bir Filistinli gencin kaçırılıp yakılarak öldürülmesinden sonra saldırılarını artırdı. İsrail polisi Filistinli gencin İsrailli gençlerin intikamını almak için yakılarak öldürüldüğünü düşünüyor. Filistinli genci yakarak öldüren 6 İsrailli şüpheli gözaltına alındı.

1 Temmuz 2014 Salı

AK PARTİ'NİN ADAYI RECEP TAYYİP ERDOĞAN !


AK Parti'nin Cumhurbaşkanı adayını Mehmet Ali Şahin açıkladı: Başbakan Erdoğan resmen aday !

CHP ve MHP'nin ortak adayı ve HDP'nin adayından sonra, AK Parti de Cumhurbaşkanı adayını bugün Ankara Ticaret Odası'ndaki toplantıda açıklandı.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayının tüm AK Partili milletvekillerinin imzasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı.

Şahin, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı adaylığını, "Tüm milletvekili arkadaşlarımızın ittifakıyla imzalarıyla Cumhurbaşkanı adayımızı belirledik.

Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı adayın Genel Başkanımız, Başbakanımız, İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan. Adayımızın hayırlı olmasını diliyorum" sözleriyle açıkladı.

Erdoğan'ın kullanacağı logosu

logo1.jpg

Erdoğan'ın adaylığını dünya böyle duyurdu

İşte dış basında çıkan ilk haberler:

Reuters: Türkiye'de iktidar partisi Ağustos'taki seçimler için Başbakan Erdoğan'ı aday olarak belirledi.

Associated Press: Türkiye Başbakanı, cumhurbaşkanlığına talip... Türkiye'nin iktidar partisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, cumhurbaşkanının ilk kez doğrudan halk tarafından belirleneceği seçimlerde yarışacağını açıkladı.


AFP: Türkiye Başbakanı Erdoğan Ağustos'taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacak.