.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

31 Aralık 2013 Salı

BEDİÜZZAMAN'IN BEŞ TALEBESİNDEN ORTAK AÇIKLAMA

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebeleri son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak açıklamada bulundu.
Bediüzzaman'ın 5 talebesinden ortak açıklama

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin talebeleri Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Salih Özcan, Mehmet Fırıncı, Abdülkadir Badıllı ağabeyler son günlerdeki tartışmalar üzerine kamuoyuna ortak açıklamada bulundular.

"İman hizmetinin töhmet altında" kaldığının belirtildiği açıklamada, Risale-i Nur talebelerinin siyasete bakışına dair metinler yer aldı.

Açıklamada şöyle denildi:

Risale-i Nur Külliyatının müellifi ve Risale-i Nur hizmetinin müessisi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hizmetinde bulunmuş ve bu Kur'ân ve iman hizmetinin esaslarını bizzat ondan ders almış talebeleri olarak, aşağıdaki hususları muhterem kamuoyuna duyurmak ihtiyacını hissetmiş bulunuyoruz:

1. Risale-i Nur'un hizmet esasları içinde Bediüzzaman Hazretlerinin en fazla üzerinde durduğu ve büyük bir hassasiyetle riayet etmeyi bize ve bütün Nur talebelerine ders verdiği husus, bu hizmetin sadece ve sadece iman hizmetinden ibaret olduğudur. Pek çok mektuplarda tekrar tekrar zikredilen bu husus, bir Emirdağ mektubunda da şu şekilde ifade edilmiştir:

"Risale-i Nur hiçbir şeye âlet olamadığını ve rızâ-yı İlâhiyeden başka hiçbir maksada vesile olamadığını ve doğrudan doğruya herşeyden evvel iman hakikatlerini ders vermek ve biçare zayıfların ve şüpheye düşenlerin imanlarını kurtarmak olduğunu elbette sizin gibi Nur'un has şakirtleri biliyorlar."

Bu hakikat muvacehesinde kamuoyuna şunu arz etmek isteriz ki, insanlara hiçbir tarafgirlik gözetmeksizin ve hiçbir menfaat gütmeksizin Risale-i Nur'la iman hizmeti vermek ve muhtaç olanların imanlarını her türlü tehlike, vehim, vesvese ve şüphelerden korumaya çalışmak ve bu hizmetin mukabilinde ne maddî, ne de manevî hiçbir karşılık beklememek, Risale-i Nur mesleğinin olmazsa olmaz esasıdır. Bu esas feda edildiğinde, ortada Risale-i Nur hizmeti de kalmaz.

2. Risale-i Nur hizmetinin gaye ve mahiyeti münhasıran iman hizmetinden ibaret olduğundan, onun dışındaki faaliyetler tarafgirlik mânâsına gelebilecek her türlü davranıştan şiddetle kaçınmak gerekeceği izahtan vareste olmakla beraber, Üstadımız bu hususu müteaddit mektup ve müdafaalarında tekrar tekrar hatırlatmıştır. Bu mektuplardan birinde, "İman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost, düşman derste fark etmez. Halbuki siyaset tarafgirliği bu mânâyı zedeler, ihlâs kırılır. Onun içindir ki, Nurcular emsalsiz işkencelere ve sıkıntılara tahammül edip Nur'u - Risale-i Nur'u - hiç bir şeye âlet etmediler, siyaset topuzuna el atmadılar" denmektedir.

İman hizmetinde bulunanların hariç cereyanlardan niçin uzak durmaları gerektiği, Bediüzzaman Hazretleri'nin şu ifadelerinde de çok net bir şekilde açıklanmıştır:

"Risale-i Nur şakirdlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükûmetin icraatına karışmamak bir düstur-u esasîleridir. Çünki hâlisane hizmet-i Kur'aniye, onlara her şeye bedel kâfi geliyor. Hem şimdi hükmeden öyle kuvvetli cereyanlar içinde siyasete girenlerden hiçbir kimse, istiklaliyetini ve ihlâsını muhafaza edemez. Herhalde bir cereyan onun hareketini kendi hesabına alacak, dünyevî maksadına âlet edecek, o hizmetin kudsiyetini bozacak... Hem dünya için dinini bırakan veya âlet edenlerin nazarlarında, Kur'anın hiçbir şeye âlet olmayan kudsî hakikatleri bir propaganda-i siyasette âlet olmuş tevehhüm edilecek. Hem milletin her tabakası, muvafıkı ve muhalifi, memuru ve âmisinin o hakikatlarda hisseleri var ve onlara muhtaçtırlar. Risale-i Nur şakirdleri, tam bîtarafane kalmak için siyaseti ve maddî mübarezeyi tam bırakmak ve hiç karışmamak lâzım gelmiş."

Siyaset yoluyla vatana, millete, İslâmiyete hizmet de elbette ki ihmal edilecek bir mesele değildir. Ancak herkese eşit şekilde hizmet sunması gereken bir iman cereyanının mahiyeti, siyaset yoluyla hizmetten bütün bütün farklıdır. Onun içindir ki, cemaat adına siyasî faaliyette bulunmak, siyasî partilerle pazarlıklar içine girmek, devlet içinde kadrolaşmak, iktidara ortak olmaya çalışmak gibi faaliyetlerin tamamı Risale-i Nur'un iman ve Kur'ân hizmetiyle tam bir tezat teşkil etmektedir. Risale-i Nur talebeleri böyle faaliyetlerde bulunmayı Üstadlarından miras aldıkları kudsî hizmetin kudsiyetini bozmak olarak görürler ve bundan şiddetle kaçınırlar. Aynı şekilde, milletin reyiyle iş başına gelen meşrû iktidarı muhafaza etmek ve memlekette asayişi ihlâl etme istidadı taşıyan hareketlerden şiddetle kaçınmak da Risale-i Nur talebelerinin Üstadlarından ders aldığı en mühim esaslar ve düsturlardır; ancak onlar bunu hiçbir zaman bir menfaate âlet etmezler, bir tarafgirlik haline getirmezler.

Nitekim Umum Nur talebelerine Üstad Bediüzzaman'ın vefatından önce vermiş olduğu en son derste:

"Aziz kardeşlerim, bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet İmân hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz" denilerek, asıl yapmaları gereken şey ifade edilmiştir.

3. İman hizmetinin mahiyeti kadar metodları da menfi siyasetin icabı telâkki edilen âdet ve uygulamalardan uzaktır. İmanın esası olan doğruluk, iman hizmetinin de en mühim esasıdır; yalan, iftira, iki yüzlülük, hile gibi fiil ve metodlar hiçbir zaman iman hizmetine yanaşamaz. Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, yol, sıdk ve doğruluk üzere olmaktır, der:

Sual: Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?

Cevap: Doğruluk.

Sual: Daha?

Cevap: Yalan söylememek.

Sual: Sonra?

Cevap: Sıdk, ihlâs, sadâkat, sebat, tesanüd.

Sual: Yalnız...

Cevap: Evet...

Sual: Neden?

Cevap: Küfrün mahiyeti yalandır. İmanın mahiyeti sıdktır. Şu burhan kâfi değil midir ki, hayatımızın bekası, imanın ve sıdkın ve tesanüdün devamıyladır?

Bir müdafaasında da "Sair dünyevî ve siyasî ve entrikalı cemiyet ve komitelerle münasebetimiz yoktur ve tenezzül etmeyiz" demek suretiyle, Risale-i Nur hizmeti ile diğer faaliyetler arasındaki bu temel metod farkını ayrıca teyid ve tasrih etmiştir.

4. Siyasî tarafgirliğin en dehşetli neticesini, Bediüzzaman Hazretleri bir hatırasında şöyle anlatır:

"İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyeye dair bir kanun-u esasîsi dahi, bu hadis-i şerifin, "(Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini sımsıkı tutan bir bina gibidir)" hakikatidir. Yani, hariçteki düşmanların tecavüzlerine karşı, dahildeki adâveti unutmak ve tam tesanüd etmektir. Hattâ en bedevî tâifeler dahi bu kanun-u esasînin menfaatini anlamışlar ki, hariçte bir düşman çıktığı vakit, o taife birbirinin babasını, kardeşini öldürdükleri halde, o dahildeki düşmanlığı unutup, hariçteki düşman def oluncaya kadar tesanüd ettikleri halde; binler teessüflerle deriz ki, benlikten, hodfuruşluktan, gururdan ve gaddar siyasetten gelen dahildeki tarafgirane fikriyle, kendi tarafına şeytan yardım etse rahmet okutacak, muhalifine melek yardım etse lânet edecek gibi hâdisâtlar görünüyor. Hattâ, bir sâlih âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde gıybet ettiği; ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve taraftar olduğu için hararetle senâ ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar gibi, otuz beş seneden beri siyaseti terk ettim."

İşte bu sebepten, tıpkı Bediüzzaman Said Nursî gibi, onun talebeleri de siyasî tarafgirliklerden uzak durmakta ve bu iman ve Kur'ân hizmetine hiçbir siyasî tarafgirlik gölgesi düşmemesi için azamî itina göstermektedirler.

5. Biz Risale-i Nur talebeleri, hizmetimizin prensiplerini kaynağı Kur'an ve Hadisten ibaret olan Risale-i Nur'dan ve onun müellifi olan Bediüzzaman Said Nursî'den alırız. Mevkii, maddî veya manevî makamı, şöhreti, ünvanı ne olursa olsun, hiç kimsenin indî tevilleri Risale-i Nur talebeleri için bir ölçü teşkil etmez. Risale-i Nur memleketimizin ve dünyanın en buhranlı dönemlerinden geçerek bugünkü muzaffer konumuna ulaşmışsa, Bediüzzaman Hazretlerinin büyük bir hassasiyetle muhafazasına çalıştığı "hizmet düsturları" sayesinde bu mümkün olabilmiştir. Yoksa, zamanın ve zeminin şartlarına göre hizmet tarzında birtakım değişiklik ve ayarlamalar yapılsaydı, şimdi Risale-i Nur hizmeti diye bir şey kalmazdı.

6. Son zamanlarda cereyan eden ve hepimizi üzen bazı gelişmeler, siyasî mahiyet taşıyan ve Nur'un safî hizmet telâkkisinden çok uzak düşen bazı hareketlerin Risale-i Nur ile karıştırılmasını ve bu menfî hareketler sebebiyle bu iman hizmetinin töhmet altında kalmasını netice verdiğinden, biz Risale-i Nur talebelerinin böyle hareket ve faaliyetlerle hiçbir surette alâkamızın bulunmadığını ve bu tür sakat anlayışların asla Risale-i Nur'dan kaynaklanmadığını açıklamak zorunda kalmış bulunuyoruz.

Aziz milletimize saygı ile duyurulur.

ABDULLAH YEĞİN, HÜSNÜ BAYRAMOĞLU, SALİH ÖZCAN, MEHMET FIRINCI, ABDÜLKADİR BADILLI

KENDİNİ HIZIR YA DA MEHDİ ZANNEDENLER



Zamanımız da kendini Hızır, Mehdi yada kutup zanneden çok kimse var. Bu durum neden kaynaklanıyor? Bu kimseler yalancı yada aldatıcı mı? Gördükleri hakikat mi? Neyi karıştırıyorlar? Bu zatlar hangi noktada hata ediyorlar?  Hızır ve Mehdi gibi meşhur zatlarla ilgili evliya makamları nelerdir? Şatahat ne demek?  Enaniyetin, makam sevgisinin, övünme ve gururun zararları nelerdir? Böylelerinin sonu nedir?

Bediüzzaman bu konuyu Mektubatında şöyle izah etmiştir: 

“Hem ben müteaddid insanları gördüm ki, bir nevi Mehdi kendilerini biliyorlardı ve “Mehdi olacağım” diyorlardı. Bu zâtlar yalancı ve aldatıcı değiller, belki aldanıyorlar. Gördüklerini, hakikat zannediyorlar. Esma-i İlahînin nasılki tecelliyatı, Arş-ı A’zam dairesinden tâ bir zerreye kadar cilveleri var ve o esmaya mazhariyet de, o nisbette tefavüt eder. Öyle de mazhariyet-i esmadan ibaret olan meratib-i velayet  dahi öyle mütefavittir .

Şu iltibasın en mühim sebebi şudur:

Makamat-ı evliyadan  bazı makamlarda Mehdi vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve kutb-u a’zama has bir nisbeti  göründüğü ve Hazret-i Hızır’ın bir münasebet-i hâssası  olduğu gibi, bazı meşahirle  münasebetdar bazı makamat var. Hattâ o makamlara “Makam-ı Hızır”, “Makam-ı Üveys”, “Makam-ı Mehdiyet” tabir edilir.

İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın cüz’î bir nümunesine veya bir gölgesine girenler, kendilerini o makamla has münasebetdar meşhur zâtlar zannediyorlar. Kendini Hızır telakki eder veya Mehdi itikad eder veya kutb-u a’zam tahayyül eder. Eğer hubb-u câha talib enaniyeti yoksa, o halde mahkûm olmaz. Onun haddinden fazla davaları, şatahat sayılır. Onunla belki mes’ul olmaz. Eğer enaniyeti perde ardında hubb-u câha müteveccih ise; o zât enaniyete mağlub olup, şükrü bırakıp fahre girse, fahrden git gide gurura sukut eder. Ya divanelik derecesine sukut eder veyahut tarîk-ı haktan sapar.”  (Mektubat)

Bediüzzaman; kendini bir nevi Mehdi bilen kimselerin yalancı ve aldatıcı olmadığını, ancak aldanmakta olduklarını ifade etmiştir. Onlar gayb aleminde meşhudat olarak gördüklerinin, maddi alemde de gerçek olduğunu zannetmektedirler.

Allahın isimlerinin Arş-ı A’zam’dan ta bir atoma kadar tecelli cilveleri vardır. İsimlere mazhar oluş da o nispette farklıdır. Öyle de Allah’ın isimlerine mazhar oluştan ibaret olan velayet mertebeleri de öyle farklıdır.

Şu karışıklığın en önemli sebebi şudur:

Evliya makamlarından bazılarında Mehdi görevinin özelliği bulunmaktadır. Bazılarında kutupların başı olan Kutb-u A’zama özel bir ilgisi görünür. Bazılarında Hazret-i Hızır’ın özel bir münasebeti olur. Ayrıca bazı meşhur kişilerle ilgili olan bazı makamlar vardır. Hatta o makamlara Hızır makamı, Üveyse makamı, Mehdilik makamı denilir.

İşte bu sırra binaen, o makama ve o makamın küçük bir örneğine veya gölgesine girenler kendilerini o makamla ilgili meşhur zatlar zannediyorlar. Kendilerini Hızır olarak algılar veya Mehdi olduğuna inanır veya kendini kutb-u azam olarak hayal eder.

Eğer makam sevgisine istekli benliği yoksa o halde mahkum olmaz. Onun haddinden fazla iddiaları şatahat yani kendini abartma sayılır. Onunla sorumlu olmaz.

Eğer benliği perde arkasında makam sevgisine yönelik ise; o kişi benliğine yenilip, şükrü bırakıp övünce girerse, övünçten gitgide gurura düşer.

Ya delilik derecesine düşer veyahut hak yoldan sapar. Demek ki bu tarz gidişin sonu ya deliliktir yada hak yoldan sapmaktır.

Esasen velayet yolu nefsin başını ezip, bütün varlığının Hakka ait olduğunu bilmektir. Kendini bir şey zannedenler hak yoldan ayrılmaktadır. Varlığını kanıtlamak değil, varlığını Hak’ta eritmektir. Benlik dağı erirse Hakkı bulur. Velayeti; nefsî benliğini kutsal perdeler arkasına sarıp kendini kutsallaştırmak olduğunu sananlar aldanıyorlar.

Fiilin faili ve varlığın sahibi yalnız Allah’tır.



TARİHE IŞIK TUTAN BEDİÜZZAMAN HABERİ

31 Ara 2013 10:40 Samanyolu Haber

Beraat kararlarına rağmen hakkında yeni yeni davalar açılan Bediüzzaman'ın yaşadığı baskılara ışık tutuldu.
Tarihe ışık tutan Bediüzzaman haberi!  
  • Fişlemeler, görevden almalar ve kara propaganda yöntemleri Bediüzzaman'ın yakasını bırakmadı.
  • Menderes’i destekleyen dindarlarla DP’nin arasını açmak için tertip ve suikastler düzenlendi.
  • Menderes liderliğindeki Demokrat Parti (DP) iktidarının son döneminde Bediüzzaman Said Nursi ’ye Tek Parti dönemi muameleleri tekrar yaşatılmıştı.
  • Bediüzzaman, seyahat hürriyeti de engellenince, “Bu vaziyet bana çok ağır geliyor” diye sitem etmişti.
  • İçişleri Bakanı Namık Gedik ’in sergilediği tutum DP ile gönül bağlarını iyice kopardı.

Devletin gizli belgelerinde cevapları olan "DP döneminde Said Nursi ve talebeleri ne tür komplolarla karşılaştı? Said Nursi’ye yapılan baskılar DP teşkilatlarında nasıl yankılandı?" sorularıyla ilgili Aksiyon dergisinde tarihe ışık tutan bir haber yer aldı.



Yorum: 
Nur camiasının tavrı bellidir. Nur cemaati hükümetin işine karışmaz. Hükümetin din ve millet lehindeki hizmetleri için ona dua eder. Bu yazının samanyolu haber’de yayınlanması maksatlıdır. Menderes’in son dönemiyle Erdoğan’ın son dönemi arasında paralellik kurularak bir mesaj verilmek istenmiştir. Bediüzzaman’a zulmeden Menderes hükümeti değil, Menderes hükümeti içine sızan masonlardı. Amaç Bediüzzaman’ın Menderes hükümetine verdiği manevi desteği yok etmekti. 

42 İLDE EŞZAMANLI DARBE HAZIRLIĞI

Başbakana sunulan istihbarat raporunda, devlet içindeki paralel yapının planı detaylarıyla yer aldı. Operasyon engellenmeseydi, 25 Aralık'ta itibarsızlaştırma kampanyası başlayacaktı.

42 ilde eşzamanlı darbe hazırlığı

Erdal Şimşek:

DEVLET içindeki paralel yapılanmanın, 17 Aralık'ta gerçekleştirdiği "darbe" girişiminin kodları çözülüyor. Derin operasyonu mercek altına alanistihbarat raporu, hükümetin zamanında refleks göstererek ikinci dalgasını engellediği girişimin,kamuoyuna yansıyandan çok daha büyük çaplı bir"yıkım" hedeflediğini ortaya çıkardı.

Başbakanlık'a sunulan raporda, kolluk ve yargıdaki paralel yapının, 25 Aralık tarihinden itibaren art arda gelen ve aralarında İzmir, Kayseri, Isparta, Gaziantep ve Şanlıurfa'nın da bulunduğu 42 ili kapsayan operasyonlar için harekete geçtiği net ifadelerle belirtildi.

HAZIRLIK 2010'DA BAŞLAMIŞ

Savcı Muammer Akkaş'ın talimatını verdiği ikinci dalga operasyon gerçekleşseydi, aralarında AK Partili birçok belediye ve il başkanı, 2023 Türkiye vizyonunu oluşturan prestij projeleri yürüten işadamları, sanayiciler, ticaret ve sanayi odası başkanları ile bazı Kürt aşiretlerin önde gelen isimlerinin gözaltına alınıp tutuklandağı bir "cadı avı"başlatılacaktı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın masasındaki istihbarat raporunda, paralel yapılanmanın derin operasyonlara yönelik planlamasının 2010 yılında hazırlandığı, bu çerçevede hedef olarak belirlenen belediye başkanı, il başkanı, işadamı, sanayi ve ticaret odası başkanlarının yakın takibinin sağlanması için "suikast" söylenti ve ihbarlarının devreye sokulduğu ve "koruma tahsisi" sağlanarak paralel yapıya bağlı polislerin "yakın koruma" olarak görevlendirildiği vurgulandı.

150 BELEDİYE BAŞKANI YAKIN KORUMADA!

Bu yöntemle 150 civarında belediye başkanına koruma tahsis edildiği ifade edilen raporda, yakın korumalar kanalıyla, dost meclislerindeki sohbetlerden bile cümleler cımbızlanarak, süreç içinde kullanılmak üzere bir havuzda toplandığı, aynı kumpasın bazı işadamları, sanayi ve ticaret odaları başkanları ve AK Partili il başkanları için kurulduğu kaydedildi.

27 İLDE PARALEL YAPININ HÜCRE ŞUBELERİ 

Raporda, havuzda toplanan bu verilerin Emniyet istihbaratın datalarında değil, paralel yapılanmanın şube evlerinde biriktirildiği, bu amaçla ülke genelinde 27 ilde paralel şube oluşturulduğu da ifade edildi.

Operasyonlarda, yolsuzluk ve rüşvetin yanı sıra itibarsızlaştırma amaçlı suçlamaların da eklemlenmesinin planlandığı, bunlar arasında "kadın ticareti, uyuşturucu, insan ve tarihi eser kaçakçılığı" gibi suçlamaların da yer alacağı belirtildi.

İLLEGAL YAPIDA 2 BİN RÜTBELİ POLİS

Raporda ayrıca, devlet içindeki illegal yapılanmanın 2 bin rütbeli polis, yüzlerce yargı mensubu, bürokrat, bankacı, akademisyen ve medya kanadına ilişkin bir teşkilata sahip olduğu ve örgütün kendi arasında şifreli iletişim kurduğu da vurgulandı. Yargıdaki yapılanmaya HSYK'daki bir grubun destek verdiği de belirtildi. Derin operasyonun ardından istihbarat birimleri tarafından hazırlanan rapor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunuldu.

KORUMA DEĞİL, TARASSUT

TÜRKİYE genelinde 2010 yılında itibaren "suikast" söylentileri ve ihbarları nedeniyle 150 civarında belediye başkanına polis koruması tahsis edilmiştir. Bu polisler, belediye başkanlarını korumadan çok adeta tarassut altına almışlardır. Başkanların ikili görüşmelerinde bile "can güvenliği" bahanesi ile bulunan korumalar, dost meclislerindeki sohbetlerden bile bazı cümleler çıkartarak, bir havuzda toplanmasını sağlamışlardır. Aynı kumpası bazı işadamları, sanayi ve ticaret odaları başkanları için de kurulmuştur.

DATALAR ŞUBEDE!

HAVUZDA toplanan veriler, paralel devlet yapılanmasının il ve ilçelerdeki sorumlusuna kullanım amaçlı olarak aktarılmış ve başkanlara şantaj aracı olarak kullanılarak kimi ihalelere müdahale edilmiş, bazı ihalelerin paralel yapılanmanın kurduğu şirketlere yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Toplanan veriler, Emniyet İstihbarat'ın datalarında değil, paralel polis yapılanmasının yurt sathındaki şubelerinde biriktirilmiştir. Bu datalar örgütün sivil, akademisyen ve medya üyelerin tarafından değerlendirilerek dosyalanmıştır.

MİT KRİZİNİN ARDINDAN

25 Aralık tarihinden itibaren 42 ili kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanan operasyonla Hükümet'in yıkılması hedeflenmiştir. Paralel devletten emir alan çok sayıda savcı ve emniyet müdürünün, üstlerine haber vermeden çok gizli yürüttüğü soruşturma, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizinin hemen sonrasında uygulamaya konulmuştur. Operasyonun genişletilmesi planlanan iller arasında İzmir, Kayseri, Isparta, Gaziantep, Ağrı ve Şanlıurfa'da yer almaktadır.

ÇÖZÜM SÜRECİNE DARBE

DOĞU ve Güneydoğu'da sınır illerinde bulunan ve çözüm sürecini destekleyen bazı köklü ve büyük Kürt aşiretlerinin de önde gelenlerinin "kayıt dışı sınır ticareti, uyuşturucu ve insan ticareti ile mazot kaçakçılığı" suçlamaları ile tutuklatıp çözüm sürecine başka bir yönden de darbe vurulması planlanmıştır.
AKŞAM

26 Aralık 2013 Perşembe

MEVDUDİ TEFSİRİNDEN MERYEM OĞLU İSA' (A.S) NIN GELİŞİ İLE İLGİLİ HADİSLER



Meryem Oğlu İsa'nın (a.s) İkinci Kez Gelişiyle İlgili Hadisler.

1) Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasûlullah şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa adil bir yönetici olarak aranıza inecektir. Sonra haçı kıracak, domuzu öldürecek ve harbe son verecektir. (Başka bir rivayette Harb kelimesi yerinde Cizye kelimesi mevcuttur. O zaman manâ "cizye'yi kaldıracak" olur.

O zaman servet öylesine bollaşacak ki, hiç kimse onu kabul etmeyecek ve (bu şartlar altında) Allah huzurunda bir secde'de bulunmak dünya ve içindekilerden daha hayırlı görülecektir. (Buhari: Kitab-ül-Ehâdis'il-Enbiya, Bâbü Nüzûl'i İsa İbn Meryem'; Müslim: Bâbü Nüzüli İsa; Ebvâb el-Fiten, Bâbün fi Nüzûli İsa; Müsned-i Ahmed: Merviyyatü Ebi Hureyre)

2) Hz. Ebu Hureyre'den gelen bir başka rivayet şöyledir: "Meryem oğlu İsa, nüzül etmedikçe kıyamet kopmayacaktır..." (Bu ifadeleri yukardaki hadiste rivayet edilen aynı temalar izlemektedir) (Buhari, Kitab-ül-Mezâlim, Bâbü Kesris-Salih; İbn Mâce, Kitab-ül-Fiten)

3) Hz. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasûlullah şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa aranıza nüzul ettiğinde ne durumda olacaksınız? O zaman imamınız da kendi içinizde olacak..." (Buhari: Kitabü Ehadis-i Enbiyâ, Bâbü Nüzuli İsa, Müslim: Nüzülü İsâ; Müsned-i Ahmed)

4) Hz. Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Meryem oğlu İsa nüzül edecek, haçı parçalayacak; domuzu öldürecek, onun için cemaatler namaz kılmak üzere bir araya gelecek ve halka öyle çok servet dağıtacak ki, halk artık doyup almayacak, haracı kaldıracak, Ravha mevkiinde konaklayacak ve buradan haccı yahut umreyi ya da her ikisini birden (Ravi, Rasûlullah'ın (s.a.) hangisini dediği konusunda mütereddittir) ifa etmek üzere harekete geçecektir. (Müsned-i Ahmed: Merviyyâtü Ebu Hureyre, Müslim: Kitâb el-Hacc.)

5) Hz. Ebu Hureyre; Rasûlullah'ın (s.a.) (Deccâl'ın zuhuruyla ilgili haberleri zikrettikten sonra) şöyle dediğini rivayet etmektedir: Müslümanların onunla (Deccâl'la) savaşmak üzere hazırlık yapıp, saf bağlayıp ikame'de bulunulduğu sırada nüzûl edecek ve onlara namaz kıldıracaktır. Ve Allah'ın düşmanı (yani, Deccâl) onu görür görmez tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu kendi haline bırakırsa, öyle eriyip ölecektir. Fakat Allah onu İsa'nın eliyle öldürecek ve İsa mızrağı üzerindeki kanını Müslümanlara gösterecektir. (Mişkât: Kitab ül-Fiten; referans Müslim'edir.)

6) Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur: "Onunla (yani İsa Mesih ile) benim aramda peygamber yoktur ve o nüzül edecektir. Şu halde onu gördüğünüzde tanıyın. Orta boylu, açık tenlidir. İki parçalı sarı bir elbise giymiş olacaktır. Saçları adeta üzerinden su damlıyor gibi olacaktır ama ıslak olmayacaktır. İslâm uğruna hasımlarla savaşacak, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizye' yi kaldıracaktır. Allah İslâm'ın dışındaki tüm ümmetlere son vererek ve Mesih, Deccâl'ı katledecek ve dünyada 40 yıl kalıp ölecek ve cenaze namazını Müslümanlar kılacaktır. (Ebu Dâvud: Kitâb el-Melâhim; Müsned-i Ahmad: Merviyyât-, Ebû Hureyre).

7) Cabir bin Abdullah Rasûlullah'tan (s.a.) şöyle işittiğini söylüyor: "Sonra Meryem oğlu İsa, nüzul edecek, Müslümanların imamı kendisine: "Gel bizimle namazda imam ol" diyecek fakat O: "Hayır birbirinize imam siz kendiniz olursunuz". O, Allah'ın bu ümmete bahşettiği şerefi gözönüne alarak böyle diyecektir. (Müslim:Beyanu Nüzuli Isa'ibni Meryem, Müsned-i Ahmed: Merviyyatü Cabir bin Abdullah).

8) Câbir bin Abdullah (İbn Sayyâd'ın hadisiyle ilgili olarak) şöyle rivayet ediyor: "Sonra, Ömer İbn el-Hattâb şunları söyledi: "Ey Allah'ın Rasûlü, izin ver onu öldüreyim." Rasûlullah cevapladı; "Eğer o (Deccâl ile) aynı şahıs ise, onu öldüremezsin. Çünkü o, Meryem oğlu İsa tarafından öldürülecektir. Eğer o, (yani Deccâl) değilse zimmîlerden birini öldürmeye hakkın yoktur." (Mişkât: Kitab-ul-Fiten).

9) Câbir bin Abdullah, Rasûlullah'ın (s.a.) (Deccâl'dan söz ederken) şöyle dediğini rivayet ediyor: "İşte tam o sıralarda Müslümanlar arasında Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm zuhur edecektir. Sonra insanlar namaz için kalktıklarında kendisine sorularak "Öne geç ey Allah'ın Ruhu: (ve bize namaz kıldır) Fakat O, "Hayır, sizin kendi önderiniz geçip namazı kıldırmalıdır." diyecektir. Sonra sabah namazını edâ ettikten sonra, Müslümanlar Deccâl ile savaşmaya çıkacaklardır. Buyurdu ki: "O yalancı, İsa'yı görünce tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Sonra İsa ona doğru ilerleyecek ve onu katledecektir. Ve öyle bir durum olacaktır ki, ağaçlar ve taşlar "Ey Allah'ın Ruhu, arkamda bir Yahudi gizleniyor " diye bağıracaklardır. Deccâl'a tâbi olanlardan hiçbiri kalmayacaktır ki İsa kendisini öldürmemiş olsun." (Müsned-i Ahmed, Rivayâtu Câbir bin Abdullah)

10) Hazret-i Nevvas bin Sam'ân Kitâbî, Deccâl haberiyle ilgili olarak) şunları rivayet ediyor: "Deccâl şunları yaparken Allah Meryem oğlu Mesih'i gönderecek ve o, Dimaşk'ın (Şam) doğu kesimine beyaz minarenin yakınına sarı elbiseli ve iki meleğin kanatlarına yaslanmış olarak inecektir. Başını eğdiğinde saçlarından su damlıyor gibi olacaktır, başını kaldırdığında da âdeta inci misali damlalar aşağı dökülüyormuş hissini verecektir. Nefesindeki havanın ulaştığı yerlerdeki ve görüş ufkunun içinde kalan bütün kâfirler ölecektir. Sonra Meryem'in oğlu, Deccâl'ın peşine düşecek ve onu Lud kapısında altedip, öldürecektir." (Müslim: Zikrüd'-Deccâl, Ebû Dâvud: Kitab el-Melâhim: Tirmizi: Ebvab el-Fiten; İbn Mâce: Kitab el-Fiten.)

11) Abdullah bin Amr bin As, Rasûlullah'ın (s.a.) şöyle dediğini rivayet ediyor: "Deccâl, ümmetin içinde zuhur edecek ve kırk şu kadar yaşayacak. (Kırk gün mü demişti, kırk ay mı, kırk yıl mı hatırlamıyorum.) Sonra Allah Meryem oğlu İsa'yı gönderecek. O, Urve bin Mesûd'a (Bir sahabi'dir.) çok benzeyecek. Deccâl'ı izleyip öldürecek. Sonra yedi yıl boyunca insanlar o durumda yaşayacak ki iki kişi arasında ne kötü niyet, ne de düşmanlık mevcud olacak." (Müslim: Zikrü'd-Deccâl)

12) Huzayfa bin Esîd el-Gifarî anlatıyor: "Bir keresinde Rasûlullah meclisimize teşrif etti. Biz o esnada aramızda konuşmaktaydık. "Ne hakkında konuşuyorsunuz" diye sordu. "Kıyamet hakkında konuşuyorduk" dediler. "On alamet belirmedikçe kıyamet kopmaz." dedi ve sonra on âlameti saydı: (1) Duman, (2) Deccâl, (3) Dâbbet'ül-Arz, (4) Güneşin batıdan doğması, (5) Meryem oğlu İsa'nın nüzulu, (6) Ye'cüc ve Me'cüc, (7) Üç büyük yer kayması: Biri doğu'da (8) İkincisi batı'da, (9) Üçüncüsü Arap yarımadasında, (10) Yemen'de çıkacak ve insanlığı mahşere kadar körükleyen bir yangın." (Müslim: Kitab el-Fiten, Ebu Dâvud: Kitab el-Melâhim.)

13) Rasûlullah'ın (s.a.) azadlısı Sevbân şöyle rivayet ediyor: Rasûlullah şöyle buyurdu: "Allah ümmetimden iki orduyu Cehennem azabından korumuştur. Hindistan'ı fethedecek ordu ile Meryem oğlu İsa'yla birlikte olacak ordu." (Nesei: Kitab el-Cihad, Müsned-i Ahmed: Rivâyetu Sevbân).

14) Mücemmi bin Cariye el-Ensari diyor ki: "Rasûlullah'ın (s.a.) şöyle dediğini işittim: "Meryem'in oğlu, Lud kapısında Deccâl'ı öldürecek" (Müsned-i Ahmed Tirmizi, Ebvab ül-Fiten)

15) Ebu Umâme Bâhilî (Deccal'i uzun bir hâdis içinde zikrederken) rivayet ediyor: Müslümanların İmamının tam sabah namazı için öne çıkacağı sırada Meryem oğlu İsa aralarına girecek. İmam, o öne geçsin (namazı kıldırsın) diye adımını geri alacak, fakat İsa onun omuzları arasına elini koyup şöyle diyecek: "Hayır, siz kıldırmalısınız. Çünkü cemaat size uymak için toplandı." Bunun üzerine İmam namazı kıldıracak. Selâm verildikten sonra İsa şöyle diyecek: "Kapıyı açın." Kapı açılacak, karşılarına 70.000 silâhlı Yahudiyle Deccâl çıkacak. O, İsa'ya (a.s) bakar bakmaz tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacak ve kaçmaya başlayacaktır. İsa şöyle diyecek: "Sana öyle bir nefes edeceğim ki, seni öldürecek." Sonra onu Lud kapısının doğu yakasında altedecek ve Allah Yahudileri yenilgiye uğratacak... Ve yeryüzü tıpkı kabın suyla dolması gibi Müslümanlarla dolacak. Tüm dünya bir de aynı Kelime'yi zikredecek, ona uyacak ve Allah'tan başkasına ibadet edilmeyecektir. (İbn Mâce: Kitab el-Fiten)

16) Osman bin Ebi el-As şöyle diyor: Rasûlullah'ın (s.a.) şöyle dediğini işittim: "...ve Meryem oğlu İsa sabah namazı vaktinde inecek. Müslümanların İmamı şöyle diyecek: "Ey Allah'ın Ruhu, namazı kıldır." Şöyle cevaplayacak "Bu ümmetin ferdleri birbirine imam olur." Sonra imam öne geçip namazı kıldıracak. Namazdan sonra İsa silahını alıp Deccâl'e doğru yola çıkacak. Deccâl İsa'yı görünce kurşun gibi eriyecek. İsa, silahıyla onu öldürecek ve Deccâl'ın ardındakiler panik içinde kaçacak fakat gizlenecek yer, kaçacak delik bulamayacaklar. Hatta ağaçlar seslenecek: "Ey mü'min! İşte arkamda bir Yahudi var" (Müsned-i Ahmed, Taberâni, Hâkim).

17) Semüra bin Cündüp (Uzun bir hadiste) rivayet etmiştir ki, Rasûlullah şöyle dedi: "Sonra o sabah Meryem oğlu İsa, Müslümanlarla bir olacak ve Allah, Deccâl ile ordusunu hezimete uğratacaktır. Ta ki duvarlar ve ağaç kökleri haykıracaktır: "Ey mü'min, bir kâfir arkamda saklanıyor, gel ve öldür onu." (Müsned-i Ahmed, Hâkim). 18) İmran bin Hasîn Rasûlullah'ın (s.a.) şöye dediğini rivayet ediyor: "Ümmetimden daima Hak üzere sebat eden ve düşmanları alteden bir grup olacak. Tâ ki Allah'ın hükmü gele ve Meryam oğlu İsa (a.s) nuzül ede..." (Müsned-i Ahmed)

19) Hz Aişe (Deccâl haberi ile ilgili olarak) rivayet etmiştir: Sonra İsa inecek ve Deccâl'i öldürecek. Bundan sonra İsa yeryüzünde adil bir imam ve hak tanır bir yönetici olarak kırk yıl kalacaktır. (Müsned-i Ahmed)

20) Rasullah'ın azadlısı Sefîne (Deccâl ile ilgili haberden söz ederken) rivayet ediyor: Sonra İsa (a.s) inecek ve Allah Afik tepesi yakınlarında Deccâl'i öldürecektir. (Müsned-i Ahmed)

21) Hz. Huzeyfe bin Yemân (Deccâl'den bahsederken) diyor ki: "Sonra Müslümanlar namaz için kalktıklarında Meryem oğlu İsa tam önlerine inecek ve Müslümanlara kendisiyle Allah düşmanı arasından çekilmesini söyleyecek...Ve Allah, Müslümanları Deccâl'in safındakilere karşı musallat edecek ve Müslümanlarda onlara ağır kayıplar verdirecekler. Hattâ iş o noktaya varacak ki, ağaçlar ve taşlar şöyle haykıracaklar: "Ey Abdullah! Ey Abdurrahman! Ey Müslüman! Burada bir Yahudi saklanıyor, öldür onu." Böylece Allah onları helak edecek, Müslümanları da muzaffer... Onlar da haçı kıracaklar, domuzu öldürecekler ve cizye'yi kaldıracaklar. (Müstedrek-i Hâkim. Bu hadisin kısa bir varyantında Müslim'de ve Hâfız İbn Hacer'in Feth ul-Bâri'sinde (Cilt. 6 sh. 450) sahih addedilmektedir.

Bu 21 hadisin tamamı Rasûlullah'ın (s.a.) ashabından 14'üne dayandırılmış ve en muteber ve sahih hadis mecmualarında sahih isnadlarla zikredilmiştir. Gerçi bunlardan başka aynı mevzuyla ilgili birçok hadis vardır ama biz yalnızca râvi zinciri açısından sahih olan ve yaygınlık kazanmış bulunan bir bölümünü zikretmekle yetindik.
Bu Hadisler Neyi İspatlamaktadır?

Bu hadisleri okuyan herkes bizzat görecektir ki, onlar ne "Mev'ud-u Mesih" ne "Mesil-i Mesih" (Mesih-Benzeri) ve ne de "Burüz-ü Mesih'e (Mesih'in yansıması) dair hiçbir imâda bulunmamaktadır. Ayrıca ne de bu çağda birinin bir babanın tohumuyla bir ananın tarlası vasıtasıyla doğup Rasûlullah Muhammed'in (s.a) geleceğini önceden haber verdiği Mesih olduğu iddiasında bulunacağına dair bir şey zikredilmektedir. 

Tüm bu hadisler açık ve seçik bir şekilde, 2000 yıl önce Bakire Meryem'den doğma İsa'nın (a.s) ölü mü olduğu yoksa alemin herhangi bir yerinde hâlâ yaşıyor mu bulunduğunu tartışmanın gereği ve faydası yoktur. O ölmüş olsa bile Allah onu tekrar hayata getirmeye kaadirdir. Kaldı ki, Allah bir kulunu alemin herhangi bir yerinde binlerce yıl canlı tutup, dilediği zamanda dünyaya geri göndermeye de kadirdir. Her ne halse bir kimse eğer Hadis'e inanıyorsa şunu teslim etmek zorundadır ki, geleceği haber verilen kimse Meryem Oğlu İsa'dır. Yok eğer Hadis'e inanmıyorsa birilerinin geleceğine de inanmaması gerekir. Çünkü bu "tekrar geliş" doktrini başka şeye değil, Hadis'e dayanmaktadır. Fakat bu ne biçim iş, hadislerde belirtilen özel tavsiflere gelince onları terkediyorlar? Zira bu tavsiflere göre geleceği bildirilen şahıs Meryem oğlu İsa'dır, manevi açıdan Mesih'e benzeyen biri değil.

Bu hadislerden aynı sarahatle ortaya çıkan diğer harekata göre Hz. İsa'nın (a.s) gelişin yeni bir Peygamberin gelişi şartlarını haiz olmayacaktır. Çünkü o ne vahiy alacak, ne yeni bir mesaj getirecek, ne Allah'tan talimat alacak, ne Muhammed'in (s.a) şeriat'ında bir değişiklik yapacak, ne İslâm dininin dünyadaki sancağını yükseltecek, ne insanları kendi Peygamberliğine inanmaya çağıracak, ne de kendisini izleyecek ayrı bir ümmet oluşturacaktır. O, özel bir görevle gönderilecektir.

Aynı husus Allâme Alûsi tarafından Ruhu'l-Meâni'de zikredilmektedir: "Sonra, İsa Aleyhisselâm indiğinde daha önceki Peygamberliğini elinde bulunduracak, ondan mahrum edilmeyecek fakat önceki şeriati izlemeyecek; zira eski şeriat o ve diğer tüm insanlar için yürürlükten kalkmıştır. O, bu şeriatı tüm ayrıntılarıyla izleme yükümlülüğünde alacak, dolayısıyla ne vahiy alacak, ne yeni bir talimatta bulunacak. Ancak Rasûlullah'ın bir temsilcisi ve ümmetinin yöneticilerinden bir yönetici olarak görev yapacak." (cilt. 11. sh: 32)

İmam Razi bu noktaya daha da açıklık getirerek şöyle demektedir. "Peygamberler dönemi Rasûlullah Muhammed'in (s.a) gelişiyle kapanmıştı. Onun peygamber olarak gönderilmesiyle peygamberlik çağı sona erdi. Şu halde, ikinci gelişinden sonra İsa Aleyhisselâm'ın Rasûlullah'a tabi olmasında anlaşılmayacak bir taraf yoktur." Tefsir-i Kebir, cilt: 3 sh. 343)

Bu görev, Deccâl'ın sebep olduğu fitneyi ortadan kaldırmaktır. İşte bu amaçla indiğinde, onun Rasûlullah'ın (s.a.) haber verdiği zuhur edecek olan Meryem oğlu İsa olduğuna dair hiçbir Müslüman kuşku duymayacaktır. Hemen Müslümanların imamı arkasında namazını kılacak ve Müslümanların imamına tâbi olacaktır. Bu haber onun dünyaya daha önce olduğu gibi tekrar bir peygamber olarak geleceğini ve nebevî bir misyon göreceğine dair şüpheler serdedilmesini imkansız kılmaktadır. Açıktır ki, bir ümmet içinde Allah'ın bir peygamberi mevcutsa bir başkası imam yahut lider olamaz. Dolayısıyla onun Müslümanların cemaatine bir fert olarak iştiraki, onun bir peygamber olarak gelmediğinin bizatihi ilanı olacaktır. Bu esasa göre, onun gelişiyle peygamberlik mührünün dokunulmazlığının, şu veya bu şekilde ortadan kalkması diye bir mesele olmayacaktır.

Bir benzetme yapmış olmayalım ama, onun (İsa'nın) gelişi sabık devlet başkanının iktidardaki devlet başkanı zamanında yaptığı bir ziyarettir ve onun yönetimi altında devlete bağlı hizmetler vermesidir. Sıradan bir zekâ seviyesine sahip kimse bile sabık devlet başkanının mevcut yönetim zamanında gelip görev almasının anayasayı değiştirmeyeceğini anlayabilir. Böyle bir durumda anayasayı ancak iki şekilde değiştirilebilirdi: 

a) Sabık devlet başkanı, döndüğü zaman, devlet başkanlığı görevini yeniden üslenmesi, b) Birinin daha önce devletin başındayken bulunduğu pozisyonu öne sürerek bütün işlerin, kendisi, devletin başındayken başarıldığını iddia ederek hak talep etmesi. Bu iki durum eğer sözkonusu değilse sabık devlet başkanının gelişi, kendi başına, ülkenin anayasal pozisyonunda herhangi bir değişikliğe yol açmaz. 

İşte aynı durum İsa Aleyhisselâmın gelişi için de mevcuttur. Onun gelişi, kendi başına, Nübüvvete son veren mührü yerinden kımıldatmayacaktır. Bununla birlikte gelişiyle peygamberlik görevini yeniden üslenmiş ve peygamberliğe özgü görev ve fiilleri icra etmeye başlamış veya bir kişi sabık bir peygamber olduğunu reddedip halihazırda peygamber olduğunu iddia etmiş olursa bu kesinlikle Allah'ın dünyaya peygamber gönderme konusundaki sünnetini ihlâl anlamına gelir. Rivayetler bu ihtimallerin her ikisini de dışarda bırakmaktadır. Bu hadisler bir yandan Rasûlullah'tan (s.a) sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceğini ortaya koyarken diğer taraftan Meryem oğlu İsa'nın ikinci kez geleceği konusunda haberler vermektedir. Bu, İsa'nın ikinci gelişinin peygamberliğe özgü görevleri icra etmek amacıyla olmayacağını açıkça göstermektedir.

Aynı şekilde, İsa Aleyhisselâm'ın ikinci gelişi Müslümanlar karşısına bir iman küfür meselesi çıkarmayacaktır. Hatta bugün bile eğer bir şahıs onun sabık peygamber olduğunu inkar ederse mürted olur. Bizzat Rasûlullah (s.a) onun peygamberliğine inanmış ve bütün ümmeti de daha başından onun bir mümini olmuştur. Aynı şey onun sonraki pozisyonu için de geçerli olacaktır. Müslümanlar onun yeni bir peygamber olduğuna inanmak zorunda olmayacak, Meryem oğlu İsa'yı bugün yaptıkları gibi sabık bir peygamber olarak inanacaklardır. Peygamberliğin sonu inancına ne bugün, ne de sonra muhalif olacaktır.

Bu ve diğer birçok hadislerden ortaya çıkan son hakikat, fitnesini ortadan kaldırmak üzere İsa Aleyhisselâm'ın gönderileceği Deccâl'in Yahudiler arasından olacağı ve kendini "Mesih" olarak tanıtacağıdır. Bir kimsenin, Yahudi tarihini ve inançlarını incelemeksizin bunu anlaması çok zordur. Süleyman Aleyhisselâm'ın irtihalinden sonra peşpeşe felaketlere uğrayan ve nihayet Babil ile Asur imparatorluklarının köleleri olarak arza dağılan Yahudilere peygamberleri, "Mesih"in gelişi ile ilgili müjdeler vermeye başlamıştı.

Mesih onları içinde bulundukları zilletten kurtarıp bir araya getirecekti. Bu haberleri hafızalarından silmeyen Yahudiler savaşıp ülkeler fethedecek bir kral hüviyetinde, tüm dünya Yahudilerini bir araya getirip Filistin'de toplayacak olan ve onlar için kudretli bir imparatorluk kuracak olan Mesih'in gelişini beklemeye başlamışlardı. Fakat Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm, Allah tarafından beklentilerin aksine ordu sahibi olmayan bir Mesih olarak geldiğinde Yahudiler onu kabule ve Mesih olarak tanımaya yanaşmayıp kafalarına onu öldürmeyi takmışlardı. O gün bugündür dünya Yahudileri geleceği "vadedilen Mesih"i beklemektedir. Onların literatürü bu konudaki tasavvurlarla doludur. Asırlardır Talmud'da ve haham edebiyatında tasvir edilen ümit ile beklemekte ve vaadedilen Mesih'in büyük bir askeri ve siyasi lider olacağı, Nil Nehri'yle Fırat Nehri arasındaki bölgeyi kendileri için ayıracağı ve Yahudileri dünyanın her yerinden toplayıp bu ülkede tekrar bir araya getireceği umuduyla yaşamaktadırlar. (Yahudiler bu bölgeye kendilerinin mirasçı olduğunu kabul ederler)

Şimdi, Ortadoğu'nun meselelerine bakan ve onları Rasûlullah'ın (s.a) haberlerinin arka planında inceleyebilen kimse hemen farkedecektir ki, varılan bu merhale Rasûlullah tarafından haber verilen ve Yahudilerin "vadedilen Mesih"i adı altında zuhur edecek olan büyük Deccâl'in çıkışı için gerekli tüm şartları haizdir. Müslümanlar Filistin'in büyük kesiminden sürülmüş ve burada bir Yahudi İsrail devleti kurulmuştur. Dünyanın her yerinden buraya Yahudiler getirilmiştir. A.B.D., İngiltere ve Fransa bu devleti büyük bir askeri güce dönüştürmüştür. Yahudi sermayesi bilim adamı ve uzmanları, Yahudi başkentinin kütlevi yardımıyla bu gücü geliştiriyorlar ve bu güç bölgedeki Müslüman uluslar için büyük bir tehlike haline gelmiştir. 

İsrail'in liderleri "Arz-ı mev'üd"a sahip olmak istediklerini hiçbir zaman gizlememişlerdir. Uzun zamandan beri açıkça basıp neşrettikleri geleceğin Yahudi imparatorluğu haritası karşı sayfada verilmiştir. Bu haritanın gösterdiği gibi, Yahudiler Suriye-Lübnan ve Ürdün'ün tamamına, Türkiye'den İskenderun ile hemen hemen bütün Irak; Mısır'dan Sina ve Delta bölgesi, Suudi Arabistan'dan ise Medine dahil Necd ve Yukarı Hicaz'ı almak istemektedirler. Bununla insan, onların muhtemel bir dünya savaşının uyandıracağı karışıklık ve kargaşadan faydalanarak bu bölgeleri istilâ etmeye çalışacaklarını açıkça anlayabiliyor. Herhalde tam bu sıralarda büyük Deccâl onların vâdedilen Mesihi olarak zuhur edecektir. Rasûlullah onun zuhuruyla ilgili haberleri vermekle kalmamış, o günlerde müthiş sıkıntılara maruz kalınacağını da bildirmiştir. Öylesine sıkıntılı ki, bir gün bir yıl gibi gelecektir o zaman. İşte bu sebebledir ki Rasûlullah (s.a), Allah'a, Deccâl'ın büyük fitnesinden yalnızca kendini değil ümmetini de koruması için yakarmıştır.

Bu Deccâl ile savaşması ve ona karşı koyması için Allah "Mesih'e benzer biri"ni (mesil-i Mesih) değil, iki bin yıl önce kabule yanaşmadıkları ve çarmıha (güyâ) germek suretiyle hal'ettiklerini sandıkları hakiki Mesih'i gönderecektir. Hakiki Mesih'in ineceği yer ise Hindistan, Afrika yahut Amerika değil, Şam (Dimaşk) olacaktır. Çünkü Şam, açılacak fiili cephenin mahalli olacaktır. (Lütfen karşı sayfadaki haritaya bakınız. Bu haritada Şam, İsrail sınırından ancak 50-60 mil olduğunu görebilirsiniz. Daha önce zikredilen hadislerden anlaşıldığına göre Deccâl 70.000 kişilik bir Yahudi ordusuyla Suriye'ye girip Şam önlerine dayanacaktır. 

Tam bu kritik anda Meryem oğlu İsa sabahleyin Şam'ın doğu kesimine beyaz minarenin olduğu mevkiye inecek ve namazdan sonra Deccâl'e karşı Müslümanların başına geçecektir. Deccâl (21 no.lu hadis'te geçen) Afik Geçidi'ne çekilecek ve İsa onu takip ederek altedecek ve Lud havaalanında öldürecektir. (bkz. 10, 14, 15 no.lu hadisler.) Bundan sonra Yahudiler dağılacak, Yahudi ümmetine son verilinceye kadar her bulundukları yerde öldürüleceklerdir. (bkz. 9, 15, 21 no.lu hadisler) Hıristiyanlık da İsa Aleyhisselâm'ın hakikatı beyanıyla sona erdirilecektir. (bkz. 1, 2, 4, 6 no.lu hadisler) ve bu topluluklar tek bir İslâm ümmeti haline geleceklerdir. (bkz. 6, 15, no.lu hadisler)

Kaynak: Mevdudi tefsiri, Ahzab suresi.


Abdullah Gürbüz Baba’nın sohbeti: Yahudilerin sonu


Abdullah Gürbüz Baba'nın sohbet videosu çözümü:

(Yahudiler) Kendi neslinden olmayanı insandan saymıyorlar. Ama onların nesli de bitecek. Nasıl bitecek? İşte Mescid-i Aksa’yı almak isteyecekler. Yıkmak isteyecekler.

Merih yıldızında taife-i cinler var. Hep Müslüman… Hem de Süleyman (a.s.) ile beraber Mescid-i Aksa’yı yapmaya çalıştılar. Mescid-i Aksa’nın renkli camını, diğer yerlerini yapan taife-i cin… Topraktan maden çıkarıp, eritip de camı getiren, Davud (a.s) topraktan çıkarıp da demirleri yapan o, Süleyman (a.s.) da derhal bulutlarla beraber seyyare yapan gezen o, kurtların kuşların lisanını bilen ….

Belkıs denilen hanım buna o kadar mücevher getirdi ki, bizim mücevhere hiç ihtiyacımız yok dedi, kırdırdı kırdırdı, Mescid-i Aksa’nın çamurlarının içine attı. Bu dünya için değil, ahiret için varız.

Şimdi Yahudiler bakıyor ki, Onlar Mescid-i Aksa’yı yıkarsa, biz çok zengin olacağız diyorlar. Altından tüneller yapıp da orayı yıkacaklar. Yıkacağı zamanda Merih yıldızından o insanlar gelecekler .  Hani bazen seyyare görünüyor, kaçıyor. Fırlayıp gidiyor. Bunlar Merih yıldızından gelen ilim adamları, burdaki ilmi öğreniyor. İsrail’in yaptığı silahları imha edecekler. Ve İsrail’de bir tane benî İsrail Yahudisi koymayacaklar. Taşın arkasına gizlenseler dahi, burada var diyor. Onu kim bulacak? Hû diyen dervişler bulacak. Öyle, efendim alimim, tarikat ile alakası yok. Kur’ana tabiyim, sünnetle alakası yok. Sünnetleri kılmayınız. Mezhepleri tanımıyorum diyen adamlar değil.

Allah diyen, tarikat yolunda Allah’ı seven, basireti açılan, mutmainne makamına gelen o mübarek insanlar taşın lisanını bilecekler, kurdun kuşun lisanını bilecekler. “Benî İsrail’in Yahudisi işte burada !” diyecekler.  Bunlar imha edildiğinde bütün dünya sevinecek. Şimdiye kadar bunlar Müslümanlara zulmettiydi. Zulmedenin ahiri berbat olur. Hak ettiler diyecekler…

Kaynaklar:

1) Abdullah Gürbüz Baba’nın sohbet videosu:
2) Mars gezegenindeki Cin Sultanlığı hakkında Gaybi Hadisler sitesindeki yazı:

19 Aralık 2013 Perşembe

BEDİÜZZAMAN’IN 40 000 MEŞHUDATI

Bir zaman hizmet ehli bir kimseden Bediüzzaman’ın 40 000 meşhudatı olduğunu ve Risale-i Nurları bu meşhudata istinaden yazdığını işitmiştim. Bu açıdan şahsen Bediüzzaman’ın yazdığı pek çok konuyu sadece Müslümanları ikaz eden birer ders olarak ele almıyor; onların aynı zamanda gelecekte olması muhtemel olayların gaybi işaretleri olarak değerlendiriyorum.

Elbette bu tarz okuma benim kendime ait bir okuma biçimidir. Bu yüzden anladıklarım sadece beni bağlar. Kimseyi anladıklarımı tasdike çağırmıyorum.

Bediüzzaman’ın eserlerinden Müslümanları ihtilaf durumunda islam kardeşliğini esas almaları yönünde ikaz eden bir alıntı:

“Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: “Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı  müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve inşikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır.” “el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:529-530; İbni Hibban, Sahih, 8:286”

Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı “Mü’minler ancak kardeştirler. Hucurat Sûresi, 49:10.”  kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.

Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.

İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. “

Bediüzzaman birer hadis ve ayeti nazara vererek Müslümanları uyarmaktadır. Ben de Bediüzzaman’ın bu ikazı boşuna yapmadığı kanısındayım. Burada muhtemeldir ki, meşhudatlarında Müslümanların başına gelecek olayları keşfen ve şuhuden görmüş ve bu konuda ikazlarını yapmıştır.

Ben bu alıntılarda bahsedilen olayların hemen halihazırdaki cemaat ve hükümet üzerine uygulamaktan ziyade cemaat ve hükümet kavgasının muhtemel sonuçlarına parmak basacağım.  Bediüzzaman’ın örnek verdiği iki kahramanın dövüşmesi; Müslüman devletlerin çatışmasından tutun da islami cemaatlerin kendi içindeki rekabet ve çatışmalarını da içeriyor.  Dolayısıyla halihazırdaki cemaat ve iktidar çatışması da bu kapsam içinde değerlendirilebilir.

Bu kavga sonunda zarar görecek olan Müslümanların tümüdür. Cemaatin devlete diklenmesini yanlış buluyoruz. Hele hele dindar insanlardan oluşan bir iktidara muhalif olmak, aleyhine çalışmak hatta söylemek istemesek de iç ve dış güçlerle bu konuda işbirliği içinde olmak kabul edilemez. Bunlar Bediüzzaman’ın verdiği derslere tamamen aykırıdır.

Bediüzzaman bu dersinde Ahirzamanın deccal ve süfyan gibi müthiş zararlı şahıslarının münafıkların ve kafirlerin başına geçeceğini, islam aleminin ve insanlığın bölünmüşlüğünden yararlanıp dünyayı hallaç pamuğu gibi atacağını, koca islam alemini esaret altına alacağını hadis-i şerife dayanarak haber vermiştir.

Ehl-i imanın zillet ve esaret altına girmesi tehlikesini haber veriyor. İslam kardeşliği kalesine sığınmazsanız ne hayatınızı ne de hukukunuzu koruyamazsınız diyor.  İki kahraman birbiriyle boğuşurken bir çocuk ikisini de dövebilir diyor. İki dağ terazide dengeye gelse küçük bir taş onların dengesini bozabilir diyor. Ehl-i imanın ihtiras ve düşmanca tarafgirliklerinden kuvvetiniz hiçe inebilir, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz diyor.

Burada iki kahraman kimdir? Uzun yıllar Türkiye kendi içinde Türk ve Kürt olarak çatıştırılmak istendi. Bu suretle gücü-kuvveti epey zayıflatıldı. Daha önceki İran-Irak savaşını hatırlayınız. Uzun yıllar iki ülke birbirini telef ettiler. Bunun ardından 1. 2. Körfez savaşları geldi. İslam ülkeleri zincirlerle deprenemez hale getirildi. Şimdi batılı güçler islam ülkelerini sünni ve şii blok olarak çatıştırıp islam içinde çok yıpratıcı bir savaş çıkarmaya çalışıyor. Böyle bir durum batılıların islam ülkelerinin doğal kaynaklarını sonuna kadar sömürmelerine sebep olacaktır.

Biliyoruz ki hedefte Türkiye var. Buna alet olmanın çok büyük vebali var. İslam kardeşliği çatısı altında birleşmezsek çok acı çekeceğiz.




18 Aralık 2013 Çarşamba

BÜYÜK OPERASYON’DA DÜĞMEYE BASILDI

Büyük operasyon: 

İstanbul Organize ve Mali Suçlar polisinin yolsuzluk suçlamasıyla başlattığı operasyonda Ankara ve İstanbul'da aralarında bakan çocuklarının da bulunduğu 51 kişi gözaltına alındı. Operasyonla ilgili 3 ayrı soruşturma yürütülüyor. Operasyonun bir yıldan bu yana devam ettiği bildirilirken soruşturmayı yürüten savcılık dışında hiçbir makama bilgi verilmediği öğrenildi.

Bir yıldır hazırlık yapılan soruşturma kapsamında birçok dinleme kararı alındığı öğrenildi. Bazı bakanların oğullarıyla konuşmalarının da kaydedildi. Başbakan Erdoğan'ın bakanlarla yaptığı konuşmaların da yasa dışı dinlendiği belirtildi.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Celal Kara, 1 yıldır hazırlığını yaptığı yolsuzluk soruşturmasında dün düğmeye bastı. Kamuoyunda ses getirmesi için 3 ayrı soruşturma aynı gün operasyona dönüştürüldü. Gözaltı kararları 'uygun hakim'in nöbetine denk getirildi.

Başbakan Erdoğan “Türkiye'ye içeriden ve dışarıdan yapılan saldırılara sert tepki gösterdi: Aziz milletimiz arkamızda olduğu müddetçe Hak yolunda mücadele etmeye devam edeceğiz. Hiçbir tehdide boyun eğmeyeceğiz. Geri adım atmayacağız” dedi.

Yolsuzluk iddiaları ile yapılan gözaltılar Ankara'da "Siyaseti itibarsızlaştırma operasyonu" olarak yorumlandı. Kulislere göre hedef, yerel seçim ve Köşk seçimi öncesinde siyaseti dizayn etmek… Başkent kulislerindeki ilk değerlendirme "bu olayın hukuki boyutundan ziyade siyasi mühendislik tarafı ağır basıyor" şeklinde oldu. Hedefin, 30 Mart yerel seçimleri ve Cumhurbaşkanı seçimleri öncesi siyaseti dizayn etme arayışı olduğu belirtildi.

Medyada operasyonun asıl amacının Halk Bankası olduğu öne sürüldü. Bundan önce ABD Kongresi Temsilciler Meclisi’nin Halkbank’ın İran ile olan ticari ilişkilerinden duyduğu rahatsızlık dile getirilmişti.

İsrail lobisi AIPAC’ın Türkiye aleyhine kampanya başlatarak İran ile ticarette aracı olarak suçladıkları Halkbank’ı hedef aldıkları, bu amaçla da ABD Dışişleri Bakanı Jhon Kerry ve Hazine Bakanı Jack Lew’a mektup göndererek, “Sizden Halkbank’ın İran’a altın transfer edilmesindeki işlemleri ele almanızı istiyoruz” dedikleri belirtildi.

Türkiye'nin İran'dan petrol alıp karşılığını Halkbank üzerinden altın olarak ödemesinden rahatsız olan İsrail'in bu konuda soruşturma başlatılması için uzun süredir baskı yaptığı ileri sürüldü. 

Dün sabahtan beri gündemi meşgul eden operasyon Türkiye ekonomisini de vurdu. Bazı şirket ve kamu kurumu yöneticilerine yapılan operasyon Borsa'da sert düşüşe neden oldu. BIST 100 endeksi günü yüzde 5.21 düşüşle kapatırken Halkbank, Emlak Konut hisseleri yüzde 10'un üzerinde değer kaybetti.

Operasyonun borsaya bir günlük maliyeti ise 29 milyar lira oldu. Borsanın piyasa değeri 528 milyar liraya geriledi. Dolar 2.04 lirayı geçti.

Operasyon dünya basınında:

* Reuters: Başlatılan soruşturma ile Başbakan Erdoğan'a karşı hamle yapıldı. Yorumcular operasyonda, bağlantıları emniyetten gizli servislere ve yargıya uzanan Gülen'in parmağı olduğunu belirtti. 

* BBC: Analistler, soruşturmanın özel eğitim kurumlarının kapatılması gündeme gelen Gülen grubuyla bağlantılı olabileceğini ifade etti. 

* Financial Times: Soruşturmanın perde arkasında, AK Parti ile Türkiye'nin birçok kurumuna sızan Gülen hareketi arasında derinleşen kriz var. 

* Wall Street Journal: Polis ve yargının yüksek mevkileri kontrol eden Gülen hareketi, bu gücünü hükümet aleyhine kullanmaya çalışıyor. 

* Washington Post: Operasyon, Gülen hareketinin büyük gelir kalemi özel eğitim kurumlarını kapatma girişimine cevap olarak değerlendiriliyor. 

*Bloomberg: Gülen hareketinin devleti kontrol edebilmek için kurumlara sızdığı söyleniyor. Krizin diğer öznesi ise Halkbank; İran'dan alınan petrol ve doğalgaz ödemelerini gerçekleştiren, ABD yaptırımlarına rağmen İran ile ticarete devam eden bir kuruluş olarak dikkat çekiyor.

Sosyal medyada yorumlar:

* Hedef Halk Bankasıdır. Halk bankası üzerinden bağımsız finansal politikalar hedeftedir.

* Yapılan operasyon Türkiye’ye boyun eğdirme operasyonunun finansal ayağıdır. Gözaltına alınan isimler perdeleme asıl hedef Halk Bankasıdır. Halk Bankası operasyonuyla İran’a yaptırımların hafiflemesiyle birlikte Türkiye’ye yoğun miktarda girecek İran parasının önü kesilmek isteniyor.  Halk Bankası operasyonu finansal bir 7 Şubattır. İran Türkiye arasındaki para transferi genelde Halk Bankası üzerinden dönüyordu. Reuters Halk Bankasını defalarca hedef göstermişti.

* Kilit Halk Bankası mı? Erbil-Ankara petrol ve doğalgaz ilişkilerinden üretilen para Halk Bankasında toplanacaktı. İran’la da hakeza… 


16 Aralık 2013 Pazartesi

DOĞU TÜRKİSTAN’DA ÇATIŞMA




Uygur Türklerinin yoğun olduğu Çin’in gerçek ismi Doğu Türkistan olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde çıkan çatışmalarda 16 kişinin öldüğü belirtildi. 

Çatışma sonucu 14 sivil hayatını kaybederken, iki polis de hayatını kaybetti.

Kaşgar’da geçen ay bir polis karakolunda çıkan olayda 11 kişinin öldüğü açıklanmıştı. Bölgenin Turfan vilayetine bağlı Lukçun kasabasında bu yılın haziran ayında çıkan olayda ise 35 kişinin öldüğü duyurulmuştu.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 2009 yılında yaşanan isyanda ise, 150’den fazla Uygur Türk’ü hayatını kaybetmişti.