.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

27 Kasım 2013 Çarşamba

YUSUF HALAÇOĞLU: AYASOFYA'NIN MÜZE YAPILMA KARARNAMESİ SAHTE


Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için TBMM’ye kanun teklifi veren MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, müze yapılması hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararnamenin de sahte çıktığını söyledi.



Yusuf Halaçoğlu: Ayasofya’nın müze yapılma kararnamesi sahteResmi Twitter hesabından konuyla ilgili bilgi veren eski Türk Tarih Kurumu Başkanı  Yusuf Halaçoğlu, "Bugün (7 Kasım günü) Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verdim. Müze yapılması hususunda çıkarılan 7.11.1934 tarihli kararname sahte çıktı. 

Resmi Gazete'de yayımlanmamış. ‘Atatürk’ adı verilmeden onun adı kullanılmış. Bu soyadı verilmeden adı böyle kullanılmış. İbadet yapılırken müze olarak da kullanılmaya devam edebilir. Tıpkı diğer camilerimizin turistlere açık olması gibi. Ayasofya fethin ve hakimiyetin sembolüdür. Ayasofya bir semboldür. İstanbul’un fethinin sembolü. İstanbul ile ilgili ABD ve diğer Avrupa liderlerinin beyanlarını görün, Patrikhanenin kullanmasından korkarsanız hiçbir şey yapamazsınız. Zaten bu durumlara düşmemiz hep bu korku değil mi?” dedi.




BİLMEYENLERE NASIL İZAH EDEBİLİRİM”

“Böyle bir kanun teklifini kendini Türk gören herkesin desteklemesini beklerdim. Ne yazık ki bazıları bağcıyı dövmeye kalkıyor.” diye sitem eden Halaçoğlu, şöyle devam etti: “Dört halifeyi sayamayan kişilere Ayasofya’nın ibadete açılmasının önemini nasıl anlatabilirim? Kurtuluş Savaşı'nda İstanbul’un neden işgal edildiğini ve bunun Hristiyan dünyası açısından hangi sebeple önemli olduğunu bilmeyenlere nasıl izah edebilirim. Maalesef gerçek budur. Rahatsızlığınızı anlıyorum. Rahatsız olsanız da bunu gerçekleştirmeye çalışacağım. Değer kelimesini bilmeyenler muhatabım değildir. İstanbul, Fatihlerin bize armağanıdır. Bundan rahatsız olanlar karşı çıkmaya devam edebilir. Türkler olarak buna hakkımız vardır. ’Hükümet karşı çıkar’ diye bu tür girişimlerden vaz mı geçelim? Artık bırakın bunları ve kendinizi ifade etmekten çekinmeyin.”


(CİHAN)


26 Kasım 2013 Salı

ANGOLA'DA CAMİLERİ YIKIYORLAR

 

Medyada pek çok yayın organında çıkan bu haberin yalan olduğu ortaya çıktığı için yayından kaldırıyoruz. Bu konuda mesaj atan arkadaşımıza bir hatadan dönülmesi adına teşekkür ediyoruz. Angola'lılardan özür diliyoruz!!! 

25 Kasım 2013 Pazartesi

BEDİÜZZAMAN YA DA CEMAAT

Medyada yayınlanan haber ve yorumlara bakacak olursak; cemaat yerel seçimlerde Sarıgül’ü destekleyecektir. Bundan amaç İstanbul’u AKP’nin elinden almak, yerel seçimde AKP’nin oylarını mümkünse yüzde 40’ın altına düşürüp mevcut iktidarın yıkılış sürecini körüklemektir.

Bediüzzaman eserlerinde “Bu asil Türk milleti ihtiyarıyla o partiyi (CHP’yi) katiyen iktidara getirmeyecek” demiştir.  Çünkü: “Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır.”

Bu sözleri o zamanlar için söylenmiş sözler olarak varsayarsak, o takdirde cemaatin lahikaları okumasının manası kalmazdı.  Kendini hizmet olarak telakki eden bir cemaat o lahikalarla kendini bağlı saymayıp, taban tabana zıt hareket ediyorsa; ya o zat ile bir alakası yoktur, ya da köklerinden geldiği zatın prensiplerini bir kenara koymuş demektir. 

Bediüzzaman; Demokrat Parti gibi liberal bir partinin dine sınırlı ölçüde hizmeti nedeniyle onları ehvenüşşer sayıp, iktidarda muhafaza etmek istemiştir. O zaman için mevcut CHP ve Millet Partisi gibi partilere tercih etmiştir. Şimdi ise dindar kimselerin çoğunlukta olduğu, dinimize, milletimize hatta dünyanın her tarafındaki Müslümanlara hizmet eden bir iktidarı devirmek için iç ve dış sermaye baronlarına dayanıp koçbaşı olarak kullanılmak hangi prensibe uyar.

En çok üzüldüğümüz konu cemaat medyasının Ergenekon kampanyasında sürdürdükleri kampanyanın aynısını şimdi mevcut iktidara karşı tutturmaları olmuştur. Bir taraftan kardeşlik reklamları, diğer taraftan tezvirat kampanyası… Bunlar bizim bildiğimiz şakirtler değil….

Tekrar tekrar cemaat içindeki samimi şakirtleri eleştirilerden ayrı tutuyorum. Cemaat içindeki şakirtlerin Bediüzzaman’ın lahikalarından az çok haberdar olduğunu düşünüyorum.  Yazının başındaki Bediüzzaman’dan alıntı yapılan ikinci cümledeki dehşetli ihtimalden hazer edeceklerine inanıyorum.  Bize göre Bediüzzaman’ın “Halk Partisi iktidara gelecek olursa, komünist kuvveti aynı partinin altında bu vatana hâkim olacaktır.” cümlesi geçerlidir. Zira Gezi olaylarında ortaya sürülen kalabalıkların yüzde 75’inin CHP’ye oy verenlerden oluştuğu görülmüştür.

Gezi’nin başarıya ulaşmamasının analizleri yapılırken, muhafazakarların dahil edilmediği hiçbir kalkışmanın başarıya ulaşamayacağı belirtilmişti. Demek şimdi en önemli koçbaşı olarak cemaat meydana sürülmek istenmektedir. Ancak az çok Bediüzzaman’ın meşrebine sahip şakirtlerin akıllarını bu cemaat önde gidenlerinin cebine koymayacaklarını, akli selimle kendi vicdani kanaatlerine göre hareket edeceklerine inanıyoruz.

Mesele ne bu iktidardır, ne de Erdoğan’dır. Mesele Türkiye’dir. Mesele İslamiyettir. Mesele Müslümanlardır. Uluslararası bir dış güç: 100 yıldır hükmettiği ve sınırlı bir rol biçtiği Türkiye’nin büyümesini istemiyor. Onların elinin altında böyle dindar kılıklı bir sürü adamları var. İstediği adamlarını meydana sürerler. Çoğu zaman sessiz operasyonlarla, gerektiği zaman kaos planlarıyla istedikleri sonucu almasını bilirler. 

Ancak bu güç aylardır tutuşturmak istedikleri ateşi bir türlü yakamadılar. Çok denediler. Gitgide hırçınlaşıyorlar. Her çareye başvuruyorlar. Şimdi Müslümanların da bir kısmı bu iktidarın gitmesini istiyorlar. Yerine ne koyacakları bilinmez. Herkesin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı var.

Bize düşen aldanmamak, ülkemize zarar verecek oluşumlardan uzak durmaktır.


23 Kasım 2013 Cumartesi

ŞANGHAY SOPASI / Bekir Hazar

Bugünkü Küresel sermayenin dedeleri Osmanlı'yı yıkan adamlardı.
O dönemin süper güçlerinden İngiltere'yi onlar yönetiyordu. Osmanlı'yı paramparça ettiler. Ve parçalanan imparatorluktan doğan her yeni ülkeyi kendi haline bırakmadılar.
Torunlarına devrettiler ve hala içerideler.
Bugün küresel sermayenin Musevi Baronları olan torunlar, ortakları vasıtasıyla yüzyıldır Türkiye'yi istedikleri gibi yönetiyorlar.
Başbakanları indiriyor, idam ediyor, zehirliyorlar.
İstediklerini devletin her kademesine yerleştiriyorlar.
Bakın çok tuhaf bir durum var ortada.
Türkiye'de büyük sermaye hep küresel patronlarla ortaktır.
Londra-Washington-Tel Aviv üçgeninde masalara birlikte oturur.
İngiltere kraliçesinin sarayına kadar girer.
Hatta İngiliz Başbakan'ın odasına arka kapıdan girenler bile vardır.
Bu kadar büyük güçtürler bizim Baronlar.

Yazının devamı için linki tıklayınız.
http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/bekirhazar/2013/11/23/sanghay-sopasi

19 Kasım 2013 Salı

ENDİŞE

Gaybi Haberler bloğunun konsepti gereği güncel haberlerden uzaklaşıp, İslam aleminin ve Türkiye’nin geleceği üzerine odaklanmak isterken, öyle olaylar oluyor ki yazsan bir türlü yazmasan bir türlü…

Özellikle Türkiye’nin yakın gaybi geleceği ile ilgili islam alimleri ve evliyaullahın keşif ve yorumlarını yayınlamaya ve bunları değerlendirmeye çalışıyoruz.  Geçen aylarda önce Gezi olayları, ardından Mısır’daki askeri darbe bloğumuzda oldukça yoğun biçimde yer almıştı. Mısır’da olanlar aslında Türkiye için planlanan, ancak karşı tarafın başaramadığı bir girişimi sembolize ettiği için heyecanlı şekilde bloğumuzda yer almıştı.

Biz belli bir partiden yana değil, islamdan ve ülkemizden yanayız. Ülkemizdeki mevcut iktidarı da islama olan hizmetlerinden dolayı muhafaza etmek taraftarıyız. 

AKP iktidarı ile Cemaat arasındaki gerilimin ipuçlarını fazlaca ön plana çıkarmadan bundan önce yazmıştık. Aslında cemaatin iktidarla ne suretle olursa olsun bir zıtlaşma içine girmesine taraftar değildik.  Ancak  cemaatin ileri gelenleri olmasa da ileri gidenleri artık cemaati almış ve bize göre olmaması gereken bir noktaya getirip bırakmıştır.

Cemaat dünya üzerinde çatışan iki büyük güçten biri olan İngiltere merkezli Yahudi sermayesi tarafında saf tutmuş durumdadır.  Cemaatin uzun bir süredir bu saf tutuş serüvenini merak edenler Tevfik Diker’in  Kurtlar Medyası: Okyanus Dansı yazısını okuyabilirler.


Bugünlerde Zaman Yazarı İbrahim Öztürk’ün maksadını kat kat aşan tweet’inde belirttiği “güce tapmak” şifresiyle cemaat dünya çapında yürütülen islam karşıtı süreçte kendince hizmet etmek ve ayakta kalmak için büyük dünya baronlarına dayanma ihtiyacını hissetmektedir.  

Onun için hasbelkader islam lehine hizmet eden Erdoğan’ı o güçler adına zayıflatmak, mümkünse devirmek için ellerinden geleni ardına koymamaktadırlar.

Biz belki hala eskiden kalma bir alışkanlıkla, köprülerin altından çok sular aktığının farkında olmadan halen bu anlamsız kavganın olmaması için dua etmekteyiz.  Hala bu kardeşlerin büyük çoğunluğunun niyetlerinin temiz ve kalplerinin hizmetle dolu olduğu düşünüyoruz. 

Cemaatin ileri gelenleri değil ama ileri gidenlerinin tavır ve söylemleri gösteriyor ki; ülkemizde mezhepçi ve sol eğilimli bir ayaklanmanın başaramadığı sonucun, islami kesimlerin desteğiyle başarılabileceği endişesini taşıyoruz. Bu vebal ne dünyada ne de ahirette asla ödenemez. 

İslamı  hariçten gelen  düşmana karşı savaşlar yıkamadı; ama dahili fitnelerin  islama zarar verme ihtimalinden, hatta dışarıda bekleyen haçlı işgalcilerine fırsat sunmasından korkarız. 

14 Kasım 2013 Perşembe

İRANLI KRİPTO YAHUDİLER VE BİLİNMEYENLER

İRANLI KRİPTO YAHUDİLER VE BİLİNMEYENLER
Koray Kamacı
Önce Vatan Gazetesi Yazarı

Yahudilerin Dünyanın birçok yerine dağıldığı bilinmektedir. Bunların en bilinmeyeni ve dikkat edilmesi gerekenlerin başında da Kripto İran’lı Yahudiler gelmektedir. Baktığımız zaman bugün ABD ve İsrail’in, İran’a neden bu kadar sinir olduklarının ve bir kaşık suda boğmaya çalıştıklarının pek çok gerekçesi vardır. Bunlar ‘’petrol, nükleer kontrol ve Siyonist düşmanlığı’’ şeklinde sıralanabilir. Bunun dışında ise bugün özellikle İsrail ve ABD’de çok etkin olan bir grubun varlığını ve onların İran’la olan bitmemiş hesaplarını da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İran’ı yerle bir etmek isteyenler sıralamasında en önde bulunan bu grubun ismi İran Yahudileridir.

Yazının devamı için linki tıklayınız.
http://www.oncevatan.com.tr/iranli-kripto-yahudiler-ve-bilinmeyenler-makale,30333.html

Açıklama:
Bu makalenin baş kısmını buraya almamızın ve devamı için link vermemizin nedeni; hadislerde ve evliyaullahın keşiflerinde haber verilen batının İran'a saldırısının arka planını deşifre edebilmektir. Bugün birçok kardeşimiz kendi ülkesi olan Türkiye'nin politikalarını kıyasıya eleştirirken; İran'a ve onun politikalarına sempati duyuyor.

İran halkı bizim kardeşlerimizdir. Ancak nasıl devletimiz uzun bir süre Türk zannettiğimiz, ancak ne türk ne de müslüman olan kripto azınlıkların denetiminde yanlış politikalar yürütmüş ise, aynen İran da islam devrimi söylem ve politikalarına sahip görünürken gerçek göründüğü gibi değildir. 

ERDOĞAN’IN CUMHURBAŞKANI OLMASI HERKESİN İŞİNE GELECEK

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması Amerikanın, Akpartinin yada muhalefetin işine gelecek. Bu görüşü 27 Ekim 2013 tarihli yazısında Hürriyet’ten Tolga Tanış dile getirmiş. Özetliyelim…

Birçoklarına göre Erdoğan kararlarında rasyonel olmaktan uzaklaşıyor. Erdoğan kendisine ulaşılması ve uzlaşılması zor biri. Bu nedenle Erdoğan’dan kurtulmanın en iyi yolu onu sembolik bir makam olan Cumhurbaşkanlığına getirmek.

Türk-Amerikan ilişkilerinde birçok konuda fikir ayrılıkları var. İç muhalefet açısından Erdoğan hiç yenilmemiş siyasi bir figürdür. İş adamları açısından da kendisi ulaşılması ve uzlaşılması güç biri... Akparti içinde bile Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla Erdoğan kadar güçlü olmayan birisinin yönlendirilmesi daha kolay olacak.  Sarıgül ekibi İstanbul'u kaybetse bile CHP'nin başına geçecek.. Yani herkes için süper sonuçlar doğuracak. 

Bunun için İstanbul’un bir kez daha AKP tarafından kazanılması şart.  Böylece Erdoğan sorunsuz şekilde Cumhurbaşkanlığına uzanacak.

Bu yüzden Amerika’dan Türkiye’ye, iktidar partisinden muhalefete kadar herkes Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup sembolik bir makama taşınmasını bekliyor.

Yazıyı merak eden kaynağından okusun.

HİÇBİR HAYAL GERÇEKDIŞI DEĞİLDİR / Bercan Tutar

Bercan Tutar

Batı bir realiteden çok artık bir soru işareti.

Dünyanın gidişatı bunu gösteriyor.

Ama arayış içindeki Atlantik güçleri, yeryüzüne tam tersi bir algı pompalıyor.
Eskiden batılı pozitivist akıl, bizi göremediğimiz dünyayı bileceğimizden şüpheye çağırırken onun yerini alan şu anki post-modern akıl ise bugün karşımızda duran hakikatten şüphe etmeyi öneriyor.
Oysa kapılar kapalı olsa da her şey çok açık.

Yazının devamı için tıklayınız: 

12 Kasım 2013 Salı

OBAMA BİZDEN BİRİ Mİ?

Bir süredir İran’da Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle İran ile ABD arasında bir yakınlaşma süreci başladı. İran nükleer çalışmalarını denetime açarak batıyla ilişkilerini restore etmeye çalışıyor. ABD’ nin İran’la bu tür bir yumuşama içine girmesi de ABD ve İsrail başta olmak üzere Yahudi çevrelerince hoş karşılanmıyor.

Bu durum beni Obama’nın ilk döneminde seçildiği zamanlara götürdü. İran basınında Obama’nın babası Müslüman, kendisinin göbek adı Hüseyin olmasından dolayı Obama’nın Hz. Ali’nin sözlerinde yer alan Mehdi’nin habercisi büyük savaşçı olduğu iddiası yayılmıştı.

Bahru’l-enver isimli bir kitapta yer alan ve Hz. Ali’den nakledilen “Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusuna komuta edecek. Üçüncü İmam’dan  (Hz. Hüseyin) işaretler taşıyacak. Şiiler onun bizden olduğuna şüphe etmesin” sözü ortaya atılmıştı.

Ayrıca Obama kelimesi, hecelenmiş haliyle O-BA-MA farsça “o bizimle beraber” anlamına geliyor.

Buraya kadar iyi de bundan sonra Enver Baytan’ın geleceğin Tarihi isimli kitabında yer alan “İran’ın yedi gece, sekiz gün yıldırımlarla vurulacağı”,   “Rey şehrinin yıkılacağı”na dair hadisler ile evliyaullahın İran’ın körfeze müdahalesi üzerine batılı orduların İran’a saldıracağı şeklindeki gaybi haberlerini nasıl değerlendirebiliriz?

Belki ABD’nin İran’la yakınlaşmasını uygun görmeyen güç odakları bu gidişatı değiştirmek için bir oldu bitti tezgahlayabilir. Bazı keşif ehli zatlar İran’a batılı müdahalesinin ardından Türkiye’de iç savaş çıkacağını haber vermişler. Demek ki İran’a batılı müdahalesi Türkiye içinde tavır alma konusunda büyük bir kargaşa yaratacaktır.  Hz. Ali’nin sözlerinde Mehdi’nin Türklerin içindeki o büyük kaynamanın ardından zuhur edeceği ifade edilmektedir. 

11 Kasım 2013 Pazartesi

GÜNÜMÜZ İÇİN YAZILAN NOSTRADAMUS KEHANETLERİ YORUMLARI

Dörtlük II-62:
"Mabus" yakında ölecek.
İnsanlar ve hayvanlar korkunç bir hezimete uğrayacak.
Sonra aniden intikam görünecek
Yüzyıl, hakimiyet, susuzluk ve açlık, kuyruklu yıldız geldiğinde.

Mabus kimdir ?. Mabus İsa peygamberin görüşlerini savunurmuş gibi gözüken ama gizliden onu kendi kirli amaçları için kullanan, dünyayı kaosa sürükleyen kişidir. Yani bir aldatıcıdır. Oysaki alanen Amerika nın karşısında gibi görünen ama onla birçok ticari gizli anlaşmaları olan ve bizzat Amerika tarafından korunan kişi Son Papa Francis’dir. Ölümü ile birlikte vurgulanan tabir Siyonist düşüncede temsil edilen İnsanlar(İsrail milleti) ve hayvanlar(İsrailliler dışında kalan milletler) dır. Papanın ölümü ile birlikte misyonu daha korkunç bir şekilde yürütecek kişinin intikamsal boyutta bir çılgın saldırıları hemen akabinde gerçekleşecektir. B u Kişi AntiChrist yada İslam da geçen adıyla Deccal dir.

Dörtlük IV-58:
Kavurucu güneş insanların boğazında
Etrüsk toprakları insan kanı ile yıkanıyor
Bir kova su, lider oğlunu kurtarıyor.
Tutsak leydi Türk topraklarına götürülüyor

Nostradamus'un kritik bir süreçte anlatmak istediği yer Türklerin ve Kürtlerin yaşadığı topraklar dır. Yani Türkiye’dir. Ve bu topraklarda ölüm o denli fazladır ki adeta insan kanı bir nehir gibi beslemektedir buraları, bir yandan savaşın şiddeti bir yandan nükleer silahlar ve benzeri ölümcül araçlar sebebi ile iklim yaşanmaz bir hale gelerek adeta cehennemi tasvir etmektedir. Bu gelişmelerin sonunda parçalanma süreci tetiklenip yeni bir Kürt devleti ilan edilebilir. Türk topraklarına götürülen Tutsak leydi aslında çok değer arz eden teknolojik bir silah planı yada buluş olabilir. Karşılığında bir liderin oğlunun hayatı ile takas edilmesi söz konusu, bu olay kova burcu yani ocak-şubat aylarını kapsamaktadır.

Dörtlük III-97:
Yeni bir kanun, yeni topraklarda hüküm sürecek
Suriye İsrail ve Filistin'e doğru
Büyük barbar imparatorluğu çürüyor,
Ay çevrimini tamamlamadan önce.

Yukarıdaki dörtlük de olduğu gibi Nostradamus'un birçok kehaneti günümüz de geçen baş döndürücü hızdaki vahşi dünya düzenini anlatır. Büyük Ortadoğu Projesi bu dörtlük de gayet güzel bir şekilde amacı ile birlikte anlatılmıştır aslında, büyük barbar imparatorluğu tek bir ülke anlamında ele alınmaması gerek, çünkü burada imparatorluk deyimi İslami modelle yönetilen cumhuriyet ve krallıkları vurguluyor. İstanbul şehri ile ilgili bir gelişmeyi haber veriyor ( 2020 Olimpiyatlarının İstanbul’a verilmemesinin ardındaki gizli sebep budur işte) Kendi içinde yüksek egoya mahkum, birlik ve beraberlikten uzaklaşan İslami devletler yüzyıllar boyunca bu tutumu ile çürümeye ve dağılmaya başlayarak kendini sahiplenen kapitalist düzenin oyuncağı olarak, önündeki tehlikeyi dahi görememiş ve savaşa tahrik edilmiş, topraklarını kaybederek iktidar gücünü yitirmiştir.


Dörtlük III-61
Büyük haçlı bandosu ve mezhebi
Teşhir edilecek Mezopotamya'da
Işık eşliği nehrin yakınında,
Aynı kanun bir düşman için kabul edilecek

Avrupa Birliği, Amerika-İsrail birlikteliği ortak amaç içinde hareket ediyorlar. Son zamanlarda Evangelist adı verilen özünde Armageddon'u gerçekleştirmek olan bir mezhep ve bu mezhebin izlediği yol haritası, şu sıralar cereyan etmekte olan karışıklığın hüküm sürdüğü topraklarda o denli zekice uygulanıyor ki başta bizler olmak üzere tüm gelişen aleyhte oluşumlara seyirci kalıyoruz. Unutulmamalı ki ifade edilen toprakların büyük bölümü Türkiye'nin topraklarıdır. Sevr'in hortlatılmak istenmesinin bir diğer gayesi de budur işte. Işık eşliği terimi Mezopotamya toprakları üzerinde yüksek derecede şiddetli bir askeri operasyonu haber vermektedir. Dünya devletlerinin gözü boyansın diye kendi yetiştirdikleri kuklayı yani Esad'ı belki de idama götürecek bir hukuksal prosedürü nü işleme koyacaklar. Lakin Suriye işgali sonrasında sıra İran ve Türki Cumhuriyetlere gelecektir.


Kaynak: Gizli Gelecek

8 Kasım 2013 Cuma

MEHDİ’DEN ÖNCEKİ SON FETRET

Nazım Kıbrısi’nin Berlin hutbesinden alıntıdır:

O fetret devri de gelecektir ahirinde dünyanın, bütün müslümanların başında başı kalmayacak ve İslam' a karşı olanlar, münkir olanlar, kafir olanlar, onlar müslümanlara etmedik eziyeti zulmü bırakmayacaklar. 

Bununla beraber: ‘Sonra benim ehli beytimden Cenab-ı Allah bir kimseyi gönderecektir ki; o gelecek olan zat sahib'ul keramet, sahib'ul adalettir, tam adalet, tam insan, tam keramet üzerine olan bir zat-i ali kadirdir, kadri yüce bir kimsedir, benim nesli pakimdendir, 40. torunumdur, o gelecektir İslam’ın başına, emanetleri teslim alacaktır

Yine en sonunda Yavuz Sultan Selim Emanetleri teslim aldığı gibi en sonunda gene Osmanlı’dan bir Sultan Selim gelse gerektir, ondan da vaktin sahibi olacak Mehdi aleyhisselam emanetleri teslim alsa gerektir. İşte önümüzde bu var şimdi. Bu zahmetli günler ilelebet değildir, gözleri aydın değil kara olsun İslam düşmanlarının.

Ondan sonra o islam düşmanları dediler ki:  "bu böyle gidecek."

Biz diyoruz ki: Hayır gidemez! Bosna düşecek değildir. İstanbul da düşecek değildir. Anadolu da düşecek değildir. Kosova da, Sancak da düşecek değildir. Makedonya da düşecek değildir. İslam Alemi düşecek değildir. Hepsi ayağa kalkacaktır.

Şark-i Roma' yı alan ve Peygamber efendimizin medhine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han gibi bir başka Sultan gelecek ve Garb-i Roma' yı fetih edecektir. Bu da müjdemizdir."

7 Kasım 2013 Perşembe

TEVRAT'TAKİ BARACK H. OBAMA ŞİFRESİ

Bu yazı 13 Şubat 2009 tarihinde Habername sitesinde yayınlanmıştır.


Tevrat'ta şifre taraması yapan hahamlar taramada Obama ismine üç yerde rastladılar.

Kimi hahamlar Obama isminin Tevrat şifresine takıldığını ve Obama'nın gelişiyle birlikte Yecüc ve Mecüc devrinin (Gog Mogog) başlayacağını ileri sürüyorlar." 
Milli gazete yazarı Mustafa Özcan'ın Tevrat'taki Obama şifreleri ile ilgili aktardığı oldukça ilginç bilgiler... 
Tevrat'taki Obama şifresi 

Tefeül, hem İslam'ın hem de diğer dinlerin geleneklerinden birisidir. Gerçi selefi meşrep anlayışlar bu tarz tefeüllere pek itibar etmezler. Tefeül'de tasannu ve yapmacık ve kurgusal ve çocuksu yaklaşımlar nedeniyle birçoklarını bu tarza mesafeli kılmıştır. Lakin geçmişte İran ve Hindistan gibi ülkelerde ve bu coğrafyanın kültüründe Kur'an ile tefeül yapmak nasıl hoş karşılanıyorduysa keza Hafız Şirazi'nin Divan'ı ile tefeül yapmak böyle bir alışkanlık ve gelenek idi. Şimdi ise bu alışkanlıkların yerinde yeller esiyor. 

Michael Drosnin isimli bir Tevrat uzmanı da aynen Reşad Halife'nin Kur'an üzerinde yürüttüğü matematiksel şifre çalışmaları gibi Tevrat üzerinde bazı şifre çalışmaları yürütmüş ve bunlardan bazı sonuçlar istihsal etmiştir. Bilindiği gibi, Reşad Halife, Kur'an-ı Kerim üzerinde yapmış olduğu şifre çalışmalarında 19 ağırlıklı bir sayı olarak temayüz etmişti. Lakin Reşad Halife bu metamatiksel şifre üzerinden giderken Tevbe Suresinin iki ayetinin şifre sistemine uymadığı gerekçesiyle inkara yeltenmişti ve ardından da bu Mısırlı ziaaat mühendisi esrarengiz bir şekilde öldürülmüştü. Keza Cenk Koray da özellikle Mustafa Kemal üzerindeki 19 vefklerinden (uyumlarından) yola çıkarak 19 üzerinde çok durmasından sonra 19 yaşındaki oğlu da bir şekilde asabi bir nöbetten sonra cam kesiklerinden dolayı kan kaybederek vefat etmişti. Ömer Çelakıl veya akıl çelen bazı kimseler de sayısalşifreler üzerinde durmuşlardı. Elbette Bediüzzaman gibi isimler de eski ulemanın da kullandığı ebced ve istihraç meselesini tefeül anlamına benimsemişler ama bunu asli bir sisteme dönüştürmemişlerdi. Sadece moral takviyesi açısından bir de gaybın kader kodlarıyla ezelden tespit edildiği noktasında meseleyle ilgilenmişlerdir. 

Reşad Halife ve benzerlerini Kur'an üzerinde yürüttükleri şifre sistemine benzer bir sistem (şifre cifrden alınmıştır) Yahudiler tarafından da Tevrat üzerinde yürütülüyor. Onlar da yakaladıkları vefk ve denklikler üzerinden Tevrat'ın mucize olduğunu ispata çalışıyorlar. Orjinali itibarıyla elbette Müslümanlar da buna katılıyorlar. Ama şu anki Tevrat odaklı çalışmalar manipülatif amaçlı görünüyor. 

Michael Drosnin Tevrat'ta yaptığı şifreleme çalışmalarında Rabin'in ölümü ve katilinin ortaya çıktığını ifade etmişti. Akabinde 11 Eylül olaylarıyla ilgili de Tevrat şifresinden bahsedildi. Şimdi ise kimi hahamlar Obama isminin Tevrat şifresine takıldığını ve Obama'nın gelişiyle birlikte Yecüc ve Mecüc devrinin (Gog Mogog) başlayacağını ileri sürüyorlar. 

Bu hususa temas etmeden önce Tevrat kaynaklı bir iki şifre örneğini hatırlatmakta fayda var. Musa'ya (Aleyhisselam) verilen ilk beş kitaba "Tora" adı verilir ve Tevrat'ın bu kısmı, Drosnin gibilerine göre içinde tüm insanların ve tüm dünya olaylarının geçmişten kıyamete, her ne olmuş ve olacaksa tamamını bildiren mucizevi bir şifre içermektedir. Sözcükler hiç ara vermeden bitişik yazılıp bir bilgisayara yüklendiğinde eşit atlama aralıklarıyla yatay, dikey veya çapraz olarak okunabilen sözcüklerle Tora her soruya cevap vermektedir. Bu; günümüzde bilgisayar çağına programlanmış bir mucizedir. Şifre çözüldüğünde ilk fark edilenlerden biri; İsrail Başbakanı İzak Rabin'in suikaste kurban gideceği idi. Haber, İzak Rabin'e ulaştırıldı. Fakat, 3200 yıl önce verilmiş olan Tevrat'ta bildirildiği gibi suikast gerçekleşti ve İzak Rabin öldürüldü. Newyork'ta terörist saldırı sonucu çöken ikiz kuleler için Tevrat'ın şifresinde şu ibareler vardı. "11 Eylül 2001, İkiz kuleler, uçak tarafından çökertildi, Bin Laden'in suçu, Pentagon hasarlı." 

Anlaşıldığı kadarıyla Tevrat'ın şifresini savunanlara göre sözkonusu kutsal kitabın yıldızname gibi bir özelliği daha var. Bu özelliği şöyle anlatıyorlar: "Tora'nın şifresi şu anda tüm dünyada bilgisayar programı halinde satılmaktadır ve şifrenin çözülüp programın ilk oluşturulduğu yıllarda denemek için ansiklopediden rastgele alınan 66 ünlü kişinin isimleri verildiğinde Tora'nın şifresi her birinin doğum ve ölüm yılları ile doğum-ölüm şehirlerini kusursuz vermiştir. Matematikte bunun rastgelelik ihtimali on milyonda birdir. Yani bu bir hatasızlık ve kesinlik oranıdır. Bu, şu demektir ki; "herkesin ve her olayın geçmişten "kıyamete" kadar gizli bir şifresi var." 

Gelelim Obama meselesine: Emir Tahiri, Şii hadis mecmualarından Meclisi'nin Bihar el Envar'ında bazılarının Obama ismini istihraç ettiklerini ve Hazreti Mehdi'nin habercisi ve müjdecisi olduğunu düşündüklerini aktarmıştı. Tabii Tahiri'nin aktardığı şifre değil istihraç. Tevrat kaynaklı şifrede ise onunla birlikte Yecüc ve Mecüc'ün yeryüzünde zuhur edeceği ileri sürülüyor. Hahamlar Ahd-i Kadim'de Obama ismine rastladıklarını söylüyorlar. Hahamlar Tevrat'ta şifre taraması yapmışlar ve bu taramada Obama ismine üç yerde rastlamışlar. Obama ile birlikte Yecüc ve Mecüc savaşı başlayacağını ileri sürüyorlar ve Obama'nın da şifre tarama yöntemiyle Bin Ladin'le bağlantılı olduğunun anlaşıldığını ileri sürüyorlar. Çok ilginçtir, Reagan ve İncilciler SSCB'yi şer imparatorluğu olarak takdim ederken şimdi İsrailli hahamlar benzeri bir yakıştırmayı ABD ve Obama için yapıyorlar. İşte bunlar da şifre enflasyonu ve manipülasyonu. 

Bu hususta mistik haham Mordehay Şakit gibi hahamlara diğer hahamlar da itibar etmiyorlar. Zira, 2001 yılında Bush kazandığında da benzeri mavalları söylemişler ama fos çıkmıştı. Dindar Yahudiler Bush seçildiğinde de Yecüc ve Mecüc zuhuruna ve savaşına neden olacağını öngörmüşlerdi. Bunlar, kendini gerçekleştiren kehanetlerden ziyade her mevsim kendisini tekrarlayan kehanetler zümresine giriyor. 

4 Kasım 2013 Pazartesi

FETRET

Erdoğan, AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda:

"Bizim fetretimiz, milletin fetretidir. Fetret iklimine müsaade etmeyeceğiz" dedi.

Manidar bir söz… Bizler de ülkemizin maddi ve manevi açıdan karanlık bir fetret içine düşmemesi için dua ediyoruz. 

Allah Teala Alem-i İslamın fetretini fetheylesin inşaallah…