.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

28 Ekim 2013 Pazartesi

2014 YILI ÜZERİNE BİR TAHMİN / Mehmet Ali BULUT

Bediuzzaman'ın Yedinci Lem'a namıyla yazdığı o işaretlerle dolu bahsini okurken, birden bir ayet dikkatimi çekti. Herhâlde Üstad'ın, Fetih Suresi'nin ahirinde yer alan o ayetleri Kuran'ın ‘ihbarat-ı gaybiye' si açısından değerlendirmesi zihnimi etkilemiş olacak ki,“Huvellezi ersele rasulehu bi'l-hudâ ve dini'l-hakki li yuzhirahu ale'd-dini kullih…”(O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini, bütün dinlere üstün kılması için (böyle yaptı).
Evet, manen İslam tüm dinler üzerine galebe etti. Fakat zahirde İslam hala, tüm dinlere galebe etmiş değildir. Kemiyet olarak da keyfiyet olarak da... Bu ümmet, tembelliği ve liyakatsizliğiyle -özellikle son beş yüz yıldır- İslam'ı ve Kuran'ı kendi şahsında kıymetsizleştirmiştir insanlık nezdinde.  Eğer hakikaten bizler, Kuran'ın ahlakınıtaşıyabilseydik, özellikle de son yarım yüzyıldan bu yana, insanlık kıtalar halinde fevç  fevç İslam'a girecekti. Çünkü hiçbir dönemde insanlık vicdanı bu kadar uyanmamıştı ve hiçbir dönemde de İslam'ın kendisini aktarması önündeki maniler bu kadar kalkmamıştı. Her şey bizim lehimize olmasına rağmen Müslümanlar İslam'ı temsil edememenin utancından kendilerini kurtaramıyorlar.
Ama biliyoruz ve ümit ediyoruz ki bu hal geçecek ve İslam, üstünlüğünü zahiren de gerçekleşecek. Onun delili de Fetih Suresi'nin 28. Ayetinde yer alan “Li- yuzhirahu ale'd-dini kullih”  ibaresidir. ‘Yuzhirahu' kelimesi ‘açık açık/ zahiren'  anlamına gelen za-ha-ra kökünden müzaridir. Geniş zaman  kipidir. Evet Resullulah'ın vefatından sadece 23 yıl sonra kadim dünyanın büyük bir kısmında İslam hâkim oldu. Ama “li-yuzhirahu aladdini kullih” (tüm dinlere zahiren de üstün olmak) gerçekleşmedi.
Öte yandan biliyoruz ki Ahir zaman Mehdisi geldiğinde tüm dünyayı emrine alacak ve Hz. İsa'nın sembolik de olsa -ki hakikatte de geleceğine dair hadisler var- inmesiyle tüm dinleri İslam etrafında ve onun şemsiyesi altında bir araya gelecektir.  Ben, bunu zamanını merak ettiğimden kalbime bu ayet düştü sanırım.
"Li-yuzhirahu aleddini kullih" - (İslam) tüm dinlere üstün kılınsın diye- ifadesine baktım. Bu ifadenin ebced değeri 1435 ediyor. Eğer ‘li yuzhirahû' daki -- zamirindeki saklı ‘vav' da sayılsa o zaman 1441 ediyor, yani 2020 eder.
1914, bizim Osmanlı devletimizi kaybedeceğimiz musibetlerin başlangıç yalıydı. Madem ki, o kaybımız inşallah istikbaldeki bir İslam devletiyle telafi edileceği müjdesi verilmiş -bakınz. Rüyada Bir Hitabe- Elbette üzerinden bir asır geçen o felaketin bir asır sonra telafi edilmesini Kudret-i ilahiyeden bekleme hakkımız vardır.
Elbette bu bir istihraçtır. Ama insana umut veriyor.  Tevratın şifresi ve diğer benzer çalışmlardan da biliyoruz ki, insanların fevç fevç islama girecekleri zaman hayli yakınlaştı. Nasr Suresi, Kur'an'ın en ahir surelerinden biridir. İnşallah zahiren de gerçekleşecektir.
Umuyorum ve inanıyorum ki, şartlar zahiren aleyhte de görünse, bu 2014 yılı, geleceğin o büyük ve ihtişamlı zamanlarına kapının aralanacağı yıl olacaktır. Allah Resulü'nün ihbarını gerçekleştirecektir! Zira o nebi  
“Bir gün bile olsa, Âli- Beytimden biri -bu haseben de olabilir- tüm dünyaya hakim olacaktır!”
Madem haber verilmiş olacaktır. Ve inşallah “Li-yuzhirahu aleddini kulluh” ayetinin remziyle bu önümüzdeki yıldan itibaren başlayacaktır! 7 gün sonra 1435. Hicri yılı  başlıyor. Rabim hayırlara vesile kılsın. Amin!
Mehmet Ali Bulut- Haber 7

BM TARİHİNDE BİR İLK GERÇEKLEŞİYOR

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM tarihinde ilk kez 'Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı' (İİT) için toplanacak.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 28 Ekim Salı günü, uluslararası barış ve güvenliğin temininde  BM'nin bölgesel organizasyonlarla iş birliği gündem maddesi altında, 'Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Arasında Sinerji ve İşbirliği' konusunu ele almak üzere toplanacak.
BMGK için bir ilk olacak bu toplantı, İİT'nin uluslararası öneminin artırılması çabalarının vardığı son noktayı göstermesi açısından da büyük önem taşıyor.
Azerbaycan'ın ekim ayındaki Güvenlik Konseyi başkanlığında ve Azerbaycan'ın aldığı inisiyatif çerçevesinde gerçekleşecek bu toplantıda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu, konsey üye ülkelerine hitap edecek ve iki organizasyon arasındaki iş birliği kapsamlı bir şekilde değerlendirilecek.
Güvenlik Konseyi üyelerinin konuşmalarının ardından Güvenlik Konseyi Başkanlığı tarafından, 15 üye arasında üzerinde mutabakata varılmış olan bir sonuç metni, Başkanlık açıklaması olarak yayımlanacak.
Bu belge, sadece BM-İİT iş birliğine mahsus ilk Güvenlik Konseyi belgesi olması ve mevcut durum tespiti dışında BM-İİT iş birliğinin daha da geliştirilmesi çağrısı yapacak olması bakımından özel önem taşıyacak.
Öte yandan, BM Genel Kurulu, diğer bölgesel teşkilatlar için de söz konusu olduğu üzere, her iki yılda bir BM-İİT iş birliği konusunda bir karar kabul etmeye devam ediyor. Prof. İhsanoğlu'nun İİT Genel Sekreterliğini devraldığı 2005 yılından bu yana, teşkilatın Birleşmiş Milletler ile ortaklığı sistemli ve sürekli olarak gelişti.
İhsanoğlu'nun ortaya koyduğu ılımlılaşma ve modernleşme vizyonu ışığında, İslam İşbirliği Teşkilatı, çatışmaların önlenmesi, yönetimi ve çözümü, çatışma sonrası yapılanmanın geliştirilmesi ve insanı krizlerin engellenmesi, terörizmle mücadele ve sosyoekonomik kalkınmanın teşviki konularında ortaya koyduğu gayretlerle, uluslar arası ve bölgesel barış ve güvenliğin teminine önemli katkılarda bulundu.
Yine bu dönemde, teşkilat güvenlik ve barışın temini, çatışmaların engellenmesi ve çözümü alanındaki rolünü kuvvetlendirme adına bir takım yapısal adımlar attı.
Bu bağlamda, teşkilatın Genel Sekreterliği bünyesinde bir Barış, Güvenlik ve Arabuluculuk Ünitesi, kadınların durumlarının iyileştirilmesine yönelik bir merkez, bağımsız insan hakları komisyonu ve uluslararası işbirliği ve insani yardım dairesi kuruldu.
Bu toplantı, Genel Sekreter Ekmeleddin İhsanoğlu'nun İİT genel Sekreterliği esnasında yapmış olduğu bu reformların en önemlilerinden olan İİT'nin uluslararası alandaki öneminin artırılması misyonunun taçlandırılması anlamına da geliyor.

26 Ekim 2013 Cumartesi

KOMUTANIN "İSLAMİ TERÖR" HASSASİYETİ

Terörle mücadelenin tartışıldığı uluslararası konferansta yabancıların 'islami terör' kavramlarını kullanmasına Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanı Osman Gürcan itiraz etti. Gürcan bu kavramların yan yana gelemeyeceğini kaydederek düzeltilmesini istedi.



Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın Avrupa Konseyi ile birlikte düzenlediği 'Terörle Mücadelede Ulusal ve Uluslararası Koordinasyon' konulu uluslararası konferans İstanbul'da The Marmara Hotel'de yapıldı. Konferansın ikinci oturumunda Hollanda ve Rusya'dan gelen katılımcılar sunumları esnasında 'cihadist terör' ve 'İslami terör' kavramlarını kullanınca, konferansın soru-cevap bölümünde Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele Daire Başkanı Kurmay Kıdemli Albay Osman Gürcan bu kavramlara itiraz etti.

Bu kavramlara yanlış anlamlar yüklendiği ifade eden Gürcan şöyle dedi: 'Cihad sadece İslam'ı, müslümanlığı tanıtmak anlamına gelmektedir. Böyle bir tanımlama gündeme geldi. Diğer bir tanımlama da 'İslami terör' diye.

YANLIŞ ANLAMLAR YÜKLENİYOR

Terörle mücadelede tanımları okuduğumuzda İslami terör kavramı Oliver Roy'un tanımlamaları olarak gündeme geliyor. Cihad kelimesi ile cihadizm hiçbir zaman yanyana gelmemiştir. Dinimizde ve genelde de mücahid anlamına geliyor. Cihad yapan kişiye mücahid deniyor. Böyle baktığımızda isimler arasında farklılıklar görüyoruz. Bu yanlış kullanımı düzeltmemiz gerekmiyor mu?'

Soruyu cevaplayan Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı Terörle Mücadele Ulusal Koordinatörü'nün Hukuk Danışmanı Lucia Ling Ket On, 'Cihadist terör' yanlış çağrışımlar yapabilir. Daha iyi bir kelimeyi arıyoruz ama maalesef cihadist bir terörizm bizim tarafımızdan kullanılıyor'dedi. Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi Uzmanı Sergei Gerasenkov da,'Sizin değindiginiz konu çok hassas. Bizim kastettigimiz radikal amaçlar kullanarak hedeflerine ulaşmak isteyen İslamistlerdir ama Müslümanları da rencide etmiş oluyoruz' dedi.

http://yenisafak.com.tr/gundem-haber/komutanin-islami-teror-hassasiyeti-26.10.2013-576418?ref=manset-11

25 Ekim 2013 Cuma

SEYYİD FATİH NURULLAH EFENDİ ZUHURATI

Seyyid Fatih Nurullah Efendi Hazretleri Gördüğü Zuhuratı Açıklıyor:

2013'te Büyük Bir Savaş Çıkacak ve Ardından Mehdi As. Zuhur Edecek, Hepimiz Göreceğiz İnşallah ! -

"Dünya bir ameliyat masasına yatırılmış durumda. 2013'de bir büyük dünya savaşının çıkması söz konusu. 3,5 sene İranla, içindeki Şiayla ve alevilerle savaşılacak. Kuzey Irak karışacak. Çok kişi ölecek. Her yüz kişide 99'u... İran'dan bir cephe. Iraktan bir cephe. Suuddan bir cephe. Bunun üzerinden bütün dünyayı saracak bir sıkıntı... 

Fakat elhamdulillah Türkiye bu savaşa girmeyecek... Erenler müsaade etmiyor. Türkiye için inşallah sadece ekonomik sıkıntı olacak. Biraz işler karışacak. Sonrasında Türkiye'de hareketlenmeyle dini gayret duyguları kuvvetlenecek. (Kitap ve sünneti koruma hususlarında gösterilen gayret ve titizlik artacak) Türkiye'de İslam hareketleri öne çıkacak.

Ve onun akabinde de Allah'ın lutf u keremiyle Mehdi As. sancağını açacak. Tekbirlerini getirecek. Dünyanın nura gark olacağı o dönem başlayacak. Hepimiz görüp erişeceğiz inşallah... Ömrü olan Allah'ın izniyle İsa As'ın nüzulünü de görür."

Seyyid Fatih Nurullah Efendi bir başka videosunda Millet Meclisinin kendi kararıyla İstanbul'a tekbirlerle nakil olup orada açılacağını ve İstanbul'un yeniden başkent olacağını da söylüyor.

Kaynak: İhvan Forum

İSLAMIN YAŞAYACAĞI DEVRELER




Allah islamı diğer dinlere üstün kılacak:
Allah Saf suresi 9 ayette şöyle buyurur: “Müşrikler hoş görmeseler bile, dinini, diğer bütün dinlere üstün kılmak için, Resulünü hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.”

Ümmetin egemenliği yeryüzünün doğusuna ve batısına ulaşacak:
 "Allah benim için yeryüzünü dürüp göstermiştir. Ben de bu sayede yeryüzünün doğusunu da, batısını da gördüm! Bana gerçekten Cebrail, bu bana gösterilen yerlere kadar ümmetimin mülkünün ulaşacağını haber verip müjdelemiştir." (Müslim / 2889, Ebu Davud / 4252, Tirmizi / 2203, İbni Mace / 3952)

İslamın girmediği hiçbir ev kalmayacak:
“Sübhesiz bu iş, gece ve gündüzün ulaştığına ulaşacaktır ve Allah aziz olanın izzeti veya zelilin olanın zilleti ile bu dinini girdirmediği yerleşik ve göçebe hiçbir ev bırakmayacaktır. Öyle bir izzet ki Allah onunla İslâm’ı aziz kılacaktır; öyle bir zillet ki Allah onunla küfrü zelil kılacaktır.” (Ahmed, 6/103; Hakim, 4/430-431; Kitab’ul-İman/İbn Mende, 102/1;  Taberani, 1/126)

Nübüvvet, hilafet, meliklik, ceberut ve en sondaki hilafet dönemleri:
“Allah’ın dilediği kadar nübuvvet aranızda olacaktır, sonra kaldırmayı dilediğinde onu kaldıracaktır. Sonra Nübuvvet yolu üzere  hilafet  olacaktır, böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra Allah onu kaldırmak dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra Allah onu kaldırmak dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ceberut  meliklik olacaktır. Böylece Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra Allah onu kaldırmak dilediğinde kaldıracaktır. Sonra nübüvvet yolu üzere olan bir hilafet olacaktır.” Sonra sükut etti.” (Ahmed 4/273)

İnsanlar kıyamete yakın tekrar putperestliğe dönecek:
Aişe (ra) dedi ki: Allah Resulu  “Lât ve Uzzâ’ya ibâdet edilmedikçe gece ve gündüz gitmez.” buyururken işittim ve: ‘Ey Allah’ın Resulu , ben Allah  “Hak dîni bütün dînlere üstün kılmak için, Resulunu hidayetle ve hak dîn ile gönderen O’dur. Velev ki müşrikler hoşlanmasalar da.”  ayetini indirdiğinde bunun tamâm olduğunu sanmıştım.’ dedim.  Allah Resulu (sav) şöyle buyurdu: “Allah’ın dilediği muhakkak olacaktır.” (Muslim  ve Ebu Ya’la Musnedi)

En sondaki şerli dönem:
“Üzerinize öyle bir zaman gelmez ki, kendisinden sonrası ondan daha şerli olmasın, ta ki Rabbinize kavuşuncaya kadar.” (Buhari)


14 Ekim 2013 Pazartesi

YENİ SOL / Ergün Diler

Ergün Diler'in Takvim Gazetesindeki 14.10.2013 tarihli  "Yeni Sol" yazısını ilgili linkten okuyunuz.  Biz yazıdan çarpıcı spotları aktarıyoruz.

http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2013/10/14/yeni-sol


"Birkaç ünlü TÜRK, MALTA'da toplandı!
Erdoğan'sız bir Türkiye için ne yapabilirizi tartıştı!" dedi...
......
O grup, yani MALTA'da toplantı yapan ekipten biri daha sonra Avrupa'ya geçti! Ve Gezi olaylarının değerlendirildiği çok özel bir toplantıya katıldı.
Anlaşılan birçok kez engellenseler de tekrar gelecekler: Galiba bu kez farklı bir yol izleyecekler" dedi... "Ne konuştuklarını biliyorsanız engellersiniz haliyle!" cevabımı pek beğenmedi... "İşi ciddiye alsan iyi olur!
Herkes Türkiye'nin başına bela olacak YENİ BİR SOL terör örgütü yaratmak için masanın etrafında! Önemli bir BÜROKRATIN oğlu lider olarak seçilmiş. Ne kadar SOL varsa aynı çatı altında birleşmek için gün sayıyor! Hedef İstanbul" diye konuştu!
........ 

…hızla elini cebine attı!
Bir DOKÜMAN çıkardı!
Bir hesap hareketini gösteren BANKA dekontuydu!
Çok önemli bir TÜRK'ün hesabından önemli bir SOL liderin yürüttüğü illegal organizasyona PARA akıyordu!
……..
"Yakında başımıza bir iş gelirse....
Parasıyla gelecek!" dedi!
Duymak bile istemedim!
Nasıl bir ilişki ağı vardı anlayamıyordum!
Tanınan biri nasıl şirketinin hesabından Avrupa'ya PARA aktarırdı!
Ortaya çıkacağını nasıl düşünmezdi!
Türkiye'de kazanıp ülkenin kötülüğünü istemek nasıl bir motivasyondu?
…………
Ama rakamlar ve paranın gittiği yer inanın çok önemliydi!
Gezi'de de böyle bir kurulmuş, para gidip gelmişti!
Ama şimdi söylenen çok daha güçlü bir olay!
Bana kadar geldiğine göre mutlaka önlenecektir!
Önlenmezse başka!
O zaman sanırım 28 Şubat'ta radara yakalanmayanlara iş gider!
Ve hesap toptan görülür!
Anlaşılan SOL'u kuran ve tohumlarını atan yabancılar şimdi de zorla EVRİME zorluyor! Başka bir GÖREV veriliyor!
Amaç Türkiye'ye zarar vermek oldu mu her türlü oluşumu hayata geçiriyorlar!

13 Ekim 2013 Pazar

ABDULLAH GÜRBÜZ HOCA EFENDİ' NİN MÜRİDLERİNDEN DİNLEDİKLERİM..

Tuğrul Çalışkan

İlgili arkadaşlar iyi biliyorlar ki, Abdullah Efendi bazı sohbetlerinde Türkiye'nin geleceğine dair bazı keşifler belirtiyor .. Ben acizane burada, Efendi hazretlerinin şahsî sohbetlerinde bulunanlardan dinlediğim konuları aktarmak istiyorum. Efendi hazretleri şunları belirtmiş:

* (AK Parti daha seçime girmeden önce) 3 dönem üst üste iktidar olacaklarını..
* İlk iki dönemlerinde İslam adına güzel gelişmelerin olacağını..
* Askerin başörtüsüne selam duracağını..
* Erdoğan'a darbe girişimi olacağını..
* Bu darbe girişiminin bir genel kurmay başkanı tarafından engelleneceğini.. ( Zaman göstermiştir ki, bu kişi Hilmi Özkök'tür)
* Ordu içerisinde sağcı ve solcuların ayrışacağını.. (Ergenekon davası)
*Ak Parti'nin üçüncü döneminde, Tayyip Erdoğan'ın zorla koltuktan indirileceğini.. (Gezi ayaklanmaları bizi bu sonuca götürebilir)
* Ak Partinin 3.döneminde İsrail'in önce Suriye'yi işgal edeceğini, Suriye’lilerin Türkiye’ye kaçacağını ve Türkiye’nin de İsrail tarafından vurulacağını.. Akabinde İsrail’den sonra Yunanistan’ın da Türkiye’ye saldıracağını.. ( Bu sohbet internette mevcut. İlgililer biliyor zaten..)
Türkiye'ye savaş açıldığında İran'ın Türkiye'ye yardım edeceğini belirtiliyor Abdullah Efendi.. 
* İsrail ve Yunanistan saldırılarından sonra ülkede bir bölünme olacağını, hangi ülkeyle savaşa ağırlık verileceği hususunda görüş ayrılıkları yaşanacağını..
* İslâm’ın ilk yıllarındaki sıkıntılar dönemi gibi bu dönemin de çok zor olacağını..
*Savaş devam ederken Hz.Mehdi’ nin zuhuruyla alakalı Abdullah Efendi’nin sohbetleri de internette mevcuttur..

Katkımız olduysa ne mutlu bize.. Sevgilerimle..

Tuğrul ÇALIŞKAN

Not: Tuğrul Bey'in bildirdiği düzeltmeleri metne işledik.

11 Ekim 2013 Cuma

12. YILA DİKKAT !

Mustafa Karaalioğlu Star gazetesinde 11 Ekim 2013 günlü yazısının başlığını “ 10 yıl, 11 ay, 4 gün” olarak atmış. 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana bu kadar zaman geçmiş. Kamuda başörtüsü yasağının “Türkiye, Pazartesi günü işte bu hukuksuzluktan ve yasaktan kurtulmuştur”  Yazının sonunda da “Özgürlük, 10 yıl, 11 ay, 4 gün sonra geldi” diyor.

Aykut Altındal’ın yazdığı “Türk İmparatorluğunun yıkılışına dair kehanetler” isimli kitabından alıntılar:

Bizanslı tarihçi Leonidas’ın iddiasına göre “Türkiye’nin 11. Lideri 11 harfli olacak ve onun zamanında Türkiye devasa bir sarsıntı geçirecektir.”

Peki, 11. Cumhurbaşkanı Türkiye'si nasıl olacak?  Kitapta “11'inci Prens döneminde Türk devleti, büyük bir sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına gelecektir” öngörüsü var."

"Önce, Müslüman şeriatı artacaktır. Eğer yedinci seneye kadar kaldırılmazsa, on ikinci seneye kadar buranın hâkimi olacaktır. Sonra, Hıristiyan silahlarıyla bir tutsaklık dönemi gelecektir."

"Türklerin başına geçecek 11. devlet adamı, ülkenin bekasını belirleyecektir.”

Kitaptan alıntılar bu kadar. Bu konuda bloğumdaki Aytun Altındal’ın yazısının tamamı okunabilir.

Aytunç Altındal’ın yorumlarına ekleyeceklerimiz: "12. Yıla kadar buranın hakimi olacaktır" denmesi manidar. 11 yıl hakim olacak, 12.yıla kadar ibaresi onun sonunu mu gösteriyor?

Gerçi bu bir kehanettir. Bizim sınıflandırmamıza göre zulmani bir istidraçtır. Küfür ehlinin gaybden haber vermesi onların hakikat ehli olduğunu göstermez. Ancak manevi savaşta küfür ehlinin elindeki argümanları bilmek gerekiyor.

“Eğer yedinci seneye kadar kaldırılmazsa” ibaresinden yaklaşık olarak o tarihlerde AKP’nin ortadan kaldırılmasına teşebbüs edileceği, ancak başarılı olmayacağı” anlaşılabilir. Bundan Ergenekon ve Balyoz darbe teşebbüslerinin kastedildiği düşünülebilir.

Bu ibarelerin satır aralarını daha fazla açmayacağız. Dileyen dikkatle okursa kendi yorumlarını geliştirecektir. Çünkü 12. yılda devletin sarsıntı yaşayıp yıkılma noktasına getirecek olayların içinde bulunduğumuz dönemde yaşandığını herkes görmektedir.  Anlaşılan batı artık Türkiye’nin bağımsızlaşmaya başladığını görmüş ve kendince Türkiye’yi çevrelemeye başlamıştır.  

Onların kehanetlerine karşılık islam evliyaullahına dayandırdığımız nurani gaybi haberler de o batının batacağını bildirmektedir.  Her fırsatta kargaşa ve kalkışma ateşleri yakmaya çalışan kaos plancılarının beklediği ekim devrimi artık bir daha asla gelmeyecektir. Bu mücadelede bazı muharebeler kaybedilse de nihai zafer islamın olacaktır.

Türk Milleti islamın bayrağını yeniden yükseltecektir.

--------------------------------------------
Dipnot:  Yazının teması 12.yıl olduğundan bu konudaki diğer gaybi haberleri dipnot olarak sunuyoruz. 

Beykozlu Osmanlı Akfırat Efendinin ifade ettiği bir gaybi haberde Türkiye'de zorlu bir ameliyat dönemi yaşanacak, yeniden yapılanma olacaktır. Kaos planlayıcıları maksatlarının aksiyle hüsrana uğrayacaklardır. 

Dünyanın en büyük güçlerini peş peşe yenip perişan edecek bir lider gelecektir. Büyük savaşın başında ülkemiz ciddi tehlikelerle karşılaşacak ama özellikle Orta Asya Türki devletlerinin yardımıyla işgalcileri perişan edecektir.  Büyük savaşta İstanbul kısa süre işgale uğrasa da savaşsız geri alınacaktır. Savaşın ardından bölge ülkeleri arasında birlik ve beraberlik olacaktır. 



İSRAİL'DE EZANIN YASAKLANACAĞI SEÇİM VAADİNE KARŞI AYYILDIZ TİMİ TEPKİSİ

Ezan yasağına hackerlı çözümİsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun lideri olduğu Likud Partisi’nin, ‘ezanın yasaklanması’ yönündeki seçim vaadi, Türk hackerleri harekete geçirdi.
Ayyıldız Tim, saldırdığı bazı İsrail sitelerinin ana sayfalarına ezan sesi yerleştirdi. İsrail’de 22 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimlere katılacak olan Likud Partisi’nin, seçim vaadi olarak “Ezanın yasaklanacağının” açıklanması, Araplar tarafından kınanırken, bir tepki de Türk siber savaşçılardan geldi. Ayyıldız Tim’in resmi Twitter ve Facebook hesapları üzerinden yapılan açıklamalarda, “İsrail sen kim, ezanları susturmak kim? Dünya üzerinde ezan sesi hiçbir zaman kesilmez, susturmaya da kimsenin gücü yetmez. İsrail’e her gün ezan dinletmeye devam” denildi.
Kaynak: Star Gazetesi

 

10 Ekim 2013 Perşembe

ÜLKELER DIŞ POLİTİKALARI VE STRATEJİK HEDEFLERİ / Mehmet Haşmet Kolağası

Ülkeler daima var olmak ve önde olmak için bazı ekoller benimserler. Bu; nesiller boyu, tarih sahnesinden silininceye kadar devam eder. Çoğu zaman bu hedeflerden ve ekollerden halkın haberi olmaz, istihbarat birimlerinin ve devletin üst kademelerine ulaşabilen kişilerin bilgisi dahilinde kalır. Ancak yıllarca devam eden fiiller bunu açığa çıkarır. Mesela Türklerin tarih boyunca savaş taktikleri geri çekilerek düşmanı çembere almak ve imha etmektir. Rusların ise direk ortadan yararak düşmanı iki çembere almaktır.
Batının güvenliğinin doğunun istikrarsızlığına bağlı olduğu fikri batıda temel stratejidir. Doğuyu daima Cengiz ve Atilla tehdidi olarak algılarlar. Dünyadaki istikrarsızlığın temelinde bu ana fikrin tatbikatı vardır. Ortadoğu’nun ve Doğu’nun barışa kavuşması, ancak bu tehdit algılamasının değişmesiyle son bulacaktır. Gerekli politikaların geliştirilmesi, hakim istihbarat birimleri ve ülkelerinin politikalarını iyi tahlil etmekle mümkündür.
Rusların tarihi 860’lı yıllarda başlar. Bu bölgeye kuzeybatıdan geldikleri söylenmektedir. Ancak Türklerin tarihi insanlıkla başlar. Bu nedenle Ruslaşmış Türk sayısı tahmin edilenden çok fazladır. Çar 1. Petro’nun meşhur vasiyeti 17. yüzyıldan beri harfiyen uygulanmaktadır. Sovyetlerin kurulması ya da yıkılması bu hedefi değiştirmemiştir. En önemli maddeleri; düşmanların arasını açmak, birine destek vererek ihtilaftan yararlanmaktır. Bizi ilgilendiren kısmı ise sıcak denizlere inmek, İran’la Türkiye’nin, Alevilerle Sünnilerin arasını açmak, İstanbul’la Suriye’ye hakim olmaktır. İran’ın işini bitirmenin Türkiye’yi bitirdikten sonra daha kolay olacağını da belirtmektedir. Avrupa ile Türkiye arasını daima açık tutmak ve Avrupa’da Türk düşmanlığı yaymak olarak özetleyebiliriz.
Ancak Rus halkının bu ideallerin köleleri olduklarını ve başka milletlere karşı düşmanlık beslemediklerini görürüz. Böyle düşmanlıklarla dolu bir politikayı insanlara kabul ettirmek pek kolay değildir, gizlidir, sır doludur ve dolayısıyla da kötüdür. İstikrarlı yükselişin temelini oluşturan evrensel bir millet olmak ancak eğitimli kadınlarla mümkündür. Bu nedenle evrensel güçlerin kadınlarını da incelemekte yarar vardır. Rus kadınları son derece kültürlü ve eğitimlidirler. Eşlerine karşı son derece itaatlidirler. Ayda en az dört kitap okurlar. Genellikle üniversite mezunudurlar. Üç enstrüman çalarlar. Duvar kağıdı yapmayı, lavabo tamiri, elektrik tesisatı tamiri dahil evin her işinden anlarlar. Mevcutla yetinip erzak talebinde bulunmazlar. Salon kadını tiplemesinden uzaktırlar. Rusya’dan ne kadar uzak olurlarsa o kadar mutlu olurlar. Annelerin en büyük arzusu çocuklarını bir Türk ile evlendirmektir. Bizim eğitime verdiğimiz ama gözden ırak çabamız çok büyük olmakla birlikte global sermayenin bizim adımıza bize yaptırdığı dizilerin 10 yaşından büyük bayanlarımızın üzerindeki etkileri bizim eğitimimizi etkisiz bırakmaktadır. O halde aynı metotla bir an önce netice alınmaya çalışılmalıdır. Zira bu bizi takip eden milletlere de zarar vermektedir. Bu dizilerin etkisi yanlış adetlerimizin oluşturduğu eş bulma zorluğu ve aile bütçesi açığı nedeniyle hayallere dalma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. O halde eğitim, geçim, ev bulma, ev eşyası bulma dahil hiçbir şey eş bulma önünde engel oluşturmamalıdır. Kapının önünde dolaştırmak yerine eve girmeyi kolaylaştırmalıyız. Ne evlenme, ne de boşanma zor olmamalıdır. Böylece mutluluğa hayallerinde ulaşma şansı sunan dizilerin bir cazibesi kalmaz. Eş seçmenin bilinç altında kaliteli geni seçme hürriyetiyle ilgili olduğu unutulmamalıdır. Karmaşık görülen bu hayat tarzının bilinç altında, görünenler arasından seçme hürriyeti talebi yatmaktadır. Geleneklerin aksine İslam dininin eş seçme hürriyetini getirdiğini bilmekte yarar vardır.
Deli Petro’nun bir vasiyeti de Rus milletini rahata alıştırmamak, sürekli savaştırıp uyanık tutmaktır. Bu nedenle Ruslarda insanlık ailesine tabi olmak için Deli Petro’nun prangalarından kendilerini kurtaracak şefkatli bir el bekledikleri ana fikrini yakalayabilirsiniz. Dostoyevski’nin eserlerinde ve Victor Kravchenko’nun ‘Hürriyeti Seçtim’ kitabında bunu hissedebilirsiniz. Ruslar asla mutlu olamamış ve bu şartlarda asla mutlu olamayacak bir millettir. Halkın içinde bulunduğu bu yüksek ahlaklı davranış kültürünü belki de onlar, üvey baba devlet ve öksüz evlat algısına borçludurlar. Deli Petro’nun laneti sadece Rusları değil çevresindeki milletleri de helak etmiştir. Bu metafizik büyünün ilk dönemini Petersburg dönemi oluşturur. İkinci günü Moskova merkezli Sovyet Rejimidir. Üçüncü gününü de yeni Rusya Devleti oluşturmaktadır.
2000’li yılların başında Türkiye’nin almış olduğu bir karara karşılık Rus elçisi, “Türkiye bunu yapamaz.” demişti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı hemen elçiyi çağırarak açıklama istedi. Bunun üzerine Rus Elçi’si, “Sözlerim yanlış anlaşıldı.” dedi. ‘Yutarsa’(!) hamlesi Rus Devleti’nin her zaman uyguladığı bir taktiktir. Karşı hamle gelmeseydi elçi Türkiye valisi gibi hareket etmeye başlayacaktı. Dünyanın ittifak ettiği ortamlarda hemen geri adım atarlar ve riske girmezler. Bosna Hersek’in bağımsızlık mücadelesinde, Irak harekatında bu tavır aynen izlenmiştir. Dışişleri Bakanı şimdi de, “Suriye için kimseyle savaşmayız!” diyor. Hedeflerinden asla vazgeçmezler. Bu sadece hedeflerini ileri bir zamana ertelemeleri anlamına gelir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra çöküş ve dağılma trendine giren Rusya’yı ABD, Petrol fiyatlarını yükselterek Çin’e karşı desteklemiştir. Böylece petrol ihracatçısı olan Rusya iflastan, global sermayenin borç ve faiz baskısından kurtulmuştu. Petrol dışında hiç bir güvencesi olmayan Rusya’nın piyasa ekonomisine adapte olması, bu vasiyetle sonsuza kadar mümkün değildir. Rus halkı hürriyeti seçmiştir ama, çevresindeki hiç bir devlet ve güç bunun farkında değildir. 4 bin yıllık mazisi olan global sermayenin en çok çekindiği istihbarat örgütü Rus istihbaratıdır. Kendisine uygulanan birçok cinayet ve operasyona rağmen global sermaye sesini dahi çıkaramamıştır. Bu da global sermayenin desteklediği Çin’e karşı emin olamayacağı anlamına gelir. Peki, global sermaye bunun farkında değil midir? Farkındadır ama, kini basiretini bağlamıştır.
İngilizler; ülkelere direk müdahale etmezler, halkın ve geleneklerin yanında görünürler. Misyonerler vasıtasıyla sızarlar. Yöresel inanç guruplarının arasında yer alarak toplumu hissettirmeden yönlendirirler. Global sermayeyle tarih boyunca uyumlu çalışmışlar, global sermayenin dünya hakimiyetinin askeri kanadını oluşturmuşlardır. Sömürgecilikle çok büyük zenginlikler kazanmışlardır. “Bir toplumu yükseltmek istiyorsanız kadınlarını eğitiniz.” sözü nedeniyle süper güçlerin kadınlarının durumunu da incelemekte yarar olduğundan kadınlarının özelliğine de temas etmekte yarar vardır. Eğitimde İngiliz mürebbiyelerinin çok büyük önemi vardır. Mürebbiye terbiyesinden geçmeyen bir çocuk büyüklerle yemeye oturamaz. Akşam yemeyi hiyerarşik kutsal bir törendir. Aşırı gelenekçidirler. Batı’nın güvenliğinin Doğu’nun istikrarsızlığına bağlı olduğu fikri İngiliz istihbaratınca bir politika olarak ortaya konmuştur.
 İngiliz devlet gücünü sağlayan temel unsurlardan biri hakimlerinin kendi maaş çeklerini kendilerinin yazdığı iddiasıdır. Diğeri de manevi mirastır. Vatana fayda sağlayanlar kraliçe tarafından sör “sir” ve benzeri unvanlarla mükafatlandırılır ve bu unvan miras olarak gelecek nesillere geçer. Vatana ihanet eden ya da yolsuzluk yapan birinin yaptığı fiil öldükten bir süre sonra ifşa edilir. Bu da çocukları için büyük bir utanç kaynağıdır. Bunu bildiklerinden bu tıp fiillere bu ülkede baş vurulmaz. Bu da devletin bekası için önemli bir unsurdur. Bence bu belli bir yıl baz alınarak, mesela 2013 sonu baz alınarak bizde de uygulanmalıdır.
İngiliz istihbaratını daha iyi anlamak için örneklerine bakmak lazımdır. Birinci Dünya Harbi’nde Osmanlının güney kanadını tek başına etkisiz hale getiren Lawrence bir İngiliz ajanıdır. Kadyanilik gibi mezhepler İngiliz İstihbaratının ürünleridirler. Mezhep ve inanç zenginliğimizi İngiliz ve Global Sermaye istihbaratlarına borçluyuz! Almanlar Dünya Kiliseler Birliği’ni istihbarat çalışmalarında kullanır. Çok etkili olmakla birlikte askeri operasyonlara direk destek vermezler. Etnik ve dinsel guruplar üzerinde aktiftirler. Kadınları İngiliz kadınları gibi her biri birer eğitim uzmanıdırlar. Avrupa istihbarat örgütlerinin çalışma prensipleri benzerdir. Global Sermaye ve İngiliz İstihbaratı etkisindedirler. Hıristiyan kulübü tarzı vardır. Bu yönüyle ABD’den ayrılırlar.
Çin tarih boyunca iki yüzlü siyasetin en ciddi uygulayıcısı olmuştur. Üç yüz yıldır. İngiliz, Hollanda ve Global Sermaye’nin uyuşturucu operasyonlarıyla Çin uykuya dalmış ve kaynakları çok ucuza sömürülmüştü. Ancak Mao’yla uyanmış ve başta Türk ülkeleri ve Kore olmak üzere çevresini işgale yeniden başlamıştır.
ABD, İngiliz kolonisi iken bağımsızlığını kazanmış 125 etnik grubun oluşturduğu bir millet ve devlettir. Bu nedenle dünya siyasi hedefleri çoğu zaman Avrupa ile örtüşmez. 3000 inançtan insanların oluşturduğu bir devlettir. Hıristiyan kulübü değildir. İlkel sömürgecilik ve toprak kazanımları ABD’nin dünya siyasetinde etkili olmasıyla son bulmuştur. ABD’de Global Sermaye ve ulus devlet arasındaki mücadele ulus devletçilerin mevzi kazanmasıyla son buldu. Bunda teknoloji destekli istihbaratın çok büyük etkisi olmuştu. Global Sermaye’nin teknoloji’nin gelişmesiyle gizli operasyonları ve etkinlikleri azalmıştır. Dünyanın en büyük mücadelesi bu iki güç arasında cereyan etmektedir. Ama çoğu zaman güçler arası dengelere riayet ederler.
Global Sermaye yatırım yapmaz, ama yatırım yapan ülkelere borç verir. Bu nedenle sanayileşen ülkeler ve Avrupa ülkelerinde etkisi çok fazladır. Petrol zengini ülkeler de doğal rakipleridir. Çeşitli ekonomik operasyonlarla petrol fiyatlarının yükselmesi sanayileşmiş ülkeleri zora sokar, dolayısıyla da onlara borç veren global sermaye fakirleşir.
Bu dengelere dikkat edildiğinde blok bir düşmana karşı olmadığımız görülür. İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Tanırsak ve kendimizi tanıtırsak yeni dostluklar oluşturabiliriz. Batı, bugün bir Müslüman’da olması gereken doğru söz ve dürüstlüğü yaşamaktadır. Bize ise tam tersi, istihbarat örgütleriyle aşılanmıştır. İçinde bulundukları medeniyeti bize borçlu olduklarını anlatmak önemli bir adımdır. İçlerinde bunu takdir eden epeyi alim vardır. Ayrıca batının güvenliğinin doğunun kaosuna endeksli olmadığını ispat etmeliyiz. Bize de ait olan batı medeniyet ve eserlerinin garantörü olduğumuzu ispat etmeliyiz. Kore Harbi’nde olduğu gibi birlikte hareket edildiği ortaya konulmalıdır. Kore Harbi motifi artan bir ivmeyle uluslararası platformda işlenmelidir. Buna taş koymak isteyen global sermaye ve İsrail bunun kendi istikbali için de hayırlı olacağını anlaması dünya barışı için hayati öneme haiz olacaktır. Ülkelerin mübadele sorunlarını çözmesiyle ve Ortadoğu’ya barışın gelmesiyle 4000 yılda biriktirilen global sermaye çıktığı sihirbaz şapkasına geri dönerek yok olacaktır. Rusya ise Ortadoğu barışıyla Deli Petro vasiyetinden kurtulacak ve kendi insanının huzuruna sevinecektir. Bunda insani değerleri ilkeli bir şekilde savunan Türk Devleti’nin güç kazanması ve enerjide yeni gelişmeler etkili olacaktır.
Sağlık ve Esenlikler
www.iskenderunses.net 

9 Ekim 2013 Çarşamba

YUNANİSTAN VE İSRAİL ARASINDA "STRATEJİK" İLİŞKİ DÖNEMİ

Yunanistan ve İsrail arasında bugün yapılan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısı sona erdi. Yunan Başbakan Antonis Samaras ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 'stratejik' olarak tanımladıkları iki ülke ilişkilerini daha da güçlendirmek için çalışma konusunda mutabık kaldı.
Mavi Marmara sonrası Türkiye ile ilişkileri bozulan İsrail, Yunanistan ile yaklaşık 2 yıl önce başlattığı yakınlaşma sürecini bir adım ileriye taşıdı. 

İsrail'de bugün yapılan İsrail-Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısına iki ülke başbakanlarının yanı sıra yaklaşık 20 bakan katıldı.

Ortak basın açıklamasında Yunan lider Samaras, İsrail ile gerçekleşen işbirliği toplantısını tarihi diye tanımladı. Samaras, Yunanistan ile İsrail arasındaki uzun soluklu stratejik kalkınma ilişkisine vurgu yaptı. 

Ortak bakanlar kurulu toplantısından sonra, ilgili bakanlıklar arasında toplam 9 protokol, memorandum ve anlaşmaya imza atıldı.

7 Ekim 2013 Pazartesi

MISIR 100 GÜNDÜR DİRENİYOR

Bugün kanlı Mısır Darbesi’nin 100. günü. 100 gün önce Emperyalistlerin kuklası Mısır Ordusu’nu tarafından seçilmiş Mursi Hükümeti baskı ve zorla iktidardan uzaklaştırdı. Mursi Hükümetinin hukuksuz bir şekilde iktidardan indirilmesinin ardından patlak veren gösterilerde General Sisi’nin emriyle çoluk çocuk genç yaşlı demeden 6 bin Müslüman şehit edildi. 

Gündemden düşürülen, bir kısım medya tarafından unutturulmaya çalışılan Mısır’da, darbeyle geçen 100 güne rağmen şuurlu  Müslümanlar sokakları terk etmeyerek direnişlerine devam ediyor.

Mısır'da darbenin ayak seslerinin duyulduğu 28 Haziran'da başlayan, 3 Temmuz'da ordunun yönetime el koyması ve demokratik sürecin kesintiye uğramasının ardından hız kazanan darbe karşıtı gösteriler 100. gününe ulaştı. 

Askeri darbe ile Müslüman Kardeşler iktidarına silah zoruyla son veren Mısır ordusu demokrasi yanlısı ve inançlı Mısır halkı üzerinde baskıcı politikalar yürütmeye devam ediyor.

5 Ekim 2013 Cumartesi

El Kaide ve DHKP-C: Ortak hedef Türkiye / İbrahim Karagül

İbrahim Karagül’ün Yeni Şafak’taki “El Kaide ve DHKP-C: Ortak hedef Türkiye” başlıklı 5.10.2013  tarihli yazısından özet:

Türkiye içeride DHKP-C ‘nin dışarıda El Kaide’nin hedefi haline getiriliyor.
Gezi olaylarından darbe çıkarmak isteyenler şimdi aynı örgütü kullanarak bir Alevi ayaklanması çıkarmak istiyor.
İçeride ve dışarıda ortak hareket eden bir akıl her olayı kullanarak hükümeti devirmeye ve Türkiye’yi hizaya sokmaya çalışıyor.
İstanbul’da Başbakanlık ofisini, Ankara’da Başbakanlık ofisini ele geçirmeye çalışan örgütleri engelleyen güvenlik güçlerini yerden yere vuranlar, Washington’da silahsız bir kadının infazında susuyor.
Somali’den Pakistan’a kadar yeni dalga El kaide saldırılarına karşı bütün devlet yetkililerimiz bu yeni tehditle ilgili açıklamalar yapıyor.
Türkiye sınırındaki Nusra cephesi ve diğer gruplara karşı tavır almaya başlıyor. Türkiye bu örgütlerin hedefi haline geliyor.
Makalenin son bölümü:
“İçeride DHKP-C, dışarıda El Kaide.. Odak noktaları Türkiye. Sanki koordineli hareket ediyorlar. Çok dikkatli olmak gerekiyor. Senaryoyu kimler yazmış olabilir?”

Yazının linkinden okunup irdelenmesi önemli:

3 Ekim 2013 Perşembe

ARAKAN MÜSLÜMANLARINA YÖNELİK VAHŞET

Müslüman köyünü basıp evleri ateşe verdiler

Myanmar'da Müslüman nüfusa yönelik şiddet devam ediyor. Ülkenin batı bölgesinde Budistler tarafından gerçekleştirilen saldırılarda 5 Müslüman hayatını kaybetti.

Müslüman köyünü basıp evleri ateşe verdilerGörgü tanıkları, 800'e yakın Budist'in Müslümanların yaşadıkları yelere saldırdıkları, birçok evi ateşe verdiklerini bildirdi. Müslüman yetkililer, Müslümanların korku içinde yaşadığını kadın ve çocukların ormanlık alanlarda saklandığını açıkladı. Müslüman yetkililer güvenliğin hükümet tarafından sağlanması gerektiğini, Müslümanlar olarak derin hayal kırıklığı içinde olduklarını söyledi.

Hayatını kaybeden 5 Müslüman'ın bıçaklanarak öldürüldüğünü belirten yetkililer, ölenlerin arasında 94 yaşında bir kadının da olduğunu bildirdi. Polis yetkilileri geçen Cumartesi'nden bu yana devam eden şiddet olaylarında 59 ev ve bir caminin ateşe verildiğini söyledi.

Uluslar arası toplum bölgede huzursuzluğun giderek yükseldiğine dikkat çekerek, hükümetin biran önce tedbir alması gerektiğini ifade ediyor.

Nüfusunun büyük çoğunluğunu Budistlerin oluşturduğu Myanmar'da Haziran 2012'de başlayan gerginlik, çoğu Müslüman yüzlerce kişinin ölümüne neden olmuş, olaylar yüzünden 140 bin civarında kişi yer değiştirmek zorunda kalmıştı.

SOROS: "AB DAĞILACAK"

Ünlü yatırımcı , evlilikten sonraki ilk kehanetini yaptı. Soros, üzerinde kara bulutlar dolaşan AB'nin dağılacağını öngördü
Milyarder yatırımcı , 'nde (AB) sürmekte olan ekonomik sıkıntıları değerlendirdi. Almanya'nın Kiel kentindeki bir sempozyumda konuşan Soros, AB'nin geleceği hakkında flaş açıklamalarda bulundu. Almanya'daki seçimlerle birlikte euro krizinin sona erdiğini, ancak krizin Avrupa Birliği'ni değiştirdiğini ifade etti. 

BORÇLULAR ÖRGÜTÜNE DÖNDÜ 


Soros, "AB, eşit seviyedeki ülkelerin, birliğin iyiliği için egemenliklerinin bir kısmından feragat ettiği, katılımın gönüllü olduğu bir organizasyon olarak yola çıktı. Şimdi ise AB, borçlular ve alacaklılar arasında, katılımın zorunlu ve eşitsiz olduğu bir örgüte dönüşmüş durumda" dedi. AB'nin Angela Merkel'in yeniden seçilmesiyle borç krizinden kurtulacağını savunan Soros yine de uzun vadede AB'nin dağılabileceği kehanetinde bulundu. 

2 Ekim 2013 Çarşamba

ABD ÇÖKTÜ, ÇÖKÜYOR



ABD'de her yıl tekrar eden bütçe anlaşmazlıkları bu yıl yeni bir seviyeye ulaştı. ABD'deki bütçe anlaşmazlığının büyük tehlikesi ise 17 Ekim'de patlayacak.

Kongre ek harcamaya onay vermeyince ABD hükümeti dün ‘kepenkleri’ indirdi. Bu, ödemeler için taze likiditesi kalmayan Obama hükümetinin 800 bin kamu çalışanına maaş ödeyemeyeceği anlamına geliyor. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar anlaşamazsa krizin maliyeti 3-4 haftada 55 milyar doları bulacak.

ABD'de her yıl tekrar eden bütçe anlaşmazlıkları bu yıl yeni bir seviyeye ulaştı. Özellikle son 2 aydır sorunun çözümüne yönelik Cumhuriyetçi ve Demokrat siyasiler arasında devameden görüşmeler sonuçsuz kaldı. ABD'de Demokratların kontrolündeki Senato ve Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi'nde adeta güç gösterisine dönüşen görüşmelerin Başkan Barack Obama’nın sağlık reformuna takıldığı ileri sürülüyor. ABD'de kamu kurumlarının harcama yapmaya devamedebilmeleri için Kongre'nin ek harcamayı 1 Ekim'e kadar onaylaması gerekiyordu.

Bu sürenin dün aşılmasıyla birlikte kamu çalışanları için de zorlu günler başlamış oldu. Devletin özellikle ödemeler için kullanacağı taze likiditeyi alamayacak olması 800 bin kamu çalışanınınmaaş alamayacağı ve zorunlu izne çıkacağı anlamına geliyor. ABD’lilerin kısaca kamunun kepenk indirmesi olarak tanımladığı (government shutdown) bu durumun ulusal güvenlik gibi önemli işlevlerin yanı sıra gardiyan ve uçuş güvenliğinden sorumlu memurları kapsamayacağı duyuruldu. Ancak bu süre içerisinde ulusal park ve müze gibi pek çok halka açık tesis kapalı kalacak.

18 YIL SONRA BİR İLK

Ödeme konusundaki belirsizliğin ne kadar süreceği bilinmiyor. Obama sonuçsuz kalan görüşmelerin ardından, devletin kepenk indirme kararının sıradan halk üzerinde çok olumsuz etkilerinin olacağı uyarısında bulundu. ABD’de hükümet en son 15 Aralık 1995’te kepenk indirmek zorunda kalmıştı.

ASIL TEHLİKE 17 EKİM'DE

ABD, 17 Ekim günü borçlanmada üst sınırı görecek. Eğer uzlaşma sağlanamazsa ilk defa borçlarını ödeyemez hale gelecek ABD’de bütçe tartışmalarına yönelik siyasi hesaplaşmalar devam ederken ufukta bilindik bir sorun daha belirdi. 17 Ekim’de ABD borçlanma üst sınırına ulaşmış olacak. Mayıs ayında yapay olarak yükseltilerek ekim ayına kadar uzatılan borçlanma üst sınırının bir sonraki sarsıntının temelinde olacağını belirtiyor.

Üst sınır konusunda da uzlaşmanın sağlanamaması halinde ise ABD tarihinde ilk defa borçlarını ödeyemez hale gelecek. Halen 16.7 trilyon dolar seviyesinde bulunan borçlanma üst sınırının 1.1 trilyon dolarlık artışla 17.8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Böylece mayıs ayında yapılan 300 milyar dolarlık ekle birlikte borçlanma üst sınırı 1.4 trilyon dolar seviyesinde artmış olacak.


Haberin devamı:


http://haber.rotahaber.com/ABDdeki-krizin-buyugu-17-ekimde_404395.html

ABD HÜKÜMETİ KEPENK KAPATTI



Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi'nin bütçe kesintilerini önlemek için Başkan Barack Obama'nın sağlık alanında düzenleyeceği reformları bir yıl erteleme kararı almasının ardından, Kongre borç tavanı krizinde uzlaşamadı. 17 yıl aradan sonra devlet daireleri kapatılacak, 1 milyona yakın memur izne çıkacak.

Haberin devamı:

http://haber.rotahaber.com/-abd-hukumeti-kepenk-kapatti_404066.html
 


SÜPER GÜÇ KRİZLE Mİ VEDA EDİYOR?

Süper Güç krizle veda mı ediyor ?

Amerikan neo-conlarına yakın Avrupalı kalemler, krizin faturasını Obama’ya çıkarıp, sonunu ilan etti. Öte yandan ABD Başkanı’nın “sosyal devlet” çabalarına destek de az değil

ABD’de yaşanan “ev yapımı” ekonomik kilitlenme, İngiliz basınında ülkenin süper güç olma özeliğinin sonu olarak yorumlanırken, diğer yandan da krizin sonuçları özelikle Fransız basını tarafından Cumhuriyetçilere fatura edildi.
The Daily Telegraph gazetesinde çıkan bir analizde, Başkan Barack Obama süreci bu noktaya getirmesi nedeniyle eleştirilirken, ülkenin süper güç  olma iddiasını kaybetmekte olduğu yorumu yapıldı.

Yazının devamı için kaynak: 

DERİN ANKARA / Ergün Diler

Ergün Diler'in Takvim Gazetesindeki 2 Ekim 2013 tarihli makalesi....

http://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2013/10/02/derin-ankara

Yazıdan küçük bir kuple...

Çinli şirkete verilen ihale için ne söylersiniz?

Bilinmeyen bir gerçek şu: Bu şirkette çok sayıda Türk mühendis var! Üretimin bir ayağı, hatta bir buçuk ayağı TÜRK olacak! Bizden beklenmeyen bir şeydi bu!


Ama yaptık! Geleceğimizi kimsenin kollarına emanet edemeyiz! Hem bu ihale ile ÇİN'in Türkiye'de operasyon yapma şansını çöpe attık! Bir taşla iki kuş, belki daha fazlası yani! Ayrıca Türkiye yakında UZAYA araç fırlatacak! Hem de Türkiye'den! Az şey mi bunlar! 


1 Ekim 2013 Salı

NEW YORK TIMES'TAN BÖLÜNMÜŞ ORTADOĞU ANALİZİ

Bu analiz çok konuşulacak

New York Times gazetesi, Ortadoğu'da yaşanan karışıklıkla ilgili çok konuşulacak haritalı bir analize yer verdi.



New York Times gazetesi Ortadoğu haritasının yeniden çizilebileceğini ve 5 devletten 14 yeni devlet çıkabileceğini iddia eden haritalı bir analize yer verdi.

Deneyimli dış politika analisti ve gazeteci Robin Wright’ın haritalı analizine göre, gelecekte en büyük parçalanmayı ise Suudi Arabistan yaşayacak.

Wright’ın analizine göre parçalanma potansiyeli taşıyan devletler IrakSuriye, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya olarak belirtildi.

SURİYE – IRAK
‘’Alevistan’’, ‘’Kürdistan’’, ‘’Sünnistan’’, ‘’Şiistan’’ Suriye’nin parçalanmasıyla bu iki ülkenin olduğu coğrafyada en az 4 devlet ortaya çıkabilir. Akdeniz sahili boyunca Lazkiye merkezli bir Arap Alevisi devleti oluşurken, Kuzey Irak’taki Kürdistan Özerk Bölgesi ile Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerinin birleşiminden, Türkiye’nin Hatay dışında bütün güney sınırı boyunca uzanan Erbil merkezli yeni bir Kürdistan doğacak. Irak’ın güneyinde Basra merkezli yeni bir Şii devleti doğarken, Suriye ve Irak’ın Bağdat ve Şam’ı da içeren sünni vilayetlerinde yeni bir Sünni Arap devleti doğacak. Ancak özellikle Irak’taki parçalanma ihtimali gerçekleşirse kolay gerçekleşebilecek bir parçalanma olmayacağı öngörülüyor. Musul ve Kerkük’te Kürt – Arap, Bağdat ve çevresi konusunda Şii – Sünni savaşı yaşanabilir.

SUUDİ ARABİSTAN
Wright’ın analizine göre Suudi Arabistan’da krallık gelecek prenslere geçtikçe, Suudi öncesi dönemden kalan derin kabile ayrımlarının derinleşerek bölünmeyi başlatma olasılığı gündemde. Bu senaryoya göre ülke, Hürmüz Körfezi bölgesindeki Doğu Arabistan, Hicaz’da Batı Arabistan, Yemen’e yakın bölgede bir güney Arabistan ve kuzeyde bir Kuzey Arabistan kurulacak. Ülkenin orta kesiminde ise Riyad merkezli bir Vehhabi Arabistan oluşacak.

YEMEN
Yakın zaman önce birleşen Yemen, Güney Yemen’deki referandum sonrası yeniden Kuzey ve Güney Yemen diye iki ayrı ülkeye bölünebilir. Bölünme sonrası Güney Yemen tamamıyla Suudi Arabistan’a da katılabilir. Bu durumda, Hint Okyanusu’nun Arap Körfezi’ne doğrudan irtibat kazanacak Suudi Arabistan’ın İran’ın Hürmüz Körfezi’ni kapatma korkusu da yok olacak.

LİBYA
Kabileler arasındaki büyük rekabet ülkeyi parçalanmaya götürebilir. Bu durumda, ülkenin doğuda Bingazi merkezli Sirenakya ve batıda Trablusgarp adlı iki devlete bölünmesi ihtimali var. Hatta, güney batıdaki Fizan da ayrılarak üçüncü bir devlet daha oluşturabilir.