.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

18 Kasım 2017 Cumartesi

NATO TATBİKATINDA SKANDAL




TSK'den NATO tatbikatındaki skandala ilişkin yapılan açıklama şöyle:
"Norveç’te bulunan NATO Müşterek Harp Merkezi’nde 08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında icra edilen TRIDENT JAVELIN adlı NATO Tatbikatının son safhasında, tatbikatın ‘Karşıt Kuvvet’ ülke liderleri fotoğrafları arasına Mustafa Kemal ATATÜRK’ün resminin yerleştirildiği, tatbikat içerikli sosyal medya çevrimi içinde ise Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN adına sahte hesap açılarak Karşıt Kuvvet liderini destekleyici ifadelere yer verildiği hususları tatbikata katılan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli tarafından tespit edilmiştir.
Durumun Genelkurmay Karargahına intikal etmesi üzerine, yaşanan olayların kabul edilemez olduğu vurgulanarak, konu NATO askeri makamları nezdinde yazılı ve sözlü olarak protesto edilmiş ve tatbikata katılan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin derhal tatbikattan geri çekilmeleri emredilmiştir.
Sıralı NATO makamlarınca, yaşanan olaylardan duyulan üzüntü ve olayların kabul edilemez olduğu belirtilerek, yazılı ve sözlü olarak özür dilenmiştir. Ayrıca olayların kişisel olduğu ifade edilmiş ve olaylardan sorumlu iki kişinin görevlerine son verildiği bilgisi alınmıştır.” denildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Dün Norveç'te bir durum oldu. Norveç'te düşman tablosu diye bir tablo koymuşlar. Bu tabloda Atatürk'ün resmi ve bir tarafta da şahsımın ismi var. Hedefte bunlar. Bu haber gelince Genelkurmay Başkanımız ve AB'den sorumlu Bakanımız, onlar da Kanada yolundaydı, bizi aradılar. 'Böyle böyle bir durum var. Bu tatbikat da NATO tatbikatı. 40 tane askerimiz var, biz şimdi bu askerimizi çekme kararı verdik, çekiyoruz.' dediler. Dedik ki 'Tabii, hiç durmayın hemen. Velev ki o hedefler kaldırılsa dahi 40 askerimizi süratle oradan çekin.' Böyle bir ittifak, böyle bir müttefiklik olamaz" dedi.
Erdoğan, "Bazı hatalar var ki, Aptallar değil ancak alçaklar yapar. NATO'nun güvenilirliği artık sorgulanır hale gelmiştir. "dedi. 
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, NATO tatbikatındaki skandala ilişkin "Büyük bir alçaklıktır. Türkiye'ye düşmanlıklarını gizleyemiyorlar." dedi.
NATO tatbikatında yaşanan skandalla ilgili açıklamalarda bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, NATO üyeliğinin artık sorgulanması gerektiğini söyledi. “Bu tatbikat görünümlü provokasyon kapsamında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafının kurgusal hasım ülkelerin liderleri arasında gösterilmesi, ilaveten Sayın Erdoğan'ın alenen karalanması tamir ve telafisi olmayan bir rezilliktir.” dedi.
Bahçeli: “Yarım asrı geçen süreden beri ayağımıza dolaşan, faydasından çok zararını çektiğimiz askeri veya sivil küresel organizasyonların milli gerçeklere uygun, milletimizin beklentilerine müzahir şekilde tekrar yorumlanması kaçınılmazdır. NATO yokken biz vardık, şayet ve gerekirse biz bu yapının içinde olmazsak da dünyanın sonu değildir. Dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Norveç’teki NATO tatbikatında yaşanan skandala ilişkin, "Sıradan bir özür dileriz ile geçiştirilecek bir konu değil. Türkiye’ye yönelik eleştiriler olabilir. Ama hiç kimse Türkiye’nin yöneticilerine ve tarihine hakaret edemez. Şiddetle kınıyoruz. Biz siyasetçiyiz. İçeride oturur tartışırız, a partisinin, b partisinin genel başkanıyla düşüncelerimizi söyleriz ve tartışırız. Sonuçta biz bir aileyiz, 80 milyonluk bir aileyiz ama hiçbir zaman kendi ülkemizin tarihine ve bugününe hakaret edilmesini kabul edemeyiz. Şimdi bu yetkililerden Türkiye'ye yapılan bu hakaret nedeniyle yöneticileri tatmin edecek açıklama bekliyoruz. Bu sıradan bir 'Özür dileriz' olayıyla geçiştirilecek bir konu değildir."  Dedi.
NATO genel sekreteri olayın duyulması üzerine NATO adına  Türkiye'den özür dileyen bir açıklama yayınlamıştı. Daha sonra Orgeneral Akar ile bir araya gelen Stoltenberg bizzat Akar'dan özür dilemiş ve Akar'dan  Cumhurbaşkanı Erdoğan'a özürlerini iletmesini talep etmişti.


4 Kasım 2017 Cumartesi

EY OSMANLI GERİ GEL / ISRAEL SHAMİR

 

EY OSMANLI GERİ GEL!

 Israel Shamir
Kermil Dağı'nda, köyden az büyük Zichron Yaakov adında bir sevimli kasaba vardır. Şimdi şarapları ve Fransız restoranlarıyla tanınan bu yer 1. Dünya Savaşı'nda İngiliz yanlısı bir Siyonist casus şebekesi olan NILI'nin ini idi. Şebeke üyeleri öndegelen Siyonist göçmenler ve Osmanlı vatandaşı olan bu kişiler Mısır'daki İngiliz ordusu ile ilişki kurup onlara Türk kuvvetlerinin konum ve harekat bilgilerini sızdırarak sonuçta imparatorluğun yenilgisini hazırladılar. İlişkili oldukları kişilerden biri Haim Weizman'dı. O, isteksiz İngilizlerden zorla Balfour Deklarasyonu'nu koparacak ve Yahudi Devleti'nin ilk cumhurbaşkanı olacaktı. Bugüne dek NILI İsrail'de saygıyla anıldı. Okul çocukları onun müzesine götürülerek onlara Yahudilerin ancak Yahudilere sadık olacağı öğretildi; eğer bu sadak için gerekiyorsa herhangi bir güce ihanet edilebilirdi.  
Onların ülkeleri Osmanlıya ihanet için iyi bir nedeni vardı; çünkü eğer imparatorluk yaşasaydı, ne Yahudi Devleti denen canavar, ne tecrit duvarı ardına sürülen milyonlarca toprağın yerlisi, ne aynı derecede ezilmiş ve gecekondulara doldurulmuş göçmen işçiler ve karşılarında malikaneler içinde birkaç zengin Yahudi olmayacaktı. aynı şekilde çaresiz bir Irak'a ABD saldırısı ve sonuçta yüzbinlerce ölü ve acı hiç olmayacaktı, çünkü Irak o güçlü imparatorluğun parçası olacaktı.  
İmparatorluğun yıkılışından sade Ortadoğu çekmedi. NATO uçakları asla Belgrad'ı da bombalayamazdı, eğer imparatorluk bizimle olaydı. Hatta ilk ayrılan eyalet Yunanistan'ın şimdi Euro tarafından ekonomisi mahvedilmiş ve zengin Kuzeylilerin otelcisi haline getirilmezdi. Onun da, Rumların, İskenderiye'den İstanbul'a dek imparatorluğun kalburüstü ahalisi olduğu günleri özlemek için iyi bir nedeni var.  
İmparatorluk kurucu unsur olan Türklere Avrupa hayrandı ve onlardan korkuyordu, oysa şimdi onlar da Frankfurt ve Londra'nın çöpçü-bulaşıkçıları için işlerinde istenmeyen rakipler.  
Şimdi kimi Türk liderler AB'ye girmek hülyalarıyla kendilerini avuturken, belki de artık imparatorluğu geri getirmeyi düşünmeye başlamamızın tam sırası. Aslında imparatorluk çok büyük ve etkisiz olduğundan yıkılmadı: En görkemli zamanlarında bile Brezilya ya da Rusya'dan küçüktü. O yıkıldı, çünkü toy yerel elitler zehirli ulusçuluk meyvasından yediler; bunu onlara Batılı lafazanlık üstadları sunmuştu.  
Avrupa'nın icadı olan ulusçuluk, muhtemelen Ortaçağ'ın kara veba salgınından daha çok insan öldürdü. Dahası, o imparatorluğa makul bir seçenek de sunamadı. Oysa orada düzinelerle kavim, kabile barış içinde birlikte yaşıyordu. Kopan ülkelerin hiçbiri başarılı bir devlet kuramadı. Ve Batılı yırtıcılar, giderek daha ve daha da küçük gruplar arasına kavga ekmeye devam ettiler, şimdi Türkiye ve Irak'taki Kürt hadiselerinde görüldüğü gibi. Nasır ve Baas Pan-Arabizmi, Bin Ladin İslamcılığı, Ziya Gökalp ve Halide Edip Pantürkizminin hepsi de Batı'nın ilerleyişini durduracak güvenilir bir ideoloji oluşturmakta aynı başarısızlığa uğradılar.  
Belki Batılı kardeşlerin kitabından kendimize bir yaprak ödünç almalıyız. AB ile Avrupa, bin yıl önce çökmüş Şarlman imparatorluğunu yeniden kurdu; bizim İmparatorluğumuz ise hala insanların zihninde, görkemli saraylarda, kalelerde, camilerde ve kiliselerde dipdiri. Tekrar kurulan imparatorluğumuz tüm Bizans sonrası kazanımları kucaklamalı: Türkiye'nin, Ortadoğu'nun, Balkanların, Rusya, Ukrayna ve Orta Asya Türki cumhuriyetlerinin birlikte parlak bir geleceği var.  
Bizans'ın iki parlak varisi Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları, yüzlerce yıl birbiriyle savaştılar. ama aynı şey, Batı Roma'nın varisleri Fransızlar ve Almanlar için de doğru. Eğer Batının ezeli düşmanları birleşiyorsa bu niye Doğu'da da olmasın? 
Bu yaz Rusya ve Ukrayna'yı gezdiğimde, Ruslar ve Türkler (ya da Rus tabiriyle Tatarlar arasında çok benzerlik gördüm. "Bir Rusu hamamda keseleyin, altından Türk çıkar," Churchill'in purosundan derin bir duman çekerken söylediği söz. "Tersi de doğru," der büyük Rus tarihçisi ve Rus Doğuculuğunun babası Leon Gumilev. Gerçekten Rusya Müslüman Türkler ve Ortodoks Slavların ortak ülkesi olarak doğdu. Gumilev Batılı "Tatar (Türk) boyunduruğu" efsanesini yıktı ve Moskova devletini Cengiz evladı Altınordu'nun varisi ilan etti. "Rusya cesur Türklerle birliği sayesinde yenilmezdir," diyen Gumilev, Batı'yı Rus kimliğine en büyük tehdit gördü.  
Milli Bolşevik lider ve ünlü yazar Edward Limonov geçenlerde yazdığı yazıda Rusya için "Alman kaplamalı Türkiye" dedi. Ruslar halen "şarovari"yi (şalvar) çok sever, ki aynısı Anadolu köylüsü ve eski Osmanlının giyimidir. Aynı Türkler gibi çömelir, bağdaş kurarlar der Limonov. Rusların Türklere bu yakınlık hissi Avrupa'nın Türk kuşkusundan çok farklıdır. Sinemada da bunun etkisi görülür: Yeni Rus süper prodüksiyonu "Türk Gambiti" Plevne'deki Rus-Türk savaşını, Hollywood'un (Amerikan düşmanlarına, ç.n.) takındığı ırkçı tavırdan çok farklı sergiler ve Gazi Osman Paşa'yı bir kahraman olarak gösterir.  
Türk-Slav beraberliği çok gerilere gider. Ukrayna'nın kuzeyinde eski Rus prensliklerinin başkentleri Novgorod, Çernigov ve Kiev'i ziyaret ettim. Bu şehirlerin Rus beyleri Türk prensesleriyle, steplerin kızlarıyla evlenmişler ve Türk savaşçıları, onların saray heyetlerinin hep bir parçası olmuş. 12. y.y.dan kalma bir Rus destanında Novgorod Prensi İgor Türk steplerine akın yapar, ama yenilgiye uğrar. Onu esir eden Konçak Han, onu kızıyla evlendirir ve Novgorod'a dönerler. Rus soylularının önemli bölümü hala Türk adları taşır, "Lolita"nın yazarı Nabokov ya da 2. Nikola zamanının en zengin prensi Yussupov gibi. 
Son çıkan kitabı "Avrasya Senfonisi"nde St. Petersburg'lu yazar van Zaichik küremizin bu bölümü için farklı bir kurgusal tarih yazar: Eğer Türk Altınordu İmparatorluğu'nun hakanı bilge Sertak Han (Aziz Aleksandr Nevski onun arkadaşıdır) kendisine düzenlenen suikastten kurtulsa ve Ruslarla Türkler müreffeh bir devlette birlikte yaşamaya devam etselerdi ne olurdu? Van Zaichik devam eden imparatorluğa "Ordus" (orj: Hordus) der. "Ordus", "Ordu" ve "Rus" kelimelerinin bir bileşenidir. Avrasya'nın çok daha geniş bölgelerine yayılmıştır. Hordus'ta modernlik gelenek ve dinle buluşur; aile kurumu ayaktadır; tektük zengin kapitalistler varsa da sınırsız servet birikimi hoşgörülmez.  
"İşbirliği (imece) yapıyor, bencilliğimize engel oluyoruz", Ordus'un sloganıdır; bu Doğu'nun modelidir. Camiler ve kiliseler çok sayıdadır; vatandaşlar ise birlik içinde yaşar. Bu farklı dünya seçeneği Ruslar için o kadar çekici olmuştur ki, caddelerde, tamponlarında "Xochu v Hordus" ("Ordus'ta yaşamak istiyorum") yazan kaç araba gördüm. Bu arada Ordus'un bir de Kudüs "vilayet"i (orijinal kelime, ç.n.) vardır. Hitler Almanyası'ndan kaçan birçok Yahudi buraya sığınır (evet bu farklı dünyada da Hitler Almanyası vardır), ama burada yerli halkla eşit vatandaşlar olarak yaşarlar.  
Yeni ve parlak Rus tarihçisi Fomenko "heretik" bir tarih seçeneği sunar : Onun dünyasında bir büyük devlet ya da "İmparatorluk" hep vardır ve Boğaz kıyısındaki şehir onun doğal başkentidir. Geçmişte böyle olsun ya da olmasın, gelecekte böyledir.  
Avrasya'da hakimiyet kavgaları vermek yerine Türkler, Slavlar, Araplar (ve küçük komşuları) güçlerini birleştirebilir, Konstantiniye'yi  (İstanbul bu ismin farklı okunuşudur) ortak başkent ve imparatorluk hükümeti payitahtı yapabilir. Konstantiniye bizim Brüksel, New York ve Pekin'e cevabımız olabilir. Yüzyıllar sürmüş hakimiyet kavgaları Avrasya'da nice savaşlar çıkarmış iken, birlik tüm istekleri tatmin edebilir: Ruslar da Türkleri oradan çıkarmadan İstanbul'u başkent edinebilirler; Türkler ise Kırım ya da Taşkent'le komşu olur, Yakutistan'ın uzak elmas madenleri ve Pravoslav Türklerinin diyarları, tek bir Rusla savaşmadan elde edilir. Ortadoğu birkez daha, hep ait olduğu Avrasya'ya dahil edilir; Washington'dan, Londra'dan, Brüksel'den gelecek emirlere boyun eğmez. Çok uzak bir yer olmaktan çıkan Türkiye Bağdat'la Kiev'den, Belgrat ve Kahire'den, Vladivostok ve Ankara'dan gelenlerin buluşma yeri olur.  
Bir kez daha çift başlı kartalı Doğu uygarlığımızın, Ortodoks ve Müslümanların birliğinin sembolü olarak yükseltelim, hükümdarımıza iki ünvanı, İslam halifesi ve Ortodoksların imparatoru sıfatını verelim, küçük milliyetçilikleri geçmişe gömelim ve tarihte yepyeni bir çağ başlatalım. Bu Doğu Milletler Topluluğu (Commonwealth), Doğu Roma'nın, Bizans'ın Rus ve Osmanlı imparatorluklarının bu varisi devasa maddi ve manevi kaynaklara hakim olacak, bir süpergüç olacak, Birleşik Avrupa, ABD ve Çin'in karşısına çıkacaktır.  
Bu Milletler Topluluğu hem manevi hem maddi amaçlarla birleşecektir. Doğu ve Batı metafizik temellerde bölünmüştür. Batıda Mammon (Para Tanrısı) galip gelmiştir. Batı iştaha korkunç bir imanı, bireyci başarıya dizginlenemez hırsı, alabildiğince tüketme hak hatta görevini kabul etmiştir. Dayanışmaya, "insanın mutlak özgürlüğü" adı altında egoizmi tercih etmiştir. O kadını erkeğe benzetmeye çalışarak yoketmiş, erkeği kadınla rekabete sokup yoketmiştir. Tanrı'yı reddetmiştir, kiliseleri bomboştur, şehirleri iş merkezlerinin etrafına kuruludur; bizimkiler ise bilgi, sanat ve duanın etrafına kurulu.  
Doğu daha Hıristiyan kalmıştır; bence İslam Ortodoks Hıristiyanlıktan, Jean Calvin'in Kalvinist Protestanlığının olduğundan daha uzak değildir. Doğu Mammon'u reddeder, çünki biz Tanrı'ya inanırız; bizce manevi ihtiyaçlar maddeden önce gelir, hiçbirimiz Hz. İsa'yı reddetmeyiz. Kadınlara saygı gösteririz, çünkü Hz. Meryem'i reddetmeyiz. Doğu hala tabiatı sever, ahlaksız zenginliği kötüler, emeğe saygı duyar, uyumu başarının üstünde tutar. Adam gibi erkekleri ve hanım gibi kadınları severiz, çünkü gelenek ve aileye saygılıyız.  
Batı göçebe bir uygarlık düşler; burası aile ve topraktan kopuk atomize bireylerin bir açık toplumudur. Doğu illetler Topluluğu'nda biz başka yönde ilerleyeceğiz. Göçü zorlaştırıp sermaye hareketini teşvik edeceğiz. Özerklik taraftarıyız; çünkü özerk iradeler kendi yerel ihtiyaç ve isteklerini daha iyi bilirler.
Batı özel mülkiyetin kutsallığını savundu. Biz de o küçük iken ona saygılıyız, ama aşırısını reddediyoruz. Biz süper zenginlere ağır vergi koyacağız, gerekirse malını millileştirecek, şirin bir Anadolu ya da Sibirya köyüne yeniden eğitime göndereceğiz. Milli kaynaklar özeleştirilmeyecek, yabancılara toprak satışı yasaklanacak, köylüler toprağından edilmeyecek. Kenti değil köyü teşvik edeceğiz.
Batı özel hayatın her alanına müdahale ederken biz Doğu'nun kadim özgürlüklerini savunacağız. Komşularımıza çok iyi dost olacağız; ama bunu istemezlerse de yaman düşman olacağız.  
Bu hayal, Avrupalı Kuzey Amerikalı ve Çinli süpergüçlerin vatanlarımızı sömürgeleştirmesine karşı tek çıkış yoludur. Yoksa sömürgeleşme devam eder. 
 http://www.israelshamir.net/Turkish/turk10.htm

25 Eylül 2017 Pazartesi

KUZEY IRAK REFERANDUMU

Kuzey Irak'ta referandum herşeye rağmen yapılıyor. Ortadoğudaki Turkler, Araplar ve Farsların aleyhine Kürdistan oluşumuna hız veriliyor. Petrolü bölgedeki hiç bir millete bırakmayan ve sadece bekçiliğini Kürtlere yaptırmek isteyen güçler bu oyunun ardında...
Bir hadis-i Şerifde der ki: Bir hazinenin yanında halifenin üç oğlu çatışır. Ancak hazine hiç birisine nasib olmaz.
Diğer yandan başka hadislerde Nusaybin, Karkisa, Şırnak gibi yerlerde meydana gelecek hadiselerden bahsedilir.
Musul'u elimizden koparan güçler şimdi de bizi anlaşma ve tarihten gelen haklarımızdan mahrum etmeye çalışmaktadırlar.
Kuzey Suriye ve Kuzey Irak aynı planın parçasıdır. Aklı başında Kürtler bilirler ki batılı güçlerin onları sürüklediği maceranın sonu vahimdir.
Dertlerimizin dermanı İslam birliğidir.

29 Ağustos 2017 Salı

ARAKAN'DA KATLİAM SÜRÜYOR





Yeni bir  Aylan bebek olayı daha... Arakan'da Budist çetelerin ve Myanmar ordu birliklerinin yaptığı müslüman katliamı sürüyor.

Müslümanlar bir araya gelip İslam Birliğini kurmadıkça islam ülkeleri ve müslümanlar hedef olmaya devam edecektir..

12 Ağustos 2017 Cumartesi

DOĞU TARAFINDAN BİR ATEŞİN GÖRÜNMESİ


“Ikdiddurer” isimli kitabta Mehdi'nin zuhur alametleri bahsinde geçiyor: Doğuda, semada üç gece görünen büyük bir ateşin çıkması. Mutad (alışılmışın dışında) şafak kızıllığı gibi olmayan bir kırmızılığın semada görülüp ufukta yayılması.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 32)
Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaska bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek.
(Kıyamet Alametleri, 166)
Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)dan rivayet edildi. Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in çıkmasını bekleyiniz, inşaAllah-ü Teala, bir münadi Mehdi'nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek. Öyleki korkudan uykuda olanlar uyanacak, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacaktır.
(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , 32)

6 Ağustos 2017 Pazar

KUDÜS'ÜN FETHİ - ABDÜRRAHİM ÇOKGÜNGÖR



Ahir zaman uzun bir zamandır. Bazılarına göre 300, bazılarına göre ise 500 yıldır. Bu uzun zamanın en önemli devresi 1806-08 ile başlayan ve 3 bölümden oluşan son 300 yıllık süreçtir. Bu süreçte İslam’ın galibane fütuhatının durması, gerilemesi ve mağlubiyeti art arda gelir. Bunların açık ve gizli sebebleri gaflet sebebiyle tam bilinmez-bilinmeyebilir. Öyle olunca ve ahir zamanda zihinleri duhanın karartması neticesi rivayetlerle vaziyet tayini mümkün olmaz. Çünkü olaylar iç içe yani mütedahil ve komplekstir. Düşünebiliyor musunuz daha 1830’larda “Din ilerlemeye mani” diye masonların ve küfr-ü mutlakın öncüleri bu ülkede konuşmaya başladılar.

Kudüs ne zaman elimizden çıktı. İsrail’in Basel’de 1897’de kuruluşundan 20 yıl sonra. Siyonizmin vekaletine sahip İngilizler Türk ordusunu mağlup ederek Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmiştir. Kudüs’ün işgal haberi Avrupa’ya ulaştığında bütün kiliseler çanlarını çalarak kutlamıştır. Bunlar arasında o sırada devam eden 1. Cihan Harbi’nde sözde müttefikimiz olan Almanya-Avusturya da vardı.

Gafil Avrupalılar Kudüs’ü bizden alıp kendileri o topraklara hakim olamadılar, vekilliğini yaptıkları Siyonistlere teslim ettiler. Yani bölgenin yeraltı zenginlikleri onların, üstü kutsal topraklar Yahudilerin oldu. Bunda Yahudi yapımı protestan Hırsitiyanlığın büyük emeği vardır. Büyük Deccal’in hakimiyetinin başladığı tarih ile Kudüs’ün elden çıktığı tarih aynı. 1917. Ayrıca Belfour Deklarasyonunun yayınlandığı tarih de 1917. Yani o tarihte iki büyük imparatorluktan olan İngiltere o beyanname ile Yahudiler’in Filistin’de yerleşme hakkını olduğunu dünyaya ilan etti. Bu 3 olayda siyonizmin azim emeği vardır. 1897’de Basel’de devlet kuran Siyonistler, 20 yıl sonra Kudüs’e göçle ilk adımını attı. 1897’den 50 yıl sonra da Basel’de açtığı bayrağı o topraklarda dikip dalgalandırdı. Bu ancak ve ancak Türk’ün mağlup olması ile mümkün olabilmiştir.1826 sonrası meydana gelen İslam’ın bütün mağlubiyetlerinde siyonizmin perde arkasında rolü vardır.

İsrail’in bayrağı Dicle-Nil arasındaki toprakların 6 yıldızlı Yahudiler’in olduğunu sembolize eder. İsrail’in kurulması ile Büyük İsrail için ilk dev adım atılmıştır. Züğürt tesellisi olarak Hıristiyanlar sevinmiş, ama malı Siyonistler götürmüştür. Bu zafer 1773 tarihinde Yahudiler’in “Dünya hakimiyeti için Deccali çıkaralım” kararının ilk ayağıdır. Nasıl yaptılar? İslam’ın bayraktarı Türk’ü önce içeriden maşalarıyla yıkarak emellerine ulaştılar. Bu tarihi gerçektir. Üstelik Türk’ü haşmet ve hakimiyetini yıkarak Anadolu’ya hapsederken kurulan devletin temelinde onların ideolojisi vardı. Öyle ki bir dönem geldi Siyonistlerin dünyada en çok etkiledikleri 5 ülkeden biri Türkiye oldu.
Ulusalcıların ağababalarından Yalçın Küçük 10 yıl kadar önce yaptığı bir konuşmada dede ki: “Yahudiler İsrail’de olduğundan daha fazla Türkiye’ye hakimler.” Ve bir diğer sözü “Derin devlet içimizdeki İsrail’dir” demişti.

Evet, iki deccal Yahudi’den çıkar. Hıristiyan ve İslam alemindeki 3 imparatorluk çöker. Çökertme yöntemleri ise, ulusal devlet ideolojisidir. 3 imparatorluk parçalara ayrılır ve sonra Yahudiler gelir İsrail’e yerleşip dünyaya hakim olurlar. Küresel sermaye ahir zamanda İsrail’in zirve noktasıdır. Bu gerçeği hangi rivayette yazılı? Bilen az, ama hakiki kaynaklara ulaşanlar için var. Müteşabih olarak. Haberi veren kainatın efendisi ve ilmin kapısı olan zat.

Şimdi araba devrildikten sonra yol gösteren çok olurmuş. Bade harap-ül İslam’dan sonra kurtarıcı bolluğundan geçilmez olur. Çünkü Müslümanların basiret ve ferasetini kaybetmesi bir yana, mü’min vasfı da zedelenmiş. Bütün bu hadisatın özü ahir zamanın 4 şahsının zamanına işaret eder: Mehdi-Mesih, Deccal-Süfyan. Gerisi palavra üstü palavradır.

2006-07'de Belfour ve Kudüs’ün işgalinden 90 yıl sonra Rum Suresi’nden gelen işari haberle kaderin Beni İsrail için ahir zamandaki hükmü yürürlüğe girer. Kes yapıştır ile bu siteye rivayet aktaranlar bunu biliyor muydunuz? Haşa, sümme haşa. Süfyan’ın tahakkümü altında 90 yıldır yaşıyorsunuz hala Süfyan ve Mehdi beklersiniz. Kudüs gitmiş Konstantiniyye gitmiş, küfr-ü mutlak en aşağılık yüzünü göstermiş, ama gözlerine duhan mili çekilmiş ama gözler olup biteni algılayamıyor. Böyle bir halde “Bekledim de gelmedin ey Mehdi, bizlere uğramadın” türküsüne döndürür işi. Halbuki bir gökdelenin temel atma ve kaba inşaatını atlayıp imardan sonrasına göz dikenler, zaman akışındaki sırayı kaçırır. Ve bilmeden gökdelenin tepesinde oturup etrafı kolaçan ederken "yahu hani büyük bir gökdelen yapılacaktı niçin yapılmadı" demelerine benziyor iş. Halbuki gökdelenden sonra müştemilat ve çevre binalar da inşa edilir. Yani Mehdi’nin zuhur ettiği merkez eyalet imar edilir, sonra çevreye el atılır. Bu iki hamlenin sırrı ise iki mabedin (Ayasofya ve Mescid-i Aksa) esaretinin kaldırılmasıyla manasını bulur. İşte sır burada. Her iki mabedin esaretten kurtarılmasının tek sırrı ise ancak ve ancak ittihad-ı İslam şartıdır. Çünkü en büyük farz vazife budur. Yıl 1909 Beidüzzaman tehlikeye görüp demiş: “Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir. İhfâ, havf-ı riyâdandır. Farzda riyâ yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır.” Yani işin sırrı gözünü dünyevi menfaatler ve siyaset bürümüş duhanlı beyinlerin göremediği ubudiyettedir. Gözü manevi miraçta olmayan, dünyevi nimetlere hasr-ı nazar eder?
Şimdi meseleyi biraz daha açalım. 2006-2007’de ne oldu? Oraya gelebilmek 10 yıl önceye gitmeli. İsrail’in müesses nizamının girişimiyle ABD ve Washington’daki Yahudi kuruluşları ve neocon sivil toplum örgütleri 28 Şubat’ı tezgahladılar. O dönem her iki deccali doğuran ana deccal yani Siyonizm, Süfyanilerle birleşerek Deccali hareketin sona atağına kalkıştı. Öyle ki Kur’an bunu ebcedi olarak işaret etmiş ve Tağuti bir tecavüz olarak nitelemiştir. 1417. Ama gökdelenin bayrak asma aşamasına gelindiğini kimse anlayamadı. Ve 72 ay sonra o Tağuti harekete karşı darbe geldi. Bu darbeden bir yıl sonra neocon-siyonist şebeke yeni bir tecavüze kalkıştı. Irak’ı vurdu. Ama Türkiye’yi buna alet edemedi. Ana deccalin siyonizmin neocon ayağı bundan çok öfkelendi. Ve Siyonistler bu kez Süfyanileri kullanarak netice alamayınca yeni bir ortak çıkararak (FETÖ) yıkıma karar verdi. Bunun püf tarihi 2006’dır.

Bu kez Türkiye’deki iç dengeleri bozacak plana kalkışıldı. Ulusalcı-kemalist güruhu iktidara saldırtıp arkasından FETÖ’ye yürü ya uşağım deyip AK Parti’yi kuşatma altına aldı. Burada en önemli nokta Ergenekon davaları ile askeriyeyi yeme operasyonları oldu. Ki bunun ilk resmi ağızdan ifadesi CIA danışmanı Henri Barkey’den geldi. Sonra kavgayı kızıştırıp iktidarın üzerine saldırma provokasyonu için düğmeye basıldı. Önce provoke edilen Kemalist-uluslacılar AK Parti hükümetini devirmeye kalkıştı. 27 Nisan muhtırası ve kapatma davası bunun ilk örneğidir. Bu arada epeydir yargı-emniyet-askeriye sızan FETÖ'yü Ak Parti'ye yardımcı pozisyonuna sokup devlete sızmayı yoğunlaştırdı.
İşte o 2006’da bir şey daha oldu. Doğumundan bir, birbuçuk yıl sonra ölen Ortadoğu Projesi gereği Türkiye’nin hayırlı bir iş diyerek, Suriye ve İsrail’i bölge barışı için barıştırmak istedi. Müzakereler yürüdü her şey hazırlandı imzaya bir hafta kala İsrail Gazze’yi alçakça vurdu. Yani İsrail, kendisini Suriye ile barıştırmak isteyen Türkiye’ye, Gazze işgali ile cevap vererek “Bu bölgede patron biziz. Bize ayar çekme, bizi yönlendirip hedef saptırma” mesajı verdi. Peki bu rivayet antolojisi sahipleri, Irak’taki iki aşiretin çatışmasına yer veriyor da bunlardan niçin bahsetmiyor?

Bu hareket bardağı taşıran son damla olduğundan gazab-ı İlahiye vakti gelip çattı. Çünkü “Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozgunculardı sevmez”(5/64) ayeti şu fesada işaret eder: “İsrailoğullarına Tevrat’ta şöyle bildirdik: “Siz yeryüzünde iki fesad çıkaracaksınız” 17/4 . Klasik tefsirler bunu Milat öncesi iki fesedla tevil etmişler. Aslında bunun bir de zımni ikinci ayağı var. Yani fesad Hz.Muhammed (as) öncesi bir, ondan sonra olmak üzere iki fesadları olduğunu adeta işari olarak Kur’an iki kez söz ederek haberini verir: “Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin”(2/60) ve (7/74). Verirse ne olur?. Zillet ve meskenete tabi cezasına hükmedilir ve tutulup sürülürler. İşte ahir zamandaki en püf nokta budur. Yani iki fesada iki kez zillet ve meskenet cezası. Biri tamam oldu. Sıra geldi ikincisine. Öyle olunca 15 yıldır devam eden 3. Melheme’nin finaline kapı açılır. Çünkü semaya uzanan gökdelenin bayrak asma dönemi başladığından ceza oradan gelmesi mukadder..

Hz. Peygamber gayet açık ve net haber vermiş. “Şeria Nehrinin bir kıyısında Yahudiler, böbür kıyısında siz harp edeceksiniz.” Bir başka rivayette “Mehdi gelir Deccali öldürür Kudüs’ü kurtarır.” Bir başka rivayet ise “Hz. İsa gelir Deccali Lut Gölü yakınında yener.” Bir başka rivayet. “Hz. Mesih nüzul edince Yahudiler devlet kurar.” Bir başka rivayet “Müslümanlarla Yahudiler harb edecek, o zaman her taş, arkasında gizlenen Yahudi’yi haber verecek.” Bu müteşabih ve çoğu gerçekleşen rivayetlerdir. Tahakkuk etmeyeni Deccal’in yani her iki decali doğuranın Lut’ta öldürülmesi ve Kudus’un fethi. Bunun sath-ı mailine girilemediğini kimse iddia edemez. Ve bunun başlama tarih 2006’dır. 11 Eylül sonrası re’sen harekete geçen neoconlar Müslüman ülkele karşı saldırgan yüzünü gösterdi. Ana Deccalin (Siyonistlerin) Süfyanilerle ittifak ettiği 28 Şubat da bir başlangıçtı ama daha Mehdiyet’in gökdelenin çatışı yoktu. Onun için esas tarih 2006’dır. Çünkü Süfyan’ın bid’a rejiminin ıslahı olmadan ana deccal yok edilemez. Hüküm böyle. Önce, önce doğan büyük deccal, sonra küçük ve en son anaları yeryüzünden temizlenir. Ve genel barış yani küresel barış tesis edilir.
Bütün bu rivayetleri toplayınca ortaya ne çıkar. Kudüs’ün fethi için parçalanan ittihad-ı İslam'ın tesisi şarttır. Çünkü o mübarek belde Müslümanların elinden çıktığı yetmezmiş gibi bütün İslam dünyası işgale uğradı. Yani işin sırrı önce İslam Alemi’nin istiklaline kavuşması sonra ittihad etmesi lazım. Yani mani zail olmadan yıkılıp giden avdet etmez. Bu ilk aşamada Mehdi ve cemaatine ait. O Mehdi nerede zuhur eder? Deccali süfyan fitnesine uğrayan Rum ehli arasından. Ayrıca bir şey daha var: Yeryüzündeki Türkler yalnız küçük değil büyük deccalin de tahakkümü altına girer. Büyük deccal Mesih tarafından mağlup edilerek ortadan kaldırılınca ne olur? İslam dünyasında istiklaline kavuşmayan devlet kalmaz. Ama aralarına siyasi birlik olmadığından bir türlü birleşemezler.

Mehdi’nin çabalarının yetersiz kalması değil iş bölümü gereği bu kez diğer vazifedar Hz. Mesih’in cemaati devreye girer. Müslüman ülkeler arasındaki ihtilaflar giderilir ve ittihad doğar. Yahudi’den intikamı almak hakkı yalnız Müslümanlara ait değil. Yahudi güdümlüsü Martin Luther ile münharif Hıristiyanlığı bir kez daha tahrife uğrayanların da hakkı. Ayrıca Filistin kimin elinde idi de onların elinden alındı. Onların da ilk sırada hakkı var. İşte O millet bunun ateşini yakar. Bunun nasıl olacağı sır olarak bırakılmış. Yahudiler biliyor. Biz ayakta, yatakta olduğu kadar uyuduğumuzdan ekseriyetimiz anlayamaz. Hiç üst düzey matematik ve fizik kurallarını bilmeden kim E=M2 olduğunun sırrına vakıf olabilir. Ancak anlayan anlar. Anlamayanlar ise olayın vukuundan sonra anlamaya başlar: “Vay be hiç aklımıza gelmedi” sözü dillerde pelesenk olur.

Her keskin ağzında bir Armageddon veya Hermecüddin dolaşır durur. İyi de ahir zamanın Melhemeleri 3 tane. Ve şu anda üçüncüsünün bölgeyi 3. Kez ateşe boğuyor. Bölgemizde bir asırda iki kez dünya devletlerini katılmasıyla cereyan eden iki büyük savaş kimin için ve niçin yapılıyor. Siparişi veren kim? Bunların içinde Armageddon veya Hermecüddin nasıl yer alır?
Her neyse. İsrail’in ortadan kalkması iki büyük dinin Mesih ve Mehdi ile omuz omuza gelmesinin başlangıcıdır. Çünkü bölge kana bulanıyor, parsayı toplayan ve güvenlik içinde her melaneti işleyen İsrail. Bunun izahını yapacak var mı? İsrail’in sonunu getirecek kart şu anda masada. O kartı masaya süren de, Menderes’i kurban eden de İsrail-ABD yani necon-siyonist ittifakı. İşin garip tarafı Kudüs kimden alındığı ise o kart şimdi onun için de açıldı. O kart yüzünden meydana gelecek gerginliği Hz. Mesih’in cemaati fırsat bilecek. Kullanınca da ne olur? Kudüs’ün düştüğü yılın 90’ıncı yılın İsrail’in defterinin dürülme yılı olduğunu belirttim. Haçlı işgalindeki süre kadardı? Yani o kadar süre 1897’den itibaren 120 yıl olarak bu vade doldu. Ama Türkler art arda gelen fitneler sebebiyle toparlanamayınca 3 kez ayaklarına gelen fırsattan yararlanamadı. Yani daimi provokasyonla birbirlerini yediklerinden meseleye konsantre olamadı. Cebri-Keyfi-Küfri-Askeri illet baş sebep. O zaman İlahi tokatlar devreye girer ve o Türkler terbiyeden geçer yetiştirilir. Terbiye olan Türkler de gereğini yapar. Çünkü nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. 1950 yılından bu yana her 10 senede bir cebri-keyfi-askeri dayağı yemeyi içine sindiren Türkler 1996’dan 20, 2006’dan 10 yıl sonra 15 Temmuz sopası kapıya dayanınca cana tak etti ve akıllar başa geldi. Gelince ne olur?

Şimdi top Hz. Mesih’in cemaatinde. Türk narkozdan uyanıp etrafına sarkınca üzerine gelinir. Bu hayırlı bir alamettir. Korkmamak lazım. Öfkelenen Türk def-i mazarrata kalkışır. Kalkışınca da ona destek verecek olan Hz. Mesih’in cemaatidir. Böyle perdeli yazmak sırr-ı imtihan gereğidir. 2019’mu 2021 mi yoksa 2023 mü? Kader perdeliyor. Bunlar deccal narkozundan tam kurtulmaya bağlı bir husustur. Aslında vade bu yıl doldu. Vakit tamam. Sabah namazı için imsak ile güneş arasında 1 saat 43 dakika var. Bu süre zarfında namaz kılınır. O da Şafilerde biraz daha erken, Hanefilerde daha geç olur. Köyle-şehirli farkı. Acaba o kader saati kime göre? Sır orada. 2006-07 bu işte yalancı fecirdi. 2017’de vakit girer. Niçin vakit girer?. Türk’ün millet olarak rüştünü ispat ettiği için. Yani İsrail’in müesses nizamının bütünü dünyayı kullanarak üzerimize saldırdığı köpeklere hoşt demek yetmez. Asıl faili zehirlemek lazım. Bir şartla. Masumların kanına girmeden. Yahudi de olsa masum masumdur. Öyle olunca o zaman Kur’an’ın Yahudiler için takdir ettiği zillet (yoksulluk) ve meskenet (horlanma) devri geri döner. Buna dair Bakara 61 ve 62’nin hükümleri çok ilginç.
(Bir de, “Ey Musa,” demiştiniz. “Tek çeşit yemeğe katlanamıyoruz. Rabbine bizim için dua et de, yerin bitirdiklerinden bize sebze, hıyar, sarımsak, mercimek, soğan türü şeyler çıkarsın. "Musa ise 'Değerli olan şeyi, âdi şeylerle mi değiştirmek istiyorsunuz?' dedi. “Öyleyse şehre inin; orada istedikleriniz olur.” Böylece onların üzerine bir zillet (alçaklık) ve meskenet (yoksulluk) damgası vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun nedeni de, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleriydi. Çünkü isyan etmişlerdi ve hadlerini aşıp duruyorlardı.” 2/61
“İman edenlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder ve güzel işler yaparsa, onların Rableri katında ödülleri vardır. Ne bir korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar” 2/62

İsrai Suresi’nde 2 ayrı yerde İsraille ilgili 8 ayet var. Ve her iki bahisten sonra Kur’an’a atıf yapılması çok ilginç. Bu ayetler onların karakterleri ile ilgili, ama bunlardan ikisi işari olarak zamanımıza da bakar:

İlki Yahudilerin Filistin’e dönüşüne bakar. İsra/104 “Ondan sonra da İsrailoğullarına “yeryüzüne yerleşin,' buyurduk. 'Âhiretin vadesi geldiğinde, hepinizi derleyip huzurumuza getiririz” Bu ayet İsrail’in Filistine dönüşünün işari ihbarıdır. Tam 104 ülkeden kafileler halinde göç ederler. Ama bir şartla:
“İyilik ederseniz, kendiniz için iyilik edersiniz. Kötülük ederseniz, o da kendinizedir. Daha sonraki bozgunculuğunuzun vadesi dolduğunda da yüzünüze kara çalsınlar, daha önce girdikleri gibi yine Mescide kadar girsinler ve istilâ ettikleri yerlerde taş üstünde taş bırakmasınlar diye kullarımızı yine size musallat ederiz” İsra/ 7.
“Bakarsınız, Rabbiniz size merhamet eder. Fakat dönerseniz Biz de döneriz. Cehennemi ise kâfirler için bir zindan yapmışızdır” İsra/8
Birinci Cihan Harbi cephede 1918’de bitti. Masada ise Lozan’da 1922’de diplomasi ile son buldu. Bu birinci Melheme idi. Düşük yoğunluklu çarpışmalara sahne olacak 3. Melheme de aynı topraklarda olur. Önce Irak sonra Suriye’de cephe savaşları terör örgütleri vekaletiyle yürüyor. Bu cephede çatışmalar bir gün duracak. Durunca ne olur? Masada uzlaşılamayan tek madde Kürt devleti kartı bir türlü kalkmaz. Kalkmayınca? Sır orada….
Unutulmasın. Mehdi’nin zuhuru aşama aşamadır. Onun hükmünün en son ulaşacağı yer ise Mekke-Medine’dir. Manevi hizmet esas olduğundan seyr-ü sefer hattının iki ucu Mescid-i Haram ve iki büyük dine ( ki bu iki din ahir zamanda yan yana, omuz omuza gelecek) mabedlik yapan Ayasofya. Bu hattın tam ortasında ise Mescid-i Aksa var. İngiliz Osmanlı’yı 2 asır önce Hicazdan vurdu. Vurulan Rum, Mescid-i Aksa ile ağır yara aldı. Ve Ayasofya ile komaya girdi. Yoğun bakım ne kadar sürer. Nekahat devri, dinlenme devri ve ayağa kalkma devri. Zuhur böyledir işte. Ve sonra film geriye mi sarılır yoksa ortadan mı başlar?. Ahir zamanın fütuhatı biraz acaiptir. Eskilere benzemez. Bu böyle. İnanmayabilirsiniz. Ama yine de dünya dönüyor. Hikmet-i İlahi’yi anlamak hep sonradır.

Şu husus unutulmamalı. Ahir zamanın iki büyük tehlikesinin ikisi de dış kaynaklı. Dünyevi menfaatle ve işgalle başlayan bu tehlikeler, yani dinsizlik ve terör-anarşi buna hizmet eder. İstiklali bunlar geciktirir. Dikkat ederseniz şu sıralar hep Mescid-i Aksa gündemde. Hep orası suikaste uğruyor. İlk suikast ne zaman olmuştu? 1969. Ve aynı anda İslam Konfernası Örgütü doğdu. 50 yıl sonra yine aynı santoj ve suikast gündemde. İstiklal Harbi sarıklı mücadhilerin katkısı ile olmuştu. Müftüler, imamlar hepsi istiklal için koşturdu. Dini şehadetin temeli bile İstiklal Marşı’na girdi. Ve aynı hava şimdi Mescid-i Aksa üzerinden esiyor. Aksa'da kundak tecavüzünün 50 yılına yaklaşırken o mabedin bulunduğu şehrin istiklal havası dini havayla hayat buluyor? Yalnız bu dini hava da bir tek Türkiye'den eserken Arap alemi sus-pus? Niçin hiç düşündünüz mü?
Kim estiriyor o havayı? Filistin'i vermeyen Abdülhamid tahttan indirilince bir Yahudi ileri geleni artık 150 yıl ona söverler demişti? Ama unuttuğu bir şey vardı. O yıl söylendi üstelik: "Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır." O hava mı esiyor dersiniz? Cenab-ı Allah'ın merhametinin zamanı gelince önce serin bir hava estirir. Sonra da nimetini verirmiş.