.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

11 Nisan 2018 Çarşamba

3 ÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ AYAK SESLERİ

3 üncü dünya savaşının habercisi olan harekatın adımları atılıyor.
Rus stratejist Dugin: "Batı, yeni bir dünya savaşı başlatmak için karar aldı"
Trump"Hazırlıklı ol Rusya, füzeler geliyor" dedi.
Lübnan'daki Rusya büyükelçisi Zapyskin "Amerikalılar Suriye'yi vurmaya kalkarsa attıkları füzeler düşürülecek ve hem de bu füzeler nereden fırlatılıyorsa oraları da vurulacak" dedi.
ABD'ye ait 5. ve 6. filolar Akdenize sevkedildi. İngiltere harekata Güney Kıbrıstaki üslerinden destek verecek. Fransa'nın bölgede şimdilik 1 gemisi bulunuyor.
ABD, İngiltere ve Fransaya karşı Rusya da harekete geçti. Rusyanın Suriye'de 8 üssü bulunuyor.
Milli Savunma Bakanı Canikli " ABD saldırırsa Rusya altında kalmaz. Bir kıvılcım bölgenin infilakiyle sonuçlanır. Türkiye olarak itidalli olmaya çağırıyoruz. dedi.

18 Mart 2018 Pazar

AFRİN ZAFERİ

Foto: İHA
Foto: İHA
AFRİN TAMAMEN KONTROL ALTINA ALINDI
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Afrin operasyonu açıklaması:
“Çanakkale Deniz Zaferimizin 103. yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu tarihi günde tüm şehitlerimizi ve gazilerimiz rahmetle yadediyoruz. Böyle bir gençlik olduktan sonra Allah'ın izni ile yeni yeni Çanakkale Zaferlerini yakalamaya hazırız. Bir müjdeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Afrin şehir merkezi TSK desteğindeki ÖSO mensupları tarafından bu sabah 08:30 itibarıyla tamamen kontrol altına alınmıştır. Şu anda orada Türk bayrağı dalgalanıyor, ÖSO bayrağı dalgalanıyor. Afrin operasyonumuzu en başından beri yürekten destekleyen milletimize şükranlarımı sunuyorum. Türkiye bir kez daha haklının, mazlumun yanında olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.”

TSK'DAN AFRİN AÇIKLAMASI
“18 Mart 2018 tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu tarafından Afrin şehir merkezi kontrol altına alınmıştır. Kontrol altına alınan bölgelerde mayın ve el yapımı patlayıcı arama çalışmaları sürdürülmektedir.
Harekât kapsamında terör örgütü mensupları ile girilen çatışmalarda bugüne kadar 46 kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, 225 kahraman silah arkadaşımız yaralanmıştır.
Harekâtın başlangıcından itibaren toplam 3603 terörist etkisiz hale getirilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri olarak, 18 Mart Şehitler Gününü de idrak ettiğimiz bu anlamlı günde, vatan, millet, bayrak ve tüm kutsal değerlerimiz uğruna hayatlarını gözünü kırpmadan feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, çatışmalarda yaralanan kahraman gazilerimize acil şifalar, şehit ve gazilerimizin değerli ailelerine sabır temenni ederiz.”


ESKİ NOTLAR 2 / MUSTAFA NECATİ ÖZFATURA


Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 21 Şubat 1993

Yeni Dünya Düzeni, İslam Dünyasına karşı açılmış olan 15. Haçlı Seferinin maskesidir. Yeni Dünya düzeninde İslam dünyası iki kategoriye ayrılmıştır. İslamın silineceği ve sindirileceği bölgeler... Balkanlar, Kafkasya, Kıbrıs ve İstanbul İslamın silineceği bölgelerden sadece birkaçıdır.
David Owen, Avrupa Konseyi toplantısında “Avrupa’nın ortasında bir İslam ülkesi kurdurmayız” demiştir.
Sırpların milli marşından bir cümle: “Od Jadrana do İrana / Neçe biti musulmana”
Adriyatik’ten İranakadar müslüman kalmayacak.
Batı istediği kadar Avrupanın göbeğinde bir İslam devleti kurdurmayız desin, yalnız Bosna –Hersek değil, 21. Asırda Fransa, Almanya bile muhtemelen islam ülkesi olacaktır. Çok yakında Paris, Münih, Roma ve niceleri müslümanların çoğunlukta olduğu şehirler olacaktır.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 27 Nisan 1993

KARA HANÇER PROJESİ
Hristiyan Kiliseler Birliğinin nezaretinde ABD, AT ve bilhassa İngiltere “Kara hançer” isimli bir proje hazırladılar. 1973 Arap-İsrail savaşından bu yana bu proje adım adım gerçekleşmektedir.
Bu projenin ekseni Lübnan-Kuzey Irak ve Ermenistan olup kabzası İsrail’dir.
Senaryonun hedefi şudur:
Sevr’in tatbik edilmeyen maddelerini gündeme getirmek, istikrarsızlık, ekonomik bunalım ve bölücü faaliyetlerleihtilaflarıdevam ettirmek, batının silah fabrikalarında üretilen silahları müslümanlara satmak, müslümanları birbiriyle boğuşturmak... 21. asrın Türk ve İslam asrı olmasını önlemek. Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya petrollerini batının kontrolunda tutmaktır. Ve önemlisi Türk, Kürt, Arap ve İranlıların cesetleri ve Kürdistan enkazı üzerinde Nil’den Fırat’a Büyük İsrail ve Büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmektir.
Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğudaki savaşların asıl hedefi Anadoludur.
20 yıl önce Shell petrol şirketinin petrol araştırma genel müdürü olan ve halen ABD’nin en büyük bankalarından birinde Genel Müdür Yardımcısı olan Artung Hage’nin açıklamasına göre, uzaydan çekilen fotoğraflarda Türkiye petrol okyanusu üzerindedir. Orta Doğu petrolünün asıl kaynağı Türkiye sınırları içindedir. Ama ABD, Türkiye’nin petrol ülkesi olmasına kesinlikle karşıdır.
Artung Hage’ye göre etrafı petrollerle çevrili Türkiye’nin petrolsüz olması zaten düşünülemezdi. Bu gerçek uydu fotoğraflarıyla ortaya çıkmıştır. ABD’nin niyeti kendi manda ve himayesinde kurulacak zayıf bir Kürdistan ile bu zengin perol yataklarına hakim olmaktır.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika - Türkiye Gazetesi
Observer gazetesine göre: “ABD, Rusya ve AT’niin haçlı saldırısında ağırlık merkezi Türkiye’dir. Eğer Türkiye cephesi çökerse, bütün Türk ve İslam dünyası Yeni Dünya düzeni altında sömürge haline gelecektir. Eğer Türkiye güçlenirse baskı ve sömürü sona erecektir.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 16 Haziran 1994

ABD ve Avrupa taklit edilemez. Batı medeniyeti -ABD ve AT- bitkisel hayatta ve sekerat-ı mevt halindedir. Müslümanlar Allah ve Peygamberine itaat edip İslam ahlakını yaşadıkları vakit onları yok edecektir.
2025’te Türk - İslam dünyası dünyanın en büyük süper gücü olacaktır. Sayısız çileler, ızdıraplar ve mücadeleler olacaktır.  İslam ülkelerini bölüp, birbirleriyle boğuşturmaya çalışacaklardır.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 17 Kasım 1994

Yunanistan uzun vadeli bir savaşa dayanamaz. Zaten ABD ve AB hemen araya girerler. Yunanistan baskın şeklinde ve yıldırım harekat ile 1967’de İsrail’in Mısır ve Suriye’ye saldırdığı 6 gün savaşı gibi bir savaşa hazırlanmaktadır.
Ama biz eninde sonunda  Allahu Tealanın yardımıyla Yunanlıların hakkından gelir ve Anadoluya bitişik adalrı yeniden ülkeye katarız.
Bu yıl olmasa da eninde sonunda Yunanistan ile savaş olacaktır. Gecikmesi Türkiye’nin lehinedir.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 18 Kasım 1994

Sırplar, Bosna – Hersek’te Müslümanların tamamen imhası için 7 günlük bir plan yapmışlardı. Ama görüyorsunuz 7 gün değil, 32 ayda Müslümanları ezemediler.
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – Tarih not edilmedi.

Kafkasya’daki Ermenilerin sayısı birkaç bine inecek. Aynı biçimde Sırplar çok büyük bir darbe yiyip Bosna-Hersek’in intikamı alınacak. Yahudilerin sayısı Filistinde birkaç binlere kadar kırılacak. Amerikan askerleri Toros dağları eteklerinde 1 milyon ölüsünü bırakıp yenilmiş halde geri çekilecek...
***
Mustafa Necati Özfatura – Dış Politika
Türkiye Gazetesi – 31 Mayıs 1995

Kudüs Müslümanların elinden 1400 yıl sonra, Endülüs 700 yıl sonra geri alındı. Şimdi 542 yıl önce kaybedilen İstanbul’un, 1071’de kaybedilen Anadolu’nun, hatta Mısır’ın yeniden alınıp hristiyan ülkesi yapılmak isteniyor.
...
3 Aralık 1969 da Yakovas, ABD’de bir kongrede “2000 yılında İstanbul’ geri alacağız” demiştir.




8 Mart 2018 Perşembe

İSMAİL HAKKI HOCA

RİSALEHABER-Cifir ve ebced gibi ilimler her zaman tartışma konusu olmuştur. Cifir ve ebced, İslâm’dan kaynaklanan bir ilim olmamakla beraber, İslâm onu red ve inkâr da etmemiştir. İslâm’dan önce var olup da onun reddetmediği şeyler bâtıl sayılamaz. Kaynağı itibariyle İslâmi olmayan ebced ve cifire imam-ı Ali (R.A), Cafer-i Sadık (R.A), Beyazıd-ı Bistami (K.S), Muhyiddin-i Arabi (K.S), Said-i Nursi (R.A) ve benzeri birçok âlimler ve yüksek tasavvuf erbabı tarafından İslami bir hüviyet kazandırılmış veya İslami bir elbise giydirilmiştir.
Manisalı İsmail Hakkı Zeyrek hoca da bu konuyla ilgilenen isimlerden. Zeyrek hocanın hatıraları yakınlarda çıkacak olan Ağabeyler Anlatıyor-7 kitabında yayınlanmış olacak. Bazı sitelerde çarpıtılarak yazılan kıyametin kopma tarihine dair Zeyrek hocanın açıklamalarını Risale Haber okuyucuları ile paylaşıyorum.

GAYBI ALLAH’TAN BAŞKA KİMSE BİLEMEZ

Kıyametin kopma tarihini Üstad Bediüzzaman Hazretleri vermiş ama kesin olarak o tarihte olacak diye bir şey söylemiyor. Kıyametin vakti Mugayyebat-ı Hamse’dendir. ‘lâ ya'lemu'l-ğaybe illallah’ yani ‘gaybı Allah’tan başka kimse bilemez’ diye başlıyor Bediüzzaman Said Nursi... ‘İhtimaldir ki bu hadis-i şerif böyle işaret ediyor’ diyor. Kıyametin yakınına işaret eden çok hadisler var zaten. Ayet-i kerimeler de var. Yakınına işaret etmek, onun aynı zamanını mutlak olarak bilmek manasına gelmiyor. Yağmurun vakt-i nüzulu da Mugayyebat-ı Hamse’dendir. Hava şartlarına bakıp da birisinin “Allah bilir ama yarın yağmur yağabilir” demesi, gaybı bilmek demek olmadığı gibi...
Said Nursi hazretlerinin ilgili mektubu şöyledir: 
لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz (1500) tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette 1506'dan tâ 42'ye, tâ 45'e kadar üç inkılab-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir.” (Kastamonu Lâhikası 28)

EBCED/CİFİR İLMİNİ KABUL ETMEYENLERE CEVAP

İsmail Hakkı Zeyrek anlatıyor:
Benim Mâidet-ül Kur’an’a benzeyen, 1998 senesinde ebced/cifir ilmiyle hazırladığım bir kitabım daha var. Daha kapsamlı... 650 kadar ayet-i kerimeyi içine alıyor.
Kitaba; “Kur’an ve harflerinden riyazî dili ile (sayı değerleriyle) çağımıza verilen mesaj” adını verdim. Kitabın Önsöz’ünde ebced/cifir ilmini kabul etmeyenlere müdellel cevaplar verdik. O kısımdan bir bölümü size okuyayım:

BİR TAKIM ŞARLATANLARIN KULLANMASI ONU DEĞERSİZLEŞTİRMEZ

Cifir ve ebced, İslâm’dan kaynaklanan bir ilim olmamakla beraber, İslâm onu red ve inkâr da etmemiştir. İslâm’dan önce var olup da onun reddetmediği şeyler bâtıl sayılamaz. Kaynağı itibariyle İslâmi olmayan ebced ve cifire imam-ı Ali (R.A), Cafer-i Sadık (R.A), Beyazıd-ı Bistami (K.S), Muhyiddin-i Arabi (K.S), Said-i Nursi (R.A) ve benzeri birçok âlimler ve yüksek tasavvuf erbabı tarafından İslami bir hüviyet kazandırılmış veya İslami bir elbise giydirilmiştir. Ebced ve cifir bir takım şarlatanlar (halkı aldatanlar) tarafından da kullanılmıştır. Fakat bu durum onun değersizliğine delil olamaz. Bilakis onların her şeyi çirkin maksatlarına alet ettiklerini gösterir.
Bazı İslam âlimleri ebced ve cifri bir ilim olarak kabul etmemişlerdir. Bu kısmın özellikle son devirlerde göze çarpan simaları ise daha çok felsefi cereyanlara açık, kuru aklı ön planda tutan ve Avrupa hayranı olmakla tanınan zatlardır. Kuru akla dayanıp ta samedani lütufların esintilerini alamayanların bu gibi ilimleri inkâr etmeleri gayet tabiidir.

BULDUĞUMUZ İŞARETLERİN TERSİNİ BULUP GÖSTERSİNLER!

Cifir ilmini inkâr edenler diyorlar ki: “Bir kimse ileride olabilecek birçok şeyden haber verse hiç şüphe yok ki haber verdiği şeylerin bir kısmı söylediği gibi çıkar.” Biz de diyoruz ki: Bunu iddia edenler de ileride meydana gelebilecek birçok şeyden haber versinler de bunlardan bir kısmı haber verdikleri gibi çıksın. Mesela: Muhyiddin-i İbn-i Arabî hazretlerinin söylediği (sin), (şın)ın içine girdiği zaman “Muhyiddin’in kabri meydana çıkar” şeklinde bir söz söylesinler!
Ve yine Mücedid-i Ekberin (yıkılmış bir mezarım ki yığılmıştır içinde Said’den yetmiş dokuz emvat bâ-âsâm âlâma) diyerek kırk yıl önce kendi ölüm tarihini haber verdiği gibi, onlar da ölecekleri tarihi haber versinler de haber verdikleri gibi çıksın!..
Hatta değil gelecek olaylardan haber vermek, geçmiş hadiseler üzerindeki işaretleri -Risale-i Nur’da görüldüğü şekilde- tahlil edip göstersinler! Hatta biz nasıl Müceddid-i Ekber veya onun muarızlarına karşı Kur’an’ın işaretlerini tesbit edip göstermiş isek onlar da sevdikleri ve beğendikleri hakkında Kur’an’ın medih ve senasını veya bizim bulduğumuz işaretlerin tersini bulup göstersinler!

TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Tesbit edilen işaretler birkaç taneden ibaret olsa veya bunlarda ayetin manasıyla işaret ettiği zat veya hadise arasında bir veya birçok münasebet bağları bulunmasa idi belki itiraza vesile olabilir, hatta inkâra açık bir yol bulunabilirdi. Fakat bu işaretler ve münasebetler o kadar çok ki, bunları toptan yok saymayı veya kör tesadüfe bağlamayı insan aklı kabul edemiyor. Müceddid-i Ekberin ifade ettiği gibi, “Aslında tesadüf diye bir şey yoktur. Her şeyde bir hikmet, bir sır ve bir mana vardır. O ince münasebet ve ilgilerin manaları var. İşte biz bu manaları açıkça bilmediğimiz için bunlar hakkında ‘tesadüf’ tabirini kullanıyoruz.”

BU GİBİ ŞEYLERİN ÇOĞU BAZI ŞARTLARA BAĞLI OLARAK MEYDANA GELİR

Kendilerinde akıl ve felsefenin hâkim olduğu ilim erbabı keşif ve istihraç yoluyla elde edilen şeylerin çoğu zaman herkesin rahatlıkla bileceği kadar açık olmadığını söylüyor veya hadiselerin beklenildiği şekilde çıkmadığını görünce hemen inkâr yoluna sapıyorlar… Şu hususun bilinmesi gerektir ki, bu gibi şeylerin çoğu bazı şartlara bağlı olarak meydana gelir. Bu şartlar eksik olursa onlar da meydana gelmez. Hem bunlar bazen tabir, bazen de tevil isterler. Çünkü Allah dostlarının keşif ve istihraçlarında bazen bir nokta bir dağ kadar büyük, bazen de bir dağ bir nokta kadar küçük, bazen hususi bir şeyi umumi, umumi olan bir şey de hususi gibi görünebilir. Bunun böyle olması da gereklidir. Çünkü kâinatta mutlak hâkim Allah’ın emir ve iradesidir.
Genel olarak zahirperestlerin en güçlü dayanakları inkârdır. Akıllarına uymayan hususlarda bunların başka bir mana taşıması ihtimalini bile göz önüne almadan hemen inkâr yoluna saparlar. Hâlbuki inkâr bir ilim yolu değildir. İnkâr etmekle hiçbir şey ispat edilmiş olmaz. İsbat ise bir ilim yoludur. Davasını isbat eden kolaylıkla maksadına ulaşır.
Bir de aşağıda misalini arz edeceğimiz şekilde Rafizilerin harfleri istedikleri gibi düzene koyarak manalandırdıklarını gören bu zahir perestler diyorlar ki: “Bu harflerle iman üzerine delil getirilebildiği gibi küfür üzerine de delil getirilebilir. Bunlar bazen iyi ve güzeli elde etme, bazen de elden kaçırmaya işaret olabilir. Meselâ: Allâme Alusi’nin (elif-lâm-mim)in tefsirinde kaydettiğine göre, bir kısım Rafiziler surelerin başlarında bulunan (elif-lâm-mim/elif-lâm-râ ve hâ-mim) gibi harflerin tekrar edilenlerini çıkardıktan sonra geriye kalan on dört harf ile (Ali’nin yolu haktır, biz de sıkı sıkıya ona bağlı kalırız) cümlesini çıkarmışlar ve bu düzme cümle ile –hâşâ- Hazret-i Ali’nin risalete Hazret-i Muhammed (S.A.V) den daha layık olduğuna delil getirmeye çalışmışlardır. Şiilerin mu’tedil (ılımlı) olanları ise bu uydurma cümle ile Hazret-i Ali’nin peygamberliğine değil, hilâfete daha lâyık olduğu hükmünü çıkarmışlardır.
Ehl-i sünnetin bunlara karşı bu harfleri aynen kullanarak kendilerine uygun cümleler düzenlemeleri mümkündür. Meselâ: Aynı harfleri kullanarak –(Ehl-i sünnetin izlediği yol doğrudur) cümlesi gibi.
Ama şunu kesin olarak ifade edelim ki; ehl-i sünnetin gittikleri yolun doğruluğunu isbat için böyle cümleler uydurmaya hiç ihtiyaçları yoktur. Onun için onlar böyle sakim ve çürük yollara hiçbir zaman başvurmamışlardır.
Hurufilik-ebced ve cifir = Ebced ve cifir ile Hurufilik arasında kesinlikle herhangi bir bağlantı ve bir münasebet yoktur. Ancak bazılarında görünüşe aldanarak cehaletin verdiği bir vehim ve benzerlik kurma gayreti vardır.”
İSMAİL HAKKI ZEYREK KİMDİR?
Manisalı İsmail Hakkı Zeyrek hoca efendi 1935 doğumludur. Kendisini 28 Ekim 2015 tarihinde evinde ziyaret ettik, çok kıymetli hizmet hatıralarını kaydettik ve metrukâtını inceledik.
İsmail Hakkı hoca efendiyi az çok tanıyanlar bilir ki; adı anılınca, Mâidet-ül Kur’an eseri ile Ahmed Feyzi Kul ağabeyin simaları hafızalarda hemen bütünleşiverir. Nedeni şu; Ahmed Feyzi Kul ağabeyin hazırladığı ve İsmail Hakkı hocanın kalemiyle yazdığı, Hz. Üstad’ın da önsöz’ünü ve duasını yazıverdiği Mâidet-ül Kur’an risalesinin hazineler değerindeki aslı İsmail Hakkı Zeyrek’tedir. Mâidet-ül Kur’an risalesi Bediüzzaman Hazretleri tarafından Tılsımlar Mecmuası’na zeyl olarak ilave edilmişti. Sonradan, tedbiren yine Hz. Üstad tarafından bu kitaptan çıkarılmıştır. Mâidet-ül Kur’an’ın bir de ikinci kısmı olan Hazinet-ül Bürhan eseri var ki; anlatımını hatıraların akışına bırakıyorum.
İsmail Hakkı Zeyrek ile merhum Ahmed Feyzi Kul’un çok sıkı beraberlikleri olmuş. “Merhum ağabeyimiz hayatta iken en yakını bendim, beraber çok çalışmalarımız oldu” dedi bize. Zeyrek hocanın anlattıklarının daha iyi anlaşılabilmesi için hemen hatırlatayım; cifir/ebced ilmine tıpkı Ahmed Feyzi Ağabey gibi tam hâkim...
İsmail Hakkı hoca efendinin çok geniş kapsamlı bir eseri daha var. Eserin adı: “Kur’an ve Kur’an harflerinin riyazî dili ile (sayı değerleriyle) çağımıza verilen mesaj.” Adından da anlaşılacağı gibi tamamen ilm-i cifir üzerinden hazırlanmış bu eser... Henüz basılmamış olan bu kitabın önsüzünde cifir/ebced ilmini kabul etmeyenlere İsmail Hakkı hoca efendiden kuvvetli cevaplar var. Bu eserin adını ilk defa Mustafa Sungur ağabeyden duymuştum. Sitayişle bahsetmişti... İsmail Hakkı’nın basılmış başka kitapları da var...


Kaynak: Ömer Özcan'ın haberi olarak Risale Haber'de yayınlanmıştır.
http://www.risalehaber.com/said-nursi-kiyametin-kopma-tarihini-verdi-mi-322353h.htm

26 Şubat 2018 Pazartesi

KUDÜS'ÜN FETHİ / MUHYİDDİN-İ ARABİ

İnsanlık fetret dönemine girecek ve
kurtuluş Konya’dan başlayacaktır.
Dini necm eden adamın alameti 28 kez ihrama girmesidir.
O merih şafağa çalındığında zalim hükümdarlar düşürüldüğünde ölür.
Onun ölümünden sonra hilafetin merkezinde büyük sarsıntılar olur
Ve o diyarlar yerle yeksan olur.
Kısa bir süre sonra da Müslümanların üzerine feci katliamların vuku bulduğu savaş çıkar.
Tam bu esnada Allah’ın izniyle dini necm eden öğretilerini üstlenen bir kumandan Müslümanlardan bir ordu teşkil eder,  
Kudüs feth olunur.

“Muhyiddin-i Arabi”


18 Şubat 2018 Pazar

ESKİ NOTLAR 1 / MUSTAFA NECATİ ÖZFATURA

22.12.1995
“Genç nesiller çok büyük hizmetler ve fetihlerle şerefleneceklerdir. 21. Asır Türk ve İslam dünyasının asrı olacaktır. ABD, Rusya Federasyonu, AT ve Çin de dağılacak ve yıkılacaklardır.
Batının yıktığı, kestiği islam ormanındaki genç filizler nice fetihler görecektir. Fahr-ı Kainat, İstanbul’dan sonra Roma’nın da fethedileceğini beyan buyurmuşlardır. Kızılelma olgunlaşmakta, zamanı geldiğinde layık olan Müslümanlar tarafından koparılacaktır.”
***
06.09.1995
Yakın gelecekte Rusyanın da dağılan Sovyetler Birliği gibi dağılacağını ve Kafkasya’dan bir daha geri dönmemek üzere ricat edeceklerini şimdiden müjdeliyorum.”
***
Ocak 1996, Türkiye Gazetesi
“Müslümanların uyanması için şer gibi görünen aslında islam düşmanları için felaket ama müslümanların uyanış, asla dönüş ve müslümanları ezenlere karşı kin barajının öfke selleri ile dolmasına ve çok yakında bu baraj yıkılarak müslümanların ve onları destekleyen mânâ ordusunun önünde bu şer güçlerin helak olacakları günler yakındır.
Gaybı elbette Allahu Teala bilir. Mü’minlerin ferasetleri vardır. Rus ordusu Afganistanı işgal ederek zulme başladığında ‘2000 yılına varmadan Sovyetler Birliği dağılacaktır’ yazılarımı en yakınlarımdan bile tuhaf karşılayanlar olmuştu. Bana zır deli diyenler çok oldu.
Şu anda isterseniz zır deli deyiniz. Herşey inceldğinde kopar, ama devletler ise zulmü kalınlaştığında kopar, yani yıkılırlar. Bu yazıyı saklayınız. Çoğunuz göreceksiniz inşaallah !...
1.       Rusya Federasyonu dağılacaktır.
2.       Bağımsız Devletler Topluluğu dağılacaktır.
3.       Rusya Kafkasya’dan ve Orta Asya’dan hezimete uğrayarak çekilecektir.
4.       Çin yıkılacaktır.
5.       Avrupa Birliği dağılacak ve Avrupa ülkeleri korkunç felaketlerle yaşanmaz hale gelecektir.
6.       ABD de yıkılacaktır. Son yıllarda üst üste gelen tabi felaketler bu yıkılışın ilk işaretleridir.

7.       21. Asır Türk ve İslam Dünyasının asrı olacaktır.
***
      "Kafkasya'da Ermenilerin sayısı birkaç bine kadar inecektir. Sırplar çok büyük bir darbe yiyip Bosna'nın intikamı alınacaktır. Filistin'de yahudilerin sayısı bir kaç binlere kadar kırılacak. Amerikan askerleri ölülerini Toros dağları eteklerinde bırakıp, yenilerek geri çekilecektir."




28 Ocak 2018 Pazar

HZ. İSA VE MEHDİ GELDİ Mİ? / MEHMET KIRKINCI

Hz. İsa ve Mehdi geldi mi? Onları nasıl tanıyacağız?
Risale Haber-Haber Merkezi

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi, Hz. İsa (as) ve Mehdi meselesine dair soruları cevapladı. Kırkıncı hocaefendi, sık sık gündeme gelen ve polemiklere konu olan her iki meseleyi Kur'an-ı Kerim, Hadis ve Risale-i Nur'dan yaptığı izahlarla açıkladı.
Hz. İsa (a.s) hakkında bilgi verir misiniz?
Hz. Meryem’in oğlu olan ve Allah’ın bir mucizesi olarak babasız dünyaya gelen Hz. İsa, (a.s) Cenab-ı Hakk’ın seçkin kıldığı, dört büyük kitaptan biri olan İncil-i Şerif sahibi ulu’l-azim bir peygamberdir.
Hz. İsa Allah’ın Resulü, mahlûku ve memlüküdür. Allah, ona mevhibelerin en âlisi olan risaleti bahşetmiştir.  O da diğer insanlar gibi ibadetle mükellef kılınmış, bunu en büyük bir şeref telakki etmiş, Cenab-ı Hakk’ı büyük bir iştiyak, muhabbet ve hayretle tazim ve tebcil etmiştir.
Geçmiş bütün peygamberlerin yaptığı gibi,  Hz. İsa da ümmetini, Cenab-ı Hakk’a iman etmeye,  O’nun rızasını kazanmaya, sevip sevdirmeye, O’ndan korkup günahlardan ve kötülüklerden sakındırmaya ve salih amellerde bulunmaya davet etmiş, dünya hayatının fani olduğunu hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarından hesaba çekileceğini bildirmiştir.
Hıristiyanlar Allah’ın varlığına inanmakla beraber, Papazları Allah’ın yeryüzündeki vekilleri olarak görür ve onun günahları bağışlayabileceklerine inanırlar.
Hıristiyanların bir kısmı teslis gibi batıl inanışlara sapmış, kimisi Hz. İsa’yı hâşâ, Allah’ın oğlu olarak görmüş, bir kısmı da ona ulûhiyet sıfatı vererek dalalete düşmüşlerdir. Halbuki Hz. İsa da bir beşerdi, yerdi, içerdi ve uyurdu. Yiyip içen, doğup ölüme ve zevale mahkûm olan, hâşâ, ilah olur mu?  Bu husus bir ayette şöyle ifade edilir: “Meryem oğlu İsa Mesih sadece bir Resuldür. Nitekim ondan önce de birçok elçi gelip geçmiştir. Onun annesi de çok dürüst, son derece iffetli bir hanımdı. Her ikisi de diğer insanlar gibi yemek yerlerdi.”[1]
Aynı şekilde Yahudiler de “Hz. Üzeyir’e Allah’ın oğlu” diyerek sapıklığa düşmüşlerdir. Böyle bir Allah inancı olur mu hiç?  Böyle bir iman nasıl makbul olabilir?  Demek ki, onlar Cenab-ı Hakk’ı Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği gibi bilemediler ve hakiki manada tanıyamadılar. “İnkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.” Allah’a Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ve Peygamber Efendimiz (sav.)’in ders verdiği gibi inanmak ve öyle itikat etmek lazımdır ki,  makbul ve kâmil bir iman olsun.  Zira “Allah’ı bilmek, O’nun varlığını bilmenin gayrısıdır.”       
Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu veciz ifadeleriyle şöyle ifade etmektedir:
“Hâlbuki Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve "Lâ ilahe illallah" kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa "Bir Allah var" deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci' tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah'a iman hakikatı onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.”[2]
Hz. İsa’nın (a.s) doğumu, hayatı ve Allah katına yükseltilmesi hep mucizevî bir şekilde olmuştur. Bu büyük peygamberin hayatı Kur’an'da ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “... Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi, Meryem’e ulaştırdığı('ol' emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur.”[3]
Başka bir ayette ise şöyle buyrulmaktadır: “Hani Melekler, şöyle demişti " Ey Meryem!  Doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.”[4]
Diğer bir ayette de şöyle buyrulur: "Şüphesiz, Allah katında İsa’nın durumu (yaratılışı bakımından) Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol” dedi. O da hemen oluverdi.”[5]
Bu ayette iki peygamber arasındaki bazı benzerliklere dikkat çekilmiştir. Allah Hz. Âdem’e "Ol" demiş ve O da yaratılmıştır. İşte Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle gerçekleşmiştir. Hz. Âdem (a.s) anne ve babasız,  Hz. İsa ise babasız olarak yaratılmıştır.  Evet, her şeye kadir olan Cenab-ı Hak, insanı isterse Hz Âdem gibi ana- babasız yaratır, isterse Hz. İsa’yı yarattığı gibi babasız yaratır,  isterse anne ve babayı vesile ederek yaratır. Zira“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”[6]
Bu iki peygamber arasındaki diğer bir benzerlik ise, Hz. Adem'in cennetten yeryüzüne indirilmesi, Hz. İsa'nın da ahir zamanda semavattan tekrar yeryüzüne indirilmesidir.
Hz. İsa Vefat etmedi mi? Eğer vefat etmediyse o tekrar yeryüzüne inecek mi?
Kur’an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın Allah katına yükseltildiği ve bir benzerinin, o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Bu hakikat bir ayette mealen şöyle ifade buyrulur:  “Ey İsa! Şüphesiz, seni ben vefat ettireceğim. Seni kendime yükselteceğim…”[7]
Başka bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır: “Oysa O’nu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. O’nun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. O’nu kesin olarak öldürmediler.”[8]
Bir başka bir ayette de şöyle buyrulur: “İnkarcılar onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır, ama Allah bu tuzağı bozmuştur.”[9]
Bu ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi Hz. İsa hayattadır, ruhu henüz kabzedilmemiş ve eceli gelmemiştir. O’nun dünyada göreceği daha birçok hayırlı ve mühim işleri vardır. Yeryüzüne inecek ve vazifesini ifa ettikten sonra o da her nefis gibi vefat edecektir.
Bediüzzaman Hazretleri hayat tabakalarını anlatırken Hz. İsa’nın vefat etmediğini, O’nun üçüncü tabaka-i hayatta bulunduğunu şöyle ifade eder: “Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm’ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar.” [10]
Hz. İsa'nın  ahir zamanda ikinci kez bir mucize olarak yeniden dünyaya  geleceğine dair  ayet ve hadisler mevcuttur. Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne inecek olmasından dolayı O, gerek Müslümanlar ve gerekse Hıristiyanlar tarafından büyük bir merakla ve heyecanla beklenmektedir.
Hz. İsa'nın yeryüzüne inişi ahir zamanın ikinci devresi ve kıyametin büyük bir alameti olacaktır. 
Peygamber Efendimiz (sav.) bir hadis-i şeriflerinde; “On büyük alamet vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır…buyurmuş ve bunlardan birisinin de “İsa bin Meryem’in çıkması…”[11] olduğunu ifade etmiştir.
Bir başka hadis-i şeriflerinde ise, “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)’ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır.”[12] buyurmuştur.  
Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikati şöyle ifade etmektedir:
“Hadîs-i sahihte rivayet edilen: Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın geleceğini ve şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal'ı öldüreceğini imanı zaîf olanlar istib'ad ediyorlar. Onun hakikati izah edilse, hiç istib'ad yeri kalmaz.” buyurarak, şöyle izahta bulunur:
“Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.”[13]
Hz İsa Niçin Gelecek?
Peygamber  Efendimiz (sav)’den  sonra peygamberlik kapısı kapandığından Hz. İsa (a.s), yeni bir şeriat getirmeyecek, Kur’an'a ve sünnete tabi olacak, onlarla insanlığı irşad edecek, Kur’an ve imanın ulvi hakikatlerinin ve eşsiz güzelliklerinin tüm dünyaya yayılmasına vesile olacaklardır.  
Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanda yeryüzüne ikinci defa gelecek olan Hz. İsa’nın (as) vazifesini şöyle ifade eder:
“Şahs-ı İsa Aleyhisselâm’ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî’nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbi’ olur.” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.”[14]
Hz. İsa’nın namazda Mehdi’ye tabi olması, O’nun koyduğu düsturları kendine rehber edip, onlar ile irşadını yapmasıdır. “Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal’ı öldürür. Yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.”[15]
Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, Hz. İsa ile Hz. Mehdi ortak fikrî mücadeleleri ile Deccalı ortadan kaldıracaklar, iman hakikatlerini dünyaya yayacak ve tüm inananların huzur ve saadetlerine vesile olacaklardır. Bugün Avru’panın birçok yerinde Müslüman olanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Müslüman olanlar da genellikle ilim ve fikir adamlarıdır. Hatta birçok Papaz’ın da Müslüman oldukları bilinen bir hakikattir.   Artık Hz. İsa’ın da ayak sesleri duyulmak üzeredir.
Hz. İsa Nasıl Tanınacak? Herkes onu tanıyabilecek mi?
Bediüzzaman Hazretleri bu meseleyi şöyle izah etmektedir:  “Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. O’nun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” [16]
Demek ki, Hz. İsa'nın yeryüzüne indiğini herkes değil, yakınında bulunan bazı kimseler 'imanın nuru' ile  bileceklerdir.
Allah’ın seçip gönderdiği her mübarek peygamber gibi, Hz. İsa da üstün ahlakın bütün vasıflarını taşır. Onu diğer insanlardan ayıran en belirgin özellik, onun yüksek şahsiyeti olacaktır. O’nun sahip olduğu kuvvetli imanının nuru yüzüne yansıyacaktır. Onu görenler müstesna bir insanla karşılaştıklarını anlayacaklardır.
Allah, diğer tüm elçilerine olduğu gibi, Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun ne kadar emin bir insan olduğunu zamanı geldiğinde insanlara gösterecektir. Allah'ın elçisi Hz. İsa'yı bekleyen müminler için yol gösterici bir başka işaret de onun her işinde muvaffak olmasıdır.
Bazı kimseler; “İsa’dan başka Mehdi yoktur.” hadis-i şerifini delil göstererek Hz. İsa’nın Mehdi olduğunu söylüyorlar. Mehdi ile Hz. İsa aynı kişiler mi?
Hz. İsa ile Mehdi ayrı ayrı zatlardır. Mehdi, Hz. Peygamber’in (sav.) neslinden gelecek, İslam âlemi içinde bulunacak, iman hakikatlerinin ve sünneti seniyyenin ihyasına çalışacaktır. Hz. İsa ise, Hıristiyanlık âlemi içinde bulunacak,  dinsizlik cereyanları ile mücadele edip, onları mağlup edecektir.     
Her asırda büyük mehdinin vazifesini görecek mehdi-misal zatlar geldiği gibi ahir zamanda da mehdi-i azam gelecek ve en büyük bir tecdit hareketinde bulunacaktır.
İbn-i Macede yer alan; “İsa’dan başka Mehdi yoktur.”  hadis-i şerifine muhaddisler şöyle mana vermişlerdir: “Buradaki Mehdi kelimesi şahıs değil sıfattır. Yani Peygamber Efendimizden (sav.) sonra hidayet sıfatına kemaliyle sahip olan zat Hz. İsa’dır. Çünkü birçok insanın hidayetine o vesile olmuştur. Ahir zamanda gelecek Mehdi-i Azam ise Hz. Peygamber (sav.)’in evladından bir zattır. Ahir zaman fitnesinin en dehşetli olduğu bir zamanda bu ümmetin imdadına koşacak ve onların hidayetlerine vesile olacaktır. Bu hususta pek çok hadis-i şerif vardır. Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi ile Hz. İsa’yı bir kabul etmek hem büyük bir hata, hem de itikadi yönden büyük bir tehlikedir. Gerçekte Mehdi olmayan bir mürşide Mehdi demenin şer’an bir mahzuru yoktur. Ama Hz. İsa (as.) meselesi böyle değildir. Peygamber olan bir zâtın peygamberliğini inkâr veya peygamber olmayan bir kimseye peygamberlik izafe etmek insanın itikadına büyük zarar verir. Onun için bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. Ahir zamanda gelecek Mehdi, Peygamber Efendimiz (sav.)’in evladındandır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Mehdi benim neslimdendir. Fatıma’nın evlatlarındandır.”[17] buyurmaktadır. Şu hâlde Mehdi’nin anne ve babası bellidir. Yani Mehdi babasız dünyaya gelecek değildir. Annesi de Hz. Meryem değildir. Buna rağmen bazı kimselerin böyle korkunç bir yanlışa ve büyük bir tehlikeye nasıl düştüklerini anlamak mümkün değildir.
Hz. İsa (as.), Hıristiyanlığın ıstıfasında yani safiyete erişmesinde, teslisten kurtulup tevhide ulaşmasında vazife görecektir. Onun için Hz. İsa’yı İslam âleminde değil, Hıristiyan âleminde aramak gerekir.  Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri, “Hz. İsa’nın Hıristiyan ruhanileri arasında bir âlim olarak faaliyet göstereceğini” ifade eder.
Bir İslâm ülkesinde irşad vazifesi, Peygamber Efendimiz (sav.)’in varisleri olan büyük müçtehid, mürşit ve âlimlere aittir. Hz. Mehdi de irşat vazifesini İslam âleminde devam ettirecektir.  Hz. İsa’nın görevi ise, Hıristiyan âlemi içinde olacak ve onları teslis inancından yani üç ilah safsatasından (Allah, Hz. Meryem, Hz. İsa) kurtarıp, onların bütün kâinatın Halık-ı Zülcelaline ve bir olan Vacibül Vücud hazretlerine inanmalarına vesile olacak ve böylece onları tevhid inancına kavuşturacaktır. Evet, Hz. İsa ile ilgili bütün gerçekler Kur’an’da ve hadislerde açıkça ifade buyrulduğu halde,  günümüzde  bazı kimselerin, hayranlık duydukları ve aşırı muhabbet besledikleri  zatların   Hz. İsa olduğunu iddia etmeleri itikadî bakımından büyük hata ve çok tehlikeli bir durumdur.
Bu vesileyle burada bir hatıramı nakletmek istiyorum:
1960’lı yıllar idi. Her hâlinden meczup olduğu anlaşılan bir zat, üst üste iki gün gelip akşam namazını medresemizde kıldı, fakat tesbihata durmadan çıkıp gitti. Arkadaşlara o zatın kim olduğunu sordum, tanımadıklarını ve ilk defa gördüklerini söylediler. Aynı kişi üçüncü gün  akşam namazına yakın yine medreseye geldi ve bana; “Malatya’dan geldiğini, mürşidinin fevkalade bir makama sahip olduğunu söyledi.”
Ben de kendisine: “Senin mürşidin Kutup mu?” diye sordum. “Hayır” dedi. Peki; “Gavs mı?”   dedim,  yine “Hayır” diye cevap verdi.  “O hâlde senin mürşidin Mehdi’dir” dedim.   “Hayır, ondan da ileri.” deyince ben de: “Ümmet-i Muhammed içinde Mehdiyetten daha ileri bir makam bilmiyorum. Mürşidinin makamını söyle de bilelim.” dedim.
Bunun üzerine: “Bunu sana sır olarak söylüyorum, benim mürşidim Hz. İsa’dır” dedi.  Ben hiçbir şey söylemedim. Akşam namazına Osman Demirci Hoca, Hacı İshak, Hacı Musa ve Mehmet Şercil Ağabeyi geldiler. Namazdan sonra misafiri onlarla tanıştırdım ve bana söylediklerini onlara da anlatmasını istedim. Onlar meseleyi öğrenince hayrette kaldılar ve benim ona ne cevap vereceğimi merak etmeğe başladılar.  Ben kendisine dedim ki; “Benim, şimdiye kadar sana ne zararım dokundu, benden ne kötülük gördün?”  Adam birden hayret etti ve “Estağfirullah hocam, senden ne kötülük görebilirim ki.” dedi.
“O hâlde niye benim imanımı tehlikeye atmaya çalışıyorsun” dedim. Adam iyice şaşırdı. Bu kez kendisine şunu sordum:  “Mürşidinin annesini, babasını tanıyor musun?”.  “Elbette, tanıyorum” dedi. Çocuğu da var mı?” diye sordum. “Üç oğlu var.”  diye cevap verdi. “Peki, hiç düşünmedin mi?    Hazret-i İsa’nın annesi Hazret-i Meryem idi, babası yoktu, kendisi hiç evlenmemişti, dolayısıyla çocuğu da yoktu. Bu hakikatler ortadayken, sen nasıl olur da mürşidine –Maazallah- Hz. İsa diyebiliyorsun?  Bu ne acip bir iddia, nasıl bir safsata”
Adam benim bu konuşmamadan çok mahcup oldu ve hemen tövbe etti. Daha sonra kendisine: “Mürşidin kendisi mi Hz. İsa olduğunu söylüyor?” diye sordum. “Hayır, dedi, kendisi katiyen kabul etmiyor. Yalnız arkadaşlarımızdan birisi rüyasında onu Hz. İsa olarak görmüş.” dedi.
Bu kez ona; “Peki hiç rüya ile amel edilir mi? Hem de biraz önce söylediğim hakikatler ortada iken.” dedim.
Şeytanın bir rüya ile bu kadar insanı nasıl iğfal ettiğine, hakikatleri nasıl gizlediğine hepimiz hayret ettik.
Evet, zaman zaman kendisinin yahut mürşidinin Hz. İsa veya mehdi olduğunu iddia edenler oldu ve bundan sonra da olacaktır.
Her asırda Mehdi var mıdır? Mehdi bir tane midir? Sizce mehdi gelmiş midir? Bazı kimseler Mehdi’nin henüz gelmediğini söylemektedirler? Mehdi hakkında  görüşlerinizi alabilir miyiz?        
Bu mühim mesele asırlardan beri herkesin hayalinde dolaşmakta ve Mehdi’nin gelmesi merakla beklenmektedir. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de mehdilik iddiasında bulunanlar olmuştur.  Bazı kişiler tabi oldukları veya aşırı hüsn-ü zan besledikleri zatları mehdi ilan etmekte; bazı kimseler de Hz. İsa ile mehdinin aynı kişiler olduğunu iddia etmektedirler.     
Daha önce de arz ettiğim gibi,  mehdi olmayan birisine mehdi demenin yahut dememenin itikadî bakımdan hiçbir mesuliyeti yoktur. Mehdi olmayan bir zata mehdi demek veya mehdi olan bir zatın mehdiliğini kabul etmemek imani bir mes'ele değildir.
Mehdi, yol gösteren ve hidayete vesile olan demektir.  Bu tarif çerçevesinde, geçmiş büyük zatlardan Seyyid Ahmed-üs Sünusî, Seyyid İdris, Seyyid Yahya,  Seyyid Abdülkadir-i Geylanî, Seyyid Ebulhasen-i Şazelî, Seyyid Ahmed-i Bedevi ve Şah-ı Nakşibendi gibi maneviyat âleminin sultanları,  milyonlarca insanın hidayetine vesile olmuşlar ve bu ulvi vazifeyi hakkıyla ifa etmişlerdir.
Peygamber Efendimiz (sav.)’in haber verdiği ahir zamanda gelecek ve evlad-ı Resûl’den olacak olan Mehdi-i Azam,  manevi mücahedesiyle kıyamete kadar gelecek insanların irşadına vesile olacak, ehl-i dalalete ve zalimlere karşı metin bir irade ve büyük bir sabır ile mücadele edecek ve davasında biiznillah muvaffak olacaktır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah o günü uzatacak, ehl-i beytimden insanların hidayetine vesile olacak olan o Mehdi’yi gönderecektir.”[18]
Hz. Mehdi’den evvel yeryüzü zulüm ve ahlaksızlıkla dolduğu halde, O’nun zamanında adalet, huzur ve saadet hâkim olacaktır.  Malumdur ki, peygamber olan bir zat tebliğ vazifesini gizleyemez. Onu ilân etmekle mükelleftir, zira onların sıfatlarından biri de tebliğdir. Hz. Mehdi ise, mehdiyetini ilana memur değildir. O sadece irşat vazifesini ifa etmekle mükelleftir. İmam-ı Şarani’nin de ifade ettiği gibi, “Mehdi-i Azam Kur’an’a, imana ve âlem-i İslâm’a yaptığı icraatlardan ve hizmetlerinden tanınacaktır.”
Mehdi-i Azam, hak ve hakikati anlayıp anlatmada ziyadar bir yıldız gibidir. İnsanlara karşı son derece şefkatlidir. Fertler arasında muhabbeti temin eder. Kötü ahlaklardan içtinapla beraber söz ve fiillerinde Kur’an ve sünnet üzere hareket ederek kalbini ve latifelerini muhabbettullah ile tezyin eder. Rehber olduğu müntesiblerini, marifetullahta terakki ettirmenin yolunu ve adabını çok iyi bilir. Kur’an ve sünnetten iktibas ettiği nur ve feyiz ile tabilerini marifet ve muhabbet-i İlahiyede  en âli derecelere ulaştırır.    
Bediüzzaman Hazretleri;  “Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor,” buyurduktan sonra ahirzamada gelecek olan Mehdi-i Azam’ın özelliklerini şöyle ifade eder:
“… âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”[19]
Ahir zamanda gelecek olan Mehdi-i Azam, selefdeki mürşitlerin ve mücedditlerin hakiki bir vârisidir. Bir Arap şiirinde denildiği gibi, ‘Bütün âlemi bir şahsiyette toplamak Cenab-ı Hakk’a zor gelmez.” İşte bu hal, ahir zamanda gelecek olan o zatta tecelli edecektir.
Bediüzzaman Hazretleri, Mehdi-i Azam’ın vazifesini de şöyle ifade eder:
“Mehdi'nin cem'iyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid'akâranesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi ihya edecek; yani âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdi cem'iyetinin mu'cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.” [20]
Mehdinin asıl hizmetinin ve fütuhatının manevi kılıç tabir edilen ilim ile, hikmet ile, tebliğ ile ve  irşat ile olacağı yukarıdaki ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır.  Üstad, yine aynı eserinde şöyle buyurmaktadır:   
“Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek…. bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.”
Evet tarihe atf-ı nazar edildiğinde milletin fazileti, ahlakı ve irfanı için gayret gösteren, kalplere hayat bahşeden ve ruhlara nesim-i hidayet estiren  ve insaniyet semasında yıldız gibi parlayan başta aktab-ı Erbaa olan Abdülkadir Geylâni,  Ahmed er Rüfai,  Ahmed Bedevi, İbram-i Dusuki olmak üzere Şah-ı Nakşibendi gibi kutupların, gavsların, ariflerin, yüzyirmidört milyon evliyanın ve sayısız mürşid-i kâmillerin, Mevlana, Yunus Emre ve Ahmet Yesevî gibi ali şahsiyetlerin olduğu görülecektir. Bu müstesna zatlar,  kalp ve gönül âleminde hakiki mürşitler yetiştirerek İslâm dininin kayyumu olmuşlardır. İnsanlara marifetullah ve muhabbetullahın hakiki zevkini tattırmışlardır. Bu hal yaklaşık bin yıl devam etmiştir. Bundan sonra ise Mehdi-i Azam devri başlayacaktır.
"Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim." diyen Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan büyük mutasavvıf İmam-ı Rabbanî Hazretleri “Mektûbât-ı Rabbânî” adlı eserinin 260. Mektubunun bir bölümünde bu hakikati şöyle ifade eder:     
“Şunun da bilinmesi yerinde olur: Nübüvvet mansıbı, Hatemü’r rüsül Resulüllah (sav.) Efendimizle mühürlenmiştir. Ona ve âline salât ve selâm.  Lâkin tebaiyet yolundan, ona tabi olanlara bu mansıbın kemalâtından kâmil manada bir nasip vardır. Bu kamâlat nasibi diğerlerine nazaran,  ashab tabakasında daha ziyadedir.
Bu devlet,  kıllet yolu ile çoğalarak tabiine, sonra da teba-i tabiine sirayet etmiştir. Bundan sonra gizlenmiş, saklılığa geçmiştir. Bundan sonra, velayet kamâlatının zılliyeti yayılıp üstün gelmeye ve şüyu bulmaya başlamıştır.
Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra, bu saklı devlet tecdid edile. Ona bir üstünlük verilip şüyu bulması artırıla. Böylece kamâlatın aslı zuhur edip onun zıllıyetini örte. Ve nisbet –i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun.”[21] 
Peygamber Efendimiz (sav.)’in ahirete teşriflerinden sonra tabiin ve tebe-i tabiin devri üç yüz yıl devam etmiş, risalet cenahı mansıbını geri çekince, bundan sonra, tekke ve zaviyeler vasıtasıyla irşat devri başlamış ve büyük mürşitler vasıtasıyla nice kâmil müminler yetişmiştir. Bu hizmet de bin sene devam ettikten sonra Mehdi-i Azam devri başlamıştır. Onun hizmeti ise kıyamete kadar devam edecektir.
Mevzuumuzu Bediüzzaman Hazretlerinin şu harika ifadeleriyle bitirmek istiyorum:
“ Fâş etmek hatırıma gelmeyen bir sırrı, fâş etmeye mecbur oldum. Şöyle ki: Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı manevîsi "Ferîd" makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu, belki -ekseriyet-i mutlaka ile- Hicaz'da bulunan kutb-u a'zamın tasarrufundan hariç olduğunu. ve onun hükmü altına girmeye mecbur değil. Her zamanda bulunan iki imam gibi, onu tanımağa mecbur olmuyor. Ben eskide Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum.
Şimdi anlıyorum ki; Gavs-ı A'zam'da kutbiyet ve gavsiyetle beraber "ferdiyet" dahi bulunduğundan, âhirzamanda şakirdlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azîme binaen, Mekke-i Mükerreme'de dahi -farz-ı muhal olarak- Risale-i Nur'un aleyhinde bir itiraz kutb-u a'zamdan dahi gelse; Risale-i Nur şakirdleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u a'zamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telakki edip, teveccühünü de kazanmak için, medar-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.”[22]
DİPNOTLAR:
[1]  Maide Suresi 6/675
[2] Nursî, B.S Emirdağ Lahikası
[3]  Nisa Suresi 4/171
[4] Al-i İmran Suresi, 3/45
[5] Al-i İmran  Suresi, 3/59
[6]  Yasin Suresi 36/79
[7] Al-i İmran Suresi 3/55
[8]  Nisa Suresi 4/156-157
[9]  Al-i İmran Suresi 3/54
[10]  Nursî, B.S Mektubat
[11]İbn Mace, Fiten, 28
[12] bk. Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i İsa İbn-i Meryem, 14/332
[13] Nursî, B.S Mektubat
[14] Nursî, B.S Şualar
[15] Nursî, B.S Mektubat
[16] Nursî, B.S Mektubat
[17] Ebu Davud, Mehdî, 1; İbn Mace, Fiten, 34
[18] Ebu Davud, Mehdi 1; Tirmizî, Fiten 52
[19] Nursî, B.S Mektubat
[20] Nursî, B.S Mektubat
[21] Mektûbât-ı Rabbânî,  Çile Yay. İstanbul, 1983. Çeviri A. Kadir Akçiçek 1 cilt, sayfa 569
[22] Nursî, B.S Kastamonu Lahikası
www.mehmedkirkinci.com

Kaynak: Hz. İsa ve Mehdi geldi mi? Onları nasıl tanıyacağız?